PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Orhan Yıldırım


Bülent Girgin
06-04-2008, 20:27
Beşiktaş Sivok’u aldı. Bonservisiyle toplam maliyet 9 milyon Euro’yu aştı. Çek futbolcu, Udinese’nin malıydı. Yani sıradan bir İtalyan takımında bile oynayamadı, ülkesine kiralık olarak geri gönderildi. Beşiktaş’tan başka isteyeni de olmadı.
Çek Milli Takımı’nda da doğru dürüst yer bulmuş değil. Hani R.Madrid’den, Barcelona’dan, B.Münih’ten ya da Chelsea’den oyuncu alırsın da o rakamlara anlarım. Kariyerinde hiçbir başarısı bulunmayan, büyük takım tecrübesi olmayan sıradana bir defans oyuncusuna bu rakamların verilmesi, bir çok kuşkuyu beraberinde getirdi. Geçtiğimiz sezon önerilen yıldız isimler maliyeti yüksek diye alınmamıştı. Ancak hepsi birer kariyerdi, yıldızdı. Sivok ismini, transferden önce Türkiye’de ve de Avrupa’da acaba kaş kişi biliyordu.
Burada birşeyler döndüğü ortada. Bir çok şey duyuyoruz, ancak elimizde delil olmadığı için yazamıyoruz; şimdilik! Ancak Sinan Engin’e bir şey sormak lazım. Engin transferler gündeme geldiğinde, “Çok ucuza, kaliteli oyuncular aldık. Hepsine kefilim” demişti. Sayın Engin, ucuz dediğiniz bu mu? Hadi diyelim size göre ucuz. Peki ya kalite? Şimdi bu Sivok, işe yaramaz diye gönderilen Diatta ve Baki’den daha mı kaliteli? İtalya’da tutunamamış birinin, Beşiktaş’a vereceği ne var? Bu sezon Ertuğrul Sağlam dış transfere haklı olarak karıştırılmadı. Yönetim geçen yılki hatalardan sonra, Sağlam’a sadece bilgi verdi. Bize ters gelen, nasıl olup da bir teknik direktörün bunlara göz yumduğudur.
Beşiktaş transferde yine büyük yanılgılar içinde. Bu anlayış ve kafa ile ortaya saçılan paralar sadece borcun artmasına yardımcı olur. Oysa böyle büyük bir takıma, bu paralarla alınan futbolcunun adını kimse tartışamaz olmalıydı. İtalya ve Yunanistan Ligleri’nden artık kalan oyuncuları kurtarıcı diye tanıtmak; camianın ağzına bir parmak bal çalmaktır. Her yıl benzer yazıları yazmaktın bıktık, usandık, sıkıldık.. İnşallah bu sene, yanılır çıkıp özür dileriz. O günü umutla bekliyorum.



Orhan Yıldırım

Bülent Girgin
06-04-2008, 20:31
aldigimiz dünya çapinda yildiz futbolcu ve sayin genel menajerimiz hakkinda nasil böyle seyler yazilabiliyor ?hem "Burada birşeyler döndüğü ortada" da ne demek ?Besiktas düsmanligimi yapiyorsunuz ?:D

Sercan Kandemir
06-04-2008, 21:02
ya resmen bizi kötülemek istiyorlar....adami tanimiyorsun bilmiyorsun oyun stilini hic görmemisin hemen tasliyorsun...kez allah askina ya....icine ediyim bu medyanin....

Bülent Girgin
06-04-2008, 21:04
ya resmen bizi kötülemek istiyorlar....adami tanimiyorsun bilmiyorsun oyun stilini hic görmemisin hemen tasliyorsun...kez allah askina ya....icine ediyim bu medyanin....

ya sercan yaziyi okudunmu sen ? ben bu adami sevmem ama iyi konularda dogru seyleri yazmis :D hemen medyaya laf söyleme yani

Sercan Kandemir
06-04-2008, 21:49
ya sercan yaziyi okudunmu sen ? ben bu adami sevmem ama iyi konularda dogru seyleri yazmis :D hemen medyaya laf söyleme yani

abi öyledir ama... medya bu güne kadar hep bizi kötüler drpic konusu vardiya hani...oda dogru degildi baska bir futbolcuydu besiktas en kötü düsmani medyadir

Barış Aygün
06-04-2008, 22:01
9mılyon mu yuhhh!! çüşşş!!! ohaaa!!! yavaş!!!!!

Salim İnce
06-05-2008, 07:24
Ya kardeşim sanane isteyen istediğini alır veya satar. Sıradan bir takımda tutunamadı ülkesine döndü diyorusun. Bu normal bir şey. Yaşadığı yere takım arkadaşlarına uyum sağlayamamıştır. Kendi ülkesine dönmüştür. Bu tansfer edilmeden önce kimse tanımıyor demiş bay bilgin. Tello transfer edildiğinde o adamı kaç kişi tanıyordu. Adamın ismiyle bile dalga geçilmişti. Burda bir şeyler dönüyor demiş. Ne dönüyor açıklayın yazın bizde bilelim. Ha elinizde delil yokmuş o zaman çıkıpta hiç konuşmassın. Burda birşeyler dönüyor diyemezsin...

Nihal Aslan
06-05-2008, 09:58
aaaaaaaaaaaa neler oluorda haberımız yok ya ....ama su donunu cıkaran adamıda bunlar yuzunden alamadık neymıs poposunu gostermısmıs ....yazılanların cogu dogru olabılır ama daha hıc performansını gormedıgınız bır futbolcuyu en bastan kötüleyıp moralını bozmakta ayıptır

Mehmet Erhan
06-05-2008, 10:04
yaa fener maldonadoyu alır fos çıkar, ses yok...g.saray barussoyu, linderothu, lincolnü getirir fos çıkar ses yok...biz sivoku alıncamı hemen sallamaya başlıyorlar...bu adamı kaç kere izlediler acaba veya Beşiktaş'ta kaç maça çıktı da ne yaptı...kendi kalesine gol mü attı, yan gelip yattı mı yoksa takımda huzursuzluk mu yarattı...adam daha formayı giymeden başladı şerefsiz herifler çamur atmaya...hele biraz sabır yahu... bekleyin biraz...belki çok iyi çıkacak ve cisseyi bile sollayacak...sonra çek cumhuriyeti milli takımına da çağrılmış...boş adam değil demek ki...para konusuna gelince holosko için de çok diyorduk...hatta bobo için 2 milyon euroyu bile çok gördük transfer ederken...ama durumları ortada...hiç boşuna çene etmesinler...sivok bize faydalı olacak ve o konuşanlar utanıp ağızlarını bile açamayacaklar...ben inanıyorum buna...

Ayşegül Alparslan
06-05-2008, 11:57
nasıl benim sivok'um için böyle şeyler söylersiniz yaa :)) ama anlamadığım hangi koşullarda bize 9 milyona mal olmuş oluyor tamam yönetimin çokca salakça hareketleri var yok değil ama bu kadarda olmaz

Sercan Kandemir
06-05-2008, 23:47
yaa fener maldonadoyu alır fos çıkar, ses yok...g.saray barussoyu, linderothu, lincolnü getirir fos çıkar ses yok...biz sivoku alıncamı hemen sallamaya başlıyorlar...bu adamı kaç kere izlediler acaba veya Beşiktaş'ta kaç maça çıktı da ne yaptı...kendi kalesine gol mü attı, yan gelip yattı mı yoksa takımda huzursuzluk mu yarattı...adam daha formayı giymeden başladı şerefsiz herifler çamur atmaya...hele biraz sabır yahu... bekleyin biraz...belki çok iyi çıkacak ve cisseyi bile sollayacak...sonra çek cumhuriyeti milli takımına da çağrılmış...boş adam değil demek ki...para konusuna gelince holosko için de çok diyorduk...hatta bobo için 2 milyon euroyu bile çok gördük transfer ederken...ama durumları ortada...hiç boşuna çene etmesinler...sivok bize faydalı olacak ve o konuşanlar utanıp ağızlarını bile açamayacaklar...ben inanıyorum buna...

AYNEN 10 NUMARASIN ABI YA:D RESMEN AGZIMDAN KONUSTUN. O HUYSUZ LARA AGIZLARINA DIKA DIKA GÖZLERININ ÖNLERINDE GÖSTERECEGIZ!!!! SIVOK IYI ADAMDIR PAHALI OLABILIR AMA PROBLEMREMIZI CÖZEBILIR!!!!!

Bülent Girgin
07-05-2008, 10:53
http://foto.fanatik.com.tr/Yazarlar//orhanyildirim.jpg
Orhan Yıldırım

Kampta yaşanan olay, birikimin patlamasıdır. Bir başıboşluluk var. Kimse kimseyi takmıyor. Teknik ekibin oyuncular üstünde ağırlığı yok. Sağlam, teknik direktör havasından çok, takımın yaşlı oyuncusu gibi. Kendisini hiç tanımayan biri gelip idmanı izlese; “Bu takımın hocası yok mu” diye düşünür.
Menacer Sinan Engin ise kendi halinde. İçerde disiplini kuramadı. Oyuncular arasında iletişim, medya ile olan diyaloglarda hep geride kaldı. Yaşanan istenmeyen olaylara başında değil de, sonunda müdahale etme yolunu seçti. Ve yönetim. Kafile başkanı olarak kampta bulunan Genel Sekreter Kenan Öner, bizzat icraatın içinde olmadı.
Ve yine en kolay yol seçilip, oyuncular kadro dışı bırakıldı. Bu durumda cezalandırılan olaya adı karışanlar değil, kulüptür. Her şeye rağmen Üzülmez gibi tecrübeli bir kaptan ve bana göre Türkiye’nin en iyi 3 stoperinden biri, şampiyonluk bekleyen takımın kampından gönderilmez. Basarsın en ağır para cezasını, otururlar yerlerine. Bir de kendini kurtarma adına Sinan Engin’in yaptığı açıklama komedi tiyatrosunu andırdı.
Bu elbette bir tarz, ancak futbolcuya ne verirsen onu alırsın. Ortada Levent Kızıl örneği var. Kızıl, Milli Takım kampında bütün bunlara çok iyi örnek oldu. Bugün tez haline gelip kulüplere öğretilmesi gerekir. Kızıl, “Yemekten sonra kimse yerinden kalkmıyor, saatlerce muahabbet ediyor. Gülüyor eğleniyor. Başarının arkasında bu ortam var” demişti. Kızıl ve Fatih Terim kampı ziyarete gelecek, bir-iki gün daha kalmasını sağlayıp, ‘ders’ alın! Şimdi böyle bir kamp ortamında asıl suçlu kavga eden iki takım kaptanı mı, yoksa sadece adları olan yönetim, teknik ekip ve menacer mi?
Karar sizin.

Adnan Direnç
07-06-2008, 12:53
hakkatten çok doğru

Bülent Girgin
07-17-2008, 07:43
http://foto.fanatik.com.tr/Article/2008/7/7_222119_ertugrul1707bb.jpg


Bir tarafta şampiyonluk bekleyen camia, diğer yanda bir çok eksiği olan takım var ortada. Ancak tribün desteği, takımın forması, başarıya aç oyuncularla Beşiktaş şampiyonluğa ulaşabilir.

Beşiktaş’ın Avusturya’da yaptığı hazırlık kampının ilk etabını değerlendirmek için henüz erken. Zira, 15 günlük süre içinde yapılan çalışma ve 4 hazırlık maçında geleceğe yönelik bir durum netleşmedi. Ancak kamptaki ayrıntılara baktığımızda, genel fotoğraf çekme imkanımız da yok değil...

Gölgede kaldı
Kampın daha ikinci günü takım kaptanları arasında çıkan kavga ortamı gerdi. Burada bize göre en büyük suç Ertuğrul Sağlam’ındır. Zira takımda disiplin, düzen ve kural yok. Şimdi düşünün iki takım kaptanı öğle kavga ediyor. İdmanda sürtüşme yaşanıyor. Akşam yemeğinden önce ve sonra olaylar çıkıyor, ancak teknik patronun kılı kıpırdamıyor. Sadece Üzülmez’e, “Ben Toraman ile konuşurum” demekle yetiniyor.
Böyle bir olay mesela; Fatih Terim, Daum, Lucescu gibi hocaların olduğu yerde yaşanabilir mi? Asla...
Çünkü adı, kariyeri ne olursa olsun kimse buna cesaret edemez. Sen oyuncularını başı boş bırakırsan, sonucu da böyle olur.
Sadece Sağlam değil... Genel sekreter ve menacer de kampta. Ama takan, eden yok. Futbolcuya dayalı düzen kurulmasında baş sorumlu teknik ekiptir.

Ağır idman, doğru idman mı...
Genelde günde üç idman yapıldı. Sabah kros ağırlıklı, öğle salonda kondisyon ve akşam topla çalışma...
Ağır ve uzun süren çalışma temposu, acaba doğru hazırlık mı tartışılır. Bu süre içinde bir kez olsun taktik idmanı yapılmadı. Bir duran top, yan top, korner, baraj, frikik idmanı henüz görmedik. Bir yıldır bağırıyoruz, bu takıma iyi bir kondisyoner lazım diye. Milli takıma Amerika’dan kondisyoner ve fizik güç uzmanları getirilmesinin karşılığını gördük.
Örneğin Uğur İnceman kampa katıldı. Bu süre içinde oyuncular 11 günlük idman yapıyorlardı. Bu da en az 30 antrenman demek. Bu oyuncu gelir gelmez takıma katıldı doğal olarak adelesi attı... Bunun gibi örnekler çok.

Yabancılar ve yeniler ümit vermedi
Herkesin merak ettiği konu yeni yabancılardı. Yüksek maliyetlerle alınan Zapotocny, Sivok ve bonservisi elinde olan Seriç... Sivok aynı zamanda Çek Milli Takımı’nda yedekteydi EURO 2008’de... Bu oyuncu hakkında çok olmulu şeyler duyduk. Ancak henüz hiç bir şey göremedik. Çok iyi çalışması dışında maçlarda en çok hata yapan isimdi. Ne yerden var, ne havadan. Kademe anlayışı sıfır. Adam markajında yok. Sürekli ofsaytı bozuyor. Hücuma katkısını da göremedik. Zapotocny’nin görünümü ile sahadaki verimi arasında dağlar kadar fark var. Nedense ürkek ve kendine güveni yok. Topu uzun paslarla oyuna sokma düşüncesini başaramıyor. Biraz da ağır. Ve Seriç... Şu bir gerçek, çok iyi bir sol ayağa ve geçmişte iyi kariyere sahip. Ama bunları Beşiktaş adına veremedi. Yabancıların ilk etaptaki karneleri zayıf! Şunun da altını çizmek lazım. Bu oyuncular kafileye geç katıldılar. Hazır değiller belli. Ancak Sivok milli takım kampından geldiği için, daha farklı olması gerekirdi. Yine de iyi niyetle bekleyip, zaman tanımak lazım.
Yerli oyuncularda ise Ekrem Dağ çok iyi niyetli. Çalışkan. Her iki kanatta da görev yapabiliyor. Fakat vasatın üstünde bir yetenek mi derseniz, değil. Aynı kulvarda görev yapan Serdar Özkan, Ali, Aydın, Tello gibi isimlerden üstün değil.
Tuna Üzümcü ise belli ki kulübeye alınmış. Yaşı genç olsa PAF’ta da oynar diye düşündük ama o da geçmiş. Beşiktaş’ta forma şansı bulacağını hiç sanmıyorum.
Uğur İnceman’ı Vestel’den tanıyoruz. Yetenekli. Savunmanın önünde iyi bir alternatif olabilir. Ancak Vestel ile Beşiktaş’ta oynayıp, aynı performansı gösterip-gösteremeyeceği de ayrı bir konu. Fakat çok çalışkan, profesyonel biri.

Alttan gelen gençlere bir bakalım...
Emre Özkan’ı ayrı yere koyalım. Bu oyuncu geride alınan yabancılardan daha iyi durumda şimdilik. Takımda kalıp, cesurca şans verilirse daha da iyi olacağı bir gerçek. Çok akıllı, hızlı, iyi düşünüp oynayan yapıda. Tek eksiği arkasına atılan toplarda pozisyon vermesi. Batuhan kendini toparladı. O ‘haylaz, yaramaz’ çocuk gitmiş, yerine daha olgun ve istekli biri gelmiş. Bravo. Böyle devam ederse, çok farklı bir santrfor geliyor. Çeşitli takımlarda oynayan Can, Sezer, Rıza ve Ergün iyi niyetle çalıştılar. Fakat bu oyuncuların A takımda alternatif isim olmaları zor görünüyor. Kapasiteleri ölçüsünde çalıştılar fakat, yine de 26 kişilik kadroyu zorlamada geriler.
Kampın son durumunu özetlersek, şampiyonluk bekleyen camia, diğer yanda bir çok eksiği olan takım var ortada. Ancak liglerin başlamasına bir aydan fazla süre var. UEFA’da ilk tur maçları zayıf rakiplere karşı oynanacağı için sorun yok. Artık bütün iş teknik ekibe kaldı. Yönetimden hangi oyuncuyu istedilerse, alındı. Sağlam basın toplantısında bizzat böyle söyledi.
Şahsen Sağlam’ın başarılı olacağını hiç düşünmüyorum. Beşiktaş’a erken geldi. Ancak tribün desteği, takımın forması, başarıya aç oyuncular ve bu eksikliğe rağmen şampiyonluk kupasını kaldırabilirler.

Matias’a bel bağlamak
Bir saptama da kaptan konusunda... Bükreş maçında gördük. Koşan, mücadele eden, agresif oynayan bir takım karşısında Beşiktaş bocalıyor. Bunda en büyük etken Delgado. Arjantinli için zemin iyi olacak, ıslak, kar, buz olmayacak. Rakip de sert futboldan uzak duracak. O zaman yeteneklerini çok iyi kullanıyor. Takımı yönlendiriyor. Böyle ortamın her maçta olmayacağı gerçek. ‘Ya Matias sakatlanırsa’ diye düşünmek lazım. Çünkü bu işi yapabilecek başka biri yok. Geri kalan bütün oyuncular, ‘kibrit kutusu’ gibi aynı ebatlarda... Yapılacak en akıllı iş, gerçek bir 10 numara daha alınması. Diğer yabancılar ne olur, orası bizim işimiz değil!

Kampın yıldızı: Matias DELGADO
Toraman ile Üzülmez’in kavgası sonrasında yönetim ve teknik heyet takımı Matias Delgado’ya emanet etti. Genç yaşına rağmen, takım arkadaşlarıyla kısa sürede yakınlık kurdu, sıkıntılarını dinledi. Sahada da teknik heyetin bir dediğini iki etmeyen Delgado, yeni sezona damgasını vurabilir.

Kampın hayal kırıklığı: Filip HOLOSKO
Beşiktaş taraftarının yeni sezonda büyük umut bağladığı Slovak yıldız, yaşadığı sakatlık nedeniyle bir süre takımından ayrı kaldı. İyileşen ve Steaua Bükreş ile oynanan son maçta ilk 11’deki yerini alan Holosko, ikinci etap çalışmalarını dört gözle bekliyor.

Kampın olayı: Toraman & Üzülmez kavgası
Avusturya kampının henüz başında patlak veren olay nedeniyle iki futbolcu da takımdan uzaklaştırıldı. Delgado’nun kaptanlığa getirilmesinin ardından ekibin morali üst seviyeye çıktı, tatsız olayın şoku atlatıldı.

Orhan Yıldırım

Bülent Girgin
07-17-2008, 07:45
Kampın daha ikinci günü takım kaptanları arasında çıkan kavga ortamı gerdi. Burada bize göre en büyük suç Ertuğrul Sağlam’ındır. Zira takımda disiplin, düzen ve kural yok. Şimdi düşünün iki takım kaptanı öğle kavga ediyor. İdmanda sürtüşme yaşanıyor. Akşam yemeğinden önce ve sonra olaylar çıkıyor, ancak teknik patronun kılı kıpırdamıyor. Sadece Üzülmez’e, “Ben Toraman ile konuşurum” demekle yetiniyor.
Böyle bir olay mesela; Fatih Terim, Daum, Lucescu gibi hocaların olduğu yerde yaşanabilir mi? Asla...
Çünkü adı, kariyeri ne olursa olsun kimse buna cesaret edemez. Sen oyuncularını başı boş bırakırsan, sonucu da böyle olur.
Sadece Sağlam değil... Genel sekreter ve menacer de kampta. Ama takan, eden yok. Futbolcuya dayalı düzen kurulmasında baş sorumlu teknik ekiptir.

sonuna kadar hakli ! (belki buda benim yorumlarimdan alinti yapiyordur :D )

Ayşegül Alparslan
07-17-2008, 08:24
ne yapsaydı yani adam ağızlarına bibermi sürseydi? karşısındakiler eşek kadar olmuş neyi yapıp neyi yapmayacalarını bilmiyorlarsa ne kadar üzülsemde yolları açık olsun

Ata Arslanoğlu
07-17-2008, 11:45
Bu fanatik muhabiri Orhan Yıldırım'da ne zaman görsem devamlı oyuncuları kötülüyor.Durun daha bismillah yeni transferler hazırlık maçında bile karar veriyor kötü oyuncu olduğuna hayret bir şey.İtalyanlar en iyi defans yapan ülkedir buna rağmen yabancı defans almayı uygun görüyorlarsa vardır bir bildikleri.Zapotocny kötü oyuncu olsa Udinese almazdı zaten onu.Ben Zapotocny'nin çok iyi bir oyuncu olduğuna inanıyorum, keza 4 veya 5 maçını izlemiştim.Seric görüşlerine katılıyorum sol ayağı çok iyi ama bir kaç hafta sonra takıma uyum sağladığında daha iyi işler çıkaracaktır.Sivok'u tanımıyorum neyse bekleyip görecez.

Bülent Girgin
07-22-2008, 07:55
http://tbn0.google.com/images?q=tbn:orgspebOzrGnYM:http://foto.fanatik.com.tr/Yazarlar/orhanyildirim.jpg

http://foto.fanatik.com.tr/Article/2008/7/7_222824_toraman2207bb.jpg

Üzülmez de, Toraman da yaptıklarının farkında. Takım için çok önemli isimler. Yapılacak iş belli: para cezası yükseltilmeli, ikisi de kulübe kazandırılmalı.

1 Kadro dışı kalan İbrahim Üzülmez ile İbrahim Toraman affedilmeli mi?
Takım kaptanları İbrahim Üzülmez ve İbrahim Toraman’ın yaptığı hareketler yakışmadı. Zaten bunun farkındalar. Hatalarını anlayıp özür dilediler. Af bekliyorlar. Ancak burada suçlular var. Önce kampın kafile başkan Kenan Öner. İkinci sırada Ertuğrul Sağlam ve son olarak da Sinan Engin. Öğle yaşanan ilk olayın ardından her iki oyuncuyu çağırıp, gerekeni yapabilirlerdi. Oysa, Sağlam bu konuda tecrübeli. Scala döneminde, Başkan Bilgili, takımın huzurumu bozup gruplaşmaya neden oluyor gerekçesi ile Zürih’teki kamptan gönderip, Samsun’a takas olarak vermişti. Üzülmez ve Toraman’ın kesinlikle bu takımda kalması lazım. Üzülmez, sol kanatta yine forma giyerdi. Toraman, ligde yerli olarak Servet ile birlikte en iyi iki stoperden birisi. Yapılacak iş; gerekirse para cezasını 150’den 300 bin YTL’ye çıkartmak. Zaten kaptanlık apoletleri söküldü. İkisi de affedilip kampa götürülmeli. Aksi durumda fatura oyunculara değil, kulübe kesilmiş olur. Sezon içinde bu takım, iki oyuncuyu da çok arar. Pascal örneği gibi, her kötü sonuçta dillere beste olurlar.

2 Geçen sezon savunmasında sıkıntı yaşayan Beşiktaş’ın defansı bu sezon ne durumda?
Teknik ekip, büyük bir yanılgı içinde. Geçen yıl Beşiktaş savunması eleştirildiği kadar kötü değildi. Asıl sorun orta alandaydı. Delgado ve Ricardinho sadece ofansif oyunda kaldılar. Serdar Kurtuluş hep sakattı. Cisse, yalnızları oynadı. Biraz Tello ve Serdar Özkan geriye yardımcı olmaya çalıştı o kadar. Arkadan çıkan her top duvara çarpar gibi geri döndü. Orta alanda rakiplere karşı bu kadar açık verirsen, arkadan sıkıntı yaşarsın. Sağlam, bunlara rağmen savunmaya üç yabancı aldırdı. Aslında aynı dili konuşmaları avantaj. Bir o kadar da, diğerleri ile anlaşamamakta dezavantaj. Alınan oyuncuların kalitesinden şüpheliyim. İlk etapta gördüğümüz durum şu, çok profesyonel, istekli, iyi niyetli oyuncular. Ama sahadaki performansları bunun tam tersi. Şöyle örnek verirsek daha da iyi anlaşılır. Sivok; Toraman’dan, Zapotocny; Gökhan Zan’dan, Seriç; Üzülmez’den çok gerideler. Genç Emre Özkan bile hepsinin önünde. Hazırlık maçlarındaki görüntüleri bu. Defansa; tedavi yapılsa da yanlış teşhis yüzünden henüz çare bulunamamış durumda.

3 Transferi büyük ölçüde bitiren Beşiktaş’ın kadrosu, şampiyonluk için yeterli mi?
Beşiktaş’ın kadrosu geçen yıl da şampiyonluk için yeterliydi, şimdi de yeterli. Hakem ve kenar yönetim kayıp puanlarda yaptıkları yanlışlarla birbirleriyle yarıştılar. Burada sorgulanması gereken teknik ekip. Öncelikli olarak kondisyonere ihtiyaç var. Bir inat uğruna alınmıyor. Bu, Mutlu Topçu’nun yapacağı iş değil. Sağlam da sadece teknik konulara girmeli. Tıpkı, daha önce bu takımı şampiyon yapmış, Milne, Daum ve Lucescu gibi. Kadroda giden ve gelenlere baktığımızda fazla bir değişim söz konusu değil. Mesela Baki gitti, yerine alınan Tuna daha da geride. Ekrem takıma artı güç verecek yapıda değil. Uğur İnceman’ın akıbeti, Burak ya da İbrahim Akın gibi mi olacak kestirmek zor. En belirgin özellik, kulübenin zenginleşmesi. Sağlam, alternatifli kadroya sahip oldu. Rakibe göre, kadro seçeneği mevcut. Örneğin, Serdar Kurtuluş - Uğur ikilisi çift ön libero oynar. Cisse, savunmada denendiği üzere görev yapabilir. Ekrem, Ali, Serdar Özkan sağ, Mehmet, Tello, Seriç, Aydın gibi isimler solda rahatlıkla kullanılabilir. Savunmada genç Emre Özkan, forvette Batuhan gibi isimler istim üstünde. Delgado, Nobre, Bobo, Holosko ofansif oyunda etkili ayaklar. Kalede Rüştü gibi bir tecrübe var. Ama özellikle Delgado ve Rüştü’nün takımdan ayrı kalmaları, büyük problem yaratır.

4 Beşiktaş’ın kadrosunda önemli isimler var. Ancak yeni sezonda Sağlam’ın en büyük silah kim olur?
Bu soruyu, yarıştaki diğer rakipler için bir çırpıda cevaplarız. Kartal adına en doğrusu, ‘silahlar’ olmalı. Çünkü birbirini tamamlayan isimlerin performansı bunu netleştirecek. İlk akla gelen elbette Holosko. Slovak oyuncuyu kimse durduramaz. Onun bunu yapması için de, Delgado’nun gününde olması gerekir. Aynı şekilde kafası rahatlayan Bobo, çok istekli başlayan Nobre, arkadan etkili çıkan Tello, Serdar Özkan da bu silahlardan. Özetlemek gerekirse, ‘ağır top’ Holosko ama tek başına etkili olamaz. Bir de ataşleyicisi olması lazım. Bunu yapacak en uygun nişancı da Delgado’dur. Ve elbette, en geride yılların tecrübesi Rüştü. Bunu da göz ardı etmemek lazım.

22.07.2008

Elif Kaya
07-22-2008, 08:01
ya bu konu çok uzadı hergün hemen hemen aynı yazılar ayrı yazarlar beşiktaşta konuşulacak başka konu yok sanırım

Bülent Girgin
10-02-2008, 07:31
http://foto.fanatik.com.tr/Yazarlar//orhanyildirim.jpgOrhan Yıldırım

Hani olay olmuştu.. Fatih Terim, “Ben ders almam; veririm..” dediğinde. Gerçi Terim sonra yanlış anlaşıldığını ileri sürse de, içindeki gerçeğin yansımaysıydı dudaklarından dökülen. Ertuğrul Sağlam’ın, Beşiktaş’taki ikinci sezonu. Bakıyoruz genç hoca, sürekli, ‘ders aldık’ diyor. Bir değil, iki değil... Ardı arkası gelmedi, alınan derslerin. Son Belediye maçında yine aynı lafı duyunca, ‘yeter artık’ deme ihtiyacı hissettik. Bekledik ki, çıkıp yapılan hataları anlatsın. Tamam hakem hatalıydı. Geçen yıl 15 puan adeta gasp edildi. Ancak sadece hakem ya da başka dış etkenin arkasına sığınmak da, sadece günü kurtarıp gerçekleri örtmekten öteye gidemiyor.
Sağlam’ın artık aldığı dersleri ezberleyip, ders vermesi lazım. İşte bugünkü maç da bunun için büyük fırsat. Kharkiv iyi takım. Çok koşuyor. Disiplin içinde mücadele eden, oyundan kopmayan yapıya sahip. Aynı zamanda pres uygulayıp agresif oyun ile rakibi etkiliyorlar. Ancak karşısında da Beşiktaş var. Şu da bir gerçek, bu takımda iki ismin alternatifi yok. Biri Delgado, diğeri kaleci Rüştü. Arjantinli son üç maçta kötü oynadı, sonuçlar ortada. Rüştü’nün yokluğunda görev verilen Hakan’ın yaptıkları da. Ve büyük ihtimalle Rüştü bugün forma giyemeyecek. Giyse bile yaralı! Bu noktada iş teknik ekibe düşüyor. Savunmayı önde kurup topu kaleden uzak tutmak zorunda. İkincisi ise Delgado. Stat zemini güzel. Çıkıp oyuna hükmetmesi yeter.
Bir diğer saptamamız da oyuncularla ilgili. Dün gördüğümüz kadarı ile futbolcular tedirgindi. Anlaşılan ilk maçtaki skor herkes gibi, onları da tatmin etmemiş. Bu durumun sahaya yansımaması lazım. Ukrayna temsilcisi karşısında özellikle, savunmanın arkasına atılacak her uzun top, gol demek. Rakibin en kötü yönü burası. Geri dönüşlerde çok ağır kalıyorlar. İlk maçta olduğu gibi yan ve yüksek top, ya da cepheden yapılan bindirmeler gole kadar uzanmıyor. Tello, Delgado, Cisse’nin atacağı bu tür toplarda, Holosko, Serdar Özkan, Bobo, Batuhan ve Nobre gibi ayaklar pekala golle buluşurlar. Çifte bayram yaşamak isteyen camianın gözü, kulağı bu maçta olacak. Başta Sağlam’ın vereceği ‘ders’ olmak üzere, takımın göstereceği performans bunda etkili olacak. Büyük bir umutla turu bekliyoruz.

Bülent Girgin
10-02-2008, 07:32
Ertuğrul Sağlam’ın, Beşiktaş’taki ikinci sezonu. Bakıyoruz genç hoca, sürekli, ‘ders aldık’ diyor. Bir değil, iki değil... Ardı arkası gelmedi, alınan derslerin.

böyle giderse 5-6 sene daha, en azindan 2010 senesine kadar ders almaya devam edecek !

Bülent Girgin
10-02-2008, 14:07
Bakıyoruz genç hoca, sürekli, ‘ders aldık’ diyor. Bir değil, iki değil... Ardı arkası gelmedi, alınan derslerin. Son Belediye maçında yine aynı lafı duyunca, ‘yeter artık’ deme ihtiyacı hissettik.

ne güzel öğreniyor işte, ögrenmenin yaşımı olurmuş? :D bırakalım biraz daha öğrensin :D

Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:30
http://img38.imageshack.us/img38/3292/orhanyildirimportre.jpg


Bu fark kapanır

Fenerbahçe ve Galatasaray kayıpsız. Çifte şampiyon Beşiktaş ise 12 puan kaybetti, sadece üç gol atabildi. Denizli ayrılmak istedi, Başkan’a takıldı. Takım içinde gerilimler, diğer olaylar da cabası. Durumu en iyi Ernst anlattı. Alman oyuncu, “Zirvedeki takımlarla aramızda tek fark var. O da puan” dedi.

Beşiktaş, Galatasaray ile deplasmanda oynadı. Bu maçta rakip Cimbom değil; her derbide kadro saçmalığı yapan Mustafa Denizli’ydi. Nihat’ı tek forvet oynattı. Sahanın en kısa adamını, Servet ve Emre Aşık kuleleri arasına koyup, havadan bindirme denedi. Vurucu timler yanında bekledi. Sonuç kaçınılmaz oldu. Ardından Kayseri. Yine yanlış tercih. Amatör takımda oynayacak halde olmayan, İspanya’nın sıradan ekibi Getafe’de bile tutunamayan üstelik sezon başı kampı da yapmayan İbrahim Kaş, diğer maçlarda olduğu gibi yenilen golü ikram etti.

Gerçek Beşiktaş, Manchester maçında sahadaydı. Yine rakibi döndürüp golü ikram ettiren Kaş, büyüyü bozdu! Fenerbahçe’nin Belediye, Cimbom’un Kasımpaşa maçlarını izledik. Beşiktaş’ın ölüsü bile daha iyi. Bu takımda bireysel yıldızlar az. Ancak makine gibi işleyen oyunu yönlendirecek çok kişiye sahip. Bundan sonrası önce hocaya sonra da oyunculara kalıyor. Denizli görevi bırakacağına, ‘inadı’ bırakıp kadro saçmalığından kurtulsun. Eldeki etkin silahları kendine değil, rakibe çevirsin. Oyuncular da, kayıplardan ortaya çıkan güvensizlikten kurtulsun. Maçta takım bir de yenik durumdaysa top almak için kimse öne çıkmıyor. Oysa Tabata faktörü var. Adam top atacak kimse bulamıyor. Kaptırıyor. Kötü diye lanse ediliyor.

Beşiktaş kötü değil. Hatta zirvedekilerin bile önünde. Eğer sadece yukarda bahsettiğimiz hoca-oyuncu konusu düzelsin, ligi süpürür. Aradaki küçümsenmeyecek gibi duran puan farkını eritir. Takımın kötü gününde ortaya çıkan camia ve medyadaki baronlarını da susturur.

Kartal için CSKA’nın önemi ayrı. Almanya’dan puansız dönen Rus ekibi karşısında alınacak galibiyet, Rus ekibinin taca çıkışı demek. Geriye Wolfsburg kalıyor. Dışarıda beraberlik, İnönü’de gelecek üç puan Beşiktaş’ı yukarı atar.


MHK bu ne iş!
Federasyon, MHK’nın görev dağılımının altından nasıl kalkacak? Galatasaray hariç bütün takımların şikayetçi olduğu Cüneyt Çakır malum. Geçen sezon Delgado’yu atıp, üç puanı alan düdük! Geçtiğimiz hafta Giresunspor maçını katlettiği ortada... Dinlendirilmesi gerekirken, Galatasaray’ın maçında. Eskişehirspor’un vay haline! Bakalım Çakır neler yapacak, göreceğiz. Fenerbahçe de Antalya deplasmanında. Orada da Süper Kupa’da Kartal’ı doğrayıp maçın önüne geçen Yunus Yıldırım var.

Yok yok, ben saçmalıyorum. Öküz altında buzağı arıyorum. Bunların hepsi sistemin parçası olamaz. Olsa olsa; tesadüf, rastlantı. Öyle değil mi Sayın Oğuz Sarvan!

Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:31
şerefsizz mhk !!

Ertürk Yıldırım
09-29-2009, 19:57
Moskova'ya giderken

Beşiktaş bugün çok önemli bir yolculuğa çıkıyor. Şampiyonlar Ligi grubundaki ilk sınavında Manchester’i sahadan silmesine rağmen üç puanı rakibe hediye ettiği golle bırakan ekip, Avrupa Arenası’nda dönüm maçını oynayacak.CSKA önünde Moskova’da alınacak bir galibiyet, Rus ekibini saf dışı etmek anlamına geliyor. Böylece en azından UEFA’da yola devam etmenin kapıları ardına kadar açılmış olacak. Rusya’da alınacak galibiyet, Wolfsburg maçına da mutlaka olumlu yansıyacaktır. Madalyonun bir de diğer yüzü var: Lig. Eldeki kadronun yanlış kullanımı, bireysel hatalar ve hakemlerin çelmeleri ile zirveye uzak kalındı. Devler Ligi’nde elde edilecek başarı, Türkiye’de de takıma bir tölerans sağlayacaktır. Mevcut kadro doğru kullanıldığı zaman, yeniden zirve yarışı içine girileceği de aşıkardır.

Bu hakem konusunu biraz daha aralamak gerekiyor. Bu güne kadar hep düdük çalanları öne çıkardık. Bayrak sallayanları kenara attık. Ancak Antalyaspor, Fenerbahçe maçında olduğu üzere yan hakemlerin nasıl etkili olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Bu açıdan geçen yılın çifte şampiyonu, sadece rakipleri değil, hakemleri de yenmek zorunda. İşte asıl aşılmazı zor olan da bu gibi duruyor.

Yapma hoca yanarsın!
Lig maçlarında gördük ki, Mustafa Denizli uçup giden puanlarda başroldeydi. Fakat ‘inadım inat’ diyerek geri adım atmadı. Kendisini istifaya sürükleyecek duruma getirdi. Ve etti de! Başkan’dan dönen bu talep sonrası Denizli’nin artık bu huyundan vazgeçme zamanı gelmiştir. Önce Nihat’ta ısrar etti. Hem oyuncu, hem de takım kaybetti. Sonra İbrahim Kaş ısrarı sürüyor. Bu oyuncu şu anki durumu ile Beşiktaş’ın A2 takımına bile giremez! Holosko, Bobo, Nobre, Tello gibi adamları küstürdü. Rıdvan ve Erhan’ı savunmanın sağ tarafı için bizzat aldırdı. İkisini de 18’e almamaya başladı. Aynı şekilde gelen Erkan da ortalıkta yok. Artık yeter hoca! Şu iskelet kadroyu kur. Takım ile bu kadar oynama. Macera arayıp, Amerika’yı yeniden keşfe çıkma. Geçen yılı unutma, unutturma. Yoksa unutulup gidersin. Giderken başkan ve ekibini de koluna takarsın!

Bir de sakatlık konusu malum. Olay şu; sezon başından beri takımda sakatlanmayan oyuncu kalmadı. Çoğu da maçlar dışındaki gelişmeler. Burada sağlık ekibi, teknik heyet, kondisyoner ile birlikte oyuncuların da özel yaşantılarının sorgulanması lazım. Bütün bu gerçekler ışığında bile, Beşiktaş’ın önü açıktır. Tünelin sonuna giden en kestirme yol, Moskova’dan geçiyor. Gönül istiyor ki, ocak ayındaki kongre öncesinde böylesine önemli maçlarda, iktidarı, muhalefeti el ele vermiş olarak görmek. Beşiktaş duruşu denen şey, bir türlü göremediğimiz bu olsa gerek.

Ertürk Yıldırım
10-13-2009, 13:44
Tribün kaybetti takım kazandı

Yürekten diyorum ki, Beşiktaş'ı artık kimse durduramaz.
İnönü’de yaşanan tarihi rezaleti gördükten sonra söylenebilecek en iyi şey, ‘bu takımın böyle dostları varsa, düşmana ne gerek’ olacaktır. Taraftarın yarattığı bu ‘utanç tablosunu’ geçelim. Fenerbahçe bile açıklama yapıp olayları kınıma olgunluğunu gösteriyorsa, tribün değil, takım kazanmış demektir.

Yarına bakalım. Her şeye rağmen Kartal’ın önü açık. Demirören ya da ocak ayında gelecek olan yeni yönetimin yapacağı operasyon bunda büyük rol oynayacaktır. Başkandan başlarsak... Çok büyük hataları oldu. İşi profesyonellere bırakmak yerine, hocaya, menacerlere ve yanındaki ‘dalkavuklara’ bıraktı. Oysa Demirören seçim kitapçığında yazdığı her şeyi yerine getiren tek başkandır. Akatlar ve 50 yıl sonra hayata geçirilen Fulya... Bir tek geriye İnönü kaldı. Onun da projesi, finansmanı A’dan Z’ye her şeyi hazır. İzin bekliyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın uğraşlarına rağmen hâlâ ruhsat işi çözülemedi. Oysa devlet TOKİ aracılığı ile Galatasaray’ın stadını yapıyor. O da ayrı bir vaka...

Denizli’den devam edelim. İstediği tüm oyuncuları aldırdı. Ama hepsini toplasan yerli-yabancı bir kaliteli adam etmez düzeyde. Oysa aynı kadroya üç tane üst düzey oyuncu olsa, bugün yine zirvedeydi bu takım.

Ve oyuncular... Sizden rahatı yok! Daha laf edeni görmedim. Başkan aşağı, yönetim yukarı! Bir tek Rüştü, hiç yakışık olmayan şekilde protesto edildi. Sorumluluk almadınız saha içinde. Ama şunu gördüm ki; Denizli maçından sonra değiştiniz. Bunun için yürekten diyorum ki, Beşiktaş’ı artık kimse durduramaz.

Ancak ara transfer döneminde Tollo, Bobo ve Fink’i gönderip yerlerine süper yıldızlar alabiliyor musun? Bu elbette büyük külfet. Hem gidene hem de gelene vereceksin. Bu da yetmez. Ayrıca takımın başına kimsenin tek kelime edemeyeceği bir de hoca koyacaksın. Ver yanına Gökhan’ı, Sergen’i... Yap menacer Feyyaz’ı... Benzer birkaç atılım daha, uçar gider bu kadro.

Ertürk Yıldırım
10-30-2009, 10:34
Adı 'Fener' olsaydı...
Asıl sorun, işi buraya getiren: Beşiktaş... Kendini bu kadar yiyip bitiren başka kulüp var mı?

Beşiktaş’ın, TFF’den maç tarihini değiştirme talebi derbinin gölgesinde kaldı. Wolfsburg maçı Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki kaderini çizecek. Bu kesin... Teknik ekip de doğal olarak işin ciddiyetinin farkında. Ekstradan bir gün daha iyi dinlenip, maça hazırlanmak için Ankaragücü maçının cumaya çekilmesini istiyor. TFF, Başkent ekibinin Karşıyaka ile oynayacağı kupa sınavını gerekçe gösterip, ‘Hayır’ diyor. Yanlış anlamayın, erteleme değil. Sadece gün değişikliği. Ama konu Beşiktaş olunca, duvara çarpıyor! Oysa yapılacak iş gayet basit: Milli takımın Plaf-Off’a kalma ihtimali düşünülerek iki hafta sonra lige ara verilecek. Kupa maçını koy o haftaya. Eğer Fenerbahçe ya da Galatasaray aynı durumda olsaydı, eminim bu doğru uygulama hayata geçerdi.

Asıl sorun, işi buraya getiren: Beşiktaş... Kendini bu kadar yiyip bitiren başka kulüp var mı? Yok. Real Madrid geçen yıl kayıpları oynadı. Sahasında ezeli rakibi Barcelona’dan yarım düzine gol yedi. Bayern Münih, büyük transferlere rağmen şampiyonluktan uzak kaldı. Milan, İtalya’da diplerde. İçerde Fenerbahçe. Yabancılara para bastı. Yerlileri de üstüne koydu. Galatasaray’da aynı durum söz konusu. Hatta Trabzon daha da beter. Bir kaç örnek verdiğimiz bu kulüplerin hiç birinde başkana yumurta ile saldırıp, aracını tekmeleyen, 118 kez milli olmuş bir kaleciyi 90 dakika boyunca ıslıklayıp yuhalayan, hele yönetime ‘şerefsiz’ diyebilen, takım gol attığında en ağır hakareti yapanına rastlamadık, duymadık. Hal böyle olunca ne TFF ve kurulları, ne hakemler, ne de başka yerde adın geçer, ağırlığın olur. İnönü’ye gelen her düdük ‘cesur yürek’i çalıyor! Rakip tribünler seninle alay ediyor. Hakem seminerinde bir hakem otelin kuaförüne, “Beşiktaş nasıl olsa kendi içinde bir şeyler bulur, bizlere gerek kalmaz” diye yarı şaka, yarı ciddi kehanette bulunuyor.

Bu durumu Osmanlı’nın son dönemlerine benzetiyorum. İçten içe parçalanmış, kişisel ve grupsal menfaatlere kalmış, tükenmiş birini dışarıdan yıkmak en kolay yoldur. Artık bir asrı deviren camianın kendi içindeki ‘hainleri’ ve ‘kongre simsarlarını’ temizlemesinin zamanı geldi. Fenerbahçe yıllardır alışık olduğu derbiyi kazanıyor, ortalık yıkılıyor. Sen çifte kupayı kazanıyorsun, esamen okunmuyor.

Bu arada Kadıköy’de Manisa’nın net pozisyonunu ofsayt diye kesip, bir de penaltısını vermeyip maçın önüne geçen Tolga Özkalfa’nın, Fenerbahçe’nin Kayseri deplasmanında görevlendirilmesini ilginç bulduk.

Bakalım, hep birlikte izleyeceğiz.

Yılmaz Özgüller
10-30-2009, 21:59
nasıl olduda böyle şeyleri görmek akıllarına geldi sayın basın mensublarının şimdimi aklınız başınıza geldi bu yıllardır böyleydi yıllardır aynı hikayeler biz 10 kişiyle ingilterede chelsea yi yendik yarım sayfa bu lavuklar sevilyayı yendiler diye 1hafta manşet yaptılar o zaman nerdeydiniz diye sormazlarmı adama,ama buna gelene kadar yazması gereken bi sürü sözde beşiktaşlıya rağmen bu yazmıi aferin

Ertürk Yıldırım
11-07-2009, 09:49
Sarp'tan başkası küfür edemez mi!
Mustafa Sarp hakaret ettiği Rodrigo Tabata ve Beşiktaş camiasından neden özür dilemedi?
İnönü Stadı’nda Wolfsburg maçında tribünlerin ortaya koyduğu çirkinlikleri görünce, son günlerin gündem maddesi olan ‘küfür’ olayı ayrı bir boyut kazandı. Sözüm ona Beşiktaşlılar, kongre üyelerinin oyları ile göreve gelmiş kişilere ‘şerefsiz’, aynı durumdaki başkana da, ‘S.. git’ diyebiliyorlar.. Bu nasıl bir yozlaşmadır. Nasıl taraftarlıktır bilen var mı?

Sadece içerde değil, dışarıda da örnek gösterilen tribünlerin bu hali nedir, anlamış değiliz.

Olay daha yeni... Bu sezon Ali Sami Yen’deki Galatasaray derbisi bitiminde Mustafa Sarp’ın Tabata’ya hakaretlerini unutmuş değiliz.. Milli takıma kadar seçilen bu oyuncu, “Tabata tam bir şerefsiz. O.. ç...” diyordu. Bunu, Galatasaray’ı takip eden muhabirlere anlatırken biz de oradaydık. Hatta en önde de, Ercan Saatçi-Metin Özülkü olayını ilk yazan Kadir Çetinçalı’ya dert yanıyordu Mustafa Sarp. Olayı sütunlarımıza taşıdık. Birkaç internet sitesi hariç (Ataryemez, Kartalhaber, BJK1903 haber ve Forza) gören olmadı.

Şimdi birkaç sorumuz olacak. Ortalığı ayağa kaldıran Galatasaray İkinci Başkanı Sayın Mehmet Helvacı.. Gizli saklı çekim falan değil. Oyuncunuzun alenen yaptığı bu hakaretlerin hesabını sordunuz mu? Mustafa Sarp hakaret ettiği Rodrigo Tabata ve Beşiktaş camiasından neden özür dilemedi? Gündemdeki olaya verdiğiniz tepkiyi takımın banko oyuncusuna nasıl olur da göstermezsiniz. Yani bizim küfrümüz iyi, diğerlerinki kötü mantığı içinde misiniz?

..Ve Kadir abi diye hitap ettiğimiz Sayın Çetinçalı.. Birebir konuştuğunuz ve yanınızda en az 7-8 kişinin daha bulunduğu bu hakaretleri nasıl oldu da, aynı inceliği gösterip köşenizde yazmadınız? Hadi diyelim bu da Galatasaray duruşu! Ya Beşiktaş? Her şeye yalanlama geçmekten öte gitmeyen resmi site. Başkanı, yönetimi, küfürlere maruz kalan Rodrigo Tabata. Ve de maçlarda ağza alınmadık küfürleri sıralayan taraftarlar. Ya size ne oldu?

Bu takım süper!
Beşiktaş bu sezon iki maç üst üste aynı kadro ile sahaya bile çıkamadı. Kendi evinde attığı gole sevinemeyecek kadar baskılara maruz kaldı. Buna rağmen zirveyi bırakmadı. Hala şampiyonluk yarışının içindeler. İşte bu yüzden diyorum ki, şampiyonluğun en güçlü adayıdır?Beşiktaş... Sahasındaki tüm maçları deplasman havasında oynayıp da yukarda kalan başka ‘takım ruhuna’ sahip takım da yok ortalıkta. Hepsine helal olsun. Kartal yürekliler...

Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:39
Beşiktaş’a özel husumet!

Meğer bu kulübün en kadar gizli, açık düşmanı varmış da çoğunu atlamışız.
Haziran başı… Her dernek ve şirkete olduğu gibi ilgili kurumun müfettişleri kulüpleri de denetliyor. İlk adres Fenerbahçe. Ancak hiçbir yazılı ve görsel basında tek satır haber yok. Normal! Ardından ikinci durak Beşiktaş. O da ne ertesi gün, “13. kat baskını’, büyük teftiş, Kartal’a şok baskın..” türünden manşetlerde. Akabinde sıra Galatasaray’da. ‘kutu’ diye tabir edilen üç dört satırlık bir haber. Bu kulüp ne zaman rahat nefes alacak olsa, ortaya inanılmaz iftiralar, ‘kara’ haberler atılıyor. Camianın bundan etkilenmemesi mümkün değil. Oyunculara paralar dağıtılıyor, ertesi gün, “Futbolcular idmana çıkmayacak” diye aktarılıyor. Takım zirveye iyice ortak olup, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın ensesine dayanıyor, içerden ispiyonculuk yapan futbolcu dedikodusu ortaya yapılıyor. Hem de Nihat iftirası ile birlikte. Bunu da yapan eski yönetici. Ve aylar önce yapılan denetlemenin raporları yeniden fırına veriliyor. Oysa Fenerbahçe ve Galatasaray’a çok daha ağır denetleme raporu verilmesine rağmen, yine Beşiktaş gündeme oturtuluyor.
Bunları kimler mi yapıyor. İşte burası çok önemli. Eski yönetici, sözde kongre üyeleri, seçim simsarları, işin acısı mevcut yönetim destekliler… Beşiktaş kendi içindeki bu erozyonu önlemediği sürece, dışarıdan düşman, rakip aramasın. Bu kadar dostu (!) varken, başka düşmana da gerek yok zaten! Ancak bu kişilere başkan ve ekibi çok payeler verdiler. Bunu temizlemenin yolu da kulübün en tepesindeki kişiden geçiyor. Başkanlık koltuğuna oturacak aday yönetim ekibinin yanı sıra yanında dolaştıracağı kişileri de özenle seçecek. Başka yolu yok!

Hepsi pırlanta!
Sadece birkaç örneğini verdiğimiz olaylar dışında ne kadar olumsuzluk varsa hepsi yaşandı. Takımın tecrübeli isimleri Rüştü, Yusuf ve İbrahim Üzülmez ağız birliği etmişçesine, “Daha 12 hafta geride kaldı ne kadar kötü adına şey varsa hepsini yaşadık. Eğer hala ayakta isek bu takıma şapka çıkartılmalı” şeklinde dert yakındılar. Vallahi bravo. En büyük destekçisi tribünlerin bile sırt çevirdiği bu takım, sezon başında şampiyon ilan edilen Galatasaray ve Fenerbahçe’nin peşini bırakmadı. Bırakacağa da pek benzemiyor. Hele bir de İnönü’de taraftarı geri dönsün, yine iki kupayı müzesine koyar…

Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:39
Yeter ki taraftar istesin

Bu derbi Beşiktaş için bir milat olacak. Dev maç yaklaştıkça herkes aynı soruyu sormaya başladı: Derbiyi kim kazanır? Bunun cevabı çok açık ve net: Elbette Beşiktaş, ama… Aması, galibiyet bu kez sahadan çok tribünlere bağlı. Bunu biz değil, Beşiktaşlı oyuncular söylüyor. Hem de yerlisinden yabancısına, gencinden tecrübelisine kadar, takımda kim varsa…

Oysa genel olarak bakıldığında Fenerbahçe daha avantajlı. Önce fikstür gereği bir önceki haftayı bay geçtiler. Ardından lige verilen ara geldi, üstüne koydular. Takımda eksik yok. Lugano dışında herkes dinlenmiş, maça kafa ve fizik olarak daha hazırlar. Bir de puan farkını üstüne koyunca rahat olacaklardır.

Beşiktaş ise Wolfsburg ve Trabzon gibi iki önemli maça çıktı. Ligde üst üste alınan seri galibiyetlerin verdiği moral var. Kartal’ın bir türlü yakasını bırakmayan sakatları ayrıca incelemek gerekir. Bu kadar sakata gelen başka bir takım yok. Bu konuda bir eksiklik var. Ya takım iyi çalışmıyor, ya da oyuncular kendilerine bakmıyor. Sakatlık geçirmeyen tek oyuncu da kalmadığına göre, demek ki başka yerlerde bir şeyler var. Bunu Denizli ortaya çıkaracaktır. Maça eksik çıkacak olan Beşiktaş’ta kimse bunları dert etmiyor! Tek düşünce tribünlerin vereceği tepki…

Bu derbi Beşiktaş için bir milat olacak. Tribünler, ya Denizli maçında başlattığı ‘rezalete’ son verecek, ya da aynen devam edip takımın önünü tıkayacak. İşte bu yüzden, geçmişte yapılan hatalardan arınacak olan tribünler direkt olarak maçın skoruna etki edeceklerdir.

Fabian Ernst bile, “İnönü’de gerçek taraftar desteğini sadece Manchester maçında gördük. O tribünleri geri istiyoruz. Bu olduğu sürece dünyada yenemeyeceğimiz takım yok” diyorsa, ne bize ne de başkalarına fazla söyleyecek söz de kalmamış demektir.

İşte bu yüzden derbi ne olur diye soranlara aynı şeyi söylüyoruz: Yeter ki taraftar istesin, Beşiktaş kazanır…

Ertürk Yıldırım
12-04-2009, 08:31
Tehlikeli oyunlar
Takip edenler bilir, Kartal'ın lider ile arasında 12 puan olduğu dönemde bile, “Bu takım ligin en iyi kadrosuna sahip, yine çifte kupa kazanır. Yeter ki kendi içinde ayrılık olmasın” türünden görüşlerimizi sunmuştuk. Bunları 'ben demiştim, bakın oldu' şeklinde lanse etmeyeceğiz. Kapıda bekleyen gizli tehlikenin üstünde duracağım.
Aslında bilinenin aksine; insanın en zayıf olduğu an, en güçlü olduğu dönemdir. Zira böyle anlarda herkes etrafında el pençe durur. Siz de ‘Vay anasını ben neymişim... Her dediğim, yaptığım doğru’ türünden düşüncelere kapılırsınız... İşte Beşiktaş, şu an o durumda. Yoksa takip edenler bilir, Kartal’ın lider ile arasında 12 puan olduğu dönemde bile, “Bu takım ligin en iyi kadrosuna sahip, yine çifte kupa kazanır. Yeter ki kendi içinde ayrılık olmasın” türünden görüşlerimizi sunmuştuk. Bunları ‘ben demiştim, bakın oldu’ şeklinde lanse etmeyeceğiz. Kapıda bekleyen gizli tehlikenin üstünde duracağım.

Artık yaşam tarzımız haline gelen Beşiktaş’ı yakından takip ediyoruz. Oyunculara her önüne gelen aynı yaklaşımda bulunuyor. Doğal olarak etkilenmemek mümkün değil. Herkes kendini dev aynasında görme yolunda... Zaten sezon başı yaşanan sıkıntı da bu yüzden... Aynı davranışlar sayesinde, ‘Nasıl olsa, en büyük topçular bizleriz. Çıkıp her takımı yeneriz’ mantığı ile kayıplar geldi. Başta teknik ekip ve futbolcuların bu oyuna gelmemeleri gerekiyor. Dikkat!

Bir diğer ve daha da önemlisi başkanın durumu... Daha birkaç hafta öncesine kadar yanında kimseyi bulamayan Yıldırım Demirören, müthiş bir çember içinde! “Padişahım sen çok yaşa” diyen dalkavuklar çöreklenmiş dört bir yanına... Hani ocak ayında kongre var ya, yönetime gireriz arayışındalar. Ya da bir yerlerde kalma düşüncesi ön planda... Ancak camiada üyelerin büyük çoğunluğu bu kez başkan adayından ziyade oluşturacağı yönetim listesine bakacaklar. Görünen o ki, eğer başkan bunu yeterince algılamazsa hiç de ummadığı bir seçim sürprizi ile karşılaşabilir.

Bütün bunların ışığında elbette taraftarı unutmamak lazım. Ders vermeye kalktılar, ancak yanlış konular üstünde durup alay konusu oldular. Fenerbahçe zaferinde ise başroldeydiler. Bu durum devam etsin, sezon sonu İnönü Stadı’nda yine çifte kupa festivalinde bir araya gelirler.

Ertürk Yıldırım
12-12-2009, 14:34
Ya Beşiktaş olmasaydı

Hep birlikte Beşiktaş’a yüklenmek, al aşağı etmek için büyük uğraş veriyoruz! Ne zaman en küçük olumsuzluk olsa, anında gündeme yapıştırıyoruz. Aşağıdaki maddeler, bu durumu daha iyi açıklıyor…

1. Sezon çifte kupa ile bitiren bir kulübün başkanına, daha 5’nci hafta yakışıksız tepkiler başlıyor. Oysa; Adnan Polat, Sadri Şener ve Aziz Yıldırım çok daha geride kalmalıran rağmen bu tür ‘rezalete’ hiç maruz kalmadılar. Kalmazlar da…

2. 8 Milyon Euro ve Tabata konuşluyor aylardır. Tabata’nın ayrılmasından sonra Gaziantep nerdeyse dibe vuracak. Ama 11’e alınan ve Fenerbahçe’de varlık gösteremeyen Mehmet Topuz’u ağzına alan yok. Ayrıca Kayseri de lider durumda!

3. Borçlar dillendirilip duruyor. 200 milyona yakın borç var, doğru. Ama Fenerbahçe’nin iki, Galatasaray’ın ise üç katı olduğunu bilip, duyan var mı!

4. İnönü Stadı için İTÜ’nün kullanılmaz raporu var. Yönetimin finansmanı, projesi her şeyi hazır. Yenilemek istiyor. İzin yok. Diğer yandan Fenerbahçe kaçak inşaat ile yeniliyor. Yandaki okulu bile alıyor. TOKİ, Galatasaray’a kendi imkanları ile stat yapıyor. Trabzon sırada bekliyor.

5. Tam 118 kez milli olmuş Rüştü gibi bir kaleciye İnönü’de yapılmadık hakaret kalmıyor. Rakipler gülüyor, dalga geçiyor. Oysa tabela ortada. Yerden yere vurulan kalede sadece 6 gol var.

6. Denizli’nin artıları kadar eksileri de çok. Ama kendini bilmez birilerinin çıkıp hocalığını tartışmaya açma “saçmalığı” yapılırken, diğerleri baştacı.

7. Rakipler çim sahalarda, konforlu tesislerde çalışırken, altyapısı konteynerlere sığdırılan Beşiktaş’a elini uzatan yok.

8. Fulya gibi göz kamaştıran bir projenin hayata geçirilmesinde ortaya atılan engeller, konu diğer takımlar olduğnuda ört-bas ediliyor.

9. Kongreye aylar varken seçim havası yaratmaya çalışanlar, diğer kulüplerde tam tersini yapıyor.

10. İsmail, Erhan, Kaş, Batuhan’la kazanılan United zaferi, ‘rakip yedeklerle oynadı’ diye küçümseniyor.

Saymakla, yazmakla bitmez.. İAcaba bu kulüp olmasaydı, Türk spor kamuoyu saldırmak, yıpratmak, bu yönde akla gelen her şeyi yapmak için ne yapacaktı, kiminle uğraşacaktı!

Ertürk Yıldırım
12-29-2009, 12:47
Dünyada da yok, 2016'da da!
Türkiye Futbol Federasyonu hafta içinde EURO 2016 için logo ve tanıtım toplantısı yaptı. Bekledik ki, Beşiktaş’tan bir ses, seda çıksın... Zira Federasyonun belirlediği statlar içinde İnönü yok. Bayern Münih, Barcelona, İnter, Real Madrid, Liverpool, Chelsea, Manchester United, Lyon gibi bir çok dünyaca ünlü kulübün sahalarında maçlar izledik. Kore’de Dünya Kupası için yapılan modern sahaları gördük. Evet statlar gerçekten müthiş. Ancak İnönü gibisi yok. Hani derler ya ‘Allah’ın bir lütfu’ diye, işte öyle bir şey. Boğazın dibinde, bir ayağı Avrupa, diğeri Asya’da kentin merkezinde. Ulaşımı, girmesi, çıkması en rahat stat. Yani arasan, tarasan koca dünyada eşi benzeri yok. Oysa Federasyonun yapması gereken İnönü’ye endeksli bir tanıtım olmalıydı. Yoksa futbola ilgisiz kent Kayseri, daha temeli atılmamış, Bursa, Eskişehir, yapımı yılan hikayesine dönen Seyrantepe, dağın başına kondurulan ve büyük tepki alan Olimpiyat ve başkan Özgener’in memleket torpilli İzmir, işin içine katılıyor. Ülkenin futbol düşkünlüğü ile bilinen Karadeniz’den bir Trabzon ve Samsun da ‘es’ geçiliyor. Merak ediyorum başkan Mahmut Özgener, Lütfü Arıboğan ve futbolun içinden gelen Levent Kızıl bunu hangi akla, mantığa hizmet için alıyor.

Sözler unutuluyor!
İnönü için yeni proje hazır. Para da, pul da... İzin için değişiklik istendi. Anında yapıldı. Turizm Bakanı’nın, “Size başka yer gösterilim orada yeni stat yapın diyebildi. Yazık! Önce rahmetli Hasan Doğan söz verdi. Ardından Özgener devam ettirdi. Başbakan seçim döneminde Conrad’taki toplantıda söz verdi. Kongre üyesi Cumhurbaşkanı garanti verdi. Bir çok bakan, bürokrat, millet vekili, belediye başkanları tam destek ilan etti. Ama hepsi sözde kaldı. İnönü için hala tüm izinler alınamadı. Sürünceme devam ediyor. Bu süreçte Fenerbahçe’nin stadını nasıl yaptığını herkes biliyor!Devlet TOKİ aracılığı ile işi gücü bırakıp Galatasaray’ınkini yapıyor. Beşiktaş’a gelince, atılıp tutulan sözler havada kalıyor. Bunun için sadece mevcut başkan ve yönetim değil, ilk başta muhalefet lideri Murat Aksu olmak üzere; ‘Beşiktaşlıyım’ diyebilen herkese iş düşüyor.

Ertürk Yıldırım
12-29-2009, 12:48
Kupaları bırakmaz
Beşiktaş iki kupayı birden elinde tutuyor. Şimdi herkes soruyor, ‘Bu takım ne yapar’ diye.. Peşinen söyleyelim; ikisini de bırakmaz! Sezonun ilk yarısı geride kaldı. Koca devrede yapılan tüm maçlarda üst üste aynı kadro ile maç yapamadı Kartal. Filip Holosko, Mert Nobre, Nihat Kahveci, Yusuf Şimşek, İsmail Köybaşı, Batuhan Karadeniz, Serdar Özkan ve hatta Rodrigo Tabata ile İbrahim Toraman’dan tam verim alamadı. Kamp döneminde teknik ekip mutlaka bu sorunları çözecektir. Tek problem Delgado. Arjantinli oyuncunun, iyi olduğu dönemde bu takıma katkısı olmadı. Süper Kupa’da Galatasaray ve İsviçre’de Zürih maçları dışında kurtardığı karşılaşma görmedim. Bu yüzden Tabata’nın Gaziantep’teki çıkışına yönelmek lazım.

Bu böyle gitmeyecektir. Sakatlar dönüyor. Formsuzlar kampı bekliyor. Takıma geç katılanlar üstüne koyuyor. Denizli’nin dediği gibi bazı maçları kulübe kazanır. Şimdi bir oyuncunun kenara bakıp, Erhan, Uğur, Erkan gibi isimleri görüp oynaması var, bir de Holosko, Nihat, Yusuf, Nobre gibi yıldızlar kulübede iken görev yapması var. Bazı maçlarda 18’i bulmakta bile zorluk çeken Kartal’ın bu sendromu ortadan kalktığında, bambaşka bir takım olacak karşımızda. Ayrıca Beşiktaş için iç ya da dış sahada oynamanın da önemi yok. Zira deplasmanda daha rahat oluyorlar. Tek endişe seçimlerin takıma olumsuz yansıma olasılığı. Bu handikapa kenar yönetimin önlem alacağı da ortada. Bütün bu olumlu düşüncelerin ışığında çifte kupaya en yakın takım Beşiktaş’tır.

Bu da yetmez
Nasıl Fulya’daki kompleks Beşiktaş’ın yüz akı, kulübe gönül veren herkesin göz bebeği ise, ortadaki görüntü de bir o kadar rezaletti... Aşçıoğlu Firması, sahipsiz gördüğü Şan Ökten Kamp Binası’na bakın ne yaptı? Önce ‘burası her an yıkılabilir’ diyerek, bina yerine firma sahibi Yaşar Aşçıoğlu’nun adının verileceği yeni tesis yapımını önerip kulüple anlaştı. İmza kampanyasında rakamlar on bini geçince anlaşma rafa kaldırıldı. Alt yapı ise ‘bina yıkılacak’ diye saha kenarındaki konteynerlara hapsedildi. Şu an kamp binasında Aşçıoğlu’nun inşaatlarında çalışan işçiler yatıp kalkıyor.

Fulya’daki çöplüğün haber olduktan sonra kaldırılması olumlu gelişme. Ama yeterli değil. Derhal kamp binasının boşaltılıp, yerine yenisinin yapılması lazım. Kulüp binasının buraya taşınacağını başkan söylemişti. Buna uygun projenin hayata geçirilmesini bekliyoruz. Ancak Aşçıoğlu’nun Fulya’yı özel şantiyesine çevirmesine böylece nokta konabilir. Yoksa bugünkü çöp yığını, yarın daha beter bir görüntü çıkarır ortaya.

Ertürk Yıldırım
01-13-2010, 14:18
Seçimin sonucu ne olur?
Hemen belirtelim... Ay sonundaki seçim kongresinde kazanan Beşiktaş olacak. Zira çok adaylı kongreler kalite ve rekabet, bu da sağlam yönetim kurulunu kulübün başına getirir. Ancak asıl sorun bu değil. Bekliyorduk ki, bu kez farklı olsun. Maalesef daha şimdiden kılıçlar çekildi. Daha öncekiler aranır oldu. Şöyle ki, adaylar birbirlerine neredeyse düşman kesildi. Belden aşağı vurmalar, atıp tutmalar hızlandı. Bu durum Beşiktaş’a yakışmıyor.

Doğal olarak gönlünden geçen üye, istediği adayı destekler. Bunu yaparken de karşıdakilere saygı duyar. Aynı yolun yolcusu olduğunu unutmaz.

Bu süreçte adaylar ne yapıyorlar onlara bakalım. Başkan Yıldırım Demirören sessiz sedasız çalışmalarını sürdürüyor. O kadar tacize rağmen tek kelime etmiyor, ettirmiyor. Murat Aksu ise mizacının dışına çıktı. Verdiği röportajlarda dozu giderek artan bir uslup ile, aba altından sopa gösteriyor. Oysa çok iyi tanıdığımız Aksu bu değil. Yumuşak yüzlü, olaylara serin kanlı yaklaşan karekterde. Anlaşılan yanlış yönlendiriliyor. Etrafında tıpkı başkanınkine benzer ‘kişiler’ yuvalanmış sanki! Bindiği dalı kesiyor. Sadece son konuşmasında suçladığı Fulya’nın müteahiti Yaşar Aşçıoğlu, “Yaptığım anlaşmada Demirören ve Aksu’nun” imzaları var diyerek derin bir yara açtı.

Camiada her iki aday ile ilgili konuşulan onca şey var. Yalan, dolan, iftira, akla ne kadar bu yönde konu gelirse hepsi mevcut. Bunların önüne geçmek de, yine Demirören ve Aksu’ya düşüyor. Seçim öncesi atılmaya çalışılan düşmanlık tohumlarını çürütmek ellerinde. Özellikle de Aksu’nun son çıkışları kenara bırakmasını umuyoruz. Zira, gerginlik, vurup kırmak dökmek, Beşiktaş’ta asla prim yapmaz. Sağ duyulu camia; kaliteli yönetim listesi, plan proje ve yeni fikirler bekliyor. Şu an için bunu göremiyoruz. Umutla bekliyoruz. Beşiktaşlı duruşunun beklediği saygı, kalite, şeffaflık... Sözün özü boş laf değil, icraat bekleniyor.

THY’nin ayıbı...
Türk Hava Yolları, ünlü İspanyol kulübü Barcelona’ya sponsor oldu. Global dünyada çok normal karşılanacak bir olay. İyi bir düşünce. THY bir sezonda 6 kupa kazanan takımla iş birliği ettiğini lanse ediyor. Aynı THY, içerde iki kupayı birden kaldıran Beşiktaş’a ise farklı gözle bakıyor. Kulübün tüm seyahatlerde kullandığı özel uçak kiralama sistemine ayrıcalık tanımayıp, bir de üstüne zam koyuyor.

Ve yine aynı THY, Haluk Ulusoy döneminde kapadığı sponsor musluğunu milli takımda yönetim değiştiği anda aniden açmakla da övünüyor. Demek ki at, sahibine göre kişniyor!

Terim’i geri alın!
“Türk futbolunun başı milli takımdır. En geç yirmi gün içinde Fatih hocanın yerine kimsenin laf edemeyeceği birini getireceğiz. Yabancı ve bu konularda büyük tecrübe sahibi biri olacak...” Bu sözler Terim’in istifasının ardından Federasyon Başkanı Mahmut Özgener’in ağzından çıkanlar. Aradan aylar geçti, sözler uçup gitti. Milli takımlar sorumlusu Levent Kızıl ve başkan Özgener bu konuda sınıfta kaldılar. Bari Fatih Terim’i geri getirsinler. O da, “Bir çok takım sırada bekliyor” demişti. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş misali olsun bitsin bu iş.

Fabian Ernst yatsın!
Alman oyuncu takımın en çok koşan ismi. O da yorulunca son dört maçtaki düşüş kendiliğinden ortaya çıktı. Fabian için kondüsyoner Stefano özel bir program hazırlamış. Ernst çalışırken dinlenecek. Bunu da daha çok kapalı havuzda yüzerek gerçekleştirecek. Böyle olunca da takım arkadaşları ilk günden, “Yat bakalım” diye takılmaya başladılar bile...

Sekizin laneti
Okuyucumuz Ufuk Naici, ilginç bir saptamada bulunmuş. Kendisi, “Liverpool’a 8 golle mağlup olduk. Tabata’yı 8 milyon Euro’ya transfer ettik. Ligde 8’de 8’den sonra düşüşe geçtik. 8 numaralı futbolcumuz Nihat Kahveci’nin performansı bizi tatmin etmedi. Manisaspor’a kupada yenildiğimiz maçta 8 futbolcumuz eksikti” diyor... Rakamların dili, bazen böyle çıkıyor ortaya demek ki!

Ertürk Yıldırım
01-13-2010, 14:18
Nihat'ın dönüşü

Daha bir hafta oldu izin biteli. Tam anlamıyla üç tane iki tane çift kale maç oynanabildi. Bu şekilde bile, Beşiktaş’ın futbol anlayışı, rakibin önüne geçmesini bildi. Skor hiç önemli değil elbette. Kartal sahada ısıran bir kimlik kazanıyor kampta. Denizli resmen ekibini kimyasını, fiziğini, biyolojisini değiştiriyor! Oyuncular da hocalarına ayak uydurmak için ne var ne yok ortaya koyuyorlar. Bunların başında da Nihat geliyor. Sezon başı kampını kaçıran yıldız oyuncu, ikinci devre öncesi müthiş çıkışla start aldı. Tello, Sivok, Tabata, Ernst. Yedeklerden Erkan, Erhan, Rıdvan gibi isimler de yeniden yarışa dahil oldular. Ramazan güven verirken, Nobre hala golsüzlük virüsünü taşıyor!

Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım. Rakip Hollanda liginin dişli takımlarından. Çok koşup, oyunu bozuyorlar. Dirençli ekip. Beşiktaş bu tür takımlara karşı kanatları iyi kullanamıyor. Topu çok tutup hakim olmasına rağmen, oyunu istediği şekilde yönlendirmede güçlük çekiyor. Dün gece de kanatlardan etkili gelemedi. Oysa takımını sistemi buna uygun. Nitekim Ekrem’in taşıdığı topta Nihat estetik bir gol attı. Böyle olabilecek bir sürü pozisyonda istediği topları alamadı. Bu durum ikinci yarı da yapılan değişikliklere rağmen sürünce bu kez kendi kanada geçip orta niyetiyle attığı golle maçın da skorunu belirlemiş oldu aslında. Hakemin ‘uydurma’ penaltısı kötü yönetimini zirveye çıkardı.

Ertürk Yıldırım
01-13-2010, 14:19
Saat gibi çalışıyor
Mustafa Denizli bu, ne zaman ne yapacağı hiç belli olmaz. Kendi deyimi ile en fazla 15 dakika oynayabilecek durumda olan Holosko’yu ilk 11’de sahaya sürdü. İyi de etti. Slovak oyuncu, oynadığı dakikalar içinde neredeyse üç idmanlık efor sarfedip, kondisyon depoladı. Ardından daha takım ile bir idmana bile çıkamayan İsmail’e şans verdi. Bunlar olurken, golcüler yoktu ortalıkta... Serdar yine her topu ya ezdi, ya rakibe verdi. Ya da rakip kaleciye geri pas attı!

Tamamen değişik ve yedek ağırlıklı kadro ile çıkılan maçta genç Necip müthiş direnç gösterdi. Adam kovalamayı sürdürüp, topları biraz daha kullanması halinde üstüne koyacaktır. Elbette rakibi beklemeden topa ilk hamle yapmayı da ihmal etmemesi lazım. Bunu yaparsa Fink’i taca atar!

Hamburg, Bundesliga’nın dişli ekiplerinden biri. Genç, koşan, rakibi bozan, takım oyunu ve disiplini ön planda tutmasını bilen bir takım... Kartal bu tür rakiplere karşı zorlanıyordu. Ancak dün şunu gördük; eksikler, değişen isimlere karşı ortaya konulan mücadele olumluydu. Beşiktaş, kampta değişimi öne çıkardı. Eskiden önce rakibi bozup, sonra skora gitmek istiyordu. Şimdi ise, mücadele edip oyununu oynuyor. Rakibi etki altına alıyor. Her hattı ile maçta üstün olan Beşiktaş, çok gol kaçırdı. Kalesinde de biri direkte patlayan pozisyonlar verdi.

Savunmada Kaş ile Toraman uyum içindeydi. Uğur üretken, Tabata aralara öldürücü paslar attı. Nihat, Tello ve Bobo’nun oyuna girmesiyle birlikte takım tamamen ofansif oyuna yöneldi. Ancak en büyük övgüyü ise Ramazan hak etti. Tribünlerin ambulans isteğine ilgililer seyirci kalırken, Ramazan hakemi uyarıp, kenarda bekleyen sağlık ekibinin oraya gitmesini sağladı ve alkış aldı. Aferin Ramazan... Gözü Kartal bakışı gibi hem içeride, hem de dışarıda!

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:43
Listelere bakarken
Malum ay sonunda seçim kongresi var. Başkan Yıldırım Demirören ile rakibi Murat Aksu çalışmalarını tam gaz sürdürüyorlar. Meslek yaşamımız boyunca Beşiktaş’ta bir çok kongre gördük. Ancak böylesi gerçekten bir ilk… Daha önceki seçimlerde herkes başkan adayına oy verir, adayın ismine göre destek verirdi. Ancak bu kez, durum terse döndü. Listelerin kesin hali bekleniyor herkes ince eleyip, sık dokuyor. Şu ana kadar yönetime girmesi kesinleşen isimlere baktığımızda, üyelere heyecan verecek kimse yok gibi…

Kim gelirse, gelsin
Önce Murat Aksu başladı ekibini tanıtmaya… Ancak en küçük bir sinerji yaratacak, ‘Bak işte bu adam 10 numara’ dedirtecek biri henüz çıkmadı. Hele Gülengül Altınsay’ın açıklanması, ‘en zayıf halka’ olarak karşımızda duruyor. Aksu’nun listesine giren isimlerden Koray Deniz dışında hiçbirini camianın içerisinde göremedik. Kulübün yapısını, organlarını, dinamiklerini bilmeyen bu isimler, umarız çekirdek kadro değildir. Maçlara bile doğru dürüst gelmeyen insanların, sadece etiket uğruna yönetime talip olmasını kesinlikle doğru bulmuyoruz.

Başkan Yıldırım Demirören’e gelince… Çok iyi biliyoruz ki, telaffuz ettiği kişiler, sadece tüzük gereği listeyi tamamlamak adına… Yine de Profesör Doktor Mete Düren öne çıkan bir isim. Adalı Holding’in sahibi Serdal Adalı’nın da getirisi ortada. Ancak Yıldırım Demirören asıl ekibini seçime günler kala duyuracak. İcraatın başına geçecek olan bu isimlerden; Mansimov, Sabancı, Acar gibi ekonomik gücü önde olan simaların karşımıza çıkması muhtemel.

Sonuçta Aksu’nun aday olarak öne çıkması, kuşkusuz kulübe yaradı. Çünkü çok kaliteli bir yönetim yola çıktı. Seçimde başkan kim olursa olsun, inancımız göreve gelecek ekibin Beşiktaş’a Beşiktaşlı’ya nefes aldıracağıdır

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:52
Aksu neden kaybetti
“Ben kaybedeceğim bir yarışa girmem” diyerek son derece iddialı bir şekilde seçim startı alan Murat Aksu’nun, fark yiyerek seçimi kaybetmesini irdeledik. İşte ortaya çıkan gözlemlerimiz...

1. Bir partiye üye bile değilken, babası Abdülkadir Aksu’nun, AK Parti iktidarının en önemli isimlerinden biri olması ters tepki yarattı. Aksu’nun, gittiği illerde vali ve emniyet müdürleri tarafından karşılanması tepki topladı.

2. Genelde kendi özel iş yaşantısında başarılı, ancak camia içinde hiç bilinmeyen kişileri etrafında topladı. Yönetim listesindeki isimler, Beşiktaş adına ortaya inandırıcı bir proje koyamazken, sadece şahsi kariyerlerini gündeme getirmekle yetindi.

Kürsüde bile agresifti!
3. Mali kongrede Aksu ve ekibinin ibra etmeme yönündeki çıkışı, büyük çoğunluğu oluşturan kararsızları Demirören’e doğru itti.

4. Aksu’nun, elindeki kağıttan okuduğu konuşması dahil tüm söylemlerinde çok agresif bir tutum sergilemesi ters tepti.

5. ‘Değişim’ diyerek ortaya çıkıldı, ancak inandırıcı ve üyeleri ikna edici bir tane bile proje açıklanmadı. Bu da gerektiği kadar sinerji yaratmadı.

6. Propaganda süresi boyunca başkanın ne yaptığına, neler söylediğine bakmadan salt eleştiri yapmaktan öteye geçemedi. Sadece borç konusuna takılı kaldı ki, bu zaten en çok dillendirilen ve bıkkınlık yaratan durumdu.

7. Bugüne kadar neredeyse tüm kongrelerde sürekli kaybeden tarafta olan kişilere inandı. O fikrilerle yola çıktı. Karşı söylemleri kulak arkası etti.

8. Futbol takımı ile ilgili camianın beklentilerini tatmin edici söylemlerde bulunmadılar.

En zayıf rakipti
SONUÇ: Aslında Aksu, başkanın karşısına çıkabilecek en zayıf adaydı. Bir başka isim olsaydı, seçimi kazanma ihtimali çok daha yüksek olur, en azından bu kadar fark olmazdı. Zira, ‘siyasete’ kapalı olan camia, istemeyerek siyasetin göbeğine çekilen Aksu’yu yuttu! Faruk Pala’nın listelerin verilmesinin son gününden sonra ayrılması ise, bizce bir rastlantı değil, bu konuda ortaya konan başarılı bir senaryo idi. Ayrıca Aksu’nun seçim sonrası, ilk olarak Kaan Ark ve Kadir Kılıç’a gösterdiği tepki ve tavır da, beklenmeyen sonun dışa vurumu idi. Bir alternatif olarak kalite getiren Aksu, Hasan Arat ve Fikret Orman gibi ortadan kaybolma yerine düzeyli muhalefet liderliğine soyunursa, gecikmeli de olsa başkanlık koltuğuna bir gün mutlaka oturacaktır.

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:56
Hiç yakışmadı!
Ezici bir çoğunlukla yeniden başkan seçilen Yıldırım Demirören, “Hatalardan ders aldım” diyor. Ancak daha göreve gelmeden öyle iki hataya imza attı ki, inanılır gibi değil. Başkan bugünden sonra çıkıp, ‘Bana hakaret edildi, ağır eleştirildim’ demesin. Çünkü bu konuda öne çıkan iki isim vardı. Biri Bülent Çağlar, diğeri de Tuğrul Yenidoğan... Çağlar sahibi olduğu, Serencebey gazetesinde, söylenmedik söz bırakmadı. Dalga geçti, geçirtti. Şimdi ise Beşiktaş Futbol Yatırımları A.Ş’ nin başına geçti. Çok yüksek maaşla işe alındığı bilinen gerçek. “Kulübü artık profesyoneller ile yöneteceğim” diyen Demirören, sanki Koç, Sabancı gibi grupların birinin CEO’sunu transfer etti! Büyük düşünüp, küçük icraat yaptı. Maalesef yanındakiler de, öncekiler gibi izlemekle yetindi. Yazık!

Yenidoğan’a gelince söylemekle, yazmakla bitmez. Sadece küçük bir örnek verelim. Televizyonda, “16.10.1964 bu tarihi unutmayın. Kulübün kara günlerinin başladığı zamandır” diyerek, Başkan’ın doğum gününe atıfta bulunuyordu. Başkan’a destek veren herkesi yancılıkla, çıkar sağlamakla, adamı olmakla itham ediyor, akla hayale gelmeyen iftiralar atıyordu. Bu kişi şimdi BJK TV’nin başına getirildi. Birkaç küçük kanalda program yapmaktan öte gitmeyen geçmişi ile o koltuğa oturtuldu.

Bu insanlara suç bulmuyorum. Zira hayat tarzları! Ancak Başkan ve ekibine ne demeli. Aynı seviye inmeyi bakalım nasıl açıklayacaklar? Bu lekeyi nasıl temizleyecekler! Seçim sürecinde kendilerini hırpalayan Habertürk yazarı Meriç Müldür’ü de iletişimin başına geçir de, kare tamamlansın bari! Bundan sonra başkan ve ekibinden kimsenin, kötü söz söyleyene, hakaret edene, benzer davranışlarda bulunanlara tek laf edecek hali yoktur. İlk günden baltayı taşa vurdular. Başlamadan bittiler!

Mehmet Ak
02-03-2010, 17:34
Yenidoğan’a gelince söylemekle, yazmakla bitmez. Sadece küçük bir örnek verelim. Televizyonda, “16.10.1964 bu tarihi unutmayın. Kulübün kara günlerinin başladığı zamandır” diyerek, Başkan’ın doğum gününe atıfta bulunuyordu. Başkan’a destek veren herkesi yancılıkla, çıkar sağlamakla, adamı olmakla itham ediyor, akla hayale gelmeyen iftiralar atıyordu. Bu kişi şimdi BJK TV’nin başına getirildi. Birkaç küçük kanalda program yapmaktan öte gitmeyen geçmişi ile o koltuğa oturtuldu.

Çok ilginç geldi ilk başta ama düşününce zaten bizim yeter dememizin sebebi bu tür vakalar değilmi?

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:22
Oyuna gelme
Beşiktaş tribünleri, sadece içeride değil, yurt dışında da hep aynı şekilde gündeme geldi: Maç alan seyirci! Kapalıda yer alan ‘Çarşı’ grubunun önderliğinde her maç ortalama 27 ayrı marş söyleyen, yaptığı tezahüratlar ile kendi takımını ateşleyen, rakibi sindiren yapısı vardı. Hakemler de ister istemez bu atmosferden etkileniyorlardı.

Yeni transfer olan her oyuncu ilk önce bu durumu dile getiriyordu. Yabancılar, havaalanındaki müthiş karşılamadan dem vuruyorlardı. Ancak bu sezon Denizli maçı ile başlayan ve Wolfsburg maçında tavan yapan istenmeyen olaylar, bütün bu imaja leke sürdü. Kimse olup bitene anlam veremiyor. Tam açıklamasını yapamıyor.

Ancak her ne olursa olsun bugünkü maç, bu açıdan bir dönüm olacak. Hatta milat! Seçim sonrası protesto yapılması gündeme taşındı. Sonuçta aklı selim karar alındıysa da mutlaka bunu bozma adına araya birileri girecektir. İşte Beşiktaş’ın ‘kalbi’ denilen gerçek taraftara büyük iş düşüyor.

Rakiplerin avuçlarını ovalayarak beklediği çirkinliklere eminiz ki mahal verilmeyecektir. Çünkü Beşiktaş’ın elinden alınmaya çalışılan en büyük güç olan taraftar, takımın şampiyonluk yolundaki en etkili silahıdır. Bunun şu veya bu şekilde susturulması, başta Fenerbahçe ve Galatasaray olmak üzere yarıştaki diğer rakiplerine yaramaktan öte geçmeyecektir. Beklentimiz takımı sahiplenip destek olacak seyircinin alınacak üç puanda yine başrol oynaması yönündedir. Beşiktaş’a yakışan da budur.

Yıldızların günü
Gençlerbirliği Alman disiplini içinde, makine gibi işleyen bir takım... Böylesine önemli hale gelen bu maçta Kartal’ın yıldızlarına büyük işler düşecek. Bobo, Nihat, Holosko, Ernst başta olmak üzere herkesin kusursuz oynayıp kilidi açması gerekiyor. Kartal, İnönü’de sadece üç puanlık bir maça çıkmıyor. Bunun çok ötesinde tarihi bir sınava giriyor. Bu öyle bir final ki, takımın yol haritasını da belirleyecek.

Tek hedef kalan şampiyonluğun şifresini çözecek!

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:23
Nobel Barış Ödülü Beşiktaş'a verilsin
FİFA’nın üstünde titrediği ‘ırkçılık’ konusunda Avrupa’nın önde gelen liglerinde sürekli sorunlar yaşanıyor. İngiltere, İspanya, İtalya, Almanya, Portekiz ve Fransa gibi futbol devlerindeki oyuncular bu konudan şikayetçiler. Cezalar, yaptırımlar çare olmuyor. Medeniyetin beşiği denilen batıda futbolcular, din, dil, renk gibi bir çok konuda ayrıma tabi tutulmanın sıkıntısını çekiyorlar. İşte Beşiktaş bir çok konuda olduğu gibi, burada da en büyük örnek. Ferdinand, Amokachi, Nouma, Carew gibi siyahi oyuncular kadar kimse sevilmedi. Tribün lideri Alen Markaryan, Ermeni vatandaşlarımızdan. Bir çok da değişik millet ve kültürden olan kongre üyesi mevcut. Bursa’da olmadık haksızlığa uğrayan Diyarbakır, İnönü’de el üstünde tutuldu.

Ve yaşanan son olaya bakalım. Yönetici Mario Berk... Musevi... Takım Trabzon deplasmanında... Yönetim ve basın topluca Meşhur Sürmene Bozo pidecisinde. Her maça gelen Berk, bu kez yok. Asbaşkan Behçet Ümitlen, “Arkadaşlar, Mario gelemedi. Bugün onların bayramı. Bu özel günde hamur yemiyorlar. Şimdi sessiz olun” diye telefon açıyor: “Mariocum, pideleri söyledik. Aklımıza sen gendin.. Herkes bayramını kutluyor!” Mario gülüyor telefonda. “Paket yaptırın, yarın yerim” diyor.

Bu kez yer İngiltere. Manchester’i evinde deviren Kartal, oradan Sivas’a geçiyor. Bu kez takımın başında sadece Berk var. O sarılıyor telefona, yanımızda: “Behçet abi, bu işler sırayla. Kurban bayramını kutluyorum. Merak etme tek başıma da olsa her sorun ile ilgileniyorum” diyor. İşte bu hoşgörü içinde, hiçbir ayrım göstermeyen Beşiktaş’ı, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterip bütün dünyaya örnek olabilecek bir karar aldırmasını bekliyoruz.

Divan Başkanlığı...
Yaptırım gücü olmasa da, kulübün senatosu olarak bilinen Divan Kurulu Başkanlığı için inanılmaz bir yarış var. Yalçın Karadeniz yeniden adaylığı düşünüyor. Ali Rıza Dizdar da adaylığını açıkladı. Kenan Öner için yönetim bastırıyor. Atıf Keçeci’ye, adaylık baskısı yapılıyor. Her konuda görüş ayrılığı içinde olduğumuz Keçeci’nin başkan olması, Divan’a bizce renk getirir. Siyaha, beyaz diyen Keçeci’nin bu kurulu aynı zamanda eğlenceli ve konuşulan toplantılara yaklaştıracağından eminiz. Gelişmeleri göreceğiz...

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:23
Ey millet derbi var
Konu Beşiktaş olunca derbi maç bile hasır altı ediliyor! Hiçbir ülkede yayınlanmayan, yazılmayan ve konuşulmayan Fenerbahçe-Galatasaray maçları ise ‘Dünya derbisi’ diye lanse edilmeye çalışılıyor. Beşiktaş adına yarın çok ama çok önemli maç var. Rakip Galatasaray. Avrupa ve kupa defterini erken kapatan Kartal, tek hedefi haline gelen şampiyonluk için ya tamam ya da devam niteliği taşıyan bir havada... Takım tesislere kapandı çalışıyor. Teknik ekip gecesini gündüzüne katıp planlar hazırlıyor. Yeni yönetim saha dışındaki tüm olumsuzlukları ortadan kaldırmak adına seferber oldu. Taraftarlar umutla maçı bekliyor. Ancak bunu gündeme getiren yok. Bırakın başka unsurları, maçları taraftar tribününden izlemekle övünen bazı ağbilerimiz bile yazı konularını; faso, fisolara ayırıyor!

Artık Beşiktaşlı oyunculara düşen iş, yarınki derbide bütün bu çirkinliklere son vermeleri. Kendilerini bu kadar yok sayan, kenara atan, bardağa hep boş tarafından bakmaya çalışanlara gerçeği göstermek. Çünkü bu maçın kazanılması sadece üç puan getirmeyecek. Sezonunun en kritik karşılaşması. Maç öncesi Beşiktaş’ta ilk kez eksik yok. Burada iş yıldız denilen isimlere düşüyor. Bobo, Nihat, Holosko, Yusuf, Tello ve hatta Rüştü, Nobre, Ernst, Ferrari, Tabata... Yine de hiç ummadık sürpriz bir isim çıkıp Beşiktaş adına maça damgasını vurabilir.

Gaziantep moralsizliğini üstünden çabuk atan oyuncuların kazanma iştahını bizzat gördük. Zaten bu takım gerçek oyununu sahaya yansıtsın, İnönü’de her maçı rahat alır. Ancak bizi şüpheye düşüren önce bu durum sonra da, hakem faktörü. Fırat Aydınus skora etki etmezse her şey güzel olacak gibi duruyor.

..Ve son sözümüz taraftara. Gelin bu maçta her şeyi bir kenara bırakın. Rakibi, hakemi etki altına alın. Takımı ateşleyin. Tıpkı Manchester United maçında olduğu gibi bir atmosfer yaratın. İnönü yine eskisi gibi misafir takımların korkulu rüyası olsun. Ancak bu yaklaşım içeride ‘cesur yürek’ kesilen hakemler ile konuk ekibin rahatını kaçırır. İşleri kolaylaştırır.

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:24
Oğuz Terim!
Daha ilk adımda Oğuz Çetin’in Milli Takım’da Fatih Terim’in, Hiddink’in üstündeki uydusu olacağı çıktı ortaya... Çetin, Honduras maçı için kadroya davet ettiği oyuncularla bunu kanıtladı. Beşiktaş’tan genç yetenek Necip dışında kimseyi davet etmedi. Ekip olarak Fenerbahçe patentli olan Milli Takım kapılarını Kartal’a kapadı! İnsanın sadece gülesi geliyor. İkinci yarı tek maç oynayan Sabri var. Ya Emre Güngör ile Giray’a ne demeli... Hangi maçta öne çıktılar da, biz göremedik acaba. O kadroda her şeye rağmen Nihat ve çok iyi maçlar çıkartan İbrahim Toraman nasıl olmaz? İkinci baharını yaşayan İbrahim Üzülmez nasıl görülmez. Hadi Toraman’a Terim’in takıntısı vardı, anlamsızca... Ya diğerleri...

Kontrolsüz güç
Beşiktaş puan olarak geride olsa da şampiyonluğun en güçlü adayıdır. Çünkü en iyi kadro bu takımda var. Fakat bu güç akılcı kullanılıyor. Mustafa Denizli, eldeki kadroyu yap boz tahtasına çevirdi. Henüz iskelet kadro ortada yok. Takımın ne oynadığı, kimin ne yaptığı belli değil. Şu da gerçek, bazı maçları kulübe kazandırıyor. Filip Holosko, Nihat Kahveci, Tabata, Yusuf Şimşek gibi isimler kenarda... Nobre de yoktu son maçta... Bu zenginlik tatlı bela olsa da, doğru tercih ve yerinde etkin kullanım ile belirleyici olur. Şimdi özellikle ilk beş maç büyük önem taşıyor. Top artık Denizli’de... Ya silahları doğru kullanıp hedefi bulacak ya da bugüne kadar olduğu gibi yanlışlar içinde gidip sapacak!

İçerisi kaynıyor
Takım içinde kimsenin görmediği ya da görmek istemediği durum şu; transfer... Yönetim sezon sonu sözleşmesi bitecek olan oyunculardan sadece Filip Holosko’nun mukavelesini uzattı. İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman, Uğur, Serdar, Tello, Rüştü, Hakan ve Yusuf gibi isimlerin durumu belirsiz. Gerçi sözlü olarak Üzülmez’in opsiyonunun kullanılacağı, Rüştü ve Yusuf’un boş sözleşmeye imza atacakları dile getirildi... Bu tür açıklamalar yapıldı. Ama ‘söz uçar, yazı kalır’ misali bundan kimse tatmin olmadı. Futbolun patronu Serdal Adalı’nın bir an önce bu işi çözmesi gerekiyor. Özellikle Üzülmez, Yusuf, Toraman ve Rüştü... Zira oyuncunun genci yaşlısı değil, ‘iyisi’ makbul. Hiçbir şey yapmasalar da tecrübesini, ruhunu takıma veren bu yıldızların kalması en akılcı yol. Geri kalanlar zaten problem olmaz. Ufak gibi görülse de, bu durum çok şeye gebe. Umarız geç olmadan çözülür