PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nilay Yılmaz


Bülent Girgin
11-16-2007, 08:05
Yok böyle renkli menajer !!!

Uzun söze gerek yok. Oynamaya değilse de yazmaya yerim dar. Yorumcu-menacer ve bunların muhteşem karışımı ve karıştırıcısı Sinan Engin, ruhundaki hezeyanları kulübe, takıma ve taraftara aşılamayı başardı. Oysa ki o, başarı denen şeyi sadece şampiyonluğa sabitlemişti. Görmeli ki şampiyon olmadan da birçok şey başarılabiliyor. O bunu hakkıyla yaptı; ama bu sırada 104 yılda ilmek ilmek örülen değerler ve itibar yerle bir oldu. Olsun! Sevgili menacerimiz için başarıya giden yolda her şey mübah. Merakım şudur; başarıya gidilen yolda böylesi başarısızlıklar da mübah mıdır?
Sivas maçının bitimiyle, uzatılan mikrofonlara, gözlerini devirip mahsun bakışlarla demeç verdiğinde, insan ruhunun felsefeye mesele çıkartan bencillik meselesine ek konular çıkardı Sayın Engin. Tabii ki farkında bile olmadan.
Menacer Sinan Engin diyor ki; "şampiyonluk yolunda çok büyük yara aldık." Ardından başlıyor taraftarı eleştirmeye. Eğer takıma destek olsalarmış bu maç kazanılırmış...
Sinan Engin ciddi mi, yoksa hepimizle kafa mı buluyor bir an emin olamadım. Eğer ciddi olsaydı, sadece bir hafta önce "sahaya PAF takımla çıkacağız" demecini verir miydi sevgili Başkan'ıyla birlikte? Ve tabii yanındaki ligden çekilme tehdidi promosyonuyla birlikte. Bu şampiyonluk denen illet, bir haftada mı değer kazandı? Yönetme becerisi, değerler, etik diye tabir edilen her şeyi bir haftada yerle bir ettikten sonra şampiyonluk yolunda alınmış yaradan ne zarar gelir ki?


Şampiyonluk nedir?
Bu basit soruya, "Bizim sevgimizin yanında hiçbir şey!" cevabını verir Beşiktaş taraftar kültürü. Fakat gene de insan ruhu sevmek kadar, sevilmek de ister. Şampiyonluğu da hasretle bekler insanlar ve pek tabi haklarıdır da. Ancak her şey değildir. Şükür ki o tribünler bu ruha sadakatlerini yitirmiyor...
Sivas maçının ardından takımın değil kendisinin protesto edildiği gerçeğini, ucuz demeçlerle geçiştirmeye çalışan ve bu tip manevralarla herkesi kandırabileceğini sanan Sinan Engin, önümüze yine yeni ve yeniden 100. yıl şampiyonluğunu sürüyor. Ve bu artık kabak tadı veriyor. Başarıda, kendisi ve sevgili başkanı dışında herkesi yok sayan zihniyete, içimden "Kupanı da al git!" demek geliyor ama...
Madem bu kadar mahir bir menacerdir kendileri, öyleyse görevde oldukları 99. ve 101. yılların açıklaması nedir? Bir cevap hep vardır ve bulunur değil mi? Luce gibi bir kurban mesela!
Kerameti kendiyle özdeşleştiren Sinan Engin, son 13 yılda bir kez şampiyon olunduğunu ve bunda da kendisinin payı olduğunu söylüyor. Oysa, telefon kayıtları diyor ki; "Şampiyonlukta hiç mi payımız yok Sinan!" Büyük ağabey soruyorsa başkaları da sorabilir sanırım. Peki ya Beşiktaş taraftarı? Taraftarın hiç payı yok mu?


Sitemkar Engin
Tribünlere sitem edip futbolcusuna timsah gözyaşı döken Engin, Liverpool maçının ardından suçu futbolculara atarken malzemenin kötülüğünden dem vurmamış mıydı? Ve ocak ayında başlayacak olan revizyondan söz etmemiş miydi? Şimdi o futbolculardan keramet beklerken suçu tribüne atmak da neyin nesi?
İşte tüm bunlar Sinan Engin'in değişken yüzünün göstergesidir. Yorumcu Sinan Engin keskin kılıçlarla eleştirirken, menacer Sinan Engin kendinden başka herkesi harcayabilecek kadar gözü kara olduğunu gösteriyor. Şimdi ben de gönül rahatlığıyla yazabilirim: "Beşiktaş'ı köy takımına çevirdiniz. Hem de idari anlamda. Böyle durumlarda sarıldığınız en iyi silah olan demogoji de sadece sizi olduğunuzdan daha kötü durumlara düşürüyor..."
Kameralara gözlerini süzerken giderse birileri gibi tazminat almayacağını da belirtiyor. Hala tehditkar, hala ucuz yoldan delikanlı kültürü... Kim o birileri? Neden diz kapağına çalışır gibi bir yerlere mesaj verme anlayışı? Neden üçüncü sınıf taktikler? Ayrıca tazminat neden kötü? Bilmeyen de Sinan Engin'i kulüpte gönüllülük temelinde çalışıyor zanneder. Bu ne absürd komedidir? Ve ben hala niye bu olaylara yeni tanık oluyormuş gibi sinirleniyorum?
Aslında daha yazacak çok şey var; ama dedim ya yerim dar. Son söz yerine şunu söylemek istiyorum sadece: Yorumcu Sinan Engin, Jean Tigana için, dünyada bu renk bir hoca olmadığını buyurmuştu. Peki böyle renkten renge giren bir menacer dünyanın neresinde görevinde kalabilir ki?

Bülent Girgin
11-20-2007, 10:07
20.11.2007 :

Holigan yazarlık!
"İyi ki sakatlandıcı" yazarlarımızdan biri var ki, Milli Takım'la ilgili yazılarında bile amigoluğu aşıp holigan yazarlığın güzide örneklerini veriyor. Yazılarla diyorum çünkü maçın ertesi günü, 18 Kasım'da, bu "yazarımızın" iki ayrı gazetede yazısı yayınlandı. Aslında büyük başarı... Maç izlerken yazı yazmanın zorluğunu bilirim, beceremem de zaten. Ama bazıları iki yazı birden çıkarıyor. Bravo demek lazım aslında... Maçı hangi arada izliyor şaştım kaldım. Bir de eski futbolcu yorumculara yazamaz derler!
Bu "yazarımız" Selçuk Yula, Pas Fotomaç'ta "Eskiye dönmeyin" başlıklı yazısının başında şöyle demiş: "Yalnız gene kadroda büyük bir yanlış vardı. O da sağ kanattaydı. Gökhan Gönül dururken İbrahim Kaş ile başlamak büyük hataydı. Bir tarafta Avrupa'da sekiz gol yiyen takımın futbolcusu, diğer yanda Avrupa'da namağlup olan bir takımın oyuncusu. Bir Avrupa maçı oynadığımıza göre tercih kimden yana kullanılmalıydı?"
Bu yazdığı yetmemiş Yula'ya ki -belki de yazacak şey bulamadı- Takvim'deki "Artık finallerdeyiz" adlı eserini de şöyle bağlamış: "Takımımızı canı gönülden kutluyoruz ama şu soruları da sormadan geçemiyoruz. Ülkemizin en formda sağbeki Gökhan ayrıca Avrupa'da namağlup Fenerbahçe'de mükemmel maçlar çıkartıyor. İbrahim Kaş nerden çıktı? Avrupa'da sekiz gol yiyen takımın savunma oyuncusuyla, sapasağlam bir takımın futbolcuları arasındaki tercih bu şekilde yapılmamalıydı."
Evet! Gökhan Gönül dururken, yani esası varken, hem de çok iyi oynarken, yalancı sağ bekle oyuna başlamak bence de yanlış. Ama birileri hatırlatmalı Yula'ya! Muhtemelen 6 Kasım 2007'den beri günde en az 10 defa tekrarladığı "Avrupa'da sekiz gol yiyen takım"da İbrahim Kaş yoktu!


Olsa ne olacak?
Yula'yla anladığı dilden konuşmak en iyisi aslında... Mesela;
Sigma Olomouc'a 7-1 yenilen Fenerbahçe kadrosundaki oyuncular ne kaybetti futbolculuğundan? O maçtan sonra Engin ve Oğuz için "Sigma Olomouc diye bir takımdan 7 gol yedi bunlar, Milli Takım'da ne işleri var" mı dendi? İş tribünde orkestrasyon kurmaksa, bunu Yula'dan daha iyi yapabilecek olanlar susuyorsa bilinsin ki edep denen şeyden ileri gelmektedir.
Ya da kendisi Fenerbahçe kadrosundayken, Fenerbahçe 1983'te Bohemians Prag'a 4 - 0, 1985'te Göteborg'a yine 4 - 0 yenildikten sonra Milli Takım'da oynamamış mıydı? Onun için de birileri "ne işi var Milli Takım'da" demiş miydi? Milli düzeyde ülkenin yüzünün yerden kalkmadığı dönemlerin futbolcularından biri, bugün yazı yazmanın rahatlığını keşfetmişse bizim de hafızalarımız vardır. Yetmediği yerde internet denen şey vardır. Önüne kendisinin kariyer tablosunu sunmak pek de zor değil...
8-0'ı üç kez milli düzeyde yaşamış bir ülkenin spor "yazarı" bunu yaparsa, böyle yazarsa onun adı amigoluktur. Tamam amigoluk kötü bir şey değildir; ancak yazarlığı amigoluğa çevirmek rezalet bir şeydir. İşte o zaman buna kısaca holiganlık demek lazımdır.

Hasret Ergül
11-21-2007, 08:56
Nilay'ın yüreği var

Norveç maçının o ilk değişiklik dakikasından beri onları düşünüyorum...
İbrahim Kaş'ı ve Gökhan Gönül'ü...
Biliyorsunuz, birincisi sakatlanınca, ikincisi girdi oyuna...
Ve anlı şanlı yorumcularımız, ulusal ahkam kesicilerimiz bu tercih ve zorunlu değişiklik üzerine kılıç kalem keskin dille anormal insafsız yorumlar getirdiler.
Filiz gibi geleceği olan iki delikanlı üzerinden demediklerini bırakmadılar. Yok Terim'in yanlış tercihi... Yok zamanında gelen sakatlık (!!!) ya da yukarıdan Tanrı'nın müdahalesi(???)...
Gökhan Gönül'ü överken İbrahim Kaş'ı neredeyse suçlu ilan ettiler.
Hiç acımadan...
Maç gününden beri ibretle izledim bu yorum harikalarını (!)
Bildiğim kadarıyla o arena korosundan bir kişi, sadece 1 kişi ayrılıp İbrahim Kaş'a yapılan ayıbı kınadı.
Milliyet Taktik'te Nilay Yılmaz, yüreğinin sesiyle isyan etti.
İyi ki varsın, çok yaşa Nilay!

Atilla GÖKÇE

Bülent Girgin
12-21-2007, 07:56
21.12.2007

Ey galibiyet sen nelere kadirsin!

Haftalardır herkes tarafından eleştirilen Beşiktaş, Ankaragücü maçını 3-1 kazanınca futbol programlarımızın hepsinde övgüye mazhar oldu.
Liderin puanı 35, Beşiktaş'ın puanı 31'miş. Fenerbahçe de, Galatasaray da ikinci yarı İnönü'ye geliyormuş. Beşiktaş şampiyonluk iddiasını sürdürüyormuş... O yüzden de Beşiktaş başarılıymış... Mış da mış...
Oynanan oyun kötü ve bunu birçok yazar da ifade ediyor. Ama bizim spor değil, skor yazarları, Beşiktaş son maçta 3 puanı cebine indirince takımı başarılı ilan etti... "3 puanlı sistemde" -ne demekse- bir maça göre başarılı ya da başarısız ilan edilmek... Böyledir bizim buraların spor yazarları...
Puan durumuna göre başarıyı da tartışmak gerekir kanımca. Zevk vermeyen bir futbolla maçlarını paldır küldür kazanmak, yarıştığı rakiplerin puan kayıplarından medet ummak başarının kıstası olmasa gerek... Zannederim ki başarı, belirlenen çıtaya yakın hamleler yapabilme kabiliyetiyle orantılıdır. Maalesef ligin ilk yarısı boyunca bu Beşiktaş'ta görülen son şeydi...
Puan cetveline göre arada sadece dört puan var. Beşiktaş şampiyonluğa da oynar, şampiyon da olur... Ancak bu hafta Galatasaray'ın da, Fenerbahçe'nin de ne top oynayacağını kestirebiliyoruz az çok. Ya Beşiktaş'ınkini? Beşiktaş'ın ne oynayacağını, nasıl oynayacağını bilen var mı? Bir sonraki maçında her sonucu alabilecek kadar belirsizliklere yelken açmış bir takımın şampiyonluk iddiası kendi içinde başarıdır ama üç gün önce, oyuncuların, tarihe geçecek bir maçın (Porto) önemini kavramadan sahada sergiledikleri oyun ligde alınmış bir galibiyetle yok sayılmamalıdır.

Bülent Girgin
12-21-2007, 07:57
sirf skor yazarlari degil, skor taraftarlarida aynisini yapiyor maalesef

Hasret Ergül
12-28-2007, 15:14
Bir İbrahim azaldı...

Türkiye futbolunun temel sorunudur; çok yetenekli ama disiplinsiz oyuncu yığınağı. Ve yine futbolumuzun bu konuya çözüm arayışlarının bir yolu da futbolcuları kazanmaya çalışmaktır. Temeli kazanmaya odaklanmış bir oyunun oyuncularını kazanma faaliyeti, kendi içinde oldukça ironiktir. Fakat bu futbolumuzun gerçeğidir...
İbrahim Akın da futbolumuzun son üç yılını işte bu sorunla oyaladıktan sonra Beşiktaş'tan ayrılıyor. Büyük ihtimalle İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a gidecek. Söylenecek tek şey bu transferin üç tarafa da hayırlı olması.
İbrahim Akın, Beşiktaş'ta görece kısa ama performansına göre oldukça uzun bir dönem geçirdi. Şimdi ona gösterilen özverinin yarısını bile sahaya yansıtmadan başka bir kulübün yolunu tutuyor.
"Büyük futbolcu olacak" deniyordu onun için. O, bu yeteneklerin tamamına sahip olabilir. Ama büyük futbolcu olmanın yolu sadece bu yeteneklerden geçmiyor ki... Bu ruhu taşımanın da çok büyük bir önemi var. Liderlik ruhunu taşıdığına dair bir ışığı bize göstermedi değil. Geldiği ilk sezonda, İzmit'te oynanan Gaziantep maçında hezimete karşı tek başına direnmiş, yenilgiyi kabullenmemişti. 4-0'lık yenilgiden 4-3'e gelen maçta arkadaşlarını dirilten işte bu gencecik oyuncuydu.
Sonra ne oldu? Sonra o da olan bitenin akışına kapıldı. Ruhu geçmiş, futboldan beklentisi kalmamış oyuncuların yanında, kendi başlamamış kariyerini de bitirmeye doğru yelken açtı...
İbrahim'in Beşiktaş günlerinden kimler gelip kimler geçmedi ki?.. Del Bosque, Rıza Çalımbay, Jean Tigana, Ailton... Ailton giderken onu anlatıyordu. Sahada kendisini nasıl çıldırttığını... Tigana onu kadro dışı bırakıyordu. Bir tek Del Bosque ona inanıyordu. Bunda da her ikisinin de Beşiktaş'a yeni gelmesi gözardı edilemez. Nitekim Akın da en çok onu sevdiğini açıktan beyan ediyor. Bu da futbolumuzun başka bir sorununa parmak basıyor. Futbolumuzun baba figürüne ihtiyacına...
Kuşkusuz, futbolumuzun bu sıkıntısını çözümleyecek psikanalistler vardır. Bu basit spor yazarına Freudyen çözümlemeler yapmak ağır gelecektir. Ancak bu sorunu, bu sıkıntıyı görmek için de büyük kütüphanelerin kalın ciltli kitaplarını hatmetmek gerekmiyor. Hücrelerine kadar profesyonel olmayı dayatan ve bunu içselleştirmiş bir alanda yeri geldi mi duyguların bu denli öne çıkması da garipsenecek bir şeydir.


Beklenen İbrahim Akın...
İbrahim Akın'ın yeni takımındaki yeni macerasına dair fikir yürütmek gerektiğinde olabilecek en iyi şey nedir ki? Onun tekrar kazanılması ve eski beklenen İbrahim Akın olması. Eski değil beklenen. Yani hep istenen ama hiç elde edilemeyen performanstan söz ediyoruz. Sonra? Sonra olabilecek en iyi şey Akın'ın büyük bir kulübe transferidir. İyi ama Akın bunu zaten yapmıştı. Futbolunun başında büyük bir takımdaydı. Ve o bu fırsatı kendi eliyle itti.
İbrahim Akın'ı konuşurken Beşiktaş'ın yaşadığı çalkantıları görmezden gelecek değilim. Ancak tüm bunlara rağmen takımdan gönderilen onca futbolcu olmasına rağmen ona tanınan şansları da görebiliyorum.
Biliyorum ki çürük elmalar poşetteki sağlamları da çürütür. Ancak, krizler, sıkıntılar önderleri yaratır. Her kriz, her sıkıntı onunla baş edecek veya ondan sıyrılabilecek önderlerini de yaratır. Oyunun, sahanın, kulübün veya hayatın önderlerini...
Buna "tarihin determinist yönü" der işi bilenler ve eğer o olmasaydı bugün hâlâ ateşi ve yazıyı bulamadan geçer giderdi ömürlerimiz.. İbrahim Akın'dan beklenen ise yazıyı icat etmesi değildi. Sadece güzel yazabilmesiydi.


Parlayan her şey...
Onun futboluna damgasını vuran yeteneği değil vurdum duymazlığı olacaktır. Geçen sezon Bursaspor maçında çift sarı karttan oyundan atılması ve beş gün sonra Brugge maçında aynı biçimde ihracı İbrahim Akın'ı anlatmak için kısa bir özettir aslında.
Bizim onu eleştirmemizden öte onun kendini inkar etmesidir önemli olan. Çünkü yetenek her futbolcuda vardır. Olmasa ligin en üst düzeyinde şans bulamaz. Bu şansı bulduktan sonra önemli olan ise işine duyduğu sevgi ve ona verdiği emektir. İbrahim Akın bu emekten kaçınmıştır. Geldiği yeri baki görmüştür. Yanlış olan budur. Ona baktığımda aklıma gelen şey bir Alman atasözüdür. Ve o söz der ki: "Parlayan her şey altın değildir."
İbrahim Akın büyük ihtimalle İstanbul'da kalacak. Ona çok inanan Abdullah Avcı'yla yoluna devam edecek. Canı gönülden dilerim ki; benim de içinde bulunduğum çoğunluk yanılır ve Abdullah Avcı haklı çıkar. Ama hangimiz haklı çıkarsak çıkalım kesin olan bir şey var ki; bu sürecin sonunda haklı çıkmayacak tek kişi İbrahim Akın'dır.
Ona futbolunun kalan bu uzun bölümünde içten bir şekilde başarı dilerim. Ve bu yazının sadece ona değil, Türkiye'de futbolcu olmayı yeterli gören her yeteneğe yazıldığını belirtmek isterim...

Bülent Girgin
01-08-2008, 07:58
08.01.2008 :
Susmak onaylamaktır!
Koray Avcı'yı sadece bir ön libero gibi düşünüp takasa sürdülerse bu futbolu yöneten Beşiktaş ulemalarının aymazlığıdır. Sezon sonu bitecek sözleşmesiyse eğer sebep, bu onların hesap kitaptan zerrece anlamamasıdır. Daha önce yazmıştım, yine yazıyorum: Şirketlerini nasıl yönettikleri bizi ilgilendirmiyor. Kulüpler onların babalarının şirketleri değildir. Yani demem o ki, kulüpleri yönetirken tarihini, değerlerini ve geleceğe bırakacaklarını düşünmek zorundadır güzide yöneticiler...
Koray Avcı takasta kullanılacak futbolcu değildir. Bu yetenekleriyle ilgili değildir. Bu kişiliğiyle de ilgili değildir. Bu sadece ve sadece Beşiktaş futbol takımının kaptanlarından biri olmasıyla ilgilidir.
Beşiktaş kulübü kaptanını takas edemez. Bu ayıpla ifade edilemeyecek kadar önemli bir şeydir. Bu gerçekten tükenişin yolunu adımlamaktır. Buna sessiz kalmayı da ayıbın ortaklığı olarak görüyorum. O yüzden de yazarak 105 yıllık bir kulübe özürlerimi iletiyorum...
Tümer Metin, Fenerbahçe'ye transfer olduğunda basında çıkan haberlere göre Murat Aksu, "Beşiktaş kaptanı Fenerbahçe'yle görüşmez" diyerek Tümer'i tesislerden göndermişti. Doğru mudur, yanlış mıdır bilemem; ama "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" diyorum.


Yalanmış hepsi yalan
Beşiktaş kaptanı Fenerbahçe'yle transfer görüşmesi yapamıyor; ama takasta kullanılabiliyor öyle mi? Fikri, düşünceleri hiç önem teşkil etmiyor ve pazara sürülen mal gibi takasa sürülüyor...
Kimse bana "biri Fenerbahçe, diğeri Manisa" masalını anlatmasın!..
Tümer Metin hakkında yaratılan her şey sanal bir öfke kuşağıdır. Taraftarı kendi hesaplarına alet etmektir. Beşiktaş kulübü yönetimi göstermiştir ki, Beşiktaş kaptanı olmak hiçbir değer içermemektedir. Bunu futbolcu yapınca en ağır hakaretlere maruz kalacak; ama kulüp yapınca boynumuzu eğip geçeceğiz öyle mi? Başka? Bundan sonra Beşiktaş cephesinden Tümer'e yapılacak en küçük eleştiriye dahi samimiyetsiz gözüyle bakacağım.
Tümer bu ikiyüzlü futbol dünyasında doğru olanı yapmıştır. Nasıl olsa birileri onu "satacak"tı. O erken davranmıştır. Bunun için de kimseyi suçlayamayız değil mi?
Ayrı bir yazı konusu ama girizgahı son cümleler olsun: Ertuğrul Sağlam bu transferin biçimine onay vererek en büyük hayal kırıklığını yaratmıştır. Peki hocam sekiz yıl önceki gözyaşları ne içindi?..

son cümlenle tasi yerine oturtmussun :D tesekkürler

Aylin Şengül
01-08-2008, 08:33
İşi yapan transfer sabıkalı Beşiktaş yönetimi olunca herşey normal geliyor...

Ayşegül Alparslan
01-08-2008, 09:09
helal olsun valla neredeyse düşüncelerime tercüman olmuş biraz ağır olmuş belki ama sonuna kadar haklı

Mehmet Erhan
01-08-2008, 10:18
Ertuğrul Sağlam bu transferin biçimine onay vererek en büyük hayal kırıklığını yaratmıştır. Peki hocam sekiz yıl önceki gözyaşları ne içindi?..

işte bu sorunun cevabını çok merak ediyorum...sen ne diyorsun ertuğrul hoca bu konuda?... :ss:

Kemal Arıcıoğlu
01-08-2008, 21:53
inşallah bu koray o maçta futbol resitali yapar ve beşiktaşı madara ederde ben o zaman görürüm bu yönetimi....

Adnan Direnç
01-09-2008, 00:27
giden gitmiş tamam çok üzüldük kabul ama geri dönüş yok :)

başımızdakinlerin arasın da satılıklar varken daha çookkkkk durur bu yıldırım demirören !!!

Bülent Girgin
01-22-2008, 08:15
22.01.2008,

Beşiktaş seyircisiz oynasın!

Beşiktaş futbol takımı bu sezon üçüncü kez iki farklı mağlubiyetten maç çevirmenin zevkini yaşadı. Her ne kadar maçı çevirene kadar bu pek zevkli bir süreç olmasa da sonuç itibariyle ligimizin geriden gelip maç çevirme konusunda ihtisas sahibi takımlarından biri oldu Beşiktaş.
Benim neyim eksik ki ben de her futbol yazarı gibi sahadaki maçı öncelleriyle kıyaslar, ortaya futbol hafızamla ilgili bir takım veriler dökebilirim. Böyle bir yazı girizgahını epeydir planlıyordum, muradıma erdim. Artık ben de bir futbol yazarı sayılabilirim sanırım.
Beşiktaş diyorduk; hafta sonu ligin dibine demir atmış Kasımpaşa'yla oynarken tribündeki taraftarı da galibiyetten emin, desteğini esirgemeksizin takımını iteklemeye çalıştı. Bilindik Çarşı performanslarının altında kalan bir performans sergilense de Beşiktaş'ın geride olduğu anlarda, takıma yönelik tek bir olumsuz tepki duymadık.
Mehmet Demirkol, Beşiktaş-Kasımpaşaspor maç yazısını tribünlere ayırarak demiş ki; "Türkiye her ne şartta olursa olsun, tribünleri dolduran Beşiktaş seyircisine teşekkür etmeli. Bu ülkede çok az oluyor bu."
Öyleyse benim derdim ne? Niye böyle bir başlık attım ki yazıma?
Hakemlikten doğma, futboldan olma, birinin ak dediğine diğeri kara diyen, ardışık program günlerini takip eden iki güzide futbol yorumcumuz geçtiğimiz haftanın başında hiç olmamış bir şeyi, bir ilki gerçekleştirdiler ve bir konuda aynı fikre vardırlar. Yetmezmiş gibi bunu da dillendirdiler.


Bu ikiliye dikkat!
Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu'ndan bahsediyorum. Üç büyüklerin fikstür avantajından bahsederken bu iki futbol uleması Beşiktaş'ın deplasmanda daha rahat oynadığından ve içerde maç kaybettiğinden bahsedip seyircinin Beşiktaş'ı olumsuz etkilediğini belirtti.
Maraton programında Toroğlu "Beşiktaş seyircisiz oynamalı kendi sahasında! En büyük rakipleri kendi seyircileri" derken, Çakar da ertesi gün soru cümlesiyle biten cümlesinde şöyle diyordu. "Keşke Beşiktaş seyircisi hiç maça gelmese, 3-5 bin kişi gelse, yaşlı-başlı Beşiktaşlılar... Aslında Beşiktaş seyircisi inanılmaz enerjik bir seyirci ama enerjisi çoğu zaman Beşiktaş'ın aleyhine oluyor. Bunu da sonuçlardan görüyoruz. Doğru mu?"
Bilmiyorum ki doğru mu? Sizin için, "Aykırı gözükmek için yapıyorlar bunları, aslında o kadar da enteresan tipler değillerdir" diyorlar. Doğru mu?
Futbolun övülecek ve eleştirilecek yanlarından biri de seyirciye oynanması, seyirciyle oynanmasıdır. Bütün o finansal gücünü de buradan alır. Naklen yayın için akla hayale gelmez paraların ödenmesinin sebebi işte tam da dolu tribünlere oynanan maçlardır. Hatta ben burada yazıyorsam ve okunuyorsam eğer, tribünlerde seyirci var diyedir. Övgülerden yere göğe sığdıramadığımız Roberto Carlos transferi, boş tribünler söz konusuysa neye yarar ki?


Sevinç, hüzün
Çakar ve Toroğlu'nun bunları buyurduğu hafta İngiltere'de Manchester City ve Manchester United maçlarına toplam 120 bin taraftar gelmiş. Yani bizim Süper Ligimizin o hafta topladığı toplam taraftarın iki katı.
Erman Toroğlu'nun program partneri Şansal Büyüka TSYD seminerinde, "Futbolun markasını kirlettik. Artık ilk 100 program arasına futbol programları giremiyor. Roberto Carlos gibi bir dünya starı Kayseri'ye maça geliyor tribünlerin dörtte üçü boş... Bunda hepimizin payı var ama artık Lig TV olarak yeni kararlar aldık ve bunları bütün baskılara rağmen uygulamak için gerekli desteği aldık" derken Toroğlu "Beşiktaş seyircisiz oynamalı" diyorsa ya spekülatif olup dikkat çekme kaygısı vardır ya da alınan kararların pek bir hükmü yoktur.
Hafta sonu Beşiktaş, Kasımpaşa'yı 4-2 yendi. Tribünler doluydu. Hava soğuktu. Maç öncesinde bir çoğumuzun aklına gelmeyen Samsun'da kaybettiğimiz futbolcular tribünlerin aklına gelmişti. Maçın başında yenen gol bile tribünlerin moralini bozamadı. Yine neşeli, yine biraz asi ve yine yaratıcıydı İnönü. Yani her şey bildiğimiz gibi her şey kaldığımız yerden devam ediyordu.
Beşiktaş seyircisiz oynasın! İyi güzel de o zaman futbol programları yorumcusuz, maçlar da topsuz oynansın!


agzina saglik!

Nihal Aslan
01-22-2008, 09:14
Yani her şey bildiğimiz gibi her şey kaldığımız yerden devam ediyordu.
Beşiktaş seyircisiz oynasın! İyi güzel de o zaman futbol programları yorumcusuz, maçlar da topsuz oynansın!


gercekten agzına saglık

H.Hüseyin Uluçay
01-22-2008, 18:55
erman toroğluda işaretlerle konuşsun =)

Hasret Ergül
01-25-2008, 12:11
Zago, Güldüren, Sabri, Barış

Beşiktaş'ın 100 ve 101. yıllarında defansın değişmezi Zago için hakem seminerlerinde "bu oyuncuya dikkat edin" denildiği yazılmıştı gazetelerde... Ve dikkat edilmeye de başlanmıştı. Biliyorsunuz bizim buralarda "dikkat" denilen şey önyargıyla özdeş bir niteliğe sahiptir. Sonraları bu dikkatler İbrahim Üzülmez'e de yönelmişti. Ve her dikkatin yarattığı önyargıdan dolayı dikkatlerden kaçmaya başlamıştı ona yönelik önyargılar.
Ne oyuncuların çirkin hareketlerinden yanayım, ne de onlara yönelik önyargılı hakem ve yöneten tavrından ama gene de bazen dikkat çekmekte yarar var diye düşünmeden edemiyorum. Hakemlerimiz ve sahayı idare edenler her kimse artık onlardan beklentim sahadaki oyunu sağ salim bitirme becerilerini gösterebilmeleri... Örneğin, İsmail Güldüren'e dikkat etmek bile yeterli olacaktır bunu asgariye indirmek için. Dikkat çekmeden, önyargı biriktirmeden ve hedef göstermeden de bakılabilir, görülebilir bazı şeyler. İsmail Güldüren'i ve oyun anlayışını görmek için artık dikkatten daha azı yeterli.


İsmail Güldüren...
Herhangi bir maçta herhangi bir takımın herhangi bir futbolcusunun futbol hayatının bitmesi hiç sürpriz olmaz o oynuyorsa... Biz sadece "dört büyük" diye tabir edilen taraftarı çok takımların maçlarında kendisini 90 dakika izleme imkanı buluyoruz. Geriye kalan Kupa hariç 26 maçta neler yaptığını ise Allah bilir ve tabi o gün onunla aynı göğü paylaşanlar... Hakkında edindiğim intiba şudur ki; futbol onun için bir spor değil, savaş... Kazanmak için bütün çirkinlikler yapılır, rakip takımın oyuncuları kaşla göz arasında yere indirilir... Oysa en çok kendisi anlamalıydı halden. Fenerbahçe'ye transferinin ardından bütün bir sezonu sakat geçirmesi ve gerisin geri gönderilmesi bizi ondan daha fazla etkilemiş demek ki. Baksanıza biz hatırlıyoruz; ama o unutmuş...


Sabri Sarıoğlu...
"İlerleyen zamanlarda aynen Nihat Kahveci gibi sağ kanattan forvete doğru bir yol izlemesi halinde, Nihat'in yaşattığı tüm sürprizleri yaşatabileceğine inandığım, son derece harika bir tekniğe sahip doğuştan yetenekli Galatasaray'ın kazanılmayı bekleyen yeni yıldızı..." diye yazmış bir Ekşi Sözlük yazarı 28 Ağustos 2003'te onun için... Yeni Emre, yeni Okan, yeni Nihat olması beklenen topçu... Aradan 5 yıl geçmiş, ama o yetenekleriyle değil, agresifliğiyle damga vuruyor artık sahalara... Geçtiğimiz pazar sonradan girdiği oyunda yine rakip oyunculara parmak sallarken, hakeme itiraz ederken, gözlerinden ateş çıkarken izledik onu...
Takımdan ayrılacaklarını ima eden Hasan Şaş ve Hakan Şükür. Gözünüz arkada kalmasın. Sizin jenerasyonunuzun devamını sağlayacak biri daha var takımda. Ruhunuz yeter!


Barış Özbek...
Trabzonspor maçında Çağdaş'tan yediği tokada rağmen, hakemi aldatmaya yönelik hareket yapmadığı için takdir edilmişti Barış... "Bozulmasın, hep böyle dürüst kalsın" temennilerinde bulunulmuştu onun için... Öyleydi de... Yediği tekmelere, tokatlara rağmen ses etmiyor oyununa bakıyordu. Ama artık o da ufak bir müdahalede bile ayağı kırılmış gibi davranıyor; rakibin de, kendi takım arkadaşlarının da psikolojisini bozuyor... Galatasaray - Bursaspor maçında bir kez daha gördük ki; o da bizim buraların topçularına benzemeye başlamış... "Kazanmak için her şey mübah" diyenlerin yoluna düşmüş... Üzüm üzüme baka baka kararırmış. Kıratın suyundan içen de ya suyundan ya huyundanmış ve daha bir sürü şey... İnsan Sabri'yle fazla mı görüşüyor diye düşünmeden edemiyor...
Barış Özbek'e söyleyebileceğim fazla bir şey yok. Nasihat edecek kadar bilge değilim. Ve zaten nasihatlerin sadece nasihat edene yararlı olacağına inanırım. Fakat, Türkiye futbol sirkinde oyunu sevilir olmaktan çıkaranların hakimiyetine dahil olmak çaba gerektiren bir faaliyet değildir. Bu çarka fark etmeden bile dahil olabilirsiniz. İş ki buna dahil olmadan oyunun özüne sahip çıkabilin. Barış Özbek buraların havasını ne kadar az solursan o kadar iyi. Bu çark sadece sahneden silerek öğütmüyor. Erdemi küçültüp kurnazlığı yüceltenleri de öğütür bu çark.
Yoksa çok mu Pollyanna'yım bugün???

Bülent Girgin
01-25-2008, 12:15
en iyi spor yazarlarindan birisi nilay yilmaz, belkide en iyisi :D

Mehmet Erhan
01-25-2008, 12:41
Beşiktaş'ın 100 ve 101. yıllarında defansın değişmezi Zago için hakem seminerlerinde "bu oyuncuya dikkat edin" denildiği yazılmıştı gazetelerde... Ve dikkat edilmeye de başlanmıştı.

ama bunu ismail güldüren,egemen korkmaz,fatih akyel vs... gibi isimlerde göremiyoruz her nedense...

Bülent Girgin
01-29-2008, 08:26
29 Ocak 2008, Milliyet

Toroğlu'na mektup!

Bir insan ne kadar süre yanlış anlamaya devam eder... Birincisinde yanlış anlayabilirsiniz, ikincisinde yine yanlış anlayabilirsiniz, üçüncü, dördüncü ya diğerlerinde yanlış anlamakta ısrar etmek... Buna ne denir? Bizim buralarda art niyetlilik diye bahsedilir adı geçen eylemden...
Başlıktan da anlaşılacağı gibi Erman Toroğlu'ndan bahsediyorum. Beşiktaş maçlarıyla ilgili yazdığı her yazısında Beşiktaş taraftarıyla uğraşmayı alışkanlık haline getirdi her şeyi bilen ağır abi...
Toroğlu'na Maraton programları yetmemiş olacak ki; Hürriyet gazetesindeki köşesinde de Beşiktaş taraftarını anmadan edemiyor. Mesela 20 Ocak 2008 tarihli "Zevk vermiyor" başlıklı yazısında "MAÇ başlıyor, Kasımpaşa 2-0 öne geçiyor. Ne Kasımpaşalı futbolcular, ne Beşiktaşlı oyuncular, ne de seyirciler bu skora inanmıyorlar. Seyirci başlıyor, klasik tezahürata: 'Ölümüne ölümüne Kara Kartal.' Daha sonra ötekine geçiyor: 'Ölmeden mezara koymayın bizi.' Bir başka tezahürat: 'Allah belanı versin'"diye yazmış.
Ünlü yorumcumuz, 27 Ocak'taki "İp de koptu maç da" yazısında ise "Beşiktaş seyircisi ne zaman o 'Allah belanı versin' tezahüratına başlıyor, o zaman kalesinde golü görüyor. Dün gece aynen oldu" demiş...
Şimdi...
Sayın Toroğlu, lütfen insanları kandırmayın!
Belki de kandırmıyorsunuz. Belki de o tezahüratta ne söylendiğini çok iyi biliyorsunuz ve sadece hakemliğinizde yaptığınız gibi ilgi odağı olmayı sevdiğinizden dolayı böyle yapıyorsunuz... Ama yine de yapmayın.
Bu tezahürat yıllardır söyleniyor ve her seferinde de aynı şekilde söyleniyor. "BU SEVDADAN VAZGEÇERSEK ALLAH BELAMIZI VERSİN" diyor taraftar. Belki çok tercih edilesi bir söylem değil ama sevilesi şeylerden vazgeçmeyi kahrolacak denli ağır görüyor. Belki bu sebeple çok iyi anlayamıyorsunuz ve yanlış yazıyorsunuz, söylüyorsunuz. Gazetecilik aynı zamanda doğrusunu öğrenmek değil midir? Eğer niyet varsa tabii...

Şule Artarlar
01-29-2008, 08:33
Bir insan ne kadar süre yanlış anlamaya devam eder...

Kapasite meselesi zorlamaya gerek yok!!!

Ayşegül Alparslan
01-29-2008, 09:06
bir insan ne kadar süre gerizekalı olma konusunda ısrar eder :D

Bülent Girgin
01-29-2008, 09:08
Bir insan ne kadar süre yanlış anlamaya devam eder...

Kapasite meselesi zorlamaya gerek yok!!!

bir insan ne kadar süre gerizekalı olma konusunda ısrar eder :D

soru üstüne soru :D ama hangi "insandan" bahsettiginizi anlamadim :D

Ayşegül Alparslan
01-29-2008, 09:10
valla benim bahsettiğim şeyin insan olduğu konusunda bazı şüphelerim var :D

Bülent Girgin
02-12-2008, 08:22
"Kenan Öner, 'Fransız ekolünden gelen bir teknik adamla anlaştık. Tigana yarın üç yardımcısıyla birlikte İstanbul'a gelecek. İnşallah 31 Ekim Pazartesi günü de kendisiyle sözleşme imzalarız'' diye konuştu.
Kenan Öner, Tigana'nın takım çalıştırmadığı ve bu yönde yapılan eleştirilerle ilgili soruyu ise 'Olur mu öyle şey? Tigana'nın Monaco ve Fulham'da başarıları belli. Futbolcu olarak kariyeri belli. Bir gerçeği kabul etmemiz lazım; Tigana, Fransız ekolünden geliyor. Kendisi Beşiktaş ve Türk futboluna faydalı olacak biri' diye yanıtladı."
2005 yılında Beşiktaş Teknik Direktörlüğü görevine getirilen Jean Tigana sözleşme imzalamadan hemen önce böyle demiş Kenan Öner.
Geçtiğimiz hafta Jean Tigana'nın geçen yıla dair değerlendirmesini içeren bir röportaj Beşiktaş tarafından oldukça ses getirdi. Özet olarak Tigana geçen yıl takımın nasıl baltalandığını anlatıyor ve Sinan Engin sorunsalına bir kez daha değiniyordu. Genel Sekreter Kenan Öner ise bu röportaja dair görüşlerini iletmiş basına. Bakın ne demiş.
"Beşiktaş Kulübü Genel Sekreteri Kenan Öner, tecrübeli çalıştırıcı için "Tigana geveze ve hasta" yorumunu yaparken, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tigana'nın parası zamanında tıkır tıkır ödendi. Sadece bir haftalık gecikme yaşandı."
Genel Sekreter böyle konuşursa menajer ne der diye düşünmeyin. O zaten geride kalmaz hemen der. Bizi de merakta bırakmaz sağolsun!
"Menajer Sinan Engin ise 'Tigana'yı ciddiye almıyorum, onunla muhatap olmak istemiyorum. Tigana'ya cevap vermek beni küçük düşürür' dedi.
Sayın Kenan Öner'in iki buçuk yıl önce söylediği gibi "Tigana'nın Monaco ve Fulham'da başarıları belli. Futbolcu olarak kariyeri belli."

Kenan Öner kim?
Beşiktaş Kulübü Yönetim Kurulu Genel Sekreteri.
Başka?
Kulübün resmi sitesinden öğrendiğimize göre Öner, "İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu. Bürokrat. Özel bir bankada üst düzey yöneticilik ve yönetim kurulu üyeliği, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Başkanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu."
Futbola dair pek bir şey göremedim bu yüksek kariyer içinde. Yönetme kültürünün muhteviyatına sızmış aşağılama üslubunun kökenlerine dair işaretleri almış olsam da, futbola dair bir mesaj almadım özgeçmişinde.
Tigana, geveze ve hasta. Neden? Çünkü bir kulübü oyuncak gibi yönetenleri anlamamış, algılayamamış. Tigana geveze ama Kenan Öner çok ketum biri, çok da ağzı sıkıdır. Çok da dikkatli konuşur. Mesela, 27 Aralık 2007'de BJK TV'ye Kenan Öner, şu an Avrupa'da oynayan siyahi bir forvetle anlaşmak üzere olduklarını bildirdi.
Yapacakları transferin herkesi heyecanladıracağını savunan ve "Taraftarın arzu ettiği, ateşleyici, tribünleri ayağa kaldıracak siyahi golcü geliyor. Taraftarımız Ferdinand ve Pascal Nouma gibi oyuncuları çok sevmişti. Onlar da Beşiktaş'ı çok sevdiler. Bu oyunculara benzer bir oyuncu transfer edeceğiz. Takımımıza yeni bir hava getirecek, tribünleri de coşturacak forvet transferimiz noktalanmak üzere" diyen sanki Kenan Öner değil, Jean Tigana'dır. Zaten böyle bir forvet alınmamıştır; ama olsun onun suçu da Tigana'dadır.
Niye? Çünkü Tigana geveze ve hastadır. Kenan Öner ise genel sekreterdir.

TDK der ki:
TDK sözlüğünde geveze için şu tanımlama yapılıyor: "Çok konuşan, çenesi düşük, lafçı, lafazan, zevzek, lakırtı ebesi, ağız kavafı, lakırtı kavafı, çaçaron."
Tigana geveze ve hasta.
Girin internete Tigana'nın verdiği demeç sayısına bakın, bir de Kenan Öner'in yukarı da saydığımız türden demeçlerini sayın. TDK sözlüğüne de gerek duymazsınız. Her şey netleşir kafanızda.
Tigana, Beşiktaş 'a üç kupa bir lig ikinciliği ve geleceğe dair umut bıraktı. Kenan Öner'in dahili olduğu yönetim ne yaptı peki? Borçlar, kamuoyunda Beşiktaş'a ait ne kadar değer varsa onları yıpratmak, yerle bir etmek ve daha bir sürü şey... Ama olsun Tigana gene de geveze ve hasta.
Genel Sekreterinin Menajeri de muhtemelen yüzünü ekşiterek o bilindik mimiklerini sergileyerek vermiştir demecini...
Tigana'ya cevap vermek Sinan Engin'i küçük düşürürmüş. Muhtemelen cümlesi bittiğinde lafı nasıl gediğine oturttuğunu düşünüp keyiflenmiştir menajer.
Öyle ya kulübü her türden kirli ilişki içine sokmak küçük düşürmez, terk ettiği göreve tekrar dönmek için kulisler yapmak da küçük düşürmez. Menajer olmak için onu istemeyen hocaların ayağını kaydırma çabaları, televizyonda sayıp dökmeye çalışmak da bir insanı küçük düşürmez. Tigana'ya cevap vermek insanı küçük düşürür öyle mi?
Diyelim ki öyle. O zaman geçen yıl boyunca hem de ücret karşılığı Tigana'ya televizyon ekranından sayıp dökmek neydi? "Parası yla değil mi kardeşim. Sayarım, dökerim; atarım tutarım."
Bu mudur yüksek hayat görüşünüz?
Tigana, menajerin muhatabı değilmiş. Oysa Luce de değil. Çalımbay köy takımına çevirmişti zaten. Del Bosque ise neden onlardan yardım istemiyordu ki?
TDK, geveze için "çok konuşan, çenesi düşük, lafçı, lafazan, zevzek" demiş...
Kenan Öner konuşsun, Sinan Engin konuşsun, Tigana sussun. TDK böyle demiş. Bari ben de susayım...

Nilay Yilmaz

Bülent Girgin
02-15-2008, 07:58
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4213255.jpg

Genel Sekreterimiz ve İcra Kurulu Başkanımız Kenan Öner, bugün Milliyet Gazetesi’nin Taktik ekinde yayımlanan, Nilay Yılmaz’ın “Geveze ve Hasta” başlıklı yazısı ile ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

“Nilay Yılmaz; eski teknik direktörümüz Jean Tigana ile ilgili “geveze ve hasta” gibi asla bir açıklamam olmadığı halde, bir-iki gazetede yayımlanan asparagas haberden yola çıkarak, şahsımla ilgili bir sayfa dolusu iddialarda bulunmuştur.

“Geveze ve hasta” kelimeleri benim üslubuma uymayan, hayatımda, konuşma lugatımda ve belleğimde bulunmayan, geçmişimle, sahip olduğum kariyerimle örtüşmeyen basitlikte ifadelerdir. Jean Tigana futbol bilgisini ve geçmişini her zaman takdir ettiğim ve kendisi hakkındaki bu düşüncelerimi çeşitli zamanlarda açıkladığım bir teknik adamdır.

“Geveze ve hasta” lafını kullanmadığımı üstüne basarak belirtiyor, bunu ispat edemeyenleri iftiracı ve yalancı olarak nitelendiriyorum.

Nilay Yılmaz gazeteciliğin en temel ilkesini hiçe sayarak, bu asılsız söylemin doğruluğunu araştırmamış, benimle ilgili bir dolu yanlış ifadelerde bulunmadan önce şahsımı arayıp bilgi edinme gereğini duymamıştır.

Yazısında açıkladığı kariyerimde, futbola dair bir şey göremediğini belirten Nilay Yılmaz, eğer mesleğinde araştırmanın önemini bilseydi; çocuk yaşlardan itibaren futbolun ve Beşiktaş’ın içinde, 30 yılı aşkın süredir de Beşiktaş Camiası’nın mensubu olarak nasıl bir yerde ve çizgide olduğumu öğrenirdi.

Hiçbir zaman kullanmadığım ve kullanmayacağım ifadeler üzerinden şahsıma iftiralarda bulunan ve yalan ifadelerle kamuoyu önünde adımı karalamayı kendince hedefleyen Nilay Yılmaz’dan yalan ve yanlışlarla dolu yazısını düzeltmesini istediğimi, aksi takdirde yasal haklarımı sonuna kadar kullanacağımı belirttiğimi, kamuoyunun bilgilerine saygılarımla sunarım."

Kenan Öner
BJK Genel Sekreteri
İcra Kurulu Başkanı

Bülent Girgin
02-15-2008, 08:03
http://www.sporyazarlari.com/Yazarlar/639D0EF8E7E441B2BA39BA078A3D5693.gif

Salı günü yayımlanan "Geveze ve hasta!" başlıklı yazım zannettiğimin aksine fazlasıyla yankı buldu. Halbuki ben futbol dünyasının birkaç kadın yazarından biri olarak fazla da ka'le alınmadığımı düşünüyordum. Yanılmışım...
Yazım üzerine önceki gün Beşiktaş Kulübü'nün resmi internet sitesinde "Kenan Öner'den Açıklama" başlıklı bir yazı yayınlandı. Kenan Öner beni gazeteciliğin temel ilkelerinden birini hiçe saymakla suçlamış ve araştırmadan yazmakla itham etmiş. Açıklamada geçen cümleleri ve daha fazlasını salı günü Kenan Öner'den aldığım telefonda da işittim. Fakat yazılı açıklama uygun bir şekilde sonuçlanırken, telefon konuşmamızda Sayın Öner böyle bir şeye ihtiyaç duymamış ve telefonu yüzüme kapatmıştır. Ne diyebilirim ki Beşiktaş Kulübü Genel Sekreteri ve İcra Kurulu Başkanı böyle uygun görmüş...
Gelelim yazımın içeriğine ve üzerinde koparılan onca fırtınaya dair açıklamama:
Sayın Kenan Öner'in zannettiğinin aksine ben bir haber yapmadım. Zaten köşemden de anlaşılacağı üzere Yakan Top bir haber köşesi değil. Gelişmeleri kendi bakış açımla yorumladığım, medyadaki bazı çelişkileri değerlendirdiğim bir sayfadır. Üç yıldır anlaşılamamış olabilir diye bir kez de kendim dile getireyim istedim.
Kenan Öner açıklamasında, yazdığım yazıyı düzeltmediğim takdirde yasal haklarını kullanacağını belirtmiş. Kendi görüşüdür saygı duyarım. Ancak, merak ettiğim nokta şudur ki; Sayın Öner bu haber gazetelerde yayınlandığında neden bir tepki göstermemiş ve benim yazımın ardından böyle bir hezeyana kapılmıştır?

Yalan haber mi?
Kenan Öner'in, Tigana hakkında verdiği demeç cumartesi günü Milliyet ve Akşam gazetelerinde yayınlandı. İki ayrı yayın grubunun gazetesinde yer alan haberin aynı anda yalan haber olması düşündürücüdür. Kabul ediyorum mesleğim pek de matah bir maziye sahip değil ve zaten bu durumla ilgili kabul edilemez gerçekleri köşemde dile getirmekten bana da bıkkınlık geldi. Fakat, gazeteciliğin üzerine yapışmış bu kirli etiketi, kamuoyunda gazeteciliğe yönelik bakışı kullanarak her fırsatta durumdan kendini sıyırmaya çalışanların fazlalığı da inkar edilemez. "Ben öyle demedim" ve "yanlış anlaşıldım" alışılageldik tekzip yöntemlerinden birisi haline gelmişken tekzip kavramının da içeriğinin boşaltıldığı ve ne hale geldiği aşikardır.
Kenan Öner, Tigana hakkında "geveze ve hasta" demediğini, üslubuna uymayan, hayatında, konuşma lugatında ve belleğinde bulunmayan, geçmişiyle, sahip olduğu kariyeriyle örtüşmeyen basitlikte ifadeler olduğunu belirtmiş. Doğrudur. Ben kendisini tanımam. Muhtemelen de öyledir. Kişisel görüşüm şu ki; Beşiktaş gibi bir kulübün yöneticisi de zaten böyle olmalıdır. Ancak kendisinden, bu tür bir açıklamayı haberlerin yayınlandığı gün aciliyetle duymak isterdik. Kısmet benim yazımaymış, ne diyelim...
Sayın Kenan Öner'in yanıldığı bir nokta var. Nilay Yılmaz bir haberci değildir. Araştırmacı gazeteci diye tanımlanan türde bir gazeteci de değildir. Hatta yazılarında oyun taktiği, oyuncu değişikliği ve skorlarla da ilgilenmez. Daha çok oyunu, oyunun güzelliklerini ve bu güzelliklere gölge düşüren şeyleri didiklemeyi sever. Doğal olarak da seveni de sevmeyeni de vardır. Doğaldır, aksi kaçınılmazdır.
Bu sebeple Nilay Yılmaz, yani ben, Kenan Öner dahil birçok yönetici hakkında kulaktan kulağa dolaşan spekülatif haberlere ispatı olmadığı için kulak asmaz. Sayfalarını bu türden kirli haberlerle israf etmez. Daha önce de belirttiğim gibi bu sayfa için kesilen ağaçlara acır.

Düşman kim?
Sayın Kenan Öner de kabul edecektir ki Beşiktaş yönetimi onlarca hata yapmıştır. Kendilerinin de kabul edeceği "talihsiz" demeçler vermiştir. Fakat hiçbir gazeteci de kalkıp onlara "geveze ve hasta" dememiştir. Diyemez de! Kimsenin böyle bir şeye hakkı yoktur. Benim karşı çıktığım, tavır aldığım nokta budur.
Ancak ben de hangi birine yetişeceğimi şaşırdım. Sayfamı teslim ettikten hemen sonra yayınlanan "bayan futbol takımı gibiyiz" açıklamasına mı, yoksa "pembe kazaklı Hıncal Uluç" açıklamasına mı? Bunlar bir futbol kulübünün yönetimine yakışıyor mu? Yönetim Kurulu toplantılarında bir aklı selim çıkıp da "biz ne yapıyoruz" diye sormuyor mu?
Kenan Öner'le yaptığımız telefon görüşmesinde neden Sinan Engin'le aynı yazıda yer aldığını sorup bu duruma tepki gösterdi. Gerçekten çok garip! Aynı kulüpte çalışıyor olmak bir rahatsızlık yaratmıyor; ama aynı yazı içinde yer almak bir öfke yaratıyor. Şaşırdım.
Sinan Engin hakkında birçok yazı yazdım. Fakat Kenan Öner'in zannettiğinin aksine Sinan Engin'le hiçbir kişisel derdim yoktur. Benim derdim temsil ettiği değerlerledir. Bununla ilgili görüşlerim de arşivlerden okunabilir. Tabii istenirse...
Kenan Öner bana tepki gösterdiği sırada Sinan Engin de isim vermeden Kazım Kanat'ı eleştirmiş ve hatta yetmemiş Beşiktaş düşmanı olmakla suçlamış. Biliyorum burası böyle bir ülke. Yönetimle derdiniz varsa Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray düşmanı olursunuz. Hükümeti eleştirirseniz vatan haini olursunuz. Yafta elde hazır beklemektedir.
Kulüpleri yönetenlerin iktidar bakış açısını anlayabiliyorum. Ama onlar da şunu anlamalılar: O kulüpler onların değildir. O kulüpler hepimizindir. Ve o kulüpleri hepimiz adına yönetiyorlar. Söyledikleri her söz, hepimizi bağlamaktadır. Bunu anlamak o kadar mı zor?

Celbi bekliyorum!
Kenan Öner benden yazımı düzeltmemi istemiş. Aksi takdirde yasal haklarını kullanacakmış. Üç yıldır Milliyet'te çalışıyorum ve müdürüm Cem Şengül bile benden bir kez olsun yazımı düzeltmemi istememiştir. Kenan Öner istediği için düzeltmeyi de aklımdan bile geçirmiyorum.
Öyleyse? Adresim gazetemdir. Mahkeme celbini bekliyorum.

Nilay Yılmaz

Bülent Girgin
02-15-2008, 08:07
Ama onlar da şunu anlamalılar: O kulüpler onların değildir. O kulüpler hepimizindir. Ve o kulüpleri hepimiz adına yönetiyorlar. Söyledikleri her söz, hepimizi bağlamaktadır. Bunu anlamak o kadar mı zor?

agzina , yüregine saglik ! ama anlayacaklarini sanmiyorum :(

Ayşegül Alparslan
02-15-2008, 09:06
ee heryerde her zaman ve her koşulda konuşmaya kalkarsanız böyle şeylerin olması çok normal bi öğremediniz dilinize sahip olmayı adınız çıktı bi kere artık söylemesenizde söyledi konuşmasanızda konuştu derler normal yani hiç kızmaya hakkınız yok

Bülent Girgin
03-11-2008, 08:32
Bizim futbol programlarında ilk önce lider takımın konuşulduğu sanılır. Oysa durum hiç öyle değildir.
Tamam! Beşiktaş geçen hafta Galatasaray’ı yenerek lider olduğu zaman futbol progamlarında ilk sırada yer almıştı. Bunun sebebi de lideri yenerek liderlik koltuğuna oturmasıydı.
Bu hafta futbol programlarının çoğunda lider Beşiktaş yine en az ve en son konuşulan takım oldu. Mesela geyik ve kahvehane muhabbetinin olmadığı, ender futbol programlarından %100 Futbol’da bile LİDER Beşiktaş sadece ve sadece 7 dakika konuşuldu. Futbolmania’da, Verkaç’ta, Santra’da da en son konuşulan takım oldu Beşiktaş (Diğerlerinde önce konuşulduğu sanılmasın, bunlar benim takip edebildiklerim sadece)... Santra’da Ali Şahin bir de pişkin pişkin “Lideri sona sakladık” dedi... Gazinolardaki assolist hesabı... Filmlerde de önce sahneye çıkmak isteyenleri “sen assolistsin, o yüzden en son sen çıkacaksın” diye kandırırlar ya hani...
Demirören’in kriz üretmedeki başarısı sayesinde daha ön plana çıkıyordu Beşiktaş. Artık o da sessizliğe büründüğü için lider de olsa takım en son konuşuluyor...
Aslında medya da haklı. Ne yapsınlar, ekmek parası...
3 takımı düşündüğünüzde tüketicisi en az olan takım Beşiktaş. Hal böyle olunca spor servisleri de ona göre şekilleniyor. Alıcısı çok olan Fenerbahçe, Galatasaray dururken, niye Beşiktaş’ı manşetlere, ilk habere taşısınlar ki? Spor servisleri tiraj kaygısıyla oluştuğu müddetçe de bu böyle olacak. Ses etmemek lazım.
Garibim Sivasspor ne yapsın? Anadolu’nun bağrından çıkıp kaç hafta lider kaldılar, konuşulmadılar bile, sözde 3 büyüklere endeksli futbol programlarında. Sivasspor’u düşününce, Beşiktaşlılar hallerine şükretsin vallahi... Sabaha karşı da olsa konuşuluyorlar en azından...

Nilay Yılmaz

Ayşegül Alparslan
03-11-2008, 09:38
aman bırakın kendileri çalıp kendileri oynasınlar ben zaten izlemiyorum artık hiç bir spor programını onları izleyipte hiç yoktan sinirlerimi geremem gerizekalı hepsi

Özkan Yeşil
03-11-2008, 17:39
Güzel bir konuya değinmiş Nilay Yılmaz.İsterlerse konuşmasınlar bu takım şampiyon olduğundada 2. leri konuşurlar artık mümkünse ağızlarına dahi Beşiktaş adını almasınlar.

Bülent Girgin
03-13-2008, 08:27
http://img156.imageshack.us/img156/4385/nilayyilmazqg0.jpg

Ligin dörtte üçlük bölümü tamamlandı. Son çeyreğe girerken ligin tepesindeki karışık hâl şimdilik çözüme uzak. Ligin hasretler kontenjanından lideri Beşiktaş, doksan artılara sığdırdığı golleri çoğaltıyor. Bunu yaparken de defansı ne kadar eleştiri malzemesiyse, forvet hattı kontenjanı da o derece övgü alıyor.
Benim de ara ara kafama takılıyor tabi ki hani modern futbolda savunma ileri uçtan başlardı?
Çok da önemli değil. Türkiye’de futbol eleştirisinin eleştirisini yapmayı aklınızdan dahi geçirseniz, sorular aklınıza üşüşür işte böyle.
Ligin ikinci yarısı başlarken Beşiktaş büyük paralar ve oyuncular saçarak Filip Holosko’yu transfer etmişti. Ben bu transferin yapılış tarzını eleştirirken, Holosko’ya dair pek bir şey de söylememiştim. Malum o derece futboldan anlamam; ama Holosko’nun yeni bir Youla olacağı eleştirileri almış başını yürümüştü.
8 haftadır Beşiktaş formasını giyiyor Holosko. O sebepten ikinci yarının ilk çeyreği geçince de “tam sırasıdır” deyip yazmak gerektiğine karar verdim.
Çünkü Youla’nın suyu tam da böyle ilk çeyreklik periyotta ısınmış, devre arası da gönderilmişti.

Peki Holosko?
O ne durumda?
O şu an taraftarın gözbebeklerinden, gol atıyor, asist yapıyor. Koşuyor, didiniyor, çabalıyor ve seviliyor.
Oysa daha transferin yapıldığı günlerde Mehmet Demirkol, Ömer Üründül, Orhan Yıldırım gibi futbol yazarları bu transferi şiddetle eleştirmişti. Israrla Holosko’yu Youla’ya benzetiyorlardı .
Görüşlerine en çok saygı duyduğum yazarlardan Mehmet Demirkol mesela Stadyum programında “Beşiktaş, Holosko’yu alırsa bir şey olmaz. Çünkü Holosko gelir, olsa olsa Youla olur. Birkaç maç sonra da tribünler onu dışarı davet eder” demişti.
Oysa görüldü ki Holosko sadece koşmuyor. “ Geniş alan topçuluğu” denen şey her neyse onunla sınırlı değil yetenekleri. Ve pek tabi ki istekli, hırslı olmak, bildiklerine eklemek gibi meziyetleri de var...
Bu söylediklerim şu ana kadarki kısacık periyottaki Holosko için geçerlidir. Yeni sezonda verimsiz bir oyun sergilerse, bu onun yeni bir Youla olduğu anlamına gelmez. Olsa olsa kendisini toparlaması gerektiğine işaret eder.
Ama ya Holosko’nun ısrarla verimsiz oynayacağını belirten yazarlar?.. Durum beklenenin tersi bir görüntü sergiliyorsa, yanılıyor olma ihtimallerinin yüksekliği üzerinden bir şeyler diyemezler mi? Kulüpten, hocadan, taraftardan ve okurdan özür dilemek için değil, sadece oyuncudan özür dilemek için bile olsa... Böyle bir özeleştiri, yazarı da yüceltmez mi?
Filip Holosko henüz bir Youla olmadı ve Mehmet Demirkol’un tahminlerinin tersine Beşiktaş taraftarı tarafından dışarı davet edilmedi.
Holosko henüz Youla olmadı; ama bakarsınız Nouma olur. İsmine tezahüratlar yapılır. Bakalım o zamanki yorumlar nasıl olur. Ailecek severek okuyoruz işte.

Adnan Direnç
03-13-2008, 09:38
Nilay hanımın birde mahmut uslu hakkında kaleme aldğı bir yazısı daha var görmeye değer resmen dalga geçmiş helal olsun :D

sanırım bu yazının devamı :)

Bülent Girgin
03-13-2008, 10:30
Nilay hanımın birde mahmut uslu hakkında kaleme aldğı bir yazısı daha var görmeye değer resmen dalga geçmiş helal olsun :D

sanırım bu yazının devamı :)

evet bu yazinin devami, ama o yazi BESIKTASI ilgilendirmediginden alinti yapmadim .

Nihal Aslan
03-13-2008, 10:40
besıktas adına önune gelen konusuor ılk sırada olmamızı bıle ıclerıne sındıremıorlar bır kac gun once bır spor programında ısmını bıle bılmedıgım bır adam dıor kı : besıktas ancak o koltukda ıkı hafta kalır cunku onlar boyle sevıncler yasamaya alısıklar bırkacgun sevınır sonra yıne dususe gecerler gordugunuz gıbı futbollarıda cok begenı toplamıor dıor .........

bu nasıl bır yorum anlam veremedık babamla adam neyın pesınde neden bahsedıor böyle bır dusmanlık varmı ya

Ayşegül Alparslan
03-13-2008, 10:47
besıktas adına önune gelen konusuor ılk sırada olmamızı bıle ıclerıne sındıremıorlar bır kac gun once bır spor programında ısmını bıle bılmedıgım bır adam dıor kı : besıktas ancak o koltukda ıkı hafta kalır cunku onlar boyle sevıncler yasamaya alısıklar bırkacgun sevınır sonra yıne dususe gecerler gordugunuz gıbı futbollarıda cok begenı toplamıor dıor .........

bu nasıl bır yorum anlam veremedık babamla adam neyın pesınde neden bahsedıor böyle bır dusmanlık varmı ya oşşşttt köpek deseydin nihal :)) ben bu kadını sevmeye başladım ve umarım gerçekten dediği gibi holosko yeni nouma olur da ama sonu ona benzemez

Adnan Direnç
03-13-2008, 12:42
evet bu yazinin devami, ama o yazi BESIKTASI ilgilendirmediginden alinti yapmadim .



o yüzden koymadığını tahmin ettim zaten bülent abeyyy :)

Erkan Korkmaz
03-13-2008, 19:01
Nouma olurmu bilmem ama youla olmayacağı baştan belliydi...

Mehmet Erhan
03-20-2008, 15:25
Devrimciler ve çapulcular


Kulüplerimizin ekonomik durumları, artan borçları, gelir ve giderlerdeki eşitsizlikleri malum. Bunlarla ilgili yazılıp çizilenlerin mazisi benim çocukluğuma uzanır. Öyle ki futbolun endüstriyelleşmesiyle birlikte artan gelirler, sorunu çözmemiş aksine derinleştirmiş bir hal alıyor. UEFA lisansını gerçek anlamda alabilecek kulüp sayımız bir elin parmakları kadar yokken sorumsuz harcamalar almış başını gidiyor. Bu harcamaları yapanlar, kulüpleri babalarının çiftliği gibi yönetenler koltuğu terk ettiklerinde alacaklarına şahin kesiliyorlar. Koltuğun yeni sahipleriyse tekrar ellerini ceplerine atıp sorunu kısa süreliğine çözüyor ve kulübü bu kez kendi ceplerine bağımlı hale getiriyorlar.
Futbol kulüplerimizin sınırlı sayıdaki kongre üyeleri işte bu yüzden altın değerinde öneme sahip oluyor...
Her bir oy büyük pazarlıkları beraberinde getiriyor...
Kongre üyeleri birer metaya dönüşüyor...
Beşiktaş taraftarı bu duruma son vermek amacıyla geçtiğimiz yıldan bu yana bir proje yürütüyor. Projenin adı, Büyük Beşiktaş Taraftarı Projesi.
1 milyon üye hedefiyle başlayan bu proje bugün genişleyerek devam ediyor.
Amaç, kulübü paralı başkanların eline bakmaktan kurtarmak...
Kongre üyeleriyle yürütülen pazarlıklara ve bir grup zümrenin kulüp üzerindeki tahakkümüne son vermek...
Beşiktaş’ı onu destekleyenlerle yönetmek...

Nedir bu proje?
Proje gayet basit. Cep telefonları aracılığıyla kulübe üyelik ve cüzi miktardaki aidatların faturalar ve kontör üzerinden kulübe aktarılması. Bu proje ilk bakışta büyük destek görmesi beklenen bir proje. Fakat öyle olmuyor. Projeyi yürütenler en başından beri büyük zorluklarla baş etmek zorunda kalıyorlar. Öncelikle kulüp bu projeye şimdilik sıcak yaklaşmıyor. Sebepleri anlaşılabilir sebepler. Yukarıda yazdıklarım, bu projeyle iktidarlarının kaybedecek olanların desteğini zaten imkansız kılıyor.
Enteresandır ki basın da uzun süre bu projeye gözlerini kapadı, görmezden geldi. Bu konu üzerine yazılanların ağırlıklı tarafı ise birilerinin rant peşinde koştuğu şeklindeydi. Projeyi yürütenlere titancılar dendi, çete dendi.
Taraftar forumlarından takip ettiğim kadarıyla eleştirilenlerden biri de benim. Bu konuya duyarsız kalmakla ilgili Beşiktaş taraftarının sitemlerini okudum. Konu benim yazı konularımın dışında olduğu için projeyi takip etsem de yazma konusunda tereddütlüydüm. Çünkü köşemin asıl içeriği medya eleştirisi taşıyor.
Geçtiğimiz hafta gazetemde yer alan bir haber üzerine bu konu üzerine yazma gerekliliği belirdi. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, benzer bir projeyi gündeme getirmişti. Fenerbahçe taraftar kartı sahiplerine kulüp üyeliği imkanı tanıyan proje kapsamında kulübün üye sayısını 1 milyona çıkarmayı hedefliyordu.
Konu Fenerbahçe ve pek tabi başkanı olunca gazetem de konuyu ilgili bir biçimde gündeme taşımıştı. Projeyi, Türk futbolunda devrim kapsamında ele almıştı. Öyle ya Fenerbahçe Başkanı kimsenin akıl edemediği bir şeyi akıl etmiş ve hayata geçirmeye uğraşmaktaydı. Hemen Fenerbahçe’nin nasıl büyüdüğü, nasıl dünya kulübü olma yönünde adımlar attığı anlatılmaya başlandı.
Öte yandan bir avuç taraftar bu kampanyayı bir yıldır sürdürmüş, bununla ilgili onlarca etkinlik yapmış kimin umurunda...

Yolunuz açık olsun!
Devrim dediğin büyük adamların yaptığı iştir. Küçük adamlar bir işe kalkışırsa onlara çapulcu denir. Bu hep böyle olmuştur.
Beşiktaş taraftarı projesini hayata geçirebilmek için çalışıyor, çabalıyor. İllerde temsilciler meclisleri oluşturuyor. Bunun için kan bağışı kampanyaları örgütlüyor, buralarda projeyi tanıtmaya ve destek bulmaya çabalıyor. Bunun için de çıkar gözetmediğini özellikle vurguluyor. Kulübün çıkarlarını gözettiğini inatla öne çıkarıyor.
Şimdilik medyamız aracılığıyla projenin dehası Aziz Yıldırım’a kalmış durumda.
Beşiktaşlılar bu duruma öfkeli; fakat onların da anlamaları gereken bir şey var:
Aziz Yıldırım bu projeyi yeni keşfetmiş olsa da kabul etme cesaretini göstermiş. Oysa gönül verdikleri kulüp buna hiç mi hiç yanaşma niyetlisi değil.
“Bu projeyi biz akıl etmiştik” demek ve öfkelenmektense çalışmaları hızlandırmak ve hayata geçirmek sanırım daha etkili olacaktır. Gönül ister ki tüm kulüplerimiz böylesi projeler üretse ve daha da büyüse...
Medyamıza gelince, ne yapayım ki burası böyle işte. Devrimleri ve devrimcileri farklı bir kapsamda ele alır.
Büyük Beşiktaş Taraftarı projesini önce görmezden geldiler. Sonra gülüp geçtiler. Baktılar ki olmuyor suçladılar. Öyle ya taraftara rantçı demek alışılageldik ve her zaman sonuç veren bir söylemdir.
Gandhi der ki; “Sonra bizimle savaşmaya başladılar. Ve biz kazandık.”
Sizi ciddiye alıp savaşmaya başlamışlarsa zaten kazanmışsınız demektir.
Yolunuz açık olsun, üyeler milyon olsun!

Nilay Yılmaz

Bülent Girgin
05-20-2008, 08:34
“Yine bir ligin sonuna geldik. Adettendir. Her biten yıl gibi dönüp özet çıkarılır...” deyip Süper Lig’de yaşanan ilginç olaylardan bahsetmiştim geçen Perşembe... Bu defa ise sahanın dışına çıkıp medyaya göz attım ve ilginç, komik, unutulmaz sözleri derledim... Bir ligi daha ardımızda bırakırken 2007-2008 sezonunun en’leri...

Konu çapkınlık ise, Carlos’un listesinde yer alan güzellerin hemen bir dökümünü yapabilirim... 10 yıldan fazla evli kaldığı eşi Pinheiro’dan üç, sevgilileri Simone Hamilko ve Martins’ten de birer çocuğu var. Toplam 5 evlat sahibidir Roberto Carlos! (Korkut Göze - Hürriyet)

Ertem Şener: Sayın Karaman, Anderlecht’i değerlendirir misiniz?
Hikmet Karaman: Belçika’nın önemli takımlarından biri! (Lige Doğru, Star)

Gökhan Gönül yetenekli ve farklı bir yıldız adayı. Bekar iken özgürlüğünü sonuna dek kullanırdı. Evlendi ve uslandı. (Korkut Göze - Hürriyet)

Ben ders almam, ders veririm... (Fatih Terim)

Attila Gökçe: Bobo’yu çok iştahlı gördüm.
Deniz Gökçe: Senin de maaşını iki katına çıkarsalar, senin de iştahın artar. (Futbol Aktif , Sky Türk)

Robert De Niro ve Al Pacino’nun her filmini izleyen, evinde 400’ün üzerinde DVD arşivleyen Orkun, biraz üşengeçtir. Kalede ne kadar cesur ve enerji doluysa, evinde o denli sakin. Kurulduğu koltuktan kimse kaldıramaz Orkun’u. Evet, kendisinin de söylediği gibi miskinin tekidir! (Korkut Göze - Hürriyet)

Galatasaray’da Ismael Bouzid diye bir adam var. Ben kayıp ilanı vereceğim gazeteye yakında, ‘aranıyor’ diye. (Aziz Üstel - Futbolmania, CNNTürk)

Dünyada nasıl Türkiye üzerine bazı planlar yapılıyorsa, Türkiye’de de Trabzon üzerine oyunlar oynanıyor. (Trabzonspor Başkan Yardım cısı İbrahim Baturoğlu)

Kendisinin benden daha iyi teknik direktör olduğunu zanneden gazeteciler var. (Galatasaray Teknik Direktörü Karl Heinz Feldkamp)

Ayağına top değmemiş futbol profesörleri var. (Fenerbahçe Teknik Direktörü Arthur Zico)

Hakan Arıkan küçük bir çevrede yetiştiği için büyük kentlere alışmakta sıkıntılar çekmiştir. Ankara’ya geldiği ilk günlerden bir anısı var... Bir gün eşi ile kahvaltı yapmak için Kızılay’daki evinden çıkar, ancak dönüp dolaştıktan sonra geldiği yer Mamak cezaevinin önüdür. Yolu şaşırır, işin içinden çıkamaz... (Korkut Göze - Hürriyet)

Biliyorsunuz biz hakemler hakkında konuşmuyoruz ama bugün hakem çok kötüydü. (Fenerbahçe Yöneticisi Nihat Özbağ)

Sayın Başkanım, Beşiktaş ne zaman bir dünya kulübü haline gelecek? Bir Chelsea gibi, bir Liverpool gibi, bir Barcelona gibi... (Ertem Şener-Futbolig, Star)

Vederson hangi restorana gitse, hemen kuru fasulye ve pilavı sorar. Mutlaka çift porsiyon yer... Sabah kahvaltıları mı... Kaşarlı, jambonlu ve salamlı tostları midesine indirmeden masadan kalkmaz. Hadi daha açık söyleyeyim. Biraz düşkündür midesine. Onu tanıyanlar Atatürk Orman Çiftliği’nden evine kolilerle dondurma taşıdığını söylerler. Günde üç dört dondurma yemeden duramaz... (Korkut Göze - Hürriyet)

ALLAHIM’a dua ederek başladığım her yeni günümde ‘Rabbim Trabzonspor’umu yönetenler hiç olmazsa bugün boynumuzu dik tutacak bir şey yapmış olsunlar’ diyerek dualarımı bitiririm! (Serdar Bali - Star)

6 tane gol atıldı. 6-0. Ya bir de seyircili olsaydı? 12 garanti. Seyircisiz 6 oluyorsa, seyircinin teşviğiyle 12 olacak demektir. (Osman Tamburacı - Verkaç, Fox TV)

Devre arasında Mehmet Yıldız’ı alan takım şampiyon olur. (Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun)

Kazım Kanat: Sevgili Kemal Belgin. Ciddi olmak için diyorum, Sayın Belgin.
Kemal Belgin: Evet.
Kazım Kanat: Sallama! (Santra - ATV)

Adnan Aybaba: Samet Aybaba’nın en büyük şanssızlığı nedir, biliyor musun?
Cem Papila: Sensin.
Adnan Aybaba: Benim, onun kardeşi olmam. (Telegol-Kanal 1)

Altan Tanrıkulu: Kalli kaç yıldır takım çalıştırmıyor.
Osman Tamburacı: Çalıştırmazsa çalıştırmasın. Sen kaç yıldır bisiklete binmiyorsun? Unuttun mu? (Verkaç - Fox TV)

Bu hakemlerle bu lig bitmez. (Beşiktaş Genel Menajeri Sinan Engin)

Serhat Ulueren: Sion takımını Türkiye ligine koyalım, küme düşer... Formda bir Gökmen Özdenak’la biz Sion’u yeneriz.
Gökmen Özdenak: Sen nerde oynayacaksın?
Serhat Ulueren: Orta sahada tabi. Sana pasları kim atacak sonra?
Hep beraber: Ha ha ha! (Telegol, Kanal1)

Türkiye’de çalıştıysanız dünyanın her yerinde çalışırsınız. (Erik Gerets)

Ertuğrul Sağlam’ın dik duruşuna hayran kaldım. Zaten onu beğeniyordum ama, şimdi daha çok sevmeye başladım. Üstüne üstlük, hepimizi ilgilendirecek kadar yakışıklıydı. (Ali Sami Alkış - Star)

Bülent Tulun: Kazım şimdi kim daha uzağa taş atarı konuşmuyoruz.
Kazım Kanat: Ben konuşuyorum. Ben daha uzağa atarım. (Santra - ATV)

Ersun Yanal ya da Şenol Güneş Moldova’ya, Malta’ya, Bosna’ya puan kaybetseydi şu an Türkiye Cumhuriyeti pasaportu iptal edilir miydi, edilmez miydi? (Tuğrul Yenidoğan - Santra, ATV)

Muhabir: Türkiye’den hangi futbolcular İngiltere liginde oynayabilir?
Fatih Tekke: Hepsi oynar! (Verkaç - FoxTV)

Ahmet Çakar: Oyun iyi olsun, her maçta yenileyim mi diyorsun sen?
Gürcan Bilgiç: Evet! (6 Pas - Show TV)

Milan önümüzdeki hafta Ancelotti’yi kovacak. (22 Ekim 2007 Ahmet Çakar)

Real Madrid bu sene tokat üstüne tokat yiyecek. Bu sene ne yapacaklar Real Madrid’i biliyor musunuz? Şamar oğlanına dönecek İspanya Ligi’nde. İlk 3’e girsin mayısta konuşuruz... (22 Ekim 2007 Ahmet Çakar)

Cengiz Semercioğlu: En sevdiğiniz yazarlar kim?
Kazım Kanat: Ercan Güven.
Cengiz Semercioğlu: Başka?
Kazım Kanat: Kazım Kanat!!! (Full Ekran - Haber Türk)

Masaya yumruğumuzu vurursak, ne federasyon ne de hakemler kalır. (20 Eylül 2007 - Yıldırım Demirören)

Herkes sakin düşünsün!!! Sivas maçına PAF Takımla çıkıyoruz. Bu kesin kararımızdır. Taraftardan da rica ediyoruz. Kimse o maça gelmesin, ki Beşiktaş’ın sponsorları da çekilecekse çekilsin!!! (Yıldırım Demirören)

Bak! El oğlu acımıyor bile. 3, 4, 5... Maç devam etse hala gol atmak için üstüne gelecekler senin. (8-0’lık Liverpool yenilgisi sonrası Sinan Engin - Star TV)

Nüfus kayıtlarına göre dünya genelinde 7 milyon 135 bin Sivaslı var. Onlardan gelecek yardımlarla hiçbir problemimiz olmaz. (Sivasspor Basın Sözcüsü Fikret Ünsal)

‘Rıza’dan libero olursa ben de Alain Delon’um’ diye yazı yazdım. Küstü bana Rıza. (Vedat Okyar - Ve Gool, TV8)

Bülent Girgin
07-15-2008, 07:47
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.Jpeg

“Taaaaaa o dünlerin birinde Sabah gazetesinin spor servisinde sorumlu biri; 'Brezilya'da bu yıl sözleşmesi biten üç-beş futbolcu bulun bana' demişti. Bir transfer bombası patlatacaklardı. Bebeto'yu buldu birisi. Sonra biri Bebeto oldu, biri Bebeto'nun kulübünün başkanı, biri de bir Fenerbahçe yöneticisi. Bizim Bebeto 'Fenerbahçe'ye gelmeye hazırım' gibilerden bir şeyler söyledi. Bizim başkan 'Fenerbahçe'ye vermeye hazırız filan' dedi. Bizim Fenerbahçe yöneticisi de 'Bebeto her an gelebilir filan falan' diye attı tuttu. Sonra gazete basıldı. Sonra ilk baskı çıktı. Sonra gazeteyi Bebeto haberini uyduran ilk eline aldı. 'Aaaaa Bebeto Fener'e geliyormuş' diye bağırdı. Sonra uyandı. Ve. 'Allah kahretsin bu haberi ben uydurmuştum' dedi..." diye yazmıştı Bilgin

Gökberk geçen dünlerde...
Bilgin Abi’nin bunları yaşadığı dünler ne zamandı bilmem... Ancak İletişim amfilerinde "Ey genç iletişimciler, birinci vazifeniz doğru haber vermektir" diye kafamıza kazındığı dünlerde bir gazetedeki transfer haberleriyle mutluluktan uçtuktan sonra, arkadaşımı aramıştım:
- Duydun mu bize o, şu, bu geliyormuş...
- İnanma, yalandır.
- Vallahi doğru, gazetede yazıyor.
- Gazeteler yazar. Senin gibiler de kanar...
- Nası yani?
Sonra o adı geçen isimlerin hiçbiri gelmemişti, sonra bunları yazan gazeteler daha başka başka isimleri Türkiye'ye getirmeye devam etmişti, ediyor...
Her zaman Süper Lig’in tatile girmesini beklerdi bombacı basın transfer balonlarını patlatmak için. Bu defa erken açtılar sezonu. Gelen gidenin haddi hesabı yok.
Ronaldinho’yla Eto’o bile geldi Fenerbahçe ve Galatasaray formalarını giydi.
Fatih Tekke 1 Mayıs’ta Beşiktaşlı oldu, 13 Mayıs’ta Fenerbahçeli. Sonra olmadı. Tekrar Beşiktaş’a döndü.
Sanırım bizim bombacı basın sezon biterken bütün futbolcu ve teknik direktörlerin listesini çıkarıyor, sayfadaki yer durumuna göre haberlerini yapıyor. Bütün isimleri yazdıktan sonra da “ilk kez biz duyurduk" diyor...
Daha 1.5 ay transfer sezonun bitimine... Sonra da devre arası transfer sezonunu açacaklar. Bu sezon çok bombalı geçecek...

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/14/fft16_mf72171.Jpeg

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/14/fft16_mf72170.Jpeg

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/14/fft16_mf72172.Jpeg

Diyene bak!
İbrahim Üzülmez ve İbrahim Toraman kampta kavga ettiler. Beşiktaş ilkeleri doğrultusunda bizim için her şeyden önemli olan iyi ve örnek insan olmaktır.
(Sinan Engin)

Bülent Girgin
07-17-2008, 07:40
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Transfer dediğin
Ersin Düzen Türkiye-Hrıvatistan maçı öncesi Hırvat kampında geçirdiği sürede Hırvat gazetecilerle sohbet etme imkanı bulmuş. Konu Beşiktaş’ın transfer beceriksizliği Dino Drpic ve Gordon Schildenfeld’e de gelmiş elbet.
Bizim de bildiğimiz üzere Beşiktaş yönetimi, Drpic’in internette dolaşan “uygunsuz” görüntüleri üzerine Dinoma Zagreb Başkanı’na da durumu anlatıp, “Biz transferden vazgeçtik” deyip, bonservis ücretini geri istemiş. Zagrep Başkanı da “Kusura bakmayın, biz parayı kullandık. Size para yerine başka oyuncu verelim. Gordon da, Drpic kadar iyi oyuncudur” ve benzeri şeyler söylemiş.

Çok gülmüşler
Beşiktaş yöneticileri de parayı kurtaramayacaklarını anlayınca ve stopere ihtiyaçları olduğu için “Tamam” demişler ve böylece Gordon transferi gerçekleşmiş.
Hırvat gazeteciler Ersin’e “Biz bu transferi duyduğumuzda çok güldük, dalga geçtik” demiş Ersin’e. O da nedenini sormuş.
Çünkü uzun zamandır Gordon’un gözlerinde problem olduğunu Zagrep Başkanı da, futbolcular da, Hırvat basını da biliyormuş.
Hırvat gazeteciler “Beşiktaş nasıl bir kulüp ki, araştırmadan, sağlık kontrolünden geçirmeden oyuncu alıyor” diye gülmeye devam etmişler Ersin’le konuşurken...
Bizim buralarda yapılan transfer beceriksizliğine en güzel örnek bu halde... Ve bu örneğin transferler konusunda kendisine çok güvenen ve sürekli bu işten ne kadar çok anladığını söyleyen Sinan Engin zamanında gerçekleşmesi de başka bir ironi.

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/17/fft16_mf73215.Jpeg

Barış Kahraman
07-18-2008, 21:54
sinan engin ahrbi bu işten anlıyormş :)) bugün gazetede okudum bu sene aldıgımız yabancı futbolcuların menejerleri aynıymış aynı zamanda bu menejer s.e nin oğlununda menejeri olmş.. ne kadar doğru bilemicem..

Nuray Kurt
07-19-2008, 00:19
hani bu sene türk menejerlerle çalışmadık diyordu bu adam.artık kendi kendini yalanlıyor.daha ne kadar komik duruma düşecek bakalım.ilgiyle takip ediyoruz kendisini

Bülent Girgin
07-22-2008, 20:17
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.Jpeg
Medyanın ardından-3
Geçtiğimiz sezonun ilginç, komik, unutulmaz sözlerinin bir bölümünü bir süre önce yayımlamıştım, “devam edecek”demiştim. İşte üçüncü bölüm:

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/22/fft16_mf75460.Jpeg

Ocak'ta, Mayıs'ta takım iyi oynamazsa sorumluluk benimdir. Eğer olmazsa bir daha Beşiktaş'ın önünden geçmeyiz. (Sinan Engin Kasım 2007)

Şampiyon olacağız. Geçen sene şampiyon olan Fenerbahçe kaç puan kaybetti. Ama taraftar bize destek olsun. İkinci yarı Avrupa maçları bitecek. İkinci yarı tempo düşecek ve ağır maçlar çıkarmayacağız. (Sinan Engin Kasım 2007)

Bu kadar puan farkına rağmen şampiyon olacağız ama taraftar bizi desteklerse olacağız. Bize zaman verilsin. Hoşgörülü olsunlar. Bıraksınlar, transferlerimizi yapalım. Başarısız olursak isterlerse büstümü yapıp sonra da yaksınlar...” (Sinan Engin Kasım 2007)

Şike yapmamızı gerektirecek bir durum yok, biz de iddialıyız (Çaykur Rizespor maçı sonrası Sinan Engin)

Yabancı futbolcular Beşiktaş’ta çok mutlu, hatta kovsak bile gitmiyorlar. (Sinan Engin)

Grubumuzda dördüncüyüz. Şampiyonlar Ligi'nde içerde Valencia'yla oynayacağız. :S: (Sinan Engin - Star TV)

Herkesin papuçlarını önlerine koyup düşünmesi gerekir. :S: (Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan)

Bayan takımı gibi futbol oynanıyor. Çaba ve mücadele yok. Herkes antrenman maçında oynar gibi sahaya çıkıyor. Sanki kilo vermeye gelmişler. (Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan)

BJK transfer politikası: Milli Piyango!
Seriç eleştiriliyor. İtalya’da 4 farklı takımda oynamış. Şu an takımın en kariyerli oyuncusu. Bonservisi elinde, kulübü maddi olarak yormadan aldık. İyi çıkarsa şansımıza. (Sinan Engin):@

(Nilay Yılmazin yazisindan sadece besiktasimizla ilgili bölümlerinden alinti yaptim)

Ezel Özsipici
07-22-2008, 20:38
Seriç eleştiriliyor. İtalya’da 4 farklı takımda oynamış. Şu an takımın en kariyerli oyuncusu. Bonservisi elinde, kulübü maddi olarak yormadan aldık. İyi çıkarsa SANSIMIZA

Sansa kaldık işe bak ya!

sölediği her lafı yutmus herife bak! beşiktaş kimlere emanet suraya bak!

Barış Kahraman
07-22-2008, 23:11
Şike yapmamızı gerektirecek bir durum yok, biz de iddialıyız.. S.E
demek şike yapmanı gerektirecek bir durum olsa yapacaksın!!!

Öznur Oktay
07-22-2008, 23:32
Yaavv biz mi anlatamıyoruz bu adamlar mı anlamıyor ya da bunlar mı anlatamıyor biz mi anlamıyoruz??? Ortada bitmek bilmeyen bir karışıklık var ama böyle nereye kadar devam eder ki...Biri ya bu adamlara bizi anlatsın ya da bize bu adamları anlatsın.Yoksa ben kafayı yicemmm!!!

Mehmet Erhan
07-23-2008, 11:50
Şike yapmamızı gerektirecek bir durum yok, biz de iddialıyız (Çaykur Rizespor maçı sonrası Sinan Engin)

barışın dediği gibi gerek olsa şike yapacaksınız demek ki...yazıklar olsun sizin gibi insanlara...


Yabancı futbolcular Beşiktaş’ta çok mutlu, hatta kovsak bile gitmiyorlar. (Sinan Engin)

sizin gibi enayiler varken ve paraları cukkaya indirirken kim olsa gitmez zaten...


Grubumuzda dördüncüyüz. Şampiyonlar Ligi'nde içerde Valencia'yla oynayacağız. (Sinan Engin - Star TV)

bizim grubumuzda valenciamı varmış yaa...hayret nasıl oldu da milyonlarca Beşiktaşlı bilemedi bunu...


Herkesin papuçlarını önlerine koyup düşünmesi gerekir. (Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan)

sen önce deyimin doğrusunu öğren sonra düşün...tabi düşünecek beyin varsa...PABUCumun yöneticisi...

Öznur Oktay
07-23-2008, 12:48
Şike yapmamızı gerektirecek bir durum yok, biz de iddialıyız (Çaykur Rizespor maçı sonrası Sinan Engin)

barışın dediği gibi gerek olsa şike yapacaksınız demek ki...yazıklar olsun sizin gibi insanlara...


Yabancı futbolcular Beşiktaş’ta çok mutlu, hatta kovsak bile gitmiyorlar. (Sinan Engin)

sizin gibi enayiler varken ve paraları cukkaya indirirken kim olsa gitmez zaten...


Grubumuzda dördüncüyüz. Şampiyonlar Ligi'nde içerde Valencia'yla oynayacağız. (Sinan Engin - Star TV)

bizim grubumuzda valenciamı varmış yaa...hayret nasıl oldu da milyonlarca Beşiktaşlı bilemedi bunu...


Herkesin papuçlarını önlerine koyup düşünmesi gerekir. (Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan)

sen önce deyimin doğrusunu öğren sonra düşün...tabi düşünecek beyin varsa...PABUCumun yöneticisi...

İşte buduurrr!!!:(h5)::(h5)::(h5)::(h5)::(h5)::(h5):

Bülent Girgin
07-24-2008, 12:41
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz


http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/24/fft16_mf76286.Jpeg

Cep to transfer

Baki Mercimek diyor ki; “Beni bugüne kadar bekletip, sadece telefon ederek kadroda düşünmediklerini bildirdiler. Bu bana yapılan bir saygısızlıktı. En azından yüz yüze oturup kararlarını açıklayabilirlerdi”.
Fahri Tatan diyor ki; “Ne Beşiktaş’ın beni gönderdiğinden ne de Konyaspor’un beni transfer ettiğinden haberim vardı. Bu transfer gerçekleşmeden önce bana haber vermeleri ve benim görüşümü almaları gerekirdi Uçaktan indiğimde cep telefonuma, ‘Fahri Tatan, Konyaspor ile 2 yıllık anlaşma sağladı’ diye mesaj geldi”.
Beşiktaş yönetimi kendi adına başarılı bir iş yapıp Fahri’nin, Konyaspor’a transferiyle kulübe 1 milyon 600 bin YTL kazandırırken, gene aşınmış bazı değerlerini kaybetmekte sakınca görmedi.
Futbol sanatından bihaber olmalarına rağmen sadece ve sadece paraları olduğu için o koltuklarda oturan ve kararları veren takım elbiseli adamlar...
Beşiktaş’ı yönetenler...
Kulübü değil krizi bile yönetme başarısı gösteremeyenler, kriz üretmedeki üstün performanslarıyla Beşiktaş’ı 3. sayfalardan alıp gazetelerin 1. sayfalarına taşımayı başardı.
Beşiktaş yönetiminin kriz yaratma maharetini elbette ki biliyorum; ama kulüp olmanın, tarihi bir değer olmanın ayrımına varamamışlığın bu derece başını çekeceklerini hiç beklemiyordum.
Futbolcularla yüz yüze görüşmek yerine teknolojinin nimetlerinden yararlanmak ve ilişkileri bir teşekkür dahi etmeden, bir el sıkışmadan bitirmek...
İnsani duyguların dibe vurduğu andır burası artık...
* * *
Taraftara şirin gözükmek için, sırf transfer yapmış olmak için 50’ye yakın gereksiz transfer yapanlar onlar...
Basına şirin gözükmek için Del Bosque’yi gönderip kulübü trilyonlarca zarara uğratanlar yine onlar...
Sinan Engin transfer sezonuna başlarken “Taraftarın takımda görmek istemediği futbolcularla ilişkimizi keseceğiz” demişti... Baki’nin dediği gibi “önce kendilerine baksınlar”.
Taraftar bu yönetimi de, bu menaceri de istemiyor.
İki kaptan kavga etmiş. Olay basına yansıyınca kıyameti koparan, haberi yapan muhabirleri antrenmanlara almamakla tehdit eden Bay Menacer, aniden ahlak polisi kesilmiş, oyuncuları kamptan göndermişti.
Sonra 5’e 2 oyla, kulübü 4 yılda borç batağına sokan takım elbiseli adamlar kaptanların satışına karar vermişti. Ama nasıl bir anlayışsa bu, satışa koyduğu futbolcular üzerinde hala yaptırımları olacağını sanan yöneticiler, kaptanlara bir de 150 bin YTL para cezası vermişti. Satışa koyulan oyuncu niye para cezası ödesin ki? Muhtemel ki İbrahimlerin alacaklarını vermemek için böyle bir çare bulmuş yöneticiler...
Aynı kavgayı yeni kaptanlar yapsa yine aynı kararı alabilecek mi, güçleri sadece yerli oyunculara yetenler?..
* * *
Oysa kendilerinin ortaya koydukları performans ortadadır...
Bazı kararlar alıp, sözünün arkasında durmamak kavga etmekten çok daha hafif bir suç mudur?
Ne demişti yöneticileriyle karar alıp deklare eden Yıldırım Demirören?.. “Sahaya PAF takımla çıkacağız. Bu kesin kararımızdır. Taraftarımızdan da, Sivasspor maçına gelmemelerini rica ediyoruz. Beşiktaş’ın sponsorları da isterlerse desteklerini çekebilirler”. Ve tabii yanındaki ligden çekilme tehdidi promosyonuyla birlikte...
Bu aldıkları kararı uygulayamayan ve yönetme becerisi, değerler, etik diye tabir edilen her şeyi yerle bir eden yöneticilerin 5’e 2 oy çokluğuyla istifa etmeleri gerekiyordu oysa...
Ne diyor Sinan Engin; “Beşiktaş ilkeleri doğrultusunda bizim için her şeyden önemli olan iyi ve örnek insan olmaktır. Futbolculuk bu kriterlerden sonra gelir”. Vakti zamanında bulunduğu yerin önemini unutup, yeraltı dünyasının “menajerliğine” soyunarak, Beşiktaş’ın alnında kocaman bir “imaj” yarası açan ve hala davası süren Bay Menacer bahsediyor örnek insan olmaktan... Ve ekliyor örnek insan; “Burası dingonun ahırı değil”.
Menacer Sinan Engin kendinden başka herkesi harcayabilecek kadar gözü kara olduğunu gösteriyor...
“Tarihte bir virgül kadar değersiz sıkıcı takım elbiseli adamlar” ise yönettiklerini sandıkları kulübün tarihini, değerlerini ve geleceğe bırakacaklarını düşünmüyor.
Bu durumda sadece bin 600 kombine alan taraftara ise “Başın öne eğilmesin, aldırma Kartal aldırma” demek düşüyor herhalde...

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/24/fft16_mf76285.Jpeg

Hangisi doğru?
Ertuğrul Sağlam Fahri Tatan’a demiş ki; “Benim de son anda haberim oldu”. Oysa birkaç teknik direktöre sordum durum şöyle olurmuş... Hazırlık kampına giderken teknik kadro, takımda düşünmediği oyuncuların listesini yönetime verirmiş. Takımda düşünülmeyen oyuncular, transfer olacakları kulüp için hazırlanmak ve performanslarını sergilemek amacıyla kampa götürülürmüş. Yani; bir çeşit pazar...
Yani Ertuğrul Sağlam ya Fahri Tatan’ı -kibar şekliyle söyleyeyim- kandırmış ya da Ertuğrul Sağlam’dan habersiz bu takıma oyuncular gelip, gidiyor...
Birincisi doğruysa durum vahim. Sağlam Fahri Tatan’ı kandırmış...
Ancak!
İkincisi doğruysa durum daha da vahim...
Çünkü Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş Kulübü Futbol Takımı’nın teknik direktörü olduğunu zannederek kendini kandırıyor...

Bülent Girgin
07-24-2008, 12:43
İkincisi doğruysa durum daha da vahim...
Çünkü Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş Kulübü Futbol Takımı’nın teknik direktörü olduğunu zannederek kendini kandırıyor...

bence ikincisi dogru, ertugrul efendi kendi kendini kandiriyor !

Barış Kahraman
07-24-2008, 13:19
kadrondaki bir futbolcu gönderilecek ve senin haberin olmayacak? bu mümkün bü ya? eğer mümkünse zaten o takım takım değildir!!

Bülent Girgin
07-29-2008, 12:37
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz


“Bize bir şey olmaz”... Tarihimiz bu özlü ve sözlü sözümüzü yanlışlar örneklerle doludur...
“Bize bir şey olmaz” diye yapılır en büyük hatalar...
Çernobil felaketinden sonra "içtiğim radyasyonlu çay olsa bardağı elime alır mıydım, bir şey yok" diyerek gazetecilerin önünde çay içerek poz veren dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral mesela... Bir yörenin halkının geleceğini kararttı bu sorumsuz davranışıyla...
Kuş gribi esnasında mecliste tavuk partisi veren başbakanımız bile oldu bizim...
Sonra malzeme kaçıran müteahhitlerimiz ve o eksik malzemeyle yapılan binalara göz yuman belediyelerimiz var bizim “bize bir şey olmaz” diye. Depremde binlerce insanımızın canına mal olan...

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/28/fft16_mf78510.JpegBeşiktaş...
"Bize bir şey olmaz" sözümüzün kurbanı değil mi, en alasından siyah-beyazlı kulüp...
Hatırlayın 2004-2005 sezonunu... Tam da takımda işler rayına oturmaya başlamışken, Del Bosque takıma, takım da hocaya alışmışken Baliç’in golü geldi. Beşiktaş Konyaspor’a Türkiye Kupası’ndan elendi... Del Bosque’ye “güle güle” dendi...
Yıldırım Demirören, Del Bosque'yi gönderirken “bize bir şey olmaz” diye düşünmedi mi? Hatta Del Bosque anlaşma yolları ararken, “bize bir şey olmaz” diye görüşme gereği bile duymadı İspanyol hocayla...
Demirören ve yönetimi “bize bir şey olmaz” diye düşünürken Beşiktaş’a, sana, bana olanlar oldu... 6.706.430,89 EURO anapara alacakları ve faiz ve masraflar ödendi. Milyon eurolar havaya uçtu.

Bülent Girgin
07-31-2008, 09:09
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

İnanın, ben de istemiyorum. Sadece Beşiktaş yazarı gibi görünmek, sürekli Beşiktaş yazmak sizin kadar beni de rahatsız ediyor. Ben de yaklaşan olimpiyatlardan, devşirme sporcularımızdan, Fransa Bisiklet Turu’ndan, Atletizm GP’lerinden, Bank Asya 1. Lig’den, Fenerbahçe’den, Trabzon’dan, Galatasaray’dan bahsetmek istiyorum.
Ama sıra gelmiyor!
Beşiktaş yönetimi, menajeri, teknik direktörü buna fırsat vermiyor bir türlü... Daha lig başlamadan bu nasıl bir enerji ki; her gün yeni bir krizle karşımızda yerlerini alıyorlar...
“Yazmayayım” diyorum, “Onlar yokmuş gibi davranayım” diyorum...
Ama olmuyor...
Birini görmezden gelsem, öbürü gözüme, kulağıma batıyor...
Sinan Engin’in Güiza-Bobo karşılaştırması yapmasını, sonra “Ben öyle bir şey demedim”lerini ki demiş- görmezden gelmeye çalıştım, bunlar onun için olağan şeyler diye düşünerek... Çünkü Sergen 2 Alex ederdi, Cisse 3 Aurelio gücündeydi, Tello varken Carlos kimdi, Holosko’ya yan bakan var mıydı? Falan filan... Sinan Engin’in bitmek bilmeyen “Benim babam senin babanı döver” böbürlenmeleri...
Sonra “Bundan sonra beni aramayın! Hatta en az üç ay medyada benim adımın geçtiği bir haber okumak veya görmek istemiyorum” deyince Sinan Engin, “Oh be 3 ay rahat edeceğiz” diye düşünmüştüm...
Ama nerde...
Açıklamalarının üzerinden bir gün geçti, Sinan Engin “Transferi kapattık. Fatih Tekke ile ilgilenmiyoruz. Hiç kimse merak etmesin, bu sene 3 kulvarda da başarı yakalayan bir Beşiktaş olacak” açıklamasıyla karşımızdaydı yine...
http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/07/31/fft16_mf79609.Jpeg
Değerlerini satmak!
Fulya’daki Şan Ökten Tesisleri’nin Yaşar Aşçıoğlu tarafından 2.5 milyon dolar harcanarak yenileneceği ve kulüple yapılan protokol uyarınca adının Aşçıoğlu-Şan Ökten Tesisleri olarak değiştirileceği olayı var ki, durumun vehameti bin Sinan Engin ağırlığında...
Fulya Projesi’nin 3 yıllık kira bedeli olan 9 milyon doları peşin alarak kullanan Beşiktaş yönetimi şimdi borç içindeki kulübe para kaynağı bulmak için değerlerini satıyor, adını değiştiriyor iş bitirici işadamı rollerinde...
Bildiğim kadarıyla Yaşar Aşçıoğlu, Trabzonspor’un son kongresinde yönetim kurulu adaylığından son anda vazgeçmişti. Hatta başkan adaylığı için de adı geçmişti...
Ama sorun Aşçıoğlu’nun adında değil, herhangi bir ismin oraya eklenmesinde... Ve bu ismin bir Beşiktaş değeri değil, sadece ve sadece parası olmasında...
Aşçıoğlu’nun kendisini eleştirenlere “Bu hizmeti siz verin, tesislere sizin adınız verilsin” şeklindeki “parayı veren düdüğü çalar” tarzı göstermektedir ki tesisleri başka bir inşaat firması sahibi Aziz Yıldırım yapsa tesislerin adı Aziz Yıldırım-Şan Ökten Tesisleri de olabilir...
Beşiktaş yönetimi...
Yönettiklerini sandıkları kulübün tarihini, değerlerini ve geleceğe bırakacaklarını düşünmüyor... Sayelerinde geleceğe bir şey kalmayacağını görmüyor...

Taraftara kazık atmak!
Beşiktaş yönetimi demişken iki asbaşkandan devam edelim...
Gün geçmiyor ki Beşiktaş’ta sular durulsun. Birbirinden beter sorunlar yaşanmasın!
Asbaşkan Ertunç Soğancıoğlu’nun “Bu sezon maçlarımızı İnönü’de oynayacağız. Taraftarlar kombinelerini alsın” açıklamasına, diğer Asbaşkan Levent Erdoğan yanıt verdi: “Onlar kombine satmak için öyle söylüyorlar. İzin çıkarsa stadı hemen yıkacağız”...
Levent Erdoğan, sanki kendi yönetiminden değil de başka kulüp yönetiminden bahsediyor...
Erdoğan’ın sicili birbirinden ilginç çarpıcı açıklamalarla dolu...
Ancak!
Ya Levent Erdoğan haklıysa?
Ya kombine satmak için “İnönü’de oynayacağız” diyorlarsa?
O zaman durum daha da vahim demektir...
O zaman kombine satmak için taraftarına yalan söyleyen, kazık atmaya çalışan bir yönetimden bahsediyoruz demektir...
Kulübü milyonlarca dolar zarara uğratan yöneticiler...
Kulübün değerlerini satışa çıkaran yöneticiler...
Sözlerinin arkasında durmayan yöneticiler...
Birbirini yalanlayan yöneticiler...
Taraftarı kazıklamaya çalışan yöneticiler...
Beşiktaş tarihinde bu kadar becerikli(!) insanın bir araya toplandığı bir yönetim daha oldu mu? Beşiktaş taraftarının bu kadar umudunu yitirdiği bir dönem oldu mu?

Bülent Girgin
07-31-2008, 09:14
Beşiktaş tarihinde bu kadar becerikli(!) insanın bir araya toplandığı bir yönetim daha oldu mu? Beşiktaş taraftarının bu kadar umudunu yitirdiği bir dönem oldu mu?

senin gibi 3-4 tane daha Besiktasli yazar olsa ne güzel olur !tesekkürler ! :(h5): :(h5): :(h5): :(h5): :(h5):

Nuray Kurt
07-31-2008, 13:08
her gün bi umutla bilgisayarın başına oturuyorum.bugün en azından beşiktaşımla ilgili güzel bir haber alırım mutlu olurum diye ama her seferin de hayal kırıklıgı yaşıyorum.bizden ne istiyorsunuz?artık yönetimin saçmalıklarıyla ilgili ne bir haber okumak ne de yorum yapmak istiyorum.sadece bitmesin dertler mezara kadar beşiktaşlıyız ölene kadar demek istiyorum.biraz yumuşattım o sözü neyse....

Bülent Girgin
07-31-2008, 13:21
her gün bi umutla bilgisayarın başına oturuyorum.bugün en azından beşiktaşımla ilgili güzel bir haber alırım mutlu olurum diye ama her seferin de hayal kırıklıgı yaşıyorum.bizden ne istiyorsunuz?artık yönetimin saçmalıklarıyla ilgili ne bir haber okumak ne de yorum yapmak istiyorum.sadece bitmesin dertler mezara kadar beşiktaşlıyız ölene kadar demek istiyorum.biraz yumuşattım o sözü neyse....

Taraftarlar inanın inanın taraftarlar

Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Bu yönetim eninde sonunda gidecek

Bizler mutluluk şarkıları söyleyeceğiz ! :D

bende isterim Besiktasimizla ilgili iyi haberleri siteye koymayi , ama maalesef :(

Nuray Kurt
07-31-2008, 13:24
Taraftarlar inanın inanın taraftarlar

Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Bu yönetim eninde sonunda gidecek

Bizler mutluluk şarkıları söyleyeceğiz ! :D

bende isterim Besiktasimizla ilgili iyi haberleri siteye koymayi , ama maalesef :(

çok yorulduk be abi!

Bülent Girgin
07-31-2008, 13:42
çok yorulduk be abi!

baya düsündüm ama bu cümlene verecek cevap bulamadim nuray, çünkü herseyi o kadar güzel anlatiyorki !bu cümleye cevap vermek saçma olur diye düsünüyorum! tesekkürler

Ezel Özsipici
07-31-2008, 21:01
çok yorulduk be abi!
:ok:


eğtugrul saglamın kendinden haberi yok zaten ne demek benimde haberim yoktu ? bu takımın teknik tirektörü kendisi diil sanki ! beşiktası öyle bir yokusa sürüyolar ki .. maçlar inönüde olucagıını zaten biliyorduk ki kombine sayısı bence belirsizlik yüüzünden az satılmadı yönetime bir tepki yoksa beşiktası yalnız bırakırmıyız! beşitkası kendi malı zannedip isteediğini yapanlar basın yalakaları olup verdiği sözün arkasında duramayanlar utansın!

Bülent Girgin
08-12-2008, 09:47
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Vatan gazetesinden Sanem Altan’ın Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’le yaptığı röportaj Beşiktaş’ın vahim durumunu bir kez daha gözler önüne serdi. Röportajı altını çizerek okudum ve çoook uzun bir yazı yazabilirdim; ama şükür ki
yerim dar...
Beşiktaş Başkanı diyor ki; “40 milyon dolar verdiğim doğru... Niye bunu yaptığımın mantıklı tek açıklaması var, o da Beşiktaşlılık, başka bir şey değil... Ben Beşiktaş’ın ihtiyacı olduğu için bu parayı verdim. Hiçbir zaman ’Para vereyim de başkan olayım’ diye elimi cebime atmadım. Karşıma çıkacak potansiyel adaylar da yine Beşiktaş’ın ihtiyacı olduğu için bu parayı verecekler. 40 milyon doların faizini hesaplarsanız, Beşiktaş’a senede 10 milyon dolar para kazandırdığım ortaya çıkar.. Kulübü o faiz yükünden kurtardım.. Ben kulüpten hiç faiz almadım, bundan sonra da almayacağım.. Ama sonunda tabii ki ana parayı geri alacağım.. Bu para benim çocuklarımın parası takdir edersiniz ki..”


Röportajdan öğrendiğimize göre, kulübün Başkan Demirören’e 40 milyon dolar borcu varmış ve nasıl bir faiz ve nasıl bir hesaplamaysa bunun senelik faizi 10 milyon dolar ediyormuş...
Anlaşılan o ki; Beşiktaş Başkanı hesaptan kitaptan da anlamıyor. Üniversitedeyken iktisat derslerinden zor geçerdim; ama bir ilkokul öğrencisi bile Demirören’in 10 milyon dolarlık faiz hesabının yanlış olduğunu anlayabilir...
40 milyon dolara yıllık 10 milyon dolar... Demirören bu hesaplamayı nasıl yaptığını bize bir zahmet anlatsa... Ya da böyle faiz veren yerler varsa, Demirören bir söyleyiversin de birikmiş birkaç kuruş parası olanlar da oralara yatırıp biraz para kazansın...
54. Bu ne mi? Başkanın başkanlıkta bulunduğu 50 ayda sadece futbol takımına alınan futbolcu ve teknik direktör sayısı..
Başkanın hangi akla hizmet ederek gönderdiği bilinmeyen Del Bosque’ye ödenen paraları tekrar tekrar yazmanın bir anlamı var mı? Ya da 50 ayda yapılan toplam 54 transferin maliyetini...
Başkanın “Bonservisleri adam başı 4.5 milyon Euro. Ben gittim, pazarlığını kendim yaptım ve aldım” dediği Sivok ve Zapatocny’nin bonservis ücretleri, Galip’in (Öztürk) de yazısında adını verdiği www.calciomercato.com adlı internet sitesinde toplam 3 milyon Euro. Herkesin bonservisini doğru yazan site, sadece Sivok ve Zapatocny’nin bonservislerini yanlış biliyor da olabilir tabii ki!
40 milyon dolar borç...
Bu birikmiş borca sorulacak kim bilir ne çok soru vardır, ama soracak kadar zihnimizde biriktirebilir miyiz soruları, aklımız yeterli aklı yürütmeye yeter mi? İşte bunu bilmiyorum. Fakat ben soracağım, belki aradan birkaç doğru soru çıkar.
Hakkını yememek gerekir ki Demirören, yönettiği kulübü kendisine borçlandıran ilk başkan değil. Fakat ilk olmaması ona da sorulacak sorular olamayacağı anlamına gelmez. sadece Beşiktaş değil, adları tarihselleşmiş tüm kulüpler onu yönetenlerden çok daha büyüktür. Çünkü onu yönetmeye niyetlenenler aslında bir ibadet gibi değerlerini ve tutkularını sevaba dönüştürme gayretindedir.

Sorular sorular..
Tamam canım, durun gülmeyin!
Bu kitaplarda böyledir. Gerçek hayatta işlerin böyle yürümediğini ben de biliyorum. Söze endüstriyel futbol diye başlayıp devamını da getirmeyeceğim. Çünkü bu tip durumların endüstriyel futbolla uzaktan yakından alakası yoktur. Bu bizim gibilere ait bir şeydir. İsmail Cem’in dediği gibi cevabı belki de Türkiye’de az gelişmişliğin tarihinde gizlidir.
Madem ki borç birikmiş ve madem ki bu hesap defterine mahalle bakkalı usulünden işlenmiş yapacak bir şey yok. Fakat dedik ya yapamasak da sorabiliriz: Belki sorular bir gün bir şey yapmaya niyetlenebilir.
Kulüp, Demirören’e 40 milyon dolar borçlanmış da nasıl olmuş bu borç? Kulüp dediğimiz şey nedir ki, plazalara dönüştürdüğünüz binalar mı, yoksa ötesi mi? Eğer plazalarınızsa öyleyse sorarım; hani kulübün gelirleri artacaktı? Hani kulüpler kimselere bağlı olmayacaktı? Hani kendi ayakları üzerinde duracaktı?
Kimileri bu durumda şu eleştiriyi getiriyor. Kendi şirketlerini böyle yönetseler...
Kendi şirketlerini nasıl yönetiyorlar bilmiyorum; ama böyle yönetiyorlarsa büyüme kaçınılmaz. Neden mi? Çünkü
kendi şirketini borçlandırmıyor ki sayın başkanlar. Koyduklarını geri alıyorlar. Hem de kat kat fazlasıyla. Kimsenin niyetlenmediği bir borç için ortaya para koyuyorlar, bir gün başkanlığı devrederlerse kulübün gelirlerine el koymak için. Kulübü kendilerine muhtaç hale getirmek için...
Bunlar hep bilinen şeyler ama soruları eksik...

Borcunuz daha çok!
Sayın Başkan!
O tutardan dört yıllık reklam payınızı düşün. Ekranlarda boy gösterdiğiniz, Demirören soyadına Beşiktaş sayesinde kattığınız ünün payını mesela. O tutardan hoyratça harcama egolarınızın payını da düşün. Siz harcadınız. Borçlanmayı büyüten sizsiniz. Öyleyse bu sizin günahınız. Günahınızı kulübe yüklemeyin. O kulüp, o renkler, o forma daha kaç kişinin günahını taşıyabilir ki?
Taraftara eski formalar giyiyor, yenilerini almıyor ve para kazandırmıyor diye kızacağınıza, kazandığınız kadarını harcamayı öğrenin. “Nasıl olsa ben harcarım ve bana borçlanırlar” diye hesap defterinize milyonluk rakamları “alacak” diye yazmayın. Çünkü hesap defterleri sadece milyon dolarlık alacakları işlemekle yetinilen kağıttan tomarlar değildir.
Hesap defterlerinin arka yüzünde günahlar yazar, suçlar, kabahatler, borçlar... Ödeme günü geldiğinde günahlar, dolarlardan yüksek çıkabilir.
Kulübün, Demirören’e borcu 40 mil-
yon dolar. Peki bir ömrü bir solukta yaşayan tribün aşıklarının, onların alacaklarını kim ödeyecek?

Nuray Kurt
08-12-2008, 14:33
görüyoruz ki aklın yolu bir.biz de günlerdir burada bu yazılanlardan daha farklı şeyler söylemiyoruz.yazının bir bölümünde kendi şirketlerini de böyle mi yönetiyorlar diye soruyor.bildiğim kadarıyla şirketleri yönetmesine babası izin vermiyor.babası şirket yönetmesine bile izin vermiyorken koskoca beşiktaş'ı yönetebileceğine nasıl inanabiliriz ki?kaldı ki yönetemiyor.ama y.d ye rağmen beşiktaş başarılı bir kulupdür.çünkü bu dört yıllık dönemde böyle bir yönetime rağmen geçtiğimiz sezonu üçüncü, bir önceki sezonu ikinci bitirmiş; arada liverpool'u bile yenmiştir.başka bir klüp böyle yönetilse amatör kümeye kadar düşmüştü.

Bülent Girgin
09-04-2008, 08:34
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz


Herkes sus pus!

Geçtiğimiz salı günü gazetelerin spor sayfalarında “Gizlenen skandal”, “Tarihi skandal” başlıklarıyla yer aldı haber...
Geçen sezon oynanan Trabzonspor-Beşiktaş maçında siyah-beyazlı ekibin esame listesine talimatlar emrettiği halde 22 yaşından küçük bir oyuncu yazmadığı, hükmen yenilgiye yol açacak bu hatanın dönemin Futbol Federasyonu tarafından gizlendiği iddiası basının temel gündemiydi.
Trabzonspor eski başkanı Nuri Albayrak dönemin federasyon başkanı Haluk Ulusoy’u suçladı, Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz iade-i itibar istedi, gerekirse UEFA’ya gideceklerini söyledi...
Federasyon, talimata göre itiraz 5 gün içinde yapılmadığı için Sivasspor’a olumsuz yanıt verdi, ancak konuyla ilgili soruşturmanın derinleştirilmesini ve ortaya çıkacak bilgilerin kamuoyu ile paylaşılmasını kararlaştırdı.
Sonra...
Medyaspor internet sitesi ertesi gün bir haber yaptı: “Hasıraltı Dosya’nın Sorumlusu Lütfi Arıboğan’dır!”
“Tamamlanan her müsabakanın isim listesi, TFF’nin İstanbul’daki merkezine gönderilir ve burada Bilgi İşlem’de çalışan profesyoneller tarafından sisteme işlenir. Müsabaka isim listesinde bir kural dışılık varsa, SİSTEM OTOMATİK OLARAK UYARI VERİR!..
Bilgi İşlem bölümü doğrudan Genel Sekreter’e bağlıdır ve sorumlusu Lütfi Arıboğan’dır...
Bilgi İşlem bu maçtaki kural dışılık konusunda Genel Sekreter’i uyardıysa, Genel Sekreter bu konuyu dönemin başkanı Haluk ULUSOY’a taşımış mıdır? Lütfi Arıboğan bu konuda Haluk Ulusoy’u bilgilendirdiyse ve iddia edildiği gibi Ulusoy’dan aldığı talimat gereği olay hasıraltı edildiyse, derhal bildiklerini kamuoyuyla paylaşmalıdır...
Bildiği halde sakladıysa, Başkanvekili olarak görev ihmali söz konusudur. İstifa etmelidir. Olay konusunda bilgisi yoksa, dönemin maaşlı Genel Sekreter’i olması nedeniyle bir profesyonel olarak o hatalıdır, yine o sorumludur...”

Basın neden susuyor?
O maçı hatırlarsak 2-0’dan maçı çeviren Beşiktaş, kaleci Rüştü’nün haksız bir kararla atılmasıyla 10 kişi kalmış ve oyuncu değişikliği hakkını tamamladığı için de kaleye Bobo geçmişti. Böyle bir maçın ardından Menacer Sinan Engin, kazandıkları için konuşmadığını ama kaybetselerdi çok ağır konuşacağını belirtmişti. Tüm bu bürokratik skandalın arkasında ne dönüyor bilmiyorum ama sanıyorum travmatik bir maçın ardından Beşiktaş’ı hükmen yenik ilan etmek anlaşılan Futbol Federasyonu için fazla cesur bir hamle olacaktı.
Tekrarlıyorum ki durum nedir bilmiyorum, zaten sanırım kimse bilmiyor. Bilenler de konuşmuyor ama Türkiye’de futbolun temiz oynanmasını isteyen herkes için bu durum yeterince açık bir örnektir.
Türk futbolunda herkes cennete gitmek istiyor ama kimse ölmek istemiyor.
Ve suskunların başında gelen Sinan Engin...
Merak ediyorum tamamen kendi sorumluluk alanındaki hata için nasıl bir açıklama yapar.
En azından kendine...
Bir de Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören var...
Başka takımlar lehine yapılan hatalarda esip gürleyen Demirören, hata lehine yapıldığında hayatından endişe edilecek kadar sessizliğe gömülmüş durumda...
Peki... Bizim anlı şanlı spor basınımız ne yapıyor bu konu üzerine?
Bir sessizlik hakim spor camiası semalarında...
Onun yerine Güiza’nın eşiyle, Skibbe’nin eşinin Türk olduğunun aylar sonra ortaya çıkarılmasıyla ilgilenmek daha mı geçer akçe? Ya da Aragones’i veya Skibbe’yi tartışmak daha mı önemli?
Ses verin lütfen!

Ayşegül Alparslan
09-04-2008, 09:28
neden böyle bir şeyin altında kasıt ararsınız ki anlamam o hata bize ne kazandırmış olabilirki salaklıklarına gelmiş yapmışlar yani ne olacak bu olayı bu kadar büyütmenin ne gereği var kime ne sağlayacak neyin peşindesiniz yaa

Bülent Girgin
09-04-2008, 09:39
neden böyle bir şeyin altında kasıt ararsınız ki anlamam o hata bize ne kazandırmış olabilirki salaklıklarına gelmiş yapmışlar yani ne olacak bu olayı bu kadar büyütmenin ne gereği var kime ne sağlayacak neyin peşindesiniz yaa

çamur at izi kalsin taktigi bu aysegül

Bahadır Kasım
09-04-2008, 12:20
çünkü hala bizim 4 ncü şampiyonluğumuzu engellemiş olmanın vicdan azabı var.diyeceklerki''zamanında bize fener in maçını tekrar ettirdiniz diyodunuz, fener haksız şampiyon oldu diyodunuz, hakkımız yendi diyodunuz, bak şimdi sizde sivas'ın hakkını yediniz ödeştik'' diyecekler...
kusura bakmayın arkadaşlar bu işte ödeşme olmaz.spor da rövanş sahada olur,biz masa başı rövanşlarından da anlamayız ödeşmelerdende.bu tezgahta yine sizin tezgahınızdır ama futbolun üzerindeki sis bir kalkabilse....

Bülent Girgin
09-28-2008, 13:17
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

25 Eylül Perşembe 2008

Siyah-beyaz...
Ölüm-yaşam...

“...ölüyor insanlarımız
- ne kadar çok -
sanki şarkılar ve bayraklarla
bir bayram günü nümayişe çıktılar genç
ve fütursuz...”
Nazım Hikmet

Hayat kısadır. Hep yarım kalmış işlerin ağıtıdır ardımızdan yakılan. “Her ölüm erken ölümdür” derler. Ölmek ya da zaman meselesi de değildir kafaya takılan. İçten içe büyüyen ukde, neyi unuttuğumuz, neyi yarım bıraktığımız kaygısından gelir belki de.
Hayat hüzünlüdür. Ve her karşılaşmada “merhaba” dedirtir. Oysa belki de vardığında “hoşçakal” demek daha iyidir. Belki de öyle dersen, ayrılırken acı çekmezsin. Hayat böyle hüzünlüdür işte... Eğlenecek binlerce şey bulmuşken, yarım bırakır heveslerini... Planlarını erteler, planlara inancını yok eder...
Hüzün de bize aittir; ama neyimize gerek ağlak şarkılarla bezenmiş gündüzler...

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/09/25/fft16_mf107827.JpegGeceler herkesin kendi gecesi, dileyen ağlayabilir...

Mehmet Erhan
09-28-2008, 15:39
O sadece Beşiktaşlıların değil, herkesin, her kesimin köşe yazılarını ilgiyle okuduğu, saygı duyduğu bir yazardı... Kendinden emin yazıları, sivri kalemi, cesur yüreğiyle ve en önemlisi hayatla inatlaşırcasına geçen yaşamıyla hep gönüllerde taht kurdu...Kanser illetiyle dalga geçercesine savaşması, azmi, mücadelesi tüm kanser hastalarına derman oldu, moral oldu...Çoğu kişinin dediği gibi 'UMUDUN UMUDU' oldu...Tam da kanseri yenmişken zatürreden kaybetmek gerçekten çok üzücü...O'nu ve O'nun sivri kalemini, yazılarını çok ama çok özleyeceğim...Yerinin kolay kolay doldurulmayacağını düşünüyorum...En çok da cuma günleri ve BJK maçlarının ertesi günü gazete alıp da O'nun yazılarını okuyamayacak olmam beni daha da üzüyor...Mekanın cennet, toprağın bol olsun...Allah rahmet eylesin...GÜLE GÜLE KAZIM ABİ... :( :( :(

Bülent Girgin
10-09-2008, 11:02
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Hâlâ yaşananlara gerçekten şaşırıyor, sinirleniyor musunuz? Beşiktaş yönetiminin farklı bir tavır sergileyeceğini mi sanıyordunuz?
Şaşıracak bir şey yok...
Beklenen oldu.
“Tarihte bir virgül kadar değersiz sıkıcı takım elbiseli adamlar” bir teknik direktörü daha yerinden etti. İçerden, dışardan bir türlü durulmasına izin verilmeyen sular, bizi aşan incelikli oyunlar sonuca ulaştı.
Tüm özelliği, gözünü bürümüş başarı hırsından ileri gelen Süper Ligimiz’de; başarısızlığı bir maçla ilan edilen bir teknik direktör, Beşiktaş’a şampiyonluk yolunda bir 3 puan daha kazandırdıktan sonra, görevini kendi elleriyle teslim etti önceki gün...
Ulemadan geçilmeyen Beşiktaş yönetimi ve bir kısım medya, bu istifa haberinin ardından rahatladı.
Sağlam gitti!..
Şimdi her şey çok güzel olacak.
Öyle ya; dört yıldır olan biten her şey Sağlam’ın yüzündendi. Altını oyan yöneticiler, kaos simsarları herkes yerinde ve bir tek o gidiyor. İsmail Er bile yazmaya devam ediyor, ama Sağlam gidiyor.
Bizim neyimize gerek uzun erimli planlar, emek, özveri, disiplin... Biz kaos severiz, gerilim severiz ve şerden medet umarız.
Sağlam gitti, çalsın davullar!
Sinan Engin ise görevinin başında. Göstermelik istifa mektubu ve istifanın kabul edilmemesi kumpanyasıyla kimi kandıracaklarını sanıyorlarsa... Attila Abi’ye (Gökçe) katılıyorum. Sinan Engin’in de bir parça gururu varsa Ümraniye’yi terk eder.
* * *
Futbol sanatından bihaber olmalarına rağmen sadece ve sadece paraları olduğu için o koltuklarda oturan ve kararları veren takım elbiseli adamlar...
Beşiktaş’ı yönete(meye)nler...
Borç batağındaki kulübe para kaynağı bulmak için kulübün değerlerini para babalarına peşkeş çekenler...
Televizyon ekranlarında birbirini yalanlayanlar...
Beşiktaş’a siyah ve beyazı değil, sadece siyahı yaşatıyorsunuz. Ve maalesef hiç utanmıyorsunuz.
Farkında değilsiniz belki, ama erdem sizin literatürünüze ait bir terim değil. Başkalarının sözlüklerinden alınmış terimleri kullanıp da kirletmeyin!
Bir yıl önce teşvik primini temize çıkarmaya çalışan Levent Erdoğan mı bize erdem dersi verecek? Başka zaman olsa gülerim, ama sayelerinde gülmeye mecalimiz kalmadı.
Yeşilçam filmlerinin şımarık, zengin çocuklarına bile tahammül edemezken buna katlanmamız nasıl beklenebilir?
Ne olacak şimdi?
O filmlerdeki gibi suçu atacak ve hapiste bakılacak yeni bir gariban mı bulunacak? Yoksa TV ekranlarındaki acımasız silahşörlerden yeni teknik heyet mi kurulacak?
Adalet istiyorum!
Acı çeken milyonlar adına istiyorum bunu... Geldikleri gibi savrulup gitmelerini istiyorum...
Levent Erdoğan’ın dediği gibi “HATALI OLANLAR BEŞİKTAŞ’A DAHA FAZLA ZARAR VERMEMELİ, İNSANLAR İÇİN ERDEMLİ OLAN YOLU DERHAL SEÇMELİDİRLER”...
Biraz gururunuz varsa...
GİDİN ARTIK!



Susmak... Onaylamak...
Papaz Martin Niemöller’in hikayesi tarihe armağan kalan günlüğündeki sözlerinde gizlidir:
“Önce sosyalistleri topladılar
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar,
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudileri topladılar,
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü Yahudi değildim...
Sonra beni almaya geldiler...
BENİM İÇİN SESİNİ ÇIKARACAK
KİMSE KALMAMIŞTI!...”
Beşiktaş’ta Ertuğrul Sağlam’ın hataları yok muydu? Elbette vardı.
Ona en büyük eleştirim; düzenini koruma adına susmasıdır. Ali Gültiken alelacele görevinden uzaklaştırıldığında o sessiz kaldı. Tribünler bu durumu protesto ettiğinde ise bu insanları huzuru bozmakla suçladı. Huzur mu? Huzursuzluğu huzur olarak tarif etmek de neyin nesiydi?
Oynanan futbola söz söyleyecek değilim, ama tabii ki, benim de gönlümden geçen bir Beşiktaş vardı ve bu takım onun yanından geçen bir oyunu bile oynamıyordu. Fakat, Fahri’nin, Koray’ın başına gelenler ve Sağlam’ın sessiz kalmasından sonra oyun falan da umrumda olmadı...
Acı olan şudur ki; Ertuğrul Sağlam’ın başını yiyen de korumaya çalıştığı bu düzen oldu. Papaz Martin Niemöller’in hikayesi gibi...
Evet, Sağlam gitti...
Şimdi arkasından onunla gurur duyduğunu açıklayan kongre üyeleri var. Onlar suçun en büyüğünü işlemektedir. Kongre zamanı kaybolup böyle zamanlarda ortaya çıkarak kulübe yönetim kadar zarar vermektedir...
Olmayan muhalefet size sesleniyorum!
Çıkın ortaya da biz de sizinle gurur duyalım.

Bülent Girgin
10-09-2008, 11:10
Sinan Engin’in de bir parça gururu varsa Ümraniye’yi terk eder. hangi gurur?

Beşiktaş’a siyah ve beyazı değil, sadece siyahı yaşatıyorsunuz. Ve maalesef hiç utanmıyorsunuz.hangi utanma?

Olmayan muhalefet size sesleniyorum!
Çıkın ortaya da biz de sizinle gurur duyalım.hangi muhalefet?

Bülent Girgin
10-14-2008, 08:14
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Başarı hırsıyla gözü kör olmuş ligimizde kendilerinin başarısız olabileceğini hiçbir zaman düşünmeyen yöneticiler, koltuklarına sıkı sıkı yapışmış bir vaziyette otururken teknik direktör kıyımı da son hız devam ediyor...
Beşiktaş’ta teknik direktör değişikliği, işin etik kısmına hiç girmeden söylemek gerekirse, en az hasarla atlatılmaya çalışılıyor. Galatasaray’da yardımcı antrenörler gönderilirken, Adnan Polat “Skibbe ile ilgili şu anda bir sorunumuz yok” diye açıklama yaptığına göre kısa vadeli çözüm bulunmuş, her an her şey olabilir... Fenerbahçe’nin 6 hafta sonunda 4 mağlubiyet, 2 galibiyetle 12. sırada yer alması yönetimden önce basını harekete geçirdi, her gün Fenerbahçe’ye en az 3 hoca geliyor... Bir takımın başında hocası varken, bu adam yarının antrenmanını planlarken, gazeteyi veya TV’yi açıyor ve yerine kimlerin geldiğini/geleceğini görüyor... Muhabir ve editörlerden ricam kendilerini Aragones’in yerine koyarak yazsınlar haberlerini... Rencide etmeden...
Aragones’ten konu açılmışken Fenerbahçe’den devam edelim ve Lucescu üzerinden 2-3 gündür dönen tartışmalara değinelim istiyorum...
Mesela, benim dedikodular üzerinden yazılar yazmadığımı, elimden ne kadar geliyorsa o kadar ortaya bir fikir koymaya çalıştığımı bilen camianın içinden arkadaşlarım dahi benimle konuşurken “aman Nilay aramızda” diyorlar yazabileceğimi düşünerek... Ben de bozuluyorum bu duruma, “nasıl benim bunu yazacağımı düşünür” diye... Çünkü onlar benimle paylaşıyordur düşüncelerini ve böyle bir durumda bana özel olarak söylenmiş bir şeyi ben niye yazayım? Onlar tüm Türkiye’yle paylaşmak isteseler zaten gazetelere röportaj verirler... Ben bu olaya böyle bakarım...
Bildiğiniz üzere geçen hafta Takvim gazetesinde Lucescu’nun ağzından “Daha önce Galatasaray ve Beşiktaş’ta görev yaptım... Fakat şu anda Fenerbahçe’de çalışmak istiyorum... Çok büyük bir camia ve önemli hedefleri var...” açıklaması yayınlandı. Lucescu yalanlamadığına göre doğru kabul etmek lazım. Ya da adam “bu haberlerin hangi biriyle uğraşayım” diye düşünmüş de olabilir. Orasını bilmeyiz...

Adı üstünde özel!
Ancak Ruha Muhtar’ın Cumartesi günü başlattığı Lucescu anti-propagandası tüm hızıyla devam ediyor...
Reha Muhtar bir iddia attı ortaya. Lucescu Ahmet Çakar’ı ziyaretinde Reha Muhtar’a ve Çakar’a Fenerbahçe’nin mafya yöntemleri kullanarak biri Galatasaray’da biri Beşiktaş’ta iki şampiyonluğunu gaspettiğini söylemiş...
Nerede söylemiş? Lucescu’nun tercümanının da olduğu 4 kişilik özel görüşmede... Adı üstünde özel...
Peki...
Reha Muhtar niye bunu o zaman değil de yıllar sonra söylüyor?
Niye yıllarca cebinde saklamış bunları?
Şimdi neden bunu anlatıyor?
Amaç, Fenerbahçe’de Lucescu’ya karşı büyük bir cephe oluşturmak gibi gözüküyor...
İyi de neden?
Reha Muhtar neden Lucescu’nun Fenerbahçe’ye gelmesini istemiyor?
Beşiktaşlı Reha Muhtar Fenerbahçe’nin Lucescu ile başarılı olacağını mı düşünüyor?
Lucescu çok iyi bir teknik direktörse onun yöneticiliğini yaptığı Beşiktaş’tan neden gönderildi?
Hepsi bir yana spor camiası bütün etik değerleri harfiyen yerine getiriyor da bu kuralı Lucescu mu çiğniyor?
Yoksa Reha Muhtar spor ahlakı konusunda bekçiliğe mi soyundu?
Sorular... Sorular... Birbirini kovalayan sorular...
Reha Muhtar Fenerbahçe camiasında Lucescu’ya karşı cephe oluşturmaya çalışıyor, özel görüşmede söylenenleri ortalığa saçarak... Bunda da başarılı olmuş gibi gözüküyor... Baksanıza Selçuk Yula “Lucescu’ya hayır!” diye yazı yazmış bile...





Erdemli insan(!)
Şampiyonluk yarışına girildiği haftalarda verilen teşvik primini etik olarak gördüğünü söyleyen Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan...
Ertuğrul Sağlam takımın teknik direktörü olduktan sonra dahi her fırsatta gönlündeki ismin Samet Aybaba olduğunu açıklayan Asbaşkan Levent Erdoğan...
Futbolcuları hakkında “Bayan takımı gibi futbol oynanıyor. Çaba ve mücadele yok. Herkes antrenman maçında oynar gibi sahaya çıkıyor. Sanki kilo vermeye gelmişler” diyen Asbaşkan Levent Erdoğan...
Asbaşkan Ertunç Soğancıoğlu’nun “Bu sezon maçlarımızı İnönü’de oynayacağız. Taraftarlar kombinelerini alsın” açıklamasına “Onlar kombine satmak için öyle söylüyorlar. İzin çıkarsa stadı hemen yıkacağız” diye karşılık veren Asbaşkan Levent Erdoğan...
Başkanı Yıldırım Demirören’in hakkında “Gerek olmadığı halde konuşan tek yöneticimiz. Ama kendisi abimdir, büyük saygım var. Kendisi de hata yaptığını anlayacaktır sonunda, onu bekliyorum. Kalbinin temizliğini, yapısını bildikleri için camia da her söylediğine inanmıyor. Ben de büyütmüyorum. Espri kaynağımız gibi oldu” dediği Asbaşkan Levent Erdoğan...
“Ertuğrul Hoca’nın, Başkan, yönetim kurulu dahil olmak üzere hepimiz başarılı olması için elimizden geleni yapacağız. İyi niyetini biliyoruz. Rıza Hoca örneğinden sonra, bu sefer biraz daha dikkatli olarak, arkasında duracağımız kesin” diyen Asbaşkan Levent Erdoğan...
Başkanı’nın Gülnaz Arsel’le birlikte istifasını istediği, ancak bunu kabul etmeyen Asbaşkan Levent Erdoğan...
“Del Bosque davası lehimize çözümlenecek. Verecek değil, alacağımız var” derken kulübü 6.706.430,89 EURO anapara alacakları ve faiz ve masraflar ödemek zorunda bırakan yönetimin Hukuk İşleri ve Derneklerden Sorumlu Üyesi Asbaşkan Levent Erdoğan...
Yaptığı çelişkili açıklamalarla cümle alemi kendine ve Beşiktaş’a güldüren Asbaşkan Levent Erdoğan...
“HATALI OLANLAR BEŞİKTAŞ’A DAHA FAZLA ZARAR VERMEMELİ, İNSANLAR İÇİN ERDEMLİ OLAN YOLU DERHAL SEÇMELİDİRLER”... diyen Asbaşkan Levent Erdoğan...
Malum erdem iyi bir şeydir... Umutla istifasını beklediğimiz Asbaşkan Levent Erdoğan...

Aylin Şengül
10-14-2008, 10:25
yönetimdekiler için erdem bencilliklerini saklama aparatı...
fazla erdem egoya baskı yapar ve sonuclarına katlanmak bu kişinin cevresi(yani bizler) için zor olur... surekli erdemli davranan/davranması gereken/davranır gibi yapan kimse artık dayanılmaz bir hal alır sonra da benmerkeziyetci hayat baslar..
bilmem anlatabildimmi..

Bülent Girgin
10-16-2008, 10:22
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz
Hayatımız futboldan ibaret... Maç öncesi, maç sonrası ekranlarda saatlerce yapılan konuşmalar, gazete, dergi sayfalarını dolduran onca yazı...
Maçtan önce teknik direktörün ne yapması gerektiği üzerine yapılan yorumlar, maçtan sonra ise neyin yapılamadığına ilişkin yorumlar...
Uzman çok memlekette... Onlar her şeyi çok iyi biliyor...
Mesela maçlarda yapılan yanlışları anlatıyorlar uzun uzun... Rakibin iyi analiz edilmediğini, oyun düzenindeki hataları, dizilişteki yanlışlıkları, oyuncu değişikliğinin zamanında yapılmadığını vesaire...
Dedim ya uzman çok memlekette... Böyle olunca da birinin ak dediğine öbürü kötü diyor. Maçın skoruna göre biri x’i niye oyundan aldı diye eleştiriyor teknik direktörü, diğeri “İyi ki, aldın” diyor.
Bu böyle devam ediyor.
Siz hangisine yakın düşünüyorsanız da o yorumcuyu, yazarı severek izliyor, okuyorsunuz.
Fikirdir. Tabii ki, herkes istediğini düşünebilir.
Ancak fikir olmayıp herkesin bildiğini bilemeyen anlı şanlı yorumcularımız da var bu memlekette... İçlerinde futbol oynamış olanları da mevcut şüphesiz...
Mesela bir programda Beşiktaşlı yorumcu diyor ki:
- 11 numara Tello değil mi?
- Ekrem sağ ayaklı değil mi? Sol ayaklı mı?
Fesuphanallah diyorsunuz. Bunu nasıl bilmez. Bunu bilmeyen bir yorumcu dünyanın gizemini anlatsa ne olur ki bu saatten sonra bana...
O kadarla da bitmiyor gaflar... Devam ediyor çok bilen yorumcu:
- Ben Baros’u derbilerde, zor maçlarda merak ediyorum. Galatasaray, bir Antep’e gitsin bakalım, Sivas’la oynasın, Kayseri’yle oynasın... (Oysa Kayseri ile ilk maçını çoktan yaptı Galatasaray).
- Fenerbahçe bu son transferi neden yaptı, anlamıyorum ben? Oynamıyor hiç. (Son transfer... Onun adı yok! Josico’nun sakat olduğunu stüdyoda öğreniyor yorumcu).
Bu gafların hepsi aynı programda oldu. Aylarca programı seyredip de, biriktirmedim. Belirtmek isterim.
Başka bir programda yorumcularımız Beşiktaş-Hacettepe maçını değerlendiriyor.
Hani Beşiktaş’ın 4-1 mağlup olduğu Metalist Kharkiv maçından sonraki, Ertuğrul Sağlam’ın Beşiktaş’taki son maçını...
İlk yorumcu diyor ki: Ben Ertuğrul’un yerine olsaydım Metalist maçının aynı 11’ini çıkartırdım. Aynı oyuncuları, aynı yerine koyardım. Buyrun, çıkın, oynayın!
Diğer yorumcu da arkadaşına destek veriyor: Tabii. Buyrun. Kharkiv maçını da siz kaybettiniz. Çıkın bu maçı alın!
Teknik direktöre akıl veren bu yorumcular Ertuğrul Sağlam’ın yerinde olsalar ne olurdu biliyor musunuz?
Beşiktaş Hacettepe’ye 3-0 hükmen mağlup olurdu.
Çünkü Metalist maçında Beşiktaş’ta 7 yabancı oynamıştı!!!
Bunun farkında bile olmayan bu yorumcular eğer bir gün takım çalıştırırsa, Allah o takımları bu tip kazalardan korusun!
Başka ne diyeyim...
Gerisi laf-ı güzaf...



Anlamıyorum...
Ben teknik direktörleri yerden yere vuran yorumcuları, yazarları eleştiriyorum, yanlışlarını yazıyorum saygı çerçevesinde... Onların yaptığı eleştirilerin binde biri oranında...
Ama yine de alınıyorlar, kızıyorlar bana...
Hatta küsüyorlar... Hatta ve hatta beni müdürüme şikayet ediyorlar...
Onlar benim eleştirilerime dahi dayanamazken, nasıl bu kadar ağır, hakarete varan eleştiri yapabiliyorlar?
Anlamıyorum...



FIFA’dan ricamdır!
Bazı yazar ve yorumcularımıza, sahaya çıkan takımı beğendirmek imkansız biliyorsunuz!
Tek forvet, forvet arkası, sağ ve sol hücumcular, çift ön libero ve 4’lü defans oynayınca “Tek forvet oynanır mı?” diyorlar.
Çift forvet, forvet arkası, sağ ve sol hücumcular, tek ön libero ve 4’lü defans oynayınca “Tek ön libero oynanır mı, geri dönüşlerde sıkıntı oluyor” diye şikayet ediyorlar.
Bence FIFA bizim takımlara kıyak yapsın, yazarlarımızın isteği üzerine...
Bizim teknik direktörlerin hem çift ön libero, hem çift forvet, hem forvet arkası, hem de sağa-sola hücumcular kullanabilmeleri için sahadaki futbolcu sayısını 12’ye çıkarsın!
FIFA’dan naçizane ricamdır!



Ekmek parası!
Yorumcularımızın eleştirilerinin muhatabı kim?
Teknik kadro...
Teknik direktörlerin en vasatı bile bu ligde top koşturan oyuncuları tanır. Tanımaktan kastım, adını bilmek değil, hangi ayağını kullandığını, savunmada-hücumda nasıl olduğunu ve benzerini bilmek... Bu birikime sahip hocaların, birkaç yorumcu hariç, eski bir hakemden, futbolcudan ya da herhangi bir “herşeyibilen“den alacağı akıl olabilir mi?
Hal böyle olunca, “herşeyibilen“ler, aslında sadece taraftara konuşuyor. Konuştukları şeyler de zaten taraftarın kendi arasında konuştuklarından çok farklı değil. Üstelik üslubu ele alırsak, o tam anlamıyla yerlerde sürünüyor. Öğretici denilebilecek yorum yapanların sayısı ise bir elin parmaklarını geçmiyor.
Birkaçının “şovmen“lik dışında bir özelliği yok. Bu sadece benim fikrim değil, kendileri de bunu itiraf ediyor. Bütün yaptıkları, genel düşüncenin aksini söyleyip tartışma odağı olmak, gündeme gelmek...
Aslında bu kadar yazmaya gerek yok. Sonuçta futbol yorumculuğu, insanların ekmek parası kazandıkları bir sektör...
Ben de sayelerinde ekmek parası kazanıyorum ve onların kıymetini çok iyi biliyorum.

Mehmet Erhan
10-16-2008, 10:35
türkiyede bazı SKOR yorumcularının futboldan ne kadar anladığını gösteriyor sanırım bu köşe yazısı...zaten, nilay yılmazın yazısının başında da diyor:''Uzman çok memlekette... Onlar her şeyi çok iyi biliyor...'' ben de diyorum ki; ağzı olan konuşuyor...ağzına sağlık nilay yılmaz...

Bülent Girgin
10-21-2008, 08:02
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Hakemler haftaya damgasını vurdu... Her zaman olduğu gibi canı yananlar bas bas bağırıyor, hakem hatalarından avantaj sağlayanlar ıslık çalıp havaya bakıyor...
Hakemler haftaya damgasını vurdu dedim ya, futbol programları da hakem tartışmalarından geçilmez oldu... İzlediğim programlardan hakemler üzerine söylenen özlü sözleri derledim sizin için... Neler denmedi ki:


Stadyum TRT1:
Galatasaray-Trabzonspor maçı hakem konuşmak isteyenlere derya gibi bir maç. (Mehmet Demirkol)
Fazla havalı olmayacaksın? Havan söner sonra. Bünyamin Gezer havalı bir hakemdi. Bakın Arda “hakeme nasıl yedirdik” diye göz kırpıyor arkadaşlarına... (Ömer Üründül)

Polis gibi maç yönetenler övülüyor bu memlekette. Sahada höt-zöt yapacak, kart çıkaracak... Büyük hakem olacak... (Mehmet Demirkol)
Mesela Cüneyt Çakır kart hastası. Kart çıkarmaya bayılıyor... (Ömer Üründül)
Platini’nin 5 hakem uygulamasına en çok hakemler karşı çıkıyor. Çünkü hiç kimse iktidarı paylaşmak istemiyor. Çünkü onlar sahada kral. (Mehmet Demirkol)

Telegol KanalTürk:
Yılmaz Vural: Hangi hakemimiz Avrupa’da?
Cem Papila: O zaman ben de size sorayım: Hangi teknik direktör Avrupa’da?
Yılmaz Vural: Yeterli bulunmadığı için yurtdışından teknik direktör, futbolcu geliyorsa hakem de getirelim... Yazık günah! Emeklerimize yazık!


6 Pas Show TV:
Ben hakemime makro bakarım. Türk hakemliği son 10 yılda şamar oğlanına döndü. Bizim zamanımızda tam tersiydi. Benle Erman sahada birer boğa gibiydik. Vahşi bizon gibi zaman zaman oyuncuları çok fazla ısırır, küçümser maçın üzerine çıkardık. Bu da doğru değil. Hakemlere son 8-10 yılda çok af edersiniz bilmem ne yapmadıkları kaldı. Son yıllarda hakemliğin kaybolmuş onurunu kurtarmak için çıkış yapması gerekiyordu. Ben bu ışığı Bünyamin’de gördüm. Bünyamin’de bu ışığı görmem, onun bu akşam fevkalade maç yönettiği anlamına gelmez. Kötü maç yönetti... (Ahmet Çakar)

Dünya Kupası’na kaç hakem gönderdik? Hiç. Daha ne iddia ediyorlar, “iyi hakemlik yapıyoruz” diye... Bence Bünyamin Gezer polislik yapmaya devam etsin. Hakemliği bıraksın! (Serdar Bali)

Hakemler havalanmış. Bünyamin Gezer’i havalandırdıysam ben havalandırdım. Bünyamin Gezer havalanmış, Abitoğlu havalanmış... (Ahmet Çakar)
Eski bir hakemle yaptığımız sohbette “O kadar küfrü yiyorsunuz, herkes size yükleniyor, bir insan niye hakem olmak ister” diye sormuştum... Verdiği yanıt durumu anlatıyor: “Sahada ben ne dersem o oluyordu... Herkese gider yapan teknik direktörler, futbolcular bile karşımda kedi gibi oluyordu... Ben sahanın kralıydım, tanrısıydım...”
Gerisi hikaye...

Çelişik Ulueren...
Telegol’de Yılmaz Vural’ın maçtan sonra hakem Bülent Yıldırım’la ilgili açıklamaları konuşuluyor. Cem Papila açıklamaları nedeniyle Yılmaz Vural’a ceza geleceğini, hakemlere hakaret ettiğini söylüyor... Alıyor bir tartışma stüdyoyu...
Gençlerbirliği-Beşiktaş maçıyla ilgili İbrahim Üzülmez’in Mustafa’ya hareketi ve verilen penaltı konuşuluyor. Birinin ak dediğine öbürünün kara dediği yorumcular yine tartışmaya başlıyor:
Ziya Şengül: Şu kadarcık kitapla oyuna bakıyorsunuz. Ben de top oynadım biliyorum kuralları.
Cem Papila: O zaman da bilmiyormuşsunuz kuralları...
Serhat Ulueren: Sayın Papila “siz biliyordunuz da ne oldu” diyebilir birileri...
Cem Papila: Biliyordum FIFA hakemi oldum.
Serhat Ulueren: Siz de ne maçlar yönettiniz. Yaptığınız hataları biliyoruz...
Serhat Ulueren’inki de laf mı şimdi? “Siz de ne maçlar yönettiniz. Yaptığınız hataları biliyoruz...”
Ulueren’in bu sözleri üzerine ben de sormak istiyorum o zaman: Cem Papila’nın kötü bir hakem olduğunu düşünüyorsanız, niye programınızda hakem yorumcusu yaptınız? Kendi yorumcunuzu kötüleyerek onun değerini, dolayısıyla programın değerini düşürmüyor musunuz... Ne dediğinizin farkında mısınız?

Seç, beğen, al!
Arda’nın Trabzonspor’a attığı gol...
Orta mı, şut mu, yoksa ne şiş yansın ne kebap orta-şut karışımı mı?
Yorumcular da anlaşamadı bu konuda...
Rıdvan Dilmen, NTV’deki %100 Futbol’da “Arda orta yaptı. Şut attıysa burada falan oynamasın. Gitsin uzayda oynasın” diye yanıt verdi soruya...
Erdoğan Arıkan TRT1’de Stadyum programında “Arda döndü, baktı. Pas mı vereyim diye. Ama kaleci Tolga önde.
Şut ve gol” diye anlattı maçı...
Kanaltürk’teki Telegol’de dış ses (sesinden çıkaramadım kusura bakmasın) maçı anlatırken “Arda kaleye doğru gönderiyor. Top ağlarda. Muhteşem bir gol. Orta-şut karışımı bir gol” dedi...
Yorumlardan yorum beğenin. Size uyanı buyrun alın...

Dracula Gezer!
İlk defa ben Bünyamin Gezer’in dişlerini gördüm. Ona birisi demiş ki: Gül! Bünyamin gülme kardeşim. Gülmek için kendini zorlama. Gülmek için kendini zorladığında sempatik olmaya çalışan, lütfen beni bağışla, espri anlamında diyorum; gülmeye çalışan bir vampir gibi oluyorsun. Bunu yapma Bünyamin!
(Ahmet Çakar-6 Pas, Show TV)

Nuray Kurt
10-21-2008, 08:45
bünyamin gezer tasası bizimkilere düşer.

Bülent Girgin
10-23-2008, 08:55
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Beşiktaş yönetiminin yaptığı yanlışlara ve Başkan Yıldırım Demirören’in yönetme biçimine yönelik eleştirilerim sonunda rahatsızlık vermiş olacak ki dün aldığım telefonla hakkımda dava açıldığını öğrendim. Şaşırdım çünkü dava konusu olan yazımı tekrar okuduğumda burada eleştiri sınırlarını zorlama konusunu anlayamadığımı itiraf etmeliyim.
Hatırlarsınız...
Yıldırım Demirören’in Sanem Altan’la yaptığı röportajın 8-9 Ağustos’ta Vatan gazetesinde yayımlanmasından sonra konu üzerine 12 Ağustos’ta “Borç değil, dert çok” başlıklı bir yazı yazmış ve bu röportaja ilişkin düşüncelerimi dile getirmiştim...
Yıldırım Demirören yazıda geçen ifadeleri hakaret kabul etmiş ve bana 50 bin YTL’lik tazminat davası açmış...
“Yazıda yer alan ifadelerin bütünüyle incelenmesi sonucunda Yıldırım Demirören’in yetersiz, savurgan, yalancı ve işbilmez olduğu ima edilerek kamuoyunda küçük düşürülmeye çalışıldığı aşikardır” deniyor tebligatta... Söz konusu ifadelerin somut kanıtlarla desteklenmemiş olması bu amacın en büyük kanıtıymış...
Muhakkak ki hukukçular konu üzerine savunmalarını yapacak ve bunu ilgili yasalarla şekillendirecektir; ama tebligatta sözü geçen küçük düşürmeye çalışmak nasıl bir muhakemeyle ortaya atılmış gerçekten anlayamadım.

Soru sorma hakkı
Ortada bir röportaj var ve ben de fikirlerimi açıklıyorum. Sorularımı soruyorum... Yazımda da belirttiğim gibi yapabileceğim bir şey yok. Ben sadece soruyorum. Soruların kendisi bir şeyler yapabilir umuduyla...
Yapmış da zaten... Rahatsızlık vermiş.
Beşiktaş kulübündeki dört yıldır süregelen kaostan daha fazla rahatsızlık vermiş belli ki. Demirören’in avukatları müvekkillerini küçük düşürmekle itham ediyorlar beni. Mahkeme heyeti ne düşünecek şu anda bilemem; ama yazımı tekrar okurlarsa görecekler ki Demirören’in şahsını küçük düşürmek gibi bir derdim yok...
Benim derdim 105 yıllık Beşiktaş kulübünün ve onun değerlerinin zarar görmesi... Kulübün kişilere bağımlı hale getirilmesi... Hesapsız kitapsız hareket edildiği mahkemelerce kanıtlanmış olan (bkz: Del Bosque davası) bir yönetme tarzının eleştirisi...
Buna ilişkin fikirlerimi beyan etmenin neresi suç, işte bunu anlamıyorum...
İlgili yazıda kimseye hakaret ettiğimi düşünmüyorum. Çünkü, vaatler ve gerçekler kıyaslamasını yapıyorum. Tekrar soruyorum; endüstriyel futbol ulemaları değil mi gelir kaynaklarını artıracaklarını söyleyen ve kulübü kişilere bağımlı hale gelmekten kurtaracaklarını iddia edenler? O zaman, başkanına borçlu olan bir kulüp de neyin nesi? Ve bunu sormanın neresi küçük düşürücü? Benim başkana yönelttiğim bu soru mu küçük düşürücü, yoksa kulübün böyle yönetilmesi mi?

Bekleyelim, görelim
Demirören, kulübe verdiği 40 milyon doları geri alacağını söylüyor. Bunun faizinin de yıllık 10 milyon dolar olduğunu ama kendisinin ana parayı alacağını söylüyor. Faiz hesaplamasının yanlışlığına dair sorularım vardı. Kendisi cevap vermedi ve dava açmaya karar verdi. Oysa ki bir bankacı okurum bile yazıma dair faiz hesaplarına ilişkin bilgi veren bir mail yolladı. Okurlarım bile daha duyarlı. Yazımın muhatabı ise dava açarak muhatap olmayı uygun görmüş. Olabilir; ne diyebilirim ki?
Borçlar ve hesaplamalar üzerine günahları da sordum.
Gönül verdiğim takımın kötü giden günlerinde soru sormak, hesap sormak ve isyan etmek hakkımı kullandım...
Kimseye zarar vermeden, şiddet uygulamadan...
Bu hakkımı savunuyorum. Bu hakkımı sonuna kadar savunacağım. Nasıl ki onların hesap sorma hakkı varsa benim de isyan etmek, soru sormak hakkım vardır. Bu hakkımı her zaman savunacağım. Şu anda 50.6 milyon dolara dayanmış kulübün Demirören’e borcu. Bu borcun hesapsız harcamalardan olduğunu bilmek için şöyle bir hafıza tazelemek bile yeterli. Ben buna itiraz etme hakkımı kullanıyorum.
Bu davanın sonucunda mahkeme Demirören’i haklı görebilir. Bir şey diyemem. 50 bin YTL ödemeye de mahkum edilebilirim. Ancak ısrarla söyleyeceğim, vazgeçmeyeceğim şey şu olacaktır: Benim yazımla insanları küçük düşürdüğüm iddiası varsa da bunların hiçbiri Beşiktaş’a verilmiş zarardan daha fazla değildir...

Bülent Girgin
10-23-2008, 09:06
yuh demekten baska birsey aklima gelmiyor su an ! ama istanbul dönüsü sn demirörene bende yazacagim ve sorular soracagim ! benide mahkemeye versin !

Mehmet Erhan
10-23-2008, 09:17
bu ülkede doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar diye bir söz var...nilay yılmazın doğruları yazmış olması demiröreni bir hayli sıkıntıya düşürmüş ve tutuşturmuş olacak ki çareyi, yazarı mahkemeye vermekte buldu...ve böylece suçu yine başka taraflarda arama girişiminde bulunmuş oldu...yazık...

Nuray Kurt
10-23-2008, 09:24
demirören yıllardır bizi küçük düşürüyor.onun hesabını kim soracak?biz de onu mahkemeye verelim o zaman.sayın demirörenin birisi tarafından küçük düşürülmeye ihtiyacı yok.bunu kendisi çok güzel yapıyor zaten.

Bülent Girgin
10-23-2008, 09:53
demirören yıllardır bizi küçük düşürüyor.onun hesabını kim soracak?biz de onu mahkemeye verelim o zaman.sayın demirörenin birisi tarafından küçük düşürülmeye ihtiyacı yok.bunu kendisi çok güzel yapıyor zaten.

bir 50 bin ytl ik davada sana :D, ne demek bizi küçük düsürüyor ? bizi yüceltti, basimiz dik dolasiyoruz besiktasliyiz diye, daha ne yapsin adamcagiz :D

Nuray Kurt
10-23-2008, 09:55
bir 50 bin ytl ik davada sana :D, ne demek bizi küçük düsürüyor ? bizi yüceltti, basimiz dik dolasiyoruz besiktasliyiz diye, daha ne yapsin adamcagiz :D

valla artık mümkünse başka bi şey yapmasın.bu kadarı kafi.

Berkay Özgültekin
10-23-2008, 10:12
Yeteeeeeeeeeeeeeeeeeeeer yildirim demirören yeeeeeeeeeteeeeeeeeeeeer bana 100,000 lik olsun

Bülent Girgin
10-28-2008, 08:34
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Ligin 8. haftasını da geride bıraktık. Geçen hafta Bülent Yıldırım (Kocaelispor-Fenerbahçe) ve Bünyamin Gezer (Galatasaray-Trabzonspor) hedefteki isimlerdi.
Bu hafta Tolga Özkalfa (Fenerbahçe-Bursaspor) ve Fırat Aydınus (Eskişehirspor-Galatasaray) giyotinin ucunda...
Oysa sezon başında Fenerbahçe ve Kulüpler Birliği Başkanı Aziz Yıldırım “Hakem kararlarında art niyet aramayacağız. Onlar hakkında bir sorun çıkarsa medya önünde değil, kurumlarla görüşerek doğrunun bulunması için çalışmalar yapacağız” demişti...
Oysa Galatasaray Futbol AŞ Sorumlusu Adnan Sezgin lehlerine yapılan her hatadan sonra kameralara “Hakemler hata yapabilir. Ama biz her zaman şunu söyledik: İnsan unsuruna dayalı bir oyun oynuyoruz. Bu oyunda futbolcular var, teknik adamlar var, hakemler var. Bizim üzerimize düşen görev; onları en sağlıklı koşullarda maça çıkarmak olmalıdır. Onun için maçtan hemen sonra yapılan hakem yorumlarını, pozisyon değerlendirmesini çok doğru bulmuyorum” derdi...

Devran döndü...
Aziz Yıldırım’ın, “Hakemlerle ilgili sorunları medya önünde değil, kurumlarla görüşerek çözmeye çalışacağız” açıklamasına Fenerbahçe Kulübü sadece 8 hafta dayanabildi. Asbaşkan Şekip Mosturoğlu, Fenerbahçe-Bursaspor maçından sonra Tolga Özkalfa’yı eleştirdi... “Bugün hakemin çok kötü bir maç yönettiğini düşünüyoruz. Özellikle maçın ilk yarısında bir gol ve bir penaltımız verilmedi. Bu durum da kazanacağımız bir maçı tehlikeye atabilirdi, tribünde istenmeyen olaylar olması durumunda gelecek haftaki Galatasaray maçı öncesinde sahamız kapanabilirdi. Hakemler için hep ‘İç saha takımına ezilmeyin’ söylentisi dolaşıyor ama her şeyden önce adil olmak zorundalar” diyerek...
Fırat Aydınus’un Eskişehirspor-Galatasaray maçındaki yönetiminden sonra Adnan Sezgin yoktu kameralar karşısında... Başkan Adnan Polat isyan etti bu defa: ‘’Galibiyeti hak etmesek de maçı yöneten hakem üçlüsünü eleştiriyorum. Hakem üçlüsü çok kötü bir maç yönetti. Benim bildiğim Merkez Hakem Kurulu (MHK), İstanbul takımlarının İstanbul dışında oynadığı maçlara İstanbul hakemi atamaz. Neden böyle bir uygulama yaptılar, arkasında ne var bilmiyorum.”
Belki de GS yönetimi bir karar almıştı...
“Hakem hataları lehimize olduğunda Adnan Sezgin, aleyhimize olduğunda Adnan Polat konuşacak” diye...
Kimbilir...
Beşiktaş cephesinde ise şimdilik sessizlik hakim... Yarın ne olur bilinmez... “Takımı ligden çekeceğiz” de diyebilirler, “PAF takımla çıkacağız” da...
Görüldüğü gibi “3 büyükler” haksızlık lehlerine olunca görmüyor, duymuyor, konuşmuyor... Aleyhlerine olunca ise kıyameti koparıyor... “Ben kazanırsam adalet var, kaybedersem yok” ideolojisi geçer akçe İstanbul oligarşisinde...
“Oyun”un kendisini önemseyenler, başka bir futbol özlemindekiler... Biz ne yapalım? Önümüzdeki maçlara bakmaya devam edelim... Mİ?

Yorumsuz!
Mustafa Denizli Beşiktaş teknik direktörü olduğu zaman Demirören’in “Mustafa Denizli asla Beşiktaş’a gelemez” sözüne karşılık Denizli’nin “kendi kurmadığım bir takımı çalıştırmam” sözleri gündeme tekrardan damgasını vurmuştu. Nasıl da sözlerinden vazgeçtiler diyerek...
O gün...
İmzanın atıldığı gün...
Demirören ve Denizli’nin basın mensuplarının karşısına çıktığı gün...
9 Ekim günü...
Denizli, sözleşmesinin kaç yılık olduğunu soran basına “Sayın başkan bana 2 yıllık kontrat önerdi. Ben hayatımım her döneminde tek yıllık kontratla çalışırım . Çünkü böyle olunca devam etmek tamamen benim elimdedir. 5 ya da 10 yıllık kontratlar benim için bir şey ifade etmez. 1 yıllık imzanın benim için daha sağlıklı olacağını düşündüm” demişti...
Konu üzerine tek kelime yazmayı düşünmüyordum...
Ancak!
Denizli basına demeç verdiği her fırsatta “Kontratımın uzun vadeli olmasını istediler ama ben hayatta uzun vadeli kontratlar yapmam” vb... cümleler kurmaya devam edince yazmak farz oldu...
İnternet denilen teknoloji nimetinden faydalanarak gazetelerin arşivine girdim...
Bakın neler buldum:
* “Denizli Fenerbahçe’de... Mustafa Denizli, dün 2 sene için 3.5 milyon dolar+primler teklifine “Evet” dedi. Denizli, futbolun tek patronu olacak.” (29.04.2000 Sabah)
* “Denizli Vestel Manisaspor’da... Sözleşmesinin iki yıllık olacağını ve yardımcılığını Ali Gültiken’in yapacağını kaydeden Denizli, her zaman uzun süreli çalışmalar gerçekleştirdiğini anlattı.” (12.05.2003 ntvspor.net)
Ben bir şey demeyeceğim...
Yorum sizin!

Bülent Girgin
10-28-2008, 08:35
burada unutulmamasi gereken tek sey : besiktas ilk 8 haftada hakem hatalariyla puan kazanmadi, aksine puan kayiplari yasadi, her sezon oldugu gibi !

Bülent Girgin
10-28-2008, 12:40
yuh demekten baska birsey aklima gelmiyor su an ! ama istanbul dönüsü sn demirörene bende yazacagim ve sorular soracagim ! benide mahkemeye versin !

Bugün Sn. Demirörene yazdigim Mail :

Sayın Demirören,



23.10.2008 Tarihinde Nilay Yilmazin Milliyet gazetesinde yazdigi yaziyi hayretler içinde okudum ve o gece

Beşiktaş’imizin Sivas maçi için Istanbula geldigimden dolayi yazamadigimdan bugün yaziyorum.



Öncelikle sunu belirteyimki açilan dava Beşiktaş Kulübü Baskanina hiç ama hiç yakismadi, sorulan sorulara cevap

Verip Kamuoyunu, daha dogrusu biz Beşiktaş taraftarlarini bu konularda bilgilendireceginize dava açmakta neyin nesi oluyor?

O yazidaki bütün sorular bizlerin kafalarimizdaki soru isaretleri ve o konularda aydinlatilmakta bizlerin dogal hakkimizin oldugunu saniyorum.

Beşiktaş’lilik durusu, ilkelerinde böyle seylerin oldugunuda hatirlamiyorum ben.Lütfen çikip cevap verin sorulara ve bizlerde ögreneleim neyin ne oldugunu.

Benim görüsüme göre Sayın Nilay Yilmaz az bile sormus ! Benim kafama takilan sorularda var, lütfen bu sorularamida cevap verebilirseniz sevinirim .



1- Subat ayindaki Kongrede Yeni stad projesini açikladiginizda Projenin izinleri için basvuru yapilmismiydi yoksa 1 ay sonrami yapildi ?

Eger 1 ay sonra basvuru yapildiysa neye güvenerek mayista kazma vuracagiz dediniz ?



2- Gerçekten yeni Stad projesi varmi? Bu Projeyi hangi firma hazirladi? Çünki o resimlerdeki HOK Firmasinin Resmi Sitesinde öyle bir proje yok !

Buyrun buda HOK firmasinin adresi : http://www.hoksport.com/projects/portfolio_stadiums_all.html ben burada BJK Inönü stadi Projesi göremedim !



3- Sivok ve Zapotocny Kaça Alındı? Bu konuda çesitli söylentiler var, Galip Öztürk Sabah gazetesindeki yazısında toplam bedelin 3 milyon Euro oldugunu

Belgeleriyle açiklamisti ama maalesef her Gazete haberine Resmi Siteden yalanlama geldigi halde bu haber nedense „es“ geçildi !

Vatan Gazetesi yazarı Sanem Altan'la yapilan Röportajda aynen sunlari demissiniz : "Bonservisleri adam başı 4.5 milyon Euro. Ben gittim, pazarlığını kendim yaptım ve aldım.

Yaptığım pazarlık hakkında konuşanın 'futbolcular pahalı' diyenin, onu diyenin, bunu diyenin alnını karışlarım. Bir daha söylüyorum alnını karışlarım. Herkes haddini bilsin."



Burada benim sorularim :



Eger 9 Milyon ödendiyse neden yalanlama yapilmadi ?

Amaaaaa 3 Milyon ödendiyse aradaki 6 Milyonluk fark ne oluyor?





Islerinizde Basarilar dileklerimle



Selamlar ve Iyi Günler



Bülent Girgin

Nuray Kurt
10-28-2008, 17:33
"Beşiktaş cephesinde ise şimdilik sessizlik hakim... "
sessizler çünkü daha önce söylemedikleri kendilerini ve takımı gülünç duruma düşürecek bir şey kalmadı her şeyi söylediler.yeni bir şeyler bulmaları zaman alıyor.ayrıca bülent abi demirörenin cevap vereceğini falan düşünmüyorsun umarım.çevresinde ki işgüzarlar çoktan silmiştir mailinizi.

Nilay Yılmaz
10-29-2008, 02:51
ellerinden geleni kimse ardına koymasın!herşeyi herkes biliyor!!

Nilay Yılmaz
10-29-2008, 03:04
Asıl Dava Açması Gereken Kim?



Hep söyledik ama düşünen, dinleyen kim?
Beşiktaş Başkanı taraftarlarını yanıltmaz, doğru bilgilendirir, yanlış düşünce ve davranışlardan kaçınır, Beşiktaş etiğine ve haklarına sahip çıkar.

İçinde bulunduğumuz yıl içinde dünya geneline yayılan ekonomik kriz, Sayın Yıldırım Demirören’i de etkilemiş.Etkilemiş ki, doğruları yazmakla bizleri bilgilendiren ve taraftara sahip çıkan Sayın Nilay Yılmaz hakkında, 12 Ağustos tarihli gazetesindeki köşesinde yazdığı “Borç değil, dert çok “ yazı içeriğine atıfta bulunularak “Yazıda yer alan ifadelerin bütünüyle incelenmesi sonucunda Yıldırım Demirören’in yetersiz, savurgan, yalancı ve işbilmez olduğu ima edilerek kamuoyunda küçük düşürülmeye çalışıldığı aşikardır” ifadeleri ile dava açma gereğini duymuş.

Yetersiz, savurgan,yalancı ve iş bilmez olmak nedir?

Savurgan olmak; Çok ve boşuna para harcamak,tutumsuz olmak.

Bu sezona kadar 50 nin üzerinde futbolcu transfer edildi. Edildiği gibi üstüne de tazminat ödenenler oldu. Tüm vb. giderler ama kulübün kasasından ama cepten karşılandı. Gelirimiz oldu mu? Olmadı. Ne yapıldı? Gelecek hesaplanmadan hep verildi. Sayın Yıldırım Demirören dört yıl önce (2004 yılında) göreve geldiğinde borcumuz 16 milyon dolardı. Bugün ise yaklaşık 120 milyon dolar!

Fulya’daki Plazalarda kat karşılığı verilmiş ve mahkemelik. Kısacası ortada ne var? Koca bir dert!..

Bunun adı, savurgan olmaktır.

Yalancı olmak; Gerçekleri söylememek.

Sayın Yıldırım Demirören,

“…Beşiktaş, Sivas Spor maçına Paf Takımı ile çıkacak” demişti.Demişti demesine de sonrasında ne yaptı? Çıkmadı.Çıkmadığın gibi bu konuda basın toplantısı yapacağını söyledi. Bunu da yapmadı. Yapmadığı gibi resmi internet sitesinden yazılı bir açıklama yaparak konuyu geçiştirdi.

Taraftar olarak ne dedik? “Beşiktaş Başkanı sözünü yemez”.

Bankaların internet sitelerinden doların yıllık faizini öğrenmek mümkün;

https://sube.garanti.com.tr/isube/vadelihesapislemleri/faizoranhesapla

Gerçek kişi olarak, 40 milyon doların, aylık faiz ödemeli 12 aylık getirisini dolar bazında hesaplattığımızda, 12 ay sonunda 40 milyon doları, 40 934 538.06 dolar olarak geri alabileceğimizi gördük.Yani 40 milyon doların yıllık faizinin 10 milyon dolar etmediğini öğrendik.Demek ki, neymiş? Doğru söylenmemiş!

Bunun adı da doğru söylenmediği için yalancı olmaktır.

Yetersiz olmak; eksiği olan,verimli olmayan. İş bilmez; Becerikli olamama,becerememe.

Beşiktaş’ın son 5 dönem bilançosuna baktığımızda;

2004 sonu bilançosunda kulübün net satışları 23.7 milyon Ytl düzeyindeyken bu rakam,2005'te 29.4 Ytl, 2006'da 27.3 milyon Ytl, 2007'de ise 45.2 milyon Ytl, olmuş.Üstelik 2007'nin ilk çeyrek bilançosuna göre satış gelirleri 40.9 milyon Ytl iken, satışların maliyeti 54.7 milyon Ytl olmuş. Yani zararına satış gerçekleşmiş.

2004 yılının yarısında kulübü devralan Yıldırım Demirören o yılı 8.7 milyon Ytl karla kapattıktan sonra deyim yerindeyse Beşiktaş’ımızın iki yakasının bir araya gelmediğini ifade etmek, yanlış olmaz herhalde.

Fulya konusunda Beşiktaş’ı zarara uğrattığı gerekçesiyle Kulübümüz (dolayısıyla başkanımız ve yönetim kurulu) aleyhinde açılan davanın yanı sıra “Şan Ökten” tesislerinin değiştirilmesine yönelik yapılan müdahalelere onay verilmiş yada sessiz kalınmıştır. Biz Beşiktaşlıların verdiği tepki ile imza kampanyası düzenlenmiş ve yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istenmiştir.Yani yapılanlarla bir anlamda Beşiktaş ve Beşiktaşlılık ele,yüze, göze bulaştırılmıştır.Başka bir deyişle tüm bunlar, verimli olunamadığı için becerilememiştir.

Bunun da adı, yetersiz olmak, iş bilmezliktir.

Başkanımız Sayın Yıldırım Demirören söz konusu röportajında ”…Ben Beşiktaş’ın ihtiyacı olduğu için bu parayı verdim…40 milyon doların faizini hesaplarsanız, Beşiktaş’a senede 10 milyon dolar para kazandırdığım ortaya çıkar.. Kulübü o faiz yükünden kurtardım…” ifadelerini kullanıyor.

Nilay Yılmaz da yazısında “ …kulübün Başkan Demirören’e 40 milyon dolar borcu varmış ve nasıl bir faiz ve nasıl bir hesaplamaysa bunun senelik faizi 10 milyon dolar ediyormuş...

Anlaşılan o ki; Beşiktaş Başkanı hesaptan kitaptan da anlamıyor. Üniversitedeyken iktisat derslerinden zor geçerdim; ama bir ilkokul öğrencisi bile Demirören’in 10 milyon dolarlık faiz hesabının yanlış olduğunu anlayabilir...

40 milyon dolara yıllık 10 milyon dolar... Demirören bu hesaplamayı nasıl yaptığını bize bir zahmet anlatsa... Ya da böyle faiz veren yerler varsa, Demirören bir söyleyiversin de birikmiş birkaç kuruş parası olanlar da oralara yatırıp biraz para kazansın...” ifadeleri ile karşılık vererek toplumun ve Beşiktaşlıların açıkça “alaya” alınmasına tepki koymuştur.

Vallahi doğru. Bu sezon alınan Sivok ve Zapatocny’nin bonservis ücretleri için de sadece Nilay Yılmaz değil, biz taraftarlar da her zaman olduğu gibi verilen bu miktarlar için de üzüldük ve “Ah ulan! Amatörlüğün, alt yapının gözü kör olsun!..” diyerek söylendik.

Alnımızı Karışlamıştı.

Alnını karışlamak; Küçümseyerek meydan okumak.

Sayın Yıldırım Demirören'in,

“BONSERVİSLERİ adam başı 4.5 milyon Euro. Ben gittim, pazarlığını kendim yaptım ve aldım. Yaptığım pazarlık hakkında konuşanın ’futbolcular pahalı’ diyenin, onu diyenin, bunu diyenin alnını karışlarım. Bir daha söylüyorum alnını karışlarım. Herkes haddini bilsin.”

asıl bu ”davalık” sözleri nedeni ile kimin kime dava açması gerektiği ortada değil mi?


*Bilançolar ile bilgiler alıntıdır

Barış Kahraman
10-29-2008, 08:00
Kazım Kanattan sonra kalemini satmayan nadir yazarlardan biri Nilay Yılmaz.. Herzamanki gibi bu yazısınıda hayranlıkla okudum..

Demirörenin Beşiktaşta durmasını bir Baba çocuk ilişkisine benzetiyorum.. Babasının elindekine uzanmak isteyipte babası tarafından oynaması için başka bir şey verilen çocuklar vardır ya Demirörenin Beşiktaş ilişkiside buna benziyor..
Baba demirören kendi şirketlerini zarara uğratan oğluna Beşiktaş başkanlıgını hediye etmiş gibi.. 'Benden uzak dur git kafana göre takıl' demiş sanki..

Demirören geldi, borç tavan yaptı.. Tavan yaptıgı gibi bu borcun neredeyse yarısı başkana ait ve başkanda bu borcun faizini istiyor.. Transfede izlenen yanlış politika, futbolcuların bonservisine ödenen fazla paralar ve bunlar yetmezmiş gibi teknik direktörlere ödenen tazminatlar Beşiktaşımızı borç batağına sürükledi..

Demirören geldi, başarısızlık geldi.. 105yıllık şanlı tarihimizde tabiki ağır yenilgiler aldık ancak hiç bir zaman bu kadar başarısız bir grafik çizmedik.. Tarihimizin kara lekesi olarak kalacak olan liverpool yenilgisi, her sene kaçan şampiyonluk, uefa da final için yola çıkıpta ilk turda elenmek.. Başarı adına ortada hiç birşey yok..

Demirören geldi, geleceğimiz gitti.. Fulya projesi kulübün geleceği değil borçları kapatma merkezi olarak görüldü, günü kurtarmak uğruna geleceğimiz satıldı..

Ne Beşiktaşlılık duruşu kaldı, ne takımda para kaldı, ne diğer branşlarda para kaldı, nede elle tutulur bir gelecek kaldı.. Demirörenin gelişiyle kulüp geleceğini bile zora soktu.. ve bu adam çıkmış hala konuşuyor ve hala kendinin haklı olduğunu iddia ediyor..

Bu adam Beşiktaşa yakışmıyor.. şimdi bizim siteye de dava açarsa şaşırmayın..

Doğan Köksal
10-29-2008, 08:38
çok haklısın ani gerçekten durumumuz içler açısı. Bu kadar çefaker bir taraftarı olan bir başka kulüp olsa dünya şampiyonu olmuştu şimdiye kadar , yönetimin bu tavırlarına hiç bir anlam veremiyorum, çünkü onlarda ne yaptıklarını bilmiyolar ,

Kendilerine bişey olduğu yok Demirörenin borçları ödeninceğine kadar orda olucaklar zaten kafaları rahattır tabi..

Ama birazda Bu taraftarı ve çevrelerindeki insanları düşünseler ...

Bülent Girgin
10-29-2008, 20:09
Beşiktaş= acı çekmek, sevinmek, üzülmek, gülmek, ağlamak, sevmek, sevilmek, terkedilmek....................................... ...................................kısacası "Beşiktaş Hayattır" ! Ben Beşiktaşkımla büyüdüm bugünlere geldim, bazen sevindim, bazen üzüldüm ve ağladım ama hiçbir zaman Beşiktaşlı olmaktan utanmadım tam aksine başım hep dik olarak yaşadım ve yaşayacağım.

Güzel yazılarınız için çok çok teşekkürler Nilay Hanım.

Ayşegül Alparslan
10-29-2008, 23:23
hahahahhh demek yazının içeriği incelendiğinde demirören küçük düşürülmüş kardeşim sen önce bi kalk çıkar kafanı gömdüğün yerden de sonra bakarız küçük düştünmü düşmedinmi valla komiksin yaa senin bize kaç yıldır yaptıkların için mahkemeyle falan hiç zaman kaybetmeden bizim seni direk asmamız gerek o zaman .aslında artık başkanla ilgili haber okumayacaktım ama ..

Bülent Girgin
10-30-2008, 08:10
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Bir yanda “Ben futbol oynamak istiyorum. Ben daha 2-3 yıl futbol oynarım” diyerek hâlâ futbol oynamak için direten ve ne yapacağı memleket meselesine dönen 37 yaşındaki Hakan Şükür...
Diğer yanda 2007 yılına kadar Real Madrid’le sözleşmesi olduğu halde “Her zaman daha zor olan bir yaşa geldim" diyerek 2006’da 33 yaşında futbolu bırakan Zinedine Zidane...

Bir yanda Eskişehirspor ağlarına koluyla düzelttiği topu gönderdikten sonra yaptığı yanına kâr kalan Milan Baros ve bu maçtan sonra dahi hakemi suçlayan Türkiye futbol kamuoyu...
Diğer yanda Palermo'ya elle attığı golün hakem tarafından geçerli sayılmasından sonra Fiorentinalı Gilardino’ya 2 maç ceza veren İtalya Futbol Federasyonu...

Bir yanda "Biliyorsunuz bizim ülkemizde iki tane maç oynayıp, 2-3 gol atan oyuncu dünya gündemine geliyor. Bu oyunculardan da artık yeteri kadar verim alamıyoruz. Ayakları yere basmıyor... Takımımız bundan önceki oynadığı seviyeye gelmek zorunda. Bazı oyuncular ile ilgili kafamda bazı yaptırımlar var ve bunları uygulayacağım. Onların ayaklarını yere basmalarını sağlayacağım...” diyerek kendini kurtarmak için futbolcularını ve daha 18 yaşındaki Sercan’ı taraftarın önüne atan, geçmiş yıllarda kırmızı kart gördü diye futbolcusunu döven Bursaspor Teknik Direktörü Samet Aybaba...
Diğer yanda oyundan çıkardığı için sinirlenen Uğur Boral’ı ve kırmızı kart gören Kezman’ı sakinleştirmeye çalışan, kullanmak için direttiği penaltıyı kaçırınca belki de Fenerbahçe’nin şampiyon olamamasına sebep olan Kezman’ı sahiplenen, “hata benimdir” diyen eski Fenerbahçe Teknik Direktörü Zico...

Bir yanda beğenmediği sorular soran basın emekçilerini azarlayan, yazılarını ve yorumlarını beğenmediği yazarlara telefonda küfür eden, başarısı(!) sebebiyle maaşına 2 kat zam yapılan ve sözleşmesi 2012 yılına kadar uzatılan kendiyle bile kavgalı Milli Takımlar Sorumlusu Fatih Terim...
Diğer yanda daha önceki gün yazdığım yazıdan dolayı beni arayarak, “büyük bir keyifle yazılarını okuyorum. Bugünkü sayfanda bana da dokundurmuşsun. Ama benim uzun vadeli çalışmaktan kastım 1-2 yıl değil, plan proje yaparak 5-10 yılı kapsayan bir çalışma. Ancak bu şartlarda Türkiye’de yapılabilecek bir şey değil bu” diyerek tevazu ve hoşgörüyle durumu anlatma ihtiyacı duyan Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli...

Bir yanda adının geçtiği bir yazımdan sonra beni arayan, “Benim yanlış yazdığımı düşünüyorsan yazı yaz” dediğimde ise “sen kimsin ki seni muhatap alayım” diyerek kendince beni aşağılamaya kalkan... “Muhatap almıyorsan niye arıyorsun, kapat telefonu” dediğim Hürriyet gazetesi Beşiktaş muhabiri İsmail Er...
Diğer yanda Beşiktaş’ın 8-0 mağlup olduğu Liverpool maçından sonra yazdığı yazı sebebiyle köşeme konuk olan, yanlışını ne kadar okurum varsa herkese duyurduğum biri... “Eleştirin için teşekkür ederim, keşke benim gazetemde yazsaydın ve Hürriyet okurları da senin yazını okusaydı...” diyerek bana mail gönderen, yaptığı hatadan gocunmayarak olgunluk gösteren Hürriyet gazetesi spor servisi istihbarat şefi Mehmet Arslan...

Bir yanda 12 Ağustos’ta yayımlanan “Borç değil, dert çok” başlıklı yazımdan sonra kendisini “yetersiz, savurgan, yalancı ve işbilmez olduğunu ima ederek kamuoyunda küçük düşürmeye” çalıştığım gerekçesiyle hakkımda dava açan Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören...
Diğer yanda 9 Eylül tarihinde yayımlanan ve Hacettepe ile Gençlerbirliği arasındaki ilişkiyi anlatmaya çalıştığım “Dikkat” başlıklı yazımdan sonra arayarak, yaklaşık 1 saat boyunca beni iki kulübün birbiriyle alakası olmadığına iknaya çalışan Hacettepe Spor Kulübü Başkanı Turgay Kalemci...
Futbolumuzdaki değişik insanlar...

Değişik karakterler...
Benim doğrularım belli...
Sizin için hangisi doğru?..

Bülent Girgin
10-30-2008, 08:40
birinci örnekler Türkiyemizde maalesef hastalik haline gelen örnekler, ikinci örneklerde artik yok gibi ama yinede tek tükte olsa var.

AIRIsmail Er le Lucescu zamaninda Isviçredeki kamp döneminde tanismistim ve baya bir tartismistik, 5-6 senelik eski resimlerden hayali haberler üretiyorsunuz diyince baya bozulmustu :D

Nuray Kurt
10-30-2008, 08:50
birinci örnekler Türkiyemizde maalesef hastalik haline gelen örnekler, ikinci örneklerde artik yok gibi ama yinede tek tükte olsa var.

AIRIsmail Er le Lucescu zamaninda Isviçredeki kamp döneminde tanismistim ve baya bir tartismistik, 5-6 senelik eski resimlerden hayali haberler üretiyorsunuz diyince baya bozulmustu :D

adamın hayal gücü genişse o ne yapsın.aslında kendine yanlış meslek seçmiş sayın er.eğer masal kitabı yazsaydı şu an bizimde dünya çapında bi ezop'umuz bi La Fontaine imiz olabilirdi.

Bülent Girgin
11-04-2008, 07:54
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

“Rıdvan Dilmen: Hocam gol değil, gol değil.
Ahmet Çakar: Gol Rıdvan gol.
Rıdvan Dilmen: Hocam gol değil.
Ahmet Çakar: Gol Rıdvan gol.
Mehmet Özdilek: 1 metre içeride hocam.
Bülent Karpat (mikrofonu Engin’e uzatır): Engin gol müydü sence?
Engin İpekoğlu: Ya ‘yan hakeme gol değil’ dedim, bana ‘senin ananı’ dedi”...
Yüzyılın gaflarına geçen diyaloğun yaşandığı maç... 16 Kasım 1991’deki Fenerbahçe-Beşiktaş maçı...
Çakar, o maçta Şifo Mehmet’in golünü verdi, maç 2-2 bitti...
Ahmet Çakar “goldü, değildi” tartışmaları nedeniyle maçın ardından 24 saat içinde saçlarına ak düştüğünü söyledi...
Semih Yuvakuran yıllar sonra “goldü” diye itiraf etti...
Pozisyonu görmeden itiraz eden futbolcular...
Karar lehlerine değişmeyeceğini bile bile itiraz etmiş olmak için itiraz eden futbolcular...
Çok gördük biz onları...
Görmediklerimiz yaşandı cumartesi akşamı Eskişehir’de...
Eskişehirli futbolcular Volkan’ın topu içeriden çıkardığı pozisyon için futbolumuzda hiç görmediğimiz/duymadığımız açıklamalar yaptı...
Oysa 2 puanları gitmişti... Ama olsundu...
Kaptan Sezgin: Ben uzaktım o pozisyona, görmedim. Arkadaşlar içerden çıkarıldığını söylüyor.
Tayfun: Pozisyonlara en uzak oyuncu bendim. Göremedim pozisyonu ama yan hakem o kararı verecek kişi. Belki doğru, belki yanlış ama ben o şekilde gördüğüne inanıyorum.
Serdar: Hakem de hata yapabilir. Biz nasıl gol kaçırıyorsak, hakem de pozisyonu kaçırabilir... Büyütmemek lazım...
* * *
“Eskişehir 10 kişi kaldıktan sonra defans anlayışımız tanınmayacak kadar kötüydü. Bu şekilde hatalar yaparak galip gelmek çok zor. Eskişehir lehine hakemin vermediği 1 gol olduğu söyleniyor. 2-2 biten maçta böyle bir şey varsa -öyle olduğu söyleniyor- Eskişehir’in 3 puanı heba oldu demektir... Öyle olduysa yazık” dedi Fenerbahçe yöneticisi Ali Koç maçtan sonra...
Biz bu tür açıklamaları da duymaya/görmeye alışkın değiliz...
Çünkü bizim yöneticilerimiz böyle durumlarda hiç topa girmemeyi ya da havaya bakıp ıslık çalmayı tercih eder... Ya da “hakemler hakkında konuşmuyoruz” derler aleyhlerine hata yapılıncaya kadar...
Fenerbahçeli yöneticiler de bahsettiğim bu tip yöneticilerden farklı değildir aslında...
Ancak!
Bayram değil, seyran değil... Fenerbahçe’deki bu değişiklik nerden çıktı?.. Fenerbahçe’de “başkan ne derse o olur” demokrasisinden başka bir yönetim tarzına mı geçiliyor yoksa?.. Objektif açıklamalar... Rakibin hakkını vermeler...
Kimileri cumartesi akşamı yaşananlar için “kamuoyuna şirin gözükmek için öyle yapıyorlar, reklam kokan hareketler bunlar” dese de inanmak istemiyorum onlara...
Eskişehir’de cumartesi akşamı hiç de alışkın olmadığımız şeyler yaşandı...
Ve futbolumuzun selameti için devamı gelsin lütfen...

Bir kitap: Asi Ruh
Futbola dair kitapların okunmadığı, filmlerin pek izlenmediği bir ülkedeyiz. Hep anlatılır, bizim ülkemizde oyun değil, kazanmak sevilir diye... İşte Asi Ruh sevinmek için sevmeyenleri anlatıyor. Bu oyunda kazanmaktan ötesini bulanları... Çarşı diye bilinen ama kimsenin tam olarak tanımlayamadığı grubun nasıl doğduğunu ve nasıl bir oluşum olduğunu...
“Kuyrukta beklemesi sadece siyah beyaz formaya kavuşma heyecanından. Bu formayı giyme tutkusu da değil. Bu görme ve destekleme tutkusu. Ağlamaktan, kırıp dökmekten kaçınmayan bir tutku bu. Öfke bu, aşkın temel harcı. Zor günlerde sahiplenen ama bağır çağır kavga eden aşıkların öyküsü... Bu, kaybederek olgunlaşabileceğini öğrenenleri anlatıyor. Anlamayanlar yer bulamadı sayfalarda... Bu olmuşların, olacakların ve olmayı öğrenenlerin kitabıdır. Olgunlaşıp bir işe yaramayan ve dalından düşen meyveler yok bu kitapta. Bir bestseller cakasında değil bu kitaptakiler. Ken Loach filmleri gibi yürümenin derdindeler...” diye anlatıyor kitabını Ersin Kana...
Bir aradaki hüzün ve sevincin kitabı...
Adına kitap yazılan tek taraftar grubu...
İlk kurulduklarında birkaç kişiydiler, sonra bir çarşıyı dolduracak kadar oldular, en sonunda da Türkiye sınırlarını bile aştılar...
Asi Ruh geçtiğimiz haziran ayında DVD olarak yayınlanan belgesel filmin kitabı. Fakat burada daha fazlası var. Filme dahil edilemeyen, anılar, röportajlar, tartışmalar. Çarşı’ya dair her şey olmasa bile daha fazlası var. Benim de proje danışmanı olarak yer aldığım bu belgesel projesinin kitabında da iki yazım yer alıyor. Ben de varım diye demiyorum ama okunması gereken bir kitap...

Bülent Girgin
11-04-2008, 08:00
Yüzyılın gaflarına geçen diyaloğun yaşandığı maç... 16 Kasım 1991’deki Fenerbahçe-Beşiktaş maçı...
Çakar, o maçta Şifo Mehmet’in golünü verdi, maç 2-2 bitti...

2-2 den sonra fenerliler Beşiktaştan puan aldik diye bayram yapmislardi , nede olsa her maçta Beşiktaştan 3-4 tane yiyorlardi :D

bu maçin rövansinda zeki son dakikada öyle bir vurduki topa, girdimi girmedi tartismasina gerek kalmadi :D

Bülent Girgin
11-06-2008, 07:56
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Herkesin şikâyet ettiği ama kimsenin kimseyi dinlemediği bir futbol düzeninde, başarı hırsıyla gözü kör olmuş ligimizde kendilerinin başarısız olabileceğini hiçbir zaman düşünmeyen yöneticiler, başkanlar koltuklarına sıkı sıkı yapışmış bir vaziyette otururken teknik direktörler oradan oraya savrulup gidiyor...
2008-09 sezonu başladığından beri Süper Lig’de 10, Bank Asya’da 9, 2. Lig B kategorisinde 25’den fazla antrenör değişti...
Bu hafta sonu oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray derbisi sebebiyle iki teknik direktör de bavulu hazır bekliyor. Kazanan kalacak, kaybeden ilk uçakla postalanacak...
Oysa...
Süper Lig’de 18 kulüp de aynı başkanla yoluna devam ediyor... Bank Asya’da 15 başkan kulübün başında... 3 kulüp başkanını değiştirdi; ama 2 tanesi kayyuma giden kulübe başkan oldu...
Süper Lig’de 2008-09 sezonunda 9 haftada giden/gönderilen 10 teknik adam... 0 (sıfır) başkan...
İstikrar, istikrar, istikrar...
Futbolda istikrarın en vazgeçilmez unsur olduğunu biliyoruz. Ama bu topraklarda istikrar denince ilk akla gelen nedense başkanlık oluyor...
Gençlerbirliği geçen sezon 5 ayrı hocayla çalıştı, bu sezonun 10. haftasında 2. teknik adamla yola devam edecekler ama başkanı İlhan Cavcav 31 yıldır o koltukta oturuyor...
11 yıldır Ankaragücü başkanlığı yapan ve kaç hocayla çalıştığı artık hesaplanamaz olan Cemal Aydın, “bir daha aday olmayacağım” diye diye kulübü kimselere bırakmamak için yeniden yeniden başkan oluyor...
En istikrarlı başkan sıralamasında 10 yılla 3. olan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıdırım, toplam 11 teknik direktörle çalıştı... Fenerbahçe başkanının istikrardan anladığı şampiyonluk. Şampiyon yapan teknik direktör kalıyor, yapamayan gidiyor...
Galatasaray eski başkanı Özhan Canaydın 6 yılda 5 teknik direktörle çalıştı. Bakınız Galatasaray'ın en başarılı dönemi 1996-2002 yılları arasında takımda kaç teknik direktör görev yaptı?
2004 Mayıs'ında başkan olan Yıldırım Demirören, 4,5 yılda 5 ayrı hocayla çalıştı... Demirören teknik direktörü değiştiremediği noktada menajeri değiştirmekte çare arıyor...
Konyaspor başkanı “9 yıl Konyaspor’a başkan adayıyım. Allah izin verirse 9 yıl da Raşit Hoca’mla çalışacağım...” dedikten 16 gün sonra Raşit Çetiner’in görevine son verdi...
Jean Tigana, zamanında "Genç oyuncularla yola çıkmak demek 2-3 sene gerektiren bir çalışma demek. Acaba Türkiye'de gençleri 2-3 sene bekleyebilecek sabır var mı? Buna hazır kulüp var mı? Bu sezon 13. teknik direktörün değişmiş olması normal mi? Bu bir sabır sorunu" diyerek sabırsızlığımıza dikkat çekmişti Four Four Two dergisinde Banu'ya (Yelkovan) verdiği röportajda...
Ferdi Elmas, Ç. Rize’deyken "1.5 sezonda beş teknik adamla çalıştım. Bu benim için en büyük sorun. Hayatımda böyle şey görmedim. Birilerine anlattığım zaman herkes bunun delilik olduğunu düşünüyor. Bu kadar istikrarsız bir yerde ne yaptığımı soruyorum kendime ama kontratım var" demişti bir röportajında...
İnsanlar ölene kadar birlikte çalışmak zorunda değildir. Başlayan her şey biter, kabulümdür. Tükenmez diye satılan kalemlerin bile mürekkebi bitiyor. Ona da tamam; ama bu oyunu kendi dinamiklerinden soyutlayarak bitiriyorlar, antrenörlerle yöneticilerin maçına çeviriyorlar ve biz sahiden de bu durumdan sıkıldık...
Ve neden hep bu karmaşanın mimarları koltuklarında oturur da hocalar bavullarıyla gezer. Yoksa sırrı Fikret Kızılok şarkısında mı gizlidir?
“Süleyman hep başbakan, başbakan hep Süleyman...”

Kulüplere de sınırlama!*
Futbolda istikrarın en vazgeçilmez unsur olduğunu bildiğimiz halde, neden yönetimi, basını, taraftarı tüm bir futbol kamuoyu bu kadar sabırsız?
Aynı teknik direktörle birkaç sezon çalışmayan takımlar, kalıcı başarılara nasıl ulaşır?
Sürekli antrenör değiştiren takımlarda huzur ve güven ortamı nasıl yaratılır, disiplin nasıl sağlanır ve futbolcuya dayalı düzen nasıl yıkılır?
Bu tür takımlar lige ve Türk futboluna hangi kaliteyi katabilir?
Yöneticiler...
Sadece ve sadece paraları olduğu için o koltuklarda oturan ve kararları veren takım elbiseli adamlar...
Eee, takım kötü gidiyorsa ne yapmak lazım? Sabretmeyeceklerine göre, futbolcuları gönderemeyeceklerine göre, kendileri hiç gitmeyeceklerine göre en kestirme yoldan hocayı göndermek lazım... Hiç problem değil...
Teknik direktörler 1 yılda en fazla 2 takım çalıştırabiliyor...
Kulüpler istediği kadar...
Kıyım devam edip gidiyor...
Kanıksanmaması gereken bu kıyıma bir çözüm bulmak gerekmiyor mu artık?
Mesela...
Her başarısızlıkta faturayı teknik direktöre kesip, kendi hatalarının üstünü örtmeye çalışan kulüplere de bir sezonda sınırlı sayıda sözleşme yapma kuralı getirmenin zamanı gelmedi mi?...
* 23 Eylül 2008’de yayımlanmıştır.

Doğan Köksal
11-20-2008, 16:29
Nilay Yılmaz
Sinan Engin Fenerli mi?

http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/11/20/fft16_mf136774.Jpeg


Sporun savaş değil, yarışmak olduğunu anlamak için illa ki birilerinin hayatını kaybetmesi gerekmiyor elbet...
Ancak Türkiye’de ölümler birleştiriyor birbirine sebepsiz “düşman” takımları...
Beşiktaş tribünleri Optik Başkanı’nı kaybettiği zaman Bursaspor da dahil birçok takım taraftarı acısını paylaşmıştı Beşiktaşlıların...
Galatasaray taraftar grubu UltrAslan’ın genel koordinatörü ve kurucularından Alpaslan Dikmen bir kazada yaşamını yitirirken yine birleşmişti birbirine “düşman” tribünler...
19 Şubat 2007’de oynanan Fenerbahçe-Sakaryaspor maçını izlemek için Sakarya’dan İstanbul’a gelirken 20 yaşındaki Aykut Adıyaman trenden düşerek hayatını kaybettiğinde yine birleşmişti tribünler... Hatta birçok taraftar grubu temsilcisi futbolda şiddetin önlenmesi amacıyla Sakarya’da bir araya gelmişti...

Gidenin ardından...
Banvit-Pınar Karşıyaka basketbol maçına giderken, Balıkesir’deki bir akaryakıt istasyonunda çıkan kavgada pompalı tüfekle vurularak hayatını kaybeden Karşıyaka taraftarı Özgür Soylu, İzmir’de aynı sokağı bile paylaşamayan insanları bir araya getirdi... Şimdiye dek adı “düşman kardeşler”e çıkan Karşıyaka ile Göztepe’yi 28 yıl sonra kucaklaştırdı... Diyarbakırspor maçında Karşıyaka ve Göztepe taraftarları ortak pankart açtı, mücadeleyi birlikte izledi...
Gittikleri her yerde “Kahrolsun PKK” sloganıyla karşılanan Diyarbakırspor’lular İzmir’de dostça karşılandı... Tribünlerde kökeni ne olursa olsun, halkların kardeşliği haykırıldı...
Sürekli tribünlerdeki şiddet olaylarından dem vurulsa da futbol programlarında, son haftalarda gördük ki şiddet taraftar tribünlerinde değil, “şeref” tribünlerinde kol geziyor. Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra Vatan gazetesi Spor Müdürü İbrahim Seten’in detaylarıyla duyurduğu ve yalanlanmayan Uslu-Üstünel atışması üzerinden karşılıklı açıklamalar yapıldı bir hafta boyunca... Bursaspor-Beşiktaş maçı öncesi Bursaspor taraftar grubu lideri sükunet çağrısı yaparken Bursaspor ve Beşiktaş yönetimleri ortalığı yangın yerine çevirmek için ellerinden geleni yaptı da olaya en sonunda devlet erkânı el koymak zorunda kaldı, maç kavgasız gürültüsüz atlatıldı. 2. yarıdaki maç öncesi ve sonrası neler olur Allah kerim...

Her şeye rağmen...
Yönetimler tribünleri ayırmaya çalışırken, taraftarlar ölüm acısıyla da olsa yan yana gelmeye çalışıyor... Fakat bir şey var ki görmezden gelemeyiz: Ölenin bedeni soğuduğunda her şey başa dönüyor... Tribünler yan yana yürüdüğü günü unutuyor... Onları birleştiren acının baki olduğunu unutuyor... Ölümün her an, her yerde yanıbaşımızda olduğunu unutuyor...
Yine de onları yan yana görmek güzel...
Beklentim, aklı selim tribüncülerin ölüm olmadan da yan yana durulabileceğini anlatmaları ve ortak bir yerde buluşmaları...
Yönetimler açısından ise kavgalar geçici. Sorun çıkarlar olduğunda ne de güzel ortak açıklamalar yaptıklarını unutmuş değiliz...
Ama gene de çok güzel hareketleri öne çıkaran tribünlere teşekkürlerimi sunuyorum. Acılarını da içtenlikle paylaşıyorum. Hepsinin başı sağolsun.



Aynı tas aynı hamam...
Fenerbahçe Eskişehirspor’la 2-2 berabere kaldıktan sonra, Fenerbahçe yöneticisi Ali Koç “Eskişehir lehine hakemin vermediği 1 gol olduğu söyleniyor. 2-2 biten maçta böyle bir şey varsa -öyle olduğu söyleniyor- Eskişehir’in 3 puanı heba oldu demektir... Öyle olduysa yazık...” demişti ya ne kadar sevinmiştik sahalarımızda görmek istediğimiz türden açıklamalar bunlar diye...
Ancak yalanmış hepsi yalan...
Her şey eski tas eski hamam...
Fenerbahçe’nin Bursaspor’u 5-2 yendiği maçtan sonra “Bugün hakemin çok kötü bir maç yönettiğini düşünüyorum. Özellikle maçın ilk yarısında bir gol ve bir penaltımız verilmedi...” diye başlayan cümlelerle hakemi eleştiren Şekip Mosturoğlu, Fenerbahçe-Ankaraspor maçından sonra “Hakemin oyuna tesir edip etmediğini söyleyecek çok fazla pozisyon yok maçta. Sayın Ankaraspor Kulübü başkanının takdiridir söyledikleri. Ama zaman zaman hakemin bizim için de takdir haklarını yanlış kullandığı pozisyonlar oldu. Ama kırılma noktalarında olan pozisyonlar değildi. O yüzden bir değerlendirme yapmamıza gerek yok “ diyerek nasıl da yedi maç 0-0’ken Ankaraspor’un verilmeyen penaltısını...
Değişen bir şey yok sevgili okur bu topraklarda...
Fenerbahçe yönetimi de eski haline büründü yine...
Şekip Mosturoğlu bildiğimiz, alışkın olduğumuz bir açıklama yapmıştır. Şaşırmamak gerek...



İtirafname
Futbolcuların çok dikkatli olmaları lazım konuşurken. Diyemezsin ki ben küçükken şu takımlıydım. Ben 10 yaşındayken Beşiktaş kulübüne girdim. Ne dicem? Ben de küçükken Fenerliydim mi dicem? Küçüklüğümde benim kahramanım Cemil Turan’dı. Cemil Abi’den dolayı Fenerbahçe’ye sempatimiz vardı.
(Sinan Engin - Telegol, KanalTürk)



Risksever Denizli:
Mustafa Denizli hayatı boyunca riskli yaşamayı sevdi. Özel hayatında, futbol hayatında...
(Ahmet Çakar 6 Pas, Show TV)



Hız / Saç x sakal: ?
İstanbul’dan Emre Ok soruyor. Bir fizik sorusu. Egemen’in uzun sakalları sürat açısından oyunu olumsuz anlamda etkiler mi?
(Şansal Büyüka -Maraton, Lig TV)



Şakacı!
Bursa’nın çimleri 1978’den beri değişmiyorsa artık tarihi esere girer, elleyemezsin.
(Erman Toroğlu - Maraton, Lig TV)



Yok! Anladık biz!
Tunç Elibol: Hocam 5 maçlık seri bu maçta sona erdi. Neydi mağlubiyetin nedenleri size göre?
Aykut Kocaman: Rakip Fenerbahçe. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?
(Maraton Lig TV)



Çık çık!
Bizde kayıt dışı 50 milyon teknik direktör var.
(Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim)



Allah yazdıysa bozsun!
Aragones İspanya’yı şampiyon yapmış. Ama yok ya! Adam hep yere bakıyor. Ben geçen hafta ölecek zannettim.
(Gökmen Özdenak Telegol, KanalTürk)



Vah vah!
Kriz olacağını bilseydim az transfer yapardım. Artık menajerleri dolar olarak görüyorum.
(Trabzonspor Başkanı Sadri Şener)

Nuray Kurt
11-20-2008, 18:24
Yok! Anladık biz!
Tunç Elibol: Hocam 5 maçlık seri bu maçta sona erdi. Neydi mağlubiyetin nedenleri size göre?
Aykut Kocaman: Rakip Fenerbahçe. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?
(Maraton Lig TV)

bir de sinan engini 10 yaşında beşiktaşa getiren eller kırılsın.

Bülent Girgin
12-11-2008, 10:10
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Hani çok bildik bir laf vardır: O takıma hoca moca gerekmez. Sokaktan birini getirsen şampiyon yapar derler... Şimdi de Galatasaray için diyorlar ya hani. Zaten geçen sene de hocasız şampiyon olmuş. Cevat Güler hoca değil mi? Yıllardır bu işte emek vermiyor mu? Hocalık kıstası ne?
Avrupa futbolunda da Real Madrid için yıllardır söylenen bir geyiktir bu... Belki de Del Bosque’nin yaptıklarını küçümsemek için bizimkilerin ürettiği bir geyik... Real Madrid’i şampiyon yapmakta ne var? Yapmayanı döverler... Di mi?
Oysa Real Madrid önemli masraflar yaparak dünyaca ünlü yıldızlarla takımı doldurmasına rağmen kariyer sahibi teknik direktörlerle beklediği başarıyı bulamayınca takımın başına Del Bosque’yi getirmişti.
Yani? O takımları şampiyon yapmak sokaktan geçen adamların değil, hatta bazı teknik direktörlerin bile harcı değil... Yıldızlar topluluğunun Del Bosque’den sonra ne büyük hocalarla çalışmasına rağmen istediği performansı tutturamaması da bunu göstermektedir ve kulüpte sular bir türlü durulmak bilmemektedir.
Baksanıza son olanlara... Önceki güne kadar Real Madrid Teknik Direktörü olan Bernd Schuster’in Sevilla mağlubiyetinden sonra taraftarlarca “son umut” olarak görülen Barcelona maçı öncesi “Şu anda Nou Camp’ta kazanmak imkansız. Barça yıkıp geçiyor, bu sene onun yılı” demesi bardağı taşıran son damla oldu ve kulüple ilişkisi kesildi, yerine Juande Ramos geldi.
Sevilla’yı 2 sene UEFA Şampiyonu yapan, ancak Tottenham’da istenileni veremeyen Ramos, Real Madrid’liler için gideni aratmaz umarım...
Niye umuyorum ki? Bana ne Real Madrid’in başarısından, ben İspanya’da Barcelona ve Atletico Madrid’i desteklerim...


Ve Beşiktaş...
Teknik direktör değişikliğinden konuyu açmışken oradan devam edelim...
İlk 6 haftada 14 puan toplayan Ertuğrul Sağlam istifa etti(rildi)kten sonra yerine gelen Mustafa Denizli ligde 8 maçta 11 puan topladı.
Ama daha da kötüsü ne biliyor musunuz? “Savunma ağırlıklı oynatıyor, korkak” diye eleştirilen Sağlam döneminde takım 10 maçta 19 gol atarken, Denizli zamanında oynadığı 10 resmi maçta 18 gol kaydedebilmiş sadece... Üstelik daha çok gol yiyerek...
Skor yazarlığı yapacak değilim. Derdim oynanan futbol...
Futbol alimlerinin bile anlayamadığı bir futbol...
Rıdvan Dilmen “Bu öndeki 3 oyuncu ne oynuyor, anlayan varsa anlatsın, ben anlamıyorum” diyor.
Ömer Üründül “Beşiktaş 3’lü defans mı oynuyor, 4’lü defansla mı oynanıyor onu bile anlayamıyorum” diye yazıyor.
Beşiktaş’ın oynadığı oyun bu kadar vahim yani...
Son Ankaraspor maçında solda Bobo, sağda Tello önlerinde Nobre oynadılar kanımca... Sonra Delgado’nun yerine Holosko girdi oyuna. Kim nerede oynadı, yerler değişti mi onu bile anlayamadım. Mesela Tello’yu bir ara sağda gördüm, sonra solda, ortada, stoperde... Her yerde...
Biraz ağır olacak ama, Beşiktaş takımı maçtan 1 saat önce kaleci hariç, 10 tane adam bulunmuş ve onlara görev yerleri söylenmemiş gibi oynuyor.
Tello, Beşiktaş dergisinin Aralık sayısında “Önceden herkesin bir pozisyonu vardı ve orada oynatılıyordu. Mustafa Denizli’nin gelişiyle sadece ben değil, takımdaki bütün arkadaşlarım özgürlüklerine kavuştular” diyor...
Anlaşılan o ki; bu özgürlük işini ya Mustafa Denizli anlatamamış, ya da futbolcular yanlış anlamış...


Kim başarılı?
Bu işi yapınca seyretmeyeceğiniz futbol programlarını, okumayacağınız spor yazarlarını bile okumak zorundasınız. Ahmet Çakar ise bana malzeme olsun diye değil, ne diyeceğini merak ettiğim için takip ettiğim nadir insanlardan biridir.
Geçtiğimiz pazarı pazartesiye bağlayan gece 6 Pas’ta Aragones’in, Skibbe’nin, Denizli’nin önümüzdeki sene Türkiye’nin herhangi bir takımını değil çalıştırmak, teklif dahi alamayacağını söyledi kendine has üslubuyla... Sonra...
Ahmet Çakar: Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Del Bosque’yi getirdiler Beşiktaş’a. Beşiktaş’tan gitti, bir daha hayatında takım çalıştırmadı.
Melih Gümüşbıçak: Gerekmiyor da. Aldığı parayla çalıştırmasa da olur... İspanya Milli Takımı’nın başında adam.
Ahmet Çakar: Cunta bunlar ya. İspanya Milli Takımı cuntadır ya. Aragones bırakır Del Bosque alır. Bunlar hayatlarında hangi takımla büyük işler yapmışlar ya?
“Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Del Bosque” diye başlayan cümle “Bunlar hayatlarında hangi takımla büyük işler yapmışlar ya” diye nasıl bitiyor anlamak mümkün değil...
O başarısız, bu başarısız, öbürü zaten hoca bile değil...
Merak ediyorum Ahmet Çakar kimi başarılı bulur?

Şule Artarlar
12-12-2008, 12:19
Dünyada en iyi oynayan futbol takımıda olsa bazı insanlar bu başarıyı yinede görmemezlikten gelir tesadüf deyip geçiştirmeye çalışırlar işte bu adamlarda bi kaçı....

Bülent Girgin
01-15-2009, 10:23
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Nereden başlamalı ki bu yazıya...
Mustafa Denizli’nin takımın başına geldiği zaman dediği “bu takımın fazlası var, eksiği yok” cümlesinden mi? Yoksa doğrudan Yusuf Şimşek’in transferinden mi?
Geçen hafta Denizli’nin eski göz ağrısı Yusuf Şimşek Trabzonspor’a gitti gidiyor derken Beşiktaş’a transfer oldu.
1975 doğumlu bir futbolcunun 10 numara olarak Beşiktaş’a transferi birçok insanda şaşkınlık yarattı... Bir de Yusuf’un Bursaspor’daki harikalar(!) yaratan performansını düşününce bu şaşkınlık bir kat daha arttı.
16 lig maçının 6’sında oynamayan, 8’inde 90 dakika oynayan, diğer 2 maçta ise toplam 21 dakika forma giyen Yusuf topçuluğunun sonbaharında oldu da bitti maşallah derken, herkesten çok, doğuştan Beşiktaşlı oldu...
Şut atmadığını, kafa vuramadığını, vole vuruşu yapamadığını söyleyen Yusuf Şimşek Denizlispor’dayken çocukluğundan beri Fenerbahçe’liyken, şimdi doğuştan Beşiktaşlı... Çalsın davullar sazlar... Tey tey tey...

Yönetimin başarısı!!!
İşte böylece “sevgili ve saygılı” Beşiktaş yönetimi, cümle alemi kendine güldürecek, tarihe geçecek bir işe daha imza attı...
Bursaspor’a 600 bin euro para, Tuna Üzümcü ve Aydın Karabulut’u verdi Beşiktaş, üstelik bu yılki ücretlerinin tamamını da ödemek şartıyla (3 yıl içinde 500 bin euro öderse geri alabilecekmiş Aydın’ı. Gerçi bu satırlar yazılırken Aydın’ı Bursaspor’a gitmeye hâlâ ikna edememişlerdi). Yusuf’a ise 1.5 yıllık 1 milyon euro...
Yani, habersizce verilen futbolcuları çıkarsan 1 milyon 700 bin euro Yusuf’un Beşiktaş’a maliyeti...
Ancak!
Bilenler bilir... Geçtiğimiz sezon sonunda askerlik sorunu sebebiyle Yunanistan'ın Skoda Xianthi takımıyla görüşen, hatta bir protokol imzalayan Yusuf’un, transfer ücretinin bir bölümünü de peşin aldığı ortaya çıkmıştı!
Askerlik konusuna ilişkin yeni bir düzenleme getirilince Yusuf tabiî ki aldığı peşinatı geri vererek Türkiye’nin yolunu tuttu, ama Skoda Xianthi yönetimi bu durumu kabul etmeyerek FIFA’ya başvurdu (Aynen Ersan Martin’de olduğu gibi. Biliyorsunuz, Ersen Martin’in Recreactivo Huelva ile yaptığı sözleşmeden sonra Trabzonspor kabul etmese de FIFA, Huelva lehine karar vermişti).
FIFA’da olan davaya ilişkin 4 ay içinde karar verilecek. Ve söylenen o ki Yusuf yüzde 99 ceza alacak...
Bu konuya ilişkin benim bildiklerim, duyduklarım bunlar... Eğer yanılırsam özür dilemesini de bilirim...
Ama görünen o ki bu transferde 600 bin euro para ve iki futbolcuyla en karlı çıkan taraf Bursaspor olmuş. Beşiktaş’a ise her zamanki gibi olanlar olmuş... Başkana borç tavana vurmuş...

Bülent Girgin
01-15-2009, 10:23
aferin yönetim !

Şule Artarlar
01-15-2009, 20:31
takımın fazlası var eksigi yok yoldan geceni toplarsak eksik olmaz bizde:)

Aylin Celik
01-20-2009, 10:40
Haysiyetimiz , herseyiz üc paralik oldu ...
Allah'tan bunlara akil fikir dilemek cok olur...
O yüzden Allah bize sabirlar versin, dayanma , direnme gücü versin diyorum......

Bahadır Kasım
01-21-2009, 15:26
kimi alısanız alın artık. ancak hiç olmazsa aldığınız sporculara şart koyun doğuştan beşiktaşlıyım demesinler. belkide beşiktaşlıdırlar, ama her takımda oynadıktan sonra emekliliğinde beşiktaş a gelip bu açıklamaları yapmak hem kulübü hem sporcu kardeşimizi komik duruma düşürüyor.

Samet Sevim
03-12-2009, 13:22
Vardık, varız, var olacağız! *


8 Mart Dünya Kadınlar Günü bu yıl da hafta sonuna denk geldi. Rahatsızlığım sebebiyle 8 Mart kutlamalarına katılamadım. Evde bir “errrkekk” işi yapıp maç seyrettim. Sadece pazar günü değil, hafta sonu seyrettiğim maçlarda takımlardan biri sahaya kadınları kutlayan bir pankartla çıkar diye hevesle bekledim. Tabii ki boşuna...
Cumartesi oynanan Trabzonspor - Konyaspor maçında utangaç bir pankart vardı sadece. Trabzonsporlu futbolcular “Küfürsüz ve şiddetsiz kentte kadın çalışmalarını destekliyoruz” pankartıyla çıktılar sahaya. “8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun” diye yazmak Trabzonlulara yakışmazdı belki de...
Pankartla sahaya çıkma işinin prosedürünü bilmiyorum fakat, diğer takımlar Trabzonspor’un yaptığını bile yapamadı. Mesela Galatasaraylılar “12 Mart Dünya Böbrek Günü”, Fenerbahçeliler “Yeni Kayseri Stadı Türk Sporuna Hayırlı Olsun” pankartıyla çıktı.
Tamam! Böbrek Günü sebebiyle böbrek hastalarına vurgu yapmak ya da Anadolu’nun göbeğinde eksiklerine rağmen açılan muhteşem stat için rakip takıma jest yapmak güzel ve önemli bir şeydir. Ancak gereksiz o kadar gün hatırlanırken, bir yol bulunup Dünya Kadınlar Günü’nü hatırlamamak, kutlamamak o kadar vahim bir durumdur...
Toplumun yarısını kadınlar oluştururken, bu konuyu es geçmek ne Federasyona, ne de takımlara yakışmadı...
Ama futbol erkek oyunu... Zaten böyle olduğu içindir ki küfürsüz stat pek olmaz. 8 Mart’ta yine en çok küfredilenler analar, “avratlar” ve bacılardır.
Bir cinsin belki de en çok hakarete uğradığı yerlerdir statlar. Futbol da bu yüzden erkeklerin dünyasına sığan bir fenomene dönüşür.
Dil bilincin aynasıdır ve tribünlerin bilinci de aslında futbolu yönetenlerin bilincini belirler. Her şeyi düşünüp pankart açma zorunluluğu getiren Federasyon iş Kadınlar Günü’ne gelince tribündeki bilince teslim olur. Hem de bu bilinçle mücadele edeceğini ilan ederek yönetime gelen bir yönetim...
Zaten kadına “kadın” diyemeyen, kadın takımlarına “bayan takımı” diyen bir kültürden de başka bir şey beklenemez...
Evet!
Futbol erkek oyunudur...
Şimdilik...
Not: Yazdığım yazıdan Böbrek Günü’nü gereksiz gördüğüm anlamı çıkmasın. Derdim her günü hatırlayan Federasyonun, Kadınlar Günü’nü es geçmesidir. Ama! Kadınlar Günü Kayserispor’un açtığı stattan çok daha önemli bir mevzuudur. Çünkü 8 Mart kadınların birlik, mücadele ve dayanışma günüdür.

Kadın matematiği
Türkiye, kadınlara “dokunmada” dünya sıralamasında üst sıralarda... 2009 itibariyle rakamlar oldukça “umut verici(!!!)”... Kadınların yüzde 40’ı sürekli dayak yedi... Yüzde 45’ine duygusal şiddet uygulandı (küfür, hakaret, küçük düşürme)... Yüzde 16’sına tecavüz edildi... Tüm bunlara maruz kalan her 3 kadından biri intihara kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık... (Bize ne değil mi? Fener, Beşiktaş ya da Cim Bom maç kaybedince çok üzüldük ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık) Yüzde 9’u daha birer çocukken bile taciz ve tecavüze maruz kaldı... Ama hep sustular... Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı... Erkeklere sorduklarında yüzde 25’i “bazı durumlarda kadın dövülür” demeyi doğal bir şey gibi dile getirdi...
Egemen kültürün yalanlarıyla kadınları erkeklerin kölesi yaptılar ve bu çabalar sonuçlarını vermeye başladı... Artık kadınlar o bildiğiniz kadınlar değil!.. Yüzde 51’i erkekler ile tartışmayı bile “saygısızlık” sanıyor artık... Yüzde 36’sı kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış... Aslında inanmak zorunda kalmış... Yüzde 52’si “erkek kadından sorumludur” diyecek kadar kadınlığını unutmuş... Aslında unutturulmuş... Yüzde 49’u “erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir, benim itiraz hakkım olamaz” diyecek konuma gelmiş... Aslında getirilmiş...
Tüm bu istatistiklerden sonra aslında statlarda bir pankart açmanın çok da önemli olmadığının farkındayım. Benimkisi sadece ileriye dönük bir temenni. Başka bir deyişle; bir adım, bir adım daha...
Not: İstatistikler için Oya Caner’e teşekkürler...





Doğru söze ne denir!
Burcu Aldinç: Hakan Şükür de yorumculuğa başladı. Onu nasıl buluyorsunuz?
Sergen Yalçın: Çok iyi futbolcu olmanız çok iyi antrenör olacağınız anlamına gelmiyor. Aynı şekilde çok iyi yorumcu olmanızı da gerektirmez.
(Sabah - Pazar)

Kriz var!!!
Fuatçım, kardeşim bana zam yap! Haftada minimum 450 dakikalık 5 kötü maç izlettirip işkence yapıyorsun.
(Hıncal Uluç 90 Dakika, NTV)

Baba dediğin böyle olur!
Turgut Özal’ın, büyük oğlum Yavuz üzerinde büyük etkisi oldu ve onu koyu Fenerbahçeli yaptı. Ama küçük oğlumu kurtardım, Galatasaraylı yaptım.
(Mesut Yılmaz 3. Devre, CNNTürk)

Olsun! Biz oynatırız...
Ertem Şener: Baros’tan Nordbank Arena‘da gol veya goller bekliyoruz.
Osman Tanburacı: Baros cezalı, oynamıyor ki nasıl gol atacak?
(Futbolig - Star )


Bugün efkârlıyım...
Yiğidim aslanım, yerde yatıyor.
(Trabzon Taka gazetesi)


Ne sandınız!
Konyaspor Başkanı Mehmet Ali Kuntoğlu: Lig TV Sabri Şener ve Fatih Terim’i gösterdi, beni göstermedi.
Selim Soydan: Televizyona çıkmak için mi başkan olunuyor?
(Ve Gool - TV8)

Ayşegül Alparslan
03-12-2009, 15:07
tek bir gün hatırlasalar ne olur hatırlamasalar ne olur futbol takımlarının ellerinde öyle bir pankartla çıkmaları neyi değiştirecek ki ? bu erkekleri topama kamplarına alıp 40 gün aç susuz bırakıp eğitmeli yoksa başka türlü sonu gelmez bazı olayların kadınları ne kadar eğitirsen eğit ne kadar bilinçli olurlarsa olsunlar karşısındakiler hep hayvan olarak kaldırkları için sonuç aynı olur. ( bu arada lütfen hayvan kelimesini kimse üzerine alınmasın yada canı isteyen varsa alınabilir :D ama sözüm meclisten dışarı )

Ayşegül Alparslan
03-19-2009, 10:44
OOOOOO Del-ga-do...

2006-2007 sezonunda Ülker’in sponsorluğunda Basel’den Beşiktaş’a büyük umutlarla transfer olan Matias Delgado, oynadığı futbolla pek de isteneni veremedi. İlk sezonunu uçaktan korktuğu için deplasman maçlarına gidemediği dedikoduları eşliğinde geçiren Delgado’nun ikinci sezonunda uçaktan korkmadığı da açığa çıktı. Ama deplasman fobisine bir açıklık getirilemedi.
Sezon başında iki İbrahimlerin kavgasında piyango ona çıktı ve takımın birinci kaptanı oldu. Ben de dahil birçok insan buna karşı çıkmıştı zamanında; Delgado’nun kaptanlık vasıflarını taşımadığı noktasında... Rıza’nın, Tayfur’un kaptanlığına alışmış bünyelerimiz belli ki sindirememişti “çıtkırıldım” Arjantinli’nin kaptanlığını...
Oysa şimdi görüyorum ki; o, kaptanlık için biçilmiş kaftanmış...
“Yıldız muamelesi görmek istemiyorum. Yıldızlar gökyüzünde olur, sahada değil” diyecek kadar mütevazı...
“Benim Arjantin Milli Takımı’nda oynamam çok zor. Çünkü benim oynadığım pozisyonda dünya yıldızı olarak sayabileceğimiz oyuncular var ve bu durum benim milli takımda oynamamı imkansız hale getiriyor. Herhalde futbol hayatımın sonuna kadar milli takım formasını giyemem. Benim milli takımda oynama şansım geçmişte olduğu gibi bugün de sıfır. Takımın başına Maradona veya başka bir ismin geçmesi bu gerçeği değiştirmez” diyecek kadar gerçekçi...
Oyundan çıkarken ıslıklandığında “Taraftar haklıdır. Sonuçta onlar da para verip izliyorlar maçı, galibiyet istiyorlar... Bugün o galibiyeti onlara yaşatamadık. Kendi adıma özür diliyorum” diyecek kadar aklıselim...
2006 yılında 4-4-2 dergisine verdiği röportajda “Riquelme bıraktı... Milli takımda oynama şansın var mı” sorusuna “Bekleme listesinde sekizinci sıradaydım, Riquelme bırakınca yedinci sıraya çıktım. Aimar’a rüşvet verirsem, Saviola’yı çekil aradan diye kandırırsam şansım var... diyecek kadar nüktedan...
Ve...
Hacettepe maçında oyundan çıktığında uzatmaları tribündeki ve televizyon başındaki Beşiktaşlılar kadar zor bitirdi. Tırnaklarını yiyerek...
Çok yakın tarihte Güiza’nın, Alex’in, daha önce Colin Kazım’ın oyundan çıktıktan sonraki tavırlarını gördük...
Galatasaray kaptanlarından Lincoln’ün, Hamburg maçında oyundan çıktıktan sonra, Galatasaray’ın simgelerinden olan teknik direktör Bülent Korkmaz’a tavrı bir haftadır tartışılıyor... Daha birkaç hafta öncesine kadar baştacı edilen Brezilyalı için gitsin mi, kalsın mı, oynasın mı, oynamasın mı diye anketler düzenleniyor...
Oysa Delgado, oyundan çıktığı Gençlerbirliği maçından sonra “Maça bizim yerimize giren 3 arkadaşımız oyunun tarihini değiştirdi, maçın atmosferini değiştirdi. Bu galibiyet onlar sayesinde. Zaten şu anda herkesin kafasında şampiyonluk var” diyecek kadar takımı ve Beşiktaş’ı sahipleniyor...
İşte bu yüzden doğru isim Delgado, kaptanlık için...
Futbolculuğu tartışılır, takıma sahada sağladığı katkı tartışılır... Ama insanlığı bence tartışılmaz...
Hani derler ya “önce insan, sonra futbolcu olsun...”
Bunun karşılığı OOOOOO Delgado...

Ayşegül Alparslan
03-19-2009, 10:45
bu yazıyı özellikle barış ve sametin dikkatle okumasını rica ediyorum

Bahadır Kasım
03-19-2009, 13:51
Delgado sadece insani yönüyle sahip çıkılmayı hakeden bir futbolcu. Tebrikler nilay yılmaz.

Bahadır Kasım
03-19-2009, 13:53
Delgado sadece insani yönüyle sahip çıkılmayı hakeden bir futbolcu. Tebrikler nilay yılmaz.

Volkan Kaya
03-19-2009, 14:29
daha iyisini yapabilir biz ondan daha iyisini bekliyoruz 10u seviyoruzz

Samet Sevim
03-22-2009, 11:40
Hayatın Anlamı…

Senin için yazdığım yazıları tekrardan gözden geçiriyorum
Sana duyduğum sevdayı doğru kelimelerle ifade edebilmiş miyim diye
Karşılıksız bir aşkın anatomisini anlatmaya başlayalı çok oldu
Yalnızlıklar liginde….
Alınan her yenilgiden sonra açılan kalp kırıklıkları
Hakemlerin ve federasyonun yanlı kararları umutsuzluğa sürüklüyor ruhumu bedenimi
Sözlüğümden haberdar olacak kadar çok kaldın sevgili, yüreğimde.
Benim “hoşça kal” ım yazılmış yanlışlıkla elveda kelimesinin yerine...
Kim bilir belki de bir hoşça kal en çok bu aşktaki kadar yakışır elveda hanesine...
Bazen sözcükler biz farkına bile varmadan, kayıp gider dilimizden;
bizim bile yerleştirmekte güçlük çekebileceğimiz en uygun yere...
Kelimeler bile kifayetsiz kalır, kimi zaman siyah ve beyaza olan aşkı anlatmaya
Aşk, tek kişilik yaşandığı zaman daha az acı verirmiş insana.
Kalbimizin karşılıksız aşk karnesinde yerini alır hiç utanmadan az acı verenler olarak.
Benim seninle yaşadığım bu olsa gerek.
Kimi zaman kırılgan kimi zaman siyah beyaz çığlıklar atınılası bir hayat
Seni tanıdığımda öğrendim sevilmeden sevmenin güzelliğini.
Siyah zeytinle beyaz peynirin kahvaltı sofrasında başlayan ölümsüz aşkını
Hayatın anlamının siyah beyazdan ibaret olduğunu
Öğrendim.Öğrettim Ve Öğretiyorum.
Bugün senin doğum günün
İyi ki doğdun ve hayatımdasın ve senin taraftarın olmuşum.
Bir yıl daha bitti, ama sakın üzülme zaman çabuk geçiyor diye...
106 yıldır sen varsın yeşil sahalarda
Unutma ki her takım senin geçmişine sahip olmak ve yaşadıklarını yaşamak ister
Geleceğini oluşturacak her yeni gün, Her yeni atılım projeleri ve Yıldırım Demirören’in hayatımızda olmadığı bir yaşam diliyorum.
Bir önceki seneden daha güzel, Şampiyonluk hedeflerimize ulaşacağımız yeni yaşlara BEŞİKTAŞ’ ım
Söylemek isteyip te söyleyemediğim her anlamda senin eşsiz bir takım olmana dair yüreğimdeki tüm sözleri
yeryüzündeki varlığınla yetinebilmeyi ve şampiyon olmasan da her anını seninle yaşamayı öğrenebilmem dileğiyle,
belki de duasıyla,yüreğimle birlikte söküp sana gönderiyorum,
kalbim sende,zamanı gelince sessiz sedasız geri alırım…
Belki İstanbul’da mabedimizde değilim ama bil ki kalbimin en derin yerinde bugünü seninle kutluyorum. Nice yaşlara BEŞİKTAŞIM!!!!
19/03/2009 SAAT: 18.25
NİLAY YILMAZ

Bülent Girgin
07-30-2009, 11:16
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz

Transfer bombaları!

Malum transfer sezonu bir açıldı, pir açıldı... Asla yalan yazmaz basınımızda sezon ortasından beri transfer haberleri havada uçuşuyor... Biraz da gülelim diyerek, bu transfer haberlerini biraz abartalım dedim... Gülelim ağlanacak halimize diye...


- Adnan Polat’ın uçağı rötar yapınca Ibrahimoviç’i Barcelona’ya kaptırmış.

- Henry Tigana’ya hala Beşiktaş’ı soruyormuş. Barcelona’dan ayrılırsam oynayacağım tek takım Beşiktaş’tır demiş.

- Kaka Alex’i aramış, Mehmet Topuz transferi için tebrik etmiş.

- Aziz Yıldırım Berlusconi’den Ronaldinho’yu istemiş, “şu anda partideyim sonra ara” demiş.

- Lampard için Gordon Milne devreye girmiş, fakat kısa devre olmuş. Walsh araya girmese hepsi yanıyormuş...

- Messi “İstanbul’da oynama fikri beni heyecanlandırıyor; o yüzden İstanbul’a gelmek istemiyorum” demiş.

- Drogba’nın babası MSN’de karşılaştığı Madida’ya Beşiktaş’ı sormuş. Madida da “mutlaka gitsin, hele bir de 15. dakikada gol atarsa hepten kral olur” demiş...

- Ze Roberto, Ricardinho’ya Beşiktaş’ı sormuş, “Fener maçlarında oynatmazsanız gelirim” demiş.

- Demirören, Lippi’ye “Mustafa Denizli’yle bu iş yürümezse seni takımın başında görmek istiyorum” demiş. Lippi de “seni bir daha görmeyeyim” demiş...

- Neill 2531202897131050’nci kez Galatasaray’da...
- Saha 303540310804’üncü kez Beşiktaş’la anlaştı.
- Kuranyi 876046387604’üncü kez İstanbul uçağına bindi.

- Pires sonunda İstanbul uçağına bindi, ama Ayasofya’yı görmek için...

- Tores “Türkiye’de futbol oynamayı çok istiyorum, ama henüz erken, birkaç sene daha İngiltere’de kalıp tecrübe edinmek istiyorum” demiş...

- Shevchenko sonunda Fener’le anlaştı. Kiev’e Fenerium açıyormuş.

- Adriano Alex’e Rusya’yı sormuş. O da “manyak mısın oğlum, bana ne soruyosun Love’a sor” demiş...

- Barcelona Eto’o’yu Galatasaray’a verip, karşılığında Sabri’yi istemiş. Galatasaray üste 20 milyon Euro isteyince transfer yatmış.

- Inter’i şampiyon yapmasına rağmen gözü Fenerbahçe’de olan Mourinho, Aziz Yıldırım’ın kendisi yerine Daum’la anlaşmasına çok içerlemiş.

- Julio Cesar Alex’i aramış, ama Alex’in telefonu kapalıymış.

- Malouda, Beşiktaş için Tigana’dan okey almış, fakat çocuklarının okulunu problem etmiş. İsmail Er devreye girip “hiç düşünme bizde nöturdamdesyon diye bir lise var, gel mutlaka” demiş...

- Luis Fabiano Alex’e Türkiye’yi sorunca, Alex “ne lan hepiniz bana soruyosunuz” demiş...

- Real Madrid’in parası bitmiş, Aziz Yıldırım’dan borç istemiş.

- Guardiola kendisine aptal diyen Mourinho’ya “aptal senin babandır” diye yanıt vermiş.

- Seyrantepe kombinelerinin hepsini satan Galatasaray’da Başkan Adnan Polat parayı repoya yatırıp “Ronaldo’yu Madrid’den almak için para biriktiriyoruz” açıklaması yapmış.

- Lucio Inter’den önce Fenerbahçe’yle anlaşmış. Ama Samandıra’ya kilise isteyince transfer yatmış.

Ayşegül Alparslan
12-24-2009, 12:17
17 hafta sonunda sezonun ilk yarısını geride bıraktık. Yılı da bitirmeye günler kaldı. Her yerde 2009 değerlendirmesi, ilk yarı değerlendirmesi yapılıyor... Ben de geçen sene başladığım “yılın enleri”ne bu seneyle devam edeyim dedim. Tamamen subjektif... İşte 2009’dan aklımda kalanlar...
En iyi yerli futbolcuları: Arda, Sercan, Volkan Şen, Ali Turan
En iyi yabancı futbolcuları: Alex, Kewell, Ferrari, Bilica, Makukula, Bobo, Moritz, Julio Cesar De Souza
En büyük hayal kırıklığı yaratanları: Nihat, İbrahim Kaş, Deivid, Nobre, Gökhan Ünal, Tabata, Semih, Önder, Elano, Ayhan Akman, Mehmet Topal, Emre Güngör, Barış Özbek, Caner Erkin, Aydın Yılmaz, Serkan Kurtuluş, Dos Santos, Yusuf, Abdurrahman Dereli, Kamanan, Serkan Çalık, Shin, Ceyhun Eriş, Barış Memiş, Egin Baytar, Tjikuzu, Tony Sylva, Ümit Karan. Bitmeyen sakatlıkları sebebiyle Yattara, Delgado, Linderoth, Mehmet Yıldız, Sezer Badur, Uğur Uçar, Toledo
En iyi yeni transferleri: Makukula, Ferrari, Keita, Adem Sarı, Simpson, Ozan İpek, Turgay Bahadır, Gabriç
Anlaşılamayan transferleri: Bekir İrtegün, Ersen Martin, Erhan Güven, Erkan Zengin, Rıdvan Şimşek
En istikrarlı futbolcuları: Ernst, Ferrari, Lugano, Ekrem Dağ, Bilica, Gökhan Gönül, Ali Tandoğan
Takımı için en önemlileri: Alex, Kewell, Arda, Ernst, Makukula, Volkan Şen, Sercan
En iyi lejyonerleri: Gökdeniz Karadeniz, Fatih Tekke
Çıkış yapanları: Ali Turan, Ozan İpek, Turgay Bahadır,
İlk yarının 11’i: Kaleci: Rüştü (Souleymanou yabancı kontenjanına takıldı)
Savunma: Ali Turan, Ferrari, Lugano, İbrahim Üzülmez
Orta saha: Arda, Ernst, Emre, Kewell
Forvet: Bobo (Makukula), Alex
Bu takım sizce kaçıncı olur?
En iyi teknik direktörler: Tolunay Kafkas, Ertuğrul Sağlam, Yılmaz Vural
Hayal kırıklığı yaratan teknik direktörleri: Bülent Uygun, Erhan Altın
En iyi takımları: Kayserispor ve Bursaspor
En büyük hayal kırıklığı yaratan takımı: Sivasspor, Ankaragücü, Trabzonspor
Sürpriz takımları: İstanbul BB, Kasımpaşa, Antalyaspor
Ümit vaat edeni: Gençlerbirliği
En kötü açılışları: Beşiktaş, Kasımpaşa, Sivasspor, Denizlispor
En iyi açılışları: Fenerbahçe, Galatasaray, Gençlerbirliği
En unutulmaz maçlar: Beşiktaş-Fenerbahçe, Fenerbahçe-Galatasaray, Kayserispor-Bursaspor, Fenerbahçe-Kasımpaşa, Galatasaray-Manisaspor, Galatasaray-Trabzonspor, Kayserispor-Antalyaspor, Beşiktaş-Bursaspor
İlk yarının skandalları: Ankaragücü yönetimine gökten gelen yöneticiler ve zavallı Ankaraspor’un küme düşürülmesi. Ali İpek’in soyunma odasındaki hakaretleri...
En büyük hatası: Beşiktaş’ın Tabata, Nihat ve İbrahim Kaş transferleri
En iyi yönetim: Yok
En kötü yönetim: Denizlispor ve Ankaragücü
İkinci yarı ilk hangi başkan istifa eder: Hiçbiri
Gönderilmesi beklenen ilk teknik direktör: Hakan Kutlu
En iyi tribün: Beşiktaş, Bursaspor, Eskişehirspor
En kötü tribün: Boş tribünler
En güzel gol sevinci: Ekrem Dağ’ın Eskişehirspor kalesine attığı golden önceki sevinci, Kewell ve Elano’nun Gençlerbirliği maçında attıkları golün sevinci
En iyi hakem: Yunus Yıldırım
En kötü hakem: Yardımcı hakemlerin çoğu
En güzel goller: Bobo’nun Manisaspor’a ve Cangele’nin İstanbul BB’ye attığı goller. Elano’nun Kaysespor’a attığı gol.
En güzel asist: Ankaragücü maçında Özer’in Alex’e verdiği gol pası
Yılın sözünü tutmayanı: Aziz Yıldırım
En iyi futbol programı: %100 Futbol
* * *
2009 yılı üzerinden ve sadece futbol değil spor üzerinden bakacak olursak...
Yılın sporcuları: Karin Melis Mey, Hidayet Türkoğlu, Marsel İlhan, Gizem Girişmen, Mustafa Ak
Dünyada yılın sporcuları: Messi, Usain Bolt, Sanya Richards, Jenson Button
Yılın antrenörü: Ertuğrul Sağlam
Dünyada yılın antrenörü: 6 kupalı Guardiola
Yılın takımı: Beşiktaş ile Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı
Dünyada yılın takımı: 6 kupalı Barcelona


Biz de görsek o golleri...
Hücum futbolunun en büyük destekçisi benim. 1-0 veya 2-0 galip gelmektense her zaman 6-5 kazanmayı isterim.
(Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli)

Taraftarı kızdırma!
Bence Atletico favori. Biz tecrübeli bir takımız ve elbette ki turu geçme olasılığımız var ama onların daha önde olduğunu sanıyorum. Çok önemli silahlara sahip futbolcuları olan bir takım.
(Galatasaray kalecisi Leo Franco Marca)

Doğuştan fanatik!
Biz bu takıma gönülden bağlıyız. Futbola amatör başladığım Yücespor’dan beri. O yüzden bizi bu kulüpten tekme tokat kovsalar dahi biz Galatasaraylıyız.
(Galatasaraylı futbolcu Mustafa Sarp)

Şişt!
Makukula çok iyi bir futbolcu. Elbette onu kendime örnek alıyorum. Çok büyük yapısı var. Rakipleri ezip geçiyor. Kimse onu yıkamıyor. Hayvan gibi bir oyuncu.
(Kayserisporlu futbolcu Ömer Şişmanoğlu)

Jetlag olmayan Brezilyalı aranıyor!
Jetlag olan Brezilyalıları transfer etmemek lazım.
(Galatasaray Kulübü Üyesi Murat Ece)

Kandırmışlar seni!
Galatasaray’daki arkadaşlarımla sürekli konuşuyorum. Bana ‘yerin dolmuyor’ diyorlar.
(Cassio Lincoln)

Ertürk Yıldırım
12-24-2009, 12:24
Biz de görsek o golleri...
Hücum futbolunun en büyük destekçisi benim. 1-0 veya 2-0 galip gelmektense her zaman 6-5 kazanmayı isterim.
(Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli)


:D:D hahaha kooptumm bee :)

Mustafa Balcılar
12-24-2009, 13:35
:D:D hahaha kooptumm bee :)

1-0 ı anladımda 2-0 nezaman kazanmış.

Mustafa Balcılar
12-24-2009, 13:36
17 Şişt!
Makukula çok iyi bir futbolcu. Elbette onu kendime örnek alıyorum. Çok büyük yapısı var. Rakipleri ezip geçiyor. Kimse onu yıkamıyor. Hayvan gibi bir oyuncu.
(Kayserisporlu futbolcu Ömer Şişmanoğlu)



hayvan gibi oyuncu :kisne::kisne::kisne:

Bülent Girgin
03-04-2010, 15:17
http://i.milliyet.com.tr/YazarResimleri/fft6_mf3359.JpegNilay Yılmaz


Bahis oyunlarından geçilmiyor ortalık... Yurt içi, yurt dışı, iddaa, ganyan falan filan...
Telefon kayıtlarından öğreniyoruz ki, futbolcular kendi takımlarının yenilmeleri üzerine oynayıp, parayı götürmenin derdinde... Futbolcusu, bu işten ekmek yiyeni böyle olunca halk ne yapsın...
Yaşlısı, genci, erkeği, kadını, futbolu bileni, bilmeyeni iddaa yani para kazanma peşinde...
Erkeklerin en sevdiği kadın sesi iddaanın makinesindeki “Tebrikler ikramiye kazandınız” sesiymiş. Muhtemelen kadınların da öyledir... Çünkü söz konusu olan; para para para...
Canlı sonuç veren sitelerin forumlarından derledim aşağıdakileri... Maç oynanırken yapılan yorumlardan... Gülelim ağlanacak halimize diye...

- Hadi Burrryyy bu maçı al, imza toplayıp seni bir üst lige aldırcaz.
- Kalemin mürekkebi biteydi de en son maç olarak bu maça oynamasaydım. Üst müst olmaz artık.
- Arpacık kumrusu gibi ne düşünüyon AEK bastır!
- Ya arkadaşlar şu maçlar başlamadan biriniz bilyoner hesabıma 1 lira atabilir mi? Söz veriyorum yarın ödeyeceğim. Lütfen şu an gidemiyorum. Yarın söz veriyorum ödeyeceğim. Yalnızca 1 lira.
- Kardeş patron yok. Sefte yapmadık. Kardeş valla yarın göndericem ya... 1 lira yok mu kimsede?
- Beyler ...... Nolu hesabıma 1 Yl atabilecek arkadaşımız var mı? Yarın iade ederim.
- Ya arkadaşlar burada dilenciler mi dolaşıyor?
- Kardeş adam gibi 1 lira istedik. Hesap da para kalmadı. Yarın göndericez diyoruz ne dilenmesi.
- Git misli’ye, oley’e üye ol. Sana orada 1 TL versinler.
- Ağlamak istiyorum, araba param gitti.
- Bu maç 1-1 bitsin iddaayı bırakırım.
- Bırakma kardeş ben sana 4 maç vereyim. Bu akşam 5 lira bas, 50 lira al.
- Vallahi yazık günahtır, oynamayalım şu iddaayı. Ne de olsa haram para.
- Gözünün yağına ekmek süreyim Auxerre al şu maçı...
- Hadi Sochox hadi be atarsan sen atarsın.
- Yarına yemek parası kalmadı valla. 2 TL kalmış. Şampiyonluk gidiyor diyecem diğer rakibi de yeniliyor asılmazlar şimdi maça yaa :((((((((((((((((((((((
- Saldırın saldırın saldırıııınnnn üst olması için saldırııınnn.
- 8 de 7... 5 e 250... Yapma ne olur ya... Ulan bu yaşta yalvarttın ya beni... Atsana lannnnnnnnnnnnnn.
- Beni yaktın sen de yan Paok
- Porto yarın sınavım var. Uğraştırma kendinle at bi gol hemen. Son maçımsın.
- Bu haftaki bütün maçları satın almışlar. Bizde de ne şans var hep satılmış maçları ekledik kuponlara... Zararımızz çok büyük.
- 2 haftadır veriyorum yakıyor. Allahın izniyle her hafta oynayıp düşürücem bu Parma’yı.
- Hakem Alkmaar’a oynamış .
- Corti ben 1 TL kaybediyom, sen milyon euroları kaybediyon at lannn...
- Rijkaard alt oynamış belli.
- Bir daha Tottenham’a oynarsam eşekler kovalasın beni!
- Alt oynuyoruz 8 gol çıkıyor, üst diyoruz tık yok. Anlaşılan iddaa bizi bırakmış, biz iddaayı bırakmıyoruz hâlâ.
- Her seferinde bırakıcam diyom şu iddaayı ama olmuyo işte. Bırakılmıyor...
- Allah belasını versin uyuşturucu gibi bağlamış iddaa milleti. İnsan oynamadan duramıyor, oynasa kaybediyor, kaybettikçe de daha çok oynayası geliyor...
- İnsallah arkandan köpekler kovalar Auxerre...
- Napoli atar bu maç 2-2 biter. Yeter ulan hep iddaa mı kazansın, bir kere de biz kazanalım... Ne derseniz deyin bu maç 2-2 bitecek. Bu sefer ben kazanacağım.
- Daha ilk yarı başladık satılık Feyo diye. Şimdi peş peşe 2-3 gol atsa, ‘aslanım Feyo, koçum Feyo’ diyecez. Azıcık sabırrr.
- Hadi Feyenord utandır bizi. Utanmak istiyorum Feyenord hadi yavrum.
- Chester abicim hemen bir gol atıyorsun ilk yarı. Yoksa fena yapıcam...
- Aklını başına al Newells Old! Çevir bu maçıııııııııııııı.
- Hadi be Banfield, ben banko 1 bastm 1 tane atarsın sen. Hadi aslanım stresle de olsa al.
- Ya bana 700 tl borç verebilek var mı? Yoksa ben bu bahise devam edip, daha da batacamm. Arkadaşlar kira parası verdi, onu yedim. Bir yardım edin, vallaha öderim parayı geri..
- Gençler bu iddaa sistemin sömürü aracı. İnsanların umutlarını sömürüyor şerefsizler. Bu işte hep kasa kazanıyor. İşi hastalık derecesine getirenlerin durumu çok kötü. Zararın neresinden dönülse kardır. Heleki çoluk çocuğu olanlar lütfen bu illetten kurtulun. Benim bir sitede 250 tl kaldı onu da bitirdikten sonra bu işi bırakıyorum. Demem o ki herkes kurtarsın kendini bu illetten. Kahrolsun iddaa ve onun işbirlikçileri...
- Şu maç berabere bitsin bu işi ben de bırakıcam.
- Bu maçta en az iki gol olmasın ben de iddaayı bırakırım
- Bu maç üst olursa ben kırmızı oje sürerim elime ayaklarıma hahahah...
- Manu alman lazım, yoksa yakarım. Bütün hepsi tuttu, bi sen kaldın. Yedek medek dinlemem.
- Atmayın lan daha! 2-3 gol yazdik.
- Ocağın sönsün Sampdoria... Tüm gollerin ofsayt sayılsın... Kulüp başkanın Yıldırım Demirören olsun... :D: Sag kanadına Sabri gelsin inşallah...

Erhan Küçük
03-04-2010, 17:20
!!!!! Ocağın sönsün Sampdoria... Tüm gollerin ofsayt sayılsın... Kulüp başkanın Yıldırım Demirören olsun... Sag kanadına Sabri gelsin inşallah... !!!!

Çok güzel olmuş,cuk oturmuş..Bonus olarak Denizliyide verelim:ok::P: