Hasret Ergül
12-05-2007, 08:16
Artık kartal yuvasının da sihri bozuldu. İnönü'ye gelen her takımı etkileyen o büyük taraftar desteğine karşın, Beşiktaş şimdilerde sahasında bile varlık gösteremiyor.
Son 5 maçından yalnızca 5 puan çıkaran, kayıp hanesine yazılı 10 puanın 7'sini kendi evinde yitiren Beşiktaş'ta, haftalar öncesinde başlayan sancılar, gerekli önlemler alınmadığı için her geçen gün yoğunlaşan travmanın eşliğinde, kim bilir yakında bir operasyonu dahi gerektirecek boyuta doğru gidiyor.
Beşiktaş'ın temel sorunu kötü oyun. Çabuk, etkili oynayamayan ve yaratıcılıktan uzak orta saha, takımın şu an en büyük handikaplarından biri. Galatasaray ile Sivasspor'un 261'er, Fenerbahçe'nin 281 top kaybı yaptığı 14 haftalık dönemde, Beşiktaş'ın 361 kayıpla tüm takımlar içerisinde en kötü istatistiğe sahip olması, bir tesadüf olmasa gerek! Ağırlıklı olarak orta alanda yapılan bu kayıplar, bir yandan savunma, diğer yandan da hücum organizasyonundaki aksamaları beraberinde getiriyor. Rakiplere, Galatasaray'ın 36, Sivasspor'un 43, Denizli- spor'un 45, Fenerbahçe'nin 47 pozisyon verdiği süreçte, 51 pozisyonlu bu olumsuz görüntünün altyapısını da bir ölçüde o top kayıplarının yoğunluğu hazırlıyor. Olumsuzluk tabii ki bu kadarla da bitmiyor. Beşiktaş isabetli şu sıralamasında ve girdiği pozisyon sayısı itibarıyla da 8. durumda. Galatasaray'ın 85 pozisyon bulup 27 gole ulaştığı ligde, Beşiktaş'ın 58 pozisyon bulup 16 gol atması da hücumdaki verimsizliği matematiksel değerleriyle ortaya koyuyor.
Ligdeki son 5 maçında ancak 4 gol atabilen, buna karşılık 5 gol yiyen bir takımın iyi oynadığını, iyi gittiğini, iyi şeyler yaptığını söyleyebilmek, en fanatik Beşiktaşlının bile fantezisi olamaz! Günümüz futbolunda geriden oyun kurmayı beceremeyen bir takımın, iyi oyundan söz etmesi, iddialı ve başarılı olması da olası değil. Beşiktaş bu anlamda zaten ligin en yetersizlerinden biri. Savunmasının top kullanamadığı, orta alanının oyun organizasyonunu gerçekleştiremediği bir takım, ne yapacak da etkili biçimde rakip alana taşınacak ve nasıl pozisyon üretip, gol atacak? Nitekim Beşiktaş'ın mevcut oyun yapısı da buna izin vermiyor. 14 maçın 7'sini, o da ıkına sıkına ve tek farklı galibiyetlerle geçip, hepi topu 16 gol atabilmiş bir verimsizlikte Beşiktaş. Ve bu yanıyla baktığınızda en fazla gol atanlar içerisinde 9. sırada. Öyleyse vakit geçmeden, bu önemli sorunların çözülmesi gerekiyor. Çözüm için de öncelikle oyun yapısının sorgulanması... Bu arada darbeye bağlı olmayan sakatlıkların gerisinde neyin yattığının da araştırılması!
Evet, Beşiktaş'ın yönetim hatalarından kaynaklanan dertlerinin de bu başarısız sürece katkısı büyük. Fakat bu tek başına belirleyici bir etken değil. Takımın bir doku uyuşmazlığı var. Kendine güveni azalıyor. Hakem hatalarının getirdiği puan kayıpları da oyundaki yetersizliklerin üzerini örtmüyor. Gerçek tüm çıplaklığıyla ortada. Beşiktaş kötü oynuyor. Üstelik sezon başından beri kötü oynuyor. Bazen çok iyi mücadele ediyor. Fakat futbolda iyi mücadele etmek, iyi futbol oynamak anlamına da gelmiyor. Ve görülen o ki, giderek yakından duyulan sesiyle tehlike çanları, daha ilk yarı bitmeden Beşiktaş için çalıyor.
Hırsını öfkesine kurban eden adam!
Bazen hakeme, bazen rakibe, bazen takım arkadaşına bağırırken görüyorsunuz onu. Bazen de dayanamayıp, taraftara çıkışırken.
Haksızlığa tahammül edemiyor çoğu kez. Ve bir de kaybetmeye. Topu yanlış kullanmaya görsün ya da arkadaşı kritik bir pası yanlış atsın, hemen tepki veriyor. Kötü oynadığında sinirleniyor. Kötü oynadığında öfkeleniyor. Yüz hatları geriliyor, gözleri yuvalarından fırlayacak duruma geliyor ve kimseye bir şey yapmasa da en hafifinden kendi kendine söyleniyor. Bam teline basıldığında ise ellerini kollarını sallaya sallaya olay mahalline hareketleniyor. Beğenseniz de beğenmeseniz de Hasan Şaş bu. Özel yaşamında dost canlısı, neşe kaynağı, espri küpü, kadirşinas adam, kendisini sahaya attığında tanınmayacak ölçüde agresifleşiyor. Bu tabii ki bir iki ruhluluk hali. Ve sahadaki Hasan, saha dışındaki Hasan'ın imajını yerle bir etmek için, belki hiç farkına varmıyor ama neredeyse özel çaba gösteriyor! Bu paradoks, bir anlamda balın ekşimesine benziyor!
Hani teşbihte hata olmaz derler ya... Türk futbolunda yeteneğe ihanet edenlerin başında da Hasan geliyor! Biraz sakin durabilse ve işine daha yoğun konsantre olabilse, futbolunu -Dünya Kupası dışında da- çoktan sınır ötesine taşıyacak bir kabiliyetin sahibi, keskin sirke olmanın kariyerinde yaptığı tahribatın bedelini de ödüyor. Bir kez adı çıktığı için, çoğu zaman rakipleri onun öfke eşiğinin düşüklüğünü, etik olmayan bir profesyonellikte değerlendiriyor. Kontrolsüz hırsın öfkeyle buluşacağını anlamakta zorlanan, bunca yılın deneyimine karşın, hâlâ tepki hızını azaltacak bir freni olmayan Hasan, oyun içerisindeki dırdırları ve el-kol-parmak sallamalarıyla elbette bir yandan imajını zedelemekte, diğer yandan da hem kendisine hem de takımına zarar vermekte. Dahası suçsuz olduğunu söylerken kullandığı kelimeler de artık kimseye inandırıcı gelmemekte! Çünkü geriye dönüp baktığınızda, ligdeki son 12 sezonda 68 sarı, 8 kırmızı kartla şişen sabıka dosyası ve o yetenekteki bir oyuncuya asla yakışmayan davranışları, Hasan'ın zaten sütten çıkmış ak kaşık olmadığını göstermekte.
Şimdi sistemi ve birilerini suçlayarak "beni bu ülkede anlamıyorlar"a getirmeye kalkmak, devre arasında Türkiye'den ayrılacağını söylemek de öfkeye yenik düşen bir mantık hatası. Can çıkmadıktan sonra huy çıkmaz misali, Hasan kalsa da Hasan, gitse de Hasan. Yurtdışına çıktığında farklı bir Hasan figürü yaratılacağını sanmak, galiba Hasan'ın kendi kendini nafile kandırma çabaları. Zira saha içindeki Hasan, ne yazık ki evrimini bu yönde tamamlamış durumda.
Ve belki garip gelecek ama bu da bir başka türdeki lider davranışı. Her şeyini vermek isterken, çok şeyini kaybeden, yüreğini ortaya koyarken dengesini yitiren, doruklarda taşıdığı hırsını öfkesine kurban eden bir lider davranışı!
Zeki Çol
Son 5 maçından yalnızca 5 puan çıkaran, kayıp hanesine yazılı 10 puanın 7'sini kendi evinde yitiren Beşiktaş'ta, haftalar öncesinde başlayan sancılar, gerekli önlemler alınmadığı için her geçen gün yoğunlaşan travmanın eşliğinde, kim bilir yakında bir operasyonu dahi gerektirecek boyuta doğru gidiyor.
Beşiktaş'ın temel sorunu kötü oyun. Çabuk, etkili oynayamayan ve yaratıcılıktan uzak orta saha, takımın şu an en büyük handikaplarından biri. Galatasaray ile Sivasspor'un 261'er, Fenerbahçe'nin 281 top kaybı yaptığı 14 haftalık dönemde, Beşiktaş'ın 361 kayıpla tüm takımlar içerisinde en kötü istatistiğe sahip olması, bir tesadüf olmasa gerek! Ağırlıklı olarak orta alanda yapılan bu kayıplar, bir yandan savunma, diğer yandan da hücum organizasyonundaki aksamaları beraberinde getiriyor. Rakiplere, Galatasaray'ın 36, Sivasspor'un 43, Denizli- spor'un 45, Fenerbahçe'nin 47 pozisyon verdiği süreçte, 51 pozisyonlu bu olumsuz görüntünün altyapısını da bir ölçüde o top kayıplarının yoğunluğu hazırlıyor. Olumsuzluk tabii ki bu kadarla da bitmiyor. Beşiktaş isabetli şu sıralamasında ve girdiği pozisyon sayısı itibarıyla da 8. durumda. Galatasaray'ın 85 pozisyon bulup 27 gole ulaştığı ligde, Beşiktaş'ın 58 pozisyon bulup 16 gol atması da hücumdaki verimsizliği matematiksel değerleriyle ortaya koyuyor.
Ligdeki son 5 maçında ancak 4 gol atabilen, buna karşılık 5 gol yiyen bir takımın iyi oynadığını, iyi gittiğini, iyi şeyler yaptığını söyleyebilmek, en fanatik Beşiktaşlının bile fantezisi olamaz! Günümüz futbolunda geriden oyun kurmayı beceremeyen bir takımın, iyi oyundan söz etmesi, iddialı ve başarılı olması da olası değil. Beşiktaş bu anlamda zaten ligin en yetersizlerinden biri. Savunmasının top kullanamadığı, orta alanının oyun organizasyonunu gerçekleştiremediği bir takım, ne yapacak da etkili biçimde rakip alana taşınacak ve nasıl pozisyon üretip, gol atacak? Nitekim Beşiktaş'ın mevcut oyun yapısı da buna izin vermiyor. 14 maçın 7'sini, o da ıkına sıkına ve tek farklı galibiyetlerle geçip, hepi topu 16 gol atabilmiş bir verimsizlikte Beşiktaş. Ve bu yanıyla baktığınızda en fazla gol atanlar içerisinde 9. sırada. Öyleyse vakit geçmeden, bu önemli sorunların çözülmesi gerekiyor. Çözüm için de öncelikle oyun yapısının sorgulanması... Bu arada darbeye bağlı olmayan sakatlıkların gerisinde neyin yattığının da araştırılması!
Evet, Beşiktaş'ın yönetim hatalarından kaynaklanan dertlerinin de bu başarısız sürece katkısı büyük. Fakat bu tek başına belirleyici bir etken değil. Takımın bir doku uyuşmazlığı var. Kendine güveni azalıyor. Hakem hatalarının getirdiği puan kayıpları da oyundaki yetersizliklerin üzerini örtmüyor. Gerçek tüm çıplaklığıyla ortada. Beşiktaş kötü oynuyor. Üstelik sezon başından beri kötü oynuyor. Bazen çok iyi mücadele ediyor. Fakat futbolda iyi mücadele etmek, iyi futbol oynamak anlamına da gelmiyor. Ve görülen o ki, giderek yakından duyulan sesiyle tehlike çanları, daha ilk yarı bitmeden Beşiktaş için çalıyor.
Hırsını öfkesine kurban eden adam!
Bazen hakeme, bazen rakibe, bazen takım arkadaşına bağırırken görüyorsunuz onu. Bazen de dayanamayıp, taraftara çıkışırken.
Haksızlığa tahammül edemiyor çoğu kez. Ve bir de kaybetmeye. Topu yanlış kullanmaya görsün ya da arkadaşı kritik bir pası yanlış atsın, hemen tepki veriyor. Kötü oynadığında sinirleniyor. Kötü oynadığında öfkeleniyor. Yüz hatları geriliyor, gözleri yuvalarından fırlayacak duruma geliyor ve kimseye bir şey yapmasa da en hafifinden kendi kendine söyleniyor. Bam teline basıldığında ise ellerini kollarını sallaya sallaya olay mahalline hareketleniyor. Beğenseniz de beğenmeseniz de Hasan Şaş bu. Özel yaşamında dost canlısı, neşe kaynağı, espri küpü, kadirşinas adam, kendisini sahaya attığında tanınmayacak ölçüde agresifleşiyor. Bu tabii ki bir iki ruhluluk hali. Ve sahadaki Hasan, saha dışındaki Hasan'ın imajını yerle bir etmek için, belki hiç farkına varmıyor ama neredeyse özel çaba gösteriyor! Bu paradoks, bir anlamda balın ekşimesine benziyor!
Hani teşbihte hata olmaz derler ya... Türk futbolunda yeteneğe ihanet edenlerin başında da Hasan geliyor! Biraz sakin durabilse ve işine daha yoğun konsantre olabilse, futbolunu -Dünya Kupası dışında da- çoktan sınır ötesine taşıyacak bir kabiliyetin sahibi, keskin sirke olmanın kariyerinde yaptığı tahribatın bedelini de ödüyor. Bir kez adı çıktığı için, çoğu zaman rakipleri onun öfke eşiğinin düşüklüğünü, etik olmayan bir profesyonellikte değerlendiriyor. Kontrolsüz hırsın öfkeyle buluşacağını anlamakta zorlanan, bunca yılın deneyimine karşın, hâlâ tepki hızını azaltacak bir freni olmayan Hasan, oyun içerisindeki dırdırları ve el-kol-parmak sallamalarıyla elbette bir yandan imajını zedelemekte, diğer yandan da hem kendisine hem de takımına zarar vermekte. Dahası suçsuz olduğunu söylerken kullandığı kelimeler de artık kimseye inandırıcı gelmemekte! Çünkü geriye dönüp baktığınızda, ligdeki son 12 sezonda 68 sarı, 8 kırmızı kartla şişen sabıka dosyası ve o yetenekteki bir oyuncuya asla yakışmayan davranışları, Hasan'ın zaten sütten çıkmış ak kaşık olmadığını göstermekte.
Şimdi sistemi ve birilerini suçlayarak "beni bu ülkede anlamıyorlar"a getirmeye kalkmak, devre arasında Türkiye'den ayrılacağını söylemek de öfkeye yenik düşen bir mantık hatası. Can çıkmadıktan sonra huy çıkmaz misali, Hasan kalsa da Hasan, gitse de Hasan. Yurtdışına çıktığında farklı bir Hasan figürü yaratılacağını sanmak, galiba Hasan'ın kendi kendini nafile kandırma çabaları. Zira saha içindeki Hasan, ne yazık ki evrimini bu yönde tamamlamış durumda.
Ve belki garip gelecek ama bu da bir başka türdeki lider davranışı. Her şeyini vermek isterken, çok şeyini kaybeden, yüreğini ortaya koyarken dengesini yitiren, doruklarda taşıdığı hırsını öfkesine kurban eden bir lider davranışı!
Zeki Çol