PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bugün doğacak çocuklar


Hasret Ergül
10-30-2007, 13:14
Bugün doğacak çocuklar

İbrahim Altınsay


Annemin diktiği Beşiktaş maskot formamı giyiyorum. Lastik topu duvara atıyor, dönen topa uçarak kafayı çakıyor, sedire uçuyorum. Şampiyon Kulüpler Kupası son dakika golümle bizim oluyor. Hayallerim gerçek artık. Sıra küçük Beşiktaş bayrağıyla odada çılgınca tur atmakta... Herkesin Beşiktaşlı, hayatın anlamının da o Siyah-Beyaz formayı giymek olduğunu sanıyorum. Sonra başka takımların ve başka takım taraftarlarının da olduğunu öğreneceğim. İyi kazanmak kadar iyi yenilmeyi öğreneceğim. Başarının bir son değil başlangıç olduğunu. Ve başarısızlıktan büyük öğretmen olmadığını...
* * *
Yazın Cumhuriyet Meydanı'nda eğitici filmler gösteriliyor. 'Sonunda maç var' diye çocukları kandırıyorlar. Maç çıkacak umuduyla o filmler bitene kadar oturuyorum hep. Biliyorum maç yok ama ya varsa... Sonra her sinemaya gidişimde bankaların film öncesinde gösterdiği üç-beş dakikalık 'Haftanın aktüalitesi' filmlerini kaçırmıyorum. Maç özeti var çünkü. Tek kamerayla çekilen bu filmlerde golleri yakalayamıyorlar genellikle... Olsun, nerede top oynayan birilerini görsem, nerede yeşil bir ekran olsa oturup izleyeceğim artık.
* * *
Şampiyon Kulüpler Kupası haberleri geliyor gecikmeli... Mahallede bir takım kurmuşuz. Beyaz fanilaların arkasına numaralar yazıyor ve ünlü futbolcu adları yakıştırıyoruz kendimize... Ben Milanlı Rivera'yım. Ne var ki, başka biri 10 numarayı alıyor, sol ayaklı olduğum için 11 numarayı seçiyorum ben de. Sonra 1970 Dünya Kupası'nı izlerken bakıyorum Rivera 14 numara giyiyor. Tamam numaram bu artık. Dört yıl sonraki Kupa'nın yıldızı da bir 14 numara: Cruyff... Yıllar sonra tanışacağım onunla. Her karşılaştığımızda gündemdeki bir maçı, bir sorunu bıkmadan, usanmadan heyecanla anlatıp duracak. Sanki o maçı oynuyormuş gibi.
* * *
1966 Dünya Kupası. İngiltere- Batı Almanya finalini radyodan Halit Kıvanç'tan dinliyorum. Fanatik İngiltereliyim. Kadroyu ezbere sayıyorum, Banks, Wilson, Cohen... Birkaç yıl önce babam Londra'da izlediği bir Arsenal maçının biletini getirmiş. Benim için çok değerli. İngiltere tartışmalı bir golle kazanıyor, canım sıkılıyor... 30 yıl sonra Euro 96. Yine İngiltere-Almanya karşılaşıyor. Tek farkı bu kez yarı final. Maç öncesindeki yemekte efsane kadrodan Bobby Charlton'un, Geoff Hurst'un elini sıkıyorum. Cohen'e maçı nasıl dinlediğimi anlatıyorum. Alışık olmalı; kim bilir kaç kişinin anısını dinlemiş... Bir maç sadece 90 dakika... Ama anıların, söylencelerin sonu yok.
* * *
Yatılı okul. Kendi başıma gittiğim ilk maç: Beşiktaş-Beykoz: 4-0... Ertesi sezonun ilk maçı Ankara'da... Babamla ve kardeşimle izliyoruz: Ankara Demirspor-Beşiktaş: 1-4... İki sezonda da şampiyonuz. Kadro: Necmi (veya Sabri) , Erkan, Fehmi... Artık ben de tribünlerin müdavimiyim. Yatılı okuldan Kemal ve Ersin'le bir Galatasaray maçı sabahı Dolmabahçe'nin yolunu tutuyoruz. Geç gidersek bilet kalmıyor. Yağmur altında kuyrukta bekliyoruz. Eski Açık'ta tam sıra bize gelince bilet bitiyor. Maç sonuna kadar dışarıda bekliyoruz. Skor: 1-1... Yeni ayakkabılarım mahvoluyor. Olsun, maçtaydık işte. Sonra gidemediğim her maç için, eğer puan kaybetmişsek müthiş bir suçluluk duyacağım: "Gitmedim, böyle oldu".
* * *
Kapıdan döndüğüm maçların acısını, Kapalı alt kat yedinci sıradan kombine alarak çıkarıyorum. 1990'da şampiyonluk maçında sırtımda kaptan Rıza'nın 8 numaralı forması var.
Yıllar sonra Beşiktaş'ın başına geçtiğinde formayı öğrenecek ve benden isteyecek. Yıllarca övünerek taşıdığım formayı sahibine vereceğim... 1996 şampiyonluğunun son haftasında Ankara'da yeğenlerimle izlediğimiz Ankaragücü maçında üzerimde Sergen'in 10 numaralı forması olacak.
O yıllarda ulusal bir TV kanalında yöneticiyim. Sinemacı bir arkadaşım "Sen maçları kapalıda izliyorsun değil mi? Orada sana tıpatıp benzeyen biri var. Üstünde forma, boynunda atkı, çok fanatik" diyor. "Evet" diye yanıtlıyorum, "Görüyorum onu, o kadar benzemiyor bana". Hangisi 'Ben'im?
* * *
Londra'dayız. Dünyanın bütün Siyah-Beyazlı takımları bizim takımımız... Doğal olarak Newcastle United'lıyız. Üstelik Les Ferdinand da orada oynuyor. Ama Toon Army bizim kente yılda üç-dört kez geliyor. Bir cumartesi onları izlemek için yola düşüp Southampton'a gidiyoruz. Bilet yok. Bir kâğıda 'Tickets?' yazıp kapıların önünde beklemeye başlıyoruz. Neden sonra biri yanımıza yaklaşıyor. "Ginola için mi geldiniz?" diye soruyor. Bizi Fransız sanmış. "Hayır" diyoruz, "Bizim bağlılığı-mız renklere ve Ferdi'ye"... Adamın oğlu Southampton genç takımında oynuyormuş, aile tribününe kartı var. Bizi oraya sokuyor ve tembihliyor: "Siz benim Londra'daki kuzenlerimsiniz, ama Newcastle gol atarsa sevinmeyin". Utana sıkıla adama para teklif ediyoruz ama o reddediyor: "Olur mu, yeter ki koltuklar boş kalmasın".
* * *
Yine Londra... Cumartesi saat üçte herkes takımının maçında, bizim takımımız yok. Sonunda Londra'nın tek Siyah-Beyazlı takımını dördüncü kümede buluyoruz: Fulham... Stevenage Road tribünü, G Bölümü, Sıra 8'deki 14. ve 15. koltuklar bize ait artık. Rüya sezonların ardından Fulham Premier Lig'e çıkıyor. Şimdi orada değiliz ama kümede kalmaya çalışan bir takımın taraftarı olma duygusunu yaşamaktayız . Başarı beklemeden, bu oyuna gönül vermenin zevkini tatmaktayız.
* * *
2000 öncesi... Dünyanın iyi takımları nasılsa, Beşiktaş da öyle olsun ama Beşiktaş gibi olsun istiyorum. Önüme yöneticilik şansı çıkıyor. Takımda oynar gibiyim. İlk maçımız Levski Sofya'yla Şampiyonlar Ligi ön elemesi... Maçın sonlarında Pascal Nouma topu 'deniz tarafındaki kale'ye yuvarlıyor. Bütün duygularım, anılarım, hayallerim o topun içinde ağlarla kucaklaşıyor.
* * *
Bir sürü konu varken neden yazdım bunları? Bugün benim doğum günüm de ondan. İçimden bunlar geldi. Babamın bisikletinin arkasında, yüzümü onun sırtına dayayıp maça gittiğimiz o ilk günlerden beri stat stat, ekran ekran dolaşıyorum. Elimde asa, sırtımda hırka... Öyle bir sevda ki bu, her pazar gecesi ya hüzünle, ya sevinçle üstüme çöküyor, ertesi gün yeniden tutuşuyor. Her maçla yeniden tazeleniyor. Öyle bir aşk ki anlatılamıyor, sadece hissediliyor. Aşkınız bitmiyor ancak onu yaşama biçimleriniz değişiyor...Bugün doğacak çocukların kaçı bu sevdaya düşecek? Bu aşkı nasıl yaşayacak?
Beyler, ağalar, efendiler...
Çocukların sevdasına kıymayalım.


Kaynak: Radikal

Volkan Kaya
10-30-2007, 13:49
harıka yazmıs yaa brawı ıbrahım altınsay..bende kucukken ewde corapları yuwarlayarak BESIKTASı az awrupa sampıyonu yapmamıstım:D heyy gıdı gunler