Hasret Ergül
11-29-2007, 07:46
http://img.sabah.com.tr/im/2007/11/29/9BF7666FD0AFE44482938D70r.jpg
Şampiyonlar Ligi A Grubu'nda mücadele eden Beşiktaş, İnönü Stadı'nda Marsilya'yı konuk etti. 8-0'lık Liverpool yenilgisini unutturmak isteyen Kartal, Tello ve Bobo'nun golleriyle Marsilya'yı 2-1 yenerek tur ümidini son maça taşıdı. Siyah- beyazlı ekibin ortaya koyduğu futbol spor yazarları tarafından tam not aldı. Basında çıkan yorumlar şöyle;
İSKENDER GÜNEN: İKİ AYRI BEŞİKTAŞ (SABAH)
Beşiktaş, Marsilya'yı 2-1 yenerek gruptaki puanını 6'ya çıkardı. Son maç Portekiz'de... Porto'nun Liverpool'da 3 puan bırakmasından sonra görünen o ki, Porto-Beşiktaş maçı bir final niteliğinde olacak.
Beşiktaş-Marsilya maçını iki ayrı devre olarak değerlendirmek gerekiyor. İlk yarıda saha içi yardımlaşma, tempo, coşku, kazanma azmi ve takım olma bilinci üst düzeyde bir Beşiktaş izledik. Maçın başlamasıyla birlikte Marsilya'yı kendi alanına hapsettiler ve topun olduğu her yerde çoğalarak rakibi hataya zorladılar.
İkinci yarı ise sahada ilk devrenin tam tersi bir Beşiktaş vardı. 1-0'ın verdiği avantajla daha özgüvenli olması gerekirken, anlaşılmaz bir biçimde kendi sahasından çıkamayan bir takım görüntüsündeydi. Artık Beşiktaş Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tura çıkabilmek için Porto maçını 3 puanla kapatmak zorunda. Futbolda her türlü sonuç var. Umuda yolculukta Kara Kartal'a başarılar dilemekten başka sözümüz yok.
GÜRCAN BİLGİÇ: BAŞARININ ANAHTARI (SABAH)
Marsilya'nın ürkek dakikalarında oyunu çok iyi kontrol ettiler ve çoğalarak hücum etmeye çalıştılar. Nefis bir frikik ile gelen üstünlükten sonra da soğukkanlı kaldılar ve devrenin son beş dakikasında İbrahim Üzülmez ile etkili ataklar geliştirdiler.
Marsilya'nın ikinci yarıda oyunu domine etmeye başlaması ve Beşiktaş'ın bunu kabullenmesi anlaşılır gibi değildi. Aynısını Liverpool maçında da yaptılar. Büyük hatalara, yanlışlara ve rakibe tanıdıkları fırsatlara rağmen kazandılar.
Maçın sonucu, bu iki çizgiyi birlikte yaşamak kadar önemli değil. Çünkü bunu sürekli kılmak, zaten başarıyı yanına çağırmaktır. Beşiktaş takımı bu maçın sonunda bir kez daha iyi defans yapamadığını öğrendi. Kalitelerini zorlayarak bu tecrübelerinden yararlanmalılar.
Geçmişe yanarak, ileriye gidilmez.
FATİH DOĞAN: TELLO VE BOBO (FOTOMAÇ)
Bir futbol takımı için bir futbolcu her şey değildir. Ama iyi bir futbolcu bir takım için çok şeydir. Bu yüzden yokluğunda kaybeden Beşiktaş'ın Tello'ya kavuşması bu düşünceleri aklıma getirdi. Sakatlık illeti Şilili futbolcuyu bulmasaydı bugün Beşiktaş'ın durumu farklı olabilirdi. İlginç gelebilir ama Beşiktaş golü yerken de sakatlanan Tello kenarda ve takım 10 kişiydi!
Önce Bobo, Tello, Toraman, Üzülmez hepsini alkışlamak, emeği geçenleri kutlamak gerek. Özellikle de Beşiktaş'ı 4 yıl aradan sonra ilk kez soktuğu Şampiyonlar Ligi'nde ilk senesinde 6 puan alan Ertuğrul Sağlam'ı da unutmamak gerek. Ancak şunu da belirtelim. Beşiktaş bu yıl 3 kaleci aldı. Bu sezon kaleden yana yüzü gülmedi. Bu açıdan hep sıkıntı çekti. Ertuğrul Sağlam 'Bazı futbolculardan istediğimiz verimi alamadık' derken sanırım bu bölgeyi de kastediyorlar. Beşiktaşlı bu kadar para ödenen kalecilerinden maç kurtaracak performans bekliyor. Herkesin sorumluluğu paylaşması gerekiyor.
MEHMET DEMİRKOL: DOKTOR TELLO (MİLLİYET)
Şampiyonlar Ligi'ne kalmış, ev sahibi bir takımın bu kadar topa yabancı kalmasını anlamak mümkün değildi. Hem de o kadar iyi bir ilk yarının ardından. Beşiktaş'ın bu kadar baskı yemesinin bir maddi açıklaması da yok. 5 dakika tamam, 10 tamam, ama 20 dakika durmak tükenmek bilmeyen bu baskının altından kalkmak mümkün olmadı nasılsa!
İlk yarıda Ricardinho, Delgado, Tello (oyunun lideri garip bir şekilde üçüncü isim) topu aldıklarında enine ya da boyuna savunma kanatlarını ve Bobo'yu da oyuna katarak pekala etkili akınlar yapmayı başarmışlardı. Bu oyunun en azından gölgesi geri döndü.
Tello'nun çizgi dışı golünün hakkını veren bir oyundu bu.
Bu kadar yakın mesafeden barajın üzerinden indirdiği top kuşkusuz gecenin gollerinin başında gelecek çünkü. Zola'dan beri çok az görünen bir goldü. 2 metre geriden olsa tamam ama bu kadar yakından... Gerçekten muhteşemdi. Doktor inceliği vardı.
Bobo'nun sayısı her şeyden, umutları devam ettirmesinden de çok benim için bu sebeple güzel. O gol, Tello'nun muhteşem sayısını kurtardı.
Basri Baykoç: Dip dalgası
Beşiktaş’ın 2. yarının başlamasıyla beraber, neredeyse takım halinde kendi kalesine gelecek kadar geriye yaslanması, ilk yarıyı bu kadar üstün geçiren bir ekip için anlamsızdı. Doğrusu bu ya; ilk yarıdaki Beşiktaş, özellikle de sol kanatı kullanarak, mükemmel ataklar geliştirdi. İbrahim Üzülmez, Tello ve zaman zaman da Delgado’nun katıldığı sol kanat organizasyonlarında yakalan fırsatlar, ilk yarıda Siyah-Beyazlılar’ı maçı bitirebilecek skora da ulaştırabilirdi.
Orta alandaki pres, rakibin yüzünü döndürmeyen alan savunması, işe yaramıştı. Gerets, bu esareti üzerinden atabilmek için 3. oyuncu değişikliğini bile neredeyse yarım saat öne almak zorunda kaldı. Rüştü, belki golde hatalıydı ama totaldaki suçlu, golün öyle veya böyle geleceğini hissedip, takımını uyarmayan Sağlam’ındı aslında. Çünkü Beşiktaş, bitkinlikten dolayı geri çekilmemişti. Nitekim, yediği golden sonra gerek doğru oyuncu değişiklikleri, gerekse karşı alana tekrar taşıyabildiği oyunuyla bunu ispatladı. O zaman, bu ilkel anlayışa ne gerek vardı. Neyse ki Nobre’nin savunmayı meşgul ettiği pozisyonda, Bobo’nun kenara gelip de Delgado’dan aldığı nefis pası iyi değerlendirmesi, kara bulutları ortadan kaldırdı.
Ve Beşiktaş, en dipten gelerek grubu alt üst etti. 2. yarının ilk 20 dakikasındaki dağınıklık haricinde İbrahim Üzülmez, Delgado ve Ali Tandoğan görevini en iyi yapan oyuncular olarak öne çıktı. Hakem Cantalejo’nun özellikle de faul düdüklerindeki hassasiyeti Beşiktaş’ın daha çok işine yaradı.
Can Çobanoğlu: İnanmıştı çocuklar
İngilizler’i ‘desibel şaşkını’ yapan ateşli Beşiktaş seyircisinin ‘Biz inandık, siz de inanın çocuklar’ tezahüratı, sanki dün geceyi anlatıyordu. Tribündeki inanmışlara, sahadaki futbolcular da katılınca belki de mucizenin ilk sayfası yazılmış oldu dün İnönü’de... Neresinden bakarsanız bakın, Beşiktaş çok zor bir maça çıkmıştı. Son haftaların olumsuzlukları, yaşanan olaylar, önemli sakatlıklar, kaybedilen özgüven ve bir türlü gelmeyen iyi futbol ürkütüyordu açıkçası Beşiktaş’ı sevenleri. Öyle bir maçtı ki, kaybetmeyi dahi aklından geçiremiyordun. Gol yemeden gol bulmalıydın, bulduğun golü korumalıydın, o golü korurken bir tane daha bulmalıydın, psikolojini bozmamalıydın ve 90 dakika fizik mücadele ile sahada ayakta kalmalıydın. Kolay değildi kısacası Kara Kartal’ın işi. Ama onlar istedi, mücadele etti ve kazandı. Kazanamasaydı iyi niyetine yazık olacaktı futbolcuların. Ertuğrul hoca elde kalan sağlamlardan oluşturduğu defansının önünde, Cisse ve Ricardinho’yu görevlendirmişti. Rico gecenin kötüsü olunca, Cisse o bölgede çıkana kadar tek başına kaldı. Ama Beşiktaş oyunun boyunu kısa tutunca, birbirlerine yakın oynayınca orta sahada Rico yokluğunu hissettirmedi.
27. dakikadaki muhteşem ‘sol anahtarı’ ile Tello’nun golü gelince Beşiktaş rahatladı. Arkasından bulduğu pozisyonları eğer Kartal gole çevirse, ikinci yarıdaki stresi ve paniği yaşamazdı. Kanatları iyi kullanan, kalitesi yüksek olmasa da istekli oyunu ve mücadelesi tatmin eden mutluluk gecesinin bizi zorlayan anı; topa iyi vurduğu bilinen ikinci yarı oyuna giren Taiwo’nun boş bırakılarak vurduğu füze ve bulduğu gol oldu.
Gecenin özeti; Tellooo, Bobooo ve hepiniz öpüldünüz inanmış çocuklar.
Metin Tükenmez : İlerici futbol oynanmalı
Futbolda kazanmanın en basit ve kestirme yollarından biri, topu ileri ve amaca yönelik oynayabilen futbolculara sahip olmaktır. Beşiktaş’ta bu tanıma uyduğu sanılarak transfer edilen Ricardinho, rakip baskısına kolay girdiği için topu ileri değil, yana ve geriye oynayınca Şampiyonlar Ligi kalitesini tutturacak bir oyuna ulaşamadı Kartal... Oyunu kuran gerici olursa ileriye gitmek kolay olmaz.
Ama yine de futbol oyunu öylesine değişkenlik ve çeşitliliğe sahip ki, bir Şampiyonlar Ligi maçında, takım topu ileriye doğru oynayamasa da ileri vurmasını bilen bir futbolcuyla gol bulabiliyorsunuz. Eğer Serdar Özkan, Tello kalitesinde bir vuruş tekniğine sahip olsaydı; Beşiktaş ilk yarının bitiminde, iki farklı önde bile gidebilirdi soyunma odasına.
Marsilya, başlangıçta bu grubun iddialı takımlarından biri değildi. Ama Türkiye’de iki yıl çalıştıktan sonra Fransa’ya giden Eric Gerets’in görev almasından sonra iddialı oldu Marsilya. Gerets’in olmadığı ilk maçta Beşiktaş iyi oynamış ve kaleci Hakan Arıkan’ın bir zamanlama hatasıyla kaybetmişti. Benzer bir hatayı ilk yarıda Rüştü de yaptı ama rakip topu dışarı vurunca kusurlu olan pek yargılanmıyor bizde. Ne var ki, beraberlik golünde kaleci Rüştü Reçber’in hatrı sayılır bir kusuru vardı. Rüştü rakiple karşı karşıya kaldığında ne denli başarılıysa, uzaktan çekilen şutlarda da o kadar hata yapmaktadır.
Beşiktaş ilerici oyunuyla son dakikalarda galibiyet golünü kazandı. Bu golden sonra tribünler yeniden Liverpool maçı havasına girdi. Kartal’ın tribün gösterisi taklit edilmektedir. Ama unutmamak gerekir ki, taklit sadece aslını güçlendirir.
Şampiyonlar Ligi A Grubu'nda mücadele eden Beşiktaş, İnönü Stadı'nda Marsilya'yı konuk etti. 8-0'lık Liverpool yenilgisini unutturmak isteyen Kartal, Tello ve Bobo'nun golleriyle Marsilya'yı 2-1 yenerek tur ümidini son maça taşıdı. Siyah- beyazlı ekibin ortaya koyduğu futbol spor yazarları tarafından tam not aldı. Basında çıkan yorumlar şöyle;
İSKENDER GÜNEN: İKİ AYRI BEŞİKTAŞ (SABAH)
Beşiktaş, Marsilya'yı 2-1 yenerek gruptaki puanını 6'ya çıkardı. Son maç Portekiz'de... Porto'nun Liverpool'da 3 puan bırakmasından sonra görünen o ki, Porto-Beşiktaş maçı bir final niteliğinde olacak.
Beşiktaş-Marsilya maçını iki ayrı devre olarak değerlendirmek gerekiyor. İlk yarıda saha içi yardımlaşma, tempo, coşku, kazanma azmi ve takım olma bilinci üst düzeyde bir Beşiktaş izledik. Maçın başlamasıyla birlikte Marsilya'yı kendi alanına hapsettiler ve topun olduğu her yerde çoğalarak rakibi hataya zorladılar.
İkinci yarı ise sahada ilk devrenin tam tersi bir Beşiktaş vardı. 1-0'ın verdiği avantajla daha özgüvenli olması gerekirken, anlaşılmaz bir biçimde kendi sahasından çıkamayan bir takım görüntüsündeydi. Artık Beşiktaş Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tura çıkabilmek için Porto maçını 3 puanla kapatmak zorunda. Futbolda her türlü sonuç var. Umuda yolculukta Kara Kartal'a başarılar dilemekten başka sözümüz yok.
GÜRCAN BİLGİÇ: BAŞARININ ANAHTARI (SABAH)
Marsilya'nın ürkek dakikalarında oyunu çok iyi kontrol ettiler ve çoğalarak hücum etmeye çalıştılar. Nefis bir frikik ile gelen üstünlükten sonra da soğukkanlı kaldılar ve devrenin son beş dakikasında İbrahim Üzülmez ile etkili ataklar geliştirdiler.
Marsilya'nın ikinci yarıda oyunu domine etmeye başlaması ve Beşiktaş'ın bunu kabullenmesi anlaşılır gibi değildi. Aynısını Liverpool maçında da yaptılar. Büyük hatalara, yanlışlara ve rakibe tanıdıkları fırsatlara rağmen kazandılar.
Maçın sonucu, bu iki çizgiyi birlikte yaşamak kadar önemli değil. Çünkü bunu sürekli kılmak, zaten başarıyı yanına çağırmaktır. Beşiktaş takımı bu maçın sonunda bir kez daha iyi defans yapamadığını öğrendi. Kalitelerini zorlayarak bu tecrübelerinden yararlanmalılar.
Geçmişe yanarak, ileriye gidilmez.
FATİH DOĞAN: TELLO VE BOBO (FOTOMAÇ)
Bir futbol takımı için bir futbolcu her şey değildir. Ama iyi bir futbolcu bir takım için çok şeydir. Bu yüzden yokluğunda kaybeden Beşiktaş'ın Tello'ya kavuşması bu düşünceleri aklıma getirdi. Sakatlık illeti Şilili futbolcuyu bulmasaydı bugün Beşiktaş'ın durumu farklı olabilirdi. İlginç gelebilir ama Beşiktaş golü yerken de sakatlanan Tello kenarda ve takım 10 kişiydi!
Önce Bobo, Tello, Toraman, Üzülmez hepsini alkışlamak, emeği geçenleri kutlamak gerek. Özellikle de Beşiktaş'ı 4 yıl aradan sonra ilk kez soktuğu Şampiyonlar Ligi'nde ilk senesinde 6 puan alan Ertuğrul Sağlam'ı da unutmamak gerek. Ancak şunu da belirtelim. Beşiktaş bu yıl 3 kaleci aldı. Bu sezon kaleden yana yüzü gülmedi. Bu açıdan hep sıkıntı çekti. Ertuğrul Sağlam 'Bazı futbolculardan istediğimiz verimi alamadık' derken sanırım bu bölgeyi de kastediyorlar. Beşiktaşlı bu kadar para ödenen kalecilerinden maç kurtaracak performans bekliyor. Herkesin sorumluluğu paylaşması gerekiyor.
MEHMET DEMİRKOL: DOKTOR TELLO (MİLLİYET)
Şampiyonlar Ligi'ne kalmış, ev sahibi bir takımın bu kadar topa yabancı kalmasını anlamak mümkün değildi. Hem de o kadar iyi bir ilk yarının ardından. Beşiktaş'ın bu kadar baskı yemesinin bir maddi açıklaması da yok. 5 dakika tamam, 10 tamam, ama 20 dakika durmak tükenmek bilmeyen bu baskının altından kalkmak mümkün olmadı nasılsa!
İlk yarıda Ricardinho, Delgado, Tello (oyunun lideri garip bir şekilde üçüncü isim) topu aldıklarında enine ya da boyuna savunma kanatlarını ve Bobo'yu da oyuna katarak pekala etkili akınlar yapmayı başarmışlardı. Bu oyunun en azından gölgesi geri döndü.
Tello'nun çizgi dışı golünün hakkını veren bir oyundu bu.
Bu kadar yakın mesafeden barajın üzerinden indirdiği top kuşkusuz gecenin gollerinin başında gelecek çünkü. Zola'dan beri çok az görünen bir goldü. 2 metre geriden olsa tamam ama bu kadar yakından... Gerçekten muhteşemdi. Doktor inceliği vardı.
Bobo'nun sayısı her şeyden, umutları devam ettirmesinden de çok benim için bu sebeple güzel. O gol, Tello'nun muhteşem sayısını kurtardı.
Basri Baykoç: Dip dalgası
Beşiktaş’ın 2. yarının başlamasıyla beraber, neredeyse takım halinde kendi kalesine gelecek kadar geriye yaslanması, ilk yarıyı bu kadar üstün geçiren bir ekip için anlamsızdı. Doğrusu bu ya; ilk yarıdaki Beşiktaş, özellikle de sol kanatı kullanarak, mükemmel ataklar geliştirdi. İbrahim Üzülmez, Tello ve zaman zaman da Delgado’nun katıldığı sol kanat organizasyonlarında yakalan fırsatlar, ilk yarıda Siyah-Beyazlılar’ı maçı bitirebilecek skora da ulaştırabilirdi.
Orta alandaki pres, rakibin yüzünü döndürmeyen alan savunması, işe yaramıştı. Gerets, bu esareti üzerinden atabilmek için 3. oyuncu değişikliğini bile neredeyse yarım saat öne almak zorunda kaldı. Rüştü, belki golde hatalıydı ama totaldaki suçlu, golün öyle veya böyle geleceğini hissedip, takımını uyarmayan Sağlam’ındı aslında. Çünkü Beşiktaş, bitkinlikten dolayı geri çekilmemişti. Nitekim, yediği golden sonra gerek doğru oyuncu değişiklikleri, gerekse karşı alana tekrar taşıyabildiği oyunuyla bunu ispatladı. O zaman, bu ilkel anlayışa ne gerek vardı. Neyse ki Nobre’nin savunmayı meşgul ettiği pozisyonda, Bobo’nun kenara gelip de Delgado’dan aldığı nefis pası iyi değerlendirmesi, kara bulutları ortadan kaldırdı.
Ve Beşiktaş, en dipten gelerek grubu alt üst etti. 2. yarının ilk 20 dakikasındaki dağınıklık haricinde İbrahim Üzülmez, Delgado ve Ali Tandoğan görevini en iyi yapan oyuncular olarak öne çıktı. Hakem Cantalejo’nun özellikle de faul düdüklerindeki hassasiyeti Beşiktaş’ın daha çok işine yaradı.
Can Çobanoğlu: İnanmıştı çocuklar
İngilizler’i ‘desibel şaşkını’ yapan ateşli Beşiktaş seyircisinin ‘Biz inandık, siz de inanın çocuklar’ tezahüratı, sanki dün geceyi anlatıyordu. Tribündeki inanmışlara, sahadaki futbolcular da katılınca belki de mucizenin ilk sayfası yazılmış oldu dün İnönü’de... Neresinden bakarsanız bakın, Beşiktaş çok zor bir maça çıkmıştı. Son haftaların olumsuzlukları, yaşanan olaylar, önemli sakatlıklar, kaybedilen özgüven ve bir türlü gelmeyen iyi futbol ürkütüyordu açıkçası Beşiktaş’ı sevenleri. Öyle bir maçtı ki, kaybetmeyi dahi aklından geçiremiyordun. Gol yemeden gol bulmalıydın, bulduğun golü korumalıydın, o golü korurken bir tane daha bulmalıydın, psikolojini bozmamalıydın ve 90 dakika fizik mücadele ile sahada ayakta kalmalıydın. Kolay değildi kısacası Kara Kartal’ın işi. Ama onlar istedi, mücadele etti ve kazandı. Kazanamasaydı iyi niyetine yazık olacaktı futbolcuların. Ertuğrul hoca elde kalan sağlamlardan oluşturduğu defansının önünde, Cisse ve Ricardinho’yu görevlendirmişti. Rico gecenin kötüsü olunca, Cisse o bölgede çıkana kadar tek başına kaldı. Ama Beşiktaş oyunun boyunu kısa tutunca, birbirlerine yakın oynayınca orta sahada Rico yokluğunu hissettirmedi.
27. dakikadaki muhteşem ‘sol anahtarı’ ile Tello’nun golü gelince Beşiktaş rahatladı. Arkasından bulduğu pozisyonları eğer Kartal gole çevirse, ikinci yarıdaki stresi ve paniği yaşamazdı. Kanatları iyi kullanan, kalitesi yüksek olmasa da istekli oyunu ve mücadelesi tatmin eden mutluluk gecesinin bizi zorlayan anı; topa iyi vurduğu bilinen ikinci yarı oyuna giren Taiwo’nun boş bırakılarak vurduğu füze ve bulduğu gol oldu.
Gecenin özeti; Tellooo, Bobooo ve hepiniz öpüldünüz inanmış çocuklar.
Metin Tükenmez : İlerici futbol oynanmalı
Futbolda kazanmanın en basit ve kestirme yollarından biri, topu ileri ve amaca yönelik oynayabilen futbolculara sahip olmaktır. Beşiktaş’ta bu tanıma uyduğu sanılarak transfer edilen Ricardinho, rakip baskısına kolay girdiği için topu ileri değil, yana ve geriye oynayınca Şampiyonlar Ligi kalitesini tutturacak bir oyuna ulaşamadı Kartal... Oyunu kuran gerici olursa ileriye gitmek kolay olmaz.
Ama yine de futbol oyunu öylesine değişkenlik ve çeşitliliğe sahip ki, bir Şampiyonlar Ligi maçında, takım topu ileriye doğru oynayamasa da ileri vurmasını bilen bir futbolcuyla gol bulabiliyorsunuz. Eğer Serdar Özkan, Tello kalitesinde bir vuruş tekniğine sahip olsaydı; Beşiktaş ilk yarının bitiminde, iki farklı önde bile gidebilirdi soyunma odasına.
Marsilya, başlangıçta bu grubun iddialı takımlarından biri değildi. Ama Türkiye’de iki yıl çalıştıktan sonra Fransa’ya giden Eric Gerets’in görev almasından sonra iddialı oldu Marsilya. Gerets’in olmadığı ilk maçta Beşiktaş iyi oynamış ve kaleci Hakan Arıkan’ın bir zamanlama hatasıyla kaybetmişti. Benzer bir hatayı ilk yarıda Rüştü de yaptı ama rakip topu dışarı vurunca kusurlu olan pek yargılanmıyor bizde. Ne var ki, beraberlik golünde kaleci Rüştü Reçber’in hatrı sayılır bir kusuru vardı. Rüştü rakiple karşı karşıya kaldığında ne denli başarılıysa, uzaktan çekilen şutlarda da o kadar hata yapmaktadır.
Beşiktaş ilerici oyunuyla son dakikalarda galibiyet golünü kazandı. Bu golden sonra tribünler yeniden Liverpool maçı havasına girdi. Kartal’ın tribün gösterisi taklit edilmektedir. Ama unutmamak gerekir ki, taklit sadece aslını güçlendirir.