PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Röportaj - Kazım Kanat : "Ertuğrul tarihi bir hata yaptı"


Gökhan Özsoy
12-28-2007, 07:22
"Ertuğrul tarihi bir hata yaptı"
Sporx.com'un yazarlarından Kazım Kanat ile Saadet Özcan keyifli bir sohbet gerçekleştirdi. Saadet Özcan sordu... Kazım Kanat bütün bilinmeyenleri yanıtladı. İşte bu keyifli röportaj...

Ertuğrul Sağlam'ın Beşiktaş Kulübü Teknik Direktörlüğü'ne Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ricasıyla, Başkan Yıldırım Demirören'in golf oynadığı bir sırada tayin edildiğine dikkat çeken Kazım Kanat, "Ertuğrul Sağlam bunu kabul etmeyecekti. Şimdi devamlı 'Yes Sir!' demek zorunda. İsyan ederse hemen gider" dedi...

Bu röportajımda konuğum mesleki tecrübesi benim yaşımdan da büyük bir meslektaşım...
Spor tutkunlarının hele hele Beşiktaşlılar'ın ağzından dökülenleri, gazete sütunlarında ve Sporx.com’daki köşesinde kelimelerini sıkı sıkı takip ettiği bir isim: Kazım Kanat...
Bir gün öncesinde görüşebilme ihtimalimizi soruyorum.
Kazım Kanat, çok nazik bir şekilde ertesi gün için randevu veriyor.
Sözleştiğimiz saatte Sabah Gazetesi'ndeyim.
Fakat, Kazım Kanat henüz gelmemiş.
Eski işyerimde, eski servisime çıkıyorum.
Spor Servisi'nde arkadaşlarımla kısa bir sohbetten sonra arıyorum Kazım Kanat'ı...
Telaşlı ve üzgün bir sesle özür dileyen bir beyfendi var karşımda.
Spor Servis'inde onu beklediğimi ve arkadaşlarımın yanında olduğumu söyleyince rahatlıyor ve gelmek üzere olduğunu yineliyor.

Biraz sonra ise tüm Spor Servisi'nin "Ooo Kazım Ağabey" nidaları arasında kattan içeri giriyor.
Hemen odasına buyur ediyor Kazım Kanat beni...
Fotoğraf çekimi için yardım istediğim arkadaşlarımın 'tamam' sözünü almışım.
Rahat bir şekilde Kazım Kanat'ın Sabah Gazetesi'nin nadide güzel manzaralı odalarından birinde, denize nazır bir röportaj için her şey hazır yani...
Kazım Bey'in, elindeki İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunlar kitabında kendi ismini aradığı birkaç dakikanın ardından ilk sorumu yöneltiyorum...



“ASIL UTANILACAK ŞEY, TESLİMİYETTİR”

- Beşiktaş taraftarı takımına neden kızgın?
“Liverpol'a yeniliyorsun, 3-0'dan sonra elini kaldırıp, teslim oluyorsun. Ben menajer olsam, taraftar diyor ya, 'Bu forma kutsaldır, nasip olmaz herkese'... ' 5 Dakikanız var' der. ‘Mücadele etmezseniz 50. dakikada takımı sahadan çeker, bomboş sizi burada bıkarır, yepyeni biri Beşiktaş yaratırım’ diye çekinmeden anlatırdım. Futbolda teslim olmak en utanılacak şeydir. Pascal Nouma bu yüzden seviliyordu. Bakın, Güneydoğu'da 8 askerimiz tutuklandı. Neden? Ellerini kaldırdılar. ‘Mermimiz yoktu, silahımız tutukluk yaptı’ diyorlar. Yok öyle bir şey... Çanakkale'de Mustafa Kemal askerlerine, ‘Neden çekiliyorsunuz’ diye sordu. ‘Mermimiz bitti’ deyince, ‘Süngü tak, yere yat, hücum et. Ben size ölmeyi emrediyorum’ dedi.”

- Ölseniz de bu yolda ölmüş olursunuz...
“Beşiktaş taraftarının öfkesini anlayışla karşılıyorum, hak veriyorum...”

“BEŞİKTAŞLI, O FORMAYI GİYENİ TANRILAŞTIRIR”

“Taffarel bir maçta tüm tehlikeyi göze aldı, omzunu kırdı, 6 ay oynayamadı. Ölümüne oynadı. Okan Buruk bir maçta çabalıyordu. Tüm tribün alkışladı. Galatasaraylı bir futbolcu ama forması için çırpınıyordu. Beşiktaşlı taraftarın bir özelliği var ki, onları Galatasaray ve Fenerbahçe'den ayırır. Beşiktaş taraftarı takımın futbolcusunu değil, formayı sever. İsmi değil, formayı sever yani... Formayı kim giyerse ona saygı gösterir. O formayı giyeni de tanrılaştırır. Pascal Nouma gibi. Metin, Ali, Feyyaz gibi... Gerçi onların da sonları da eleştirel gerçekleşti, dramatik şeyler oldu ya...”

- Mağlubiyetler dizisi Ertuğrul Sağlam’ın kredisini tüketiyor mu diyorsunuz?
“Hayır... Başkan tükürdüğünü yaladı. Başkan ne dediyse vazgeçti. Ama taraftar tükürdüğünü yalamadı. Sezon başı pankart açtı. ‘Düşersek sağlam düşelim’ dedi. Demek ki, taraftar kuyruğunu dik tutuyor. Helal olsun taraftara!..”

“RIZA AYRILMAK İSTEMEKLE HATA ETTİ”

- Bu olaylar öncesinde yine Beşiktaş’a uzun yıllar emek vermiş, eski futbolcularından Rıza Çalımbay vakası var... Aynı sahneleri tekrar seyretmek zorunda kalır mıyız, ne dersiniz?..
“Rıza Çalımbay çok farklı bir durumdur. O da ayrılmak istiyordu. Önü açıldı. Ertuğrul Sağlam ayrılmak istemiyor. Rıza orada hata yaptı, ayrılmak istemekle... Orada bir takım otoriteler yerinden sarsıldı. Rıza varken John Carev satıldı. Ailton alındı, müdahale edemedi. Ertuğrul Sağlam varken de Ali Gültiken gönderildi, Sinan Engin getirildi, müdahale edemedi. Eğer otoriter değilseniz, takım şefi olarak başkaldıramazsanız, sizi ezerler.... Ertuğrul Sağlam Beşiktaş'a, başkan Demirören Antalya'da golf oynarken, dinlenme anında teknik direktör oldu, orada görüşüldü. Beşiktaş Akaretler'den yönetilir. Beşiktaş'ın kararları Akaretler'deki kulüp binasından alınır. Ertuğrul Sağlam'ı uyarıyorum: Sen böyle antrenör olursan, öyle gidersin. Kabul etmeyecekti. Sinan Engin geldiğinde kabul etmeyecekti. Onun için Ertuğrul Sağlam şimdi her şeye 'Yes Sir' diyen bir kimliğe büründü. Bundan sonra isyan ederse hemen gider.”

- O hakkı kalmadı, baştan teslim oldu diyorsunuz...
“Çok... Tarihi hata yaptı. Keşke yapmasaydı...”

- Şu golf meselesini biraz açsak diyorum...
“Samet Aybaba'ya Ertuğrul'dan önce antrenörlük teklif edildi. Başkan aynen şöyle diyor. ‘Yarın Antalya’ya gidiyorum, golf oynayacağım. Golf oynarken, seninle görüşürüm.’ Samet de bu teklife karşı çıkarak, ‘Bugün beni golf oynarken Beşiktaş'a teknik direktör yaparsınız, yarın golf oynarken de beni kovarsınız. Bu teklifinizi kabul etmiyorum. Beni Beşiktaş Yönetim Kurulu odasına çağırıp, bildirmelisiniz’ diyor. Ertuğrul bu şekilde olduğu için eleştiriyorum, kabul edemiyorum. Gençliğine, heyecanına veriyorum.”

- Ertuğrul Sağlam’ın Beşiktaş’a teknik direktör olma öyküsünde de sizin farklı iddialarınız var...
“Ertuğrul Sağlam, durup dururken Beşiktaş'a teknik direktör olmadı. O dönem Başbakan Yardımcısı olan, bugünümüzün Cumhurbaşkanı, Beşiktaş kongre üyesi Abdullah Gül’ün ricası üzerine Ertuğrul Sağlam Beşiktaş'a teknik direktör oldu. Ertuğrul hak etmiyor mu? Ediyor... Kazım Kanat böyle bir ortamda niye destekliyor? Destekliyor... İnançlarımız 180 derece farklıdır.”

“DOĞRU SÖYLEYENİ DOKUZ KÖYDEN KOVARLAR, KOVARKEN DE DÖVERLER!..”

- Siz daha önce ‘Ben Ertuğrul Sağlam ile oturup bir masada rakı içemem ama, bir Beşiktaşlı olarak onu sonuna kadar savunurum’ dediniz...
“Dahası var. Bir Rosenborg maçı sonrası takımı eleştirdiğim için, Rıza ve Şifo Mehmet benim hakkımda ağır ifadeler kullandılar. ‘Defol git’ dediler. Rıza, 11 yaşındayken Beşiktaş'ta Miliç'e tavsiye ettiğim, ‘oynat’ diyerek ısrar ettiğim bir oyuncu. Şifo Mehmet, Kahramanmaraş'tan Beşiktaş'a getirtiğim oyuncu. Kadere bakın bu iki oyuncu bildiri hazırlıyor; ‘Kazım Kanat'a verilecek cezayı taraftar belirler’ diye... Beni hedef gösteriyorlar. Yani taraftar Kazım Kanat'ı dövsün... Hedef gösterildim, tabii ki dayak da yedim... Yine kadere bakın ki, o bildiriyi basına karşı Ertuğrul Sağlam okudu. Şimdi Ertuğrul Sağlam'ı ben savunuyorum, Rıza Çalımbay'ı ben savunuyorum. Mehmet Özdilek'i yine ben savunuyorum. Her konuşmamızda Ertuğrul Sağlam sözü oraya getirmeye çalışır, konuşmam. Ne özürünü ne de konuşmasını kabul ederim. Doğruyu söyleyeni 9 köyden kovarlar, kovarlarken de döverler...”

“ŞİFO'YA UNUTULMAZ JÜBİLE ÖNERDİM, AMA UNUTULDUM”

- Tarih tekürrürden ibaret derler ya...
“Daha geçen gün Rıza ile baş başa yemek yedik, baba oğul gibi... Ama konuyu açmak istediği zaman, asla... Şifo Mehmet içlerinde en kibarıdır. Ama ona yaptığım jest hayatının dönüm noktası oldu. Bir gün bir yazı yazdım. 'Modern dilenci olma' diye... "Kapı kapı dolaşıp bilet satacaklar, sana hiçbir kapı açılmayacak. Lütfen unutulmayacak bir jübile yap. Sokak Çocuklarına veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na bırak. Gözyaşları içinde sahaları terk edersin. Ama bir insanlık yaparsın’ demiştim. Ertesi gün aradı, Swiss Otel'de buluştuk. Oturduk, hiç unutmam bir de kazık hesap ödedim!.. Cimri filan değilim ama 3 bardak çaya milyon ödemiştim. ‘Ağabey bana ne öneriyorsun’ diye sordu, anlattım... ‘Dediğin gibi bir jübile yapacağım’ dedi.

- Veee Şifo Mehmet öyle de bir jübile yaptı ki, kimse de unutmadı...
“Jübilenin teşekkür mektubunda basında çıkan isimler arasında Kazım Kanat'ın ismi yoktu ama.... Çok üzüldüm. Hatta, Hıncal Uluç, bunu köşesinde yazdı. Haşmet ve Hıncal, 90 Dakika'ya kadar taşıdılar bu konuyu...”

- Unuttu mu acaba?
“Bazı şeyler unutulmaz... Hatta bazı şeyleri kimsenin unutmaya hakkı yoktur... İsviçre maçından sonra istifa ettiğinde ve yalnız bırakıldığında Şifo Mehmet'e bir TV programında, 'Bana savunma hakkı dahi vermedin' dedim. Aslında ben onu öyle savunurdum ki... Ama ben de unuttum... Ercan Saatçi’nin, hazırladığı belgeselde Şifo Mehmet kendisi söyledi, "Benim futbol hayatımın kaderini Kazım Kanat değiştirdi. Maraş'ta oynarken, Beşiktaş'ı gelmemin sebebi Kazım Kanat'tır.." diye...

- Çok kırılmışsınız Kazım Bey...
“Elbette... İnsan sevdiklerine kırılır. Mesela Fatih Terim'e neler söylerim, eleştiririm. Ama beni bir gün incitmemiştir. Çünkü, Fatih Terim Adana karmasında oynarken, Genç Milli Takım'a çağrılması için Gündüz Tekin Onay'a, Serpil Hamdi Tüzün'e onu söyleyen benim. O gün bugündür ilişkimizde müthiş bir seviye vardır. Benim yazdıklarımı başka bir gazeteci yazsaydı yeminle söylüyorum Fatih Terim olay çıkarırdı. Ki, Fatih Terim sinirlendiğinde biliyorsun... Öfkesinde sınır yoktur. Bana karşı bir gün kaşını kaldırdığını görmedim.”

Gökhan Özsoy
12-28-2007, 07:22
“BATSIN BU DÜNYA İÇKİLER BENDEN!..”

- Sizin keskin ve sivri bir diliniz var. Ama bu kadar da dostunuz.... O tartıyı nasıl dengede tutuyorsunuz?
“Çok duygusal bir insanım. Karıncayı incitmeye, birisini üzmeye korkarım. Sokakta ayaklarıma bakarım. Ama bu bilgisayarın, ya da mikrofonun başına geçince kamu vicdanı devreye girer. Sokaktaki insan adına bu kadar öfkeliyim. Ben bir tezgahtarım. Kitabı yazan başkası, alacısı var. Ben kitabı alıp okuyucuya veriyorum. Keskin yorumcu ama. Telefonlara bakıyorum, e-maillerimi okurum.”

- Siz aynı zamanda halkın nabzını tutmayı başarabilen, halkın görmek istediklerini gazete sütunlarına taşınması taraftarı bir gazetecisiniz...
“Bu gazetenin en güzel odası benim. Deniz manzaralı... Ama beni burada otururken zor bulursun. Kahvedeyim, sokaktayım, meyhanedeyim. 1 saatte bombalar gibi yazar ve çıkar giderim. Bir gün, ‘Sabah Gazetesi'nin yazar odaları iptal edilsin, yazarlar halkın arasına karışsın’ diye yazdım. Ertesi gün, ‘Ergun Babahan seni arıyor’ dediler. Gittim, ‘Herhalde kovulduk’ diye... ‘Helal olsun’ dedi Ergun Babahan... ‘Aynen katılıyorum’... Yazarlar, buradan yazıyor. Ama sokaktaki insan başka bir şey söylüyor. Onun ıstırabı başka. Bakkalın, manavın hayatı başka... Bak Hıncal Uluç geziyor. Ama o farklı yerleri geziyor, entelektüel boyutu yazıyor. Ama kardeşim sen de gez, ona göre yaz... Ben şimdi buradan çıkacağım, Beşiktaş'a eski sporcular lokaline gideceğim. Oradan akşam Beşiktaş Meyhanesi'ne gideceğim. Bana diyecekler, yan masadan ‘Ne olacak bu Beşiktaş'ın hali?’ Ben de diyeceğim ki, ‘Batsın bu dünya, içkiler benden!..’ Gelecek bir taraftar, ‘Ya Yıldırım babasının holdinginden daha düne kadar kovulmuştu’ diyecek. Ben, ‘Haklısın’ diyeceğim, ‘Haksızsın’ diyeceğim... Ondan sonra gelip burada yazımı yazacağım.”

“FUTBOLU BİLİYORUM AMA MESLEĞİM GAZETECİLİK”

- Yorumla, gazeteciliği de özenle ayırmanızla tanınıyorsunuz...
“Antrenörlük seminerlerine defalarca gittim. Top da oynadım. Bir gün futbolun teknik boyutunu kullanmadım. Ama o teknik boyutu kullanan yazarları şu küçük cebimde taşırım. Bak, iddia ediyorum: Küçük cebimde taşırım... Fatih Terim açar, bana akıl sorar. Ertuğrul Sağlam öyle. Bütün antrenörler gördüğünde elimi sıkar, akıl sorar. Eleştirmenliği yapmam. Ben gazeteciyim. Fransa'da Michel Platini yaptı. Almanya'da Franz Beckenbauer futbol yorumculuğu yaptı. Dünyada Pele yapıyor. İtalya takımı Fenerbahçe için geldiğinde Fabio Capello yorum yaptı. Futbol eleştirmenliği yapmak başka. Ben gazeteci kimliğiyle bakıyorum olaylara. Peki ben futbolu bilmiyor muyum?.. Hepsinden iyi biliyorum. Ama benim uzmanlık alanım gazetecilik. İtalya'nın yetiştirdiği en büyük antrenör Nevio Scala geldi. ‘Beşiktaş'ı hangi taktikle oynatacaksın?’ dedim Güldü. ‘Sen taktiğe inanmıyorsun’ dedi. ‘Evet, inanmıyorum’ dedim, elimi sıktı. Sonra da, ‘Bütün taktikleri alın 4-4-2 ayrı, 3-5-2 ayrı. Hepsini bir torbaya atın, karıştırın. İçinden futbolcu çıkar’ dedi. Budur...”

“BU MESLEKTE UKALA ÇOK”

- Meslektaşlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Bizim meslekte ukalalar var. Nefret ediyorum. ‘Ey! Fatih Terim... Bu taktiğin yanlış!’ Gazeteyi alıyorum, okurken kafamı duvarlara vuruyorum. Bak diyorum ki, meslekte 40 yılımı doldurdum. Bir eşeği bağlasan futbolu seyrederken eşek öğrenir. Stefan Kovacs'ın antrenör seminerine gittim. Kovacs ki, Romanya futbolunu, Hollanda futbolunu yaratan kişi. Cruyff'u yaratan futbol tanrısı!.. Onun antrenörlük seminerinden geçtim. Hakem seminerlerine gittim.”

- Neden takip ediyorsunuz bu seminerleri?..
“Bilgi... Ben bilimin ipine sarıldım. Bilgi, bilgi, bilgi... Bileceğim her şeyi... İnternet geldi, ilk öğrenen gazeteci benim. Benimle dalga geçiyorlardı. Laptop’la haber geçen ilk gazeteci bendim İnönü'de... İlk cep telefonunu alan benim. Futbolcuları adı soyadına göre yazıyorum diye dalga geçen dernek başkanı, atılan gol üzerine tribünlerden gelen "Ertuğrul Sağlam" sesleri arasında dilini yutmak üzereydi. Soyadı, futbolcunun eşine, çocuğuna, anasına babasına gösterdiğim saygıdır. Harf Devrimi ve Soyadı Kanunu'nun yılmaz bekçisiyim. Büyük Ali, Küçük Ali, Sedat III. Bakın Sedat III, Bursa'nın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusudur. Soyadının Özden olduğunu bilen kişi azdır. Bana diyorlar 'Niye öğreniyorsun, ezberleyecek misin?' Evet, ezberliyorum. Çünkü, işim bu...”

“BEŞİKTAŞ'IN BAŞKANI YOK Kİ”

- Beşiktaş'ın içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Taktik hatası, yanlış yönetim? Ne dersiniz?..
“Boş. Geç geç bunları... Balık baştan kokar. Türk atasözü...”

- Peki çözüm?Transferler, yeni bir hoca...
“Yoo yooo... Tek çözüm yepyeni bir başkan ve Beşiktaş'ı canlandıracak bir lider.”

- Şu an Beşiktaş'ı lider yok mu?
“Asla... Beşiktaş'ın başkanı yok ki?.. Beşiktaş'ın başkanının sözü senettir. Dediği kanundur, 20 milyon kişi arkasından yürür. Bugün Beşiktaş başkanını bırakın 20 milyonu, 20 kişilik yönetim kurulu dahi dinlemiyor.”

- Vahim bir durum değil mi?.
“Olmaz mı?.. Çok kötü, facia... Beşiktaş bu utancı temizlemeli.”

- Programınızdan hatırlıyorum. Aurelio'nun Milli Takıma alınması konusuna uzun süre karşı çıktınız. Hatta, ısrarla, "İstiklâl Marşı'nın okunduğu sırada dahi ayağa kalkmayacağım" dediniz. Devşirme futbolcular için yorumunuzda bir değişiklik var mı?
“Ayıp ya!.. Aynen, görüşüm değişmedi. O halde Fatih Terim Vederson'u neden oynatmıyor? Türkiye'nin en başarılı yabancısı. İsmi ne oldu bilmiyorum ama, Vederson'u oynatsın. Marco, Mehmet ismini kullanmıyor. Bankacısını dahi 'Ben Marco' diye arıyor.. Tüm takım arkadaşları 'Marco' diye hitap ediyor. ‘Ne Mehmet'i’ diyorlar... Ben Almanya'ya vize almak istiyorum. Kalacağın yer soruyor: Ziya Kanat kardeşim. Eşi Ethel Kanat, Alman vatandaşı... Vizeyi bana 3 günlük veriyor. Ülkesine gideceğim, para harcayıp geleceğim. Dünya kadar hayat sigortası vs. Bak, Alman vatandaşı olmak, İngiliz vatandaşı olmak kolay mı?.. Ama sen adama pasaport veriyorsun. Buna karşıyım işte... Askerlik yaptın mı? Yok. Doğu'ya gittin mi? Yok... Olmaz böyle şey arkadaşlar...”

- Ekranda en fazla izlenen spor programlarından birinde partneriniz Ahmet Çakar ile sevilen bir ikiliydiniz. Fakat yollarınızı ayırdınız, neden?
“İkimiz müthiş bir ikiliydik. O kötü, ben iyi adam rolü oynadık. Toplum verdi bu rolü, ama kurgu oturdu. Ben halkın gözüyle baktım, o felsefe yaptı. Başka bir açıdan baktı. Programın izlenirliğini biz sağladık, evet... Fakat o farklı bir kanalda devam etmek istedi. Ahmet Çakar, benim gibisini asla bulamaz. Bunun için çok para teklif etti, ama kabul etmedim. Çünkü, Sabah Gazetesi'ne vefa borcum var.”

“EVET, BEŞİKTAŞ RAKI MASASINDAN YÖNETİLDİ”

- Hakikaten, Beşiktaş rakı sofrasından mı yönetiliyor?
“Ersan Çelik, yıllar önce Fotospor'u yönettiğinde bir gün, ‘Beşiktaş, Kazım Kanat ile rakı sofrasında yönetiliyor’ dedi. Evet, Atatürk de Türkiye yönettiğinde önemli kararlarını bu şekilde alırdı. Ama, Türkiye Cumhuriyeti de, Beşiktaş da tarihe mal oldu...”

- PAF takımla maça çıkma konusundaki yorumunuzu almak istesem...
“Başkan tükürdüğünü yalıyor. Taraftarı suçluyorlar. Bir de 'Gerçek Beşiktaşlılar' deniyor. Demek tribüne gelenler sahte Beşiktaşlılar. O halde ben de, 'Sahte Başkan, sahte menajer' mi diyeyim? Yok böyle şey...”

Kazım Kanat, yan odada Serbest Kürsü köşesinin görüşmeleri için kalkıyor.
Röportajımız nihayetleniyor.

Hep dilimin ucunda ama sağlığıyla ilgili hiç bir şey soramıyorum.
Belki de hatırlatmamak, üzmemek adına, tam nedenini de bilemiyorum ya...
Karşımda biraz yorgun, ama hiç de mücadeleyi bırakacakmış gibi görünmeyen bir Kazım Kanat var...

Tam ayrılırkan, "Sağlığınız nasıl" diyebildim...
Gülümsemeye çalışan bir ifadeyle... "Göründüğü gibi" yanıtı ise her şeyi anlatıyor.
Günlük koşturmacasına devam edecek belli ki Kazım Kanat.
Hani demişti ya, "Beşiktaş Meyhanesi'ne gideceğim"...
Kara Kartal dostlarıyla bir arada olmak için elbette...
Biraz sohbet, biraz oradan biraz buradan.
Hayat akıp gidecek...
Yani Kazım Kanat'ın dediği gibi işte...
"Batsın bu dünya, içkiler benden!"