Hasret Ergül
10-26-2007, 11:39
Kırk yılı aşkın zamandır stadyumlarda maç izlerim. Samsun’dan Antalya’ya, İzmir’den Erzurum’a ve Van’a kadar futbol karşılaşmalarına tanıklık ettim. Paris’ten Moskova’ya, İzlanda’nın başkenti Reykevik’ten Napoli’ye Avrupa şehirlerinde yerel veya uluslararsı karşılaşmalar gördüm. Leeds United-Galatasaray maçını izlerken 40 bin taraftarın nasıl tek yürek olduğuna tanıklık ettim. Hitler’in takımı olarak bilinen Hertha Berlin yandaşlarının bilinçaltından kaynaklanan faşizan baskı altında maç izledim. Ama çarşamba akşamı İnönü Stadı’ndaki Beşiktaş yandaşları gibisine ilk kez şahit oldum.
Geçmişte Barcelona taraftarlarının Katalan birliği için faşist diktatör Franko’ya yaptıklarını tarih yazıyor ama ben onu görmedim. Benim gördüğüm bu güne kadar yaşadıklarımın en ilginci en tutarlı ve en duyarlısıydı. Yineliyorum, Avrupa’da ayrı bir ulus olmadığı halde takımı Barcelona ile uluslaşan Katalanlar’ın hikayesini bilirim ama bin yıllık bir Anadolu serüvininden sonra uluslaşan bir olan bir halkın başına örülmeye çalışan çorabın bütün ilmiklerine girip, ülkeyi yönetenlere yol gösteren bir taraftara ilk kez tanık oluyorum.
Futbolun tadıFutbol tarihimizin önemli dönemeçlerinden biri olan Fenerbahçe-Manchester City maçını kulağıma dayadığım küçük el radyosundan dinlerken Abdullah Çevrim’in attığı galibiyet golü anını hiç unutmam. O an, çocukluğumdan bugüne damağımdan hiç eksik olmayan bir futbol tadıdır. Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonu olduğu ve bizlere olağanüstü duygular yaşattığı final maçını Kopenhag’da izledim. Buna karşın son yıllarda futbolun içinde yaşanan olaylar, yönetici gerginlikleri, tribün olayları ve kavgadan reyting alma savaşı beni futbolun dışına itecek sınır noktasına kadar getirdi. Çalıştığım gazetedeki genç arkadaşlarımın saygısı, genç yöneticilerimizin sevgisi ve desteğiyle bu dünyanın içinde durmaya çalışıyorum.
Bir takımın renklerine tutulmak...
Çarşamba akşamı Beşiktaş taraftarlarının duyarlı görsel etkinliklerini izledikten sonra hayatımda ilk kez “İyi ki futbol dünyasının içindeyim” demek geçti aklımdan. Çocukluğumdaki gibi yeniden futbolu sevmek istedim. Hatta sokağa çıkıp bu güzel oyunu yıllar sonra yeniden oynamak duygusuna kapıldım. Bu duyguları bana çarşamba akşamı İnönü’deki Beşiktaş yandaşları yaşattı. İşte, yıllardır dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştığım, yazdığım taraftarlık anlayışı budur.
Bir takımın renklerine tutulmak; o takımın yönetimini istifa ettirmek, teknik direktörünü değiştirmeye kalkmak, kötü oynadığı zaman futbolcularını protesto etmek değildir. Taraftarlık her koşulda takımına destek olmak ve gerektiğinde çarşamba akşamı olduğu gibi futbol aracılığıyla yaşamsal duyarlılıkları ortaya koymaktır. Tüm ülkeye hatta tüm dünyaya örnek olan çarşamba akşamki Beşiktaşlılar, lütfen teşekkürlerimi ve içten gelen samimi hayranlık duygularımı kabul edin ve hep böyle örnek olun...
Beşiktaşlı yüzbaşı
Geçen yıl kansere yakalanan dayım ile ilgili bir yazı yazmış ve bu başlığı kullanmıştım. Tarihimize “21 Mayıs” olarak geçen 1963 ihtilal girişiminde dayım Fevzi Bingöl yüzbaşıydı. O yıllarda idamla yargılanmış, cezası ömür boyuna çevrilmişti. Dayımla ilgili geçen yıl yazdığım yazıya ilginç mesajlar geldi. Biri şöyleydi “Subaylar ufuktaki yıldız gibidirler. Bazen kaybolur yine doğarlar. Onlar asla ölmezler.” Vatanı için hayatını kaybeden askerlerimiz de yıldız gibidirler. Onlar da ufuktaki yerlerini aldılar.
Dayım Beşiktaşlıydı. Onu sonsuzluğa bayramda uğurladık. Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’na defnettik. Beşiktaş Yönetimi biz yakınlarını duygulandıran, acımızı hafifleten bir davranışta bulundu. Dayım için Siyah-Beyaz bir çelenk göndermişlerdi. Bembeyaz, lekesiz bir yaşam süren, yaşamı boyunca temiz ve dürüst yapılan spora gönül veren, Atatürkçü, yurtsever ve cumhuriyetçi dayım Fevzi Bingöl Beşiktaş’ın çiçeklerinin altında yatıyor.
Beşiktaş Yönetimi’ne teşekkür ederim.
Metin Tükenmez mtukenmez@fanatik.com.tr
Geçmişte Barcelona taraftarlarının Katalan birliği için faşist diktatör Franko’ya yaptıklarını tarih yazıyor ama ben onu görmedim. Benim gördüğüm bu güne kadar yaşadıklarımın en ilginci en tutarlı ve en duyarlısıydı. Yineliyorum, Avrupa’da ayrı bir ulus olmadığı halde takımı Barcelona ile uluslaşan Katalanlar’ın hikayesini bilirim ama bin yıllık bir Anadolu serüvininden sonra uluslaşan bir olan bir halkın başına örülmeye çalışan çorabın bütün ilmiklerine girip, ülkeyi yönetenlere yol gösteren bir taraftara ilk kez tanık oluyorum.
Futbolun tadıFutbol tarihimizin önemli dönemeçlerinden biri olan Fenerbahçe-Manchester City maçını kulağıma dayadığım küçük el radyosundan dinlerken Abdullah Çevrim’in attığı galibiyet golü anını hiç unutmam. O an, çocukluğumdan bugüne damağımdan hiç eksik olmayan bir futbol tadıdır. Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonu olduğu ve bizlere olağanüstü duygular yaşattığı final maçını Kopenhag’da izledim. Buna karşın son yıllarda futbolun içinde yaşanan olaylar, yönetici gerginlikleri, tribün olayları ve kavgadan reyting alma savaşı beni futbolun dışına itecek sınır noktasına kadar getirdi. Çalıştığım gazetedeki genç arkadaşlarımın saygısı, genç yöneticilerimizin sevgisi ve desteğiyle bu dünyanın içinde durmaya çalışıyorum.
Bir takımın renklerine tutulmak...
Çarşamba akşamı Beşiktaş taraftarlarının duyarlı görsel etkinliklerini izledikten sonra hayatımda ilk kez “İyi ki futbol dünyasının içindeyim” demek geçti aklımdan. Çocukluğumdaki gibi yeniden futbolu sevmek istedim. Hatta sokağa çıkıp bu güzel oyunu yıllar sonra yeniden oynamak duygusuna kapıldım. Bu duyguları bana çarşamba akşamı İnönü’deki Beşiktaş yandaşları yaşattı. İşte, yıllardır dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştığım, yazdığım taraftarlık anlayışı budur.
Bir takımın renklerine tutulmak; o takımın yönetimini istifa ettirmek, teknik direktörünü değiştirmeye kalkmak, kötü oynadığı zaman futbolcularını protesto etmek değildir. Taraftarlık her koşulda takımına destek olmak ve gerektiğinde çarşamba akşamı olduğu gibi futbol aracılığıyla yaşamsal duyarlılıkları ortaya koymaktır. Tüm ülkeye hatta tüm dünyaya örnek olan çarşamba akşamki Beşiktaşlılar, lütfen teşekkürlerimi ve içten gelen samimi hayranlık duygularımı kabul edin ve hep böyle örnek olun...
Beşiktaşlı yüzbaşı
Geçen yıl kansere yakalanan dayım ile ilgili bir yazı yazmış ve bu başlığı kullanmıştım. Tarihimize “21 Mayıs” olarak geçen 1963 ihtilal girişiminde dayım Fevzi Bingöl yüzbaşıydı. O yıllarda idamla yargılanmış, cezası ömür boyuna çevrilmişti. Dayımla ilgili geçen yıl yazdığım yazıya ilginç mesajlar geldi. Biri şöyleydi “Subaylar ufuktaki yıldız gibidirler. Bazen kaybolur yine doğarlar. Onlar asla ölmezler.” Vatanı için hayatını kaybeden askerlerimiz de yıldız gibidirler. Onlar da ufuktaki yerlerini aldılar.
Dayım Beşiktaşlıydı. Onu sonsuzluğa bayramda uğurladık. Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’na defnettik. Beşiktaş Yönetimi biz yakınlarını duygulandıran, acımızı hafifleten bir davranışta bulundu. Dayım için Siyah-Beyaz bir çelenk göndermişlerdi. Bembeyaz, lekesiz bir yaşam süren, yaşamı boyunca temiz ve dürüst yapılan spora gönül veren, Atatürkçü, yurtsever ve cumhuriyetçi dayım Fevzi Bingöl Beşiktaş’ın çiçeklerinin altında yatıyor.
Beşiktaş Yönetimi’ne teşekkür ederim.
Metin Tükenmez mtukenmez@fanatik.com.tr