Mehmet Erhan
04-01-2008, 10:50
Hem puan durumu, hem de kazanma zorunluluğuyla, geçen seneki Fenerbahçe maçının kopyası gibiydi dünkü maç. Skor da aynı oldu, tek farklı mağlubiyet. Ama iki takım da futbol açısından, o zamanki hallerinden çok farklıydı.
Kendi sahanda 0-3 mağlup olmaktan daha beter bir görüntü oluştu ilk 15 dakikada... 40 bin Beşiktaşlı orada, maçı kazanmak zorunda olan takım, o 40 bin kişiyi arkasına almış Beşiktaş. Ama maça Fener baskılı başlıyor... Bu sadece "ruhsuzluk, isteksizlik" gibi nedenlerin arkasına sığınılacak bir durum değil. En büyük nedeni takım olamayışımız. Sene başından beri bu takımın sorunları belliydi. Zayıf-dirençsiz ortasaha, kalesine çok yakın duran savunma hattı, olmayan bekler... O ilk 15 dakikada Fener bütün bu zaaflarımızı değerlendirdi. Zayıf ortasahamızı görerek, her zaman yaptığı şeyi yapıp, oyunu önde oynadı. Üstelik forvet-ortasaha-defans bağlantılarını çok yakın tutarak. Bu da sürekli atak yapmalarını ve dönen topları almalarını sağladı. Savunmamızın gömülü oynayışıyla her geldiklerinde pozisyon buldular. Sahanın en kısa adamlarından Alex'in, o kafa golü de, işte büyük takıma yakışmayan bu saçma defans düzeni yüzünden. Beklerimizin en azından biri savunmacıydı, sol bek her zamanki gibi yine en büyük sorunumuz oldu, Fener onu da gayet güzel kullandı... Ertuğrul Sağlam çok şaşırtırcasına, İbrahim Üzülmez'le başlamadı 2. yarıya. Bu belkide Beşiktaş'a geldiğinden beri en akılcı oyuncu çıkarma hamlesiydi. Ama giren oyuncu ve defanstaki düzen değişimiyle "yarım doğru" oldu o hamle. Baki'nin solbek oynamasına karşı değilim. Şayet "gerçek anlamda" baskı kuran bir takım olsaydık, tüm takımın pres yapmasıyla iyice öne çıkmış bir savunmada Baki gibi bir bek, sadece havadan-yerden top karşılayıp, atağın devamını sağlamasıyla bile faydalı olabilir.
"Manchester United tıpkı Fenerbahçe gibi 4-5-1 oynayan Roma'ya 7 atarken, bu tip bir takıma nasıl oynanılması gerektiğinin sinyalini vermişti. O maçta Manchester United'ın 4 atak oyuncusu (Giggs, Smith, Rooney, Ronaldo) prese Roma'nın kendi cezasahasında başlamıştı. Fakat o atak oyuncularını destekleyen 2 güçlü ortasaha (Carrick, Fletcher) ve tamamı fizikli oyunculardan kurulu, iyice ortasahaya kadar çıkmış, savunmaya orada başlayan bir geri 4'lüsü vardı (O'Shea-Ferdinand-Brown-Heinze). O 4 oyuncunun rakip "cezasahasında" başlayan presiyle Roma, sadece havadan oynayarak baskıyı aşmaya çalışmıştı. Hal öyle olunca, United'ın ortasahaya asker gibi dizilmiş iri kıyım defansı, sadece top karşılayarak atak başlatmış oluyordu."
Verdiğim Manchester United örneğindeki gibi bir formatla sahada olsak, Baki bekte çok daha faydalı olurdu. Ama öyle bir takımız ki, defansla forvet arasında 80 metre var, yaklaşma yok, yardımlaşma yok... Delgado 3 kişiyi çalımladıktan sonra ancak pas verebilecek adam buluyor. Bir dizi sargıdaki Cisse, koca ortasahada tek başına oynuyor, topu aldığında en yakın arkadaşını 2 Fenerli'nin arkasında, taç çizgisinin oralarda bir yerde görüyor. Kenardan bindirme yapan biri olduğunda, diğerleri "acaba ne yapacak" diye adamın suratına bakıyor. Baki de böyle bir takımda, "oyun kuran bek" pozisyonunu aldı. Sonuç olarak yine günün "mazlumu" seçilerek yuhalandı. Oysaki, sırf Kazım Richards'ı bitirmesiyle bile yuhalanmayı hiç haketmemişti... Böyle bir düzende Tello'nun beke geçmesi, oyuna İbrahim'in yerine Aydın'ın girmesi gerekirdi. Böylelikle, topu defanstan çıkarırken Baki değil, Tello'yu kullanacaktık.
Baki o pozisyonda hatalıdır, sonuçta top kaybetmek ve kovalamamak hata. O'nun gibi topla yapacakları sınırlı bir bek, basit oynayarak oyuna katılmalı. Basit oyun? Yani önünde boşa çıkan adama kısa top, yanındaki ortasahaya kısa top, ileri çıkıp yardıma gelmiş stopere kısa top. Ama bizim takımda öyle bir uyum var mı? Baki ya şişirecek (büyük ihtimalle yine top kaybı), ya geriye oynayacak, ya da dikine topla gidecekti. Her türlü kabak O'nun başında patlayacak yani...
Ayrıca, biz niye ortasahada top kazanamıyoruz acaba? Fener attığı 2 golü de, Aurellio ve Maldonado gibi, defansif ve fiziki özellikler de taşıyan adamlarının olduğu ortasahada kaptıkları toplarla geldi. Tek ortasaha (kimilerine göre önlibero) koyduk, çok ofansif olduk... Yardırdık sağdan soldan, ortadan... İyiki sene başından beri biz uyanıklık yapıp, ortasahaya bir oyuncu daha koymuyoruz, mazallah biz de dirençli oluruz, top mop kaparız...
Tek forvetle oynayan, biraz takım olmuş bir rakibe karşı, bu kadar futboldan uzak görüntüyle oynarsan, defansını arkada tutup, baskıyı kuran sen olmazsan, ortasahanı bomboş bırakırsan, baskı yiyen sen olursun... Tek forvet "kağıt üstünde kalır", rakip 5 adamla cezasahanı zorlar, 170'lik adam kafa golü atar.
Geçen seneki maçtan bu yana, takımların futbol açısından değiştiğini gördük demiştik... Biz geriye gitmişiz, onlar ileri. Geçen sene Fener'e 2 pozisyon vermiştik, biri gol olmuştu. Büyük takıma yakışır şekilde gol yemiştik... Öne çıkmış bir savunmada, bir oyuncunun duraklayışıyla, ofsayt çizgisinden arkaya adam kaçırmamızla. Dünkü Alex'in kafa golü gibi bağıra bağıra değil... Üstelik maçın hiç bir evresinde "baskı" yememiştik o maç. O maçtan bu seneye gelirken Fener'den fazla para harcadık ama durum ortada. Üstelik bu maçın, aynen böyle bir hal alacağı belliydi. Taa sezon başından beri... Perşembe'nin gelişi değil Çarşamba'dan, Cuma'dan belliydi. Değişen bir sorun, katettiğimiz bir yol yok. Zaten bu maç öncesindeki yazımda, galibiyet için sadece "futbolcuların şampiyonluk hırsı" etkin olacak demiştim, o da kendimi kandırmakmış. Öyle bir hırs yoktu, ki olsa bile hırsın görünür olması için "takım" olmak gerekir.
İki takım arasında, oyun olarak fark vardı. Tıpkı bizim 100. yılda Ahmet Dursun'un golüyle onları yendiğimiz maçtaki gibi (o maçtada tek farklı skormuş, Fener 10 kişi kalmışmış hikayeydi. Fener'in bizden puan alacak hali yoktu) bir fark vardı ama bu kez tam tersine bir fark vardı işte. İstedikleri zaman golü buldular, baskı kurdular. Bunu görmezden gelmek Beşiktaş'a en büyük ihanet demektir. 5 senede roller böylesine değişti işte...
Sadece İnönü'de oynanan derbilerde cesaret timsali kesilip, işin cılkını çıkaran, hava topuna çıkmayı müsade etmeyen (maçın genel olarak her hava topunda aleyhimize faul çalması, verilmeyen penaltıdan daha kötü bir tutumdur) hakemlere hiç değinesim yok. Hem bağışıklık kazandım, hem de takımın o görüntüsü zaten yetti sinirimin tavan yapmasına...
ALINTI...
Kendi sahanda 0-3 mağlup olmaktan daha beter bir görüntü oluştu ilk 15 dakikada... 40 bin Beşiktaşlı orada, maçı kazanmak zorunda olan takım, o 40 bin kişiyi arkasına almış Beşiktaş. Ama maça Fener baskılı başlıyor... Bu sadece "ruhsuzluk, isteksizlik" gibi nedenlerin arkasına sığınılacak bir durum değil. En büyük nedeni takım olamayışımız. Sene başından beri bu takımın sorunları belliydi. Zayıf-dirençsiz ortasaha, kalesine çok yakın duran savunma hattı, olmayan bekler... O ilk 15 dakikada Fener bütün bu zaaflarımızı değerlendirdi. Zayıf ortasahamızı görerek, her zaman yaptığı şeyi yapıp, oyunu önde oynadı. Üstelik forvet-ortasaha-defans bağlantılarını çok yakın tutarak. Bu da sürekli atak yapmalarını ve dönen topları almalarını sağladı. Savunmamızın gömülü oynayışıyla her geldiklerinde pozisyon buldular. Sahanın en kısa adamlarından Alex'in, o kafa golü de, işte büyük takıma yakışmayan bu saçma defans düzeni yüzünden. Beklerimizin en azından biri savunmacıydı, sol bek her zamanki gibi yine en büyük sorunumuz oldu, Fener onu da gayet güzel kullandı... Ertuğrul Sağlam çok şaşırtırcasına, İbrahim Üzülmez'le başlamadı 2. yarıya. Bu belkide Beşiktaş'a geldiğinden beri en akılcı oyuncu çıkarma hamlesiydi. Ama giren oyuncu ve defanstaki düzen değişimiyle "yarım doğru" oldu o hamle. Baki'nin solbek oynamasına karşı değilim. Şayet "gerçek anlamda" baskı kuran bir takım olsaydık, tüm takımın pres yapmasıyla iyice öne çıkmış bir savunmada Baki gibi bir bek, sadece havadan-yerden top karşılayıp, atağın devamını sağlamasıyla bile faydalı olabilir.
"Manchester United tıpkı Fenerbahçe gibi 4-5-1 oynayan Roma'ya 7 atarken, bu tip bir takıma nasıl oynanılması gerektiğinin sinyalini vermişti. O maçta Manchester United'ın 4 atak oyuncusu (Giggs, Smith, Rooney, Ronaldo) prese Roma'nın kendi cezasahasında başlamıştı. Fakat o atak oyuncularını destekleyen 2 güçlü ortasaha (Carrick, Fletcher) ve tamamı fizikli oyunculardan kurulu, iyice ortasahaya kadar çıkmış, savunmaya orada başlayan bir geri 4'lüsü vardı (O'Shea-Ferdinand-Brown-Heinze). O 4 oyuncunun rakip "cezasahasında" başlayan presiyle Roma, sadece havadan oynayarak baskıyı aşmaya çalışmıştı. Hal öyle olunca, United'ın ortasahaya asker gibi dizilmiş iri kıyım defansı, sadece top karşılayarak atak başlatmış oluyordu."
Verdiğim Manchester United örneğindeki gibi bir formatla sahada olsak, Baki bekte çok daha faydalı olurdu. Ama öyle bir takımız ki, defansla forvet arasında 80 metre var, yaklaşma yok, yardımlaşma yok... Delgado 3 kişiyi çalımladıktan sonra ancak pas verebilecek adam buluyor. Bir dizi sargıdaki Cisse, koca ortasahada tek başına oynuyor, topu aldığında en yakın arkadaşını 2 Fenerli'nin arkasında, taç çizgisinin oralarda bir yerde görüyor. Kenardan bindirme yapan biri olduğunda, diğerleri "acaba ne yapacak" diye adamın suratına bakıyor. Baki de böyle bir takımda, "oyun kuran bek" pozisyonunu aldı. Sonuç olarak yine günün "mazlumu" seçilerek yuhalandı. Oysaki, sırf Kazım Richards'ı bitirmesiyle bile yuhalanmayı hiç haketmemişti... Böyle bir düzende Tello'nun beke geçmesi, oyuna İbrahim'in yerine Aydın'ın girmesi gerekirdi. Böylelikle, topu defanstan çıkarırken Baki değil, Tello'yu kullanacaktık.
Baki o pozisyonda hatalıdır, sonuçta top kaybetmek ve kovalamamak hata. O'nun gibi topla yapacakları sınırlı bir bek, basit oynayarak oyuna katılmalı. Basit oyun? Yani önünde boşa çıkan adama kısa top, yanındaki ortasahaya kısa top, ileri çıkıp yardıma gelmiş stopere kısa top. Ama bizim takımda öyle bir uyum var mı? Baki ya şişirecek (büyük ihtimalle yine top kaybı), ya geriye oynayacak, ya da dikine topla gidecekti. Her türlü kabak O'nun başında patlayacak yani...
Ayrıca, biz niye ortasahada top kazanamıyoruz acaba? Fener attığı 2 golü de, Aurellio ve Maldonado gibi, defansif ve fiziki özellikler de taşıyan adamlarının olduğu ortasahada kaptıkları toplarla geldi. Tek ortasaha (kimilerine göre önlibero) koyduk, çok ofansif olduk... Yardırdık sağdan soldan, ortadan... İyiki sene başından beri biz uyanıklık yapıp, ortasahaya bir oyuncu daha koymuyoruz, mazallah biz de dirençli oluruz, top mop kaparız...
Tek forvetle oynayan, biraz takım olmuş bir rakibe karşı, bu kadar futboldan uzak görüntüyle oynarsan, defansını arkada tutup, baskıyı kuran sen olmazsan, ortasahanı bomboş bırakırsan, baskı yiyen sen olursun... Tek forvet "kağıt üstünde kalır", rakip 5 adamla cezasahanı zorlar, 170'lik adam kafa golü atar.
Geçen seneki maçtan bu yana, takımların futbol açısından değiştiğini gördük demiştik... Biz geriye gitmişiz, onlar ileri. Geçen sene Fener'e 2 pozisyon vermiştik, biri gol olmuştu. Büyük takıma yakışır şekilde gol yemiştik... Öne çıkmış bir savunmada, bir oyuncunun duraklayışıyla, ofsayt çizgisinden arkaya adam kaçırmamızla. Dünkü Alex'in kafa golü gibi bağıra bağıra değil... Üstelik maçın hiç bir evresinde "baskı" yememiştik o maç. O maçtan bu seneye gelirken Fener'den fazla para harcadık ama durum ortada. Üstelik bu maçın, aynen böyle bir hal alacağı belliydi. Taa sezon başından beri... Perşembe'nin gelişi değil Çarşamba'dan, Cuma'dan belliydi. Değişen bir sorun, katettiğimiz bir yol yok. Zaten bu maç öncesindeki yazımda, galibiyet için sadece "futbolcuların şampiyonluk hırsı" etkin olacak demiştim, o da kendimi kandırmakmış. Öyle bir hırs yoktu, ki olsa bile hırsın görünür olması için "takım" olmak gerekir.
İki takım arasında, oyun olarak fark vardı. Tıpkı bizim 100. yılda Ahmet Dursun'un golüyle onları yendiğimiz maçtaki gibi (o maçtada tek farklı skormuş, Fener 10 kişi kalmışmış hikayeydi. Fener'in bizden puan alacak hali yoktu) bir fark vardı ama bu kez tam tersine bir fark vardı işte. İstedikleri zaman golü buldular, baskı kurdular. Bunu görmezden gelmek Beşiktaş'a en büyük ihanet demektir. 5 senede roller böylesine değişti işte...
Sadece İnönü'de oynanan derbilerde cesaret timsali kesilip, işin cılkını çıkaran, hava topuna çıkmayı müsade etmeyen (maçın genel olarak her hava topunda aleyhimize faul çalması, verilmeyen penaltıdan daha kötü bir tutumdur) hakemlere hiç değinesim yok. Hem bağışıklık kazandım, hem de takımın o görüntüsü zaten yetti sinirimin tavan yapmasına...
ALINTI...