PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İlker ATEŞ


Mehmet İpek
09-18-2008, 05:43
Buyrun ziyafete!
http://www.ajansspor.com/resim/yazar_28.jpg
Yazan: İlker Ateş

Bu başlığı ben değil, bizzat Ertuğrul Sağlam'ın kendisi attı. Sağlam'ın dünkü basın toplantısı, futbol ziyafetine davetiye gibiydi.

Etkilendim ve de çok hoşlandım. Bu nedenle, bu ziyafet çağrısına uyarak akşam saat 20.30'da İnönü Stadı'nda olacağız..

Elbette maça Ertuğrul Sağlam'ın iddia ettiği futbol ziyafetini görmek için gidiyorum. Ancak yine de bazı endişelerim olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Dört gün önce de bir futbol ziyafeti umuduyla sabah karanlığında uçağa atlayıp Trabzon'a gitmiştim. Maçtan sonra Sanlı kaptan ile stattan çıkarken, "Ziyafete mi geldik, yoksa eziyet mi çektik" tartışmasını yapıyorduk. Çünkü sezonun ilk büyük maçı, izleyenler için tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Ev sahibi Trabzonspor'un en azından 3-4 adet çerçeveyi bulan, bir kez de Serkan ile gole yaklaşan pozisyonu vardı. Beşiktaş'ta ise pozisyon olmadığı gibi, sadece kaleyi bulmayan iki isabetsiz şut görmüştük, o kadar.

Bu, tek forvet-çift forvet tartışmalarından bıktım. Aslında bu tartışmaya en çok karışanlardan birisi olduğumu biliyorum. Açıkcası, tek forvetli oyun biçiminden nefret etmeye başladım. Hani kafanızda bir oyun planı vardır, bu plan tek forvetli görünür ama atak başladığında hücuma çıkanların sayısı bir değil, birden fazla olur. Ben, Trabzon'daki Beşiktaş'ta böyle bir şey görmedim. Gördüğüm tek şey tek forvet olarak sahaya çıkan Bobo'nun, tam 71 dakika tek forvet olarak sahada kaldığıydı. Bu gece tek forvetle de olsa Beşiktaş'ın, Metalist Kharkiv karşısında çok forvetli bir sistemle oynadığını kanıtlaması gerekiyor. Bu gece aynı zamanda Ertuğrul Sağlam'ın en şanslı gecelerinden birisi. Çünkü, elindeki bütün yabancıları oynatabilir. Öyle 6+2 kuralı falan gibi bir handikap yok. Örneğin Seric sol bek oynar, önünde Tello görev yapar. İyileşen Holosko sağ açık mı oynar, forvet mi oynar bilemem ama bir yerde oynar... Nobre'nin herhangi bir yabancılık sakıncası olmadığı için Bobo ile birlikte zaten her zaman direkt oynama şansı da mevcut. Onu, bunu anlamam... Ben bu akşam futbol ziyafeti görmek istiyorum. Eğer iş burada bitmezse, UEFA grupları, adım gibi biliyorum, hayal olur.

Şule Artarlar
09-18-2008, 08:38
İnş. bu akşam olagan üstü bir ziyafet izlicez :)

Mehmet Erhan
09-18-2008, 10:48
ilker ateş güzel yazmış...eğer futbol ziyafeti çekilecekse o ziyafete yakışır bir kadro ve futbol olmalı sahada...ts maçındaki korkak futbol kesinlikle olmamalı...hele ki 1 - 2 tane atayım, sonra geri çekileyim mantığı olursa işte o zaman ziyafet bir yana aç kalırız...futbolculara ve ertuğrula bu maçta güvenmek istiyorum artık...

Ezel Özsipici
10-03-2008, 19:37
İLKER ATEŞ

Böylesine kişiliksiz ve utanç verici futbolla Beşiktaş'ın bozguna uğraması son derece normal. İkinci sınıf bir Avrupa takımı karşısında galiba tam sevindirici bir olay var. O da maçın yarım düzinelik bir bozgunla bitmemesi. İki hafta öncesinden rövanşın zor geçeceği belliydi. Ancak Metalist için bu kadar olacağını hiç kimse beklemiyordu. Adamlar Beşiktaş'a futbol dersi verdi. Skor avantajını ellerine geçirdikten sonra asla oyundan düşmediler. Bununla da kalmayıp gollerin devamını getirmek için rekor sayıda pozisyon buldular. Ukrayna takımı maçın ilk yarısında bulduğu iki pozisyonu golle süsledi. 40 metreden gol yemek ayıpların en büyüğü idi. İkinci yarıda Beşiktaş'tan patlama bekleyenler bunu yine rakip taraftan gördüler. Metalist, son 45 dakika tam 7 adet net gol pozisyonu yakaladı. Bunlardan en azından ikisini gole çevirmeyi başardılar.

Gökhan seyirci gibi
Peki Beşiktaş ne yaptı? Koskoca bir 90 dakika kötü futbolunun devamını getirmek için her şeyi yaptı. Birkaç enstantane gol pozisyonu var hepsi o kadar. Metalist'in ise her pozisyonu Beşiktaş savunmasını perişen etmeye yetti. Yere göğe sığdırılamayan Zapo iflas etti. Gökhan Zan, oyuncu değil seyirciydi. Bu Cisse, çıtkırıldım futboluyla nasıl milyon euro'lar alıyor anlamış değilim. Anladım ki Serdar Kurtuluş'tan ne ön libero olur ne de sağ bek. Holosko bu takımın hesapta başrol oyuncusu. Bu oynadığı ile ona değil başrol, figüranlık bile vermezler. Delgado teslim bayrağını çekti. Bobo, buharlaşıp atmosfere karıştı. Beşiktaş bu skandal futbolla sabaha kadar oynasa 10 gol yer, komik durumlara düşerdi. Ertuğrul Sağlam'ın ikinci yarıdaki hamleleri de hiçbir işe yaramadı. Beşiktaş'ın hastalığı son İstanbul BŞB maçında birden bire ortaya çıkmıştı. Bu hastalık kısa sürede tedavi edilmezse lig maçlarında da benzer faciaların yaklaştığı kesin. Bu utanç gecesi için yazı yazmak bile utanç verici bir şey.

Mehmet Erhan
10-21-2008, 09:43
Denizli "cesur" başladı

http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg

Ertuğrul Sağlam döneminde Beşiktaş çift ön liberolu ve tek forvetli sistemle oynuyordu. Bu "korkak" bir oyun kurgusuydu. Oynaması da seyretmesi de çok sıkıcıydı. Tutmamıştı da. Sağlam, son haftalarında çift forvete geçmişti ama o da olmamıştı. Çünkü her iki sistemde de Beşiktaş geriye yaslanarak oynuyor, en arkadaki ile en ilerideki arasındaki mesafe 70 metreye kadar uzanıyordu. Mustafa Denizli daha ilk maçında alanı daralttı. Mesafe 40 metreye indi. Dar alandaki bu futbol teknik oyuncuları öne çıkardı. Delgado, Cisse ve Tello 3 gollü ilk çeyrek dakikada yıldızlaştı. Sistem cesur ve güzeldi. Ancak 40 metrelik "sürgü" sistemi fazla koşmayı gerektirdiği için ikinci yarıda takımı çok yorgun düşürdü. Bir forvet gibi oynayan Tello, aşırı efor sarf ettiği için 63. dakikada oyundan alındı. Orta sahaya gelip pres yapan Nobre, savaş yorgunu olarak son 45 dakika kayboldu. Sol tarafı tek başına kontrol eden İbrahim Üzülmez, hayatında hiç bu kadar koşmak zorunda kalmamıştı. Denizli, 2'li-3'lü forvetten, 5'li savunmaya kadar rakibin kafasını karıştıran her türlü atraksiyonu denedi. Bu düşünce zenginliği 13 dakikada maçı koparmaya yetti. Oyuncuların bu değişik senaryoları uygulamakta başarılı olup, olamayacakları 5-6 hafta sonra belli olur. Bu süre içinde her maç rahat atlatılabileceği gibi facialar da getirebilir. Denizli, yeni takımında "cesur" futbolla işbaşı yaptı. İşin sonunun nasıl biteceğini bilemem. Ancak bildiğim bir şey var. Beşiktaş'ın hiçbir maçı "golsüz" bitmez!

************************************************** ***************

Yapay çim

19 Mayıs Stadı'nın son yıllardaki hali bir felaketti. 3 takımın ağırlığını kaldıramadığı için zemin kış gelmeden tarlaya dönüşüyordu. Zemin şimdi yapay çimle kaplı. Tribünden baktığınız zaman görüntü insanın içini açıyor. Elbette gerçek çim ile yapay çim arasında çok büyük fark var. Futbolcular böyle bir zeminde oynamaktan şikayetçi oldular mı? Evet oldular. İbrahim Toraman "Hayatımda ilk kez topa yatarak dokunmaktan kaçındım" dedi. Ateş gibi bir zeminde adeta mangal üstünde futbol oynadığını söyledi. Aynı sahada oynayan PAF takım futbolcuları da aşırı yorgunluktan şikayet ettiler. 19 Mayıs'ta ya patates tarlasında oynayacaksınız ya da yapay çimde. Başka seçenek yok.

************************************************** ***************

Terim'in maaşı

Terim'in maaşı çok konuşuluyor. Özellikle de 1 gecede "kıyak emeklilik" yasasını çıkartan milletvekilleri "Efendim 100 bin dolar zaten çoktu. Bu 250 bin YTL neyin nesi?" diye sürekli tepki koyuyorlar. Evet her iki rakamda ülke koşullarına göre çok yüksek. Ancak unutulmasın ki futbol bir gösteri oyunu. Dünyanın her yerinde "şov" işini yapanlar ve yönetenler büyük para kazanıyor. Değeri 500 bin doları geçmeyen yabancı bir futbolcuya kulüpler 4.5 milyon euro verince kimseden ses çıkmıyor. Bir şey daha; çalıştırdığı milli takımdaki futbolcuların kazancı Fatih Terim'den daha fazla. Buna ne buyrulur?

Doğan Köksal
11-12-2008, 07:30
Yüksek tempo

Baştan sona bir o kalede bir bu kalede, tam bir kupa maçı izledik. Kalite belki çok yüksek değildi ama son zamanların en yüksek tempolu maçı oldu. Zaman zaman iki takım da futbolu güzelleştirmek için olağanüstü çaba gösterdi. Oyun daha çok Trabzonspor'un kontrolü altında geçti. Ancak Beşiktaş taktik yönden mükemmele yakın oynadı. Bu bir kupa maçı olduğu için Mustafa Denizli, değişik bir strateji geliştirdi. Buna "Yenemezsem yenilmiyeyim" stratejisi diyebiliriz. Beşiktaş'ın dün gece eksiği çoktu. Sivok, Delgado, Nobre hatta Cisse'siz 11 bence sezon başından bu yana en akıllı futbolunu oynadı. Denizli bu kez üçlü defans yerine İbrahim Üzülmez'i geriye çekerek savunmayı dörtledi. Bu oyun biçimi, Trabzonspor'a attığı gol dışında pozisyon vermedi. Beşiktaş'ın da attığı goller dışında çok net pozisyon bulduğu söylenemez. İlk gol Sylva'nın hediyesiydi ve Bobo affetmedi. İkinci golde ise Bobo bu kez nefis bir asist yaparak Zapo'ya şık bir gol attırdı.

Bobo, sahanın yıldızı
Bu sonuçla Beşiktaş kupada gruptan çıkmayı büyük ölçüde garantiledi. Trabzonspor ise artık hesap üstüne hesap yapacak. Maçın hakemine gelince... Bünyamin Gezer'i beğenirim. Ancak dün iki büyük falsoya imza attı. Trabzon'un golü öncesinde Zapo'nun Yattara'ya yaptığı hareketin faul ve sarı kartla ilgisi yoktu. 2. gole giden Bobo'yu Egemen ve Song kundaklayıp yere serdi. Bunun adı penaltıydı. Ama Gezer polis olmasına rağmen bu harekete ceza kesmedi. Uğur İnceman golde büyük katkısı olan oyuncuydu. Ancak oyuna katkısı için aynı şey söylenemez. İlk yarıda oynayan Seric, birkaç isabetli pas dışında çok yavaş ve yetersizdi. Bence maçın ve Beşiktaş'ın en iyilerinden birisi hiç kuşkusuz Tello'ydu. Denizli'den aldığı özgürlüğü Tello çok iyi kullanıyor. Oyunun yönünü her an değiştirebilecek tek futbolcu kesinlikle Tello. Bobo ise dün gece bu yüksek tempolu maçta gol atan, gol attıran ve boğuşan oyuncu olarak sahanın yıldızıydı.

Doğan Köksal
01-02-2009, 09:40
Mösyö Cisse...

http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg
İşin aslına bakarsanız kötü futbolcu değil. Her iki ayağını çok iyi kullanabiliyor. Oyunun yönünü değiştirebilecek özellikleri de var. İsterse isabetli şut atabiliyor ve yine isterse mükemmel asistler yapabiliyor. Ancak o tam bir konu mankeni gibi davranıyor. Beşiktaş'a geldiği günden bu yana keyif alarak futbol oynadığı tek bir maçını görmedim. Hiçbir maçta sahadaki belli bir coğrafyanın dışına çıkmadı. Futbolu hep orta yuvarlak ve çevresinde oynadı. Biraz ileri gidip forvete yardım etmeyi ya da geriye doğru hamle yapıp, savunmasına katkı yapmayı eziyet olarak gören bir oyuncu.

Memnuniyet duydu!
Geçen sezon ilk resmi golünü attığı Diyarbakır'daki kupa maçından sonra coşkusuz bir şekilde "Devamını getirebilirim" dedi. Gerçekten de sonrasında birkaç gol atmayı başardı. Galiba bu işin çok eziyet gerektirdiğini anladı ki ondan da vazgeçti. Bu sezon Kadıköy'deki Fenerbahçe maçının 41'inci dakikasında kırmızı kart görüp, takımını 10 kişi bıraktıktan sonra saha dışına giderken en ufak bir tepki göstermedi. Görüntülerine bakınca oyundan alınmaktan memnuniyet duyduğunu düşünmek yanlış olmaz. Bu ülkeye yüzlerce yabancı futbolcu geldi. Ben onun kadar vurdumduymaz bir başka yabancı görmedim.

Denizli kapıyı gösterir
Biliyorsunuz; mösyö Cisse geçen sezonun devre arasında olduğu gibi bu sezonun tatil döneminden de zamanında dönmedi. Çalışmaların ne zaman başlayacağını herkes gibi o da biliyordu. Duyduk ki beyefendi Paris tatilini 5 Ocak'a kadar uzatmış. Galiba o tarihte gelip, ertesi gün Gaziantep Belediye ile yapılacak kupa maçında oynayacağını sanıyor. Benim tanıdığım Mustafa Denizli, gelir gelmez ona kapıyı gösterecektir. Şimdiye kadar yıldızlaştığı tek bir maç olmadı. Kurtarıcı rolüne soyunduğu bir tek 90 dakika görmedik. Hiçbir maçta 2'nci vitesin üzerine çıkmayı denemedi. Galiba onun için en büyük mutluluk futbolu bırakmak olacak ve Cisse olayı Beşiktaş'ın transfer fiyaskolarının bir belgesi olarak tarihteki yerini alacak.

Ezel Özsipici
02-03-2009, 11:06
http://img140.imageshack.us/img140/1280/1235ce6.jpg (http://imageshack.us)
http://img140.imageshack.us/img140/1235ce6.jpg/1/w208.png (http://g.imageshack.us/img140/1235ce6.jpg/1/)
Beşiktaş görülmeye başladı
Beşiktaş, gecikmeli de olsa ilk kez doğru işler yapıyor. Eğer yeni gelenlerin tamamı, doğru yerlerin doğru adamları olabilirse ilk yarıda yaşanan sıkıntılar ortadan kalkacak. İşte Yusuf... Daha ikinci maçında ara dönemdeki en doğru transfer olduğunu göstermeye başladı. Şimdi Delgado hazır olarak gelirse ne olacak? Olacağı şu; öncelikle ikisi birden oynamayacak. Beşiktaş'ın orta alanında iki lüksü birden kaldırma özgürlüğü olamaz. İkisinden birisi tercih edileceğine göre bu kim olur? Sanırım % 90 Yusuf olur! Çünkü Yusuf, yılların tecrübesi ile 10 numara pozisyonunu Delgado'ya kaptırmaz. Bana öyle geliyor ki Delgado, Yusuf'u seyrettikçe 'neyi oynamadığını' fark edecek ve kafasını yerden yere vuracak. Şimdi bir de Alman Milli Takımı kariyeri ile Fabian Ernst geliyor... Uyum sürecinin ne kadar zaman alacağı dışında, bir başka Beşiktaş doğrusu da bu... "Duvar gibi savunmacı" oyun biçimiyle Ernst, Beşiktaş orta alanında yıllardır beklenen kişi olursa hiç şaşırmam. Ernst'in gelişiyle Cisse forma yüzü göremez. Eğer Erkan Zengin de orta alanın sağ tarafında aranan kan olursa, Serdar Özkan 18'e bile giremez. Bundan böyle, bu alternatifli kadro birçok vazgeçilmezi kulübe mahkumu yapacak. Sivok-Zapo geride oynarsa, Gökhan Zan'ın başı ağrıyacak. İbrahim Toraman savunmanın sağında yer bulur, ne var ki Serdar Kurtuluş kulübeden çıkamaz. Ekrem'in varlığı ile İbrahim Üzülmez'in de artık işi zor. Asıl zorluk, Bobo-Holosko-Nobre için başlıyor. Yusuf varken, bu üçlüden sadece biri oynar. Bazılarının keyfi kaçacak ama Beşiktaş ilk kez takım olma yoluna girdi.

Bülent Girgin
02-28-2009, 22:24
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1235.jpg

İşkence bitti

Sonda yazacağımızı yazının başında söyleyelim. Beşiktaş'ın ikinci golü Gökhan Zan mı Bobo mu attı bu tartışılır ama tartışılmayacak bir şey var. Gol ofsayt. Ancak, bir başka gerçek daha var. Beşiktaş'ın Nobre ile attığı golün sayılmaması ise bir facia. Çünkü bu pozisyonda ofsayt yok. Maça geçelim... Beşiktaş, her İstanbul BŞB maçında resmen işkence çekiyor. Bu eziyet dün gece de maçın başından sonuna kadar sürdü gitti. Tello, takımı işkenceden kurtarmıştı ama Beşiktaş'ın mutluluğu sadece 4 dakika sürebildi. İstanbul BŞB'nin beraberlik golünden hemen 1 dakika sonra Beşiktaş'ın ikinci golü kazanması ise mucize gibi bir şeydi. İstanbul BŞB, UEFA Kupası'nın çılgın takımı Metalist'e benziyor. Birinci sınıf futbol oynuyorlar. Her takımı yenebilecek oyun planları var. Hatayı asla affetmiyorlar. Beşiktaş bu inanılmaz galibiyeti yaşamasa geçen haftanın 12 puanlık ikramlarının hiçbir değeri kalmayacaktı.

Holosko 'sıfır' çekti
Açık söylemek gerekirse Beşiktaş, maçın başından sonuna kadar oyuna hakim olamadı. Düzeldi denilen defans inanılmaz falsolar yaptı. Orta sahada Beşiktaş'ın değil yine İstanbul BŞB'nin ağırlığı vardı. Herkes Nobre ile Bobo'nun birlikte oynamasını istiyor. Nobre'ye laf yok. Canını dişine takarak oynuyor. Bobo'ya gelince... Resmen döküldü. Gökhan Zan'ın kaleye giden gollük vuruşunu çizgi üstünde tamamlamaktan başka "Aferin" dedirtecek hiçbir etkinliği olmadı. Orta sahanın dinamosu Ernst'in bile döküldüğü bir maç olduğunu söylersek gerisini siz anlayın. Ekrem ve Delgado'nun sahadaki varlıkları hiç hissedilmedi. Kurtaracı olarak sonradan oyuna giren Holosko'nun da "sıfır" çektiğini söyleyebiliriz. İşin özeti, Beşiktaş dün gece uçak kazasından sağ kurtulan bir yabancı gibiydi. Nihayet İstanbul BŞB işkencesi bitti.

Ayşegül Alparslan
03-01-2009, 16:09
yuh yaa bu kadarda olmaz adam nerde döküldü allah aşkına sırf eleştiri yapıcam diye bu kadar yorma kendini kalbine yazık valla

Ertürk Yıldırım
09-10-2009, 19:49
Vedat'sız bir yaşam..
Bizimkisi şöyle böyle bir dostluk değildi... Temeli, 41 yıl öncesine dayanıyordu. Vedat kaptan, Sanlı kaptan ve ben ayrılmaz üçlüydük...
Onlar futbol oynar, ben gazeteci olarak izlerdim. Bizimkisi dostluktan öteye, kardeşliğe dayalı bir ilişkiydi. Vedat'ın içine bir şey doğmuşsa, o kesin gerçekleşirdi. Örneğin, "İlkercim, bu hafta penaltıdan golüm var" demişse, bu bizim için Barbaros Parkı'nda top başında röportaj konusu olurdu. Maç günü penaltıdan golünü atar, ertesi gün "Vedat demişti" diye bana ikinci bir röportaj konusu doğardı.

Tanıdığım en teknik stoperdi...
Topla defanstan dans eder gibi çıkar, buluşturduğu adam kesin gol pozisyonuna girerdi. 70'li yılların ortalarında futbolu bırakınca adeta boşluğa düşmüş gibiydi. Öyle, teknik adamlıkta falan gözü yoktu. Talimatı ben verdim ve onu zoraki olarak çalıştığım gazetede yorumculuğa başlattım. Aman Allahım...
Sular, seller, deryalar gibi akıyordu. Çok geçmeden gazetelerin paylaşamadığı bir yorumcu oldu. Ne derse çıkıyor, neyi konuşsa dinletiyordu. Şıktı, zarifti...
Giydiği her şeyi yakıştırırdı. Metin Oktay ile birlikte herkesin sevdiği ender futbolculardan biriydi.

Son 4 yıldır, o ve Sanlı kaptanla birlikte TV programı yapıyorduk. Son 4 ay, sadece bir programa gelebilmiş, üç programa telefonla katılabilmişti. Biliyorduk ki, öbür tarafa yaklaşıyordu... Son günlerde hastanede sürekli yanındaydım... Bazen boş bakıyor, tanımıyor; bazen tanıdığını gülümseyerek belli ediyordu. Bugün onu öbür tarafa yolcu edeceğiz. Sanlı ve benim için dayanılmaz onsuz günler başlıyor. Vedat'ın olmadığı bir dünyada yaşamak nasıl olacak bilemiyoruz. Bildiğim bir şey var ki, hep kalbimizde yaşayacak. Rahat uyu kaptan!

Ertürk Yıldırım
09-10-2009, 19:50
Böyle gitmez!
Ligin ilk maçından bu yana "Bu sezonun Beşiktaş'ından hiçbir şey anlamadım" diyerek giriş yapıyorum. Bu söylemi bir sure için rafa kaldırmak durumundayım. Nedenine gelince. Gençlerbirliği ve Gaziantep gibi rakipler önünde Beşiktaş'ı çözmek kolay değil. Çünkü bu tür takımlar hem iyi savunma yapıyorlar hem de hücuma çok adamla çıkabiliyorlar. Böyle olunca Beşiktaş'ı çözmek zorlaşıyor. Şu aşamada Beşiktaş için kimileri "İyi", kimileri "Kötü" diyebilir. Bence Beşiktaş için kesin kararı verme yönünde bir sure daha beklemekte yarar var. Nereye kadar? Galatasaray derbisinin bitmesine ve Şampiyonlar Ligi'nde birkaç maçın geride kalmasına kadar. Beşiktaş'ta hocanın da işi zor. Hem ideal 11 hem sistem arayışı maçtan maça devam ediyor. Şu ana kadar net ideal 11 bulunabilmiş değil, ne de sistemin oturmuşluğundan söz edilebilir. Örneğin Nihat'lı tek forvetle olmuyor. Bu oyuncunun yıldızlaşabilmesi için onun yanında Mert Nobre ya da Bobo'dan birisine şidetle ihtiyaç var.

Ernst eleştirisi
Savunmada İbrahim Kaş'ı dün ilk kez sağ bekte gördük. Hoca, onu orada denemekte haklı. İbrahim Kaş'ın bu şansı iyi kullanıp kullanmadığı ise başlı başına bir soru işareti. Aynı görüşü ortanın solunda ilk kez oynayan Serdar Özkan için de söyleyebiliriz. Beşiktaş'ın maç boyunca çok etkili atakları ve kıl payı dışarı giden gollük pozisyonları var. Ama bütün bunların içinde vuruş beceriksizliğinin ön plana çıktığını söylemekte yarar var. Seyircili ilk maçta Beşiktaş'ın kendi kalesi önünde yaşadığı üç gol net pozisyonunu da unutmayalım. Dünkü maç şunu gösterdi. Oyuncu değişiklikleri yapabilirsiniz. Ahmet'i alıp Mehmet'i sokabilirsiniz. Ama Ernst gibi sürekli enerji üreten bir oyuncuyu dışarı alamazsınız. Böyle bir şey yaparsanız, Denizli bile olsanız açık-seçik eleştirilirsiniz. İşin özeti dört maçta 6 puanlık bir kayıp varsa şampiyon için durum parlak değil.