PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Alen kimdir ?Röportaj...


Hüseyin Balcı
11-30-2007, 14:27
alen markaryan kimdir, bu noktaya nasıl geldi!!!...

--------------------------------------------------------------------------------

Beşiktaşın kapalı tribün amigoluğunu yapan Alen Markaryan, "Biz 93 yılında tribün terörünü bitirdik. Bugün hangi deplasmana giderseniz gidin, ya futbolcu ya da taraftar taşlanır. Çünkü orası göz önünde değil, organize bir şey yok" dedİ



Alen Markaryan 1991 yılından beri Beşiktaş'ın kapalı tribün amigoluğunu yapıyor. 6 Kasım 2002'deki Fenerbahçe-Galatasaray derbisinden sonra, 4 arkadaşıyla birlikte, bir yıl her türlü spor müsabakasına girememe cezası aldı. "Hiç kimseye kırgın değilim. Ceza gelir geçer. Ne de olsa tribünler bize destek çıktı. Önemli olan tribünün kararıdır." diyor. Her gole sevinemeyen amigo Alen'le tribünleri, taraftarlığı, holiganizmi, eski derbileri, yani her şeyi konuştuk


Nasıl amigo oldunuz?

Bu serüven 1984 yılındaki gecelemelerle, kavgalarla başladı. O zaman geceleri kovalamacalar, tribün kapma mücadeleleri vardı. Bunlar 7-8 sene sürdü. Ama 1990'dan sonra, emniyet, güvenlik açısından herkesin tribün önüne çıkmasına izin vermedi. Sadece 1-2 kişiye izin verildi. Benim amigo olmam, seçimle ya da kararla olmadı. Tribündeki hareketlerimizden, taraftarların bana karşı etki tepkisinden kaynaklandı. Bir baktım, omuz vermişler, tribün lideri olmuşuz.



Size göre taraftarlığın tanımı nedir? Taraftarlık bir meslek midir?

Taraftarlık asla bir meslek değildir. Taraftar takımına destek veren kişidir. Taraftar maça gelip eller cepte, bağırmadan maç seyreden, çekirdek yiyen ya da neskafe içen kişi değildir. Esas taraftar, takımına destek veren kişidir. Taraftarlık insanın tutkusunu, hevesini, bilinçaltındaki ve özel hayatındaki her şeyi bağlı olduğu kurum veya kuruluşa ya da camiaya verebilmesidir. Sözlükte taraftarlık 'bir şeyi benimseyip ona manevî anlamda destek olmak' diye geçer. Taraftarlığın gerçek anlamı, takımı maç öncesinde ve 90 dakika süresince destekleyip motive etmektir.
Beşiktaş tribünleri, jenerasyon bağının en kuvvetli olduğu tribünlerdir. Benim, 14-15 yaşındayken ağabey dediğim insanlar şimdi tribünde beni gördüklerinde bana 'Alen Abi' ya da 'Amigo Alen' diye hitap ediyorlar. Aramızda çok iyi bir bağ var.

Tribünler tezahürat bakımından çok zengin. Bu tezahüratlar nasıl ortaya çıkıyor, nasıl besteleniyor?

unlar arkadaş meclislerinde, toplantılarında bir yerlerde oturup, çay-kahve ya da bira içerken günümüz müzikleriyle oluşturuluyor. Bundan 15-20 sene önce yaşanan nota kıtlığı yüzünden, müzik sistemi hep aynıydı. Yani kısıtlı müzik vardı ve o yüzden tezahüratlar hep Müslüm Gürses, Orhan Gencebay gibi sanatçıların şarkılarına dayanırdı. Ama günümüz müziğinin gelişmesiyle sanatçılar çoğaldı. Çok şarkı olunca müzik yapmak zor, söz yazmak kolay oluyor. Çok iyi beste yapabilen arkadaşlarımız var. Son 3-4 seneye damgasını vuran, gazetelere konu olan bestelerimiz var.
Biz tezahürat ve slogan konusunda iyiyiz. Aslolan tribünde maçın gidişine göre slogan yaratmak; hakemi, rakip seyirciyi ve futbolcuyu etkileyip kumpasa almaktır. Biz bunu başarabiliyoruz. Çünkü tribündeki taraftarlar gözlerimden ve hareketlerimden beni anlayıp hemen harekete geçebiliyorlar. Bunda, bizim kapalı tribünün içe doğru yay şeklinde olması çok etkili. Ben tribünün en ucundaki seyirciyi bile görebiliyorum. Ali Sami Yen ve Kadıköy'de böyle bir ortam bulunmadığı için iletişim zayıflıyor, performans düşüyor. Zaten başarımızın yüzde 50'si de buradan geliyor

Küfür sahalardan silinebilir mi?

Küfür Türkiye'de çarpıtılıyor. Küfür sadece tribün bağlamında ele alınmamalıdır. Küfür Türk toplumunun bilinçaltında var. Osmanlı'dan beri var. Filmlerde sıkça kullanılıyor. Son 4-5 senede 'lan' kelimesinin kullanılmadığı bir cümle duymadım. Mecliste insanlar birbirine küfredip, silâh çekiyor. Bunların hepsi Türk toplumunun geleneğinde var. Televizyonlarda milyonların seyrettiği spor programlarında, Ahmet Çakar ile Erman Toroğlu birbirine küfrederse, Ziya Şengül kahve sahibi gibi racon keserse, bunları seyreden insanın en rahat edebileceği yer olan statlarda küfretmesi doğal. Üstelik adam keyfinden küfretmiyor. Ortada haksızlığa isyan var. Hakem aleyhinize olmayan bir ofsayt bayrağı kaldırıyor, bir penaltı yaratıyor; böylece hakem tribünlere ve TV başında maçı seyreden taraftara küfretmiş oluyor. Kendisine küfredilen bir toplulukta da küfürle cevap veriyor. Ama 7-8 maçtır sahamızda küfür yok. Biz taraftarlarımızı, maçtan önce, sahamız kapanır, ayrıca 100. yılımız diye uyarıyoruz. Caydırıcı cezalar etkili olabilir; ama şampiyonluk maçının 89. dakikası, hakem haksız bir penaltı çalmış; ne yaparsın? Film bir yerde kopar, ondan sonra ceza hak getire.

Sahalarda yaşanan gerginliklerde medyanın payı nedir?

Türkiye'de reyting amaçlı spor yazarları var. Bunların kalemlerinden mürekkep yerine kan damlıyor. İnsanlar kanla besleniyor. Ahmet Çakar'ı, Erman Toroğlu'nu, Ziya Şengül'ü görüyoruz. Bu adamlar Türk toplumuna yakışmıyor. Spor medyasını bu kişilerden arındırmak gerekiyor. 3 büyük kulübün taraftarı üzerinde oynanan kirli oyunlar var. Elmalarla armutları karıştırıyorlar. Bunların takipçisiyiz. Biz doğru adımlar atıyoruz. Bu sene maçlarımızda sahaya meşale atılmadı, hakem anonsu yapılmadı. Biz emniyetin bizden istediklerini yerine getirdik. 90'lar öncesinin olaylarıyla beslenen bir basınla karşı karşıyayız. İnsanları her yere sürükleyen bir medya var.

Biz değiştik, medya aynı yerde kaldı mı diyorsunuz?
Biz 93 yılında değiştik. GS-FB-BJK amigoları, Adnan Polat'ın girişimleriyle yapılan toplantı sonucunda eskisi gibi bir yerlerde toplanıp, saldırma amaçlı tribün mücadelelerinden vazgeçtik. Konumuz yer mücadelesiydi; mücadele, tribünün esas yerini kapma mücadelesiydi. Adnan Polat ve Hıncal Uluç'un girişimlerine bir de UEFA'nın baskıları eklenince, tribünlerde kombine bilet ve numaralı sisteme geçildi. Böylece mücadele edilecek bir tribün kalmadı. Zaten tribünü otomatik olarak biz almış olduk. 93'ten itibaren bir olay olmadı. Çok iyi incelerseniz İstanbul'da tribün terörü bitmiş, terör Anadolu'ya geçmiştir. Bugün hangi deplasmana giderseniz gidin, ya futbolcu ya da taraftar taşlanır. Çünkü orası göz önünde değil. Orada organize bir şey yok; saklanmak, kaçmak çok kolay. Bunun en güzel örneği Beşiktaşlı futbolcuların gündeme gelmeyen Denizli'de taşlanmaları. Her şey eyyam kokuyor.


Deplasmana giderken kesici aletler götürmek şov amaçlı mı, yoksa bunun altında başka bir neden mi var?

Burada iki ayrı konu var. Birincisi polis deplasmana giden taraftarları çok iyi koruyor. Deplasmana giderken karşı takımın taraftarlarıyla karşı karşıya gelmiyorsun. Eskisi gibi karşılaşıp kavga etmek bitti. 99'dan itibaren Kadıköy'e otobüslerle gidiliyor. Ben bu güne kadar, stada girerken bir Fenerbahçeli taraftar görmedim. Otobüsten inip hemen maça giriyoruz. Kavga edecek bir ortam yok. Zaten kavgaların hiçbir anlamı yok; biz kavga istemiyoruz. Bizim aramızda hiçbir husumet yok, arkadaşlarımız da bizim sözümüzü dinliyor. Trabzon'a, Kocaeli'ye gidiyoruz, kavga-dövüş yok. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Fakat medya maalesef geriden geliyor. Biz spor basınından 15 yıl ilerideyiz. Nasıl Avrupa'yı 15 yıl geriden takip ediyorsak, basın da bizim 15 yıl gerimizde. Biz antrenmanı izlemeye giderken, gazeteciler bize gelip 'Antrenmanı basmaya mı gidiyorsunuz? Basacaksanız bize de haber verin' derlerdi. Böyle gazeteciler var. Bunlarla bir yere varamazsınız. Spor basınında diplomalı gazeteci yok. Rıdvan Dilmen'in, Erman Toroğlu'nun diploması mı var?8

Eskiden derbilerde tribünler yarı yarıya bölünürdü. Şimdiyse 500 kişilik gruplar derbilere gidebiliyor. Bu duruma nasıl gelindi?

12 Eylül 1980 darbesinden sonra alınan kararlar sonucu, her tribün yarı yarıya bölündü. Gün geçtikçe tribünler kombineli sisteme döndü. Böylece 40 bin kapasitesi olan stadımız 23 bin kişilik hâle geldi. Yani eskiden iki takımın taraftarı da 20 bin kişiydi; fakat kombineli sisteme geçilince sayı azaldı. Yani iki takımı seyretmeye 10'ar bin kişi gelmeye başladı. Daha sonra bizim stadımızda deplasmana gelen taraftarlar sadece açık tribüne alındı, sayıları 5 bine düştü. Bu sayı da insanları tatmin etmedi. Güvenlik tedbirleriyle bırakılan boşluklar sonucu bu sayı daha da azaldı. Daha sonra 2 binlere, en komiği ise bin 611 gibi rakamlara düştü. Son yaşanan olaylar sonucu da bu sayı 500'e düştü.
Gün geçtikçe rekabet denen, derbi denen şey bitti. Derbi, iki denk kuvvetin arenada birbiriyle kapışmasıdır. Derbi, tarihten, güçten gelen bir şeydir. BJK-GS-FB derbisi dendiğinde, derbi daha bir anlam kazanır. Bu takımlar arasında 1900'lü yılların başından beri süregelen bir mücadele var. 2 sene önce internette yaptığımız anketler sonucu, taraftarların da eskiye dönülmesini istediğini gördük. Çünkü derbi anlamını yitirdi. Ben artık derbi maçlarına derbi gibi bakmıyorum. Kadıköy'e gidiyorsunuz, 54 bin kişiye karşılık bin kişi var. Böylece 54 bin kişinin egosu tatmin ediliyor. İğrenç bir durum. Artık kimse derbilerden zevk almıyor. Çünkü karşında muhatap alacağın bir seyirci yok. Tribünler yarı yarıyayken kim daha iyi organize olacak, kim daha iyi bağırıp takımını motive edecek mücadelesi vardı. Amaç hedeften saptırıldı. Amaç FİFA'nın oyuncağı hâline geldi. FIFA tüketen taraftar istiyor. Gidip atkı, bayrak, forma, şort alan seyirci istiyor. Öte yandan gerçek taraftar, tüketen taraftar olmak istemiyor. O zaman da size çapulcu diyorlar. Çapulcu denen adam 90 dakika takımını destekliyor. Parası yoksa gidip yöneticiden bilet istiyor. Bu adam bileti alıp turşusunu mu kuruyor? Parası olsa gider kendi cebinden biletini alır.

Süleyman Seba bedava bilete karşıydı. Yöneticinin yanına taraftar gidemezdi. Zaten Seba yöneticilerin taraftarla görüşmesini yasaklamıştı. Bu konuda çok katıydı. Bedava bilet, para, rüşvet, deplasmana otobüs bizde olmaz, çünkü başkan buna izin vermezdi. Taraftara asla taviz vermezdi. Bizim 2 jenerasyon üstümüz para için değil, Beşiktaş için geldi. Para için gelenler de oldu, ama onlar bizim tribünde para olmadığını anlayınca ayıklandılar. Zaten hemen kendilerini belli ettiler. Alan gerçek Beşiktaşlılara kaldı.
__________________

Mehmet Erhan
11-30-2007, 14:28
anlamadığım cezasını avrupa maçlarında neden çektiği...

Hüseyin Balcı
11-30-2007, 14:32
anlamadığım cezasını avrupa maçlarında neden çektiği...

Çünkü resmi musabakalardan men cezası o ...

Hüseyin Balcı
11-30-2007, 14:34
Çarşı'nın Efsane Lideri Alen, Beşiktaş'ın Şok Mağlubiyetlerinin Hakkında Ne Düşünüyor

--------------------------------------------------------------------------------

Tartışmalı Fenerbahçe maçı ve 8-0’lık Liverpool deplasmanının ardından tüm gözler Beşiktaş’a çevrildi. Kara Kartal cephesinin nabzını ölçmek için efsane tribün grubu Çarşı’nın efsane lideri Alen Markaryan’ın kapısını çaldık

Yeri geldi hepsi Eto’o oldu. Yeri geldi hepsi zenci oldu, Ermeni oldu. Ozon tabakasına da karşı çıktılar, Sinan Engin’e de. Ama onlar zaten her şeye karşı! Onlar Türkiye’nin en köklü takımlarından Beşiktaş’a gönül vermiş Çarşı grubu. Çarşı’nın a’sını asilikten, ateşlilikten alan tatlı sertler. Yaptıkları tezahüratlarla sadece Türkiye değil Avrupa takımı taraftarlarını da şaşkınlığa uğratıp kendilerine gıptayla bakılmasının ayrıcalığı yaşayan siyah-beyaz taraftarlar. Futbol dediğimiz, kimine göre 11 delinin bir topun peşinden koştuğu kimilerinin ‘hayatın anlamı’nı bulduğu oyunda 12. adamlığın hakkını veren yegâne topluluk Çarşı. Futbolun asla sadece futbol olmadığını büyük puntolarla göstermeyi amaç edinmiş, siyah-beyaz renklere gönül verseler de grinin varlığından da haberdar olan bu romantik insanlara çevrilmiş durumda şu sıralar tüm gözler. Bunun sebebi, meşin yuvarlağı yastığının altına alıp uyuyan, sabah yine onu öperek uyanan Türkiye’nin gündeminde geçen hafta oynan Fenerbahçe-Beşiktaş maçının olması. 2-1 Fenerbahçe lehine devam eden maçın uzatma dakikalarında Beşiktaş’ın bulduğu golün faul gerekçesiyle iptal edilmesi büyük tartışmalara yol açtı hatırlarsanız. Asıl bomba ise maçın sonrasında Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’den geldi. Sivasspor maçına PAF takımla çıkacaklarını belirten Demirören’in açıklaması, kulübü ve taraftarları ikiye böldü. Bu karmaşık ortamda Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi grup maçında Liverpool deplasmanından 8-0’lık sonuçla dönmesi de Kara Kartal yuvasında işlerin ters gittiğinin göstergesi oldu. Biz de bu olaylardan sonra Çarşı’da neler olup bitiyor öğrenelim istedik. Bunun için de doğru adres, bu büyük orkestranın şefi Alen Markaryan’dı. İngiltere deplasmanı dönüşünün ertesinde Beşiktaş cephesindeki son durumu öğrenmek üzere Çarşı’nın Amigosu Alen’i ziyaret ettik.

Tartışmalı Fenerbahçe maçı, Liverpool’dan alınan üzücü mağlubiyet... Çarşının ruh hali ne durumda?

Denizlerdeki gel-git dönemi gibiyiz. Aslında alınan sonuçların taraftarla bağdaştırılması yanlış. Biz tribünde kendi işimizi yapıyoruz. İyi de yapıyoruz ki dünya bizi yazıyor. Fenerbahçe maçının ertelenme talebinde biz de yönetimle aynı fikirdeydik. Bir haftada 3 maçın zor olacağını düşünüyorduk. Ama kabul edilmedi. Beşiktaş, insanların gözünde 3. sayfa takımı olarak görülüyor. Fenerbahçe maçında olanlar Beşiktaş’ın vidalarının yerinden oynattı. Bir de üzerine Gökhan Zan sakatlandı. Durum böyle olunca Liverpool maçına 2-0 yenik başladık. O maçta olanları Fenerbahçe camiası yapmadı. Maçta görev alan hakemler yaptı. Bir de şunu söylememiz gerekiyor; Beşiktaş’ın maç oynayacağı gün Federasyon “hakemler suçsuz” diye açıklama yaptı. Bu da sinirlerimizi iyice gerdi. Ama 8-0’lık skordan hepimiz utandık.

Bu söylediğiniz ‘3. sayfa takımı’ olma durumunun sebebi ne sizce?

Lobisizlik. Beşiktaş lobisini yeterince kullanamıyor.

HEP İSTENMEYEN ÇOCUK OLDUK

Var da mı kullanamıyor?

Lobi yalnızca bürokrasinin kanadında değildir. Bugün bir gazetenin yayın yönetmeni Fenerbahçe-PSV maçı sonrası Fenerbahçeli futbolcuların soyunma odasındaki ruh halini yazdı. Yani bir galibiyet sonrası soyunma odasına girebilecek kadar Fenerbahçeli. Aynı şekilde Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni de öyle. İki gazetenin yayın yönetmeni Fenerbahçeli’yse lobiyi bana sormayın! Köşebaşları, musluklar tutulmuş durumda. Tabii lobisizlik son 3-5 senedeki bir durum değil. Biz önceden de istenmeyen çocuktuk.

FUTBOLCU İŞİNİ YAPACAK!

Fenerbahçe maçından sonra yönetimin “Lig maçlarına bundan böyle PAF takımla çıkacağız” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

O maçtan sonra tribündeki Beşiktaş taraftarı “başkan takımı ligden çek” diye bağırdı. 10 dakika sonra telefon geldi. Sinan Engin de, başkan da PAF takımla çıkacağız” açıklamasını yapmış. Başkan taraftar gibi düşünüyor. Bizi en çok sevindiren şey bu. Taraftar gibi düşünmesi iyi mi kötü ben o konuda yorum yapamam. Ama Yıldırım Demirören bu kadar paraya, zenginliğe rağmen işin altına elini hatta kafasını koyuyorsa birilerinin de aynı şeyi yapması lazım.

Peki, bu açıklamanın futbolcular üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

Hiçbir etkisi olmaması lazım. Çünkü onlara en kötü zamanlarda bile bu yönetim ve taraftar arka çıktı. Futbolcuların sığınacağı hiçbir liman yok. Futbolcu işini yapacak. Nedir onun işi? Futbol oynamak. Hiçbir takım 8-0 yenilecek kadar kötü olamaz. Öyle olunca ben 3 tane kırmızı kart ararım maçta. Skoru kaldıramazsın gider tekme atarsın, yumruk atarsın. Maçta sarı kart yok! Böyle olunca insanın kafasına soru işaretleri yağıyor. Büyülendin mi, afyon mu yuttun? Bundan sonraki maçları kazanacaklar; bu bir nebze olsun bize 8-0’ı unutturacaktır.

PAF takımı açıklamasından sonra taraftarlar da ikiye ayrılmış durumda…

Eğer skandal yaratacak bir şey yapılacaksa ben PAF takımla çıkılmasından yanaydım. Hatta takımdan belirlenmiş bir oyuncu kendi kalesine gol atacak, daha sonra formasına yazdığı “Bu golü kabul ediyor musun?” yazısını hakeme gösterecek. UEFA görevli gönderip “Beşiktaş’ta neler olup bitiyor” diye soracak. Bir skandal olması lazımdı yani. Yoksa PAF takımla çıkıp oynamışsın bir anlamı yoktu bence.

Başkan, “taraftar maçlara gitmesin” açıklaması yaptı…

Bir anda kızgınlığın verdiği bir şey bu. Ecevit’in bir lafını okudum gazetelerde; “Ben halkıma hiçbir zaman şuraya gelin demem ama ben şu saatte Taksim Meydanı’nda olacağım derim”. Başkan’ın bunu söylememesi gerekirdi. Kendisini sevmeyen insanlara bir zemin hazırlamış oldu.

Bir gazetede çıkan röportajınızda Yıldırım Demirören’in net kararlar veremediğini söylemişsiniz…

Ben Sabah gazetesinin o ekinde çıkan hiçbir lafın altına imza atmam. Açıkçası röportaj da vermek istemedim. Bir arkadaşımın ricasını kıramadım. Biz konuşurken 3. kişiler yandan lafa atlıyordu. Muhabir benim ağzımdan yazmış. O yüzden benim için o röportajın geçerliliği yok.

MEDYA BEL ALTINDAN VURUYOR

Bir başka röportajınızda da “Beşiktaş’a gelmiş hiçbir futbolcuyu sevmiyorum” demişsiniz…

“Beşiktaş’a gelmiş hiçbir futbolcuyu” demedim. Yanlış hatırlamıyorsam 2 yıl önceydi o röportaj. O gün oynayan futbolcuyu sevmiyorum dedim. Beşiktaş formasına yakışır biçimde oynamadıkları, Beşiktaş’ı yaşamadan oynadıkları için söyledim.

Medyaya olan kızgınlığınızın sebebi nedir?

Medya bel altından vuruyor Beşiktaş’a ve Çarşı’ya. Bazı gruplar var şimdi isim vermeyelim; adam beni arıyor “Alen işin aslı nedir?” diyor. Anlatıyorum. Yine kendi bildiğini okuyor. O zaman niye beni aradın kardeşim? Çarşı Beşiktaş’ı desteklemek dışında ne yapmış? Beşiktaş camiası için söylüyorum. Bütün iyileri toplayın.

ÇARŞI GÜNAH KEÇİSİ!

Peki, Beşiktaş’ın son dönem başkanlarından Süleyman Seba, Serdar Bilgili ve Yıldırım Demirören’i karşılaştırırsak; aralarında ne gibi farklılar var?

Süleyman Seba döneminde haberler sadece gazeteden okunuyordu. Futbolcu seçimleri o kadar iyi değildi. Avrupa’nın Türkiye’ye bakış açısı farklıydı. PSV o zamanlar UEFA’nın elektrik, ışık sistemlerini yapıyor. Sen PSV’yle maça çıkıyorsun. Hangi hakemin PSV aleyhine karar vereceğini düşünürsünüz? Böyle dönemlerden buralara gelindi. Bir ön yargı durumu vardı. Galatasaray Avrupa Şampiyonu oldu Hagi gibi önemli futbolcular aldı. Bakış açısı 180 derece döndü. Seba döneminde taraftar, Yönetim Kurulu kısaca herkes Beşiktaş için bir şeyler yapıyordu. Başka kimse olmadığı için herkes onun etrafındaydı. Serdar Bilgili başkan olduğunda yönetim kuruluna derneklerden, gruplardan üyeler alındı. Bundan sonra da kutuplaşmalar, adamcılıklar başladı. Bu da taraftarı böldü. Biz taraftarı aynı çatıda toplamaya çalışıyoruz. Üç başkan döneminde de taraftar aynı taraftar. O taraftar içine sızabilme mantığı değişti. Ama biz buna izin vermiyoruz.

İçeri sızmaktan kastınız nedir?

Okyanustaki bir kibrit çöpünü bile Çarşı’dan bilen bir zihniyet var. Takım başarılıyken herkes Beşiktaşlı. Takım başarısızken vaziyetten durum çıkartanlar var. Bunlara da maalesef izin yok. Bize diş geçiremeyeceklerini anlayınca başlıyorlar... Ölüm borazancıları yani. “Seba’yı Bilgili’yi bunlar istifa ettirdi” diyenler neyin ne olduğunu bizden daha iyi biliyorlar. Şimdi de aynı adamlar Demirören istifa etsin diye bize baskı yapıyorlar. Yemezler kardeşim! Günah keçisinin adını Çarşı koymuşlar.

Alen Markaryan kimdir?

27 Mayıs 1966 doğumlu Beşiktaş’ın tribün amigosu Alen Markaryan’ın tribün hikayesi 1980’li yıllara dayanıyor. O zamanlar statta gecelemelerle, kavgalarla, boş rakı şişelerini satıp maça bilet almasıyla başlayan Beşiktaş taraftarlığı Alen’e babadan yadigar. Ama öyle böyle taraftar olmadığını söylüyor Alen babasının. Gol olunca tribünden düşüp bacağını kıracak kadar fanatikmiş babası. Taraftarlığı asla bir meslek olarak görmeyen Alen, 1991’de kendisini Amigo olarak bulmuş. Çarşı grubunun dillere pelesenk olmuş tezahüratlarının son ütücüsü Alen, spor gazetelerine yazdığı yazılarla da hayatının sadece futbol olmadığını gösteriyor. Alen, şu anda Pangaltı’nda Aleni Ocakbaşı’nın işletmeciliğini yapıyor.

Akşam
_________

Hüseyin Balcı
11-30-2007, 14:40
http://www.youtube.com/watch?v=GwdlahISDs4

http://www.youtube.com/watch?v=04dmcdOHsJA&feature=related

Bülent Girgin
11-30-2007, 14:46
alen markanyanin yazilarini okumak için hep sabirsizlaniyordum zamaninda takiiiiiiiiii su sinan enginden özür dileme olayi olana kadar, o olay birçok seyi aldi götürdü benden, en kötüsü çarsiya ve alene olan GÜVENIMI !!!!!!!!!!

Mehmet Erhan
11-30-2007, 14:48
bende çarşı için değil ama alen için bülent abi gibi düşünüyorum...o malum olaya kadar tapıyordum ona...ama şimdi tüm hayallerimi yıktı özür olayıyla!!!!... :( :( :( :( :(

Hüseyin Balcı
11-30-2007, 14:49
alen markanyanin yazilarini okumak için hep sabirsizlaniyordum zamaninda takiiiiiiiiii su sinan enginden özür dileme olayi olana kadar, o olay birçok seyi aldi götürdü benden, en kötüsü çarsiya ve alene olan GÜVENIMI !!!!!!!!!!
Bukadar basitmi abi ? okadar emekle toplanan domateslerin bir çürüklüğü yüzünden hepsinin dökülmesi nekadar doğru ?
Alen ile işim olmaz ama adam gibi adam abi buna eminim ...

Bülent Girgin
11-30-2007, 14:52
Bukadar basitmi abi ? okadar emekle toplanan domateslerin bir çürüklüğü yüzünden hepsinin dökülmesi nekadar doğru ?
Alen ile işim olmaz ama adam gibi adam abi buna eminim ...

o zaman çikip gerçekleri söylesin hüseyin, demirörenin onu s.e nin aygina gönderdigini, kulüpte neler oldugunu anlatsin , anlatsinki bu büyük taraftarda gerçekleri ögrensin!!!! sineye çekin demekle olmaz böyle seyler, benim görüsüm bu tabii, sizler sineye çekmeye devam edebilirsiniz :( :( :(

Hüseyin Balcı
11-30-2007, 14:55
o zaman çikip gerçekleri söylesin hüseyin, demirörenin onu s.e nin aygina gönderdigini, kulüpte neler oldugunu anlatsin , anlatsinki bu büyük taraftarda gerçekleri ögrensin!!!! sineye çekin demekle olmaz böyle seyler, benim görüsüm bu tabii, sizler sineye çekmeye devam edebilirsiniz :( :( :(

Abi bekleyecez görecez elbet bu sorularınnın cevabıda gelecek bir mantıklı açıklama yapılacak...ne yani git özür dile yoksa amigoluğu unut para mara yedirmem sanamı dedi demirören ?

Bülent Girgin
11-30-2007, 14:57
Abi bekleyecez görecez elbet bu sorularınnın cevabıda gelecek bir mantıklı açıklama yapılacak...ne yani git özür dile yoksa amigoluğu unut para mara yedirmem sanamı dedi demirören ?

bende konusulanlari merak ediyorum hüseyin, neden veya nasil gönderildi alen oraya?

Hüseyin Balcı
12-01-2007, 08:15
Alen abiye deliler gibi hastayım. Onun bu takım için yaptığının 100 de 1ini biz yapsak "yeter ulan ben yoruldum" deriz. 25 yılın yorgunluğuna rağmen ilk günkü kadar hevesli oluşuna şaşırıyorum. Tribünlerin tek abisi. Üçgen vücutlu amigo Alen :D eee insanın Mehmet IŞIKLAR gibi bir yoldaiı olursa elini her taşın altına sokar. Orasıda ayrı tabii.

O kadarda değil tek abisi değil ayhan,yılmaz,cem,murat,ali ve Bülent abilerimizde var ya aleni satılmış görenlere sorarım verdikleri hangi maddi değer ile ölçülebilir ?
Samimi amigo Alen markaryan...

Utku Öz
12-01-2007, 11:10
Alen markenyan tam bir centilmen olmuş :) aslında hep öyleydi zeki bir adam hangi tarafatarda varki böyle amigo zamanında mevzusunu da yapmıs buralara gelmke için helal olsun tekrar diyorum onun velihatı yok.

Okyanustaki bir kibrit çöpünü bile Çarşı’dan bilen bir zihniyet var. Takım başarılıyken herkes Beşiktaşlı. Takım başarısızken vaziyetten durum çıkartanlar var

alemin derdi biz olmuşuz demekki iyi ko...muşuz...

kendi içimizdeki çatışmayı bitirmemiz lazım tribün içlerindeki cepheleşme bitsin artık tamam bende o çarka çomak sokmuyorum aynısıyım ama emin olunsun ilk adım gelirse devamı gelicektir

ya bide başkanları karsılastırmışız olurmu öyle şey süleyman sebanın taraftara amigo ya ne kadar katı bir politika uyguladığını herkez biliyor!!!!

Alen bu yenı nesil sen ölmedikce arkanda ;)