Mehmet Erhan
04-16-2008, 11:02
Herkesin keyfi kaçık, herkes mutsuz, huzursuz... Kimimiz öfkeli, üzgün, kırgın... Şöyle bir özet geçelim bakalım neler oluyor? Düşünelim nerelerde hatalar yaptık... Düşünüyoruz ki öyleyse varız diyebilelim hep birlikte...
Nereden?
Daha dün Ümraniye yollarında şampiyonluk rüyasındaydık halbuki. Liderdik uzun bir zaman diliminden sonra. Takımı motive etmek, şampiyonluk havasına sokmak için konvoy oluşturuyorduk hep birlikte. Bizler tesislerin kapısında şampiyonluk havasına girmiş bütünlük oluşturmaya çalışıp beklerken, taraftarın bu organizasyonuna ne idari ne de teknik heyetden olumlu bir geri dönüş olmamıştı halbuki. Tesislerin arka kapısı olsa eminiz oradan kaçırılacaktı takım otobüsümüz.. O derece uzaktı takımımız bizlerden. Önemli olan beden olarak tribünlere yakın olmak değildi hiç şüphesiz. Eski stadyumumuzda aradaki tartan piste rağmen daha samimiydik topçularımızla oysa ki.
Ön kapıdan çıkarken takım otobüsümüz, oyuncularımız tarafından zaten perdeler çekiliyor, protesto kalabalığına yapılan tavırlar sergileniyordu siyah beyazlı emekçilere.. Ruhsuz topçular.. Islatılmayan formalar, sahadaki ciddiyetsiz tavırlar.
Elbette 90 lı yıllar ve Fulya daki ruhu bekleyemeyiz modern Ümraniye tesislerinin paralı yeni yetmelerinden.
Bu kadar basit mi başarısızlığın cevabı?
Peki ya bizler, Beşiktaş taraftarları? İstanbul’da oynanan böylesine önemli bir karşılaşmaya yaklaşık 15.000 siyah-beyazlı iştirak ediyordu.. İnanmışların sayısı bu kadarmış demek diyorduk, kapalı tribünde 300 spartalı gibi takımı desteklemeye çalışırken..
Sezon başı havaalanına, Beşiktaş forması için ter dökmemiş yeni transfer futbolcuların karşılanması için bedava otobüs kaldıran idareciler bu maça niye seferberlik ilan etmediler acaba? Niye belediyeye başvurulmadı ek seferler için? Niye Bolton’a otobüs kaldırılmadıysa aynı sebepten.
Bunların hepsini üst üste koyunca rüyadan niye bukadar çabuk uyandığımız da anlaşılıyordu net bir şekilde. Ruhsuz topçular, plansız programsız idareciler, takımına sahip çıkmayan Beşiktaş seyircisi, hatalı hakem kararları ile puanlarımızı gasp eden federasyon falan filan derken kısacası taraftar dışında herkes sorumlu ve suçlu bu tablodan.
Biraz daha başa saralım. Bu hoca, o hoca, şu topçu bu taktik derken son 3-5 sene de yaz boz tahtasında yer kalmadı. Her seferinde tatsız tutsuz çorba olmuştu transferler, taktikler ile Beşiktaş’ımız.. Bir türlü tarifi tutmadı çorbaların.. Ocak yandı ama olduğu gibi çöpe döküldü her seferinde pişen tencereler. Bu ocağın ateşi bedava yanmıyordu elbette. Faturası da beklendiği gibi kabarık geldi.
Rüyadan bu kadar çabuk uyandığımız için mi üzülmeliyiz?
Yoksa rüya kabusa dönmeden uyandığımız için mi sevinmeliyiz?
Nereye?
Tablo ortada şimdi önemli olan ise geleceğimiz. Gelecek için hayallerimizi de kaybedersek esas o zaman uyanamayız.
aslında çözüm basit...yeni bir yönetim,ruhsuz fubolcuların gönderilmesi ve beşiktaşı taşıyacak bi teknik direktör...
Nereden?
Daha dün Ümraniye yollarında şampiyonluk rüyasındaydık halbuki. Liderdik uzun bir zaman diliminden sonra. Takımı motive etmek, şampiyonluk havasına sokmak için konvoy oluşturuyorduk hep birlikte. Bizler tesislerin kapısında şampiyonluk havasına girmiş bütünlük oluşturmaya çalışıp beklerken, taraftarın bu organizasyonuna ne idari ne de teknik heyetden olumlu bir geri dönüş olmamıştı halbuki. Tesislerin arka kapısı olsa eminiz oradan kaçırılacaktı takım otobüsümüz.. O derece uzaktı takımımız bizlerden. Önemli olan beden olarak tribünlere yakın olmak değildi hiç şüphesiz. Eski stadyumumuzda aradaki tartan piste rağmen daha samimiydik topçularımızla oysa ki.
Ön kapıdan çıkarken takım otobüsümüz, oyuncularımız tarafından zaten perdeler çekiliyor, protesto kalabalığına yapılan tavırlar sergileniyordu siyah beyazlı emekçilere.. Ruhsuz topçular.. Islatılmayan formalar, sahadaki ciddiyetsiz tavırlar.
Elbette 90 lı yıllar ve Fulya daki ruhu bekleyemeyiz modern Ümraniye tesislerinin paralı yeni yetmelerinden.
Bu kadar basit mi başarısızlığın cevabı?
Peki ya bizler, Beşiktaş taraftarları? İstanbul’da oynanan böylesine önemli bir karşılaşmaya yaklaşık 15.000 siyah-beyazlı iştirak ediyordu.. İnanmışların sayısı bu kadarmış demek diyorduk, kapalı tribünde 300 spartalı gibi takımı desteklemeye çalışırken..
Sezon başı havaalanına, Beşiktaş forması için ter dökmemiş yeni transfer futbolcuların karşılanması için bedava otobüs kaldıran idareciler bu maça niye seferberlik ilan etmediler acaba? Niye belediyeye başvurulmadı ek seferler için? Niye Bolton’a otobüs kaldırılmadıysa aynı sebepten.
Bunların hepsini üst üste koyunca rüyadan niye bukadar çabuk uyandığımız da anlaşılıyordu net bir şekilde. Ruhsuz topçular, plansız programsız idareciler, takımına sahip çıkmayan Beşiktaş seyircisi, hatalı hakem kararları ile puanlarımızı gasp eden federasyon falan filan derken kısacası taraftar dışında herkes sorumlu ve suçlu bu tablodan.
Biraz daha başa saralım. Bu hoca, o hoca, şu topçu bu taktik derken son 3-5 sene de yaz boz tahtasında yer kalmadı. Her seferinde tatsız tutsuz çorba olmuştu transferler, taktikler ile Beşiktaş’ımız.. Bir türlü tarifi tutmadı çorbaların.. Ocak yandı ama olduğu gibi çöpe döküldü her seferinde pişen tencereler. Bu ocağın ateşi bedava yanmıyordu elbette. Faturası da beklendiği gibi kabarık geldi.
Rüyadan bu kadar çabuk uyandığımız için mi üzülmeliyiz?
Yoksa rüya kabusa dönmeden uyandığımız için mi sevinmeliyiz?
Nereye?
Tablo ortada şimdi önemli olan ise geleceğimiz. Gelecek için hayallerimizi de kaybedersek esas o zaman uyanamayız.
aslında çözüm basit...yeni bir yönetim,ruhsuz fubolcuların gönderilmesi ve beşiktaşı taşıyacak bi teknik direktör...