Mehmet Erhan
03-19-2008, 20:39
"Yıldız olmadığı için ‘Çarşı’ öne çıktı"
Taraftarın da, kulübün de kadın yazara biraz daha temkinli yaklaştığını kabul ediyor Gülengül Altınsay... "Gazeteniz dahi yurt dışına bir yazar gönderecekse, 'O da iyi yazıyor ama, futbol oynamamış' düşüncesinden hareket ediyor" diyor. Kulüp yazarlarının kulübün sözcüsü misali algılanmasına da tavırlı olan Altınsay, "Demirören, Beşiktaş yazarlarını kulübe davet ederek kulüpçülük yapmamızı istedi. Bunun üzerine, 'Galatasaraylı yazara röportaj verdiniz' sözümden sonra beni Sanem Altan ile karşı karşıya getirdiler" ifadelerini kullanıyor...
********************************************
Kalpleri futbol için çarpanlar sadece erkekler değil ki...
Meşin yuvarlak peşinde koşanlar arasında çok sayıda kadından biri Gülengül Altınsay...
Siyah-Beyaz renklere sevdalanmış bir futbol dostu…
Telefondaki tanışmamızın ardından iki gün sonra Cihangir Smyrna Cafe'deyiz
BJK'lı eski yöneticilerden İbrahim Altınsay'ın eşi olarak anılmaktan biraz da olsa sıkıntılı Gülengül Hanım...
Kendine has bir konuşma melodisiyle anlatıyor futbol yazarlığına uzanan hayat öyküsünü...
Basında çalışmak hep aklının bir köşesinde varmış ki, daha üniversite II. sınıfta Kauçuk-İş Sendikası'nın Basın Sözcülüğü'nü üstlenmiş.
Abhaz bir anne ile Laz bir babasın kızı Gülengül Altınsay...
Çocukluğu orman mühendisi - yönetici bir babanın çocuğu olarak Anadolu'yu gezerek geçmiş.
“Bizde, erkek işi - kız işi diye ayrılmazdı” diyor.
Bu nedenle küçük yaşına rağmen futbol maçları izleyip yorumlar yaptığında dahi hiç eleştiri almamış babasından.
Babanın memuriyetinden dolayı küçük yerlerde büyüdüğü için eğlence, akraba olmayınca, önce futbol, sonra siyaset en büyük ilgi alanı olmuş.
Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi olan babanın Beşiktaş taraftarlığı da etkilemiş tabii Gülengül'ü.
Hakkı Yeten'in seçtiği 3 kişiden biri olan baba, buz pateni yaparken belini incittiği için futbola yönelmiş.
3 çocuğunun arasında kızının üniversite tahsili yapmasını ise bilhassa istemiş.
Nedenini ise Gülengül Hanım anlatıyor: “Ayakların üzerinde dur ve daha rahat boşanabil diye” derdi. Babamın akılcılığı daima hayat düstûrum oldu
“SAĞCI DEĞİL, SOLCU DEĞİL, FUTBOLCU!..”
Beşiktaş’ın bir özel maç için Sakarya’ya gelmesinin ayrı bir yeri var Gülengül Altınsay'ın hafızasında.
Büyük Ahmet, Küçük Ahmet, kaleci Necmi'nin bulunduğu takımı izleme şansını elde etmiş.
Ahmet'in 2 gol attıktan sonra tribünden yükselen, "Yeter kardeşim 2 gol attın, doymadın mı?" cümlesini ise halen gülümseyerek hatırlıyor.
İstanbul'daki üniversite yıllarında daha çok siyasi hareket içerisinde olduğu dönemlerde Beşiktaş'ın kötü olduğu günleri anlatırken Gülengül Hanım, "Ben kendimi bu şekilde kurtarmış oldum!" diyor şakayla karışık…
“Futbol banal bir şeydir duruşunu benimsemeye başladım. İlgilensem ne olacak?!.. Beşiktaş yerlerde sürünüyor. ‘Sağcı değil, solcu değil, futbolcu’ lafı o yıllarda en çok söylenen sözdü. İhtilalin yaklaştığından habersizdik. Ülkeyi kurtaracağımızı sanıyorduk.”
Aydınlık Gazetesi'nin kuruluşunda görev alır Gülengül Altınsay.
Gazetenin çıkışında hazırlanan afişteki genç kız fotoğrafına rastlarsanız, işte o kız Gülengül Altınsay'dır...
Gazete içinde emek isteyen her kademede çalışmış çalışkan genç kız...
1980 darbesinin ardından gazetesi kapanır kapanmasına ama bir kere gazetecilik iliklerine işlemiştir artık...
Aklının bir köşesinde matematik okumak hep var olmuş.
Biyolojiye “hücre bilim” (sitoloji) uzmanı olmak için, genetik incelemek gayesiyle girmiş.
Resim ise hâlâ başlıca hobilerinden biri...
Ülkedeki o buhranlı yıllarda ise yaklaşık 10 yıl öğretmenlik yapar.
Bir yandan da 1989 yılında MEF Dershanesi'nin çıkardığı gazetede spor yazıları yazarak yeniden yazılarına başlar Gülengül Altınsay.
İlk yazısı 1989 Şubat'ında Metin Tekin ile ilgili, "Metin'in sorunu, kimin sorunu?" başlıklı yazısıdır.
İlk röportajını ise Les Ferdinand ile yapar.
Ferdinand'ın şöhretli günlerinde biraz yüreğine soğuk sular serpmiş Gülengül Altınsay, röportaj küçük bir şekilde gazetede kullanılınca...
Gelişim Spor'da Hıncal Uluç, Atilla Gökçe, Fatih Altaylı, Altan Tanrıkulu gibi isimlerden kurulu kadroda verilen emekler var.
Ardından Güneş Gazetesi Spor Servisi'ne yazılar yazmaya başlar.
Arada kimi boşlukların ardından bir ara Sabah-Fotomaç'ta, bir dönem de Hürriyet Spor'da Beşiktaş eleştirileri yazar.
Ardından eşinin işleri nedeniyle Londra'da yaşamaya başlayan Gülengül Altınsay, Star Gazetesi'ne de yazılar yazar.
Eşinin Beşiktaş Yönetimi'ne girmesiyle birlikte tekrar Türkiye'ye dönen Altınsay, MEF Dershanesi'nden eski öğrencisi İbrahim Seten'in kendisine ulaşmasıyla yeniden Sabah ve Fotomaç'a yazılar yazacaktır.
Çıplak gözle, statta maç seyrederek yazılarını kaleme almak ayrı bir keyif verir olmuş Gülengül Altınsay'a...
Hazır söz buraya gelmişken, özellikle deplasman maçlarında tek bayan olarak neler yaşadığını soruyorum.
- Erkeklerin çoğunlukta olduğu meslek grubundasınız, kendinizi yalnız hissettiğiniz oluyor mu?
“Ben yalnızlıktan sıkılan biri değilim. Yeter ki çevremdekiler beni rahatsız etmesin. Etrafımdakiler kadın ya da erkek olmuş önemli değil. Çünkü orada zaten maçı izliyor, atmosferi gözlemliyorsunuz. Maç sırasında başka bir şeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Tek başınasınız. Genelde bu toplumda erkeklerinin hissettirmeye çalıştığı bir baskıya alışkınız.”
“İYİ YAZIYOR AMA, FUTBOL OYNAMAMIŞ”
- Kadın olmanızdan dolayı bir kenarda tutulma hissine kapılıyor musunuz?
“Bunu her zaman, şu anda da hissediyorum. Bir yandan belli bir sevgi var saygı var. Kimseden bir saygısızlık görmedim. Ama futbolu anlama konusunda insanların bilinçaltına işlemiş bir şey var ki, o da kadını ikinci planda tutma... 'O da yazıyor, iyi de yazıyor ama futbol oynamamış' deniyor. Gazete bir yere yazar gönderecekse ilk planda hep eski futbolcular, erkek yazarlar ön planda oluyor. Bir milli maça gazeteniz sizi göndermiyor mesela...”
- Görevli olarak hiç milli bir maç izlemediniz mi yani?
“Hayır. Yunanistan'da oynanan maça kendi imkânlarımla gittim. Zaten seyahate gidiyordum. Eski bir futbolcunun ya da erkek bir yazarın yazılarının daha çok okunur' zannı var. Dışarıda karşılaştığım insanlar Türkiye ve spor yazarı dediğimde, ‘aaaa’ diyor. Yabancı dili var, akıllı da, diye çok değişik geliyor.”
- Size karşı taraftarın tepkisi nasıl?
“Uzun yıllardan bu yana Beşiktaş camiası içinde olduğum için taraftar biliyor, seviyor. ‘Şu konularda şöyle yapın, böyle yapın’. Ya da Beşiktaş'ta bir hareket başlatmak, ya da yardım almak için ilk düşünülenlerden olmuyorum. Ama erkek bu işi daha iyi yapar diye düşünüldüğünü zannediyorum. Aradıkları zaman ‘Önemsediğimiz birkaç yazardan birisiniz’ derler. Dışarıda bir yerde taraftar geliyor. ‘Bilmem ne ağabey, bu maç ne olur’ diyor. Kültür düzeyi daha yüksek olanlar sanıyorum kadın - erkek ayırımını gözetmiyor. O açılardan birazcık bozulduğum zamanlar oluyor!... Ya da yanaşma konusunda zorluk çekiyorlar. Bir erkeğin erkeğe yaklaşması daha kolaydır. Bir de ben duruş olarak kolay yaklaşılacak biri değilim. Toplumun bize kazandırdığı bir durum bu. Herhangi bir sıkıntı çekmemek için ördüğümüz bir duvar vardır ya, bunun da etkisi olabilir diye düşünüyorum.”
- Yönetimin size yaklaşımı nasıl?
“Tabii çok hoşlarına giden bir şey, bir kadın yazarın kulüplerini kaleme alıyor olması. Kulübün savunuculuğunu yazarın üstlenmesi şık olmaz. Her şekilde savunmak diye bir şey spor yazarı için mümkün değil. Bunu talep edebiliyor yönetimler. İyi şeyler yapın savunalım. Sadece Beşiktaş'ta değil, diğer kulüplerde de olduğunu zannediyorum. Kongre üyesi oluyorsunuz, ‘Üyeliğini feshedeceğiz, nasıl bizim aleyhimize yazar’ deniyor.”
“SANEM’İ KISKANDIĞIM ZANNEDİLDİ”
- Yazar da sonuçta bir gazetecidir ve işini yapar…
“Biz bunu yönetimimizle yaşadık. Yıldırım Demirören, ligin bitimine 5-6 hafta kala bizden destek istedi. Beşiktaş yazarlarıyla muhabirler çağrıldık, ‘Bize destek verin’ dendi. ‘Şampiyonluk için yemin ettik’ deniyor. Ki, o sene Fenerbahçe şampiyon oldu!.. Ben de o zamanlar Başkan Demirören'den röportaj bekliyorum. Demirören arkadaşım, ailece görüşüyoruz. Evlerine gittik, eşiyle tanışıyoruz. Beni öne almasını da beklemiyorum. Ama kimseye konuşmadığını söylüyor. Baktım ki, bu toplantının bir gün öncesi Sanem Altan'ın TV programının konuğu. Sanem'e karşı değilim. İbrahim Seten benim yakınım. Sanem de onun eşi. Bir kadın yazar olarak da destek çıkarım. Bunun üzerine ‘Bizden Beşiktaşlıyız diye destek istiyorsunuz. Ama bize röportaj vermediniz. Sonra gittiniz Galatasaraylı bir yazara röportaj verdiniz’ dedim. Sonra bu yanlış yorumlandı. ’Sanem’i kıskandı’ dendi. Böyle bir şey değil. Başkan öyle bir konuşma yapmasaydı, ben Sanem konusunu gündeme getirmezdim.”
- Bu durum üzerine öğrencinizle aranız açıldı mı?
“İbrahim Seten'e yanlış iletenler olmuş. Sonra beni aradı, ‘Senden beklemezdim’ dedi. Belli ki yanlış laflar götürülmüş.”
- Ligimiz bu yıl sürprizle karşı karşıya. Sivasspor çıkışın sonunu getirebileceğine inanıyor musunuz?
“Beşiktaşlılar bunu çok iyi bilirler, asıl rekabet 3 büyükler arasındadır. Neden?.. Basında bunu ister, kamuoyu da. Çok ve güçlü taraftarı vardır. Şampiyonluk mücadelesi 3 büyükler arasında geçer. Bu süreçte en büyük haksızlıklar esasında bunların arasında olur. Beşiktaş ile Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesi veriyorsa burada Beşiktaş'a bir Anadolu takımından daha büyük haksızlığa uğrayabilir. Bu onun gücüne bağlı olan bir şeydir. Anadolu takımlarının en büyük avantajı bu çelişkilerden yararlanmaktır.
“BEŞİKTAŞ BÜYÜKLERİN KÜÇÜĞÜ”
Bunların içinde Beşiktaş her zaman en fazla mağdur olandır. Çünkü en küçük olan odur. Beşiktaş büyüklerin küçüğüdür. Sivas gibi büyük olmayan bir takımın bu arenada mücadele etmesi tabi ki zor bir şey. Ama her zaman bir şeyin bir ilki olacaktır. Sivas iyi futbol oynuyorsa, kimse onların atacağı golü engelleyemez. Diyelim ki Sivas'ı şampiyon yapmak istemediler. Hakemler aleyhlerine kararlar veriyor. Beşiktaş'ın böyle 'Şerefli ikincilikler' dönemi vardır geçmişte. Ama siz belli bir güce sahipseniz bu hatalara rağmen belli bir noktaya gelirsiniz. Sadece sahada futbol konuşursa sahada tabii ki Sivas'ın tabii ki şansı çok daha fazla olacaktır. Önüne engel konsa dahi yine de şanslı olduğuna inanıyorum. Bu yıllardır konuşuluyordu, belki de ilk kez bu yıl gerçekleşecek. Herkes Sivas'a sempatiyle yaklaşıyorlar .’Tamam, bırakalım, olabiliyorlarsa olsunlar’ diye önlerine engel koymayabilirler.. Ben böyle bir olasılığı ufak ufak görmeye başladım. Sivas, herkesin sempatiyle yaklaştığı bir takım. Benim sinirlendiğim nokta Anadolu takımlarının 'Bize yedirmezler' diyerek işi sürekli sermeleri. Ona bakarsanız Beşiktaş'a da yedirmiyorlardı. İnatçı olmak, pes etmemek, emek vermek lazım...”
“HER KULÜP FUTBOLCUSUNU SATAR”
- Sivasspor oyuncularını satmayı göze aldı, değerini bulduğunda ‘Neden olmasın?’ dedi ve taraftarına çağrıda bulundu. SMS ile destek istedi. Alternatifler arıyorlar yani...
“Geçtiğimiz yıl Kayserispor bunun bir farklı versiyonunu yaşadı. Gökhan ve Mehmet Topal'ın herkes peşindeydi. Yönetim, 'satmıyoruz' dedi. Futbolcunun da morali bozuldu. Takımın performansı düştü. ‘Satabiliriz’ dediğiniz zaman futbolcu kendini daha da göstermek ister. Ama Sivas, ‘Değerini verdikten sonra satarız’ dedi. Doğrusu da budur . En büyük kulüpler dahi futbolcu satar.”
- Beşiktaş'ı bir kelimeyle özetlemenizi istesem ne dersiniz? Sevimli, panik, coşkulu...
“Emekçi...”
- İlginç... Şu anda da aynı görüşte misiniz?
“Eski Beşiktaş tabii... Yıldırım Demirören'in takımı Fenerbahçe'nin yoluna girdi. Yani, işi daha kolaydan elde etme yolu...”
Taraftarın da, kulübün de kadın yazara biraz daha temkinli yaklaştığını kabul ediyor Gülengül Altınsay... "Gazeteniz dahi yurt dışına bir yazar gönderecekse, 'O da iyi yazıyor ama, futbol oynamamış' düşüncesinden hareket ediyor" diyor. Kulüp yazarlarının kulübün sözcüsü misali algılanmasına da tavırlı olan Altınsay, "Demirören, Beşiktaş yazarlarını kulübe davet ederek kulüpçülük yapmamızı istedi. Bunun üzerine, 'Galatasaraylı yazara röportaj verdiniz' sözümden sonra beni Sanem Altan ile karşı karşıya getirdiler" ifadelerini kullanıyor...
********************************************
Kalpleri futbol için çarpanlar sadece erkekler değil ki...
Meşin yuvarlak peşinde koşanlar arasında çok sayıda kadından biri Gülengül Altınsay...
Siyah-Beyaz renklere sevdalanmış bir futbol dostu…
Telefondaki tanışmamızın ardından iki gün sonra Cihangir Smyrna Cafe'deyiz
BJK'lı eski yöneticilerden İbrahim Altınsay'ın eşi olarak anılmaktan biraz da olsa sıkıntılı Gülengül Hanım...
Kendine has bir konuşma melodisiyle anlatıyor futbol yazarlığına uzanan hayat öyküsünü...
Basında çalışmak hep aklının bir köşesinde varmış ki, daha üniversite II. sınıfta Kauçuk-İş Sendikası'nın Basın Sözcülüğü'nü üstlenmiş.
Abhaz bir anne ile Laz bir babasın kızı Gülengül Altınsay...
Çocukluğu orman mühendisi - yönetici bir babanın çocuğu olarak Anadolu'yu gezerek geçmiş.
“Bizde, erkek işi - kız işi diye ayrılmazdı” diyor.
Bu nedenle küçük yaşına rağmen futbol maçları izleyip yorumlar yaptığında dahi hiç eleştiri almamış babasından.
Babanın memuriyetinden dolayı küçük yerlerde büyüdüğü için eğlence, akraba olmayınca, önce futbol, sonra siyaset en büyük ilgi alanı olmuş.
Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi olan babanın Beşiktaş taraftarlığı da etkilemiş tabii Gülengül'ü.
Hakkı Yeten'in seçtiği 3 kişiden biri olan baba, buz pateni yaparken belini incittiği için futbola yönelmiş.
3 çocuğunun arasında kızının üniversite tahsili yapmasını ise bilhassa istemiş.
Nedenini ise Gülengül Hanım anlatıyor: “Ayakların üzerinde dur ve daha rahat boşanabil diye” derdi. Babamın akılcılığı daima hayat düstûrum oldu
“SAĞCI DEĞİL, SOLCU DEĞİL, FUTBOLCU!..”
Beşiktaş’ın bir özel maç için Sakarya’ya gelmesinin ayrı bir yeri var Gülengül Altınsay'ın hafızasında.
Büyük Ahmet, Küçük Ahmet, kaleci Necmi'nin bulunduğu takımı izleme şansını elde etmiş.
Ahmet'in 2 gol attıktan sonra tribünden yükselen, "Yeter kardeşim 2 gol attın, doymadın mı?" cümlesini ise halen gülümseyerek hatırlıyor.
İstanbul'daki üniversite yıllarında daha çok siyasi hareket içerisinde olduğu dönemlerde Beşiktaş'ın kötü olduğu günleri anlatırken Gülengül Hanım, "Ben kendimi bu şekilde kurtarmış oldum!" diyor şakayla karışık…
“Futbol banal bir şeydir duruşunu benimsemeye başladım. İlgilensem ne olacak?!.. Beşiktaş yerlerde sürünüyor. ‘Sağcı değil, solcu değil, futbolcu’ lafı o yıllarda en çok söylenen sözdü. İhtilalin yaklaştığından habersizdik. Ülkeyi kurtaracağımızı sanıyorduk.”
Aydınlık Gazetesi'nin kuruluşunda görev alır Gülengül Altınsay.
Gazetenin çıkışında hazırlanan afişteki genç kız fotoğrafına rastlarsanız, işte o kız Gülengül Altınsay'dır...
Gazete içinde emek isteyen her kademede çalışmış çalışkan genç kız...
1980 darbesinin ardından gazetesi kapanır kapanmasına ama bir kere gazetecilik iliklerine işlemiştir artık...
Aklının bir köşesinde matematik okumak hep var olmuş.
Biyolojiye “hücre bilim” (sitoloji) uzmanı olmak için, genetik incelemek gayesiyle girmiş.
Resim ise hâlâ başlıca hobilerinden biri...
Ülkedeki o buhranlı yıllarda ise yaklaşık 10 yıl öğretmenlik yapar.
Bir yandan da 1989 yılında MEF Dershanesi'nin çıkardığı gazetede spor yazıları yazarak yeniden yazılarına başlar Gülengül Altınsay.
İlk yazısı 1989 Şubat'ında Metin Tekin ile ilgili, "Metin'in sorunu, kimin sorunu?" başlıklı yazısıdır.
İlk röportajını ise Les Ferdinand ile yapar.
Ferdinand'ın şöhretli günlerinde biraz yüreğine soğuk sular serpmiş Gülengül Altınsay, röportaj küçük bir şekilde gazetede kullanılınca...
Gelişim Spor'da Hıncal Uluç, Atilla Gökçe, Fatih Altaylı, Altan Tanrıkulu gibi isimlerden kurulu kadroda verilen emekler var.
Ardından Güneş Gazetesi Spor Servisi'ne yazılar yazmaya başlar.
Arada kimi boşlukların ardından bir ara Sabah-Fotomaç'ta, bir dönem de Hürriyet Spor'da Beşiktaş eleştirileri yazar.
Ardından eşinin işleri nedeniyle Londra'da yaşamaya başlayan Gülengül Altınsay, Star Gazetesi'ne de yazılar yazar.
Eşinin Beşiktaş Yönetimi'ne girmesiyle birlikte tekrar Türkiye'ye dönen Altınsay, MEF Dershanesi'nden eski öğrencisi İbrahim Seten'in kendisine ulaşmasıyla yeniden Sabah ve Fotomaç'a yazılar yazacaktır.
Çıplak gözle, statta maç seyrederek yazılarını kaleme almak ayrı bir keyif verir olmuş Gülengül Altınsay'a...
Hazır söz buraya gelmişken, özellikle deplasman maçlarında tek bayan olarak neler yaşadığını soruyorum.
- Erkeklerin çoğunlukta olduğu meslek grubundasınız, kendinizi yalnız hissettiğiniz oluyor mu?
“Ben yalnızlıktan sıkılan biri değilim. Yeter ki çevremdekiler beni rahatsız etmesin. Etrafımdakiler kadın ya da erkek olmuş önemli değil. Çünkü orada zaten maçı izliyor, atmosferi gözlemliyorsunuz. Maç sırasında başka bir şeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Tek başınasınız. Genelde bu toplumda erkeklerinin hissettirmeye çalıştığı bir baskıya alışkınız.”
“İYİ YAZIYOR AMA, FUTBOL OYNAMAMIŞ”
- Kadın olmanızdan dolayı bir kenarda tutulma hissine kapılıyor musunuz?
“Bunu her zaman, şu anda da hissediyorum. Bir yandan belli bir sevgi var saygı var. Kimseden bir saygısızlık görmedim. Ama futbolu anlama konusunda insanların bilinçaltına işlemiş bir şey var ki, o da kadını ikinci planda tutma... 'O da yazıyor, iyi de yazıyor ama futbol oynamamış' deniyor. Gazete bir yere yazar gönderecekse ilk planda hep eski futbolcular, erkek yazarlar ön planda oluyor. Bir milli maça gazeteniz sizi göndermiyor mesela...”
- Görevli olarak hiç milli bir maç izlemediniz mi yani?
“Hayır. Yunanistan'da oynanan maça kendi imkânlarımla gittim. Zaten seyahate gidiyordum. Eski bir futbolcunun ya da erkek bir yazarın yazılarının daha çok okunur' zannı var. Dışarıda karşılaştığım insanlar Türkiye ve spor yazarı dediğimde, ‘aaaa’ diyor. Yabancı dili var, akıllı da, diye çok değişik geliyor.”
- Size karşı taraftarın tepkisi nasıl?
“Uzun yıllardan bu yana Beşiktaş camiası içinde olduğum için taraftar biliyor, seviyor. ‘Şu konularda şöyle yapın, böyle yapın’. Ya da Beşiktaş'ta bir hareket başlatmak, ya da yardım almak için ilk düşünülenlerden olmuyorum. Ama erkek bu işi daha iyi yapar diye düşünüldüğünü zannediyorum. Aradıkları zaman ‘Önemsediğimiz birkaç yazardan birisiniz’ derler. Dışarıda bir yerde taraftar geliyor. ‘Bilmem ne ağabey, bu maç ne olur’ diyor. Kültür düzeyi daha yüksek olanlar sanıyorum kadın - erkek ayırımını gözetmiyor. O açılardan birazcık bozulduğum zamanlar oluyor!... Ya da yanaşma konusunda zorluk çekiyorlar. Bir erkeğin erkeğe yaklaşması daha kolaydır. Bir de ben duruş olarak kolay yaklaşılacak biri değilim. Toplumun bize kazandırdığı bir durum bu. Herhangi bir sıkıntı çekmemek için ördüğümüz bir duvar vardır ya, bunun da etkisi olabilir diye düşünüyorum.”
- Yönetimin size yaklaşımı nasıl?
“Tabii çok hoşlarına giden bir şey, bir kadın yazarın kulüplerini kaleme alıyor olması. Kulübün savunuculuğunu yazarın üstlenmesi şık olmaz. Her şekilde savunmak diye bir şey spor yazarı için mümkün değil. Bunu talep edebiliyor yönetimler. İyi şeyler yapın savunalım. Sadece Beşiktaş'ta değil, diğer kulüplerde de olduğunu zannediyorum. Kongre üyesi oluyorsunuz, ‘Üyeliğini feshedeceğiz, nasıl bizim aleyhimize yazar’ deniyor.”
“SANEM’İ KISKANDIĞIM ZANNEDİLDİ”
- Yazar da sonuçta bir gazetecidir ve işini yapar…
“Biz bunu yönetimimizle yaşadık. Yıldırım Demirören, ligin bitimine 5-6 hafta kala bizden destek istedi. Beşiktaş yazarlarıyla muhabirler çağrıldık, ‘Bize destek verin’ dendi. ‘Şampiyonluk için yemin ettik’ deniyor. Ki, o sene Fenerbahçe şampiyon oldu!.. Ben de o zamanlar Başkan Demirören'den röportaj bekliyorum. Demirören arkadaşım, ailece görüşüyoruz. Evlerine gittik, eşiyle tanışıyoruz. Beni öne almasını da beklemiyorum. Ama kimseye konuşmadığını söylüyor. Baktım ki, bu toplantının bir gün öncesi Sanem Altan'ın TV programının konuğu. Sanem'e karşı değilim. İbrahim Seten benim yakınım. Sanem de onun eşi. Bir kadın yazar olarak da destek çıkarım. Bunun üzerine ‘Bizden Beşiktaşlıyız diye destek istiyorsunuz. Ama bize röportaj vermediniz. Sonra gittiniz Galatasaraylı bir yazara röportaj verdiniz’ dedim. Sonra bu yanlış yorumlandı. ’Sanem’i kıskandı’ dendi. Böyle bir şey değil. Başkan öyle bir konuşma yapmasaydı, ben Sanem konusunu gündeme getirmezdim.”
- Bu durum üzerine öğrencinizle aranız açıldı mı?
“İbrahim Seten'e yanlış iletenler olmuş. Sonra beni aradı, ‘Senden beklemezdim’ dedi. Belli ki yanlış laflar götürülmüş.”
- Ligimiz bu yıl sürprizle karşı karşıya. Sivasspor çıkışın sonunu getirebileceğine inanıyor musunuz?
“Beşiktaşlılar bunu çok iyi bilirler, asıl rekabet 3 büyükler arasındadır. Neden?.. Basında bunu ister, kamuoyu da. Çok ve güçlü taraftarı vardır. Şampiyonluk mücadelesi 3 büyükler arasında geçer. Bu süreçte en büyük haksızlıklar esasında bunların arasında olur. Beşiktaş ile Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesi veriyorsa burada Beşiktaş'a bir Anadolu takımından daha büyük haksızlığa uğrayabilir. Bu onun gücüne bağlı olan bir şeydir. Anadolu takımlarının en büyük avantajı bu çelişkilerden yararlanmaktır.
“BEŞİKTAŞ BÜYÜKLERİN KÜÇÜĞÜ”
Bunların içinde Beşiktaş her zaman en fazla mağdur olandır. Çünkü en küçük olan odur. Beşiktaş büyüklerin küçüğüdür. Sivas gibi büyük olmayan bir takımın bu arenada mücadele etmesi tabi ki zor bir şey. Ama her zaman bir şeyin bir ilki olacaktır. Sivas iyi futbol oynuyorsa, kimse onların atacağı golü engelleyemez. Diyelim ki Sivas'ı şampiyon yapmak istemediler. Hakemler aleyhlerine kararlar veriyor. Beşiktaş'ın böyle 'Şerefli ikincilikler' dönemi vardır geçmişte. Ama siz belli bir güce sahipseniz bu hatalara rağmen belli bir noktaya gelirsiniz. Sadece sahada futbol konuşursa sahada tabii ki Sivas'ın tabii ki şansı çok daha fazla olacaktır. Önüne engel konsa dahi yine de şanslı olduğuna inanıyorum. Bu yıllardır konuşuluyordu, belki de ilk kez bu yıl gerçekleşecek. Herkes Sivas'a sempatiyle yaklaşıyorlar .’Tamam, bırakalım, olabiliyorlarsa olsunlar’ diye önlerine engel koymayabilirler.. Ben böyle bir olasılığı ufak ufak görmeye başladım. Sivas, herkesin sempatiyle yaklaştığı bir takım. Benim sinirlendiğim nokta Anadolu takımlarının 'Bize yedirmezler' diyerek işi sürekli sermeleri. Ona bakarsanız Beşiktaş'a da yedirmiyorlardı. İnatçı olmak, pes etmemek, emek vermek lazım...”
“HER KULÜP FUTBOLCUSUNU SATAR”
- Sivasspor oyuncularını satmayı göze aldı, değerini bulduğunda ‘Neden olmasın?’ dedi ve taraftarına çağrıda bulundu. SMS ile destek istedi. Alternatifler arıyorlar yani...
“Geçtiğimiz yıl Kayserispor bunun bir farklı versiyonunu yaşadı. Gökhan ve Mehmet Topal'ın herkes peşindeydi. Yönetim, 'satmıyoruz' dedi. Futbolcunun da morali bozuldu. Takımın performansı düştü. ‘Satabiliriz’ dediğiniz zaman futbolcu kendini daha da göstermek ister. Ama Sivas, ‘Değerini verdikten sonra satarız’ dedi. Doğrusu da budur . En büyük kulüpler dahi futbolcu satar.”
- Beşiktaş'ı bir kelimeyle özetlemenizi istesem ne dersiniz? Sevimli, panik, coşkulu...
“Emekçi...”
- İlginç... Şu anda da aynı görüşte misiniz?
“Eski Beşiktaş tabii... Yıldırım Demirören'in takımı Fenerbahçe'nin yoluna girdi. Yani, işi daha kolaydan elde etme yolu...”