Orijinalini görmek için tıklayınız : Sanlı Sarıalioğlu
Bülent Girgin
02-11-2008, 09:28
Çekirge bu kez sıçramadı,10.02.2008
Bu kez tutmadı. Yediler ve altından kalkamadılar. Çekirge durmadan sıçramaz. Her zaman yediğinden fazlasını atamazsın. Savunma Bakanlığı Beşiktaş'ta iflas bayrağını çekmiş durumda.
İlk yarıda Holosko sağ çizgide, Serdar Özkan orta göbekte, yanında Ricardinho, ileride tek başına Nobre... Nobre'nin arkasında Delgado, solda da Tello... Bu şekilde ileride nasıl çoğalacak, nasıl pozisyona gireceksin? Holosko'nun rakip kaleden uzak kalınca etkisizleştiğini henüz anlayamadınız mı? Belli ki Ertuğrul hoca önce “Geride sağlam durayım” demiş. İyi de onu da yapabilse haydi yine neyse... Savunma adamlarının bireysel ve pozisyon hataları öylesine çok ki.
İkinci yarıda Serdar Özkan'ın sağa, Holosko'nun Nobre'nin yanına çekilmesi doğru hamlelerdi. Ancak bu kez de orta alanın göbeği dirençsiz kaldı. Delgado ve Ricardinho'nun bu yükün altından kalkması olanaksızdı. Nitekim Kayserispor son bölümde çok kolay pozisyonlar buldu. Cangele ve İglessias biraz becerikli olsalardı Kayseri büyük bir farkla maçı noktalardı.
Herşeyden önce hava toplarında Kayseri'nin tartışılmaz üstünlüğü vardı. İlk gollerinde bunun rolü çok büyüktü. Bütün ölü toplarda Beşiktaş rakibine teslim oldu. Gökhan Zan kendisine 'cam çocuk' denmesine kızıyor. Ancak en ufak bir ikili mücadelede çıtkırıldım çocuklar gibi başını, kolunu, karnını tutuyor. Bırak bu işleri Gökhan. Ayrıca kırmızı kart görmek için çırpındın durdun. Ertuğrul hoca talebelerine sözünü dinletemiyor mu? Hep itiraz, hep öfke ve peşinden gelsin sarılar. Ancak hemen belirteyim Bülent Demirlek futbolun ruhunu bilmiyor. Delgado'ya gösterdiği sarı kart skandal.
Sadece Ricardinho
Tello'nun el merakı da ilginç. Ayakları işlemeyince demek ki ellerini devreye sokuyor. Aslında Beşiktaş'ta ayakları doğru dürüst işleyen biraz Ricardinho vardı. Zaten oyunun tamamında Beşiktaş tek pozisyona 38. dakikada Ricardinho'nun pasıyla girdi. Bu pozisyonda da Tello feci bir vuruş yaptı.
89. dakikada yeni transfer Gordon'un oyuna girmesi şaka gibiydi. Gordon geriye geçti, Zan 3. santrfor olarak ileriye çıktı. Doldur boşalt yapılacak ve Beşiktaş uzunlarıyla gol bulacak. Futbolda böyle ilkel bir anlayış artık kalmadı.
Beşiktaş hem kalesini koruyamadı hem de karşı kaleye gidemedi. Ertuğrul hocanın maçtan sonra 'Zemin kötüydü' mazeretine ben güler geçerim. Bırakalım masal anlatmayı.
Sanlı Sarıalioğlu
Adnan Direnç
02-11-2008, 09:35
oda öğrenmiş bizleri nasıl uyutacağını zemin kötüymüş :D
febe galibiyeti alırsakk yandık ki ne yandık 1 sene daha dururlar başımızda bunlar :)
Elif Kaya
02-11-2008, 09:41
oda öğrenmiş bizleri nasıl uyutacağını zemin kötüymüş :D
febe galibiyeti alırsakk yandık ki ne yandık 1 sene daha dururlar başımızda bunlar :)
çok karışık bir durum yensek bir dert yenmesek başka bir dert :)
Şule Artarlar
02-11-2008, 10:23
Gökhan Zan kendisine 'cam çocuk' denmesine kızıyor. Ancak en ufak bir ikili mücadelede çıtkırıldım çocuklar gibi başını, kolunu, karnını tutuyor. Bırak bu işleri Gökhan. Ayrıca kırmızı kart görmek için çırpındın durdun.
Gökhan Zan'a takmış biri olaraktan...=)
Ayşegül Alparslan
02-11-2008, 10:37
maçtan önce beraberi kalacaksınız deseler üzülürdüm ama şuraya bak bırak beraberliği yenildik yaa böyle zamanlarda ne yazılı nede görsem haber takip etmiycem diyorum ama genede dayanamıyorum ve moralim bozuluyor haberin başlığına baksana tam oturmuş durumumuz için
Bülent Girgin
03-03-2008, 09:19
İlk yardaki 11'e 11 kapışmaya futbol demem, diyemem. Al birini, vur ötekine. Hepimize “Dağ fare doğurdu” dedirttiler. Futbol adına hiçbir şey görmedik. Ne doğru dürüst bir organizasyon, ne göze hoş gelen hareketler, ne şut, ne gol, hiçbir şey yoktu.
Gelelim ikinci yarıya. Of of of.. Öyle bir ikinci yarı ki Kartal baskını vardı. Neresinden bakarsanız bakın her şey dört dörtlük. Savunma güvenliği kusursuz. O her maçta gol yiyen Beşiktaş bu kez kalesini duvarla örmüş. Çok adamla kapanma, birebir markaj, kademe, yardımlaşma ne ararsanız hepsi 10 üzerinden 10. Belli ki bu kez rakibe geçit vermeme yönünde son derece kararlılar. Belli ki galip gelmeyi kafalarına koymuşlar. Anormal bir inanç, yüreklilik, başkaldırma, adeta bir isyan. Orta alanda savaşan savaşana. Tekmeye kafa uzatma var ya işte her bir Beşiktaşlı bu şekilde. Topu kaybeden tekrar kazanmak için ölümüne uğraş veriyor. Herkes her yerde. Toplu savunma, toplu hücum baş prensip olarak benimsenmiş. Galatasaray'ın hemen hemen girdiği pozisyon yok. Buna karşılık Beşiktaş'ın diğer gözü rakip kalede. Her atağında Cimbom darmadağınık. Tek gole bakmayın. En az iki üç fark olurdu. Her hücum girişimi pozisyonla sonuçlanıyordu.
Nobre çok çok iyi oynadı. Ancak çok da kaçırdı. Holosko bir acayip adam. Uzaylı gibi, nereden nasıl gireceği belli değil. Yılan gibi kıvrılıyor, aradan kayıp gidiyor. Tut tutabilirsen. Çoğu kez Servet ile Song'u kafa kafaya vurdurdu. Delgado 45-77 arası başkomutanlık rolünü üstlendi. Çok ince işler yaptı. Yorulunca kenara alındı. Serdar Özkan taze kan olarak orta alanı daha da güçlendirdi. İbrahim Toraman ön liberoda kesici olarak mükemmeldi. Rakibe göz açtırmadı. Pas dağıtımında aksadı. Olacak o kadar. Toraman'ın yeri değil orası. Gökhan Zan müthiş bir cengaverdi. Hakan Şükür'le inanılmaz boğuştu. Ayrıca nerede gedik varsa oraya kapattı. Ah bir de topu iyi kullanabilse. Rüştü çok kritik iki pozisyonda yerinde müdahaleler yaptı. Özellikle de Baki'nin geri pasında Hakan Şükür'e gol şansı tanımadı.
Beşiktaş golü attıktan sonra futbolunu daha da güzelleştirdi. Futbolcuların özgüveni arttı. Galibiyete şartlandılar ve de inandılar. Tribündeki taraftar da müthişti. Gerçekten onlar anormal bir koro. Ölüyü bile diriltirler. Galatasaray ikinci yarıda da ilk yarıda olduğu gibi hiçbir şey oynamadı. En ufak etkinliği yoktu. Yenilgiyi kabullenmişlerdi. Çaresizlik içinde 90 dakikayı tamamladılar.
Beşiktaş bu sezon ilk kez zirveye oturdu. Şimdi 10 maçlık bir maraton var. Bu görüntü bozulmazsa Kara Kartal tepedeki o koltuğu kolay kolay bırakmaz.
Sanlı Sarıalioğlu
Nihal Aslan
03-03-2008, 15:15
işte basın bır defa ii oynamaya bakar agızlarının deısmesı aman ınsallah soledıgı gıbı olurda o 10 maclık maratonun sonunda gulen yıne bız oluruz
Bülent Girgin
03-10-2008, 07:41
Tribünlerin yarısı siyah-beyazdı. Diğer yarısında da çok az Gençlerli vardı. Yani Kartal deplasmanda değildi. Önce ilk yarıya bakalım; lider Beşiktaş'ın sergilediği futbol her yönüyle utanç vericiydi. İzlediğimiz futbol falan değildi, orta oyunundan da beterdi. 34. dakikada ilk kez karşı kaleye gittiler. Düşünün siz artık gerisini. Ne doğru dürüst iki pas, ne kombine bir atak ne de pozisyon. Yok, yok, yok... Öyle bir sefalet ki sormayın gitsin.
Taraftar tribünde çırpınıyor, çıldırıyor. Sahadakiler derin uykuda. Bu nasıl iş? Yıllar sonra zirveye çıkmışsın, haydi biraz kıpırdasana! Gözlerim Holosko'yu aradı, göremedim, göremezdim. Çünkü saha içindeki arkadaşları ne Holosko'yu ne de Nobre'yi topla buluşturamıyorlardı. Beşiktaş, koskoca 45 dakikayı resmen çöp kutusuna attı. Lider takımın buna hakkı yoktur. Bu bölümde Gençlerbirliği topu daha iyi dolaştıran taraftı. Ancak onların da etkili gol arayışları yoktu.
45-60 çok çok iyi
Şimdi ikinci yarının 45 ile 60. dakikaları arasına bakalım; o ilk yarıdaki Beşiktaş gitmiş sanki yerine başka bir takım gelmiş. Bu kez her şey dört dörtlük. İnanılmaz bir ofansif zenginlik adeta tek kale bir oyun. Tut, tutabilirsen, durdur durdurabilirsen Kartal'ı. Gol bağıra bağıra 'geliyorum' dedi. Delgado direği geçemedi ancak Tello'nun ölü topunda Toraman işi bitirdi. Bu 15 dakikalık bölümde Beşiktaş gerçek kimliğiyle karşımızdaydı.
60-69 dakikaları arasında Beşiktaş, pasif direnişteydi. Sözüm ona attığı golü koruyacak, Gençlerbirliği'ni kalesine yaklaştırmayacaktı. Bir telaş, bir panik ve takım halinde geriye çekilme. Bunun ne denli büyük bir risk olduğunu hiç kimse göremiyordu ve bu yanlışın sonucunda G.Birliği golünü attı. Bu golden sonra Beşiktaş, tekrar hamle üstünlüğünü eline geçirdi. Şampiyonluğa oynayan bir takım şunu çok iyi bilmeli. Sahanın içinde skora göre hareket edilmez. Golü atınca geriye çekilecek, golü yiyince saldıracaksın. Yok böyle bir şey. 90+3'teki o altın vuruş olmasaydı, Beşiktaş saçını başını yolarak İstanbul'a dönerdi.
Maçtan önce Lig TV'nin canlı yayınında 'Beşiktaş kazanacak' demiştim. Ancak 90+3'e kadar cehennem azabı yaşayacağını doğrusu düşünmemiştim. Bu 90 dakika Beşiktaş için bir ders olmalı. Her maçı böyle son dakikalara bırakmamalı.
Ömer Kural
03-18-2008, 00:29
Sanlı Sarıalioğlu-Kartal coştu bir kere 17.03.2008
Holosko'nun ilk goldeki asistini öncelikle anlatmam gerekir. O ne biçim diripling öyle... Erdinç'i iki viraj alarak ekarde ediş... İnanılmaz bir hızla topu kaybetmeden son çizgiye iniş... Ve adrese pas. Müthişti, enfesti, doyumsuzdu. Bu Holosko duruyor, duruyor birden ortaya çıkıyor. Ve 10 yıldızlık iş yapıyor.
Bu pozisyonda Holosko'yu aynı hızla takip eden Nobre'yi de özellikle belirtelim. Yakın markajda olmasına karşın topa ayağını nasıl da koydu. Holosko geldi, Nobre hayat buldu. Kanatlardan toplar getirildiği sürece Nobre rakip savunmaların başına bela olur. Rakip altı paslarda kafasını, ayağını ve vücudunu çok iyi kullanıyor.
Beşiktaş'ın ilk golünü anlattık. İkinci golünü unuttuk sanmayın. Delgado resmen top canbazı. Gününde oldu mu tadına doyum olmuyor. Hedefi hep karşı kale. Durmadan dikine oynuyor, gol arıyor. İnce, zarif işleri seviyor. İlk yarıda iki nefis şut attı. Tolga ikisinde de başarılıydı. Ancak frikikte genç kalecinin yapacağı hiçbir şey yoktu. Delgado doksandan örümcek aldı. Üçüncü golün de mimarı Arjantinliydi.
Trabzonspor ilk 45 dakikada sadece bir korner atışıyla Beşiktaş kalesinde tehlikeli oldu. Rüştü'nün kısa yumruğu Kartal'a pahalıya mal olabilirdi. Ancak aynı Rüştü, hatasını mükemmel bir kurtarışla telafi etti.
Hakem skandalı
İkinci yarının başında hakem şovu vardı. Güzelim maçı bir süreliğine de olsa mahfvetti. Toraman ve Barış'a çıkardığı ikinci sarılar bana göre çok yanlıştı. Beşiktaş bir eksik oynadığı o kısacık bölümde (12 dakika) büyük panik yaşadı. Hem karşı kaleye gidemedi, hem de kendi kalesini koruyamadı. 53 ve 56. dakikalarda Rüştü iki güzel kurtarış yapmasaydı maçın seyri değişebilirdi.
Takımlar 10 kişi kaldıktan sonra sahanın tek hakimi artık kara kartaldı. Fark çok daha artabilirdi. Beşiktaş kolay pozisyonlar bulmaya başladı. Özellikle de Holosko, bulduğu boş alanlarda fırtına gibi esti. Trabzonspor'un direnci yediği 3. golden sonra tamamen bitti. Beşiktaş 12 dakika bocaladığı maçı elini kolunu sallayarak noktaladı. Liderlik koltuğunu yine bırakmadı.
Alıntı..
Erkan Korkmaz
03-18-2008, 00:32
Olabilecek en mantıklı şekilde özetlemiş gerçekten dün akşam holoskonun ilk goldeki çabası hep görmek istediğimiz türdendi...
Bülent Girgin
04-07-2008, 02:41
Huylu huyundan vazgeçmez. Beşiktaş, gol yemezse huzur bulmuyor. Maşallah yine dayanamadılar, son saniyede kalelerini açtılar. Maç 2-0 bitse Beşiktaş ikili averajda Sivasspor'un üstüne geçecek. Golü yediler ve bu avantajı yitirdiler. Şimdi genel averaj söz konusu.
Beşiktaş'ı analiz etmek gerçekten çok güç. Maçın başında iki gol attılar ve sonra ilk yarının tamamını yürüyerek, durumu idare ederek geçirdiler. Sivas kalesiyle her türlü bağlantıyı kopardılar. Sivasspor moral olarak çökmüş, bitmiş. Beşiktaş rakibinin üzerine biraz gitse, 3-4 olacak. Yok, hayır, köküne kadar frene bastılar. Beşiktaş'ın şansı, Sivas'ın o bildiğimiz görüntüsünde olmamasıydı. Yoksa işler hemen tersine dönerdi.
İkinci yarı tamamen değişik. Belli ki Sağlam soyunma odasında, “İlk hedef karşı kale” demiş. 45-52. dakikalar arasında Beşiktaş'ın girdiği (Aydın (2) -Tello-Cisse) 4 net pozisyon var... Hepsi karavana. Ayrıca 68'de Tello, 77'de Holosko ve 88'de Aydın, Sivas kalecisi Petkoviç ile karşı karşıya. Bu güzelim pozisyonlar da karavana... Ve de yetmiyormuş gibi son saniyede yenen gol.
Sivas uzatmanın son dakikasında korner atarken Beşiktaş'ın uzunları (Gordon, Gökhan Zan, Nobre, Toraman, Kurtuluş, Holosko) kale önünde. Ve herkes topu seyrediyor. Mehmet Yıldız eğilerek golünü atıyor. Aferin hepsine. Olmuyor, kervan zor yürüyor. Her maçta yediğinden fazlasını atabilir misin? İbrahim Kaş, bek değil. Üzülmez, yorgun savaşçı. Gordon, düz adam. Toraman, iyi niyetle boğuşuyor ancak bir noktada tıkanıyor. Zan, kendisine “Cam çocuk” diyenlere kızıyor. Gel gelelim bu kadar da sık sakatlanılmaz ki. İyi ki Holosko transfer edilmiş. Atıyor, attırıyor. Puanların çoğunda imzası var. Nobre'den de fazlasını beklemem. Terini son damlasına dek akıtıyor. Cisse, eski gücünde değil. Demek ki sakatlık kendisini etkilemiş. Sahanın en iyi oyuncusu genç Aydın'dı. Son derece parlak ışıklar saçıyor. Özgüveni üst düzeyde. Sorumluluk üstleniyor. Durmadan koşuyor. Çok güçlü. Sol ayağı nefis. Bu çocukta ısrar etmek gerekir.
KARTAL'IN SIRTI KALIN DEĞİL
Gelelim hakem beyimize. Ne yazık ki bu müessese iflas etmiş durumda. Bir gün önce Fenerbahçe-Kayseri maçındaki hakem triosunu hepimiz ibretle izledik! Gerçekten çok düşündürücü! Bu maçın hakemi de nazar boncukluktu! Israrla belirtiyorum, ellerinde düdük olan bu koca koca adamlar, futbolun ruhundan habersizler. Sarı ve kırmızı kartlarla çocuklar gibi oynuyorlar. Yerli yersiz, zırt pırt çıkartıyorlar. İlginçtir en kolay kartlar da Kartal'a çıkartılıyor. Kart kart kart haydi dışarı. Demek ki Kartal'ın sırtı kalın değil. Demek ki Kartal'ın dayıları, amcaları yok. Vah vah vah her geçen gün kötüye gidiyoruz.
Beşiktaş bu sezonun köşe başı maçlarından birini daha arkasında bıraktı. Yenilseydi koskoca sezonu intertoto amortisiyle noktalayacaktı. Şimdi ilk iki yine söz konusu. Tabi hakemler izin verirse.
Bülent Girgin
04-17-2008, 08:43
Son dört maçta Kartal'ın kaybı tam 9 puan. Büyükşehir Belediye, Fenerbahçe ve Oftaş yenilgilerinin arasına sıkıştırılan sadece Sivasspor galibiyeti var. Beşiktaş şu anda Fenerbahçe ve Galatasaray'dan 6, Sivasspor'dan da 3 puan geride. Dört hafta önce lider olan Kartal, şimdi dördüncü. Bir takım, bu kısacık süreçte, nasıl böylesine başaşağı gidebilir? Bunu başaranları ne kadar kutlasak azdır!
Geçen sezon Tigana'ya ateş püskürüyorduk. Ancak adam Beşiktaş'ı ligde ikinci yaptı. Ayrıca Türkiye Kupası'nı kazandırdı. Bu sezon dünyanın parası harcandı, pek çok oyuncu alındı... Ve ufukta görünen sadece inter-toto!
Ara transferde ısrarla bir stoperin alınmasını gerektiğini söylemiştik. Bu stoperin havada, karada, denizde dört dörtlük olması gerektiğini de özellikle vurgulamıştık. Gordon şu görüntüsü ile bıraktık havayı, karayı kumda bile oynayamaz. İlginçtir gelenler, gidenleri aratıyor.
Transfer politikası tam anlamıyla fiyasko. Bu nedenle de başarı yok. Ve de borç gırtlağa kadar. Yönetim ya kendi başına buyruk transfer yapıyor ya da teknik direktörüne teslim oluyor. Her ikisi de bin kere, milyon kere yanlış. Teknik direktör elbette önerilerini, isteklerini belirtecek ancak son sözü, kulübün profesyonel tarama ekibindeki uzman insanlar söyleyecek. Yıllardır bunu yazıyoruz. Ne yazık ki yöneticiler yine bildiklerini okuyorlar. O zaman ağlamaya sızlamaya hakları yok.
Bülent Girgin
05-14-2008, 08:18
Tribünler durmadan mesaj pompaladı “yeter artık Demirören” en dikkat çekeniydi. Protesto taraftarın en doğal hakkı. Küfür etmeden başkanı ve yönetimi uyardılar. “Artık hata yapma, iyi bir kadro oluştur. Üçüncülük, dördüncülük bizi mutlu etmez” dediler.
Yönetim bu sese kulak vermek zorunda. 13 yılda elde edilen tek şampiyonluk hiçbir Beşiktaşlıyı mutlu etmez. Artık başarısızlığa tahammül kalmadı. Beşiktaş adeta yabancı futbolcu mezarlığına dönüştü. Milyon dolarlarla alınan futbolcular üç kuruşa bırakıldı. Taraftarın asıl isyanı işte bu transfer skandallarına. O nedenle de daha çok sahanın dışıyla ilgilendiler.
Aslında sahanın içi de son derece ilginçti. İlk 9 dakikaya sığdırılan 4 gol kuşkusuz bazı şeytan fikirlileri harekete geçirmiş ve 'vaybe tamam herşey belliª dedirtmiştir. Ancak sonunda görüldü ki, kazın ayağı işte öyle değil. Beşiktaş'ın o ilk heyecanı ve hızı kesilince gollerin arkası aynı şekilde gelmedi. Bu kez kulaklar Trabzon ve Ankara'ya çevrildi. İkili, üçlü averaj hesapları yapılmaya başlandı. UEFA'ya gidilecek olması da Beşiktaşlıyı mutlu etmedi. Maç sonunda da pretostolar devam etti.
Defans son maçlarda olduğu gibi yine çok az hata ile oynadı. Birkez daha uyarıyorum. Buna kimse aldanmasın. Yalan rüzgarına kanmasın. Bu defans muhakkak baştan aşağıya yenilenmeli. En çok garibime giden farklı öne geçilen bir maçta çokça boş alanlar bulan Delgado ve Holosko'nun son derece etkisiz kalmalarıydı. Nobre, yine çok koştu, çok boğuştu. Tello o ilk geldiği günkü perfarmansının uzağındaydı. İbrahim Kaş elden kaçırılmışsa yazık. Bu çocuk stoperde oldukça başarılı. Serdar Özkan, fazla kilometre yapıyor ancak işe yaramıyor. Çıkmaz sokaklara giriyor, ve oralarda çoğu kez boğulup kalıyor. Bu Cisse de benim kafamı karıştırmaya devam ediyor. Be kardeşim senin hiç ileri vitesin yok mu?
Bir sezon daha sona erdi. Sanırım yönetim gereken mesajları almıştır. Aynı yanlışlıklar tekrarlanırsa gelecek sezon büyük ızdıraplara sahne olur.
Bülent Girgin
07-11-2008, 11:16
http://tbn0.google.com/images?q=tbn:xi4Uy-_EcyBPAM:http://www.yenisafak.com.tr/images2/yazarlar/sanli_sarialioglu.jpg
Şimdi gelelim İbrahim'ler konusuna. Olayın yumruklaşma boyutuna kadar gitmesi son derece üzücü. Yaptıkları nerden bakarsanız bakın yanlış ve çirkin. Hele hele iki kaptanın bu ayıbı birlikte işlemesi daha da düşündürücü.
Yönetimin futbolcuları kamptan göndermesine, kadro dışı bırakmasına ve para cezası kesmesine ağzımı açıp tek laf edemem. Ancaaak satış listesine konmalarına şiddetle karşı çıkarım.
Bu ikilinin geçmişleri temiz, sabıka dosyaları yok. Hep diğer oyunculara örnek olmuşlar. 'Oyna' denince oynamışlar, 'Otur' deyince kulübede sıralarını beklemişler. Kulübün manevi şahsiyetini rencide edecek ağır bir suç işlememişler. Saygılı ve sevecen tutumlarıyla hep alkışlanmışlar. Ayrıca pişman olduklarını belirtiyor ve özür diliyorlar. Anlık bir öfkenin kurbanı olmuşlar.
Bu durumda ceza 'kafa koparmak' mı olmalı?
Kazanmak zor, kaybetmek kolaydır. Yönetim, satış kararını bir kez daha gözden geçirmelidir.
Böyle insafsızca bir infaz olmaz...
Mehmet Erhan
07-11-2008, 12:26
Kazanmak zor, kaybetmek kolaydır.
yazının özeti budur...sonuçta her futbolcu hata yapabilir veya kavga edebilir...tıpkı diğer büyük kulüplerdede yaşandığı gibi...ama bakılınca hiç kimse bizim gibi tek bir olayla futbolcusunu kapının önüne koymuyor...örneğin gaysede sabri, eziklerde brezilyalılarla kezman arasında yaşanan hadiseler...fakat ne oldu hepsi affedildi... sonucundada sabri gaysenin başarısında çok önemli bir rol oynarken brezilyalılarda ezikleri sırtladılar... kaldı ki bu tip olaylar çok önemli liglerin önemli takımlarında da yaşanabiliyor...david beckham-a.ferguson veya dyer-bowyer kavgaları gibi...ve hepsinde de bakarsanız bir gönderme söz konusu olmadı...bence bizde de olmamalı...
Bülent Girgin
08-25-2008, 08:36
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Sıcak Antalyasporlu futbolcular için geçerli değil mi? Futbolda mazeretler karın doyurmaz. Koşullar ne olursa olsun, koşacaksın, mücadele edeceksin. İlk 10 dakikada Antalyaspor'un iki net pozisyonu ve bir golü var. Kartal sanki Antalya'ya turistik geziye gelmiş. Antalya bir tokat atıyor, Kartal diğer yanağını da çeviriyor. Dünya umurlarında değil. Beyler ter idmanı yapıyorlar. Resmen yürüyorlar. Daha ligin ilk maçı. Böylesine bir vurdum duymazlık olur mu? Kötü oyun da bir noktaya kadar kabul edilir.
En çok Aydın garibime gitti. Gencecik çocuk topla buluşmak istemiyor, toptan kaçıyor. Ertuğrul hoca, Aydın'a haklı olarak 36 dakikadan fazla tahammül edemedi. Aslında ilk yarıda takımın tümünü değiştirmek işin en doğrusuydu. Ruhunu yitirmiş bir futbolcular topluluğu vardı sahada.
Sağlam'ın inatları da beni sinirlendirmeye başladı. Bin kez yazdım. 4-2-3-1 ile bu kervan yürümez. Sen Beşiktaşsın. Çift ön libero da ne oluyor. Sağ çizgiye yapıştırdığın Holosko'nun her geçen gün eriyip gittiğini göremiyor musun? Önemli bir silahı öldürüyorsun, yok ediyorsun.
İkinci yarıda oyunu tamamen karşı kale önüne yıkmanın nedeni takımını tek ön libero-çift santrafor oynatmandı. Bu takım bu futbolcu yapısıyla tek ön libero, çif santrafordan başka bir sistemle oynayamaz.
Antalyaspor'un iki golünü de köşe atışından kazanması ilginç. Beşiktaşlı futbolcular iki golde de sinema seyircisi gibiydiler. Tek eksikleri gollerden sonra Antalyaspor'un golcülerini alkışlamamalarıydı! Gökhan Zan, Antalyaspor'un ikinci golünü atan Serge'ye her pozisyonda çok iyi eskortluk yaptı! Adeta rakip takım oyuncusu gibiydi.
Beşiktaş, oyunun sonlarında kazandığı 3 golle sırat köprüsünden geçti. Sağlam'ın uyanması, sistemi değiştirmesi ve futbolcuların biraz kıpırdaması 3 puan için yetti de arttı bile. Sanırım Ertuğrul hoca, gereken dersi almıştır. Bu takımın ne oynaması, nasıl oynaması, kimlerle oynaması net ve gayet açık bir biçimde ortada. Kumar oynamaya gerek yok.
Bülent Girgin
08-27-2008, 08:34
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Beşiktaş-Antalya maçından sonraki basın toplantısında bir spor yazarı, Ertuğrul hocaya şu soruyu sordu:“Holosko sağ çizgide başarılı olamıyor. Neden ısrarla orada oynatıyorsunuz?” Sağlam, sinirlenerek şu yanıtı verdi: “Holosko ilk yarıda girdiği iki pozisyonu golle sonuçlandırsaydı, değerlendirmeniz bugün çok farklı olacaktı. İkinci golümüzün asistini de Holosko yaptı. Ben kendisinden memnunum.”
Her şeyden önce Ertuğrul hocanın bu soruya sinirlenmesine şaşırdım. Basın, eleştiri görevini yerine getiriyor. Eleştiriye eleştiriyle karşılık vermek hiç doğru değil. Düşüncelerini açıklarsın olur biter. Bu konuşma şeklini yadırgadım. Bunun yanı sıra Holosko uygulamasında ısrarcı olacağı izlenimini de edindim.
Teknik direktörlerin bazı arayışlar içerisinde olması doğaldır. Ancak işler iyi gitmiyorsa, denemelerinden vazgeçmesini de bilmelidirler. Yanlıştan dönen kazanır, ısrar eden kaybeder.
Soruyu Sağlam'a yönelten gazeteci arkadaşıma ben de birebir katılıyorum. Holosko sağ çizgide oynayamıyor. Olmuyor, olmuyor, olmuyor. O zaman bu inat niye? Takımlar ellerindeki oyunculara göre sistemlerini belirlerler. Beşiktaş'ta üç santrfor (Bobo-Holosko-Nobre) var. Ve bu üç santrfor iyi kullanılmıyor. Biri kulübede oturtuluyor, biri kanatta öldürülüyor, biri de sahada yalnız bırakılıyor. Gerçek işte aynen böyle. Bir arıza olduğu net bir biçimde ortada. Eh basın bunu yazmayacak mı, söylemeyecek mi?
Cinayete teşebbüs!
Ağabeyler 21.45'te, küçükler 17.00'de... Antalya sıcağında ve Ağustos ayında. Evet Beşiktaş-Antalyaspor PAF maçı bu şartlarda oynatıldı. Resmen cinayete teşebbüs değil mi? Bir çocuğumuz sahada kalsaydı bunun hesabını kim nasıl verecekti?
Nem üst düzeyde. Termometre 40 derecelerde. Bu, nasıl bir sorumsuzluktur, vicdansızlıktır? Gencecik çocukların hayatıyla kumar oynanır mı?
Muhtemel bir facia ucuz atlatılmış. Herhalde bundan sonra böyle bir uygulamayla karşılaşmayız. Pardon, Türkiye'de yaşadığımızı unuttum! Tekrarını da görebiliriz!
Ayşegül Alparslan
08-27-2008, 09:17
gerçekten pes yani kendileri o sıcakta çıkıp sokakta yürümek bile istemezler ama küçücük çocuklara yaptıklarına bak işkence resmen yazık
Bülent Girgin
08-29-2008, 07:53
http://www.yazarx.com/Yazarlar/62F4E5A65F1C4E5585D81D9361665B7D.gifSanlı Sarıalioğlu
Ben Sağlam'ın yerinde olsaydım Serdar Özkan'ı 36. dakikada dışarı alırdım. Tam bu dakikada Bobo rakip kale önünde bomboştu ve Özkan topu Bobo'ya yuvarlasaydı fark hemen ikiye çıkacaktı. Yok egoistliğin bu kadarı da olmaz. Özkan gol atma sevdasına kapıldı. Ayıp etti. 49. dakikada Bobo Özkan'ı çok utandırdı. “Sen bana vermedin, ben sana veriyorum” dedi ve Özkan'a ikinci golü attırdı.
Özkan egoist, Sağlam inat. Holosko yine sağ çizgide. Devam Sağlam devam. Ne diyelim hayırlı uğurlu olsun. Hocamıza laf anlatmak çok güç. Bu arada Holosko'ya yazık oluyor.
Bobo, bir attı bir attırdı. Yanında bir yardımcısı olsaydı iki atar iki de attırırdı. Bu tek santrfor saplantısı çok saçma.
Uğur İnceman bu kez ileri vitesini de kullandı. Gözü karşı kalede olmayan oyuncunun Beşiktaş'ta ne işi var. Uğur'un attığı gol çok güzeldi. Ah bir de yanındaki Cisse karşı kaleciye göz kırpsa. Tam merkezde bir daire çizmiş orada dönüp duruyor. Dairenin dışına bir çıksa dişimi kıracağım. Üç metre sağ dört metre sol ve sonra yine üç metre sağ dört metre sol. Sol kanatta Tello dinamo gibiydi. Defans görevlerini de hücum görevlerini de eksiksiz yerine getirdi. Üçüncü golde payı büyüktü. Attığı dördüncü gole de şapka çıkarılır.
Rüştü kalesinde güven veriyor. Sivok ve Zapotocny'i Schalke karşısında beğenmiştim dün de beğendim. Sağlam oynuyorlar. Riske girmiyorlar. Hata yapmıyorlar. Hava toplarında başarılılar. Topu oyuna olumlu sokuyorlar. Her ikisi de “Biz bu yerin adamlarıyız” diyorlar. Gökhan Zan kolay kolay forma bulamayacak gibi gözüküyor.
Delgado fazla göze çarpmadı ancak her hareketiyle “Ben kaliteli oyuncuyum” dedirtiyor. Hep bitirici iş yapmak istiyor. Siroki Brijeg zayıf bir takım. Ancak Beşiktaş oyunun hiçbir bölümünde rakibini küçümsemedi. Son derece ciddiydi. Futbol oynama isteğiyle doluydu.
Taraftar müthişti. İstanbul'daki ilk resmi maçı gövde gösterisine dönüştürdü. Muhteşem bir coşku ve şov vardı. Onlar da takımlarını beğenmişlerdi. İlk izlenimlerimiz hiç de fena değil. Bakalım devamı nasıl gelecek.
Bülent Girgin
09-15-2008, 07:38
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
İlk yarıda iki kez ayağa kalktık. İlki Colman'ın topu sağ çaprazdaki Gökhan'ın önüne bıraktığı pozisyondu. Gökhan kuşları vurdu. İkincisi Beşiktaş'ın bir köşe atışı sonucu gerçekleşti. Cisse ön direkte çok iyi aşırdı, Beşiktaş'tan hiç kimse bu topa hamle yapamadı.
“Antifutbol” diye bir söz var ya, işte iki takım da bu yönde ellerinden geleni yaptılar. Daha aktif gibi gözüken taraf Trabzonspor'du. Beşiktaş yarı alanında daha çok dolaştılar. Ama ısıramadılar. Niyetleri vardı, güçleri sınırlıydı. Ve de Yattara'ları yoktu.
Bir ara esnediğimi fark ettim. Yattara olsaydı o beni esnetmezdi. Esnememek için Delgado'yu aradım. Nafile, o da kayıptı. İlk 45 dakika boşa gitti. Hiç keyif vermedi.
İkinci yarıda Trabzon sahnedeydi. Beşiktaş perdelerini tamamen indirmişti. Trabzonspor'un kalesinde ben de oynasam hiçbir şey fark etmezdi. Beşiktaş orta çizgiyi geçemiyordu. İlk tehlikeli ataklarını 67. dakikada yaptılar. Cisse'nin şutu Trabzon defansından döndü.
SAĞLAM SORULAR?
Bir takım 22 dakika karşı kaleye gitmez mi? Büyük takım böyle mi oynar? Peş peşe iki pas yapamaz mı? Trabzonspor prese başladı mı korkudan tir tir titrer durmadan kalecisiyle mi oynar? Tek puan almak için futbolu bu denli mi katleder? Ayrıca bu oyun şeklinin işi daha da tehlikeye soktuğunu bilemez mi? Ertuğrul hoca tek santrforla ofansif etkinliğin sağlanamadığını göremez mi? Çift ön liberolu uygulamanın Beşiktaş'ı frenlediğinin farkına varamaz mı?
Cisse ve Uğur İnceman defansif anlamda takımlarına her türlü katkıyı sağladılar. Peki atak aksiyonlarında ne yaptılar? Tüm bunlar çok net bir biçimde ortadayken Ertuğrul hocanın takımını ileriye çıkarma adına hiçbir hamlede bulunmaması tuhaftı. Beşiktaş'ı hocası ve futbolcularıyla birlikte korku kaplamıştı. Böyle bir takımın kazanması elbette olanaksızdı.
Maç bittiğinde tek puana sevinen taraf Beşiktaş'tı. İkinci yarıdaki futboluyla alkışlanan ise Trabzonspor. Bordo-mavililer iyi yolda. Bu sezon beklentilere cevap verecek gibi.
Elif Kaya
09-25-2008, 08:09
Kâzım'a borçluyum
Bir hafta kadar önceydi. Gazetemde arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Birden bire neşemiz kaçtı. Kâzım Kanat'ın zatürre teşhisiyle hastaneye yattığı haberini aldık. Sevgili müdürümüz Erhan Köknar hemen telefona sarıldı, Kâzım'a geçmiş olsun dileklerini iletti. Daha sonra ben konuştum, aynen şunları söyledi, “Kaptan, kanseri yendim, bu kez de karşıma zatürre çıktı” bıkkın, yılgın, yorgun bir ses tonuydu.
40 yıla aşkın bir beraberlik sona erdi. Ben futbolcu, o spor yazarıydı. Ben teknik adam, o yine spor yazarıydı... Ve biz kol kola spor yazarıydık. Hürriyet'te birlikte geçen yıllar... Daha sonra ayrı gazetelerde de olsa aynı amaç peşinde koşuşturmalar...
Hep iddialıydı... Hep hırslıydı... Sıradan işlerle vakit geçirmezdi... Hedefleri, idealleri vardı... Ses getirmek isterdi... Ayrı bir renkti... Haberi kovalardı... Yakaladı mı affetmezdi...
Ben ve Kazım Hürriyet'te beraber çalışıyorduk. Ben aynı zamanda Beşiktaş'ta da görevliydim. Beşiktaş olarak futbolcu Arnavutoviç'le ufak pürüzler dışında anlaşmıştık. Bir gün sonra basın toplantısı ile bunu herkese duyuracaktık. Bizim Kâzım haberi bir gün öncesinden öğrenmez mi! Haber ertesi gün Hürriyet'te manşetten çıkacak. Üç saat düşündüm sonra bütün gazeteleri arayıp haberi verdim. Kâzım'ın el emeği, alın teri güme gitti. Kâzım haklı olarak bana çok kızdı. Yıllarca bunu kafama vurdu. Her gördüğü yerde “Bana bir haber borçlusun kaptan” siteminde bulundu. Evet, Kâzım'a borçluyum.
Sevgili kardeşim, çok uğraştın, çok boğuştun, çok mücadele ettin. Huzur içinde uyu. Başımız sağ olsun. Ailesine Allah'tan sabırlar diliyorum.
Ayşegül Alparslan
09-25-2008, 09:28
adama bak ne fesatmış bırak adam yapsın haberini
Nuray Kurt
09-25-2008, 09:39
sanlı sarıalioğlu adını görünce yoksa sanlı kaptanda mı dedim?ama çok şükür ona bişey olmamış.artık korkmaya başladım bir bir gidecekler diye.allah hepsine uzun ömür versin.amin!
Bülent Girgin
09-28-2008, 12:50
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Olimpiyat Stadı'nda futbol maçı oynanmaz. Saha tribünlere bin kilometre uzaklıkta. Dürbünle bile zor izlenir. İşin keyif yönü sıfır. Sanki uzaydan maç izliyormuşsun gibi. Büyükşehir, İstanbul'daki maçlarını İnönü'de, Kadıköy'de, Ali Sami Yen'de oynasa 10 misli para kazanır. Daha da fazla puan toplar. Bunu nasıl düşünemezler hayret!
Şimdi maça gelelim... Orta hakem Bülent Yıldırım, sahanın yıldızıydı! Beşiktaş'ı katletmek için elinden gelen her şeyi yaptı. İlk yarıda Barboso tarafından ceza alanı içerisinde formasından çekilerek düşürülen Nobre'ye aldırış bile etmedi. Beşiktaş'ın bir penaltısı güme gitti. İkinci yarıda kalecinin tam hakim olamadığı topa hamle yaparak golü atan Nobre'nin pozisyonunda da Büyükşehir lehine faul kararına vardı. Böylece Beşiktaş'ın bal gibi bir golünü yedi. Delgado'nun sayılmayan golünde bana göre haklıydı. Nobre, sol ayağıyla rakibinin hamlesini önledi. Bilançoya baktığımızda hakem Beşiktaş'ın bir penaltısını bir de golünü vermemiş oldu. Daha sezonun başında böyle skandallarla karşılaşırsak acaba ilerleyen haftalarda başımıza neler gelir.
Hakem, Beşiktaş'ın iki puanını çaldı. Peki Beşiktaş futbol olarak ne yaptı? Hemen söyleyeyim koca bir sıfır. 3. dakikada golü attı daha sonra uzunca bir süre yan gelip yattı. Golü yedikten sonra biraz canlandı, biraz yüklendi. Ama iş işten geçmişti.
SAĞLAM HATA
İlk yarıdaki notlarıma bakıyorum Büyükşehir'in 3 gol pozisyonu var. İkisi Rüştü ve Serdar Kurtuluş'un bireysel hatalarından. 3.'sü ise takım savunmasının yetersizliğinden. İkinci yarıda da her Büyükşehir kontratağında yaşanan büyük sıkıntılar var. Kısacası; Kartal'ın savunma kurgusu bu kez hiç iyi değildi.
Ofansif aksiyonlarda da Beşiktaş yetersizdi. Kollektif atak geliştiremediler. Bireysel çabalarla gole ulaşmak istemeleri de sonuçsuz kaldı. İki kanat hiç iyi işlemedi. Tello, duraklama döneminde. Ekrem de etkili olamadı. Geri dörtlünün iki kanadındaki İbrahim Üzülmez ve Serdar Kurtuluş'un çırpınışları da boşunaydı. Böyle olunca golcüler destekten yoksun kaldılar.
Beşiktaş'ın ikinci yarıya Tello-Uğur İnceman değişikliğiyle başlaması ilginçti. Ertuğrul hoca, çift santrafordan çift ön liberoya dönmüştü. Yani şunu demişti: 'Tek gol bana yeter.' İşte bu sığ düşünce tüm hesapların sonu oldu. 3 puanın garantisi geride fazla adam bulundurmak değil, ikinci, üçüncü golleri atmaktır. Korku, Beşiktaş'ı duman etti. Yedikleri beraberlik golünden sonra çırpınışları da fayda getirmedi. Kartal hakemle el ele vererek iki puana kan doğradı.
Ezel Özsipici
09-28-2008, 14:55
evet ya olimpiyat stadı tam bir facia televizyonda bile kale arkası görüntüsünden bir kaleden öbür kaleyi göremiyosun ayrıca ekrem ilk gol pası cok güzeldi ama sonradan o da saçmaladı.. ancak . .böyle korkar geriye düşersek berabere kalırız tabi tello'ya Delgadoya son günlerde neler oldu anlayamıyorum sahada yok gibiler tello kendi yerinde oynamasına ragmen beşiktas rehavete kapılmıs heralde antep macındaki futbol nerdee bu maç nerde.. ee hakemlerin bizle ne alıp veremediği var onuda anlamıs diilim zaten ama beşiktas yönetimini alkıslıyorum gene beşiktasın haklarını koruyamayıp susup oturdular!
Bülent Girgin
11-12-2008, 07:40
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Maç başladı, top hep Trabzonspor'da. Oyunu izlerken tek düşündüğüm Beşiktaş'ın rakip kale önüne nasıl gideceği, nasıl gol atacağı? Sağdan baktım, soldan baktım, ortadan daldım işin içinden bir türlü çıkamadım. Tam bu sırada Trabzonspor kalecisi Sylva ortaya çıkmaz mı? Topu tuttu, Bobo'nun önüne bıraktı. “Beşiktaş nasıl gol atar?” sorusuna muhteşem (!) yanıt verdi. Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim. Hiç umulmadık gelişmeler insanı bir anda şaşkına çevirebiliyor.
Oynanan oyuna göre Beşiktaş'ın ilk yarıyı tek golle önde kapaması ilginçti. Ancak tek kale oynayan, bastırdıkça bastıran Trabzonspor'un koskoca ilk 45 dakikada sadece iki gol pozisyonuna girmesi de ilginçti. Yaratıcı değillerdi, üretken değillerdi. Yattara fazla sorumluluk üstlenmiyor, kaçak dövüşüyordu. Gökhan Ünal ve Umut gol noktalarında yetersizdi.
Mustafa Denizli bu kez 4-3-3 dizilişini tercih etmişti. Orta üçlüdeki Seriç hiç piyasada yoktu. Etliye sütlüye karışmadan devreyi noktaladı ve soyunma odasında kaldı. Ekrem'in de oyuna hiçbir katkısı yoktu. Uğur İnceman Bobo'nun yanına yaklaşmaya çalışıyordu ama bunu beceremiyordu. Etkisiz bir şutu Sylva'dan dönünce Beşiktaş büyük ikramiyeyi kazandı. İki kanattaki Serdar Özkan ve Tello da son derece etkisizdiler. Ofansif yönde yetersizdiler. Takımlarına belirgin bir katkı sağlayamadılar. Bobo'ya kızmam, kızamam. Garibim kaderiyle baş başaydı. Trabzonspor ataklarına, Beşiktaş geri dörtlüsündeki oyuncular, diğer arkadaşlarından fazla yardım görmeden karşı koydular.
Trabzon meyve vermeyen ağaç
Denizli'nin ikinci yarıdaki Seric-Serdar Kurtuluş değişikliğine laf söylemem ancak forvete neden Nobre veya Holosko'dan birini sokmadığını ciddi ciddi sorarım. Beşiktaş'ın baskıdan kurtulması için tek çaresi oyunu rakip yarı alana yıkmaktı. Bunu da bir ikinci golcüyü oyuna sokarak yapabilirdi. Beşiktaş'ın oyuna sadece savunma düşüncesiyle devam etmesi büyük yanlıştı. Bunun faturasını da ağır ödediler. Denizli, korkunun bedelini ikinci yarının hemen başında yedikleri golle ödedi.
80. dakikadaki Uğur-Holosko değişikliğini Mustafa hoca daha önce yapsaydı acaba Beşiktaş karşı kaleye daha fazla gitmez miydi? Ve Trabzonspor Holosko'yu kontrol ederken Beşiktaş kalesine daha seyrek gelmez miydi? İşte gördük, Holosko'dan sonra Beşiktaş adeta kabuk değiştirdi. Artık gole giden, golü düşünen bir Kartal vardı. En iyi savunma, hücumdur. Mustafa hocanın da bu düşüncede olduğunu biliyorum. Peki öyleyse neden takımını 80 dakika mahkum oynattı.
Trabzonspor meyve vermeyen ağaç gibiydi. Çabasının sonucunu almasını bilemedi. Final paslarında çuvalladı. Sonuca gitmesini bilemedi. Holosko'ya boş vermeleri de büyük hataydı. Beşiktaş grubundan çıkmayı artık garantiledi diyebiliriz. Trabzonspor'un işi ise mucizelere kaldı.
Bülent Girgin
11-17-2008, 09:09
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
İlk yarıda iki takımın ikişer pozisyonu vardı. Hepsi karavanayla sonuçlandı. Beşiktaş, final paslarını iyi değerlendirebilseydi bu bölümde pozisyon sayısını artırabilirdi. Holosko, Bobo, Nobre ve Tello'nun son toplarda dağınık olmaları işlerini fazlasıyla zorlaştırdı.
Bursaspor'un iki gol yolu vardı. Biri ölü toplar (taç atışı dahil) diğeri de Yusuf'tu. Beşiktaş kendi kalesiyle ilgili her türlü önlemi almıştı. Ve de Yusuf hiç de gününde değildi. Ayrıca da İbrahim Toraman kendisine nefes aldırmadı. Beşiktaş'ın defansif problemi yoktu fakat ofansif zenginliği en alt düzeydeydi. İlk yarıya hadi neyse diyebiliriz. Ancak ikinci yarıdaki futbol içler acısı. Bursaspor fizik olarak bitmiş, çökmüş, teknik kapasitesi sınırlı.Ve Beşiktaş böyle bir rakip karşısında koskoca 45 dakikada sadece tek pozisyon bulabildi.
Garibime giden maçtan sonra Gökhan Zan'ın sözleri. Neymiş Beşiktaş çok iyi oynamış. Fazlaca pozisyon üretmiş. Başarılı olmuş. Bir puan iyiymiş. Ben Beşiktaş'ın teknik direktörü olsam böyle konuşan futbolcuyu kadro dışı bırakırım. Ancak Denizli de üç aşağı beş yukarı aynı sözleri söyledi. Maşallah şen şakrak. Ömer Güvenç'in sorularına kahkahalarla yanıtlar veriyor. Holosko ve Nobre'yi birlikte çıkarmasını gayet normal buluyorum. Talebe ve hoca aynı kafada.
7 puan uçtu, gitti
Oh ne güzel. Sivas'a iki puan, Kayseri'ye üç puan, Bursa'ya da iki puan. Etti mi size yedi puan? Dağıtın beyler dağıtın. Hiç önemli değilmiş. Ben demiyorum onlar söylüyorlar. Lig Tv'nin canlı yorumunu yaparken şaşırdım kaldım. “Yoksa ben başka maçı mı izledim?” tereddütü içerisine girdim.
Beşiktaş'ın en büyük derdi, rakip kale önünde çoğalamamak. Nobre tek başına kaldı. Sonra yerine giren Bobo'da aynı şekilde. Batuhan'ı 83'te oyuna almak, çok geç kalınmış bir karardı. Kartal'ın genel prensibi altı kişiyle defans yapmak, dört kişiyle de gol aramak. İşte bu aritmetik ofansif yönde son derece yetersiz. Yusuf'u Toraman ile kontrolü kabul ederim. Ancak diğer dört kişinin (Ali Tandoğan, Gökhan Zan, Zapotocny, İbrahim Üzülmez) santrayı geçmemesi şaşırtıcı ve Beşiktaş adına üzücü. Bursa Beşiktaş'tan korkuyor, Beşiktaş Bursa'dan. Onlara göre iyi oynayan Beşiktaş işte bu.
Ayşegül Alparslan
11-17-2008, 12:27
ayy çok sağol yaa valla düşüncelerime tercüman olmuşsun bunların üstüne ben başka hiç bir şey söylemiyorum
Bülent Girgin
11-24-2008, 07:40
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Sol kanatta Tello'ya, Üzülmez yardım etmez diye düşünüyordum. Öyle de oldu. Ama Tello, “Ben tek başıma da işi bitiririm” dedi. 15. dakikada Holosko'nun kafasına topu uzattı. Holosko kötü vurdu. 35'te Sivok'a, “Haydi bir de sen dene” mesajını yolladı. Sivok, havada da usta olduğunu gösterdi, golünü attı. Tello, 40'ta bu kez Zapotocny'e bir başka hava ikramında bulundu. Zapotocny bu ikramı elinin tersiyle itti. Tello, bu arada 32'de köşe atışından, bana göre, bir de gol attı. Yardımcı hakem aynı kanıda değildi. Tam hizada değildim, fazla itiraz edemem.
Tello'dan sonra Beşiktaş'taki ikinci kahraman Sivok'tu. Çek oyuncu defansta, orta alanda, hücum hattında her yerde başarılıydı. “Her derde deva” derler ya, işte tam öyle. Vatandaşı Zapotocny de çok sağlamcı. Aslında savunma bloğu tümüyle dikkatliydi. Hiç riske girmediler. Basit ve garanti oynadılar.
Toraman, Youla'yı adım adım izledi. Eski takım arkadaşına adım attırmadı. Toraman her geçen gün daha iyi oynuyor. Sağda Ekrem çok koşuyor, çok çalışıyor. Çabuk, hızlı, sert, sağlam. O çizgide durmadan gidip geliyor.
İkinci yarının başında Nobre'nin kendisini yere atmasını hakem yemedi. Peki neden Nobre'ye sarı kart göstermedi?
İşte gerçek Holosko!
Beşiktaş'ın ikinci golü yapılış olarak çok güzeldi. Esas çocuk Holosko'ydu. Nobre'ye “Haydi topu boş kaleye yuvarla” komutunu verdi. Holosko ikinci yarıda çok çok iyiydi. Nihayet o beklediğimiz görüntüsüyle karşımıza çıktı. Eskişehir defansına duman attırdı. İşte gerçek Holosko bu. Bu Holosko Beşiktaş'ı tek başına sırtlar. Cisse ne iş yapar ben anlamıyorum. Oynasa ne fark eder, oynamasa ne fark eder? Topu alıyor 1-2 metre sağına, soluna veriyor o kadar. Hiç değilse Eskişehir oyundan düştükten sonra 1-2 gol girişiminde bulunamaz mıydı?
Rüştü bir topu yanlış degajla rakibe verdi. Tribünler ayağa kalktı, Rüştü'yü alkışladı. İşte taraftar buna denir. İyi hareketi herkes alkışlar. Önemli olan kötü gününde futbolcunun yanında olmaktır. Delgado, Emre'nin kıskacındaydı. Her şeye karşın yine de klas işler yaptı. Elbette ki bundan daha iyi oynamalı. Ancak rakibin de bütün gözü üzerinde.
Nobre'de attığı gole karşın bir performans düşüklüğü var. Gerçi bu kez karşısında da fizik yönünden çok güçlü iki stoper vardı. Onlarla fazla boğuşamadı. Yerine giren Bobo da küskün, dargın gibi. Sonradan girmek ağırına gidiyor herhalde. Oysa bu takımın Bobo'ya çok ihtiyacı var. Zaman zaman öyle işler yaptı ki, herkesi kendine hayran bıraktı.
Eskişehirspor gücü yettiğince karşı koydu. Oyunu hiçbir zaman çirkinleştirmedi. En etkili gol yolları ölü toplardı ve bir de Youla. Toraman Youla'yı bağlayınca Eskişehir kayboldu gitti. Yarıştaki rakiplerinin puan kaybettiği bir haftada Beşiktaş üç puanın yanı sıra moral olarak da güçlendi. Şimdi Kadıköy derbisine daha bir rahat gidecek. Aradaki puan farkı en büyük avantajı.
Bülent Girgin
02-28-2009, 22:40
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Beşiktaş, bir hafta önceki Gaziantep maçında olduğu gibi, ilk yarıyı yine çöp kutusuna attı. Rakibine üç pozisyon verdi, kendisi tek pozisyonda kaldı. Oyuna ağırlığını hiçbir şekilde koyamadı. Orta alan organizasyonu sıfırdı. Oyunu rakip yarı alana yıkamadı. Atak girişiminde hemen hemen hiç bulunmadı.
Solda İbrahim Üzülmez, sağda Ekrem kendi kulvarlarında son derece renksizdiler. Beşiktaş iki santrforla sahadaydı ama ikisini de besleyemedi. Bobo, tanınamayacak derecede kötüydü. Delgado, Bobo'dan da kötüydü. Tello, büyük pas hatasıyla oynuyordu. Bu durumda Beşiktaş'ın etkinlik sağlaması elbette olanaksızdı.
Büyükşehir Belediye açık oyunu tercih etmişti. Topu kazandığında gözü Beşiktaş kalesindeydi. Güçlü rakiplerine oldukça zorlu anlar yaşattılar. Özellikle İskender'in pozisyonunda Hakan mükemmel bir kurtarışla Büyükşehir'e gol fırsatı vermedi.
Beşiktaş'ın Büyükşehir Belediye'nin uzun defans oyuncularına karşı doldur boşalt ile oynaması çok ilginçti! Giden her top duvara çarpmış gibi geriye döndü. İlk yarıda işlerini yapanlar Sivok, Ernst, Gökhan Zan, Hakan, İbrahim Toraman ve Nobre'ydi. Diğerleri konu mankeniydi.
İkinci yarıda Mustafa Denizli Delgado'ya daha fazla tahammül edemedi ve hemen 61'de dışarı aldı. Yerine giren Holosko sağ kanada geçti, Ekrem de Delgado'nun görevini yapmaya başladı. Bu değişiklik Beşiktaş'a hem orta alanda, hem de ileride daha bir canlılık getirdi. Ancak savunma hattıyla ileri uç arasındaki mesafe çok büyüktü. Bu alanda Beşiktaş hem enerji, hem de çok top kaybetti. Dönen topları da genellikle Büyükşehir Belediye aldı.
İkinci 45 dakikanın başında Beşiktaş en net pozisyonunu yakaladı. Tello mükemmel hareketlerle ceza alanına girdi, vuruşu çok az farkla dışarı gitti. Beşiktaş, ikinci yarıda da beklenen futbolunun uzağındaydı. Ama hırs vardı, istek vardı, mücadele vardı ve 3 puana ulaşma kararlılığı vardı.
Büyükşehir Belediye ilk yarıdaki görüntüsünün dışına çıkmıştı. Bu kez hedefi daha çok tek puandı. Beşiktaş kalesiyle pek fazla ilgileri yoktu. Beşiktaş özellikle uzun toplarla tehlikeli olmaya başladı. Karamboller peş peşeydi. Gol geldim geleceğim diyordu. Büyükşehir tehlikenin farkında değildi. Sonunda da karambollerden biri golle sonuçlandı. Beşiktaş amacına ulaşmıştı. Büyükşehir Belediye bu tokattan sonra kendisine gelebildi ve ilginç bir son bölüm izledik. Karşılıklı goller nefesleri kesti. İkinci 45 dakikada daha çok isteyen daha çok koşan daha çok mücadele eden Beşiktaş sahadan istediğini alarak ayrılmasını bildi. Ancak hemen hatırlatayım bu oyunla her maç kazanılmaz. Beşiktaş'ta çok kötü oynayan oyuncu sayısının bu denli fazla olması ürkütücü.
Bülent Girgin
03-08-2009, 12:25
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
İlk 20 dakika Beşiktaş adına müthiş, harika... Ne ararsanız her şey dört dörtlük. Defans organizasyonu en üst düzeyde. Hacettepe, Beşiktaş kalesine yaklaşamıyor bile. Orta alanda topun tek sahibi yine Kartal. Oyunu istediği zaman hızlandırıyor, istediği zaman yavaşlatıyor. Tempo tamamen ellerinde. Bu arada Delgado'nun mükemmel bir golü var. Topu alışı, rakibi geçişi ve kalenin ölü noktasına vuruşu mükemmel. Nobre'nin golünde de Bobo'nun pası enfes. Bakarak, görerek topu Nobre'nin kafasına attı.
Ve Beşiktaş işte bu iki golden sonra sonuna kadar frene bastı. Oysa tüm koşullar olumluydu. Hacettepe moral olarak çökmüştü. Beşiktaş, taraftarıyla beraber bayram havası içine girmişti. Ancak her şey tersine döndü. Hacettepe birden bire baş kaldırdı ve oyunda başlı başına söz sahibi oldu. Artık onlar her istediklerini yapıyorlardı. Beşiktaş ise sessizce rakibini izliyordu. Özellikle de Beşiktaş defansının sağ kanadı otobana dönmüştü. Hacettepe bu bölgede elini kolunu sallayarak ataklar geliştirdi. Sürekli atağı düşünen Ekrem, geri dönüşlerde çok zayıf kaldı. Önündeki Tello da arkadaşına hiç yardımcı olmadı. İlk yarıya noktayı koyan kaleci Hakan oldu. 45. dakikada mükemmel bir refleksle Hacetepe'ye beraberlik şansı tanımadı.
Sağ kanattaki problemi Denizli de görmüştü. Ve ikinci yarıya Serdar Kurtuluş'u o bölgeye alarak başladı. Ekrem sola geçmiş, İbrahim Üzülmez de soyunma odasında kalmıştı. Doğru bir hamleydi. Denizli ayrıca Sivok'u Hacettepe'nin etkili oyuncusu Zoko'ya yapıştırmıştı. Belli ki Denizli 3 puanı garantiye almak istiyordu.
MAÇIN KADER ADAMI BOBO
İkinci yarıda Beşiktaş daha sağlamdı. Ancak 60. dakikada bu kez de kale direği Hacettepe'ye geçit vermedi. Bobo'nun attığı 3. gol bile maçı tamamen koparmaya yetmedi. İlginçtir hiç de gününde olmayan Bobo, bir gol bir asistle maçın kader adamı oldu.
Mustafa Denizli'nin, 78'deki iki değişikliği oyunu iyice kilitleme amacı taşıyordu. Antrenmansız Nobre ve Delgado yorulmuşlardı, onlar kenara alındı yerlerine de Cisse ve Yusuf girdi. Bunlar da doğru hamlelerdi. Cisse ile orta alan daha da güçlendi. Yusuf da topu tutarak arkadaşlarına nefes aldırdı.
Ernst, 15 ve 44. dakikalarda rakipten iki müthiş top çaldı. Ernst'in bu müdahaleleri olmasaydı, Hacettepe iki pozisyon bulabilirdi. 8. dakikada Ümit Bozkurt'un Nobre'ye attığı tekmeyi hakem nasıl kartsız geçiştirdi hiç anlayamadım.
Beşiktaş, ilk kez üst üste 3. lig maçını kazandı. Şu anda ligde ikinci durumda. Nereden nereye... Umarım artık bu fırsatı ellerinin tersiyle itmezler. Yarışta büyük bir avantaj elde ettiler. Bundan sonra işleri daha kolay.
Ayşegül Alparslan
03-08-2009, 19:22
Cisse ile orta alan daha da güçlendi.
yok canım bunu bu adam yazmış olamaz inanmam valla
Arda Hatipoğlu
03-08-2009, 20:02
yazmış işte aysegul niye inanmıyosun:)
Ayşegül Alparslan
03-08-2009, 20:41
ya cisseyi sahada görmeye tahammül edemezdi bu adam :D
Kıyasettin Tasar
03-09-2009, 01:13
cisse yi bende hiç sevmem ama oyuna girdikten sonra pas hatası dahi yapmadı,ben dahi şaşırdım,kulübe yaradı sanırım...
Ata Arslanoğlu
03-10-2009, 21:22
Sanlı Kaptan Cisse'den nefret eder...:danss:
Bülent Girgin
03-15-2009, 09:44
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Cisse ile oyuna başladığın zaman ofansif yönde bir kişi eksiksin demektir. Adamın ileriye dönük tek girişimi yok. Defansif yönde yaptığı da tartışılır. Rakipten iki top çalıyor, iki yan pas veriyor hepsi o kadar. İstanbul'da kendi sahanda oynuyorsun, mutlak suretle galip gelmen gerekir. Peki neden Cisse ile oyuna başlıyorsun?
İlk yarının tamamında Beşiktaş, Gençlerbirliği yarı alanındaydı. Gel gelelim sadece tek gol pozisyonuna girebildi. O da Nobre'nin bireysel çabası sonucu. İlk yarıda oyunu açamamalarının nedeni kanatları iyi kullanamamalarıydı. Son çizgiye inip bakarak, görerek ortalar yapmadılar. Sağda Tello, orta çizgiyi geçer geçmez hemen kafasını kaldırdı ve gözü kapalı orta yaptı. Sol tarafta İbrahim Üzülmez de benzer girişimlerde bulundu. Gençlerbirliği hava toplarında zaten üstündü. Özellikle de kalecisi her topu çok kolay aldı. Bobo, Delgado ve Nobre beklenenin çok uzağındaydılar. Beşiktaş bu nedenle de rakibini ortadan geçemedi.
İkinci yarıda yaratıcı adama gereksinim vardı. Denizli, Holosko ve Yusuf'u 60. dakikada oyuna aldı. Doğru hamlelerdi. Zaten bu iki oyuncu girdikten sonra oyunun şekli değişti. Ernst'in golü de bu iki oyuncunun organizasyonu sonucu gerçekleşti. Bu Ernst çok iyi adam. Beşiktaş'a ilaç gibi geldi. Her derde deva. Defansta, orta alanda, ileride her yerde var. Hiç durmak bilmiyor. Ayakları da yumuşak. Hem rakibi oynatmıyor, hem de arkadaşlarına büyük katkıda bulunuyor.
SİVOK HER DERDE DEVA
Sahanın bir başka yıldızı da bana göre Sivok'tu. Taş gibi... Geçit vermiyor. Ayrıca her topu çok iyi kullanıyor. Türkiye'ye gelen en iyi yabancılardan biri. Defansta da oynuyor, orta alanda da. Her yerde var, her açığı her gediği kapatıyor. Her yere yetişiyor. İbrahim Toraman iyi bir performans yakaladı. Her maçta görevini eksiksiz yerine getiriyor. Üzülmez bildiğiniz gibi... “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” diyor. Ekrem formayı kaptı, kolay kolay bırakacağa da benzemiyor. Denizli nerede görev verirse yapmaya çalışıyor. Tello gününde değildi ama 3. golde büyük rol üstlendi. Beşiktaş, ilk golden sonra her geçen dakika futbolunu daha da güzelleştirerek rakibinin üzerine gitti ve artık sahada 'Kartal Şov' vardı. Her ataklarında net pozisyonlar yakaladılar.
Gençlerbirliği, golü yediği dakikaya kadar sadece defans yaptı, hiç karşı kaleye gitmedi. Golden sonra uyandı. Ama maçın büyük bir bölümünü atak yapmadan tamamladı. Hakem topu hep oyunda tutmak istedi. Ufak faullere aldırış etmedi. Futbolcuların yakarışına da prim tanımadı.
Beşiktaş, ilk kez 4 maçlık bir galibiyet serisi yakaladı ve artık ayak sesleri iyice duyulmaya başladı.
Bülent Girgin
04-27-2009, 07:53
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Kartal derin nefes aldı
Yusuf bir gol attırdı, ömre bedel. Kaç kişiyi, kaç kez geçti sayamadım. Rakiplerinin iç organlarını adeta deldi. Ve Holosko'ya, “Lütfen şu topu ağlara yuvarla” dedi. Bu Yusuf müthiş biri. Diyoruz ya “Maçı koparacak, çevirecek adam” Yusuf işte tam öyle biri.
Nobre sakat ve ilk on birde Bobo yok. Ben bu işin sırrını çözemedim. Mustafa Hoca en önemli silahını kulübede oturtuyor. Bu mantığı bana kimse açıklayamaz. Dünyanın neresinde görülmüş asıl kahramanların sonradan devreye girdiği. Her şeye karşın Beşiktaş ilk yarıda son derece süratli oynadı. İnanılmaz sayıda şut denemesinde bulundu. Final paslarını iyi değerlendirebilseydi, işi çok erken bitirebilirdi.
Delgado uzun bir aradan sonra ilk kez gerçek kimliğine yaklaşan bir görüntü sergiledi. Hep nokta vuruşlar yapmak istedi. Eskişehirspor'un gardını düşürecek hamlelerde bulundu. Şutlarında biraz isabet sağlayabilseydi, Beşiktaş hiç sıkıntı yaşamadan maçı noktalardı. Delgado'nun dönüş yapması Beşiktaş için büyük kazanç.
Eskişehirspor ikinci yarının ilk 15 dakikasında üç puanı koparmak için oynadı. Savunma önlemlerini göz ardı etti. Es Es bu nedenle kaybetti. Fazla adamla ileri giderken arkasına hiç dönüp bakmadı. Sahanın en kötülerinden Tello, mükemmel bir derin pasla Bobo'yu rakip kaleciyle karşı karşıya bıraktı. Maçın kaderi o anda belirlendi. Bobo'nun golünden sonra Eskişehirspor tamamen teslim oldu. Atakları inandırıcı değildi. Kartal'ı hiç rahatsız etmedi.
Cisse'yi ilk kez beğendim
Dikkat dikkat, bugün Cisse için “Evet, iyiydi” diyorum. Top kesti, pas servisinde bulundu, takımına eli ayağı değdi. Bu Ernst hep iyi. Bir kere dur durak bilmiyor. Sanki hiç yorulmuyormuş gibi. Temposunda en ufak bir sapma gözükmüyor. Bir kez daha belli oldu ki Holosko'dan vazgeçilmeyecek. Bu oyuncu kulübede unutulmayacak. Serdar Özkan forma şansını iyice yitirdi. Be çocuk! Biraz kıpırdamaz, biraz arkadaşlarına yardımcı olmaz mısın? Hiçbir şey yapmıyorsun. Takımını 10 kişi bırakıyorsun. Bundan sonra formayı zor bulursun. Denizli de herhalde, “Eh yeter” demiştir.
İkinci yarının başında Lig TV'nin canlı yayınında Serdar Özkan-Tello çıkmalı, Bobo-Yusuf girmeli demiştim. Denizli Özkan'ı çıkardı yanına da Sivok'u ekledi. Tello'ya devre arasında dokunmadı. Maç sonrasında yaptığı konuşmada da “Sivok yabancı kontenjanına takıldığı için çıkarmak zorunda kaldım” dedi. Sevgili hocam Tello'yu çıkarsan yabancı kontenjanında yine bir fazlalık olmazdı. Aslında Denizli doğruyu yapmış. Benim çıkmalı dediğim Tello ilk golün asistini yaptı. Maçın kader anı 50. dakikaydı. İbrahim Üzülmez ters kademeye girerek yüzde yüz bir golü önledi. Rüştü de maçın sonlarına doğru mükemmel bir çıkış yaparak Eskişehirspor'a gol şansı tanımadı.
Beşiktaş en çok korktuğu deplasmandan yara almadan döndü. Yarış her geçen gün gittikçe kızışıyor. Önümüzdeki 5 hafta daha da keyifli geçeceğe benziyor. Kartal derbi öncesi derin bir nefes aldı.
Samet Sevim
04-27-2009, 10:45
Final PAslarını iyi Değerlendiremedi ama Eskişehirspor ' da Bir kaç Pozisyondan eli boş döndüler ve Kullandığı her korner çok büyük tehlikeler yarattı ..
Biz Bu Tür Ortalar Kesemiyoruz Ceza Sahası İçine Bizde Daha Usta Ayaklar Olmasına KArşın hemde ..
Bunun Çalışmaları yapılmıyor mu ?
İlk yarıda kullandıkları kornerlerden bir tanesi gol olsaydı biz maçı zor çevirirdik ..
Volkan Kaya
04-28-2009, 11:33
Sanlı kaptanı çok seviyorum ama bazı söylediklerine katılmıyorum. bu hafta tam tersi Cisse daha kötü oynadı ve Sanlı kaptanın ilk defa bu mac Cisse'yi beğenmesi çok ilginç geldi bana . Ayrıca Tello gibi ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir futbolcu ilk yarıda kötü diye oyundan çıkarılmaz Sanlı kaptan
Bülent Girgin
05-10-2009, 13:28
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Ve Kartal zirvede
İlk 30 dakika, futbol adına hiçbirimize hiçbir şey vermedi. İki takım da orta alanda durmadan top çevirdi. Bu paslaşmalar sonuca yönelik değildi. O nedenle de kaleciler rahattı. Oyun Holosko'nun golünden sonra hareketlendi. Delgado maçtaki tek olumlu işini yaptı, Holosko'yu golle buluşturdu.
Bu golden sonra Ankaraspor tüm hatlarıyla gol aramaya başladı. İşte burada hata yaptı. Arkasında büyük boş alanlar bıraktı. Özellikle de Yusuf gibi etkili bir oyuncuyu unuttu. Yusuf klas hareketlerle ne denli önemli bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bir şutu direkten döndü ayrıca Bobo'ya mükemmel gol pası attı. Bobo bunu değerlendiremedi. Ancak aynı Bobo son dakikalarda da olsa Beşiktaş'ı rahatlatan adam oldu.
Delgado ve Yusuf'un ilk on birde olmasını pek çok kimse garip karşıladı. Neden bunu yadırgıyorlar, doğrusu anlayamıyorum. Orta alanın dirençsiz düşmesinden söz ediliyor. Hiç ilgisi yok. Bir kere Yusuf sol kanatta oynuyor. Ayrıca orta alanın göbeğinde Ernst ve Cisse gibi iki kuvvetli adam var. Futbol yaratıcı oyuncularla güzelleşir. Ve sonuca da bu oyuncularla gidersiniz. Bu oyuncular sizi omuzlar, her ne kadar bekleneni veremeseler de sizi sırtlarında taşırlar.
Mustafa Denizli'nin ikinci yarıdaki Sivok-Gökhan Zan değişikliği çok doğruydu. Sarı kartlı Sivok ikinci sarı için kaşınıyordu. Mustafa hoca bu riski göze almadı. Gel gelelim Toraman-Zan ikilisi de birbirlerini kontrol edemiyorlar ve rakibe pozisyon veriyorlar. 51 ve 59. dakikalarda Rüştü iki mükemmel kurtarış yapmasaydı, Beşiktaş saçını başını yolardı.
Holosko kulübede oturmaz
Denizli, herhalde Holosko'yu kulübede oturttuğu günlere inanılmaz üzülüyordur. Bu oyuncu Beşiktaş'ı karşı kaleye çok kolay götürüyor. Müthiş çabuk ve süratli. Attığı golde de bu yeteneği ön plandaydı. Baki'yi zaman zaman çok güç durumlara düşürdü.
Cisse belki de Beşiktaş'taki en iyi oyunlarından birini oynadı. İlk müdahaleleri yaparak defansını rahatlattı. Merkezden ayrılmadı ve Ankaraspor'a o bölgede boş alan bırakmadı. Ernst de düşüş var. O ilk geldiği günlerdeki gibi değil. Yine çok koşuyor, çok mücadele veriyor ama eskisi gibi verimli olamıyor. Ondan beklenti çok fazla.
Toraman maçın kahramanıydı. Sadece attığı gol için bunu söylemiyorum. Hiç hatasız oynadı. Ankaraspor'un girdiği pozisyonlarda suçu yok. Delgado değişikliğini kabul ederim. Hiçbir şey oynamadı haklı olarak da kemendi yedi. Bence Yusuf oyunda kalmalıydı. Tello oynadığı kısa sürede bir attı, bir attırdı. Maçı bir anda noktaladı. Beşiktaş bir köşe başı maçını kazasız atlattı. Artık bu saatten sonra sadece skor önemli. Zaten Beşiktaş da bunun dışında başka bir şey düşünmedi ve sonunda zirveye yerleşti. Belli oluyor ki son 3 hafta daha da gergin geçecek.
Bülent Girgin
05-18-2009, 08:40
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Kartal tam yol
Sona yaklaştıkça stres iyice artıyor. Beşiktaş sadece üç puanı düşünerek oynadı. Peki bu doğal mı? Olabilir fakat bu şekilde oynamanın üç puan için en isabetli yol olduğu kesinlikle düşünülmemeli. Beşiktaş maçın tamamında bu sıkıntıları yaşadı. Oysa farkı artırıp piknik yaparak maçı noktalayabilirlerdi. Beşiktaşlı hiçbir futbolcu bu bilinçte değildi. Amaçları sadece dakikaları eritmekti.
Ankaragücü'nün en büyük avantajı boy üstünlüğüydü. İlk yarıda bu gayet net bir biçimde gözüktü. Beşiktaş kısa kaldı. O nedenle de duran toplarda büyük problemler yaşadı. Nitekim yediği gol de bu şekilde oldu. Bu golde Rüştü ile beraber tüm takım suçluydu. Ankaragücü'ne iki kez vurma şansı tanıdılar. Rüştü de elinden kaçırınca Ankaragücü kolay bir gole ulaştı.
İkinci yarıda Hikmet Karaman'ın De Nigris'i oyundan alması ve Iglesias'ın sakatlanması yüksek toplarda Beşiktaş'ı bir nebze de olsa rahatlattı. Fakat kendi yarı alanını boşaltmayan Beşiktaş, Ankaragücü'ne pek çok duran top kullanma şansı verdi. Buna biraz da hakem çanak tuttu. En ufak dokunuşa faul çaldı. Takdir haklarını Ankaragücü'nden yana kullandı.
Değişiklikler çok yerindeydi
Tello defans ve ileri uç arasındaki bağlantıyı yapan tek oyuncuydu. Mustafa Denizli orta alanı daha kalabalık tutma adına Tello'nun yerine Uğur'u oyuna aldı. Uğur sahada kaldığı o kısa bölümde çok çok iyi oynadı. 63. dakikadaki Yusuf-Ekrem takası da çok yerindeydi. Bugüne dek hep övgüyle söz ettiğimiz Yusuf, bu kez sahnede yoktu. Hatta Denizli Yusuf'u çıkarmakta geç bile kaldı. Üçüncü golün üç kahramanı vardı. Birincisi Holosko'ydu. 40-50 metre topu taşıdı. İkincisi Ekrem'di. Sol çizgiden mükemmel driplinglerle indi ve Bobo'yu gördü. Üçüncüsü de golü atan Bobo oldu. Bu gol maçın kaderini belirledi. Beşiktaş ancak üçüncü golden sonra rahat nefes alabildi. Oysa bunu çok daha önce gerçekleştirebilirdi.
İlk yarıda Mehmet Yılmaz'ın karşısında bocalayan İbrahim Üzülmez, ikinci yarıda oyuna giren Jaba ile gerçek kimliğine büründü. Boyu boyuna uygun Jaba, Üzülmez'e ters gelmedi. Gökhan Zan sahanın en başarılı oyuncularından biriydi. Yanındaki Zapotocny fazla güven vermedi. Sarı kart cezalısı Sivok çok arandı. Cisse pek göze çarpmadı. Savunmasının önünden ayrılmadı. İleriyle hiç ilgisi yoktu. Ernst'in ikinci goldeki vuruşu müthişti. Alman, oyunun iki yönünü de beceriyor. Fakat yine de ilk geldiği günlerdeki görüntüsünde değil.
Holosko bildiğimiz gibi. Durmadan koşuyor. Bu kez bitirici noktalarda değildi. Her şeye karşın deparlarıyla, diriplingleriyle takımına nefes aldırıyor ve rakibi yoruyor. Uğur İnceman oyuna girdikten sonra çok iyi işler yaptı. Oyunu orta alanda tuttu. Ankaragücü'ne kontratak şansı hiç tanımadı. Bobo açıldı, girdiği pozisyonları affetmiyor.
Beşiktaş bu galibiyetle çok büyük bir avantaj elde etti. Bundan sonraki yolu daha kolay. İki kupaya birden uzanma fırsatı ellerinde. Ayaklarına kadar gelen bu kısmeti geri çevireceklerini sanmıyorum.
Bülent Girgin
05-31-2009, 14:37
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Siyah-beyaz bayrak gönderde tüm görkemiyle dalgalanıyor. Şu anda tek gerçek işte bu. Tarih Beşiktaş'ın şampiyonluğunu yazıyor... Ve tarih çifte kupalı Kartal'a özel bir yer ayırıyor.
"Kaç derbi kazandı, kaç derbi kaybetti" değerlendirmeleri artık geçersiz. Son Denizlispor karşılaşması da kısa süre sonra anımsanmayacak. 2008-2009 sezonunun en büyüğü Beşiktaş. Bu, çok net bir biçimde tescillendi. Övgüler, alkışlar hep Kara Kartal'a.
Mustafa Denizli, bir ilki gerçekleştiren olarak futbolun kara kaplı defterinde yerini aldı. Çok merak ediyorum, "Şans, kader, kısmet" diyenlerin acaba şimdi yüzleri kızarıyor mu? Öyle veya böyle ben inanıyorum ki Denizli onlara mağrur komutan edasıyla değil, yine o sıcak gülümsemesiyle bakmaya devam edecektir.
Demirören ve yönetimini de unutmayalım. Görevlerini layıkıyla yapmanın huzurunu kıvancını ve mutluluğunu şu anda doyasıya yaşıyorlar. Bu, onların en doğal hakkı. Müthiş bir gurur tablosu çizdiler. Artık onlar da unutulmazlar listesindeler.
Son 18 maçta 13 galibiyet, 4 beraberlik, 1 yenilgi aldılar. Kazandıkları puan tam 43. Gerçekten gıpta edilecek bir tablo. Sezonun ilk yarısından sonra inanılmaz bir tırmanış. Bunu sadece Ernst ile Yusuf'un transferine bağlamak, diğer futbolculara haksızlık etmek olur.
Denizli gerçek bir lider
Rüştü, kritik haftalarda takımına el koydu. Türklerden oluşan savunma bloğu aralarına sadece Sivok'u alarak son derece başarılı oldular. Cisse, son haftalarda açıldı. Hatta asist bile yapmaya başladı. Holosko'nun golü böyle gerçekleşti. Bobo dün iyi değildi fakat pek çok maça damgasını vurdu. Holosko da kurtarıcı rolünü hiç bırakmadı. Tello son haftalarda sakatlıklarla boğuştu. Bu nedenle de performansı düştü. Ancak yine de Kartal'ın başrol oyuncularından biri.
Uğur, ne zaman oyuna girse görevini fazlasıyla yaptı. Terini son damlasına dek akıttı. Serdar Özkan'ın notu zayıf. Kaybolmak istemiyorsa bir an önce toparlanmalı.
Denizli, İbrahim Üzülmez'i son dakikalarda oyuna sokarken koluna da kaptanlık bandını takarak onure etti. Mustafa Hoca gerçek bir lider olduğunu bir kez daha gösterdi.
Ve taraftar... Müthiş, harika, olağanüstü... Onlara sadece şapka çıkarılır. Ben sadece taraftara değil yönetime, teknik heyete, futbolcuya, tüm Beşiktaş camiasına şapka çıkarıyorum. Onlara hepimiz saygı duyalım. Bunu fazlasıyla hak ettiler.
Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:55
Tabata sendromu!
Gaziantep maçı öncesinde ve sonrasında Beşiktaşlı taraftarlarla iç içeydim. Yanıma her yaklaşan Tabata şaşkınlığını dile getirdi. Galatasaray, Elano ve Keita'yı, Fenerbahçe Dos Santos'u alırken gönül verdikleri kulüplerinin, Tabata'yı yıldız statüsüne sokup transfer etmesini kabul edemiyorlardı. Hele hele bonservisi için ödenen 8 milyon euroyu korkunç buluyorlardı.
Taraftara hak vermemek elde değil. Durum kuş bakışı aynen böyle. Özellikle de işin parasal yönü son derece vahim. Bir yıl önce Gaziantespor'un 800 bin euroya transfer ettiği Tabata 1 yılda yüzde 1000 prim yapıyor. Dünyanın neresinde görülmüş böyle bir değer kazanma. Ayrıca bu oyuncu 29 yaşında. 3-4 yıl sonra başka bir kulübe pazarlama imkanın da yok. Yani Tabata, geri dönüşü olmayan bir ölü yatırım. Bu paraya kendisini kanıtlamış pek çok yabancı oyuncu transferi gerçekleştirilir. (Elano, Keita, Dos Santos gibi...) Ayrıca o ünlünün parasının önemli bir bölümü kombine ve forma satışıyla geri döndürülebilir. Tabata böyle bir satış patlamasını sağlamadığı ve sağlayamayacağı gibi tepkiye de neden oldu. Çünkü para büyük, Tabata ünlü değil ve de bu oyuncunun ne vereceği şu an için meçhul.
BORÇ BATAĞI
İşin bir yüzü böyle, şimdi diğer yüzüne bakalım. Ülkemizde sadece Beşiktaş değil, Galatasaray ve Fenerbahçe de korkunç harcamalar yapıyorlar. Futbolcu borsası yapay olarak durmadan yükseliyor. Adeta, “Sen alamazsın ben alırım. Gördün mü seni nasıl mat ettim” psikolojisi ile paralar saçılıyor. Sözüm ona prestij kavgası yapılıyor.
Yöneticiler, kulüplerini bilmeden de olsa batırdıklarının farkına varamıyorlar. Mehmet Topuz'un bonservisi 9-10 milyon euro. Sercan aynı rakamlarla gündemde. Daha dünkü çocuk İsmail Köybaşı'nın bonservisine 6.5 milyon euro ödeniyor. Delgado'nun aldığı yıllık ücret birdenbire 2.1 milyon euroya yükseltiliyor. Nobre'ye bir bu kadar para ödeniyor.
Kulüplerimiz borç batağı içinde yüzüyor. İlginçtir kulüplerimizin başındakiler de ünlü iş adamları. Ve bunlar, kendi şirketlerindeki gibi başarılı olamıyorlar. Çünkü uzman olmadıkları bir konuda tek başlarına ahkam kesiyorlar. Elbette burada Gaziantep ve Kayseri yönetimlerini ayrı tutuyorum. Muhteşem paralar kazandılar. Onları ayağa kalkarak alkışlıyorum.
Son olarak, “Tabata nedir, ne değildir?” konusuna değinelim. Önce belirteyim, hiçbir futbolcu hakkında 5-6 maç çıplak gözle izlemeden kesin yargıya varmam. Yarım yamalak izlediğim kadarıyla Tabata, dikine oynayan, iyi dripling yapan, adam eksilten, çok koşan, topla çok buluşan, fazla top kaybı yapan, tekniği üst düzeyde olan, kaleyi gördüğünde şut atan, gol pası veren ve gol atan biri. Geçen sezon Gaziantep'te 26 maç oynamış 11 gol atmış, 7 asist yapmış. 101 şut atmış 48'i kaleyi bulmuş. Buna karşılık da 105 kez top kaybıyla oynamış.
Para korkunç, istatistiki rakamlar, top kaybı dışında iyi. Tabata'nın o paraya değip değmeyeceği kısa sürede ortaya çıkacak. Bekleyeceğiz, göreceğiz. Bir de bakmışsınız geç keşfedilmiş bir cevherle karşı karşıyayız! Ne dersiniz, böyle bir sürpriz hiç mi söz konusu değil?
Sihirbaz yaptı yapacağını
Alex Manisaspor maçından önce kendisine ait internet sitesine şunları not düştü: “Fenerbahçe'yi olduğundan iyi göstermek yanlış olur. Bu futbol bize yetmeyebilir. Geçen sezonki başarısızlıkta suçu sadece Aragones'e yüklemek haksızlıktır. Bu sezon alternatifli kadromuz Daum'un işini kolaylaştırıyor.”
Eski hocasını savunan, koruyan futbolcuya bayılıyorum. Sallayanlara da çıldırıyorum. Alex sahanın içinde de büyük, dışında da. Davranışlarıyla, tavrıyla farklı biri. Dobra dobra da konuşuyor. Ve uyarıyor: “Bizi olduğumuzdan iyi göstermeyin” diyor. Zaten biz hep böyleyiz. Ya yerin 7 kat dibine batırırız ya da bir anda gökyüzüne çıkarırız. Topuzu hep kaçırıyoruz. Evet doğru, Fenerbahçe'yi Daum faktöründen dolayı biraz fazlaca övdük. Oysa bu sezon tek farklılığı Dos Santos. Diğer Brezilyalı Cristian düz biri ve takıma öyle ciddi bir katkısı yok.
İşte gördük. Manisa, Fenerbahçe'ye kök söktürdü. Ancak şunu da kabul edelim, hiçbir takım sürekli üst düzeyde futbol oynayamaz. İnişler ve çıkışlar kaçınılmazdır. Önemli olan takım olarak düşük performans sergilenen maçlardan da 3 puanla ayrılmasını becerebilmektir. Bunu başaracak olanlar da üstün yetenekli futbolculardır. Güiza, Manisa maçında durdu durdu sonunda golünü çaktı. Semih oyuna girdi, işi bitirdi. Ve Alex denilen o müthiş sihirbaz iki gole de muhteşem imzalar kondurdu.
Fenerbahçe'nin en büyük avantajı, gol atacak ve attıracak oyunculara sahip olması. Üç oyuncu sahada sadece bu iki gol pozisyonunda rol aldılar. Onun dışında resmen saklambaç oynadılar, hiç gözükmediler. Ama noktayı koymasını da bildiler.
Daum maçtan sonra, “Şans bizden yanaydı” dedi. Evet futbolda şansın da büyük rolü var. Ancak o şansı yaratacak futbolculara sahip değilsen boşuna kürek çekmiş olursun. Bu arada hakem faktörünü de unutmayalım. Karşılıklı birer penaltıyı ıska geçti ve Manisa'nın bir golünü yan hakemle beraber hiç etti.
Gol gol gol...
Rijkaard, 3 gol adamını (Keita, Baros, Elano) oyundan aldı, yerine bir başka 3'lüyü (Nonda, Kewell, Aydın) soktu. Seç seç al. Kötüler kenara, kulübedeki hazır kuvvet sahaya. Dinç, sağlam üstelik onlar da çıkanlar kadar yetenekli.
Çıkan 3'lü topu tutmasını, kullanmasını biliyor. Diklemesine kaleye gidiyor, rakip eksiltiyor. Girenler de aynı şekilde. Demek ki bu sezon Galatasaray'ın gol derdi olmayacak. Belli zaten hiç boşu yok. Ayrıca oyundan çıkan öfkelenmiyor, giren hava atmıyor. Rijkaard faktörü hemen belli oluyor. Hollandalı teknik adam, isim ayrımı yapmıyor. Performans düşüklüğü gösterene hemen kementi atıyor.
Futbolcu akıllıdır. Kötü oynarken çıkarıldığında tepki koymaz. Hele bir de kendi yerine giren oyuncu iyi oynayıp gol atarsa hiç sesini çıkarmaz. Medya da atılan golleri, “Oyuncu değişikliklerinin sonucu” diye yorumlayınca teknik direktörün eli daha da güçlenir.
Galatasaray, Ankaraspor'a son bölümde iki gol atmasaydı, Rijkaard yorumcular tarafından kesinlikle eleştirilirdi. En azından, “Neden Baros çıkarıldı. Mustafa Sarp veya Mehmet Topal'dan biri çıkarılıp, yerine Nonda alınır ve Nonda-Baros çift santrfor olarak oynayabilirdi” denilirdi. Futbolda en önemli kriter "Gol gol gol." O topu ağlara gönderdin mi her şey güllük gülistanlık. Yok eğer bunu beceremiyorsan, emekler boşuna. Galatasaray şu ana kadar attığı gollerle ayakta.
HAFTANIN İNCİLERİ
Gaziantep Kulübü Başkanı İbrahim Kızıl, “Tabata çok iyi bir futbolcu. Değerinden daha düşük bir fiyata sattık” dedi.
- Sayın Kızıl yakında Beşiktaş Kulübü'nün tapusunu da isteyebilir.
Manchester United'ın yıldızı Rooney, Şampiyonlar Ligi kurasında Beşiktaş çıkınca “Elma soslu, içi kızarmış patatesle doldurulmuş hindiye (turkey) bayılırım” diye konuştu.
- İnşallah boğazında kalır.
Mustafa Denizli, Gaziantep maçında yaptığı ve protestoya uğradığı Ernst değişikliği için, “Taraftar benim gibi göremez. Ben farklı gözle izlemek zorundayım” diye konuştu.
- Hocam gözlük numaranı değiştirsen nasıl olur acaba.
Daum, Manisaspor maçı sonrasında "Şans bizden yanaydı" şeklinde değerlendirme yaptı.
- Peki, hakem kimden yanaydı!
Delgado'nun babası, “Kartal'dan başka kuş tanımam” dedi.
- Nasıl tanısın, oğlu bir yıl yan gelip yatacak ve parasını tıkır tıkır alacak. Var mı böyle bir çiftlik!
Linderoth, “İsveç 1. Ligi'ndeki Elfsborg'ta oynamak en büyük rüyam. Sezon sonunda mukavelem bitiyor, Türkiye'den ayrılmaya kararlıyım” diye konuştu.
- Vah vah vah çok üzüldük! Ne olur gitme! Ne güzel tribünde yan yana maç izliyorduk!
Daum, Manisa maçında kırmızı kart gören Emre için, “Provake ediliyor. Emre gibi üst düzey oyuncularımızı korumamız gerekir” dedi.
- Peki rakip futbolcuları Emre'nin saldırısından kim koruyacak!
Alex, “İşim topu adrese göndermek” şeklinde konuştu.
- Böyle bir postacı hiç görmedim. Mektup kesinlikle geri gelmiyor. Adres milim şaşmıyor.
Beşiktaş-Gaziantep maçının son dakikalarında sahaya giren bir Beşiktaşlı taraftara(!) tribünler lanet okudu.
- Oh be işte bu. Adam olacağız galiba.
Bursaspor Başkanı İbrahim Yacızı, “Sercan'ın satılması için fiyatını bulmamız lazım” diye konuştu.
- Ah be sevgili başkan, gözün doysun.
Trabzonspor Teknik Direktörü Hugo Broos, Bursa maçından sonra, “Motor tekliyor” ifadelerini kullandı.
- Hocam senden başlayarak bir rektifiye gerekiyor.
Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:56
Bir anlık gaflet
Galatasaray yenilgisinden sonra Beşiktaş Manchester United ile moral bulmak istiyordu. "Şampiyonlar Ligi'nde iddialıyım' demek için hevesliydi, istekliydi. Bu görüntü hem futbolcularda hem de taraftarda belirgindi. Maça baktığımızda tek puan çok kolaylıkla alınabilirdi. Ancak 76. dakikadaki bir gaflet her şeyin sonu oldu. İbrahim Kaş o çalımı yememeliydi. Hakan'dan dönen topa bir Beşiktaş'lı müdahale etmeliydi. İngilizlerin tek gol pozisyonuna mahkum olduk.
Elbette gol atmamız öyle kolay değildi. Adamlar son derece profesyonel ve kolektif futbolu mükemmel uyguluyorlar. Fizik olarak da çok güçlüler. Ancak gördük öyle aman aman bir halleri yok.
Bobo bu kez 18 kişilik kadroda bile yoktu. Ben anlayamıyorum bu Denizli'yi. Ballandıra ballandıra transfer edilen ve özellikle Şampiyonlar Ligi maçlarında kullanılacağı söylenen Fink kulübedeydi. Onun yerinde de Ekrem oynuyordu. Serdar Özkan o dağınık görüntüsüyle yine ilk on birdeydi. Durmadan "Holosko, Holosko" diyoruz. Be mübarek bu kadar da top kaybedilmez ki.
NANİ VE VALENCİA MÜTHİŞ
Manchester United 4-3-3 oynuyor. İleri ucun kanatlarındaki iki oyuncuları Nani ve Valencia müthiş adamlar. Hem bire birde becerikliler hem de bedava top kaybetmiyorlar. Biz de aynı pozisyonda oynayan Serdar Özkan ve Holosko top kaptırma konusunda adeta uzmanlaşmışlar. Valencia çok iyiydi ama İbrahim Üzülmez'e de bin kere helal olsun. Valencia ancak bu kadar durdurulabilir. Emektar İbrahim rakibine fazla söz hakkı tanımadı. Aynı şeyi İbrahim Kaş için söyleyemeyeceğim.
Ferrari ve Sivok'a benden yine tam not. Rooney'e göz açtırmadılar. Topu da iyi kullandılar. Kademede kusursuzdular. Önlerindeki Ernst de rakipten çok top çaldı. Hiç durmadan koştu, mücadele etti, boğuştu. Fakat ofansif yönde katkı sağlayamadı.
Tabata ne iş yapar anlayamadım. Pır-pır biri. Ne kokuyor ne bulaşıyor. Et mi balık mı belli değil. Rakibe en ufak bir rahatsızlık vermedi. Sözüm ona gol işi yapıyor. Böyle bir icraatını hiç görmedim. Holosko-Serdar Özkan-Tabata dağınık. Ernst'in karşı kaleyle bağlantısı yok. Ekrem, genellikle Anderson'un peşinde. Son derece iyi niyetli fakat onun da atak organizasyonlarında hiçbir rolü yok. Bu durumda Nobre ne yapacak? Garibim iki güçlü kuvvetli stoperin arasında sıkıştı, kaldı.
Aslında sıkışan, kilitlenen oyundu. Tipik bir beraberlik maçıydı. Atan kazanacaktı. Atılacak tek gol, alınacak 3 puan Beşiktaş'a ilaç gibi gelecekti. Tersi oldu. Şans da bu sezon Beşiktaş'ın yanında değil. Ancak şu da unutulmasın Manchester bir dünya devi.
Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:57
Vah giden paralara!
Bobo, Nobre ilk on birdeydi. Tamam Mustafa Denizli nihayet bu ikiliyi yan yana çift santrfor oynatacak dedim. Ne gezer, Bobo yine sol çizgide. Nobre ortada tek başına. Bobo 100 kez bu pozisyonda oynasın hiçbir şey yapamaz. Nobre de yardımcısız etkili olamaz. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bunu herkes biliyor.
Bonservisine 6,5 milyon euro verilen İsmail Köybaşı 18 kişilik kadroda bile yok. Vah giden paralara ki vah. Diğer bonservisine 8 milyon euro verilen Tabata sahada. Bir şutu, bir de eh işte pası var. Bunun dışında ara ki bulasın. Sözüm ona 10,5 numara olarak alınmıştı. Ne 10'u ne 10,5'u. Şu haliyle 2,5.
Bedava bıraktıkları İbrahim Kaş'ı yüklü paralar vererek aldılar. Bu çocuk ne Galatasaray ne de Manchester United maçlarında bekleneni veremedi. Beşiktaş'ın rakipleri o bölgeden istedikleri gibi atak geliştirdiler. Manchester'ın golü de Kaş'ın hatasından kaynaklandı. Peki o zaman nedir bu ısrar. Ekrem sağda İbrahim Üzülmez solda oynayamaz mı?
Serdar Özkan için bundan önceki maçlarında toparlanıyor dediler. Ne toparlanması, her geçen gün kötüye gidiyor. Bir tane de olumlu bir iş yap. Casus gibi. Her aldığı topu rakibe veriyor. Tello da ciddi bir biçimde düşüşte. Dün en ufak katkısı yoktu. Tello'nun saha içindeki görevi nedir ben anlayamıyorum. Deniyor ki Tello organizatör rolünde. Hangi organizasyonu yapıyor lütfen biri bana anlatsın. Dün Ernst'e acıdım. Özellikle ilk yarıda garibim tek başına çırpındı durdu. Rakipten top çaldı, defansını rahatlattı. Ernst ile birlikte Ferrari ve Sivok takımın en iyileriydi. Elbette kaleci Hakan da suçsuzdu. Ancak bu oyuncuların dışındakiler hiç üretken değillerdi.
TARAFTARA TEK KELİME DİYEMEM
İlk yarıda Beşiktaş'ın tek pozisyonu yoktu. Oyunu sadece son 20 dakikada kontrolü altına alabildi. Bu bölümde de 2-3 net gol pozisyonuna girdi. Ancak son vuruşlar kötüydü. İyice kapanan Kayserispor'u açmak için tek düşünce karambollerdi. Koskoca Beşiktaş sadece doldur boşaltlara umut bağlar mı?
Mustafa Denizli bu sezon her başarısız sonuçtan sonra bazı mazeretlerle karşımıza çıktı. Artık kimse bu laflara aldanmıyor. Futbolda konuşulacak tek yer sahanın içidir. Sonuçlar kötü olduğu sürece sizi kimse dinlemez. Daha 6. hafta ve kayıp puan 12. Beşiktaş taraftarına maçın sonlarındaki aleyhte tezahüratlarından dolayı tek kelime edemem. Her şeyin bir sınırı var. İki kupalı şampiyon takım milyon eurolar harcayarak 7-8 oyuncu daha transfer ediyor ve düştüğü şu duruma bir bakın.
Kayserispor vakit kazanmak için her türlü çareye başvurdu. Oysa bunları yapmalarına hiç gerek yoktu. Mertçe, erkekçe oynasalardı belki de farklı bir skorla sahadan ayrılabilirlerdi. Her şeye karşın golü attıktan sonra korumasını bildiler. Ve takım halinde Beşiktaş'tan çok daha başarılı bir görüntü sergilediler.
Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:58
İstifa çözüm mü!
Beşiktaşlı taraftar, Kayserispor maçında başkanına bir kez daha “Yeter artık” dedi. Bununla da kalmadı, “Git Gaziantep'e başkan ol” diye seslendi.
Ben, taraftarı aynı zamanda denetleme ve kontrol müesesesi olarak da görürüm. Doğruları alkışlayarak, yanlışları protesto ederek ağırlığını hissettirir, tepkisini ortaya koyar. Ancak bunun bazı ölçüleri sınırları olmalıdır. İtibar zedeleyici sloganlar, uyarıcı mesaj niteliğini yitirir, boşlukta kalır.
“Seba gitsin, Ahmet Dursun” çığlığı da canımı çok sıkmıştı. Başkanlar camiaların simgeleridir. Onları, maksadını aşan söylemlerle karşı karşıya bırakmak ve suçlamak camiaları yıpratmaktan başka bir şey değildir. Kaybeden camia olur.
Beşiktaş taraftarının son derece yaratıcı olduğunu hepimiz biliyoruz. Uyarılarını camianın saygınlığına gölge düşürmeden daha esprili daha renkli yapabilirler. “Git Gaziantep'e başkan ol” yenilir yutulur bir suçlama değil. Ayrıca bu tür sloganların deplasmanlarda rakip taraftarın ağzında sakız olduğunu da unutmayalım.
Evet, İsmail Köybaşı'nın (5.5 milyon euro – Serdar Kurtuluş) ve Tabata'nın (8 milyon euro) bonservis ücretleri korkunç. Bunu ben de defalarca yazdım ve söyledim. İşin uzmanlarından oluşan profesyonel bir transfer komitesinin bulunmaması ne yazık ki bu sonuçları doğuruyor. “Kim ne eder?” tam olarak bilinmeden, dört dörtlük bir araştırma yapılmadan transferler yapılıyor. Daha sonra da kızılca kıyamet kopuyor.
Ocakta olağan genel kurul var. Şu anda yönetimin istifa etmesi Beşiktaş'a hiçbir şey kazandırmaz. Bilakis kaybettirir. Ocakta Demirören yeniden aday olacak mı olmayacak mı bilemem. Önümüzdeki 3 ayı beklemek şart.
Mustafa Denizli ile yolları ayırmak da şu ortamda fayda değil zarar getirir. Durmadan antrenör değiştirerek hiçbir sonuca varılamaz. Ancak Denizli de bazı inatlarından vazgeçmeli. Bu takımın gol atamadığını görüp ona göre önlemler almalı. Artık konuşma değil icraat zamanı.
Daum'u kızdırmayın!
Ne dedi Daum: “Altı da altıyı ne zaman gördünüz?” Sonuçları kriter olarak alırsak, elbette Alman teknik direktöre hak vermemiz gerekir. Peki işin estetik yönü, ne olacak? Daum diyor ki; “Size ne oyundan, kazanıyoruz ya.. Güzellik ödülü almayacağız.”
Bu mantaliteyi anlamak çok güç.Fenerbahçe'nin ligdeki son 3 karşılaşmasına (Manisa, Bursa, B.Ş. Belediye) göz atalım. Her üç maçta da hakem faktörü ön plandaydı. Bursa maçında Alex ve Lugano, B.Ş Belediye maçında Bilica hiç tartışmasız kırmızı kartla oyun dışı kalmalıydı. I0 kişi ile F.Bahçe, o 2 maçta acaba nasıl bir skorla sahadan ayrılırdı? Bu maçlarda F.Bahçe futboluyla da hiç keyif vermedi..UEFA'da da yenildi.
Evet, lig puanları iyi çok çok iyi… Peki ileriye dönük ışıklardan ne haber? Şu son üç haftada var mı böyle bir ışıltı? Kısır, yavan bir futbol. Taraftarına “Sana zevk değil sadece puan vereceğim” diyen bir teknik direktörle hiç karşılaşmadım. Oh ne güzel! Milyon eurolarla futbolcuları transfer et… Kendi cebini yine milyon eurolarla doldur… Ve sonra, malı satmaya çalıştığın müşterilerinin karşısına, “Ben ne verirsem onunla yetineceksin” öfkesiyle çık.
Doğru ya biz üçüncü dünya ülkesiyiz. Daum efendi ne verirse onunla yetinecek ve önünde “Ağam, paşam” diyerek hep diz çökeceğiz.
Hey Fenerbahçeliler, takımınız altıda altı yaptı, daha ne istiyorsunuz! Haddinizi bilin oturun oturduğunuz yerde! Aman ha Daum efendiyi kızdırmayın.
Hakemi de yendiler
Galatasaray'ın, Kasımpaşa maçını izlerken ciddi biçimde yoruldum. Beni yoran, Cimbom'un ikinci yarıdaki muhteşem temposuydu. Adeta o tempoya ayak uydurmaya çalıştım.
Yetenekli ve yaratıcı futbolcular aynı zamanda inanılmaz bir biçimde koşuyor, boğuşuyordu. Gol pozisyonları peş peşeydi. Agresif bir takım, rakibini iki yakasından yakalamış durmadan silkeliyordu.
Kasımpaşa'nın çaresizliğine doğrusu çok üzüldüm. Resmen kroke oldular. Boksta böyle bir durum ortaya çıksa antrenör hemen ringe havlu atar.
Bakmayın siz ikinci golün 89. dakikada gelmesine. O dakikaya kadar golün olmaması sadece şans, kader, kısmete bağlıydı. Pardon bir de hakeme... Neler yapmadı ki hakem. Galatasaray'ın bir penaltısını gasp etti. Ali Güneş'e iki kez kırmızı kartını çıkarmadı. Hem de daha maçın başlarında.
İşte böyle bir ortamda Galatasaray, ikinci 45 dakikada “Ben hakemi de yenerim” diyerek oynadı, Kasımpaşa'yı ve hakemi futboluyla döverek pes ettirdi.
Sonradan oyuna giren Keita ve Nonda hava atmadan, poz yapmadan oyuna dört elle sarıldılar. Gol atmanın ve de attırmanın mutluluğunu birlikte yaşadılar. Hem keyif alarak hem de keyif vererek maçı noktaladılar. Takım olgusunu çok net bir biçimde vurguladılar.
Büyük takım sadece asker oyuncularıyla değil aslarıyla da savaşan takımdır. Cimbom Kasımpaşa karşısında 3 puanı işte böyle aldı.
HAFTANIN İNCİLERİ
Mustafa Denizli, “Galatasaray ile Ali Sami Yen'de oynayacağımız maçtan sonra bazı şeyler netleşebilir” demişti.
-- Hocam bravo yine bildiniz!
Daum, “Asıl Fener, iki yıl sonra” dedi.
-- Şeytana bak şeytana, iki yılı garantiye aldı.
Yıldırım Demirören, “Huzurlu nice bayramlar” dileğinde bulundu.
-- Ah be Başkan, Beşiktaş'ta huzur mu bıraktınız?
Rijkaard bir röportajında, “Yürek, bazen aklı devre dışı bırakır” demişti.
-- Hoca yanıldı. Kasımpaşa karşısında yürekte vardı akılda.
Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, Diyarbakır ve Manisa yenilgilerinden sonra, “Pes etmedik ayaktayız. Daha beter kamçılandık” diye konuştu.
-- Karadenizli inadı işte budur.
Tabata, “Tek başına kurtarıcı değilim. Bir takım hep beraber kazanır, hep beraber kaybeder” şeklinde konuştu.
-- Doğru, hep beraber kaybediyorsunuz.
Daum, “Fenerbahçe uyuyan bir dev gibiydi. Biz yeniden uyandırmak için harekete geçtik” dedi.
-- Herr Daum, son haftalardaki uykulu duruma ne buyurulur.
Semih Şentürk'e tribünden seslenmişler “Formayı vermeyen Cimbomlu olsun” Semih çıkarmış formayı taraftara atmış.
-- Taraftar ya bir de şortunu isteseydi!
İsmail Köybaşı, Beşiktaş'a geldiğinde “Rüyada gibiyim. İbrahim Üzülmez ağabeyimden öğreneceğim çok şey var” demişti.
-- İsmail gerçekten çok şey var. Otur, izle ve öğren
Adnan Polat, Kasımpaşa maçı sonrası “bu hakemlerle lig bitmez” demiş.
-- Doğru, bu konuşmalarla lig karakolda biter…
Ertürk Yıldırım
10-01-2009, 19:07
Bu kadarı da fazla
CSKA vasat bir takım. Gücü sınırlı. Ancak belirli bir iskeleti ve oyun kalıbı var. Her hafta değişik on birlerle boy göstermiyor. Beşiktaş bilmece, bulmaca. Sivok, Ferrari, Ernst dışında kimin nerede oynayacağını bilene helal olsun.
Keita karşısında İsmail Köybaşı'nın düştüğü durumları hepimiz biliyoruz. Peki CSKA'nın en etkili oyuncusu Krasic değil mi? Bu çocuğu bu maçta Krasic'in karşısında oynatmak ne denli doğru? Nitekim faciayı Krasic'le yaşadık. İsmail iki kez arkadan faulle durdurdu sarı kart gördü. Üçüncüsünde engel olamadı ve Beşiktaş ikinci golü yedi. Tüm umutlarını yitirdi.
İbrahim Kaş'ın sağ bek bölgesinde başarılı olamadığını hepimiz biliyoruz. Bu, Beşiktaş'ın son maçlarında da belgelendi. Kayseri ve Manchester United karşılaşmalarında goller Kaş'ın bölgesinden gerçekleşti. Ekrem, orta alanda takıma pozitif yönde nasıl bir katkı sağlayabilir? Tello'dan da 10.5 numara yaratmak akla uygun mu? Tabata'ya bunca para kenarda otursun diye mi verildi?
Denizli, "Dediğim dedik" diyor. Böyle inat görmedim. İşte hep beraber tanık olduk. Yanlış uygulamalar Beşiktaş'ın canına ot tıkıyor. Neden Ekrem defansın sağında, neden İbrahim Üzülmez solunda oynatılmaz? Ve ben bunu maçtan önceki yazımda da özellikle belirtmiştim. Bu Fink süs diye mi alındı? Adamı en önemli maçında bile kullanmıyorsun.
Holosko sakatlanıp çıktıktan sonra Yusuf oyuna girdi. Evet top ayağına yakışıyor ama hep çalımı düşünüyor. Atağa kalkarken kaptırdığımız toplarla kendi başımıza çorap ördük.
Futbolda şansın da rolü çok önemli. Dzagoev gözünü kapadı vurdu, top çatala gitti. Kör talih bir kez de Beşiktaş'a gül. Bunu söylüyorum ama şansı da, talihi de insanlar kendileri yaratırlar. Gol için rakip kale önünde yeterince çoğalamazsan ve orada yeteneğini konuşturamazsan işte böyle kısır sonuçlara mahkum olursun.
Özgüvenini yitiren bir takım kolay kolay kendisine gelemiyor. Böyle bir takım içerisinde futbolcular da sorumluluk almaktan kaçınıyorlar. Beşiktaş'ın en büyük problemi işte bu. Kötü gidiş içeride, dışarıda devam ediyor. Buna dur diyecek bir Allah'ın kulu yok mu? Artık fazla can sıkıcı olmaya başladı. Beşiktaşlı bu denli bir tabloya hiç alışık değil.
Ertürk Yıldırım
10-04-2009, 13:20
Kardeş kardeşe düştü
Asıl maç tribündeydi. Taraftar öfkeden çıldırmış durumdaydı. Ne yapacağını bilemiyordu. Protesto ediyor, ıslıklıyor, istifaya davet ediyor, daha sonra içi yanarak da olsa alkışlamaya çalışıyordu. Statta anormal bir kargaşa egemendi. Rüştü'nün her topla buluşmasında ıslıklanması kahrediciydi. Rüştü adına, spor adına, seyir adına çok üzüldüm, çok utandım. Taraftar kendi futbolcusunu böyle ısrarla protesto eder mi? Bu mu taraftarlık? Bir futbol takımı böylesine bir atmosferde ne oynar, nasıl oynar? Topa hükmedebilir mi? Kim sorumluluk alır, kim riske girer? Herkes toptan kaçar. Pozisyonun içinde olmak istemez. Pozisyona girdiğinde de ayakları birbirine dolaşır. Nitekim öyle oldu. İlk dakikada Nobre 3 metreden topu boş kaleye yuvarlayamadı.
Beşiktaş ilk yarıda 3 pozisyona daha girdi. Üçü de karavanayla sonuçlandı diye ben tek bir Beşiktaş'lı oyuncuyu suçlayamam. Oynayanlar bilir. Zaman zaman o koskoca kale oyuncuya iğne deliği gibi gözükür. İşte öyle bir 90 dakikaydı Kara Kartal için.
Tribün savaşı
Devre arasında tribün savaşının en hararetli sahneleri vardı! Açıkta, kapalıda, numaralıda ve de şeref tribününde utanç sahneleri sergileniyordu. Bir birlerine kafa tutanlar, saldıranlar, boğazlarını sıkanlar. Müthişti müthiş! Kardeş kardeşe düşmüştü! Gerçekten çok düşündürücü.
Beşiktaş'ın ikinci yarıya golle başlaması da hiçbir şeyi değiştirmedi. Saha içinde de saha dışında da görüntüler aynıydı. Gol tribünleri susturmadı. Onlar kararlıydı. "Bu yönetim artık gitmeli" diyorlardı. Sahanın içindekiler de kas katı ayaklarıyla topa yön vermeye çalışıyorlardı. Titreyerek oynuyorlardı. Bugün hiçbirinden tek tek isim olarak bahsetmeyeceğim. Belki de futbolcu yaşamlarının en zor maçını oynadılar. Daha çok baskıyla, stresle boğuştular. Maçın son dakikalarını sadece ve sadece attıkları golü korumayı düşünerek tamamladılar.
Ocak ayında kongre var. Beşiktaş'ı zorlu günler bekliyor. Bu yönetim çok yıprandı…
Ertürk Yıldırım
10-11-2009, 19:59
Ayıklayın pirincin taşını
Önce havalimanında yumurta… Daha sonra statta slogan üstüne slogan… Bitmek bilmeyen aşağılama… Hem de başkana, lidere… Bıraktık lideri bir kenara. Kimin kime yumurta veya her hangi bir madde atmaya hakkı var?. Haydi bakalım ayıklayın şimdi pirincin taşını!.
Ben, taraftarı denetleme ve uyarı müessesesi olarak görürüm. Elbette robot değiller, elbette kukla değiller ve elbette tepkilerini ortaya koyacaklar. Ancak bunun bir ölçüsü bir sınırı olacak.
Kırmızı çizgiler çoktan aşıldı. Utanç tabloları ne yazık ki şu anda Kartal'ın boynunda. Bu mu taraftarlık? Bu mu tepkiyi ortaya koyma biçimi? Nerede mantık? Nerede fair-play ruhu? Nerede o sık sık yinelediğimiz Beşiktaşlı duruşu ve nerede o yere göğe sığdıramadığımız tribün Kartalları? Bu çirkin tablo devam ederse, nitelikli insanlar teker teker uzaklaşır. Beşiktaş çok ciddi bir biçimde kaliteli insan sıkıntısı çeker.
Rüştü'yü her topla buluştuğunda ıslıklamak kime keyif verdi? Siz zannediyor musunuz ki, bundan sadece Rüştü etkilendi? Futbolcular her türlü protestoyu hemen paylaşır. Hani Beşiktaşlı kötü gün dostuydu? Bunun adı arkadan hançerlemek değil de ne? Rüştü kötü gol yiyebilir. Nobre boş kaleye topu yuvarlayamayabilir. Futbolda olağan durumlardır bunlar.
Haklıyken haksız duruma düşmek işte tam da buna denir. Kaba kuvvetle, küfürle hiç kimse hiçbir yere varamaz. Kaba kuvvetin ve küfrün insanları yıldıracağını da sakın düşünmeyin.
Gelelim yönetime… Transferdeki inanılmaz hatalar ve savrulan milyon eurolar, pek çok kulübümüzü olduğu gibi Beşiktaş'ı da fena vurdu. Başkanlık sistemi ile kulüplerimizin kör topal yönetildiği apaçık ortada. Başkanlar bu işin uzmanı değiller.
Gayet açık ve net olarak söylüyorum: Şayet Demirören yine, “Sadece benim sözüm geçer” diyecek ve uzmanlardan oluşan profesyonel birimlere (Profesyonel medya birimi… Profesyonel futbolcu arama tarama birimi… Profesyonel halkla ilişkiler birimi… Profesyonel… Profesyonel… Profesyonel) işi devretmeyecekse sakın yeniden aday olmasın. Başkanlığa talip olan diğer adaylar da bu güne kadar olduğu gibi “Başkanlık sistemi aynen devam edecek” diyorlarsa onlar da sakın ortaya çıkıp, çağdaş kafa yapısına sahip insanların önüne taş koymasınlar.
Futbolda ileri ülkelerde yönetimler organizasyonu gerçekleştirir ve sonra denetleme organı olarak görevlerini sürdürürler. İşini iyi yapanı ödüllendirir, iyi yapamayanı kapının önüne koyarlar. Yönetimler ve teknik direktörler değişse de bu birimler yerlerinde sabit kalır. Bundan dolayı da istikrar ön plana çıkar. Her yeni yönetimde, her yeni teknik direktörde sil baştan yapılmaz.
Bir başka önemli konu da, bedava biletler ve bedava seyahatler… Bileti alan memnun, almayan öfkeli, kızgın. Seyahate giden mutlu, gitmeyen mutsuz. Tribünlerin bölünmesinin önemli bir nedeni de işte bu. Artık bilet de sona erdirilmeli, seyahat de.
Beşiktaş ne yazık ki kurulduğundan bu yana amatörce yönetiliyor. Artık profesyonel hamleler şart. Bunu Demirören mi gerçekleştirir, yoksa Ahmet mi, Mehmet mi bilemem. Beşiktaş camiası bu ışığı kimde görürse onun peşinden gitmelidir. Yoksa gelip geçici başarılarla yetinmek zorunda kalır.
Nazar etme ne olur
Daum havalarda uçuyor. O sevinmesin de kim sevinsin? Rekor üstüne rekor. Sekizde sekiz… Çarp sekizi üçle, tam 24 puan. Muhteşem'in de ötesi. Hani bir laf var ya, “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur” işte aynen öyle. Daum, oyuncularını haklı olarak yere göğe sığdıramıyor. “Alex'i izleyin, kalbiniz gülsün" diyor. Gerçekten de öyle. Brezilyalı, koca takımı sırtladı götürüyor, müthiş bir performans. Dur durak bilmiyor. Adam sahada da mükemmel, dışarıda da. Bu güne kadar tek falsosu görülmedi. Örnek bir profesyonel. Demeçleri de dört dörtlük. Ne dedi G.Birliği maçından sonra: “Galibiyet serisi ömür boyu sürmez. Bir gün biz de yenileceğiz.”
Futbol işte böyle bir oyun. Puan kaybetmeden olmuyor. Gerçekten de ilk yarının sonuna kadar onları güçlü rakipler bekliyor. Zor maçları asıl bundan sonra. Kendi sahalarında oynayacakları Kasımpaşa ve Ankaragücü karşılaşmaları dışında (G.Antep (D) -G.Saray – Kayseri (D) - Beşiktaş (D) Eskişehir (D) - Trabzon (D)) işleri hiç de kolay değil.
Bu maçlarda defansif yönden ziyade, ofansif yönde sıkıntılar yaşayacaklarını şimdiden söyleyebilirim. Alex'in robot olmadığı unutulmasın. Emre de her maçta üstün performans sergileyemez. Burada Guiza ve Semih'in ne denli etkin rol üstleneceği çok önemli. Onlar devreye girerse bu zor maçlar az kayıpla atlatılır.
Dede Korkut masalları...
Yenilgilerden sonra teknik direktörlerin mazeretler ileri sürmesine çıldırıyorum… Rijkaard, Ankaragücü maçını şöyle yorumladı: “İkinci yarıda kaçırdıklarımız vardı. O golleri kaçırırsanız, yemeniz normaldir. İlk golü yiyince zaten gardımız düştü, tüm kapıları açtık.”
Hadi bakalım buyrun buradan yakın… Neymiş, atamayana atarlarmış. Tamam kabul ediyorum, 54'te Baros, 75 ve 86'da Nonda, kötü vuruşlar yaparak topu ağlarla buluşturamadılar. Peki, 55'te Metin'in, 68'de Semavi'nin, 72'de Ceyhun'un, 85'te Mehmet Çakır'ın gol yapamadıkları yüzde yüzlük pozisyonlara ne diyelim?
Ankaragücü 2. yarıda 7 pozisyona girdi, üçünü golle sonuçlandırdı. G.Saray ise sadece 3 pozisyonla yetindi. Demek ki Ankaragücü'nün ofansif yönü G.Saray'ı sollamış. Son vuruş ustalığında da Ankaragücü önde. Tüm bunların ötesinde G.Saray'ın savunma kurgusu, verdiği 7 net gol pozisyonuyla sınıfta kalmış. Rakamlar bu tespitleri gayet net bir biçimde yapmamıza yetiyor.
Gelelim “İlk golden sonra gardımız düştü” sözüne. Sevgili hocam gardın düşmesini önleyecek kişi siz değil misiniz? Kimi kime şikayet ediyorsunuz? Futbolcularınıza, skor ne olursa olsun oyun disiplininden kopulmaması gerektiğini siz öğreteceksiniz.
Hollandalı hocanın, sıkıntı yaşamalarına sakatlıkların da neden olduğunu söylemesi, Gökhan Zan'dan dolayı milli takımın doktorlarını ve teknik direktörünü suçlaması da çok tuhaf. Sayın hocam, Gökhan Zan sık sık sakatlanan bir oyuncu. Ayrıca elinizde çok alternatifli, zengin bir kadro var. İleri sürdüğünüz mazeret biraz komik kaçmadı mı?
Ve bir de Rijkaard'ın, “Baros - Nonda tabii ki bir arada oynayabilir. Ama bu durumda takım içinde çok şeyi değiştirmemiz gerekir” lafı var. Vay be, çift santrforla oynamak büyük mesele haline geldi. Beşiktaş da aynı türküyü söylüyor. İsteyen bu sözlere kulak verebilir. Bence bunlar Dede Korkut masalları.
HAFTANIN İNCİLERİ
Hikmet Karaman, kazandıkları G.Saray maçından sonra “Abartmayalım” dedi.
-- Hocam ne kadar da mütevazisiniz!
Hikmet Karaman yine G.Saray galibiyeti için “Değişikliklerimiz, yerindeydi. Direktiflerimi, futbolcularım çok iyi uyguladı” dedi.
-- Buyurun hocadan bir mütevazi demeç daha!
Mustafa Denizli, CSKA maçının 11'ini sır gibi sakladı, "Kadroyu maçtan önce açıklamam, rakibe koz vermem" diye konuştu.
-- İyi ki koz vermedi. Ya bir de verseydi?
Adnan Polat ve Haldun Üstünel, “Kimse bana tavır koyamaz" diyen Rijkaard'a sahip çıktılar, "Yalnız değilsin, arkandayız” dediler.
-- Eyvah! Arkaya dolanma yine başladı!
Nurullah Sağlam, “Teknik direktörlük yaşantımdaki en zayıf Beşiktaş ile oynadım” şeklinde konuştu.
-- Anlaşıldı Sağlam, bu sezon Beşiktaş'ı hiç izlememiş.
Nihat basın için, "Beni siz baskı altına aldınız, çok yıprattınız" suçlamasında bulundu.
-- Kaçıncı baskı bu, çocuk buhar oldu gitti!
Trabzonspor'un Kamerunlu oyuncusu Song, geciken ödemeler için faiz istedi.
-- Koçum, Trabzonspor'u Merkez Bankası mı zannettin?
Mustafa Denizli: "Ben kariyerimi bir, iki maçta edinmedim" dedi.
-- Koskoca camia birbirine girdi, Denizli kariyer peşinde. Eh bravo!
Emre Belözoğlu, “G.Saray'ın puan kayıpları iştahımızı artırdı” itirafında bulundu.
-- Aman Emre'ciğim dikkat midenize oturmasın!
Aziz Yıldırım futbolcuları için, “Tüm beklentileri yerine getirecekler” değerlendirmesinde bulundu.
-- Doğru ya, 3 yıllık şampiyonluk sözleşmeleri var..
Batuhan, "Bomba gibiyim, 15 gol atarım" iddiasında bulundu.
-- Aslanım, ufak at da civcivler yesin.
Rijkaard,"Gökhan Zan olmasaydı biz bu golleri yemezdik" gibilerinden laflar etti.
-- Biz Zan'lı günleri de biliriz!
Sivasspor teknik direktörlüğünden istifa eden Bülent Uygun, şöyle konuştu. “Cellatına aşık olan bir esirin tutkunluğuyla bağlandım bu camiaya.”
-- Uygun her zamanki gibi döktürmüş!
Ertürk Yıldırım
10-11-2009, 20:00
Her birine nazar boncuğu!
Bosna-Hersek, Estonya'yı devirince her şey bitti, perde kapandı. Hepimiz yelkenleri indirdik. Ne keyif kaldı, ne de herhangi bir beklenti. Böyle berbat bir ortamda Millilerimizi Belçika karşısında izledik. Nereden nereye… Dünya Kupası finallerini hayal ederken Bosna-Hersek gibi vasat bir takımın arkasından nal topladık. Büyük düş kırıklığı yaşadık.
Muhakkak ki bizim gibi futbolcularımız da sıfır moralliydi. Gerçi onların moralli hallerini de biliyoruz. Zaten bu duruma onlarla ve imparatorumuzla düşmedik mi? Maşallah her birine nazar boncuğu takmamız gerekir! Elbirliği ile harikalar(!) yarattılar. Şu gariban grupta düştüğümüz durum gerçekten içler acısı.
Futbolcularımız milyon eurolara dudak büküyor, teknik heyetimiz de aynı şekilde. Tamam, helal hoş olsun, ancak siz de biraz karşılığını verseniz. Terim burnundan kıl aldırmıyor, futbolcularımıza yan gözle bakılmıyor. Mazeret, mazeret, mazeret… Yoksa bizden, "Bu pandisvanya grupta ne de güzel üçüncü oldunuz" dememizi mi bekliyorlar.
TERİM'İN SON KEŞFİ
Terim şapkasından tavşan çıkarmaya devam ediyor. Mustafa Denizli, Nihat'ı en uç adam olarak defalarca oynattı ve verim alamadı. Terim'de de aynı inat. Nihat santrafor, Fatih Tekke, Semih, Halil, Gökhan Ünal piyasada yok. Bunun mantığını bana kimse anlatmaya kalkışmasın.
Nihat'ın çevresinde de ilk kez milli takıma çağrılan Ceyhun Eriş… Vay canına, Ceyhun bin yıldır futbolumuzda ve son demlerinde fark ediliyor! Müthiş bir keşif! Tebrik ederim! Neyse ki bu keşifte fazla ısrar edilmedi. Gerçek santrfor Semih ikinci yarıda akıllara gelebildi. Sakatlıktan yeni çıkan Ayhan'ın, sezon başından bu yana hiç varlık göstermeyen Nihat'ın kenara alınmaları da gecikmeli oldu.
Ben ne yapıyorum? Şaşırdım galiba! Kapanan dosya hakkında ahkam kesiyorum. Pardon, özür dilerim. Hey gidi hey, "Son iki maçta finalleri garantilemiş oluruz" diye düşünüyordum. Vay be, amma da müthiş(!) tahmin de bulunurmuşum. Tam tersi oldu. Beni yanıltanlar utansın.
Ertürk Yıldırım
10-15-2009, 08:28
Terim Hint Kumaşı mı?
Oh be nihayet bitti… "Finallere gideriz, gidemeyiz" lafları sona erdi. Matematik iflas etti. Fatih Terim istifasını verdi, federasyon hiç itiraz etmedi. Bu işler böyle, başarı nasıl alkışlanıyorsa, başarısızlıkta da bir bedel ödenmesi gerekiyor.
Benim sinirlendiğim, övgü ve yergiyi aynı terazide kullanmamamız. Vitrindeki insanlarımızı ya gökyüzüne çıkarıyoruz ya da yerin dibine batırıyoruz. Hep beraber göreceğiz, bir kesimi Terim'in istifası doyurmayacak. Onlar, "Mahvetti, batırdı, bir daha sahalarda görünmesin, kendini beğenmiş, futbolumuzu geriye götürdü" edebiyatıyla Terim'e saldıracak. Bir kesim ise, "O bir İmparator… O bir lider… O bir sihirbaz… Futbolumuzda böyle biri yok. Sakatlıklar onun belini büktü" feryatları ile aramızda dolaşacak. Hatta bunlar şimdiden boy göstermeye başladılar.
APOLETLER SÖKÜLMEZ
Neden gelişmeleri objektif bakış açılarıyla değerlendirmiyoruz? Kötü günleri olgunlukla karşılamayı, iyi günleri alkışlamayı ne zaman öğrenecek, bu kültüre ne zaman ulaşacağız? Terim'in kariyeri ortada. Muhteşem başarıları da var, muhteşem (!) başarısızlıkları da. Bu gerçeği neden bazılarımız görmezden geliyor? Her antrenörün inişleri çıkışları elbette olacaktır. Terim bu kez tökezledi, beceremedi. İşin özeti bu. Peki son durum Terim'in yetersiz olduğu sonucuna mı bizi götürür? Kesinlikle hayır. Ancak hiç kimse de bulunmaz Hint kumaşı değildir, yeri mutlaka doldurulur.
Terim, itibarlı bir firma. Böyle bir firmanın apoletlerini hiç kimse öyle şipşak sökemez. Ancak burada Terim'e de düşen görevler var. Zaman zaman insanlara yukarıdan bakması, her durumda kendisini haklı görmesi, ister istemez kamuoyunda öfke yaratıyor. İşte o zaman da insanlar eleştirinin dozunu artırıyor.
HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ
Belçika maçından önceki basın toplantısını şöyle bir anımsayalım. Hocamız durmadan rakamları konuşturdu ve ne denli başarılı olduğunu vurguladı. 4 yıl 4 aydır görevdeymiş. Bu sürede milli takımımız 55 maçta 26 galibiyet, 16 beraberlik ve 13 yenilgi almış. Bu dönem, tüm zamanlar içinde bir teknik adamın bir defada milli takımda en uzun görev aldığı, en fazla maç kazandığı, en az yenildiği, en istikrarlı dönemmiş.
Hocam, sizinle ilgili yorumu biz yapsak acaba çok daha doğru olmaz mı? Evet, daha önce çok başarılıydınız. Ama son turnuvada çuvalladınız. Çok zayıf bir grupta sadece ve sadece Estonya ile Ermenistan'ı geçebildik. Belçika'yı geçip geçmeyeceğimiz de henüz belirsiz. Bundan daha acıklı bir tablo olabilir mi?
Başarısızlığın allanıp pullanmasını hiç sevmem. Neden "Pardon" demesini bilmiyoruz? Hem suçlu hem de güçlü olmak var mı? Bunu kime kabul ettirebilirsiniz?
Ne olacak Beşiktaş'ın hali?
Beşiktaşlıların ağzından düşmeyen soru, başlıkta asılı. Aslında bu, çaresizliğin, yüreklerini kaplayan isyanın dışa vuruşu. Soru bombardımanından ben de nasibimi alıyorum. Eş, dost, tanıdık, tanımadık, yakama yapışan sanki sorumlusu benmişim gibi hesap soruyor. Haklılar, içleri yanıyor. Nasıl yanmasın, bir önceki sezonu iki kupayla kapayan Kartal, 8 takviye yapıyor, milyon euroları harcıyor ve durum gerçekten vahim.
Şimdi evirip çevirmeden ve kıvırmadan yanıt vereyim. Kimse kimseyi kandırmasın, boş hayaller kurmasın, lig şampiyonluğu uçtu gitti, o dükkan kapandı, kepenkler indi. Hem de daha 8. haftada. İşin asıl acıklı yanı, işte bu erken pes ediş. Peki, lig şampiyonluğu umudunun sona ermesi, bu sezonun tamamen kapanması anlamına mı geliyor? Olur mu öyle şey, önlerinde 4 hedef daha var.
1 Ufak bir kıpırdanış ile ligde 3. sıraya kolaylıkla ulaşabilirler. Bu, UEFA Avrupa Ligi'nin kapısını açar.
2 Üçüncülüğe yerleştikten sonra ikincilik hesapları işin içine girebilir. Galatasaray veya Fenerbahçe'den biri geçilebilir.
3 Türkiye Kupası önemli bir başka hedef. Hem parası hem de itibarı var
4 Ve Şampiyonlar Ligi… Çuvalla para, ayrıca en büyük itibar. İkincilik şansı devam ediyor. Neden en kötü olasılıkla UEFA'ya kalınmasın?
Yukarıda sıraladığım 4 hedefi kim küçümseyebilir? Beşiktaş, bunları gerçekleştirebilecek çapta ve güçte. Yeter ki mevcut potansiyelini sahaya yansıtabilsin. Problem işte bu.
Adam olmayız!
Şiddet, küfür bitmiyor. Küfrün süresine bakıyorlar. 120 saniyeye kadar serbest, geçerse ceza. Oh ne güzel! Al eline kronometreyi, başla küfre, sınıra yaklaştığında bıçak gibi kes. Biraz dinlen, sonra haydi yine yeni baştan. Böyle komik bir disiplin uygulaması dünyanın neresinde görülmüş? Caydırıcılık bunun neresinde?
Şimdi, disiplin talimatımıza bir madde daha ilave edildi. Devamlılık arz eden bölücü slogan atanlara da ceza verilecek. Ne kadar devamlılık arz ederse? Yine kronometrelerimize mi sarılacağız? Merak ediyorum, hangi sloganlar, hangi küfürler yasak? Hangi sloganın, hangi küfrün cezası ne kadar?
İşin içine pek çok detay sokarsanız, sonuca ulaşamazsınız. Avrupa bunu nasıl yapıyor, bir baksanıza oraya. Öncelikle huzuru kaçıranı, uzunca süre statlara sokmuyorlar. Bu anarşistlere spor mahkemelerinde ağır cezalar (para-hapis) veriyorlar. Serserinin yakasını bırakmıyorlar. "Fair- play ruhuna sahip olmayanın statlarda işi yok" diyorlar. Bunu gerçekleştiremediğimiz sürece olaylar sürüp gider. Biz, canımız yanmadığı sürece adam olmayız.
Helal olsun başkan...
Aziz Yıldırım derbilerdeki uygulamayı sona erdirmiş. Biletleri teberrulu olarak iki misli fiyata satan dernekler bundan sonra bu nimetten(!) faydalanamayacakmış. İsteyen, bileti sadece satış noktalarından alacakmış.
Başkana helal olsun. Cesur işler yapıyor. Kimsenin ağzının kokusunu çekmiyor, kimsenin önünde eğilmiyor. Kulübün çıkarlarını her şeyin önünde tutuyor. Bıraktık bedava bilet dağıtmayı, şahıslara veya derneklere rant sağlamamak için parasıyla bile bilet vermiyor.
Şimdi denilebilir ki, "Futbol takımı iyi durumda iken her şey toz pembedir. Kimse tepki koymaya kalkışamaz". Ancak, biraz tökezlendiği anda çatlak sesler hemen ortalığı kaplar.
Hayır, bu görüşe katılamam. Aziz Yıldırım, günlük sonuçlara göre genel politikasını belirlemiyor. Son yıllarda Fenerbahçe tribünlerine büyük çoğunlukla gerçek futbol seyircisi gelmeye başladı. Aileleri görüyoruz. Hanımların, küçük çocukların sayısı gittikçe artıyor. Küfür azaldı (Son Gençlerbirliği maçı hariç). Seyirci portresi değişmeye başladı.
Aziz Yıldırım, kulüp içi profesyonel işleyiş için de düğmeye bastı. Aykut Kocaman, ilk hamle. Şimdi inanıyorum ki Kocaman'ın altında profesyonel birimler de oluşacak.
Başkan, kararlı adımlar atıyor. Zik zag çizmiyor. Ne derneklere ne de taraftar gruplarına taviz vermiyor. Bu yönüyle, alkışı fazlasıyla hak ediyor. Umarım bazı kulüplerimiz, Aziz başkanı örnek alırlar.
HAFTANIN iNCiLERi
Mustafa Denizli, Terim için, "Onun ruh halinden en iyi ben anlarım" dedi.
--- Anlamaz mı, İrlandalılar'dan az mı çekti
Del Bosque, Guiza için, "Yokluğu hiçbir şeyi değiştirmez" dedi.
--- Herr Daum, buyurun yanıtı siz verin.
Adnan Polat, "Terim, Galatasaray'da görev alabilir mi" sorusuna, "Hocamıza Avrupa yakışır" yanıtını verdi.
--- Kapıyı göstermenin kibarcası işte budur.
Arda, Terim'e "Hocam seni biz yaktık" dedi.
--- Sanki tek yanan Terim..
Fatih Tekke, "Milli takıma çağırılmama sebebini Terim'e sorun" şeklinde konuştu.
--- Terim tarih oldu. Artık başkasına sorulacak...
Rüştü Reçber, hava alanındaki yumurtalı olaydan sonra şaşıran yabancı oyunculara " Bunlar bizde normaldir" dedi.
--- Anormali; tencere tava, radyo, televizyon atmak.
Deivid, Galatasaray ile oynayacakları derbi için tahminde bulunmuş: "Üç atarız".
--- Atma Deivid, din kardeşi değiliz.
Sivok, "Bazen Barcelona gibi oynamaya çalıştığımızı düşünüyorum" diye konuştu.
--- Vay be!… Biz gidip göz muayenesi olalım.
Süleyman Seba, "Beşiktaş batmaz" saptamasında bulundu.
--- Ah Süleyman Ağabey ah. Meydan boş kaldı boş.
Lugano, "Maçtan sonra televizyondan agresif görüntülerimi izleyince utanıyorum. Kendimi tutamıyorum, kontrolümü yitiriyorum" dedi.
--- Samimi itiraf işte buna denir.
Nouma, "Türkiye benim yuvam, Beşiktaş ailem, taraftar sevgilim" ifadelerini kullandı.
--- Nouma , tavlama sanatından müthiş(!)örnekler sunuyor.
Mustafa Denizli, "Avrupa yoluna devam edeceğiz, ligde de varız. Bunun sinyalleri geliyor" değerlendirmesini yaptı.
--- Acaba hocamız özel bir frekansla uzaydan mı alıyor bu sinyalleri? Ah şu frekansı biz de bir öğrensek…
Ertürk Yıldırım
10-15-2009, 08:29
Fatih Terim'e veda öpücüğü
Bir maç oynadık… Sözüm ona resmiydi… Aslında özelin de özeliydi. Dükkanı Belçika'da kapatmıştık. Teknik direktörümüz de orada son noktayı koyduğunu ilan etmişti.
Maçtan önceki günlerde en çok konuşulan Terim oldu. Daha sonra da Ermenistan ile aramızda oluşturulacak barış köprüsü üzerinden ahkam kesildi. İşin siyasi yönü ön plana geçti. Bursa seyircisine 'Aman ha yaramazlık yapmayın!' denildi. Onlar biraz dinledi, biraz dinlemedi.
Terim'in maç boyunca buruk, buruşuk, ekşimik bir yüzü vardı. Sanki çalışılmış bir yüzdü. Ve o yüz şeklini bozmamak için Terim büyük çaba harcadı. Attığımız gollerde tüm futbolcular Terim'e koştu. 'Seni çok seviyoruz. Sensiz biz ne yapacağız' mesajları ortalığı kapladı. Bu gösterilerden hiç hoşlanmıyorum. Yapmacık gibi geliyor bana. Hani bir şarkı var ya 'Bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap!' İşte aynen öyle…
Palavra bir grupta sefilleri oyna ve sonra 'Bizde işte böyle bir dayanışma var!' pozlarına bürün. Madem bu denli et tırnaktınız neden el ele verip finallere gidemediniz?
Yenemeyeni dövüyorlar
Terim için çok yazdık. Elbette takımın komutanı her zaman baş sorumludur. Peki futbolcularımız sütten çıkmış ak kaşık mı? Hangisi gerçek performansıyla kaç maç oynadı? Hepsi bölük pörçük pasajlarla yetindi.
Estonya'yı yenemeyeni dövüyorlar. Ona bile takıldık. Belçika'dan sadece tek puan alabildik. Terim ve talebelerinin mazeret ileri sürmeye en ufak hakları yok.
Her maçta çıkan ayrı kadrolar bizi yıkan en büyük faktör oldu. Milli Takım oyuncusu ayrıdır. Macera aramamak gerekir. Hocamız durmadan sürprizlerle karşımıza çıktı. Bu maçta da Trabzonsporlu Ceyhun'u stopere koydu. Ceyhun, takımında böyle bir görevle oynamıyor hatta formayı da az buluyor. Peki hocamızın aklına nasıl takılıyor böyle fikirler? Ceyhun alışık olmadığı bölgede iki kontrolsüz giriş yaptı ve anında kendisini dışarıda buldu.
Ermenistan'ı yensek ne olur, yenmesek ne olur? Rakibimizin eti, butu belli. Gücü o kadar sınırlı ki Ermenistan'ı yenemeyeni de dövüyorlar. Galibiyetimiz Terim'e ufak bir veda öpücüğü. Ne yazık ki bu kez amortiyle avunmak zorunda kaldık.
Ertürk Yıldırım
10-18-2009, 09:49
Almanya'da işimiz zor
Denizlispor maçındaki tribün içi savaş sona ermişti. Artık kardeş kardeşi kovalamıyordu. O çirkinlikler hepimizi çok üzmüştü. Protestolarda fazla bir değişiklik yoktu. Hedef başkan ile yönetimdi. İstifa sloganları maç boyunca devam etti ancak taraftar daha çok sahanın içiyle ilgilendi.
Sahanın içinde kalite vasatın altındaydı. Zevksiz, keyifsiz ve temposuz bir 90 dakikaydı. Beşiktaş, ilk yarıda attığı iki gole şaşırmış gibiydi. Zaten bu bölümde Kasımpaşa kalesine 3 kere gittiler. İkisi gol oldu, biri direkten döndü. Kasımpaşa da bir tek etkili atak yaptı ve onlar da direğe takıldı.
İkinci yarıda ilginç bir görüntü vardı. Beşiktaş, kendi sahasında takım halinde savunma yapıyordu ve tek amacı gol yememekti. Kontratağı bile zaman zaman düşünüyordu. Biz Beşiktaş'ı böyle izlemeye hiç alışık değiliz. Ayrıca bu oyun şekli skoru korumanın teminatı da değil. Rüştü başarılı kurtarışlar yapmasaydı Beşiktaş'ın canı çok yanardı. Hayret! Beşiktaş iki farklı önde oynarken kabuslar gördü. Titreyerek maçı noktaladı. Bu korkuyu anlamak çok güç. Geçtiğimiz sezon rakibinin üzerine gümbür gümbür giden o takım gitmiş, yerine silik bir takım gelmiş.
Nihat'ın uzun süre sonra nihayet gol atması kendisi ve takımı adına sevindiriciydi. Bu gol Nihat'ı biraz olsun kendine getirdi. Ancak diğer forvetlerin durumu içler acısıydı. Yusuf kayıptı. Top ayağına geldiğinde iki çalım atmaya çalışıyor, bunu da beceremiyordu. Bobo, kayıplar listesinin bir başka ismiydi. Attığı golün dışında hemen hemen hiçbir şey yapmadı. Anormal top kaybıyla oynadı. Kurtarıcı olarak alınan Tabata bu rolü hiç üstlenemedi. Gol bölgelerinde etkili işler yapamadı. O zaman o kadar para bu oyuncuya neden verildi?
Kartal'da ecel terleri
Şimdi düşünün; ilk 11'de yer alan 4 golcüden 3'ü son derece yetersiz. Böyle bir takım iki gol atıyorsa buna da şükredilmeli. Ayrıca Kasımpaşa gibi zayıf bir takıma ikinci yarıda verilen pozisyonlar da son derece düşündürücü. Ön libero olarak Toraman ve Ernst'i kullanıyorsun, dört de defans oyuncun var ve buna rağmen kalende ecel terleri döküyorsun. Diğer Gaziantepli İsmail Köybaşı, bu kez ofansif yönüyle oldukça başarılıydı. Bu çocuğun sıkıntısı rakip ataklarda yetersiz kalması. Kasımpaşa bu bölgede Beşiktaş'ı oldukça hırpaladı. Maçın sonlarına doğru Mustafa Denizli'nin İbrahim Üzülmez'i defansın soluna alması ve İsmail'i onun önünde oynatması geç kalınmış bir karardı. İbrahim Toraman'ı mutlak galip gelmen gereken bir maçta ön libero oynatmak saçmalığın daniskasıydı.
Beşiktaş, fark yapması gereken bir maçı zor bela bitirebildi. Maçın sonlarında tamamen kayıptı. Bu da gösteriyor ki Kara Kartal henüz özgüvenine kavuşamamış. Bu futbolla çarşamba günü Almanya'da ne yapılır doğrusu bilemiyorum. Umarım kısa sürede toparlanırlar.
Ertürk Yıldırım
10-21-2009, 18:11
Gün Bugündür !
Kasımpaşa maçındaki Kartal'ı gözümün önüne getiriyorum. Eğer aynı oyun bugün Wolfsburg karşısında da tekrarlanırsa yandı gülüm keten helva. El oğlu hiç affetmez, çakar tokadı. Neye uğradığını şaşırırsın.
Mustafa Denizli, "Avrupa yoluna devam edeceğiz. Siz bizi Wolfsburg karşısında izleyin. Son günlerde takımımız olumlu sinyaller veriyor" demişti. Hocamız kusura bakmasın ama şu anda ben, herhangi olumlu bir sinyal alamıyorum. Tek tesellim, tek umudum Beşiktaş'ın bu denli çaresiz, gariban bir takım olmadığını gayet net bir biçimde bilmem.
Kendi kendime hep şunu söylüyorum: Bu kadro gerçek kapasitesini ortaya koyduğu anda problemler aşılacaktır. Evet böyle düşünüyorum ama bir türlü de o gerçek performans ortaya çıkmıyor. Kötü oynamanın bir sınırı var. Ne yazık ki tüm sınırlar paramparça edildi. Ben, ileriye dönük en ufak bir ışık görmüyorum. Denizli'nin ne gördüğünü de doğrusu bilemiyorum.
Bugün Wolfsburg tribünlerinde maçı kuşkulu gözlerle, çırpıntılı bir yürekle izleyeceğim. Beni ürküten, tedirgin eden Beşiktaş'ın bu sezon bir türlü ayaklarının üstüne basamaması. Galatasaray maçında olmadı, CSKA karşısında olmadı. Denizli, Kasımpaşa karşılaşmalarında bile olmadı. Kartal sağlıklı bir çehreyle karşımıza çıkamadı.
SOL KANAT!
Sanırım Mustafa Hoca artık bazı gerçekleri görmüştür. İsmail Köybaşı yetenekli bir oyuncu ancak savunma yönü zayıf. Belki zamanla bu yönünü iyileştirir. Galatasaray ve CSKA, İsmail'in bölgesinden çok kolay ataklar geliştirdi ve Kartal buradan yıkıldı. Artık aynı cinayet işlenmesin. Kasımpaşa maçının 80. dakikasındaki uygulama bence bugün için ideal. Neydi o uygulama? Denizli, kulübedeki İbrahim Üzülmez'i defansın soluna aldı, İsmail Köybaşı'nı da orta alanın soluna itti. Yani arkada Üzülmez önde Köybaşı oldu. Bana göre bu şekil, olmazsa olmaz ilk koşul. İkinci koşul, Ekrem'i defansın sağından kıpırdatmamak, orta alana çekmemek. Üçüncüsü de top rakipteyken geri gelmeyen, ikili mücadelelerde ayakta kalmayan ve topu çabuk kaybedenlere ilk on birde yer vermemek. Peki kim bunlar: Şu an içinYusuf, Serdar Özkan ve yeterli fizik güce sahip olmayan İbrahim Toraman.
Benim kafamda bu maç için şöyle bir on bir var. Rüştü-Ekrem, Sivok, Ferrari, İbrahim Üzülmez-Nihat, Ernst, Fink, İsmail-Tabata-Nobre (Bobo).
Sezon başından bu yana her maçtan önce ' Bugün Kartal havalanır' diye bin bir umutla bekleyip durdum. Şu anda yine aynı duygularla doluyum. Lütfen o uzun süredir beklediğimiz gün bugün olsun. Unutulmasın tek puan üçüncülük şansını getirir, 3 puan ikincilik yolunu açar.
Topuz, Santos ve Özer!
Alex yok, puan da yok… Fenerbahçe 8 maçtan sonra yenildi ya, şimdi herkes koro halinde bu türküyü söylüyor. Durum bu kadar basit mi? Koca Fenerbahçe bir Alex ise o zaman geri kalanını koy sepete.
Herkes kafasının içine şu gerçeği iyice yerleştirsin; Hiçbir takım puan kaybetmeden sezonun sonunu getiremez. En güçlü takımlar da zaman zaman takılırlar. Bunu bilmek, yazmak için falcı olmaya gerek yok.
7 Ekim'deki yazımda ben de bu konuyu işlemiştim. Fenerbahçe'nin ilk yarının sonuna kadar kendi sahasında oynayacağı Kasımpaşa ve Ankaragücü maçlarının dışında işlerinin zor olduğunu, epeyce puan kayıpları yaşayacaklarını belirtmiştim. Üstün başarı isteniyorsa, Alex ve Emre dışındaki oyuncuların etkin rol üstlenmelerinin gerekliliğini vurgulamıştım.
Güiza zaten beğenilmiyordu… Ve hatta "Semih oynamalı" deniyordu. İşte Semih oynadı. Alex yoktu ama yerine Mehmet Topuz vardı. Brezilya Milli Takımı'nın oyuncusu Santos ve büyük umutlarla alınan Özer kulübedeydi. 10 Milyon Euro'luk Topuz, Alex'in yerini dolduramıyorsa... Bir o kadar paraya mal olan Santos ve 4.2 milyon euro ile İlhan Parlak karşılığında alınan Özer kulübede oturuyorsa hesaplarda terslikler var demektir. İşin bu yönüne bakmak ve ciddi ciddi irdelemek gerekir.
Burada iki olasılık söz konusu. Birincisi transferde yanılmış olmak. İkincisi de teknik direktörün kadrodaki her oyuncuyu hazır tutamaması. Topuz, Santos ve Özer'in bonservis paralarının çok yüksek olduğu kesin. Ancak bu futbolcular için hangimiz, "Yetersiz" diyebiliriz. O zaman geriye Daum'un bu oyuncuları kullanamaması ve hazır tutamaması kalıyor.
Yenilgiyi normal karşılarım. Ancak ligin ortasına yaklaşılırken astronomik rakamlarla transfer edilenlerin figüran bile olamamalarına hayret ederim. Daum bu yönde fazla mesai harcamazsa puan kayıplarının önü alınamaz. Hiçbir takım uzun maratonu 11-12 kişiyle tamamlayamaz.
Ah Yılmaz hoca ah…
Terim'den sonra tartışma büyüdü. "Hoca, yabancı mı olsun yoksa yerli mi?" sorusu gündeme oturdu. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Federasyonun ve bir kesimin yabancıdan yana tavır koyması, Yılmaz Vural hocamızı fazlasıyla üzdü. Beşiktaş maçı sonrası açtı ağzını yumdu gözünü. Tepkisini şöyle dile getirdi: "Yabancı teknik direktör saçmalık. Kendimi aday olarak gösteriyorum. Dünyada futbolu en iyi bilenlerle tartışırım. Denizli'den ve Terim'den başkasını yok sayıyorsanız bu ayıptır. Yanlış oluyor. Bu ülkede Türk hocalar var."
Yılmaz hocamız şen şakraktır. Son derece renklidir ve de çok iddialıdır. Elbette alkışlanacak özellikler bunlar. Aslında alkışlanacak pek çok yerli hocamız var. Ancak spor kamuoyumuz bu alkışa fazla izin vermiyor. Biz kendi çocuklarımıza karşı ne acıdır ki hoşgörülü değiliz. Çabuk başarı istiyoruz. Bu gerçekleşmeyince de kelle avcılığına soyunuyoruz.
Evet ben de Terim'den sonra yabancının gelmesinden yanayım. Her şeyden önce medyası ve taraftarıyla yabancıya bakış açımız çok farklı. Onlara sabır gösteriyoruz, zaman tanıyoruz. Dişimizi de fazla geçiremiyoruz.
Bir başka gerçek de Milli Takım düzeyindeki yabancı teknik adamın, "Aman şu takıma, aman medyanın şu bölümüne sevimli görüneyim, mavi boncuk dağıtayım" gibi düşünceler içine girmemesi. Kaliteli yabancılar, para kazanmak uğruna kariyerlerinin çizilmesine göz yummuyor, kulüpçülük yapmıyorlar. Ayrıca kişisel problemler nedeniyle bazı futbolcuları aforoz etmiyorlar. Daha objektif oluyor, duygularını işin içine karıştırmıyorlar.
Sanırım epeyce gerekçe belirttim. Şu aşamada yabancı dememin nedeni işte bunlar. Yılmaz hocam seni seviyoruz ama kusura bakma.
HAFTANIN iNCiLERi
Mustafa Denizli, Wolfsburg maçı için, "Sürprizimiz var" dedi.
---- Eyvah yine mi!
Daum, "Gaziantep maçının sezonun en zor karşılaşması olacağını söylemiştim" dedi.
---- Böylece dahinin bir de falcılığını öğrenmiş olduk.
Maradona, Arjantin basınında istifa edeceği konusunda çıkan haberleri yazan gazetecilere belden aşağı en ağır küfürlerden birini etmiş. Küfür etmeden önce de, "Aramızdaki bayanlardan özür diliyorum" demiş.
---- Ne kibar ne centilmen insanmış bu Maradona!
Beşiktaş Genel Sekreteri Kenan Öner, Yıldırım Demirören'in, "Tribünleri temizleyeceğim" sözüne "Açıklamanın bütününe bakmak gerekir" yorumunda bulunarak başkanını korumaya çalıştı.
---- Çevir kazı yanmasın.
Arda Turan, "Milli takımımızın başarısızlığı bazılarını mutlu ediyor" diye konuştu.
---- Sevgili Arda işte onlar gerçek İrlandalı.
Nouma, "Cisse gibi bir yıldızı gönderen teknik adamdan şüphe ederim" şeklinde konuştu.
---- Hiç mi yıldız görmedik. Güldürme bizi Nouma.
Adnan Polat, "Galatasaray'a karşı yıpratma kampanyası sürdürülüyor. Kıskananlar çatlasın" yorumunu yaptı.
---- Başkan komplo teorileriyle besleniyor.
Fatih Terim, "Ben affederim" dedi.
---- Ah Terim ah. Son turnuvada seni kim affetsin.
Trabzonsporlu taraftarlar başkanları Sadri Şener'e bir açılışta ricada bulundular: "Bize Fatih'i al." Başkan yanıtladı: "Olabilir de olmayabilir de."
----Tam bir yılan hikayesi. Bıktık artık.
Fenerbahçe'nin eski kalecisi Tony Schumacher, "Terim'in yerini Daum doldurur" diye konuştu.
---- Fenerbahçe, Milli Takım hatta ve hatta Köln'ü de çalıştırsın olsun bitsin! Hey koçum be yürü seni kim tutar!
Servet Çetin, Trabzonspor maçıyla ilgili, "Pozisyon vermeden 3 gol yedik" yorumunda bulundu.
---- Ya bir de pozisyon verselerdi?
Ertürk Yıldırım
10-25-2009, 09:10
Ekrem güneş gibi doğdu
Bu Ekrem tam bir can simidi. Her yerde oynuyor, her işi yapıyor, her açığı kapıyor, herkesin yardımına koşuyor, yetmiyor bir de gol atıyor. Anormal bir şey. Hep derim 'Formalar verilmez, alınır' Bu çocuk formasına el koydu. 'Bunu benden kimse alamaz' dedi.
Golün olduğu dakikaya kadar izleyenlerin tamamı bu maçtan gol çıkmayacağını düşünüyordu. Bunda da yerden göğe kadar haklıydılar. İki takım da o kadar az pozisyona giriyordu ki, ilk yarıda birer fırsat yakaladılar. İkinci yarıda Nobre'nin boş kaleye atamadığı bir pozisyon var. İşte hepsi bu. Ve sonra Beşiktaş'ın üzerine güneş gibi doğan bir Ekrem. Takımını resmen ipten aldı. Hocasını da kurtardı, arkadaşlarını da.
Mustafa Denizli'yi anlamak çok güç. Evet Tabata ilk yarıda iyi değildi ancak ne de olsa bir gol adamıydı, onun mu çıkarılması gerekirdi. Tabata'yı soyunma odasında bıraktı, yerine bir savunma adamı olan Erhan'ı aldı. Zaten pozisyona girmekte zorlanıyorsun neden seni karşı kaleye götürecek bir oyuncuyu dışarı alıyorsun. Yetmiyormuş gibi 73'te de Bobo'yu çıkarıyorsun. Şimdi denilebilir ki 'Bobo'yu çıkarttı ama Nobre'yi aldı.' Peki be kardeşim ikisi bir arada oynamaz mı? Eğrisi doğrusuna geldi. Golcüler kenara alındı, Beşiktaş gole kavuştu.
NİHAT FUTBOLU UNUTTUN MU?
İkinci yarıda Beşiktaş savunma bloğunun içine Fink de girdi. Maşallah 5 kişi oldular. Bunların önünde de Uğur. Golü hazırlayacak olanlar Ekrem ile Tello. Atacak olanlar da Nihat ile Bobo. Ancak Nihat ve Bobo'nun hangi pozisyonlarda oynadıkları bile belli değil. Birbirleriyle ilgileri de yok. Özellikle de Nihat sanki futbolu unutmuş gibi. Son dakikada bomboş durumdaki Tello'ya vermediği bir top var ki adamı bundan dolayı ipe çekerler. Vuruş denedi, hüsrana uğradı. Ya daha sonra Eskişehir bir gol atıp, Beşiktaş tek puana razı olsaydı. Bunun hesabını Nihat nasıl verirdi?
Beşiktaş için belki de dönüm noktası bir maçtı. Futbol kalitesi kimsenin umrunda değildi, tek beklenti 3 puandı. Bunu gerçekleştirdiler. Ancak bu 90 dakikanın sorgulamasını Denizli ve talebeleri kendi aralarında çok iyi yapmalılar.
Ertürk Yıldırım
10-29-2009, 11:57
Psikoloji mi? Komik olmayın!
Derbi sonrası yorumları tek tek okudum. Galatasaray'ın yenilgisini psikolojiye bağlayanlar hiç de az değildi. Ne olmuş? Hakemin kafasından akan kanlar, Cristian ile Arda kapışması ve daha sonra buna diğer oyuncuların katılması Galatasaray'ı maçtan önce fazlasıyla etkilemiş. Futbolcuların yüreklerine korku salınmış. Bu nedenle de Galatasaray gerçek gücünü gösterememiş. Miş, miş de miş miş!
Eğer Galatasaray'ın yenilgisinin nedeni bu ise, o zaman şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız demektir. Galatasaray, yüreksiz, pısırık, korkak, deneyimsiz ve kişilikleri henüz oturmamış futbolculardan oluşmuş bir takım. Şimdi soruyorum; öyle mi? Hayır değil. Bu tür derbileri defalarca oynamış biri olarak söylüyorum, kesinlikle değil. Bilakis rakip takımın protestosu futbolcuyu hırslandırır, motivasyonunu artırır. Futbolcuyu etkilemenin de ötesinde çökerten, yok eden sadece ve sadece kendi taraftarının protestosudur.
Galatasaray'ın yenilgisine böyle kılıflar uydurmak biraz komik kaçmıyor mu? Fenerbahçe, "Ben bu maçı kazanacağım" dedi ve kazandı. Bu galibiyette Daum faktörü de ön plana çıktı. Her şeyden önce Alman hoca futbolcularını maça her yönden çok iyi hazırlamış. Bunun yanı sıra sahadaki on bir, maçın her dakikasında beraber düşündü, beraber oynadı. Oyun disiplininden hiç kopmadı. Top rakipteyken bütün takım topun arkasına geçti ve ölümüne pres yaptı, kalesini korudu.
Galatasaray'da bunu sadece geri dörtlü ve iki ön libero yapmaya çalıştı. Diğer dört oyuncu (Elano, Nonda, Arda, Keita) top karşı taraftayken tatildeydi. Maçı asıl koparan işte bu farklılık oldu.
Daum'un bir başka hoşuma giden yanı formayı hak edene vermesi. Derbide Santos'u, Güiza'yı, Semih'i yanında oturttu. 1-2 hafta önce de Roberto Carlos kulübedeydi. Farkındaysanız kimsede gık yok. Demek ki hoca, otoriteyi sağlamış, ağırlığını koymuş. Güiza oyuna girdiği andan itibaren her yere koştu, her topu kovaladı. Ne poz attı, ne de hava.
Futbol, çift yönlü bir oyun. Sadece gol atmakla iş bitmiyor. İyi savunma yapıp az gol yemekle de amacına ulaşamıyorsun. Her iki kale önünde becerikli ve etkin değilsen işte böyle Galatasaray gibi boyun eğmek zorunda kalıyorsun.
Dön baba dönelim...
Mustafa Denizli, futbolcularına moral vermek, camiayı diri tutmak için elbette umut verici konuşmalar yapacak. Geçen gün yine böyle demeç verdi. Denizli'ye göre, her geçen gün düşündükleri seviyeye geliyorlarmış.
Ben de Denizli'nin yerinde olsam aynı makamda şarkılar söylerdim. Onun eli mahkum. Biz öyle değiliz. Gördüğümüzü yorumlamak zorundayız. Denizli "Dönüyoruz, döndük" diyor. Dön baba dönelim… Ben acaba başka maçları mı izliyorum!.. Oyunun savunma yönünde bir sakatlık yok. Eskişehir'de de gördük. Takımın üç temel direği Ferrari, Sivok ve Ernst'in yokluğuna karşın Beşiktaş o bölgede sıkıntı yaşamadı. Kaş ve Toraman ile işi idare etti. Onların önüne de Fink ve Uğur'u koyarak fazla zorlanmadı. Ancak ilerideki problem yine üst düzeydeydi.
Beşiktaş'ın forvetleri tel tel dökülüyor ve ileriye dönük en ufak olumlu sinyal vermiyor. Gerçek işte aynen bu. Denizli, "Nihat'ın pozisyonlara girmesinden memnunum" diyor. Bir teknik direktör başka ne diyecek? Mecburen lafları eveliyor, geveliyor. Muhakkak ki durumu o da görüyor. Nihat'taki gelişme, geldiğinden bugüne olsa olsa bir arpa boyudur. Öncesini bilmesek "Bu acemi de nereden çıktı?" diyeceğiz. Bobo da aynı. Adeta futbolu unuttu. Geçen sezonun o başarılı Tello'sunu ara ki bulasın. Yusuf ve Holosko sakat olsalar ne fark eder, olmasalar ne fark eder? Bu sezon takımlarına kazandırdıkları tek maç var mı? Nobre kulübede paslandı. Serdar Özkan top kaybetme uzmanı. Rakipten top almak Serdar'dan almaktan daha kolay.
Forvet olarak geriye kim kalıyor? Tabata ve Batuhan. Bin kez yazdım, bir kez daha yazayım. Tabata'nın 8 milyon euroluk bonservis ücreti korkunç. Ancak bu oyuncu bana Beşiktaş'ı en kolay gole ulaştıracak biri gibi geliyor. Durmadan oyuna sok-çıkar ile bu oyuncu da kaybolur. Tabata'da ısrar şart. Ve artık sanırım Batuhan'a da sıra gelmiştir. Ambargo bitmeli, bu çocuktan yararlanılmaya çalışılmalı.
"Beşiktaş maç kazanmaya başladı" deniliyor. Tamam ama nasıl? Son 3 lig maçına bakalım. Denizli 1-0, Kasımpaşa 2-1, Eskişehir 1-0 ile geçildi. Gol kısırlığının en üst düzeyde olduğu apaçık ortada.
Sevgili Denizli, biliyorum aynı makama devam etmek zorundasın. Ancak gerçek anlamda "Döndük, dönüyoruz" diyebilmenin formülünü de tren kaçmadan bulsan çok iyi olacak.
Dostluğa Doğuş açılımı
Doğuş Grubu, Wolfsburg-Beşiktaş Şampiyonlar Ligi karşılaşmasına bir uçak dolusu insanı götürdü. Davetliler arasında ben de vardım. İlk kez böyle bir seyahate katıldım. Davetliler çok geniş bir yelpazeden seçilmişti. Siyasi yazar, spor yazarı, Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, eski yöneticiler, eski başkanlar, eski başkan adayları, kimler yoktu ki…
Mükemmel bir organizasyondu. Her şey dört dörtlüktü. Doğuş Grubu Başkanı koyu Fenerbahçeli Ferit Şahenk, siyah-beyaz kaşkolu hiç düşünmeden boynuna taktı. Sadece Şahenk mi, Fanatik Galatasaraylı Abdurrahim Albayrak, şu anda Fenerbahçe yöneticisi Cihan Kamer de en ufak tereddüt yaşamadan siyah-beyaz kaşkollara büründüler.
Kafiledeki herkes o maç için Beşiktaşlıydı. Renkler ortadan kalkmıştı. Uluslararası bir müsabakada herkes bütünleşmişti. Bu ortamı oluşturan da Doğuş Grubu'ydu. Futbol yaşantımın en renkli gezisiydi. Çok keyif aldım, çok mutlu oldum.
Beşiktaş maçının bir gün sonrasında, Fenerbahçe'nin Romanya'da Steaua Bükreş ile maçı vardı. Ferit Şahenk'in daveti üzerine bu kez de Yıldırım Demirören, o maçı izlemek için Bükreş'e gitti. Ne kadar güzel, ne kadar hoş. Ancak Demirören'in Romanya'ya gitmesi Beşiktaş'ta bir kesim tarafından doğru bulunmadı. Şaşırıyorum ve de üzülüyorum. Hep beraber alkışlamamız gereken gelişmelerde bile bazen ayrımcılık yapıyoruz. Ne işi varmış Demirören'in Fenerbahçe maçında. Hadi canım sen de. Keşke hep böyle Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray kol kola olsa. Keşke hep böyle sevgi dolu, barış mesajları verilse. Doğuş Grubu'nun organize ettiği bu seyahat umarım milat olur.
HAFTANIN İNCİLERİ
Elano, "Alex, Türkiye'ye geldiğim günden beri beni bir kere bile olsun aramadı" diye dert yandı.
--- Alex, vefasız postacı. Maçtan maça kapıyı çalıyor.
Derbi öncesi Keita, "Bana Carlos'u verin" dedi.
--- Dediği oldu, belasını buldu. Nur topu gibi bir kırmızıya kavuştu!
Keita, "Fenerbahçe'ye gol atıp gerçek Galatasaraylı olacağım" diye konuştu.
--- Aferin sözünü tuttu. Gol değil ama mükemmel(!) bir yumruk attı.
Rijkaard, Nonda ile Baros'un kaliteli oyuncular olduğunu ve tercihte zorlandığını sık sık belirtiyordu.
--- Şimdi rahatladı artık böyle bir problemi yok.
Trabzonspor Teknik Direktörü Hugo Broos, Kayserispor maçında yaptığı iki değişiklik için "Körlere yol gösterdik" dedi.
--- Körler, sağırlar birbirlerini ağırlar.
G.Saraylı Serkan Çalık, "Tüm hafta arkadaşlarla hep derbiyi konuştuk" demişti.
--- Anlaşıldı geyik yapmışlar.
Rijkaard, "Go home lafına takılmam. Burada senelerce kalacağım" dedi.
--- Böyle diyenleri çok gördük.
Arda, Cristian'ın "adam ol" diyerek üzerine yürüdü.
--- Maşallah! Ardacık büyümüş de küçülmüş.
Sabri, derbi sonrası "Ben hiç Fenerbahe galibiyeti görmedim. Son galibiyette alt yapıdaydım" dedi.
--- Acıların çocuğu küçük Sabri.
Yattara, banka memuruna parasının yatıp yatmadığını sormuş. Gişe memuru da "Top mu oynadın para istiyorsun" diye çıkışmış.
--- Tam bir Karadeniz fıkrası.
Burak Adıgüzel
10-29-2009, 12:57
daha söylncek bişeyy war mı=)
Ertürk Yıldırım
11-02-2009, 08:23
Golcüler aranıyor!
İsmail Köybaşı, maçın kahramanıydı. Kendisi için ödenen bonservis ücretinin birazını olsun ödedi. Attığı gol için demiyorum bunu. Golün dışında da çok iyi işler yaptı. İlginçtir defansif yönde de kusursuzdu. Sol çizgide durmadan gidip geldi. Önünde oynayan Yusuf kendisine biraz ayak uydurabilseydi, İsmail'in performansı daha yüksek olurdu.
İkinci kahraman Ernst'ti. O ne ciğer öyle. Hiç durmadan ileri geri çalıştı. Hem ataklara katıldı hem de karşı ataklarda ilk önleyici oldu. Diğer Alman Fink'in asli görevi Ankaragücülü Ceyhun'u marke etmekti. Bu yönde başarılı oldu. Başka işe de karışmadı.
Ferrari-Sivok ikilisi müthiş. Hem birbirlerini çok iyi tamamlıyorlar hem de hiç hatasız oynuyorlar. Havadan, yerden kuş uçurtmuyorlar. İbrahim Toraman da defansın sağında karşısına kim gelirse gelsin nefes aldırmadı.
Şimdi diyeceksiniz ki; peki ya diğer Beşiktaşlı oyuncular? İşte onlar piyasada gözükmediler. Nihat her geçen gün düzeleceğine daha da kötü oynuyor. Beşiktaş ilk 45 dakikada 10 kişi oynadı. Tello'yu ara ki bulasın. Onda da büyük düşüş var. Duran toplarda bile takımına en ufak katkı sağlayamıyor. Nerede o geçen sezonki Yusuf, nerede bu sezonki… Tek düşüncesi karşısındaki adamı geçmek. Güçsüz olduğu için onu da beceremiyor. Bu nedenle de durmadan top kaybediyor. Ve Beşiktaş atağa kalkarken karşı atak yiyor. Nobre, sürekli oynamadığı zaman havasını kaybediyor. İki-üç kez gole çok yaklaştı fakat son vuruşlarda yetersiz kaldı.
YERİNDE DEĞİŞİKLİKLER
İlk 20 dakikada Beşiktaş, "İşte gerçek görüntüleriyle karşımızdalar" dedirtti. 20 ile 45 arası işi idare etti, tempoyu düşürdü. 45 ile 70 arasında ikinci golü aradı, son vuruşlarda yetersiz kaldı. 70'ten sonra öncelikli düşüncesi 3 puanı kaybetmemekti. Çok adamla kademeli defans yaptı. Ankaragücü'ne boş alan bırakmadı. Bu arada da kontrataklarla pozisyona girdi. Yine feci kötü vuruşlar yaptı. Bunun faturasını 88. dakikada ödeyebilirlerdi. Ankaragücü bu dakikada gole ilk kez çok yaklaştı. Rüştü, buna izin vermedi.
Ankaragücü oyunu çirkinleştirmeyi hiç düşünmedi. Topu kazandıktan sonra tek düşüncesi gole gitmekti. Beşiktaş'ın direnci karşısında çaresiz kaldı. Hikmet Karaman gol için tüm silahlarını devreye soktu. Her şeyi denedi. Beşiktaş gol yememekte kararlıydı.
Mustafa Denizli, İbrahim Üzülmez, Ekrem ve Bobo'yu Wolfsburg maçı için saklamıştı. İsmail'in bu performansı karşısında şimdi acaba ne yapacak? Denizli, oyuncu değişikliklerinde çok doğru tespitlerde bulundu. Nihat, Tello ve Nobre'yi kenara almakta yerden göğe kadar haklıydı. Bu üç oyuncu sezon başından buyana piyasada yok. Gol yollarındaki problemin nedeni de zaten bu. Beşiktaş bir üç puan daha kazandı. Wolfsburg karşısına moralle çıkacak. Ah bir de şu golcüler kendilerine gelseler.
Ertürk Yıldırım
11-08-2009, 10:56
İki farklı Kartal
Önce ilk yarıya bakalım. Beşiktaş teslim bayrağı ile sahada. Çıkan kadronun tek işlevi rakibi durdurmak. Bir dizi önlemler paketi. Denizli, resmen Savunma Bakanı. Kenardan bağırıyor, "Kaçıyor, tut." Kim kimi tutacak? Her Trabzonlunun başında bir bekçi. Toraman, 3. stoper olarak Gökhan Ünal'a yapışmış durumda. Ferrari, Umut'un peşinde. Umut'un ilk bölümde 5 gol girişimi var. Hakan, ikisinde mükemmel kurtarışlar yapmasa Kartal cayır cayır yandı. Ekrem Gabric'i, Uğur Cale'yi, Tabata Tayfun'u, herkes birini kovalıyor.
Trabzonspor kalesinde ben de olsam oynarım, hatta defansında bile oynarım. Beşiktaş'ın karşı kaleyle hiçbir ilgisi yok ki! En ufak bir zorlamada da bulunmuyor. Katı defans anlayışını kabul ederim ancak bir şartla. Çok adamla kapanırsın, topu kapınca da çabuk kontratak yaparsın. Beşiktaş'ın bu bölümde var mıydı bir hücum planı, var mıydı bir organize atağı? Beşiktaş, bu sezon futbol olarak vasatın üzerine bir türlü çıkamadı. Fakat ilk 45 dakikadaki kadar kötü oynadıklarını da görmedim.
Mustafa Denizli, ikinci yarıya iki değişiklikle başladı. Tabata ile Uğur İnceman'ı oyundan aldı. Aslında Hakan dışında takım tümüyle faciaydı. Mustafa Hoca kimi kenara alsa fark etmezdi. Oyuna girenler Kaş ve Yusuf'tu. Savunma önlemleri azmış gibi bir de Kaş defansa monte edildi. Böylece İbrahim Kaş, Sivok, Ferrari, İbrahim Toraman, İsmail Köybaşı'ndan oluşan 5 kişilik bir blok ile Trabzon'un ataklarına karşı koyulmaya çalışıldı.
YUSUF DOĞRU HAMLE
Yusuf'un oyuna alınması akıllıca bir uygulamaydı. Topu tutan birine ihtiyaç vardı. Yusuf bu işi de çok iyi yaptı ve oynadığı yer de santrforun arkasıydı. Yani gerçek bölgesiydi. Yusuf'u sol çizgiye yapıştırmak onu öldürmek demektir.
Beşiktaş, ikinci yarıda biraz daha derli topluydu. İsmail Köybaşı ve Ernst'in Yusuf'a katkıları da burada önemli rol oynadı. İsmail, işin savunma yönünü biraz öğrendiği anda milli takımımızın da değişmez oyuncusu olur. İkinci golde Bobo'ya öyle bir pas verdi ki yeme de yanında yat.
Maç 80. dakikada kopabilirdi. Bobo öyle bir gol kaçırdı ki evlere şenlik. Zoru yaptı, koskoca kalede topu Sylva'ya çarptırdı. Fakat uzatmadaki benzer pozisyonda affetmedi. Ferrari-Sivok ikilisi her maçta benim adamlarım. Canla başla mücadele ediyorlar. Havada da yerde de çok iyiler. Trabzonspor'un büyük baskısı altında zaman zaman açık vermeleri doğal. Bu arada İbrahim Toraman'ı da unutmayalım. O da görevini yapanlar arasındaydı. Hiç kuşku yok ki maçın en büyük kahramanı kaleci Hakan'dı. 73. dakikada da peş peşe iki müthiş kurtarış yaptı.
Beşiktaş öldü öldü dirildi, sonunda muradına erişti. Herhalde bu 90 dakikayı ömürleri boyunca unutamazlar. Futbolda amaç elbette 3 puan. Ancak böylesine mahkum oynayarak her zaman sahadan galibiyetle ayrılanabilir mi? Mustafa Denizli, bir daha böyle kumar oynamamalı. Her takım Trabzonspor gibi cömert ve beceriksiz olamaz.
Ertürk Yıldırım
11-10-2009, 11:27
Bir dost daha el salladı
Acılar üst üste geliyor. Dostlar birer birer bizi terk ediyor. Son yolcumuz 40 yıllık canım arkadaşım İlker Ateş. Ben futbolcuydum, o Beşiktaş muhabiriydi. O günden bu yana süren sarsılmaz bir bütünlük.
En son kendisiyle Beşiktaş TV'de 4 yılı aşkın bir süre "Basın Tribünü" programında beraberdim. Orada sevgili Vedat Okyar'ım da vardı. Harika bir üçlüydük. Şimdi tek kaldım.
Hey gidi hey, binlerce on binlerce yazı ve radyo, televizyon programı… Kıvrak kalemiyle ustaların ustası… Yönettiği spor programlarıyla bir numara… Objektifliği ile ön plana çıkmış, tartışılmayan bir yorumcu.
Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen, dimdik bir adam. Şimdiye dek hiç eğilmemiş, hiç bükülmemiş, hiç kimseye taviz vermemiş saygılı, dengeli ve sevecen biri.
Dürüstlük, vazgeçilmez ilkesi. Yalan haber onun yanından, yöresinden geçemez. Sözü, senetten de değerli. Şöhret uğruna sansasyonel işler peşinde koşmaz. Şovu hiç sevmez.
Arkadaşı için gönlünü sonuna kadar açar, elini uzatabildiği kadar uzatır. Mükemmel bir aile reisi. Oğlu, kızı ve eşi… Ah canım kardeşim ah! Kısa süre önce kaybettiği sevgili eşi onu tam can evinden vurmuştu. Zaten o acı kayıptan sonra hep boş bir alemdeydi.
Çok ama çok özleyeceğimiz bir dost daha el sallayıp ayrıldı aramızdan. Diyecek bir şey yok. Mukadderat. Nur içinde yatsın. Mekanı cennet olsun.
Ertürk Yıldırım
11-23-2009, 18:12
Ey ruh geri gel!
Beşiktaş’ın emektar oyuncusu İbrahim Üzülmez, Trabzonspor maçından sonra şöyle bir yorumda bulundu: “Oyun olarak iyi görünmesek de mücadele ve istek olarak üst düzeydeyiz. Geçen yıl ki ‘şampiyon ruhu’nu yakalamamız gerek.”
Vay be püf noktası bulundu! Anahtar sözcük, ‘Ruh!’ Acaba ruh çağırma seanslarıyla bu problem çözülebilir mi? Düşünebiliyor musunuz, Beşiktaşlı futbolcular masanın etrafına toplanmışlar, hep beraber sesleniyorlar: “Ey ruh, hiç değilse önümüzdeki Fenerbahçe maçında gel artık.”
Şaka bir yana, ruh denen o özgüven, inanç, kararlılık, bir an önce geri gelmezse Kartal’ın işi gerçekten zor. Önce, Mustafa Denizli büyük takım teknik direktörü olduğunu bilecek. Daha sonra da futbolcu, kendi kalitesinin farkına varacak ve sorumluluk yüklenecek.
Korkak, pısırık takımların alacakları yol sınırlıdır. Zafere, mangal yürekli, cesur insanlarla ulaşılır. ‘Kazanacağım’ diyebilmek, başarının ilk koşuludur. Ne yazık ki bu sezon Beşiktaş’ta böyle bir görüntü yok.
Beklenen performansı göstermeden de galip gelebilmek, elbette önemlidir. Fakat bu şekilde süreklilik yakalanamaz. Hepimiz biliyoruz ki Beşiktaş, mevcut kadrosuyla bundan çok daha iyisini rahatlıkla yapabilir. Yani potansiyel var fakat sahaya yansıtılamıyor.
Hiç kimse bizden skor yazarlığı yapmamızı beklemesin. Ayrıca bu, o takıma kötülük yapmak demektir. “Beşiktaş, Trabzonspor’u deplasmanda devirdi. Daha ne istiyorsun?” diyenlere dönüp yan gözle bile bakmam. Yarınlara ışık tutmayan, keyif vermeyen doksan dakikaları nasıl alkışlayabiliriz?
Mustafa Denizli, Trabzonspor maçı sonrası “Sıkıntılı kazanmayı da öğrendik” dedi. Bu sezon Beşiktaş’ın sıkıntısız kazandığı maç var mı? Taraftarı tribünde hep dokuz doğuruyor. Son Trabzonspor maçında her halde ölüp ölüp dirilmişlerdir. Kimse kimseyi kandırmaya kalkışmasın, gerçek Beşiktaş bu değil. Ey ruh, bir an önce gel!
Tekke gelsin!
Trabzonlu, futbolun oyun olduğunu kabul etmiyor. Aslında hangi taraftar grubu kabul ediyor ki? Trabzonlu isyanlarda. Kazandın alkış, kazanamadın, “Yuh”… Ve istifa naraları.
Başkan gitsin, teknik direktör gitsin, futbolcular gitsin. Yıllardır bu saydıklarım durmadan gidip geliyor. Değişen bir şey mi var? Trabzonspor da aynen diğer büyüklerimiz gibi yıllardır yanlış transfer politikası kurbanı. Ancak, onları daima daha az hatalı bulurum. Çünkü bütçeleri sınırlı. Dar bütçeyle iyiyi bulmak zordur. Yine de hata yüzdeleri bu denli yüksek olmamalı.
Alanzinho’ya kamyon yüküyle para verildi, kulübede oturuyor. Gabric, renksiz biri. Cale olsa da olur olmasa da. Sylva’nın öyle fazla bir özelliği yok. Song geldi kaç yaşına. Yattara başlı başına problem. Tek yararlı adam Colman. O da her maçta takımını sırtlayacak değil ya.
Transfer yanlışlıklarının yanı sıra tribündeki taraftar da başarısızlıkta önemli faktör. Her şeyden önce, anormal sabırsızlar. Gol kaçınca üst düzeyde tepki gösteriyorlar. Tribün baskısı denilen olay, tamı tamına işte bu. Beşiktaş’ta da aynı sahneler sergileniyor.
Net bir biçimde görüyorum, Umut ve Gökhan Ünal, Avni Aker’de titreyerek oynuyorlar. ‘Ya kaçırırsam’ korkusu, onları yiyip bitiriyor. İşin en acımasız yanı da, tribünden yükselen ‘Fatih Tekke’ çığlıkları. Taraftar, bu tutumuyla Umut ve Gökhan’a resmen şunu diyor: “Sizde iş yok, siz gidin Tekke gelsin.” Bu mesajı alan futbolcudan artık siz ne bekleyebilirsiniz? O futbolcu sahada dimdik ayakta kalabilir mi?
Yanlış işler yapılıyor. Taraftar, futbolcusunu kendi elleriyle boğuyor. İş başındaki yönetimler de transferde çuvallıyor. Sonuç işte ortada…
HAFTANIN iNCiLERİ
Aziz Yıldırım: “Zaferlerimizi gölgelemek için konuşanlara gülüyorum.”
- Gülme komşuna gelir başına.
Sadri Şener, “Futboldan fazla anlamam. Fakat zaman zaman hocaya ‘bir şeyler yap’ dememek için kendimi zor tutuyorum” diye konuştu.
- Şener iyi ki futboldan fazla anlamıyor. Ya bir de anlasaydı!
Yıldırım Demirören, Mustafa Denizli’yi arayıp dert yanmış: “Bir kere de rahat maç seyredelim.”
- Çok beklersin Başkan çook…
Mustafa Denizli, “Felsefe değil 3 puan önemliydi” dedi.
- Vay be ne felsefe(!) yapmış ama.
Elano, “Ben bir dakikalık oyuncu değilim” şeklinde sitem etti.
- Ah be koçum bir oynasan da kaç dakikalık olduğunu görsek.
Rüştü, “İnönü’ye çıktığımda hala dizlerim titriyor” açıklamasını yaptı.
- Hatalı yediği gollerin sebebi anlaşıldı!
Nonda, “Benim değerimi şimdi mi anladınız?” diye dert yandı.
- Sen yat kalk Baros’a dua et. Aman ha emanete ihanet etme!
Sabri, “Artık olgunlaştım” dedi.
- Çok iyi! Tohuma kaçmadan anlamış.
Bülent Uygun: “İnsanlar kendi celladı olabilmeli, ipini çekebilmeli.”
- Sivas’ın ipini gevşettikten sonra cellatlığa soyunsaydı daha iyi olmaz mıydı?
Mustafa Denizli, Trabzonspor maçı için “Bazı oyuncularımız yüzde yüzlük oynadı. Bir kısmı da yüzde 30′luk” değerlendirmesini yaptı.
- Hocam senin performansın yüzde kaçtı?
Kazım, Daum için, “Aragones gibi ne istediği belli olmayan biri değil. Oturup benimle konuşuyor” dedi.
- Kral öldü, yaşasın yeni kral!
Daum, ‘G.Saray’da çalışır mısınız?’ sorusuna, “İmkansız gibi gözüküyor. Ancak G.Saray’ı çok severim. Haldun Üstünel ve Adnan Sezgin çok iyi arkadaşlarım” diye konuştu.
- Hemen tercüme edelim: İstemem yan cebime koy…
Hugo Broos istifa edecek misiniz sorusuna, “Hayır” yanıtını verdi.
- Hey gidi gözünü sevdiğimin parası!
Ertürk Yıldırım
11-23-2009, 18:13
Piyango kime vuracak?
Beşiktaş’ta şu anda en çok konuşulan konu, Ocak’ta Delgado’nun gelmesiyle hangi yabancının gidecek olması. Denizli’ye de bu soru yöneltildi. Hocamız şu anda elbette bir şey söyleyemez. İlk yarının sonuna kadar daha epeyce maç var. Bu süreçte ya ciddi bir sakatlık olursa. Ayrıca, kalıp kalmayacakları pamuk ipliğine bağlı yabancı futbolcu sayısı kartalda öyle çok ki.
Tello tel tel dökülüyor. Bobo daha da facia, yerlerde sürünüyor. Fink eh işte. Tabata’da tık yok. Kötünün kötüsünü seçmek zor iştir. Ayrıca bir de mevki durumu var. Delgado, oyun kurucu ve golcü. Tabi sözüm ona. Hemen kızmayın, Delgado’nun yeteneklerini biliyorum, fakat bugüne kadar takımına elinin fazla değmediğini de görüyorum. Neyse, çıkmayan candan umut kesilmez. Denizli, Delgado’nun işini şu anda Yusuf, Tabata veya Tello’ya yaptırıyor. Yusuf Türk olduğuna göre takımda kalacak. Geriye Tabata ve Tello kalıyor. Bonservisine kısa süre önce 8 milyon euro verilen Tabata’nın gönderilmesi elbette söz konusu olamaz. Bu durumda Tello ön plana çıkıyor. Bir de mukavelesi sezon sonunda bitecek Bobo var. Kuşu bedava elden kaçırmaktansa üç beş kuruş kazanmak da düşünceler arasında. Bu arada piyango Fink’e de vurabilir. Önümüzdeki maçlarda Fink dökülürse o da kurbanlıklar arasına katılabilir. Gerçekten kötünün kötüsünü bulmak ne de zor. Hey gidi hey, dört yabancıyı (Tello, Bobo, Tabata, Fink) bir çırpıda yolcu otobüsünde sıraya soktuk. Bu tablo Beşiktaş’ın şu andaki durumunu zannederim yeterince açıklıyor.
Takke düştü…
Lucescu, KanalTürk’deki röportajında mangalda kül bırakmadı. Türkiye sevgisini anlattı, Beşiktaş, Galatasaray tutkunluğunu dile getirdi. Nasıl başarmış, nasıl yapmış, nasıl üstesinden gelmiş, hepsini iyice öğrendik.
Bu arada Galatasaray’a yaptığı kıyakları da(!) tek tek belirtti. Ballandıra ballandıra sofraya getirdi. Galatasaray’ın imajı bozulmasın diye kendisi istifa etmiş. Böylece, devam eden mukavelesi gereği hak ettiği (kendisine göre) iki yıllık tutar olan 4 milyon doları elinin tersiyle itmiş. Galatasaraylı yöneticilere de “Bu cömertliğimden dolayı yeni yapılacak stadın bir köşesine herhalde benim de ismimi yazarsınız” demiş.
Lucescu’nun röportajı bittikten hemen sonra o dönemin başkanı Özhan Canaydın, telefonla programa katılmaz mı… Lucescu’nun tam tersi bir konuşma. Resmen yalanlama. Meğer Lucescu ile Galatasaray arasında sadece Mehmet Cansun’un seçilmesi durumunda geçerli olacak bir protokol varmış… Ve de Lucescu, Canaydın’a sezon sonunda “Şampiyon olduk. Protokolü yırtmam için 500 bin dolar verin” diye tutturmuş. Canaydın, çalıştığı sezondan Lucescu’nun alacağı olan 286 bin dolara 500 değil ama 200 bin dolar daha ekleyip, Lucescu’yu yolcu etmiş. Bu arada Lucescu, kendisinden kesilen 6 bin dolarlık telefon ücreti için de yaygarayı kopartmış. Sonunda onu da almış.
Hocamız Galatasaray ile bunları konuşurken, meğer Beşiktaş ile mercimeği çoktan fırına atmış. Zaten Galatasaray ile arasındaki sadece bir protokolmüş. Beşiktaş ile çalışacağı için zaten Galatasaray’dan herhangi bir talepte bulunma hakkı yokmuş. Vay be! Helal olsun! Ne işler ama!
Özhan Canaydın’ın ağzına sağlık. Demek ki televizyonun başında Lucescu’yu dinledi dinledi ve dayanamayıp telefonuna sarıldı. İyi oldu, çok iyi oldu. İplik pazara çıktı. Takke düştü kel göründü.
Salonları da bastılar!
Aşk, tutku, nefret, kin, şiddet, hiddet, öfke, saldırı… Ne ararsanız hepsi var. Aynı eski filmlerimiz gibi. Salonlarımız da artık anarşistlerin eline geçti. Gözü dönmüş insanlar çirkinleştikçe çirkinleşiyor.
Adam ezik… Adamın kişiliği silinmiş… Adamı dışarıda dinleyen yok. Ve bu adam tribünde yerini alınca birden bire canavarlaşıyor. Efendim, toplum psikolojisiymiş. Tahrik ediliyorlarmış. Mazeretlere bir bakın hele. Bütün o iğrençlikleri neredeyse oradaki bir hanımın parmak işaretine bağlayacaklar. Vah yazık, ne kadar da masumlar!
İnsanlıktan çıkan canavarları tek tek toplama harekatı başladı. Bunlar tespit ediliyor. Bunlara spor alanları yasaklanıyor, çeşitli cezalar veriliyor. Dünyanın her tarafında bu iş böyle yapılıyor. Kimin kimi rahatsız etmeye hakkı var? Kimin kime saldırmaya, gözünün içine baka baka küfür etmeye hakkı var? Kollar sıvandı, rota belirlendi. Pislikler temizlenecek. Bunda ısrar etmek şart. Hep beraber göreceğiz, her geçen gün bu tür olaylar azalacak. Bu insanları hiçbirimiz görmek istemiyoruz. Bunlar ancak bu tür muameleden anlarlar.
Burada yöneticilerimize de büyük görevler düşüyor. Artık demeçler tutarlı, dengeli olmak zorunda. Adnan Polat’ın “Birkaç kendini bilmez, galibiyetimize leke düşürdü” açıklamasını ayakta alkışlıyorum. Ancak hemen sonrasında “F.Bahçe’den özür dilemem. Saracoğlu’nda yaşanan olaylardan dolayı F.Bahçe özür diledi mi?” sözlerini doğrusu yadırgadım. Hele hele Asbaşkan Yiğit Şardan’ın “F.Bahçe–Efes maçında daha büyük olaylar olmuştu” şeklindeki konuşması son derece üzücü.
Neden kötü örneklere dönüyoruz. Neden milat olmak istemiyoruz. Hep kısasa kısas mı olacak? Hep rövanş peşinde mi koşulacak? “Yetti artık” demesini bilmezsek bu işin sonu gelmez.
HAFTANIN İNCİLERİ
Lucescu: “Bu kadar başarılı Türk teknik direktör varken Milli Takım’ın başına neden yabancı aranıyor.”
- Vay şeytan vay, ters köşeye yatırıyor. Her tarafa göz kırpıyor.
Mustafa Denizli: “Akıl almanın zararı yok. İster kullanırsın, ister kullanmazsın.”
- Hocam, sizin kullanmadığınızı biliyoruz.
Mustafa Denizli: “Tabata sezon başında ilk alternatifimiz değildi.”
- Ne yapsın, ne desin yukarısı bıyık aşağısı sakal.
Batuhan: “Hocam görev verirse derbiye imza atarım.”
- Islak imza mı, yoksa fotokopi mi?
Fink: “Derbide gol atarsak kazanırız.”
- Eh bravo ne keşif ama!
Semih: “Özlenen Semih’i herkes görecek.”
- Yine kulübede mi?
Hugo Broos: “Trabzonspor tam bir antrenör mezarlığı. 21 yılda 23 teknik direktör görev yapmış.”
- Tamamdır, kısa süre sonra 24. Broos olacak.
Lucescu ve Sinan, Sergen’i paylaşamadı. Her ikisi de “Ben aldım” iddiasında bulundu.
- Sergen’in futbolu bitti, muhabbeti bitmedi.
Yattara: “Başkanımız Sadri Şener’e sahada cevap vereceğim.”
- Sahda mı yoksa kapının önünde mi?
Ertürk Yıldırım
11-23-2009, 18:15
Altın makaslar
Beşiktaş’ta en çok merak edilen konu 8 yabancının nasıl kullanılacağı. Kimler banko, kimler altın makas. Seric yabancı kontenjanının dolu olması nedeniyle şu anda beklemede. Gordon postalandığında yine Beşiktaş’ın resmi oyuncusu olacak.
Önce bankolara bakalım. Holosko tartışılmaz. Ancak bu oyuncuyu serbest bırakmak gerekir. Sağ çizgiye yapıştırıldı mı oynayamıyor. İkinci bankom Delgado. Takımın gole dönük tek orta alan oyuncusu. Üçüncü sırayı şu andaki form durumuna göre Zapotocny’e veriyorum.
Havada karada iyi görüntü sergiliyor.
Dördüncü tercihim Bobo. İyi gününde oldu mu yeme de yanında yat. Umarım bu sezon istikrarı yakalar. Beşinci tercihim defansın solunda Tello. Beşiktaş’a gelmeden önce de kendi takımında zaten bu bölgede oynuyormuş. Savunması da var, hücuma katılışı da.
Gelelim altıncı tercihime. Maçına göre ya Sivok ya da Cisse’yi seçerim. Mutlak kazanmam gereken maçlarda 4-1-3-2 oynar, orta alandaki Cisse’nin yerine ileride bir fazla santrfor kullanırım (Holosko-Bobo). Bu durumda da altıncı yabancı olarak Sivok’u oynatırım.
İlk izlenimlere göre kulübe yolu önce Seric’e gözüküyor. Bu oyuncu topu iyi kullanıyor ama savunmaya dönüşleri biraz gecikmeli. Tello-Seric defansın solunu ortaklaşa kullanır. Kim başarılıysa o oynar.
Şu görüntüye göre ilk dört bankom Holosko, Degado, Bobo ve Zapotocny. Diğer ikisi de Cisse veya Sivok’tan biri ile Tello ve Seric’ten biri. Durum aynen böyle.
OLTAYA TAKILANLAR
Yetti gayrı
Sıktı ama… Hem de çok sıktı. Nedir bu İbrahimlere çektirilen ızdırap. Tamam kavga ettiler, çirkin çok çirkin… Peki yetmedi mi bu kadar işkence.
Para cezası aldılar, kadro dışı kaldılar, özürler dilediler, nedir yahu dizlerinize mi kapanacaklar. Ertuğrul hoca sen de futbol oynadın… Sinan sen de bu işin göbeğinden geldin… Sakın yönetime atmayın topu. İkiniz “Okey” dediniz mi biter bu iş. Haydi uzatmayın. Yetti gayrı.
Kavanoz dipli dünya
Fenerbahçeli futbolcular müthiş açıklamalarda bulunmuşlar! İlk kez 2 saat 15 dakikalık idman yapmışlar. Aragones’in antrenmanları ağırmış ama zinde kalıyorlarmış. Zico döneminde tatilde gibiymişler! Geçen sezon şampiyonluğu bu yüzden kaybetmişler! Eskiden kaytaran çok varmış. Şimdi herkes asker gibiymiş. Bu da Aragones farkıymış! Zico’da sistem ve taktiksel anlatım da hiç yokmuş. Aragones’in rakip analizi muazzammış. Onun söylediklerini sahada uygularlarsa kazanmamaları imkansızmış. Selçuk da kendisini Zico’nun yaktığını söylemiş. Aragones adalete çok önem veriyor, herkese eşit şans tanıyormuş. Hey gidi kavanoz dipli dünya hey! Giden ağam, gelen paşam! Gidenin arkasından konuşmak ne de kolay değil mi! Ayıp ayıp çok ayıp!
Ağlamak faydasız
Aykut ve Orkun’da moral sıfır. Bir anda geri plana düştüler. Vitrinde haliyle yeni transfer İtalyan kaleci Sanctis olacak. Aykut ve Orkun ikinci ve üçüncü kaleciliği paylaşacak.
Düşünebiliyor musunuz bir anda tüm dünyanız kararıyor. İnanılmaz bir irtifa kaybı. Yedek kulübesi ve hele hele on sekizin dışında kalmak futbolcu için feci bir olaydır. Moral olarak çökersin. İçinde fırtınalar kopar ve sen bunu dışarıya yansıtmamak için çırpınır durursun. Bir de işin parasal yönü vardır. Hem maç başı sabit paraların hem de primlerin büyük bölümünden olursun.
Hayat işte böyle inişli çıkışlı. Kendini kapıp koyuverirsen bir anda kaybolursun. Ancak işine eskisinden daha büyük bir azimle hırsla sarılırsan tekrar ayağa kalkarsın. Aykut ve Orkun “Gelecek çizgilerini” kendi performanslarıyla belirleyeceklerdir. Ağlayarak sızlayarak bir şey elde edilmez. Tek yol yılmadan çalışmaktır.
Lincoln’e formül
Çok iyi bir oyuncuyu transfer edersin ama uyum sağlayamaz. Lincoln işte böyle biri. Adam anormal yetenekli fakat çıtkırıldım. Çabuk sakatlanıyor, çabuk küsüyor, darılıyor. “Disiplin” kelimesi de pek ona göre değil.
Takımın diğer oyuncuları bu tipteki adamlara çok kızarlar. “Hem bizden fazla para kazanıyorlar hem de sıfır katkıyla sezonu kapatıyorlar” şikayetinde bulunurlar. Bu söylemlerin önünü kesemezsiniz. Hatta söylem zamanla eyleme de dönüşebilir. Dolaylı yollardan, “İstemiyoruz, gitsin” lafları ortalığı kaplar. Takım birliği ciddi biçimde yara alır.
Bu gibi durumlarda teknik direktör çok önemlidir. İyi bir psikologsa, “orta yolu” bulma zekasına ve becerisine sahipse problem üst boyutlara gelmeden hemen çözülür.
Maestro kimliğini ele geçirmiş oyuncular biraz kaprislidir, biraz nazlıdır, biraz havalıdır. Hagi öyle değil miydi? Sergen öyle değil miydi? Bunlar hep ilgi odağı olmak isterler. Hep sivri işler yaparlar. Aşırı duygusal ve hassastırlar.
Bunlar teknik direktörün yakın ilgisinden müthiş mutlu olurlar. Bir eliniz okşamak için sırtında, bir eliniz de hafif çekmek için kulaklarında olmalıdır. Bu dengeyi sağladığınız anda en üst düzeyde randıman alabilirsiniz. Asıp kesmeyle, ağır para cezasıyla sonuca ulaşamazsınız.
Kalli geçen sezon hitler tavrıyla Lincoln’den hiç verim alamadı. Skibbe daha ılımlı, daha esnek ve sanki futbolcu ruhundan daha iyi anlayan biri. “Atın, satın” çığlıkları ortalığı kaplamış durumdayken o, yumruğunu masaya vurarak futbolcusuna sahip çıktı, ve “Lincoln bizi gol yollarında rahatlatacaktır” şeklinde konuşarak futbolcusuna güvenini belirtti. İşte mükemmel bir sırt okşama. Skibbe-Lincoln birlikteliğinden ben umutluyum.
Vah Fenerim vah!
Aragones Emre Belözoğlu’na yer arıyor… İspanyol hoca Emre için “O benim jokerim” dedi… Emre, Alex ile oynar mı? Emre ilk on birde yer alırsa Uğur mu, Semih mi, Alex mi, Selçuk mu makası yiyecek? Süper bücür ihtiyaca göre forvet arkası, sol kanat ya da ön liberoda oynayacak…
Yukarıdaki cümleler çeşitli gazetelerde yer aldı. Bu işlere medyamız doğrusu çok meraklı. Teknik direktörlerden daha fazla kafa yoruyorlar. Kafa yormalarına lafım yok da problem haline getirmelerine itirazım var.
Yıllardır ülkemizde saçma sapan tartışmalar yapılıyor. Bir ara Sergen-Şifo Mehmet konusu gündemdeydi. Neredeyse tabancalar çekilecekti. “İkili bir arada oynar” diyenlerle, “Oynamaz” diyenler birbirlerine düşman kesilmişlerdi.
Futbolda kesin çizgiler yoktur. Futbol kaliteli futbolcularla güzelleşir. İki iyi oyuncu neden bir arada oynamasın. Geçen hafta yazdım, Kewell, Lincoln ve de Arda bir arada oynayamazlar mı? Sakat olmasınlar, şakır şakır oynarlar. Emre ile Alex de zil takarak döktüre döktüre oynarlar. Emre, Alex, Semih, Güiza, Uğur, Selçuk da bir arada oynarlar. Sol ayaklılar solda, sağ ayaklılar sağda oynayacak diye bir kural yoktur. Sol ayaklı Messi Barcelona’da sağ kanatta oynamıyor mu? Emre ve Uğur da aynı şekilde sağda oynayamaz mı? Elinde fazla sayıda yetenekli oyuncu varsa gel keyfim gel. Fenerbahçe işte bu lüksü yaşıyor. Onu mu oynatsam yoksa öbürünü mü? Derdi işte bu! Vah vah vah!
HAFTANIN İNCİLERİ
•Efsane başkan Süleyman Seba, Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal tarafından yaptırılan heykeli için şunları söyledi: “Bu heykel beni sevenleri mutlu edecek, sevmeyenleri ise üzecek.”
– Ah Süleyman ağabey ah. Hep şüphecisin. Anlaşılıyor bundan vazgeçmeyeceksin. Seni sevmeyen neden olsun.
•Aziz Yıldırım, “Aurelio gitti kıymete bindi. Daum onu göndermek bile istemişti” yorumunda bulundu.
– Başkanın da içinin yandığı belli. Kuş elden uçup gittikten sonra ne etsin ne eylesin.
•Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, “İnsan yaptığı yatırımın karşılığını görünce mutlu oluyor. Belli ki aşımız tuttu” dedi.
– Sayın başkan, “Erken öten horoz” sözünü unutmayalım. Bin kez yazdım, hele durun bir bakalım. Milleti neden dolduruşa getiriyorsunuz.
•Sinan Engin, tekrar geri dönen Gordon için, “Anlaşıldı bu adam kaşınıyor” diye söylenmiş.
– Sevgili Sinan çok merak ettim, bu nasıl bir kaşıma olacak acaba!
•Zico, Aragones’e İspanya’dan mesaj yollamış, “Ligi kazanamazsan bir ayağın çukurda demektir” uyarısında bulunmuş.
– Burası Türkiye, tek ayakta kaldın mı bastona tutunmaya bile vaktin olmaz.
•Ersun Yanal, “Transfer bitmedi. Gerekli olursa futbolcu alırız” açıklamasını yaptı.
– Eh be hocam, Allah gözünü doyursun.
•Ertuğrul Sağlam, “İbrahimlerin kavgası takıma olumlu katkı sağladı. Ekip ruhunu kazandık” değerlendirmesinde bulundu.
– Haydi yok mu takım ruhuna tavan yaptıracak iki kavgacı daha!
•Antalyaspor’un teknik direktörü Hikmet Karaman dertli mi dertli. Transfer yetersizmiş, kadro zayıfmış, taraftar bile takımın düşeceğini söylüyormuş.
– Hocam daha işin başında yelkenleri indirmişsin. Komutan cephede hüngür hüngür ağlarsa askerler ne yapar?
Ertürk Yıldırım
11-23-2009, 18:17
Kartal kopardı
Fink, Alex’i durdurdu ve sonra vurdu. O ne biçim şut öyle. Bir volkan patlaması. Tribünler ne kadar da hasretmişki bu gole İnönü bir anda bayram yeri oldu. Peşinden de ikinci gol gelmez mi? Tam bir cümbüş. Tam bir festival. Beşiktaşlı ayakta. Beşiktaşlı sarmaş dolaş. Yer gök inliyor. Kartal havalarda.
Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim. Galibiyet kesinlikle Beşiktaş’ın hakkıydı. 3 puanı kopara kopara aldılar. Tek kişi kalkıp tek laf edemez. Bu zafer onlara analarının ak sütü gibi helal.
Harika bir savunma bir yaptılar. Kademe, derinlik hele hele yardımlaşma müthişti. Top Fenerbahçe’ye geçtiğinde bütün takım geriye geliyordu. Anormal bir mücadele örneği veriyorlardı. Geçen sezonun o şampiyonluk ruhu geri gelmişti. Herkes koşuyor, herkes boğuşuyordu. Kazanmayı kafalarına koydukları belliydi. Tek yürek, tek ses, tek yumruk olmuşlardı. Sezon başından bu yana beklenen Beşiktaş işte buydu. Kartal kanatlarını açmış, tüm görkemiyle İnönü semalarındaydı. Gerçekten müthiş bir görüntüydü.
KAPTAN ÇOŞTU BİR KERE
İlk yarıda Serdar Özkan ve Yusuf dışında aksayan tek oyuncu yoktu. Defans taş gibiydi. Ferrari-Sivok artık birbirlerini ezberlediler. İbrahim Toraman, savunma görevlerinde dört dörtlük. Hele bir İbrahim Üzülmez var ki, kaptan yıllanmış şarap gibi. Eskidikçe değeri artıyor. “Ofansif yönü iyi değil” dediğimiz Üzülmez, birinci ve üçüncü golün baş mimarıydı. Fink, Alex’e adım attırmadığı gibi atak girişimlerinde zaman zaman rol aldı. Ernst bir lokomotif. Her yerde her şekilde var. Bu Ekrem kaç ciğerli. Hiç yorulmaz mı? Hiç mola vermeden koşuyor. Nerede görev verilirse, başını önüne eğiyor ve layıkıyla yapıyor.
Denizli, İkinci yarıya Serdar’ı çıkartıp Tello ile başlayınca çok akıllıca bir iş yaptı. Daha sonraki Yusuf-Uğur İnceman değişikliği de yerindeydi. Mustafa hoca da formundaydı. Bobo’nun isteği maçın başında belli oluyordu. “Ben bu maçı koparacağım” haykırışı tribünlerden de belli oluyordu. Attığı gol usta işi. Topu alışı, dönüşü, vuruşu mükemmel. Tello aklını başına toplamazsa ocakta gider. Son şanslarını kullanıyor. Nihat’ın da bu kadroda yer alması için bir an önce toparlanması şart.
Fenerbahçe’yi hiç bu kadar dağınık ve sorumsuz görmemiştim. Ne yani, bütün takım Alex’e endeksli mi? O durunca makine işlemeyecek mi? Colin Kazım’ın saçmalıkları nedir öyle! Resmen kendisini attırdı. Emre Belözoğlu da bir alem. Kafa tutuş, öfke, saldırma… Ne o kabadayı mısın . Fenerbahçe oynamadan başını eğdi. Yenilgiyi kabullendi. Artık Beşiktaş da zirve yarışının içinde. Elbette sezon başı performanslarına dönmezlerse…
Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:27
Yeter artık yeter!
Ezeli rakibini 3 golle devir ve sonra haydi yine aynı nakarat: “Yeter Yıldırım Demirören yeter”. Yok, hayır bu kadar da uzun boylu değil. 7 hafta önce Galatasaray ve Fenerbahçe, senin 12′ şer puan önündeydi. Şimdi birinden 2, diğerinden 4 puan geridesin. Ayrıca da en önemli rakibini 3 golle ezip geçmişsin. Siyah beyazlı camia mutluluktan uçuyor. Bu mutluluğu en fazla hak edenlerden biri de kulübün başkanı. Ve sen camianın liderine galibiyet keyfini bile çok görüyor ve yaşatmıyorsun. Olmadı hiç olmadı. Beşiktaş taraftarına hiç yakışmadı. Kongre Ocak ayında yapılacak. 13 bine yakın üye orada oy kullanacak. Bu iş artık kongreye bırakılmalı, oradaki iradeye saygı duyulmalı.
Sanmayın ki sadece başkan ve yönetimin protesto edilmesi teknik kadroya ve futbolculara yansımaz. Hepsi bundan nasibini alır ve en üst düzeyde etki eder. Futbolcu, kendisini oyuna tam anlamıyla veremez. Her şeyin fazlası bıktırır. Gerçekten de yeter artık. Hiç hoş olmuyor, camia sürekli prestij kaybediyor.
Bugün Beşiktaş için bir önemli sınav daha var. “Manchester, yedeklere yer verecek” haberleri ortada dolaşıyor. Manchester’in yedeği ası fark etmez. Ayrıca yedekler, şanslarını iyi kullanmak için oyuna daha fazla asılırlar. Tek puan Beşiktaş’a ilaç gibi gelir, UEFA şansını kuvvetlendirir. Zor ama neden olmasın.
Misafir sanatçılar…
Guiza ile Roberto Carlos Fenerbahçelileri fazla yormaya başladı.”Gittiler gidiyorlar” haberleri hiç eksik olmuyor. Hemen peşinden de yalanlama. Uzun süredir Guiza ile yatıyor, Carlos ile kalkıyoruz. Belli ki bunlar misafir sanatçı.
Roberto Carlos’u çoğunluk beğenmiyor. Bölgesini boşaltıyormuş, rakip takımlar oradan atak geliştiriyormuş… Falan filan… Ben aynı görüşte değilim. Carlos apayrı bir renk. İşin defans yönünü de iyi yapıyor, ofans yönünü de. Galatasaray karşısında Keita’yı paketledi. Beşiktaş maçında da çok iyiydi.
Evet, Guiza yorgun savaşçı görüntüsünde. Belli ki mutlu değil.Bu oyuncu için de bir kesim, “At aşağıya, yaramaz” diyor. Bu konuda da tersini düşünüyorum. Guiza her iki ayağını iyi kullanıyor. Öldürücü deparlar atıyor. Çok süratli. Kendisine pozisyon yaratmasını biliyor. Guiza’nın olmayışı, Beşiktaş için büyük avantajdı.
Golcüler zaman zaman sıkıntılı dönemler yaşarlar. Guiza şu anda işte böyle bir süreçte. Son vuruşlarda tutukluk yapıyor. Ocakta bu ikiliyi göndermek, Fenerbahçe’ye pahalıya mal olur. İbre daha da tersine döner. Kazım’ın ‘çakma santrfor’ olduğu, yoksa görülmüyor mu? Ara transferde iyi futbolcu bulmak da zordur.. Sezon sonunu beklemek, bence en doğrusu. Guiza’nın bu görüntüsünde değişiklik olmaz ve Carlos, yine “Memleketim de memleketim” diye tutturursa işte o zaman bu operasyon devreye sokulur.
Rijkaard çözdü!
Manisa maçı sonrasında Rijkaard müthiş (!) bir mazeret paketiyle karşımıza çıktı: 1- Pek çok oyuncusu milli takımlara gitmiş, beraber çalışamamışlar. 2- Maçta sadece iki-üç oyuncusu iyiymiş. 3- Hakem, 80 dakika boyunca hep aleyhlerine düdük çalmış, son 10 dakikada dönmüş.
Tamamdır, Rijkaard bizi çözmüş! Faturayı ne de güzel kesmiş! Ne yapacaksınız, körle yatan şaşı kalkar. Hocamız topu muhteşem (!) noktalara atmış. Kendisine dönüp hiç bakmamış.
Bir önce oynadıkları Diyarbakırspor maçından sonra da yazmıştım. Ofansif yönü iyi olmayan 3 orta saha oyuncusu ile Galatasaray’ın pozisyon zenginliğine ulaşması olanaksız. Orta 3′lüden en azından biri, yaratıcı niteliklere sahip olmazsa, Galatasaray her maçında aynı sıkıntıları yaşar. Bir ‘kör kurşun’ tüm hesaplarını alt üst eder. Aynen Manisa maçında olduğu gibi.
Büyük takımlar, maçları koparmak için daima farkı açmayı amaçlarlar. 3 puanı riske atmamanın tek yolu bu.
Müthiş operasyon!
Hugo Broos ile yollar ayrıldı. Tamam, diyecek sözümüz yok. Peki, kadro dışı bırakılan 5 oyuncu neyin nesi? Ceza, futbolculara mı yoksa kulübe mi? Doğrusu hiç anlamadım. Hele hele Kasımpaşa yenilgisi ile malzemecilere verilecek para cezasına hiç akıl erdiremedim. Şaka gibi. “Hey malzeme sorumlusu, forma iyi yıkanmamış, ütülenmemiş. Senin yüzünden yenildik!” İnanılır gibi değil. Gerçek bir komedi.
Aslında koparılan her futbolcu kellesi, Trabzonspor taraftarına sunulan birer armağan! Ne dendi: “İşte suçluları ayıkladık, bize dokunmayın” Bravo, müthiş bir operasyon!
HAFTANIN İNCİLERİ
İbrahim Üzülmez, Fenerbahçe maçında Fink’e yaptığı asist için, “Salladım gitti” dedi.
- Daha nice sallamalara!
Daum, “Beşiktaş’ın ne oynadığı belli değil” demişti
- Şimdi öğrendi.
Daum: “İkinci yarıdaki rövanşı dört gözle bekliyoruz”.
- Aman hocam dikkat, o maçta çoktan postalanmış da olabilirsin.
Beşiktaş yönetim kurulu üyesi Şeref Yalçın, “Başkanımızın ruhu buradaydı” diye konuştu.
- Evet, 3. golden sonra hortladı.
Kazım derbi öncesi internet sitesine, “8jk’yı parçalamamız için geri sayım başladı! Ha ha ha!” şeklinde bir not düşmüştü.
- Gerçekten, ha ha ha!
Denizli Manchester maçı için, “Hiçbir takımdan korkmadım” dedi.
- Aman yine Kazım’a sakız olmayın.
Beşiktaşlı yönetici Bülent Deriş, Fenerbahçe’yi farklı yeneceğiz” dediğinde gülmüştük.
- Şimdi o bize gülüyor.
Cemal Nalga skandalı sonrası Özhan Canaydın, “Galatasaray, sarımsakspor mu?” dedi.
- Öff amma da kokuyor!
Adnan Polat, Manisa maçı sonrası “Bu nasıl futbol” dedi.
- Polat’ın soyunma odasına inmesi yakındır.
Bobo, derbiden önce, “Fenerbahçe beni iyi tanır” şeklinde konuşmuştu.
- Şimdi ezberledi.
Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:28
Kartal coştu bir kere
UEFA’ya katılabilmenin tek yolu Manchester’ı yenmekten geçiyordu. Mustafa Hoca savunma ve hücum yönünden dengeli bir on bir oluşturmuştu. Geri dörtlüde ve orta alanda boğuşan, topu iyi kullanan oyuncular vardı. Bobo ve Tello hücum silahlarıydı.
Manchester’ın yedeklerini kimse küçümsemeye kalkmasın. Adamların hepsi canavar gibi. Dün bunu bir kez daha gördük. Bizim planımız belliydi. Çok adamla kapanacak, rakibe boş alan bırakmayacak, daha sonra da kazandığımız toplarla çabuk ataklar geliştirecektik.
İlk yarıda bunu son derece başarılı bir biçimde yaptılar. Evet top daha çok Manchester United’daydı. Fakat buna fazla aldırış etmedik. Özellikle de defansımızın göbeğinde çok dikkatliydik. İbrahim-İsmail ikilisinin sol kanatta her geçen gün daha iyi olacağını düşünüyorum. İsmail’in özgüveni dört dörtlük. Tekniği üst düzeyde. Her atakta rol üstlenmek istiyor.
İlk yarının sonlarında Fink biraz dikkatli olsaydı farkı ikiye çıkarıp işi o dakikada bitirmiş olurduk. Ah ah ah… Top direğe çarptı dışarı gitti. İkinci yarıda Toraman ve Tello’nun peş peşe sakatlanmaları gerçekten büyük şanssızlıktı. Ancak Beşiktaş inanılmaz derecede kararlıydı. Galip gelmeyi kafasına koymuştu. Topun olduğu her yerde en az iki-üç Beşiktaşlı oluyordu.
Defans kurgumuz dört dörtlüktü. Ernst ve Fink dalga kıran gibi görev yapıyorlardı. İngilizlerin ceza alanımıza girmesine izin vermiyorlardı. Baskıyı yiyorduk fakat yılmıyorduk, geri adım atmıyorduk. Sonsuz direnç gösteriyorduk. Bütün futbolcular tek yürek halindeydi. Herkes birbirinin yardımına koşuyor ve açığını kapatıyordu.
RÜŞTÜ NOKTAYI KOYDU
Rüştü’nün 90+3′te üst üste harikalar yarattığı iki pozisyon var ki anlatılacak gibi değil. Koca kurt zafere çok büyük imza attı.
Beşiktaş hem lige hem de Şampiyonlar Ligi’ne çok kötü başladı. Ancak şu anda bulunduğu nokta olağanüstü. Nereden nereye. Demek ki bu takımın potansiyeli var. Demek ki bu takım gerçek gücünü ortaya koyduğunda her engeli aşabilecek güçte. İngiliz devini evinde devirmek öyle her babayiğidin harcı değildir. Bu skor yıllar boyunca unutulmayacak. Kahramanları da hep gönüllerde yer alacak. Bravo Mustafa Hoca, aferin Kartal, size bu görüntü çok yakışıyor. Kırmızı Şeytanlar’a, dünyayı dar ettiniz.
Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:28
Yeter mi yetmez mi?
Trabzon’dan galibiyetle dön, ezeli rakibin Fenerbahçe’yi 3 farkla devir ve bir de Manchester destanı. Sakın ha, “Manchester’ın yedek kadrosuydu” demeye kalkışmayın, fena çarpılır, yamuk yumuk olursunuz. Onların yedeği ile ası arasında öyle büyük farklar yoktur. Ayrıca kendisini kanıtlama çabasındaki yedeklerle, o büyülü Old Trafford’da, baş etmek çok daha zordur.
Hep beraber izledik, coştuk, kabımıza sığmaz olduk. Ölesiye koşan, savaşan mangal yürekli cengaverlerimizle gurur duyduk, havalara sıçradık. O ne hırstı, o ne bütünleşmeydi, o ne kararlılıktı öyle. Tek ses, tek yumruk olmuşlardı. Bas bas bağırıyorlardı; “Biz buradan üç puanı çıkaracağız.”
Rüştü’nün maçın uzatma bölümündeki o iki kurtarışında kalbim duracak gibiydi. Hemen aklıma deneyimli kalecinin daha kısa süre önce İnönü’de ıslıklanması geldi. İçim burkuldu. Neşem bir anda kaçtı. Hey gidi kavanoz dipli dünya hey.
Sadece Rüştü mü? Diğer futbolcular da zaman zaman o tepkilerden nasiplerini almadılar mı? Kendi seyircisi tarafından protestoya uğramak futbolcuyu öldürür, bitirir. Rüştü ve arkadaşları işte o inanılmaz ızdırap verici günlerden çıkıp bu noktaya geldiler… Ve İngiltere’den haykırdılar: “Lütfen biraz anlayış, lütfen biraz saygı.” Demirören ve yönetiminin de aynı duygular içerisinde olduğunu hepimiz biliyoruz.
LÜTFEN SAYGILI OLALIM
Neden biz en ufak falsoda, en ufak tökezlemede insanlarımızı yerden yere vurmak isteriz. Kopar kellesini, at gitsin! Küfürle gitsin, arkasına teneke bağlanarak gitsin! Bu denli sadist miyiz? Bu denli vicdansız mıyız? Bu denli sağduyudan yoksun muyuz? İnsanların saygınlığına karşı bu denli duyarsız mıyız?
Neden futbolu bir oyun olarak görmüyoruz, görmek istemiyoruz? Bu barbarlıktan ne zaman kurtulacağız? Beşiktaş şu anda tam gaz yoluna devam ediyor. Lütfen bunun keyfini, mutluluğunu doyasıya yaşayalım, yaşatalım ve saygılı olalım.
Kartal, görkemli kanatlarıyla gökyüzünden İnönü’ye bakıyor ve soruyor: “Bu kadar protesto, bu kadar küfür, bu kadar ayıp yeter mi, yetmez mi? Yuh mu yoksa alkış mı?” Haydi bakalım hani o hep sizin sözüne ettiğiniz ‘Kartal duruşuyla’ verin yanıtı.
Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:29
Şampiyonluk filmi yeniden vizyonda
Beşiktaş’ın öncelikli hedefi bedava gol yememekti. Bu yönde inanılmaz dikkatliydiler. Riske hemen hemen hiç girmediler. Takım savunmasını da iyi yaptılar.
Ferrari-Sivok, Ernst-Fink göbeği çok iyi kapatıyorlar. İbrahim Kaş sağ bek oynamasını yavaş yavaş öğrenmeye başladı. Ayrıca ataklara da katılıyor. İlk yarıda iki üç kez son çizgiye inip etkili paslar verdi.
Beşiktaş ilk 45 dakikada sadece Sivok’un kaptırdığı bir top sonucu kalesinde ufak bir tehlike yaşadı. Bunun dışında hiç zorlanmadı. İlk bölümde ofansif yönde ise 4 etkili atağı vardı. Biri golle sonuçlandı. Birinde Ekrem ıska geçti. Bir başka atakta top direkten döndü. Bobo’nun sayılmayan golü ise hakeme takıldı. Bu pozisyonun yakından uzaktan ofsayt ile ilgisi yoktu. Yardımcı hakem Beşiktaş’ın maçı sıkıntılarla bitirmesine neden oldu.
Sivasspor Teknik Direktörü Muhsin Ertuğral, kulübesinin önünde durmadan çırpınıp durdu. Tribüne dönüp bir şeyler anlatmaya çalıştı. Afrika’dan sonra bize pek alışamadı herhalde. Şaşkın bir hali vardı. Hey gidi hey. Gel de geçen sezonun Sivas’ını arama.
İkinci yarıda Kartal “Uyutma taktiği” ile oynadı. Uyudu ve uyuttu. İki ileri bir geri sonra yine aynı. Pas pas pas ve pas. Aynen Mehter Takımı gibi, iki ileri bir geri. Peki 3 puan için bu mu en garanti yol? Sivas’ın eti budu belli. İkinci golü atıp maçı tamamen koparmak daha doğru olmaz mıydı? Ya kör bir kurşuna kurban gidilseydi. Bunun faturası nasıl ödenirdi? Nitekim 82′de Sivas bomboş bir pozisyonda topu dışarıya attı.
35′lik delikanlı dur durak bilmiyor
Beşiktaş’ın gol sayısını artıramamasında Tabata ve Nihat’ın yetersizliği de büyük rol oynadı. Denizli bu oyuncuları daha önce kenara almalıydı. Bu ikili hiçbir şey oynamıyor. Bu kez Ernst savunmanın önünde Fink biraz daha hücuma yakındı. Ernst her zamanki gibi yine yararlı işler yaptı. Fink için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Laf söylenmeyecek bir başka oyuncu da Ekrem. Durmadan koşuyor, nerede görev verilirse oynuyor. Pardon az kalsın unutuyordum, bu İbrahim Üzülmez’e şapka çıkarılır. 35′lik genç delikanlı dur durak bilmiyor. İleri geri lokomotif gibi gidip geliyor.
Beşiktaş galibiyet serisine devam ediyor. Trabzonspor, Fenerbahçe ve Manchester zaferlerinden sonra Sivas’ı da kazasız belasız atlattı. Geçen sezonki film tekrar vizyona girmiş gibi gözüküyor. Beşiktaş kazanmasını biliyor. Bunun öncelikli yolu da sağlam defans kurgularından geçiyor. Ah bir de forvetler gerçek kimliklerine bürünebilseler. İşte o zaman Kartal’ı ligde hiçbir takım durduramaz.
Ertürk Yıldırım
12-12-2009, 14:43
Seri bozuldu
İlk yarıda Beşiktaş kendi kendine oynadı. Diyarbakırspor hiç sahada değildi. Sadece ceza alanının önünde kapandı kaldı. Beşiktaş’a gol şansı vermemeye çalıştı, bunu da beceremedi. Beşiktaş biraz becerikli biraz şanslı olsaydı ilk yarıda farklı bir skor elde ederdi.
Yusuf ve Nihat dışında herkes görevini eksiksiz yerine getirdi. Defans hattı zaten hiç rahatsız olmadı. Üzerlerine gelen kimse yoktu. Ferrari’nin bir saçmalaması dışında Rüştü kalesinde yan gelip yattı. Savunmanın iki kanadındaki İbrahim Kaş ve İsmail kendi kalelerinden çok karşı kale önünde gözüktüler. Her ofansif girişime katıldılar ve etkili oldular. Fakat Nobre tek başınaydı. Yardımcısı yoktu. Yusuf bin pas hatasıyla oynadı. Her topu rakibe verdi. Yusuf herhalde bir daha bu kadar kötü oynayamaz. Nihat’ın da en ufak bir katkısı yoktu. Nihat’a da hayret. Adeta topu unutmuş.
Denizli ikinci yarıya Yusuf’u çıkararak başladı. Doğru bir değişiklikti. Aslında Yusuf’u ilk yarım saatte kenara almalıydı, gecikti. Ben olsam Nihat’ı da soyunma odasında bırakırdım. Mustafa Denizli bu oyuncuya 71. dakikaya kadar tahammül etti. Bobo’yu devre arasında oyuna almalıydı. Denizli’nin bu tür hataları yapmaması gerekir.
Kendi sahanda zayıf Diyarbakırspor’a karşı iki ön liberoyla oynamanın mantığını biri bana lütfen anlatsın. Ernst elbette oynayacak ancak Fink’e ne gerek var. Bu oyuncunun yerine daha yaratıcı biri oynatılmalıydı. Denizli “Ben kalemi sağlama alayım” diyor. Peki be kardeşim senin kalene gelen yok ki.
Şans Beşiktaş’ın yanında değil
İkinci yarıda Diyarbakırspor daha ofansif bir anlayıştaydı. Artık onlar da atak geliştiriyorlardı. Ve bu yarıda ciddi pozisyonlar da yarattılar. Ziya Hoca sadece savunma yaparak puan alınamayacağını anlamıştı. Beşiktaş çok adamla atak geliştirirken Diyarbakırspor savunma güvenliğini unutan Beşiktaş’ı zaman zaman az adamla yakalıyor ve gol sinyalleri veriyordu.
Bobo oyuna girdikten sonra çok fazla bir şey değişmedi. Ne Bobo oyuna ağırlığını koyabildi ne de Nobre karşı kale için tehlikeli olabildi. Tabata da skoru değiştirecek girişimlerde bulunamadı. Ekrem’in oyuna alınmasını anlayamadım. Fink çıktı benzer nitelikteki bir oyuncu takıma dahil oldu. O da ileriye dönük hiçbir şey yapamadı. Şans 85. dakikada yine Beşiktaş’ın yanında değildi. Bobo iki metreden kaleci Gökhan’ı nişanladı. Olmadı mı olmuyor.
Beşiktaş en kolay gözüken maçında tökezledi. İki çok önemli puan kaybetti. Artık Denizli gol için herhalde Bobo, Nobre, Batuhan üçlüsünden ikisini bundan sonra kullanmayı düşünür. Çok net olarak görüyoruz Beşiktaş’ta gol sıkıntısı had safhada.
Ertürk Yıldırım
12-12-2009, 14:44
Avrupa serüveni bitti
17 numaralı Krasiç iki maçta da bizi yedi, bitirdi. Adam, Rusya’ya da fazla bize de. 5 metrede iki metre fark atıyor. Üzülmez gücü yettiğince durdurmaya çalıştı. Ancak durdurulacak gibi değil. Sağdan gidiyor, soldan gidiyor, ortadan dalıyor.
Aslında ilk 20 dakika oldukça iyiydik. Top genellikle bizdeydi. 11. dakikada Tello ile mükemmel bir pozisyon da yakaladık. Dışarı atmak daha zordu. Tello zoru yaptı. Aynı Tello biz atağa çıkarken bir de top kaptırınca golü ağlarımızda bulduk. Tello maçın kader adamı oldu.
Adam adama markajla oyuna başladık. Her CSKA’lı oyuncunun başına bir bekçi koymuştuk. Ancak adamlar yer değiştirince allak bullak olduk, çorbaya döndük. Bekçilik yaparken karşı kaleyi unuttuk. Bobo’nun yardımına gidemedik.
10 NUMARA EKSİKLİĞİ HİSSEDİLDİ
20-45 arasında onlar oynadı, biz seyrettik. 10 numara tipi oyuncu eksikliğini fazlasıyla hissettik. Biz de gol işi yapacak olanlar Bobo ile Tello idi. Rakip ise 4 golcü (Krasiç, Dzegoev, Necid, Mamaev) ile üzerimize geliyordu. Mutlak kazanmamız gereken bir maçta neden ofansif yönü zayıf oyuncularla oynarız, anlamak çok güç.
Üç stoper (Sivok, Ferrari, Toraman) iki ön libero (Ernst, Fink) ile oynadık da ne oldu? Yine golü yedik. Korkunun ecele faydası yok. Bunu artık görmemiz gerekir. Yine sağlam defans yaptık. Büyük açıklar vermedik. Rakibin direncini çoğu kez kırdık. Fakat fazla adamla karşı kaleye gidemediğimiz için oyuna ağırlığımızı bir türlü koyamadık.
Fink belki de Beşiktaş’taki en iyi oyunlarından birini oynadı. Gel gelelim Mustafa Hoca kenara aldı. Tello hiçbir şey yapmadı, 86 dakika sahada kaldı. Bobo golünü attı fakat bildiğimiz görüntüsünden uzak.
Fizik kondisyonumuz yeterliydi. Son dakikaya kadar ayakta kaldık, diriydik, sağlamdık. İkili mücadelelerde de ezilmedik. Ancak Avrupa’da söz sahibi olabilmek için daha çok pozisyona girip, daha çok gol atmak zorunluluğundayız. Yoksa böyle dibe demir atar kalırız.
Grubumuzda güçlü rakipler vardı. İngiltere şampiyonu, Almanya şampiyonu ve Rusya’nın önemli bir takımı. Her şeye karşın yine de daha iyi bir pozisyonda olabilirdik. Fakat bir gerçeği de kabul edelim bu takımın Şampiyonlar Ligi’nde söz sahibi olabilmesi için en az 3-4 yıldız oyuncuya sahip olması gerekir. Bunu gerçekleştiremediğimiz sürece başarılı olamayız.
Avrupa serüveni bitti. Beşiktaş’tan bu kadar. Artık bundan sonra lige ve kupaya bakacağız.
Ertürk Yıldırım
12-14-2009, 08:42
Beşiktaş’ın mazereti yok
Zemin harika, hava tam futbol oynamak için. Gel gelelim her iki takım da futbolu çirkinleştirmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Mustafa hoca Nihat’ta ısrar ediyor. Hayırlı uğurlu olsun. Haydi ilk on birde oynattın, peki daha sonra bu oyuncunun hiçbir şekilde etkili olamadığını neden göremiyorsun? Pozisyona giriyor fakat vuruşları berbat.
Nihat en büyük özelliğini adeta inkar ediyor. Üst üste oynadığı kötü maçlar belli ki Nihat’ı sıfırlamış. Adeta toptan kaçıyor, ne hikmetse top da onu buluyor. Bir başka varlığı belli olmayan oyuncu Tello. Mustafa hoca tam 71 dakika kendisine nasıl tahammül etti doğrusu hayret! Eskiden duran topları iyi kullanırdı, şimdi onu da beceremiyor. Nihat kayıp, Tello da kayıp. Forvet olarak bütün her şey Bobo’ya kalıyor. Bir santrfor arkadaşlarından gerekli desteği alamazsa yapacağı fazla bir şey olamaz. Yine de çok güzel bir gol attı.
Beşiktaş’ın en büyük probleminin gol sıkıntısı olduğunu sağır sultan bile artık duydu. Nobre-Bobo ikilisini birlikte oynatmak için son 20 dakikayı mı beklemek gerekir? Mutlak galip gelmen gereken bir maçta yaratıcı özelliği olmayan Ernst ve Fink’i beraber oynatmak akıllıca bir iş mi?
Manisa’nın tek hedefi 1 puanı kapmak. Senin üzerine arada sırada geliyor. Ve sen, orta alanında karşı kaleye zor giden iki oyuncuyu oynatıyorsun. Benim aklım almıyor. Buna resmen bile bile lades denir.
BÜYÜK TAKIM BÖYLE OYNAMAZ
Son dakikalardaki doldur boşaltlardan medet ummak da büyük takıma yakışmaz. Güçlü organize ataklarla rakip kaleye gider ve işini çok önceden bitirir. Şansa bel bağlamaz.
İbrahim Toraman, Sivok, Ferrari ve İsmail dörtlüsüne ağzımı açıp tek olumsuz kelime etmem. Onlar görevlerini yaptılar. Zaten kendilerine de fazla iş düşmedi. Ancak bu dörtlünün dışındaki 6 oyuncu ve sonradan girenlerin takımlarına en ufak bir şekilde katkıları olmadı. Evet ilk yarıda Beşiktaş’ın 3-4 gol pozisyonu vardı. Fakat bu pozisyonlardaki son vuruşlar komediydi. Ya topu kaleciye nişanladılar ya da kuşlara gönderdiler.
Manisa’nın gücü belli. Gücü oranında koştu, mücadele etti, boğuştu. Sonunda da istediğini aldı. Onları elbette ayağa kalkarak alkışlarım. Ancak Beşiktaş’ın arkasına sığınacağı tek mazeret yok. İki puanı yetersizlikleri sonucu Manisa çimlerine gömdüler.
Kötü oynayarak her zaman 3 puan kazanılmaz. Bunu dün herhalde Beşiktaş çok iyi anlamıştır. Nerelerden nereye geldi. Eline geçirdiği bu fırsatı değerlendirmesini bilemiyor. İki haftada kaybettiği 4 puanı ileride çok arayacağı kuşkusuz. Mustafa hoca artık gerçekleri görmeli ve gol problemine bir çare üretmeli.
Ertürk Yıldırım
12-19-2009, 10:04
Falcı yanıldı
Mustafa hocamızın kehaneti son günlerde dipsiz kuyuya yuvarlandı. “Biz, CSKA'yı yeneriz, Manchester, Wolfsburg'u yenemez” dedi, tutmadı tam tersi oldu. “Sezonun ilk yarısını lider kapatırız” iddiasında bulundu, o da zora hem de epeyce zora girdi. Falcı yanıldı, umutlar bahara kaldı.
Son kehaneti 22. hafta… Diyor ki hocamız: “O haftada arzuladığımız yerde oluruz.”
Denizli'nin oturup ciddi ciddi bu hesapları yaptığını biliyorum. Bana bizzat bunu söyledi. Kendi takımının performansına ve maçlarına bakıyor, rakip takımları mercek altına yatırıyor ve böylece bir sonuca varıyor. Elbette burada Denizli'nin bilgi ve birikimi önemli faktör.
Aslında bu tahminlerde bulunmasının bana göre asıl nedeni, futbolcularının ve camianın umutlarını canlı tutmak. Bir yol haritası çiziyor ve hedefe kilitlenmelerini sağlıyor. Işığı hiç söndürmüyor. En kötü koşullarda bile özgüven aşılıyor. Denizli bu işi iyi yapıyor ancak çok inat olduğu da gerçek. Ne diyor hocamız: "Pozisyona giriyoruz ama son vuruşlarda zorluk yaşıyoruz."
Hissediyorum, Batuhan devre arasında kiraya verilecek. Bence bu, büyük yanlış olur. Nobre'yi son 15-20 dakikalarda oyuna sokmak da fayda sağlamıyor, sağlamaz da. Nobre oyuna ısınana kadar maç bitiyor. Topu o üç direk arasından geçiremedikten sonra pozisyona girmenin hiçbir anlamı yok. Bence çözüme gidecek yol, topu ağlarla buluşturacak oyuncu sayısını artırmaktan geçiyor. Bobo, Nobre, Batuhan üçlüsünden ikisiyle maça başlansa acaba etkinlik katsayısı artmaz mı? En azından böyle bir formül denenemez mi? Denizli bana bunun da sırasının geleceğini söyledi.
Dünyanın puanı kaybedildi, gol kısırlığı en üst düzeyde. Bilemiyorum daha ne bekleniyor? Tren kaçmıştı, yakalandı. Bir kez daha kaçarsa artık arkadan sadece nal toplanır.
Güiza'yı çok ararsınız
Ankaragücü maçından sonra Alex ne dedi: "Özer, hocamız Daum'a bundan sonra sıkıntı verecek. Tabi bu, tatlı bir sıkıntı olacak. Özer bu takımda yeri olduğunu çok net bir biçimde gösterdi." Pek çok yorumcu da Özer'i yere göğe sığdıramadı. Övgüler bol kepçeden dağıtıldı. "İşte gerçek 10 numara" diyenler bile çıktı.
Evet ben de Özer'i beğenenlerde-nim. Ancak 5-6 maç izleyip son kararımızı öyle versek acaba daha iyi olmaz mı? Yok hayır, biz insanlarımızı bir anda ya gökyüzüne çıkarırız ya da yerin 7 kat dibine batırırız. Hemen notumuzu veririz. 15 dakikada bir futbolcuyu tepeden tırnağa anlarız.
Peki, gencecik sporcularımızın, ağır yorumlar altında ezilip kalabileceğini hiç düşünmez miyiz? Erken kavrulmalarına, erken kaybolmalarına neden olmaz mıyız? Neden biraz sabır göstermeyiz? Durun bakalım daha dün bir bugün iki. Şöyle bir izleyelim Özer'i. Nedir bu acele.
Güiza'ya da aceleci davranıldığını düşünüyorum. “Atın gitsin” diyen öyle çok ki. İki hafta önce de yazmıştım, yineliyorum, Güiza Ocak'ta gönderilirse Fenerbahçe bu oyuncuyu çok ama çok arar.
Evet, adam suratsız. Hep ağlamaklı bir ifadeyle karşımızda. Sanki hayattan bıkmış gibi… Ve bir de hep şikayetçi. Son şikayeti pas alamamak. Hem de Alex gibi bir partner ile oynarken. Ne yapacaksınız adam böyle. Ancak kim ne derse desin önemli bir golcü. Ankaragücü maçında bir attı, bir attırdı.
Golcüler zor bulunur. Fenerbahçe elindeki malın kıymetini bilmeli. Onun mutlu olmasını sağlamalı. Güiza, Fenerbahçe'yi benimser, gitmeyi aklından çıkarır ve takımına tam anlamıyla bağlanırsa performansı kısa sürede çok yukarılara çıkar.
Vur patlasın çal oynasın!
Rijkaard, Lig TV'deki röportajında şunları söyledi: "Keita, takım için farklılık yaratacak yetenekte bir oyuncu. Ancak Fenerbahçe maçında gördüğü kırmızı kartla kredisini sıfırladı. Şimdi tekrar kredi kazanması gerekir." Harika bir saptama. Çok hoşuma gitti, bayıldım. Lider işte böyle konuşur. Çizgileri en belirgin şekilde ortaya koyar.
Rijkaard takımının en önemli oyuncusuna ve onun vasıtasıyla diğer futbolcularına şu ültimatomu veriyor: "Disiplinsizlikleri, sorumsuzlukları affetmem. Kendinizi vazgeçilmez zannetmeyin. Kimsenin gözünün yaşına bakmam."
Son haftalarda durmadan, "Komutan, komutan, komutan" diyorum. Futbolcu meydanı boş bulduğu anda hemen hükümdarlığını ilan eder. İşte Fenerbahçe'deki olaylar, alemler. Gel keyfim, gel! Saha içinde vur patlasın, saha dışında çal oynasın! Oh ne güzel! Bir el yağda, bir el bağda! Var mı böyle bolluk! Daum sezon başından bu yana ne etliye ne de sütlüye karıştı, olaylara seyirci kaldı. Yuttukça yuttu. Gelinen nokta ortada.
Keita'nın, Antalyaspor karşısında nasıl akıllandığını hepimiz gördük. Rijkaard'ın yanlışa hiç tereddüt etmeden ceza kestiğini anlamış. En ufak bir problem çıkartmadan maçı noktaladı. Kabadayılık görüntülerini tamamen rafa kaldırmıştı. Sadece futbolunu oynadı. Gol attı ve attırdı. Skora resmen damgasını vurdu.
Futbolcuya dönüş yaptırmak, "Eyvah, teknik patron bela, canıma okur" dedirtmek çok önemli. Bunu başaran teknik direktörler Rijkaard gibi ön plana çıkıyorlar. Diğerleri ise sadece günü kurtarmaya çalışan sıradan antrenörler kategorisine dahil oluyorlar.
HAFTANIN iNCiLERi
•Rijkaard: "Önemli olan şampiyonluk sözü vermek değil, onu yerine getirmektir."
- Bu taş Aziz Yıldırım'ın başını acaba acıttı mı?
•Rijkaard: "Kamera karşısında çok fazla bağıran hocalar bir şeyler saklıyorlar gibi geliyor bana."
- Bu taşların muhatabı da herhalde Yılmaz Vural ve Hikmet Karaman.
•Aziz Yıldırım geçen hafta hakemlere, "Aklınızı başınıza toplayın" demişti.
- Ankaragücü maçında çok net gördük, öyle bir akıllanmışlar ki!
•Adnan Polat: "Baros ön tarafta pres yapıp rakip defansı yoruyor."
- Tamam, Polatsilin de yolda.
•Gabriç: "Şenol hoca Broos'tan çok farklı. Şimdi nerede oynayacağımızı ne yapacağımızı biliyoruz."
- Vay yalaka vay!
•Nihat: "Bir gol atsam açılacağım."
- Aman fazla açılma boğulursun.
•Denizli: "Nihat mutlaka dönecek."
- Sabreden derviş muradına ermiş.
•Serdar Özkan: "Galatasaray ve Fenerbahçe maçlarında vurduklarım gol olsa şimdi kraldım."
- Evet doğru, halamın bıyıkları olsaydı...
•İspanyol Marca gazetesi: "Fenerbahçe, Santos'a küçük geliyor."
- Belli öyle küçük ki, kulübede bile zor yer buluyor.
•Ankaragücü Teknik Direktörü Fikret Yılmaz, son dakikadaki gollerinin sayılmaması üzerine: "Bizi sinek ikili yaptılar" dedi.
- Ah be Fikret kardeş, sen kendini Fenerbahçe'nin yanında kupa ası mı zannediyordun!
•Sinan Bolat'ın menajeri, "Dayanamayacağımız yüksek bir teklif ve 1. kaleci garantisi verilirse Türkiye'ye transferi düşünebiliriz" dedi.
- Vay be! Sen neymişsin be abi!
•Sivok, Manisa beraberliği sonrası, "Bu sonuç trajedi değil" dedi.
- Evet trajedi değil, komedi.
Ertürk Yıldırım
12-19-2009, 10:05
Hak ettiler kazandılar
Zemin ilk yarıda berbattı. Top sürmek olanaksızdı. Böyle bir ortamda futbol oynamak da çok zordu. İnce iş yapmaya kalkanlar sınıfta kaldı. İkinci yarıda zemin biraz daha iyiydi. Top kontrolü daha kolaydı. Ve top kullanılabiliyordu.
Zemin koşullarını Bursaspor ilk yarıda çok iyi değerlendirdi. Uzun toplarla Beşiktaş kalesine gitmek istedi. Fizik yönden de daha diri oyunculara sahipti. Özellikle de Volkan ve Sercan Beşiktaş defansını oldukça yıprattılar. Zaten Bursaspor'un golü de Volkan'ın bireysel girişimi sonucu gerçekleşti.
Beşiktaş'ta Tello ve Nihat bu sahanın adamı değillerdi. Dar alana sıkışıp kaldılar. Çalım atmak istediler bu kez de su engeline takıldılar. Orta alanın göbeğinde de Bursaspor daha güçlüydü. Hüseyin ve Bekir, Ernst ve Fink'e karşı üstünlük kurdular. Bu nedenle de dönen topları da Bursaspor aldı. Özetle ilk yarıda Beşiktaş sahada hiç yoktu. Zeminin esiri oldu.
İkinci yarıda zemin biraz olsun düzelmişti. Ve bunu Beşiktaş avantaja çevirdi. Daha iyi pas yapmaya, top çevirmeye başladılar. Teknik kapasitesi yüksek olan Beşiktaş hemen oyuna ağırlığını koyabildi. Ve artık her an gol kokuyordu.
Mustafa Denizli'nin ikinci yarıya Nobre ile başlaması çok yerinde bir karardı. Nihat'ı çıkarmak da doğruydu. Nihat hiçbir şey oynamıyor. Bir şey vermiyor. Eleştirilere küsüyor, sinirleniyor ancak gerçek Nihat'ın beklenen performansından çok uzak olması. Denizli bu oyuncuyu kazanayım derken Beşiktaş kaybediyor. Tello da aynen Nihat gibi hiçbir şey oynamıyor. Takımına en ufak bir şekilde eli değmiyor. Duran topları bile iyi kullanamıyor. Tello'da müthiş bir geriye gidiş var.
İlk yarıda Volkan karşısında zaman zaman zor anlar yaşayan İbrahim Üzülmez ikinci yarıda Volkan oyundan çıktıktan sonra çok rahatladı. Ve ataklara da çıkmaya başladı. Etkili ortalar yaptı. Bir tanesinde Bobo biraz dikkatli olsaydı Beşiktaş farkı açabilirdi. Zaten maçın kader anı bu posizypon oldu. Daha sonra Bursa iki gol atarak yeniden hayata döndü. Ertuğrul Sağlam'ın Volkan'ı çıkarmasına akıl sır erdiremedim. Volkan Beşiktaş'ı oldukça zorluyordu.
İkinci yarı karşılıklı gol pozisyonlarıyla geçti. Her iki takım da daha fazla sayıda gol kazanabilirdi. Beşiktaş defansı bu kez o eski sağlamlığında değildi. Özellikle de Ferrari sakatlanarak oyundan çıktıktan sonra büyük tehlikeler yaşadılar. Ve bunların birinde de İvan Ergiç'e engel olamadılar.
Hemen belirteyim Beşiktaş'ın kazandığı penaltı kararında hakem bana göre hata yaptı. Zapotocny'nin, İbrahim Toraman'a teması yoktu. Aynı Zapotocny Bursaspor'u galibiyete taşıyan adam oldu. Ertuğrul Sağlam'ı gönülden kutluyorum. Mücadeleci bir takım oluşturmuş. Ve de futbolun hem ofansif hem de defansif yönünü iyi uyguluyorlar. Hak ettiler kazandılar.
Ertürk Yıldırım
12-23-2009, 11:20
Beşiktaş seyretti
Önce ilk yarıya bakalım. Beşiktaş çoktan tatil havasına girmiş. Sanki lütfen çıkmışlar sahaya. Koşar gibi yapıyorlar, oysa yürümüyorlar bile. Elleri bellerinde Manisaspor'u izliyorlar.
45 dakikanın tamamında Beşiktaş'ın nasıl karşı kale önüne gidebileceğini, nasıl gol atabileceğini uzun uzun düşündüm. İşin içinden bir türlü çıkamadım. Bir takım 3-4 pas yapmaz mı, ayıp olmasın diye 1-2 şut atmaz mı? Yok, yok, yok… Bitmiş, yok olmuş bir takım. Topu ve rakibi sadece gözleriyle takip ediyorlar.
Manisa, ilk sinyali 7. dakikada verdi. İsmail araya girmeseydi, daha o dakikada skor tabelası değişirdi. 19. dakikada Simpson da Beşiktaş'a "Dikkat gol yemek üzeresiniz" mesajını açık ve net bir biçimde verdi. Kartal, yine oralı olmadı. Tek kişi kıpırdamadı. Düşünün 38'de golü yediklerinde bile durumun farkında değillerdi. Dükkanı kapatıp öyle gelmişler Manisa'ya.
Manisaspor, ilk yarıda tek başına oynadı. Savunmasında yan gelip yattı. Hiç zorlanmadı. Üzerlerine gelen yoktu ki… Oyunun dümenini de hep elinde tuttu. Tempoyu ayarlayanlar da onlardı.
Mustafa hocanın ikinci yarıya iki değişiklikle başlaması elbette doğruydu. Aslında oyuncu değiştirmede sınırlama olmasaydı, Denizli'nin 11 oyuncuyu birden kenara alması gerekirdi. Maşallah! Hepsi birbirinden kötüydü. Seç, seç, al… Her şeyin bir sınırı var. Bu denlisine de şaşırmamak elde değil.
TABATA OYNAMIŞ!
Beşiktaş, son bölümde ofansif yönde biraz etkiliydi. Fakat defansif yönde felaketti. Manisaspor, elini kolunu sallayarak deneyimsiz Korcan'ın burnuna kadar geliyordu. Hiç kimse Korcan'ı hedef almasın. Kadroya hiç girmeden takımının maçlarını tribünden izleyen bir kaleci elbette kaleyi devraldığı ilk maçta yanlışlıklar yapacak, deneyimsizliğinin kurbanı olacak. Ancak bence asıl suçlular takım savunmasını beceremeyen, rakibe pek çok pozisyon veren futbolculardı. Ferrari'nin yokluğu bu denli mi etkiledi?
Tabata, ilk 45 dakikada oynamış. 'Oynamış' diyorum çünkü ben göremedim. Arkadaşlar söyledi. Oh ne güzel! 8 milyon euro çıra gibi yandı! Vah, vah, vah! Tello da 77 dakika görev yaptı. Goldeki asistini hatırlıyorum. Peki başka ne yaptı? Ne Tabata'sı ne Tello'su. Beşiktaş'ta hiçbir futbolcu dün Manisa'da değildi. Böyle bir ortamda da yenilmeleri gayet doğaldı.
Ertürk Yıldırım
01-06-2010, 11:44
SERCAN KUYRUĞU!
Transfer haberleri havada uçuşuyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bir bakıyorsunuz, bir futbolcu, X takımına gitti, gidiyor. Ertesi gün hemen bir yalanlama: “O futbolcuyla ilgimiz yok”.
Gökhan Ünal bir gün Galatasaray`da, diğer gün Fenerbahçe`de. Bu haberlerin hemen sonrasında Trabzonspor`un futbolcusuna sahip çıkışı… Burada birinci amaç, işler ters gider de Gökhan kulüpte kalırsa “Zaten biz bırakmıyorduk” demek. İkinci amaç da, sahip çıkar gibi görünüp müşteri kızıştırmak, fiyatı artırmak.
Halk pazarlarında bile görülmeyecek çeşit çeşit pazarlama yöntemleri… Anadolu`nun gözü açıldı. İstanbul`un üç büyüğünün eli nasıl olsa hep cebinde. Çil çil para saçıyorlar. Neden onlar da bu furyadan nasiplerini almasınlar? Bonservisler 5 milyon eurodan başlıyor, 10 milyon euroya yaslanıyor. Bedava beyler bedava! Haydi, son turfanda bunlar!
Şu anda en kıymetli olan Sercan. Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe kuyrukta! Aman efendim bir kapışma bir kapışma! İki futbolcu + 3 milyon euro… Hadi canım sen de, ayıp, ayıp! Yükselt yükselt… Peki, o zaman 3 futbolcu+ 5 milyon euro… Düşünelim biraz… Vay be, şu çıldıran kulüp yöneticilerine ve rakamlara bir bakın hele. Şaka gibi. Mehmet Topuz 10, Tabata 8, Sercan ise yukarıda belirttiğim gibi. Peki bu değerleri kimler ve nasıl belirliyorlar? Böyle bir borsa mı var?
Serdar Özkan, Batuhan bir çırpıda kapının önüne konuyor. Batuhan için, “yaramaz çocuk” deniyor. Sercan için daha da fazlası söylenmiyor mu? Sercan bu sezon 12 lig maçında 807 dakika oynamış, sadece 2 gol atmış… Ve 3 büyük kulüp astronomik rakamlarla Sercan`nın peşinde.
Mustafa Denizli Batuhan`a bir türlü ısınamadı. Hoca talebesiyle iç içe. Elbette bir bildiği var. Demek ki birliktelik yürümüyor. Tamam kabul, ancak satmak niye, ver kiraya bir yarım sezon daha izle bakalım. Galatasaray Arda`yı öyle kazanmadı mı?
Arda deyince aklıma geldi. Beşiktaş altyapısının başındaki Gökhan Keskin demiş ki, “Nasıl Arda Manisa`ya giderek takımının değişmez ismi olduysa, bizde de aynı başarıyı gösterecek 3-4 Arda var.” Sergen de benzer laflar etmiş. Oh ne güzel, Beşiktaşlının gözü aydın olsun. 3-4 Arda, Beşiktaş`ın köşeyi dönmesi, geleceğe güvenle bakması demektir.
Şimdi soruyorum; Kim bu çocuklar ve hangi kulüpler bu çocukları istiyor? Tespit doğruysa haydi hemen kiralama işlemine başlayın ve bu çocukların gelişmesini sağlayın.
Ertürk Yıldırım
01-13-2010, 14:21
Elde kaldı Süper Lig
Ferrari ve Sivok’un ne denli önemli olduğu bir kez daha anlaşıldı. Bu ikili yok ve daha 26. dakikada skor 0-3. Eh maşallah! Kasımpaşa, Beşiktaş kalesine her gidişinde altın buldu, hiç boş dönmedi. Kartal’ın özellikle göbeği tam bir maden. Kasımpaşa işledi de işledi.
Havada da işler Beşiktaş için hepten berbattı. Kasımpaşa’nın ilk iki golünü atan Merthan ve Cenk’in bu pozisyonlarda yanlarında tek siyah-beyazlı oyuncu yoktu. Beşiktaş kibar takım. Rakibini rahatsız ederler mi hiç? Kasımpaşa’nın ikinci golünde yeni transfer Ramazan Özcan da müthişti! Boşa çıktı, kalesini boşalttı ve Cenk’e bir kıyak da o yaptı.
Ne biçim iş bu? Kaç gündür kamptalar. Antalya’dan gelip ilk resmi maçlarına çıkıyorlar ve yürüyerek oynuyorlar. Hem de “Kupaya tamam mı yoksa devam mı” dedikleri bir maçta. Sanki kupada yol almak istemiyorlar.
Herkes Nihat’ın dönüşünü bekliyor. Ne yazık ki bu oyuncu her geçen gün daha da kötüye gidiyor. İki pas yapamıyor, pozisyona girmek istemiyor. Sorumluluk almıyor, toptan kaçıyor. Hayret ki hayret. Hiç futbol oynamamış gibi. Tello da dökülüyor. Duran topları bile iyi kullanamıyor. Top tekniği mükemmel Yusuf zaman zaman inanılmaz “Kazmalıklar” yapıyor. Nihat yok, Tello yok, Yusuf bir var bir yok. Peki bu takım karşı kaleye nasıl gidecek? Ve orada nasıl etkinlik sağlayacak?
SAFRALAR ATILMALI
Mustafa Hoca inadına devam ediyor. Nihat ısrarı çok pahalıya mal oluyor. Çift santrfor uygulamasını benimsememenin faturası da ağır oluyor. Son 15-20 dakikalarda Nobre’yi oyuna alarak hiçbir şey yapamazsın. Nobre-Bobo mutlak suretle ilk on birde oynamalı.
İkinci yarıda oyuna giren Holosko da artık tamamen düzelmiş. Bir forma da ona verilmeli. Genç Necip ikinci yarıda oyuna girdi ve çok da iyi oynadı. Bu çocuk göz ardı edilmemeli. Ayakları yumuşak, topu iyi kullanıyor. Ayrıca kesici özelliği de var. Ne yani Fink veya Uğur İnceman bu çocuktan daha mı iyi? Tello’yu da kulübeye çekmenin zamanı geldi. Safralar atılmalı yola sağlamlarla devam edilmeli.
Kupa büyük olasılıkla gitti, elde kalan sadece Süper Lig. Bunun kıymeti bilinmezse bütün bir sezon boşa harcanmış olur. Artık gerçekleri görmenin zamanı geldi. Radikal kararlar alınmazsa hayal kırıklığı daha da büyük olur.
Yılmaz Vural’a helal olsun. Kasımpaşa mükemmel oynuyor. Hem gole gidiyor hem de kendi kalesini çok iyi koruyor. Topu hiç boşa kullanmıyorlar. Hep ayağa pas yapıyorlar. Oyunu çirkinleştirmeyi hiç düşünmüyorlar. Futbolun gereklerini harfiyen yerine getiriyorlar. Bileklerinin hakkıyla kazandılar.
Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 14:22
Oh kebap!
İlk 40 dakikada sıkıldım, patladım, sinirlendim. Futbol diye bize sunulan orta oyunu bile değildi. Gazetemde bu maç için bana ayrılan bir yer var. Ve ben bu yeri dolduracağım. Büyükşehir Belediye'nin üstün mücadele gücü dışında ne yazabilirim? Hep olumsuzlukları yazmaktan bıktım. O kötü, şu kötü, bu rezalet. Ne yazık ki başka çarem de yok. İzlediğimi allandıra pullandıra mı sizlere aktaracağız.
Beşiktaş'a bakıyorum, öyle kombine ataklardan falan vazgeçtim, doğru dürüst 3-4 pas bile yapamıyorlar. Takım halinde berbatlar. Tek tek de maçın kaderini etkileyebilecek görüntüde değiller.
Beşiktaş, sağ kanatta biraz iyi gibi... Holosko-Ekrem ikilisi daha hareketli. Ancak sol tamamen kayıp. Tello dökülmeye devam ediyor. Faydası hiç yok, zararı pek çok. İsmail de havalanmış gibi. Futbolu sadece çalım olarak mı değerlendiriyor. Bobo oynuyor mu yoksa oynamıyor mu belli değil. Tek olumlu 39. dakikada sol çarprazdan attığı ve kaleci Hasagiç'in kurtardığı şut. Onun dışında ara ki bulasın...
NECİP NE YAPSIN?
Ernst-Fink-Necip üçlüsü ortada şaşkın şaşkın dolaşıyor. O hep övgüyle söz ettiğimiz Ernst bile piyasada yok. Necip ne yapsın, çocuk ağabeylerinden en ufak bir yardım alamıyor ki... 40-50 dakikaları arasında birden bire tempo kazanan bir futbol, beraberinde de her iki takımın girdiği 3'er pozisyon... Ve İskender'in golü. Olimpiyat Stadı'nda futbol adına sergilenen sadece işte bu 10 dakikalık bölüm. Bunun dışında yerlerde sürünen bir futbol. Yediği golden sonra Beşiktaş daha da berbat, en ufak bir etkinliği yok. Yürüyerek oynayan futbolcular... Adeta "Maç bitse de bir an önce eve gitsek" der gibi bir halleri var. Sanki lütfen çıkmışlar sahaya. Tamamen angarya olarak gördükleri bir maç. Büyükşehir Belediye'de eksikler oldukça fazla ancak koşan, boğuşan ve kazanmayı daha çok isteyen onlar. Koştuğun anda ne eksik fark ediliyor, ne de rakibin kalitesi. Onlar istediler ve kazandılar. Oh kebap! Kartal Avrupa'dan sonra kupaya da el salladı. Gel keyfim gel! Bundan sonra hafta araları ayaklarını uzatıp istirahat edecekler! Ne güzel 3'te sıfır. Aferin hepinize çok yakıştı!
Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 14:23
Özak bu işi bitirir
Şike, teşvik ve bahis dedikoduları yıllardır bitmek bilmiyor. Ve ne acıdır ki ceza kanunumuzda bu ahlaksızlıkların cezası yok. Düşünebiliyor musunuz, adam sahtekar ve siz ona dokunamıyorsunuz. Ne dehşet verici bir durum. Adamlar her türlü rezilliği yapıyor ve sonra ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor. Ne hapis ne de para cezası. Oh gel keyfim gel!
Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Faruk Özak'ın geçtiğimiz günlerde verdiği bir söz var: "Bunun kökünü kazıyacağız." Özak'ı yıllar öncesinden futbolculuk döneminden çok iyi tanırım. Bir dürüstlük abidesidir. Sportmenlik, onun olmazsa olmazıdır. O nedenle yüzde yüz inanıyorum ki Özak bu kanunu en kısa sürede çıkarır ve pislikleri futbolumuzdan silip atar.
Elbette bir de şiddet olayları var. Tribünler anarşist yuvası olmaya başladı. İğrenç küfürler, koltuk parçalamalar, sahanın içine yabancı madde fırlatmalar, gırtlak gırtlağa kavgalar, ayrımcı sloganlar... Ne ararsan hepsi dört dörtlük! Baksanıza Yıldırım Demirören geçen gün, "Tribünlerde kanunsuz işlere karışanlar var" ihbarında bulundu.
Son birkaç aydır bazı kimselerin statlara girmesi yasaklandı. Bunun ne kadar denetlendiğini de doğrusu merak ediyorum. Faruk Özak'ın ve Futbol, Basketbol, Voleybol Federasyonu başkanlarımızın bu konuda da çok hassas olduklarını biliyoruz. Yeni yasa taslağının bir an önce çıkarılmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.
Şike, teşvik, bahis düzenbazlığı ve şiddetin tamamen biteceğini elbette düşünemeyiz. Ancak caydırıcı yasalarla, ağır hükümlerle asgariye indirilebilir. Yakalananlar tesellimiz olur. En azından herkes meydanın boş olmadığını ve yaptığının yanına kar olarak kalmayacağını anlar.
Kalksın bu sınır
Son günlerde "Yabancı futbolcu serbest bırakılsın" rüzgarı esiyor. Harika, nihayet kulüplerimizin büyük çoğunluğu uyandı. Yıllardır bunu yazıyor ve söylüyorum.
Neymiş, sınırlamanın kalkmasından öncelikle ulusal takımımız etkilenirmiş. Genç yeteneklerimiz forma şansı bulamazmış. Onların önü tıkanırmış. Türk futbolu ölürmüş. Vay be ne görüşler!
Avrupa'nın en ileri ülkelerinde hiçbir yasaklama yok. Peki onların futbolu nasıl oluyor da her geçen yıl daha da keyif veriyor ve ulusal takımları güçlerinden hiçbir şey kaybetmiyor.
Bırakın bu masalları. Kulüpler düzeyinde Avrupa ile başa baş mücadele etmek istiyorsak, önce onlarla eşit silahlara sahip olmalıyız. Adamların kadrolarında 10-15 yabancı var. Biz 8'de demir atmış durumdayız. Kaleşnikof'a karşı Kırıkkale işler mi?
Efendim bir sakınca da şuymuş; yabancı futbolcu serbest bırakılırsa paralar boşa harcanır, ülkemiz Avrupa'nın çürükleriyle dolup taşar ve kulüplerimiz iyice batarmış. Seçmesini, iyiyi transfer etmesini bilmeyen, aptal yöneticilerin, aptal teknik adamların kulüpleri batsın, yok olsun gitsin. Zaten onlara hangi uygulama ile yaklaşırsanız yaklaşın boşuna. Onlar, bu işin uzmanı olmadıkları ve uzmanlara bırakmayı da düşünmedikleri için her durumda dibe vurmaya mahkumlar. Bilgisizlerin yönettiği kulüpler yüzünden, parayı kullanmasını bilen kulüplerimize kısıtlama getirmek saçmalık değil de nedir?
Kısıtlamanın bir başka sakıncası da, kulüplerimizin transfer edip beğenmedikleri oyuncuları kontenjanı boşaltmak için bedava, hatta cebine para koyarak göndermeleri. Alırken ver, yetmiyormuş gibi gönderirken de cebini doldur. Oh ne güzel!
Sınırlamanın kalkması ayrıca yerli futbolcularımızın piyasasını da normale indirir. Nedir o, 7, 8, 10 milyon eurolar. Hadi canım sen de! Ülkemizde bu paraları edecek futbolcu yok (Arda dışında). Herkes havalarda uçuyor. Kontenjan konusu ortadan kalkarsa yerli oyuncularımızın da ayakları yere basar. Astronomik rakamlar artık telaffuz edilmez.
"Sınırlandırma kalksın ancak bazı kriterler getirilsin" görüşüne de karşıyım. Futbolcunun yaşı olmaz. Öyle 35 yaşında futbolcu vardır ki değme gençlere taş çıkartır. Kendi milli takımında oynama şartı da bana göre saçma. Dedim ya, seçmesini bilmeyen kulüp batsın, işini bilen de ayakta kalsın. Kalan sağlar bize yeter.
ARTIK DEĞİŞİM ZAMANI
Mustafa Denizli, kupaya el salladıkları Büyükşehir Belediye maçından sonra öfkesini şu sözlerle dile getirdi: "Sorunlarımızı bertaraf edemezsek, bazı futbolcularımızı bertaraf edeceğiz."
Oh be nihayet... Doğru olan işte bu. Acırsan, acınacak duruma düşersin. Kazanmaya çalışmanın da bir sınırı var. Dönüş yapmayı bilmek hünerdir. İşler yolunda gitmiyor. Başka uygulamaları denemek gerekir. Sanırım artık o gün gelmiştir. Geri sayım tüm hızıyla devam ediyor.
Acaba sistemde bir değişiklik düşünülemez mi? İşte hep beraber görüyoruz, şu ana kadarki diziliş ve oyun anlayışı, ne futbolu güzelleştiriyor ne de skora yansıyor.
Sevgili hocam, vazgeçemediğin bazı futbolcuların bekleneni veremiyor. Fazla ısrar hem sana hem de kulübüne kaybettiriyor. Artık değişme zamanı. Artık yeni isimlere, yeni arayışlara yönelme zamanı. Avrupa ve kupadan sonra elde tek kuş kaldı. Bu da uçar giderse tüm sezon boşa kürek çekilmiş olur.
Hocam, önce şu Delgado işini lütfen bir an önce bitir. Bıktık artık. Kalacaksa kalsın, gidecekse gitsin. Delgado kaldığında da gidecek tek isim herhalde Tabata olacak. Neden Tabata diyorum, çünkü bu oyuncuyu genellikle oynatmıyorsun. Son Büyükşehir Belediye maçından sonradan bile oyuna sokmadın. Demek ki hiç düşünmüyorsun. Sadece bonservisine 8 milyon euro verilen bir oyuncuyu 5 ayda postalamak elbette tiraji-komik bir olay. Ancak başka çözüm de görünmüyor. Aslında Tabata gönderilse de dert gönderilmese de. Yukarı tükürsen bıyık aşşağı tükürsen sakal.
Çok ama çok yanlış işler yapıldı. Bu sezon transfer edilen 9 oyuncudan sadece Ferrari dikkatleri çekti. İbrahim Kaş ve Fink de eh işte. Diğerleri figüran bile olamadılar. "Beşiktaş neden kötü durumda?" sorusunu bu durum gayet net bir biçimde açıklıyor. Gelenleri Mustafa Denizli takıma motive etmeye çalıştı, olmadı. Fazla ısrar edilince de dişliler ister istemez kırıldı. Ve ortaya bu tablo çıktı. Şimdi yapılacak tek iş "Silbaştan."
OFLUYUM YA! (2)
Dört büyük kulübümüzün ilk yarı karnelerini inceledim ve içlerinden bir karma yaptım. İşte o karma:
Volkan-Gökhan Gönül, Sivok, Ferrari, İbrahim Üzülmez-Ernst, Emre Belözoğlu-Arda, Alex, Kewell-Nonda (Güiza).
Çok uğraşmama, çok istememe rağmen ne yazık ki bu karmaya gördüğünüz gibi Trabzonspor'dan tek oyuncuyu alamadım. Biliyorum, Trabzonlular bana yine, "Sen ne biçim Oflu'sun?" diyecekler.
Ne yapayım, kimi alabilirdim ki? Haydi söyleyin, bana bir isim önerin. Doğruya doğru demez ve yanlışları objektif bir biçimde ortaya getirmezsek her şey daha da kötüye gider. Ne yazık ki durum aynen böyle sevgili hemşehrilerim.
A'dan Z'ye yanlış!
Baros yanlış ameliyat edilmiş. 2 ay daha sahalarda yok. Mehmet Yıldız yanlış ameliyat edilmiş ve ağrıları varken dinlenmemiş, süre bundan dolayı uzamış. Delgado için de çeşitli söylentiler var. "Yanlış ameliyat deniyor" deniyor. "Geç ameliyat" deniyor. Ameliyat sonrası iyi bir rehabilitasyon dönemi geçirmediği söyleniyor. Deniyor da deniyor.
Bu oyuncuların maliyetleri milyon eurolar. Böylesine yüksek paraların döndüğü trilyonluk bir endüstride bu tür hatalar nasıl yapılabiliyor? Organ nakli olanların bile kısa sürede ayağa kalktığı, tıbbın hızla geliştiği bir dönemde nasıl oluyor da iyileşmeler bu denli uzayabiliyor. Burada suç ya kulüplerimizin doktorlarında ya da futbolcularda. Demek ki bu yönde de çağın çok gerisindeyiz.
Yılda 2,2.5 milyon euro verdiğin oyuncu, hatalar nedeniyle istirahatte. Dünyanın hiçbir tarafında böyle bir sorumsuzluk görülmez. A'dan Z'ye hepsi yanlış. Böyle gelmiş peki böyle mi gidecek?
Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 14:24
İki sülaleyi kurtardık
Bilindiği gibi Fenerbahçe, Aragones'le yıllığı 3 milyon eurodan 2 yıllık sözleşme yapmıştı. İlk yılın sonunda gönderince de hocasının cebine bir 3 milyon euro daha koydu.
Geçenlerde Aragoes doğduğu yer olan Alcobendas'taki bir yerel gazeteye bizi müthiş (!) sevindiren açıklamalar yapmış. "Para sorunum yok. Fenerbahçe'den aldığım para torunlarımın bile geleceğini kurtarır. Geziyorum yürüyorum hayatımdan çok memnunum" demiş.
Dedeciğim biz işte böyle bonkör bir milletiz (!). Senin mutlu olman bizi de ne kadar sevindiriyor bilemezsin. Bol bol gez, eğlen. Gördün mü Fenerbahçe seni düşündüğü gibi torunlarını da düşündü(!) Bizim kulüplerimiz büyüktür, çok büyüktür(!) Büyüklüğüne yakışır ödemelerde bulunur(!)
Taa İspanya'lardan kalkıp gelmişsin. Seni mağdur eder mi? Gelirken de cebini doldurur, giderken de.(!) Yaşıtlarından muhtaç olan başkaları varsa, ne olur onları da gönder(!) Biz geleni boş döndürmeyiz(!) Bu yönde kimse elimize su dökemez(!) Parayı adamın alnına yapıştırırız(!) Misafirperverlikte üstümüze yoktur(!)
Bir dakika, sadece Fenerbahçe mi... Beşiktaş'ın Del Bosque'yi yedirip içirip, en iyi yerlerde ağırladıktan kısa süre sonra memleketine postalayınca 8 milyon euroluk bir hediye paketini eline sıkıştırdığını nasıl unutabiliriz(!) Bence Beşiktaş Fenerbahçe'den daha büyük(!) Onlar 8 milyon euro ile rekor kırdılar(!) Kara Kartal adamı işte böyle sollar(!) Ne muhteşem(!) bir yarış değil mi? Del Bosque'nin sülalesi kalabalık mı değil mi bilemem. Ancak onların da yedi ceddinin artık parasal yönden sırtı yere gelmez(!)
Hey gidi hey, Anadolu kulüplerimizdeki yerli teknik direktörlerimiz aklıma geldi. Çoğu, maaşlarını zor bela alıyorlar. Olsun onlar bizim çocuklarımız(!) Aman yabancılara en ufak bir yamuk yapmayalım(!)
Yıktı perdeyi eyledi viran
"Maddiyatçı yönümün olduğunu söyleyen, Allah'tan korksun. Yönetim kurulumuzda benim kadar Trabzonsporlu var mıdır? Buna Ünal Karaman da dahil. Çok zarar vereceğini düşündüğüm bazı tehlikeli şeyler var. Farklı gelişmeler olursa onları da konuşmak zorunda kalırım"
Bu sözler Fatih Tekke'ye ait. Esmiş, gürlemiş kendince. Ağzına geleni söylemiş. Sözüm ona savunmasını yapmış.
Fatih, işin içine Trabzonspor yönetimini ve hatta Ünal Karamanı da dahil ederek sınırı fazlasıyla aşmış. Hele hele "Açtırmayın ağzımı, dökerim kirli çamaşırları" şeklindeki tehdidi korkunç. Tekke, açıklamalarıyla her şeyi bitirmiş. Yıkmış perdeyi eylemiş viran. Şenol Güneş'in, "Kapıyı sert kapatan bir daha açamaz" sözüne ben de katılıyorum. Fatih, talihsiz bir konuşma yapmış, hiç yakışık almamış,
Öyle zannediyorum ki Trabzonsporlu taraftarlar da Fatih'in bu sözlerini sıcak karşılamamıştır. Nitekim tribünler Sivasspor maçında hiçbir şekilde Tekke tezahüratı yapmadı ve de maçın başında net gol pozisyonlarını değerlendiremeyen Umut'a dört elle sarıldı. Doğru olan işte bu. Gol atanı, iyi oynayanı herkes alkışlar. Taraftarı taraftar yapan, kötü oynayanın, hata yapanın, gol kaçıranın, şanssız gol yiyenin yanında olmaktır.
Umut o golleri kaçırdıktan sonra protesto edilseydi, hele hele "Fatih Tekke" sloganları atılsaydı çökerdi ve daha sonraki o 2 golü gerçekleştiremezdi. Bravo Trabzonspor taraftarına.
Tribündeki virüsler
Nonda penaltıyı golle sonuçlandıramadı, 3-5 dakika sonra da kötü bir vuruş yaptı ve tribünler hemen ayağa kalktı.Yuuuh(!) Ben Nonda'ya değil, bu şekilde bağıranlara "Yuuh" diyorum. Dünyanın en gözde oyuncuları da penaltı kaçırıyor, boş kaleye topu yuvarlayamıyor. Gol atmayı, futbolcu tribünlerdekilerden bin kat daha fazla ister. Kendi taraftarının protestosu futbolcuyu öldürür bitirir. Bunu defalarca yazdık. Sen söyle, sen işit. Bu şekilde davrananları, takımı çökertmek için tribünleri işgal eden virüsler olarak değerlendiriyorum. Her şeyin ötesinde Nonda'nın özel bir durumu var. Son günlerde "Gitti gidiyor" lafları ortada cirit atıyor. Nonda'da moral sıfır. Psikolojik olarak kırılma noktasında... Ve bir de tribünden darbe. Bu ne insafsızlık, bu ne gaddarlık, bu ne hainlik böyle.
Nonda iki dizinden büyük ameliyatlar geçirdi. Galatasaray, her şeyi bilerek bu oyuncuyu transfer etti. Nonda Cimbom'a silah çekerek gelmedi... Ve Nonda özellikle bu sezon son derece başarılı. UEFA'da 7 maçta 7 gol, Türkiye Kupası'nda 3 maçta 2 gol, Süper Lig'de de 13 maçta 7 gol. Daha ne istiyorsunuz? Ayrıca bu Nonda, mükemmel bir profesyonel. Oyna diyorlar oynuyor, otur diyorlar oturuyor, gıkı çıkmıyor. Hem Nonda hem de protestoyu yapan Galatasaraylı taraftarlar adına üzüldüm. Diğer kulüplerimizde de benzer görüntülere sıkça tanık oluyoruz. Lütfen artık bu çirkinliği terk edelim.
Ah Burak, ah Emreciksin...
Dünyanın en kolay işi suçlamak. Burak Yılmaz, Fenerbahçe'deki günleri için Aragones'i suçlamış da suçlamış. "Guiza'nın yarısı kadar şans verilseydi, Fenerbahçe'de oynardım. Aragones, Alex'i bile oynatamadı" şeklinde konuşmuş.
Gökhan Emreciksin de "Fenerbahçe'ye transfer olduğumda Aziz Yıldırım 'hayırlı olsun' bile demedi. Aragones de çok soğuk davrandı" savunmasını yapmış. Hep teknik direktörler suçlu, hep yönetimler suçlu. Peki be çocuklar şöyle dönüp aynada bir de kendinize bakmaz mısınız? "Acaba biz Fenerbahçe'de neden tutunamadık?" diye kendinizi sorgulamaz mısınız? Bazı yanlışlarınızın olduğunu kabullenmez misiniz? "Gökhan Gönül nasıl takıma yerleşti de biz neden dışlandık?" demez misiniz? Aahh aahh ahh !.
MAÇ VARMIŞ(!)
Vay be Beşiktaş'ın bugün (dün) Ziraat Türkiye Kupası maçı varmış. Gazetem son anda arayıp söylemeseydi haberim bile olmayacaktı. "Maç ile ilgili bir şeyler yazmak ister misin?" diye sordular. "Teşekkür ederim almayayım" dedim.
Beşiktaş, 3'te 0. Kara Kartal yıllar sonra rekor kırdı. Peki, bu ne maçı? İster misiniz biri çıkıp da "para maçı" desin. Haa, tamam kazanan 100 bin dolar götürecek. Oh be ne para ama(!) bozdur bozdur harca(!)
Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 14:26
Kongreden mesajlar
Kötü söz yok. Hakaret yok. Kavga dövüş yok. Bölünme yok. Demirören ve Aksu taraftarlarının birlikte gerçekleştirdikleri Beşiktaş tezahüratları var. Alkış, saygı, zerafet var. Sportmenlik var.
Önce Murat Aksu'yu kutluyorum. Ciddi bir rakip olduğunu gösterdi, çıtayı hemen yükseltti. "Profesyonel birimler ve kurumsallaşma" diyerek çok önemli bir hamlenin zorunluluğunu vurguladı. "Kemerlerimizi sıkacağız" sözüyle borcun azaltılmasını hedef aldıklarını belirtti. "Beşiktaş'a hizmet için göreve talibim" dedi ve büyük ilgi gördü. Keşke kongreyi erken terk etmese ve yeniden seçilen Yıldırım Demirören'i kucaklayarak kutlayabilseydi. Neyse bunu da moral bozukluğuna verelim.
Şimdi gelelim kazanan tarafa... Demirören ailesini göğsüm kabararak izlemeye devam ediyorum. Baba Demirören, anne Demirören, Başkan Demirören, çocuklar ve "İnönü'deki maçlara gidecek misiniz?" sorusuna, "Orası benim evim" diyen Beşiktaşlıların First Leydisi Revna Demirören.
Görkemli bir aile tablosu. Bağlılık, dayanışma, birliktelik. 15 saatlik nöbet. Yenilenen güven oyu. Paylaşılan mutluluk. Demirören ailesi bizlere gerçekten çok özel ve de örnek sahneler sunuyor. Dileğimiz tribünlerde de benzer görüntülere tanık olmamız.
4506, yüksek çok yüksek bir rakam. Her yaş grubundan çoğunluğu sağlayarak 20-0'lık bir sandık başarısı da büyük olay. Ancak karşıda da tam 2837 oy var. Ciddi bir uyarı. Güçlü bir sesleniş. Dikkat mesajları. Demirören, "Yanlışlarımız, hatalarımız oldu. Dersimizi aldık. Bundan sonra profesyonellerle çalışacağız" açıklamasını kongre öncesinde sık sık tekrarladı. Evet, yanlışlar oldu, hatalar oldu. Bunların tespit edilmesi sevindirici. Artık dönüş yapmak şart.
Öncelikli konuları şu şekilde sıralayabiliriz:
1-) Metin Tekin'in genel koordinatör olarak işin başına geçeceği söyleniyor. İsim önemli değil. Ancak düşünce mükemmel. Şu da unutulmamalı, bu koordinatör, geniş yetkilerle donatılmaz ve altında profesyonel birimler bulunmazsa hiçbir işe yaramaz.
2-) Transfer furyası artık bitmeli. Hemen 12 ay çalışacak geniş bir profesyonel ekip oluşturulup faaliyete geçirilmeli. Bu ekip, Mustafa Denizli ile en kısa sürede bir toplantı yapıp gelecek sezonun stratejisini belirlemeli.
3-) Amatör şubelere sponsorlar bulunacağı söyleniyordu. Borcu azaltmak için çarelerden biri de bu. Hemen girişimlere başlanılmalı. Derneklerin de desteği sağlanmalı.
4-) Asbaşkan Ertunç Soğancıoğlu'nun söylediği gibi, 'mali disiplin'e daha çok dikkat edilmeli. Masraflarda kısıtlamaya gidilmeli. Kadro şişkinliğinden söz ediliyor. Doğru ise önlemler alınmalı.
5-) Bedava bilet ve bedava seyahat devri tamamen bitmeli.
6-) İnönü Stadı'nın yapımı, yılan hikayesine dönmeden bir an önce çözüme kavuşturulmalı.
7-) Her gruba, her derneğe eşit mesafede durulmalı. Ayrımcılık, kayırmacılık yapılmamalı. Böylece tribünlerdeki bölünmenin de önüne geçilmiş olur.
Evet, 3. Demirören devri başlamış bulunuyor. Umarım, Demirören'in de söylediği gibi gereken dersler alınmıştır. Umarım, seçimden önce de belirttiğim gibi tüm camia kazananın etrafında bütünleşir. Tribün protestoları artık sona ermeli. Şimdi artık tek ses, tek nefes olma zamanı.
Fener'de kadro sefası
Kadro zenginliğinin ne denli önemli olduğunu Fenerbahçe bir kez daha vurguladı. Sivas'a korku senaryoları eşliğinde gittiler. 4 sarı kart cezalısı, (Emre, Cristian, Santos, Lugano) pek çok Fenerbahçeli'nin ağzını yüreğine getirdi. Ancak gördük ki sarı-lacivertliler antrenman rahatlığında bir maç oynayarak güle oynaya İstanbul'a döndüler. Kulübe kıdemlilerinden Semih ve Uğur ikişer golle 'merhaba' dediler. Deniz, defansın göbeğinde mükemmel oynadı.
Demek ki Daum, futbolcuları istim üstünde tutmuş ve iyi motive etmiş. Futbolcular da kendilerini iyi hazırlamışlar.
Galatasaray transfer üzerine transfer yaparken, Fenerbahçe'nin sessiz kalması elbette sarı-lacivertli camiayı endişelendiriyordu. Ocak ayında Fenerbahçe'nin eksikleri şöyleydi:
1-) Savunmanın sağ kanadında ve göbeğinde oynayabilecek bir alternatif oyuncu.
2-) Güiza ve Semih'e alternatif bir golcü.
3-) Orta alanın hem sağında hem de solunda banko oynayabilecek kaliteli bir yabancı.
Önder affedilerek birinci madde saf dışı bırakıldı. Deniz'in son maçtaki formu da defanstaki problemi bitirdi. Gökhan Ünal transferi alternatif golcü gereksinimini karşıladı. Uğur, Sivas karşısında, "Beni unutmayın" mesajını çok net verdi. Santos, Vederson, Uğur hatta Özer bu bölgedeki soru işaretlerini kaldırdı.
Fenerbahçe'nin şu anda tek problemi orta alanın sağı. Mehmet Topuz bu bölgede başarılı olamıyor. Deivid çok sık sakatlanıyor. Fenerbahçe Deivid'i gönderip buraya kaliteli birini almalıydı. Eh ne yapalım bu kadarcık kusur da olsun.
Jo, Neill, Santos çözüm mü?
Galatasaray'ın savunmanın göbeğinde topu iyi kullanan bir oyuncuya gereksinimi vardı. Bu gereksinim Neill ile giderildi. Avustralyalı oyuncu elbette bir Popescu değil. Ancak o bölgedeki görevlilerin (Servet, Gökhan Zan, Emre Güngör, Emre Aşık) hepsinden topu çok daha iyi kullandığı kesin. Neill'deki soru işareti, güçlü forvetler karşısındaki sağlamlığı ve de İngiltere'den daha çok kulübede oturarak Galatasaray'a gelmesi. Her şeye karşın Neill doğru transfer. Sakatlık ceza olmadığı sürece, Neill-Servet ikilisini diğer stoperler yerlerinden oynatamazlar.
Jo, elbette iyi bir oyuncu. Adamın kalitesi belli. Ancak o da geldiği takımda fazla forma şansı bulamadı. Ayrıca Galatasaray'ın UEFA maçlarında oynayamayacak. Bir başka sorun da Jo'nun şu anda alternatifsiz olması. Boşuna aramayın yok yok yok. Baros, sakatlıktan kurtulup dönmediği sürece oraya nasıl bir yama yaparsanız yapın tutmaz. Ne Arda, ne Dos Santos ne de Keita çare olmaz. Baros'un da ne zaman oynayabileceği meçhul. Yani Galatasaray'ın kendi ligimizde kaderi Jo'nun sakatlanmamasına, ceza almamasına; UEFA'da ise meleklerin katkısına bağlı.
İşte o nedenle Nonda, kesinlikle bırakılmamalıydı. Kewell yakın sürede dönecekse, hiçbir özelliği olmayan kaleci Leo Franco gönderilmeliydi. Yanlış iş yapıldı.
Gelelim Dos Santos'a... Oynadığı tüm kulüplerde daha çok yedekte kaldı. Çabuk, kıvrak, tekniği iyi. Fakat öyle süper biri değil. Fazla aceleci olmayalım. Durun bakalım bekleyelim görelim.
Evet bu üç oyuncu geldi ama, Nonda gitti ve Baros ile Kewell da sağlık molasında. Acaba gelenler gidenlerin yerini doldurabilecek mi? Nonda-Baros ikilisinin yokluğunu tek başına Jo ile doldurmak çok zor. Santos da Kewell'ın katkısına ulaşamaz. Neill öyle veya böyle yararlı olacaktır. Baros ile Kewell ne kadar çabuk dönerse Galatasaray o oranda rahatlar... Ve tabi bir de defansif hataların devam ettiği, bu bölgenin açıklar verdiği de unutulmamalı. Denizlispor maçında da bunu net bir biçimde gördük. Bakalım ilerleyen haftalarda bu bölgeye Neill ne kadar ilaç olabilecek?
Güneş farkı
Şenol Güneş, "Son haftalardaki futbolumuz heyecan verici" dedi. Doğru söze ne söylenir. Gerçekten Trabzonspor son haftalarda Şenol Güneş ile adeta kabuk değiştirdi. Bundan önceki hocanın hiç verim alamadığı oyuncular birden bire canavar kesildi. İşte Umut, işte Alanzinho, işte Engin ve diğerleri...
O süklüm püklüm takım gitti yerine, "Ben futbolu güzelleştirmek, gol atmak için sahadayım" diyen oyuncular topluluğu geldi. Daha maçın başında rakiplerini boğuyorlar. Sivasspor ve Diyarbakırspor maçlarında bu çok net bir biçimde görüldü. Bitmek bilmeyen bir hırs, inanç ve bunun yanında müthiş pres. Aç kurtlar gibi saldıran, durmadan pozisyon yaratan oyuncular.
Hocaların takıma katkısı yüzde 15-20 dir. Bazen bu oran acayip şaşıyor, aynen Trabzon'da olduğu gibi. Bakalım Şenol Hoca bu çizgiyi ne kadar devam ettirebilecek?
Ertürk Yıldırım
02-07-2010, 16:52
Kartal, gol, gol, gol, gol
Beşiktaş, Antalya'daki ilk on birle maça başladı. Böylece bu sezon bir ilke imza atılmış oldu. Operasyon geçiren Mustafa Denizli, evinde istirahatteydi. Ancak belliydi ki bu on bir onun. Tello, dökülmeye devam ediyor. Nihat da bir iki pozisyon dışında var mı, yok mu belli değil. Bu nedenle de Beşiktaş iki eksikle oynuyor. Diğer 9 oyuncu süpermen olsa faydasız. İki eksiği telafi etmek çok zor.
İlk yarıda Gençlerbirliği ofansif aksiyonlarda hiç yok. Pozisyona giremiyor. Sadece pas yapıyor. Amaçtan uzak. Öylesine dolanıyorlar sahada. Beşiktaş'ın bu 45 dakikada iki çok organize atağı var. 31. dakikadaki sonuç getirmedi. Ancak 32'de Beşiktaş golü buldu. Bobo'nun çok güzel pası, Sivok'un tek vuruşu Beşiktaş'ı öne geçirmeye yetti. Bu arada Tabata'nın birkaç mükemmel pası da dikkat çekti. Özellikle de 7. dakikada Nihat'a verdiği pas çok akıllıcaydı. Bu pozisyonda Nihat, Gençlerbirliği kalecisi Serdar'a takıldı.
İkinci yarıda Beşiktaş'ın hiçbir oyuncu değişikliği yapmadan oyuna başlaması çok yanlıştı. En azından Nihat-Tello'dan biri çıkartılmalıydı. Bunu Lig TV'nin canlı yayınında da belirttim. 60'ta Beşiktaş'ın değişikliklere gideceğini, Tello ve Nihat'ı çıkartarak hamle yapacağını özellikle vurguladım.
Holosko ve Yusuf, Beşiktaş'ın ofansif gücünü epeyce artırdı. Doğru olan gecikmeli de olsa yapıldı. Beşiktaş defansında açık vermiyordu. 25 metreden bir şutun gol olacağını da herhalde hiç düşünmemişti. Hurşut'un golünde Rüştü de hazırlıksız yakalandı. Rüştü deneyimindeki bir kaleci o golü yememeli. Ancak ilginçtir aynı Rüştü daha sonra olağanüstü iki kurtarış yaptı.
OLUMLU SİNYALLER
Beşiktaş defansında zorlanmıyordu ancak hücum geliştirme yönünde problemler yaşıyordu. Topu son çizgiye indiremediği için net pozisyonlar yakalayamıyordu. Ayrıca yapılan ortalarda da Bobo, yalnız kalıyordu. Orta alanda Fink ve Ernst'in katkısının yetersiz oluşu da Beşiktaş'ı zorlayan faktörlerden biriydi. Ancak Beşiktaş gol atma yönünde kararlıydı. İnanılmaz bir hırs ve istekle saldırıyordu.
İbrahim Üzülmez'e bin defa bravo! Delikanlılara taş çıkartıyor. Sol kulvarda durmadan gidip geliyor. Toraman, Fink ve Ekrem'e de söz söyleyemeyiz.
Tabata her geçen gün biraz daha iyiye doğru gidiyor. Dün oldukça iyi işler yaptı. İkinci golde katkısı çok büyüktü. Attığı gol ise muhteşemdi. Demek ki Tabata da ısrar edilecek. Bu arada Yusuf ve Holosko ile Beşiktaş'ta yaratıcı oyuncu sayısı artınca işin rengi de bir anda değişti. Gençlerbirliği sadece Beşiktaş ataklarına karşı koymaya çalıştı. Beşiktaş'ın presi ve baskısı karşısında ister istemez dağıldı. Ve pozisyonlar peş peşe gelmeye başladı. Beşiktaş son 30 dakikadaki oyunuyla rakibine havlu attırdı.
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:12
Artık gerçekten 'YETER'
Devam beyler devam! "Yeter Demirören"e hiç hız kesmeden devam! Harikasınız! Galatasaray, Fenerbahçe sizi bu şekilde gördükçe, zil takıp oynuyor, bayram ediyor. Arkadan hançerlemek işte aynen böyle olur. Mustafa Denizli'nin hani o ünlü, "İçimizdeki İrlandalılar" lafı tamı tamına size uyuyor. Bir taraftar grubu kendi kulübünü işte ancak böyle aşağılar. Aferin size!
Kongreden önceki küfürsüz tepkilerinize hiçbirimiz en ufak bir söz söylemedik. Bu, sizin en doğal hakkınızdı. "Yanlışlıklara son verin. Transfer savurganlığını durdurun. Borcu yükseltmeyin" uyarılarını yaparak yönetimin dikkatini çektiniz. Çok da doğru yaptınız... Demirören seçimden önce sizin baskınızla şu taahhütleri verme gereğini duydu: "Yanlışlarımızdan ders aldık. Tekrar seçilirsek artık profesyonel kadrolarla çalışacağız. Tam anlamıyla kurumsallaşacağız."
Kongre tüm sandıklarda "Demirören" dedi. Bu iradeye herkesin saygı göstermesi gerekir. Protestoya devam, Beşiktaş'a hiçbir şey kazandıramayacağı gibi onarılmaz yaralara da sebep olur. Bundan en fazla etkilenecek olanlar da teknik ekip ve futbolculardır.
Oynarken veya oyundan çıkarken futbolcuyu ıslıklamanın ihanet olduğunu da artık öğrenelim. Sadece o futbolcu değil, bütün takım bunun moral bozukluğunu yaşar.
Her zaman yere göğe sığdıramadığımız Beşiktaş taraftarı bazı gerçekleri görmek zorunda. Bu görüntü ve ses kirliliği çok ama çok çirkin. Böyle bir ortamda başarı gelmez... Bunun tek sorumlusu da sorumsuzca bağıran taraftar olur.
Cimbom ateşe düştü
Geçen hafta, "Jo, Neill, Santos çözüm mü?" başlığı ile bir Galatasaray yorumu yapmış, özetle şunları yazmıştım: "Jo iyi oyuncu ama şu anda alternatifsiz. Galatasaray'ın kaderi Jo'nun sakatlanmamasına veya ceza almamasına bağlı. Nonda'nın yerine, Leo Franco bırakılmalıydı. Santos, öyle süper biri değil. Bu oyuncu Kewell'ın katkısına ulaşamaz. Baros ile Kewell çabuk dönmezse Galatasaray'ın işi zor."
"Demiştim" demeyi sevmem ancak bazen mecbur kalınıyor. "Dünya süperleri geldi. Galatasaray yönetimi büyük iş başardı" diyenlerin şimdi ne şekilde öteceklerini çok merak ediyorum. Jo sakatlandı, şimdi ne olacak? Her şeyin ötesinde UEFA'da santrforsuz olarak oynamayı Galatasaray nasıl göze alır? Dos Santos yerine neden bir ikinci santrfor alınmadı. Haydi bu yapılmadı, Nonda nasıl gönderildi?
Böylesine bir şaşkınlık gerçekten olacak iş değil. Bunları geçen hafta belirtirken (gazetemde, CINE5 ve Lig TV'de) pek çok kimse bana güldü geçti. Bakıyorum bu hafta herkes hizama gelmiş durumda. Günaydın!
Plansızlık, programsızlık işte ancak bu kadar olur. Her şeyi bir tarafa bıraktım, Rijkaard gibi deneyimli bir teknik direktör buna nasıl göz yumar? Adnan Polat ve Haldun Üstünel böyle bir gaflete nasıl düşer?
Haydi bakalım şimdi ayıklayın pirincin taşını. Arda'dan santrfor olabileceğini düşünmek, hayalin de ötesinde. Bu durumda bir de gerçek yerinde oynayacak Arda'dan oluyorsunuz. Uzun süre kulübede oturan bir oyuncunun birden bire peş peşe oynamaya başladığında sakatlanma riskinin fazla olduğunu herkes bilir. Jo'da bu olasılık da göz önüne alınmadı. Tek tabanca olarak cepheye sürüldü. Bir kez daha vurguluyorum, Baros ve Kewell kısa sürede dönmezse zor dostum zor.
YİNE BİLİCA EMRE
Aykut Kocaman, Diyarbakırspor maçı sonrası "Oyuncularımızın ortaya koyduğu irade ve mücadele bizi şampiyon yapar" dedi. Daum ise, "Çok şeyler denedik, çok istedik. 2 puan mı kaybettik yoksa 1 puan mı kazandık onu sezon sonunda göreceğiz" yorumunu yaptı.
Kocaman'ın ve Daum'un vurguladığı irade, istek, mücadele maçın sadece son 25 dakikasında vardı. İlk 65 dakikayı Fenerbahçe, çöp kutusuna attı. Ve de Daum, bu maçta bana göre sınıfta kaldı. Göbekte kapanan Diyarbakır'ı kanatlardan açmayı hiç düşünmedi. Doldur boşaltlarla gole ulaşmaya çalıştı. Bu nedenle de pozisyon üretiminde sıkıntı çekti.
Daum'un oyuncularını iyi motive edemediği de apaçık ortadaydı. Fenerbahçe ciddiye almadığı maçlarda bu çaresizliği hep yaşıyor. Ve de takımda akıllanmayan oyuncular var. Bilica yine hakemin görmediği bir anda tekmeyi Erdinç'in poposuna yerleştirdi. Hakem atladı ama kamera atlamadı. Haydi bakalım şimdi ne olacak?
Emre'nin hırçınlığı da bitmek bilmiyor. Durmadan isyan, durmadan itiraz, bitmek bilmeyen bir öfke. Neredeyse hakemi dövecek. Emre'deki sinir diğer futbolculara da sirayet ediyor. Daum, özellikle Bilica ve Emre'yi frenleyemezse Fenerbahçe büyük sorunlar yaşar.
İki kalpli Daum!
Daum, çekilen 2012 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Almanya ve Türkiye'nin aynı gruba düşmesini şu şekilde yorumladı: "Şimdi iki kalbim var."
- Doğrudur, biri gerçek kalp, diğeri cüzdan kalbi. Eh, İstiklal Marşımızı da söylüyor. Görüyorsunuz analar ne evlatlar doğuruyor!
Bayat taktikler
Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, Adnan Polat'ın kasap futbolcular ve yıldız oyuncuların korunması yönündeki açıklamalarına tepki gösterdi: "Sahada 'Yıldız oyuncu' diye bir kavram yoktur. Herkes eşittir. Adamına göre muamele olmaz. Rakip, sizin yıldızınıza yol mu verecek?"
- Ah Sadri Başkan ah! Yerden göğe kadar haklısınız. Bu bayat taktiklerden biz de bıktık. Sözüm ona bazı çevreleri etkilemeye, baskı altına almaya çalışıyorlar.
2.8 milyar cepte!
Milli takım 4 aydır teknik direktörsüz. Giden hocamız Terim aylık 350 bin TL alıyordu. Gelene aylık 700 bin TL civarında bir para ödeneceği söyleniyor. Millet, "Neden Milli Takımımız teknik direktörsüz" diye ayakta. Zaten Dünya Kupası'nda yokuz. Peki aceleniz ne? Teknik direktör gelmiş olsaydı ne fark edecekti? Şu anda (4x700) 2.8 milyar TL kasada kaldı. Oh ne güzel. Daha ne istiyorsunuz?
Komik dargınlık
Galatasaray'ın Kayseri deplasmanında Galatasaraylı ve Kayserili başkanlar, yöneticiler statta ayrı ayrı yerlerde oturdular. Sebep Ali Turan. İki kulüp kapıştı kabak Ali Turan'ın başına patladı. Çocuk açıkta kaldı. Kulübüyle konuşmadan futbolcuyla konuşulur muymuş? Vay sen misin konuşan. Peki, futbolcu eşya mı? Onun hiç mi fikri alınmayacak? "Bize gelmeyi düşünüyorsan, seni kulübünden isteyeceğiz" bile denmeyecek mi? Saçma, yanlış. Boşu boşuna bir dargınlık. Kayseri fazla duygusal davranıyor. İçinde bulunduğumuz profesyonel ortamda komik yaklaşımlar.
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:13
Yüzünü gözüne bulaştırdı
Maçın kahramanı Rüştü. Bunun anlamı şu: Beşiktaş maçı ucuz kurtardı. Beşiktaş, şampiyonluğa oynuyor, Beşiktaş'ın puan kaybına tahammülü yok ve Kara Kartal'ı ara ki bulasın. Ne defansta var ne de hücumda. Rakip kale önünde beceriksiz ve zor bela pozisyon bulan bir kimlikte. Kendi kalesinin önünde ise acemiler mangası. Yediği ilk golde Ekrem ve Sivok'un hataları çok büyük. İkinci golde de en büyük sıkıntı, boy fakiri olmaları. Takımda hava toplarına yükselen sadece 3 oyuncu var. Diğer 7'sinin hava raporundan haberi yok. Böyle birtakım elbette hem duran toptan gol yiyecek hem de kazandığı duran toplarda hiçbir şey yapamayacaktır.
İlk yarıda Rüştü'nün kurtardığı iki top rakip defans ve orta alan oyuncularının şutları sonucu. Demek ki Beşiktaş orta alanı ve ileri ucu rakibini hiç kovalamamış. Onlar da yürüyerek gelip şutlarını atmışlar. Oh ne güzel! Hem ileride iş yapmayacaksın hem de geriye dönüp şöyle bir bakmayacaksın!
İsmail verilen şansı kötü kullandı. Hayret hiçbir şey yapamadı! Haklı olarak da devre arasında soyunma odasında kaldı. Aslında devre arasında Fink de soyunma odasında kalmalı ve yerine Nobre girmeliydi. Böylece hava toplarında biraz olsun üstünlük sağlanır, ofansif yönde de etkinlik kurulabilirdi.
NOBRE HAMLESİ GECİKTİ
İkinci yarıda oyuna giren Yusuf sol kanadı canlandırdı. Ancak diğer bölgeler yine hayatiyet yoktu. Maçın sonlarına doğru Nobre'nin girişiyle Beşiktaş karşı kalede etkili oldu. Fakat bu kez de savunma güvenliğinden uzaklaştı. Pozisyona girdiği kadar pozisyon da verdi. Ancak golcü Nobre'nin değerlendiremediği iki pozisyon var ki ne anlatılır ne de anlaşılır gibi. Boş kale yerine dağlara, taşlara vurdu.
Gaziantepspor'u gönülden kutluyorum. Hocaları Beşiktaş'ı iyi etüt etmiş. Defanslarında mükemmel kapandılar, kontrataklarla da kolay pozisyonlar buldular. Güçlerini bilerek oynadılar. Hak ettiler, kazandılar.
Beşiktaş bir kadar maçına çıktı ve yüzüne gözüne bulaştırdı. Hem de Galatasaray'la oynayacakları çok önemli bir derbi öncesinde.
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:13
Laf çok, icraat yok
"Gaziantep yenilgisini Galatasaray derbisinde telafi edeceğiz. Rakiplerimiz kritik maçlara çıkacaklar. Durumu o zaman daha net göreceğiz". Mustafa Denizli'nin Gaziantep maçı sonrası açıklamaları bunlar. İki gün önce de, "Beşiktaş bu ligin tayin edicisidir. Beşiktaş ne derse o olur" diye bir demeç vermiş.
Kara Kartal geçen sezondan bu yana hep arayı açmama veya telafi maçları oynuyor. Önündeki rakiplerini yakalamak için kan- ter içinde kalıyor. Bu arada taraftarları da tribünde cehennem azabı yaşıyor. Be mübarek, bir kere de öne geçip, şöyle doludizgin gitsen, arkandaki rakiplerine tepeden baksan ve de taraftarını kahretmesen olmaz mı? Rakiplerin, puan kaybetme olasılığıyla sürdürülen bir yarış. Hep beklemede bir durum.
Her şeyi bir kenara bıraktık, nerede futbol keyfi? Bunu düşünen tek kişi yok. Kısır çekişmeler, yavan gösteriler, skora odaklanmış tablolar. İbrahim Üzülmez, son yenilgiyi "birlik beraberlik yoktu" şeklinde yorumluyor. Denizli, "Kötü oynadık", ikinci başkan Metin Keçeli de "Kötü değil, rezil oynadık" diyor.
Takımın merkez komutasındaki 3 isim şikâyet ediyor. Peki, kimi kime şikâyet ediyorsunuz? Şikâyetçi olan taraftar ve şikâyetleri dikkate alacak, durumu düzeltecek olanlar da sizler değil misiniz?
Eskiden tek dert gol atamamaktı. Şimdi buna bir de bol bol gol yemek eklendi. Maşallah (!) son 8 resmi maçta tam 14 gol yemişler. Bravo, muazzam bir iş başarmışlar! Bu sezonun her kulvardaki toplam bilânçosu ise şöyle: 30 maçta 12 galibiyet, 12 yenilgi ve 6 beraberlik. Beşiktaş için gerçekten rezil bir tablo.
Rakamlar yalan söylemez. Beşiktaşlı, takımından memnun değil, şikâyetçi. Yol gittikçe kısalıyor. Bundan sonra işin telafisi olmaz. "Beşiktaş, ligin belirleyicisi olacak" lafı da ne demek? Beşiktaşlı, şampiyonu belirleyici değil, şampiyon olmak ister. Lafları bırakalım, icraata bakalım.
Ah Nonda ah Baros!
Galiba bizim sevgili Tanburacı'nın dileği gerçekleşecek. Galatasaray, zorunluluktan da olsa Atletico Madrid karşısına 4-6-0 dizilişiyle çıkacak. Eh, plansız, programsız işlerin sonu işte budur. Haydi gel de bir kez daha, "Nonda gönderilir miydi?" deme gereğini duyma.
Gerçi Galatasaray için şu anda 4-6-0'ın dışında başka alternatifler de var. Ancak, bu alternatiflerin bu güne dek pek fazla işe yaramadığı da gerçek. Arda'nın nokta santrfor olmadığı kanıtlandı. Dos Santos yetersiz kaldı. Şimdi bir de Keita denemesi gündemde. Onun da ne yapacağı bilmece.
Rakip, Atletico Madrid. İki ayaklı maçlarda deplasmanda atılacak gol büyük avantaj. Ancak gol, golcülerin işi. En ileride olup, o topu tutmak, geriden gelenlere yol açmak, zaman tanımak, ver kaç için duvar olmak, vücudu kullanmak, hava kontrolünü sağlamak, dönüp vurmak ayrı bir uzmanlık alanı. Baros sakat, Jo yasaklı, Nonda gönderildi. Nasıl olacak ve o son noktada oynama hünerini hangi Galatasaraylı gösterecek? 4-6-0 benimsenirse karşı kalede ne kadar etkili olunabilecek? Keita, Elano, Santos, Arda usta oyuncular, yetenekli ayaklar. Kendi bölgelerinde büyük işler yapıyorlar. Rijkaard bu dar zaman diliminde acaba bu dörtlüden nasıl bir ofansif zenginlik çıkaracak?
Atletico Madrid'in geçtiğimiz hafta sonunda Barcelona'yı yenmesi gözlerde fazla büyütülmesin. Zaman zaman bu tür futbol kazaları olabilir. Cimbom, santrforlu da santrforsuz da olsa rakibini saf dışı bırakacak güce ve kaliteye sahip. Biz sadece "Ah bir de Baros veya Nonda olsaydı" diyoruz.
Manisa'da senlik var!
Laf atma, sataşma ve küfür kültürümüz her geçen gün gelişiyor! Bu kez Manisa'da şenlik vardı! Maçın bitiminde 2 gol atan İsaac, her halde hakeme "Canım, gülüm" demedi ve her halde bu nedenle kırmızı kart görmedi.
Soyunma odalarının koridorlarında da hakemlere karşı nazik yaklaşımlarda bulunulmuş, hatırları sorulmuş (!) Ne güzel, ev sahipliği işte böyle olur!
Protokol tribününde de örnek (!) davranışlar sergilenmiş. Aziz Başkan'a laf atılmış. Başkan, yanıt vermiş. Başkanın kardeşi Ali Yıldırım, sinirlenmiş. Manisa Valisi, bu laf düellosunun ortasında kalmış. Manisaspor Başkanı, durumu düzeltmek için çırpınmış.
Benzer olayları defalarca yaşadık, bundan sonra da yaşayacağız. Nedir, ne oluyor, topluca akıl kaybına mı uğradık? Anormal bir hiddet, tepki. Sağduyu yerlerde. Suçlamalar peş peşe. Baş kurban hakemler. Önce onların kelleleri isteniyor.
Hakemlerle ilgili saldırılar, daha sonraki maçlar için yatırım olarak görülüyor ve sözüm ona şu mesaj veriliyor; "Yakarım ha!". Bu arada Futbol Federasyonu da uyarılıyor, "Bana göndereceğin hakemin kulağını çek" deniyor.
Federasyon bu sese kulak verse de vermese de feryat eden takımın, bir hafta sonraki maçına giden hakem ister istemez etkileniyor. Çığırtkan kulüp de böylece amacına ulaşmış oluyor. Pis bir çark bu. Dişlileri kırmazsak hep beraber un ufak oluruz.
Davulun sesi!
Nobre günah keçisi oldu. "Gaziantep maçında vay nasıl o golleri kaçırırsın?" Haftalarca, aylarca kulübede otur, bazı maçlarda son 15-20 dakika oyuna gir ve sonra "Neden takımı kurtaramadın?" sorusu ile baş başa kal. Dünyanın en kolay işi, suçlamaktır. Bir de gel sen onu Nobre ve Nobre konumunda olan oyunculara sor. Uzaktan davulun sesi hoş gelir. İşin içine girdin mi, işte o zaman görürsün, o gollerin nasıl kaçırıldığını.
İkisi de kral!
Pek çok Fenerbahçeli, Semih ve Güiza'yı beğenmiyor. Hatta "Satın gitsin" diyenler bile var. Neymiş, çok uygun pozisyonlarda bile son vuruşu yapamıyorlarmış. Ha ha ha!
Güiza, Manisaspor maçında yoktu. Şimdi soruyorum, Güiza Manisa maçında aranmadı mı? Hele hele Güiza son yarım saatte Semih ile beraber oynasaydı acaba Fenerbahçe'nin gol gücü ikiye katlanmaz ve çok kolay bir galibiyetle İstanbul'a dönülmez miydi?
Futbolda en zor iş gol atmaktır. Semih, Güiza bu işin uzmanları ve de kralları. Fenerbahçe bu iki futbolcunun kıymetini bilmeli.
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:15
Galatasaray kazanamaz
Derbiyi madde madde değerlendirelim:
* Beşiktaş için en büyük avantaj maçın İnönü'de oynanması.
* G.Saray üç gün önce zorlu bir maçtan çıktı. Mental olarak yorgun.
* Beşiktaş dönüm maçına çıkıyor. Puan kaybetmeye tahammülü yok. Yarışa katılmak için kazanmak zorunda.
* G.Saray puan farkının kapanmasını istemeyecek. Önce durdurma düşüncesi ile oynayacak. Tek hedefi oyunun kontrolünü elinde tutmak olacak.
* Beşiktaş sakatlık sorunu olmamasına karşın gol problemini henüz çözmüş değil. Ofansif gücü zayıf G.Saray karşısında tek ön libero, çift forvetle oynamak daha mantıklı.
* G.Saray nokta forvet sıkıntısı yaşıyor. Ofansif yönden sancılı. 21 gol atan Nonda, Kewell ve Baros'un olmaması kendileri için büyük şanssızlık.
* Beşiktaş sezonun ikinci yarısında savunmasında bocalıyor. Son 8 resmi maçta 14 gol yedi. Ferrari'nin dönüşü bu hattı yeniden toparlar. İbrahim Toraman, Sivok, Ferrari, İbrahim Üzülmez dörtlüsü ile ideal kurgu yeniden oluşur.
* G.Saray, geri dörtlüsüne ve defansif orta üçlüsüne karşın her maçta kalesinde çok sayıda tehlike yaşıyor. Pozisyon ve bireysel hatalar yapıyor.
* Beşiktaş Bobo dışındaki etkili ayaklarından beklediği verimi alamıyor. Holosko, Yusuf, Tabata inişli çıkışlı grafik çiziyor. Ne verecekleri hiç belli değil. Nihat ve Tello kayıp. Nobre sürekli oynatılmadığı için faydalı olamıyor.
* G.Saray en önemli silahı Keita'nın sağ kulvar bindirmeleri ile gole yaklaşıyor. Dos Santos şu ana kadar hiçbir şey yapmadı. Elano tabelaya oynamıyor. Arda son adam olarak görevlendirildiğinde yaratıcılığını yitiriyor.
* Sonuç: Oyun ortada sıkışır kalır. Agresif oynayan, tempoyu arttıran, kanatları iyi kullanan avantaj sağlar. Bol gollü bir maç olmaz. G.Saray kazanamaz.
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:15
Olmuyor, yürümüyor
Nokta santrforu olmayan G.Saray karşısına ofansif yönü yetersiz iki ön liberoyla çıkmak acaba ne kadar doğruydu? Maç öncesi 8 yabancıdan Fink ve Tello'nun kulübede oturacağını düşünüyordum. Bobo, Tabata sürpriziyle karşılaştım. İlk yarıda Fink ve Tello'nun yerine Bobo ve Tabata olsaydı Beşiktaş için hücum gücü ve pozisyon sayısı ikiye katlanmaz mıydı?
Denizli sürpriz yapmayı seviyor. Bilemiyorum, belki de futbolun savunma güvenliğini biraz abartıyor. İlk yarıdaki lig maçlarında toplam 21 gol atan Nonda, Baros, Kewell yok. Arda ileride tek başına pranga mahkumu. Ve Beşiktaş tek Arda'yı iki stoper (Sivok, Ferrari) ile bekliyor. Defansif yönü iyi olmayan Barış ve Mehmet Topal'ı da sözüm ona Fink ve Ernst ile pasifize etmek istiyor.
Galatasaray'da Barış ve Mehmet Topal'ın yerine oynayacak ofansif yönü güçlü bir oyuncu yok. Ancak Beşiktaş'ta var. Oynat Tabata'yı olsun bitsin. Bobo'yu da Nobre'nin yanına koydun mu yeme de yanında yat.
DENİZLİ ŞAŞIRTMAYI SEVİYOR
Denizli zaman zaman bizleri şaşırtmayı seviyor. 61. dakikada da bunu gördük. Beşiktaş'ın kötüleri Ekrem ve Tello idi. Hocamız tuttu Nobre ve Holosko'ya kemendi attı. Gerçekten olacak iş değil. Yusuf gibi gole yakın, yaratıcı bir ayağı da oyuna almak 74. dakikada aklına geldi.
Beşiktaş mutlak galibiyeti düşünen ve isteyen taraf değil miydi? Oyun felsefesinin buna göre olması gerekmiyor muydu? İki ön libero, tek santrfor ile etkinlik sağlanamadığı görülemiyor mu?
Fink ve Ernst aynen beklediğimiz gibiydiler. Rakibi durdurmaya çalıştılar. Top çalmak için çaba harcadılar. Defanslarına yardım ettiler. Peki bu işin bir de ofansif yönü yok mu? Soruyorum bu iki oyuncu bununla ilgili ne yaptı? Karşı kaleciyi hiç tehdit ettiler mi? Kaç şut attılar? Hangi pozisyonu yarattılar? Eh o zaman neden bir işi iki kişiye yaptırıyorsun?
Nobre oynadığı süre içerisinde hava toplarında son derece etkiliydi. Pozisyonlara da girdi, şanssızdı. Gol kısırlığı apaçık ortadayken sen Nobre'yi kenara alamazsın? Nihat sevdası da Beşiktaş'ı yedi bitirdi. Bu çocuk oynayamıyor. Sebebi ne olursa olsun hiçbir Beşiktaşlıyı ilgilendirmez.
CİMBOM İSTEDİĞİNİ ALDI
Galatasaray istediğini aldı. En önemli oyuncularından noksan olduğu bir maçta neredeyse galip bile gelecekti. Defansta Emre Güngör her geçen gün daha iyi oynuyor. Gökhan Zan zaten şansını yitirdi. Servet dikkat etmezse o da kulübeden maçları izler. Leo Franco, Atletico Madrid maçında olduğu gibi yine çok başarılıydı. Orta alanda Mehmet Topal ve Barış savaşçı kimlikleriyle sivrildiler. Elano'dan ekstra işler bekleniyor dün orta şekerliydi. Atletico Madrid maçının kahramanı Keita, bu kez kayıptı. Üzülmez'e şapka çıkartalım. Kaptan, Keita'ya nefes aldırmadı.
Maç berabere bitti sevinen Fenerbahçe oldu. Beşiktaş bu kafada giderse Türkiye Kupası, Şampiyonlar Ligi gibi lige de havlu atar. Denizli bu formatı kesinlikle değiştirmeli. Olmuyor, yürümüyor.
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:16
Tello mu, Tabata mı?
Tello sıfır bonservis ücretiyle alındı. Sporting Lizbon'da defansın solunda oynayan bir oyuncuydu. Beşiktaş'taki ilk yılında Üzülmez'in yerinde birkaç maç oynadı. Ancak daha çok sol orta alan olarak Üzülmez'in önünde görev yaptı.
Bu durum Mustafa Denizli ile değişti ve Tello'ya birden bire 10.5 numara (ne demekse) görevi verilmeye başlandı. Bek, orta sol ve sonunda 10.5 numara. Benim kafam karıştı. Peki 10.5 numara olarak, 8 milyon euro bonservis bedeliyle Tabata transfer edilmedi mi?
Galatasaray ile "Olmazsa olmaz" maçı oynuyorsun ve 8 milyon euroluk adam 90 dakika kulübede. Bedava aldığın ise 90 dakika sahada. Bu işte bir terslik yok mu? Kulüp mü transferde yanlışlık yaptı yoksa Denizli mi doğru tercihlerde bulunmuyor? Aslında her ikisi de. Tabata, bonservisine 8 milyon euro verilecek biri değil. Tello da, santrfor arkasında takımı karşı kaleye taşıyacak o çok söylenen 10.5 numara değil. Tabata o mevkide Tello'dan kat be kat daha yararlı bir oyuncu. Her şeyden önce o yerin gerçek adamı. Tello çakma. Ve de bu sezon feci dökülüyor. Takımına en ufak katkısı yok. Duran toplarda bile çuvallıyor.
Beşiktaş'ın Galatasaray'a karşı üstünlük sağlayamamasında Tello-Tabata tercihindeki yanlışlık bana göre birinci faktördü. İkincisi ise oyuncu değişiklikleri oldu.
Geçen sezon şapka çıkararak önünde eğildiğimiz Denizli, bu sezon çıkmaz sokaklara sapıyor. İlginçtir hatayı görüp dönüş de yapmıyor. Deneyimli teknik adam derbi sonrası, "Pozisyonları biz ürettik ama son vuruşlarda isabet sağlayamadık. Beşiktaş asla ve asla şampiyonluk yarışından kopmayacak" dedi.
Sevgili hocam, sezon başından bu yana inanılmaz bir gol kısırlığı yaşadığınız apaçık ortada. Fenerbahçe 44, Galatasaray 43, Bursa 41 gol ile zirve yaparken koca Kara Kartal 26 golde kalmış. Bu gol sayısı ile sadece 4 takımı (Ankaragücü 25, Diyarbakır 20, Manisa 18, Denizli 16) geçebilmiş.
Sayın hocam, "Yarıştan kopmayacağız" diyorsunuz. Bu format ile devam ederseniz, değişmezseniz, değiştirmezseniz ne yazık ki sadece amorti ile yetinmek zorunda kalırsınız.
En büyük Daum!
Güiza'ya koro halinde "Yuhh!" Suçu, Bursa kalecisi İvankov ile karşı karşıya iken golü atamaması. Şu Güiza'nın yediği haltı(!) görüyorsunuz değil mi? Aslında taraftar çok centilmen! Güiza'nın hemen oracıkta taşlanması gerekirdi! Neyse ki stat dışında epeyce hırpalanmış! Hele hele maçtan sonra Samandıra'daki o küfürlü protesto ne müthişti! "En büyük taraftar, futbolcular sahtekar!" çığlıkları herhalde bir nebze de olsun öfkeleri dindirmiştir! Sen git Bursa'ya yenil. Hem de 2 farklı önde iken. Taraftar adama işte böyle ders verir! Oh olsun hepsine!
Daum'a da aferin! Taraftar, "Semih, Semih" diye bağırdı, Herr Daum da anında yerine getirdi. Seyirci isteyecek de Daum bu emri duymazlıktan mı gelecek?
Daum söz dinleyen uslu bir teknik direktördür! Başkanının da her buyruğunu anında yerine getirir! 'Aziz-silin'lere hemen boynunu büker! Teknik direktör işte böyle olur! Başkanına ve taraftarına kayıtsız, şartsız itaat eder!
Büyük lider Daum, maçın içindeki taraftara karşı yaptığı o tepki için de şöyle konuştu: "Bana küfür edildiği için sinirlendim. 'Güiza çıksın' tezahüratına değildi o tepkim." Çevir kazı yanmasın. Bu arada sevindirici de bir durum var! Baksanıza Daum, İstiklal Marşı'mızdan sonra küfürlerimizi de öğrenmiş! Hey yavrum hey! En büyük Daum başka büyük yok!
Şaka bir yana yaşananlar gerçekten son derece üzücü ve de düşündürücü. Benzer tabloları Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor, Bursaspor taraftarları da sergiliyor. Saha içinde tek oyuncuya dahi olsa yapılan protestonun bütün futbolcuları etkilediğini, yıprattığını taraftar nasıl göremiyor? Ve de Daum, Güiza'yı çıkartıp Semih'i oyuna alarak kendisini kukla konumuna nasıl düşürüyor? Askerini korumayan, satan bir komutanın takım içindeki itibarı sıfırlanmaz mı? Başkana, ağam paşam, taraftara, canım gülüm, futbolcuya, boşver gitsin. Haydi oradan...
Rijkaard'ın kuralları
Santrfor sıkıntısı en üst düzeyde. Baros ve Kewell gibi tabelaya hükmeden iki çok önemli oyuncu sakat. Nonda gönderildi. Üç günde oynanan, stres katsayısı yüksek iki maç... Ve ikisinden de yüz akıyla çıkmasını bilmek.
Bazı şanssızlıklara, bazı imkansızlıklara karşın demek ki Rijkaard işini biliyor. Kriz yöneticisi olarak durumu iyi idare ediyor. Atletico Madrid maçında ilk yarı bitmeden Caner'i dışarı aldı. Bu uygulamasını epeyce eleştiren oldu. Ben onlara katılmıyorum. Rijkaard o hamlesiyle sadece Caner'e değil, tüm futbolcularına şu mesajı verdi: "Her şeyden önce prensipler gelir. Sisteme, kurallara, oyun disiplinine uymayanlar devre dışı kalır." Bu arada Caner'in kafasını da koparıp atmadı.
Servet'i son iki-üç maçta kulübede oturtması da bence oyun felsefesine sıkı sıkıya bağlı olduğunun göstergesi. Rijkaard'ın futbolcu kalitesini biliyoruz. Barcelona'daki teknik direktör Rijkaard'ı da tanıyoruz. Barcelonalı oyuncular topu okşayarak oynuyorlardı. Orada da top ile akrabalığı iyi olanları tercih ediyordu. Servet'de fizik güç, dayanıklılık, sürat tamam. Ancak konumuz atletizm değil ki. O top geriden adrese teslim çıkmazsa, orta alan görevlileri ve forvetler ne duruma düşecek?
Artık gözü kapalı topu şişiren oyuncular ikinci plana itiliyor. Servet küsmeyecek, kızmayacak, becerilerini bilerek oynayacak. Fanteziye kaçmayacak. Topu kazandığında en yakındaki arkadaşına teslim edecek. Fizik gücü ve dayanıklılığı ile ayakta kalabildiğinin farkına varacak. Rijkaard yasalarına kayıtsız şartsız uyacak.
Alnından öpülecek adam
İbrahim Üzülmez Galatasaray maçından sonra, "Bir iyi, bir kötü oynuyoruz. Şampiyonluk iddiasındaki ekip böyle olmaz. İstikrarı yakalamalıyız" diye konuştu.
Üzülmez bu yorumu bir genelleme içerisinde yapmış ve kendisini de işin içine katarak alçak gönüllülük göstermiş. Gerçeğin hiç de öyle olmadığını herkes biliyor, görüyor. Üzülmez, şu andaki kötü durumun tamamen dışında. Adeta futbolunun baharında. 36 yaşında genç bir delikanlı. Fizik olarak dimdik ayakta. Mükemmel bir profesyonel. Koşuyor, boğuşuyor, terini son damlasına dek akıtıyor. Benzerine zor rastlanan bir istikrar abidesi. Alnından öpülecek adam. Böylelerini alıp bağrımıza basmayalım da ne yapalım?
Garibim Onur Recep
Tony Sylva 29 Haziran 2008'de Lille'den transfer edildi. Önüne kırmızı halılar serildi. Üç yıllık mukavele yapıldı. Eurolar havada uçuştu. Havalimanında omuzlara alındı. Kale hemen ellerine emanet edildi. Hakkında methiyeler düzüldü.
Onur Recep Karşıyaka'dan 2007-2008 sezonunun ikinci yarısında sessiz sedasız transfer edildi. Kenarda köşede tutuldu. Yüzüne bakılmadı. Garibime karşılama töreni de yapılmadı. Bir buçuk yılda kendisine sadece 3 maçta görev verildi.
Kısa süre önce Trabzonspor'un başına Şenol Güneş geçti. Onur Recep bir anda kendisini vitrinde buldu. Kısa sürede uyum sağladı. Şimdi o kalede 40 yıldır nöbet tutuyormuş gibi.
Şenol Güneş olmasaydı Onur Recep acaba sahne alabilir miydi? İşte hoca farkı!
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:17
Kartal dereyi geçtiİki takım arasında çok büyük kalite farkı vardı. Buna karşın Beşiktaş, yoğun savunma önlemleriyle sahadaydı. Geri dörtlünün önünde İbrahim Toraman, onun önünde Fink ve Ernst ve bunlara ilave olarak da Ekrem'in defansif katkıları. Yani Beşiktaş tam 8 oyuncuyla kalesini koruma telaşındaydı. İlginçtir; bu Beşiktaş maçın hemen başında iki farklı öne geçti. Artık statta herkes siyah-beyazlıların skoru artıracağını düşünüyordu. Bu düşüncenin bir nedeni de Kayserispor'da banko oynayan 6 oyuncunun sakatlık nedeniyle olmayışıydı. Özellikle de Cangele ve Saidou'nun bulunmayışı Kayserispor için çok önemli aleyhte faktördü.
Şimdi diyeceksiniz ki peki Beşiktaş iki farklı öne geçtikten sonra ne yaptı? Hemen yanıtlayayım "Yattı, uyudu" Sözüm ona skoru korumaya çalıştı. Skoru korumaya çalışırken de topun kendisinde kalmasını hiç düşünmedi. Top kimin ayağına geldiyse gelişi güzel uzun vuruşlar yaptı. Her giden top çok kısa süre sonra tekrar geri döndü. Kayserispor'un ofansif etkinliğinin çok zayıf oluşu, Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürdü.
Mustafa Denizli, saha kenarından tehlikeyi görüp oyuncularını uyarmalıydı. Bu şekilde oynayarak işi riske soktuklarını futbolcularına anlatmalıydı. Bilmiyorum belki de Kayserispor'un pasif oyunu Mustafa Denizli'yi yanılttı. 81. dakikada gelen Kayserispor golünde Beşiktaş nihayet tehlikenin farkına varmıştı.
ESKİ TELLO'DAN BAZI PASAJLAR
Ferrari, Sivok, Toraman üçlüsü uzunca süre Kayserispor'a göz açtırmadı ancak Makukula'yı tutmak da öyle kolay iş değildi. Bu üçlü, defansif anlamda görevlerini yaptılar. Ancak işin topu oyuna sokma kısmında sınıfta kaldılar. Özellikle de İbrahim Toraman çok pas hatası yaptı. İbrahim Kaş, hantallaşmış. Üç maçlık ceza fizik gücünden pek çok şeyi alıp götürmüş. Umarım bundan sonra benzer aptallıklar yapıp ceza almaz. İbrahim Üzülmez kendi bölgesinde hiç zorlanmadı ancak her zaman övgüyle söz ettiğimiz o sol kanat bindirmelerini de yapmadı. Fink ve Ernst, düz adamlar. Ne etliye ne sütlüye karışıyorlar. "Sadece ve sadece gözlerimizi kaparız, görevimizi yaparız" diyorlar. 2-3 pas da şöyle ileriye dönük atsanız günaha mı girersiniz... Kaleyi 3-4 kez şutlarınızla yoklasanız fena mı olur... Yok, bu ikilinin karşı kaleyle ilgisi yok. Ernst çıktı, Necip girdi. Beşiktaş daha iyi pas yapmaya çalıştı. Tello, çok güzel bir vuruşla bu sezonki ikinci golünü attı. Bu arada Beşiktaş'ın diğer golünde de pay sahibiydi. Öyle ağam şaham değildi fakat eski Tello'dan bazı pasajlar sundu. Umarım artık bu çizgisini daha da yukarılara taşır. Ekrem çok koşuyor, çok çalışıyor ancak bal yapmayan arı. Be kardeşim iki de güzel pas at. Takımının hücum zenginliğine ortak ol. Evet ikinci gol onun ama yine soruyorum daha başka ne yaptı?
Kayserispor'un eksikleri bellerini bükmüştü. O kadroyla daha fazlasını yapabilecek çapta değillerdi. İster istemez skora boyun eğdiler fazla direnç gösteremediler. Yedikleri erken goller de morallerini bozdu. Beşiktaş, çok önemli bir maçını kayıpsız atlattı, dereyi güç bela da olsa geçmesini bildi. Ancak şunu çok iyi bilmeli. Bu futbolla her zaman 3 puan alınmaz.
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:17
Kartal dereyi geçti
İki takım arasında çok büyük kalite farkı vardı. Buna karşın Beşiktaş, yoğun savunma önlemleriyle sahadaydı. Geri dörtlünün önünde İbrahim Toraman, onun önünde Fink ve Ernst ve bunlara ilave olarak da Ekrem'in defansif katkıları. Yani Beşiktaş tam 8 oyuncuyla kalesini koruma telaşındaydı. İlginçtir; bu Beşiktaş maçın hemen başında iki farklı öne geçti. Artık statta herkes siyah-beyazlıların skoru artıracağını düşünüyordu. Bu düşüncenin bir nedeni de Kayserispor'da banko oynayan 6 oyuncunun sakatlık nedeniyle olmayışıydı. Özellikle de Cangele ve Saidou'nun bulunmayışı Kayserispor için çok önemli aleyhte faktördü.
Şimdi diyeceksiniz ki peki Beşiktaş iki farklı öne geçtikten sonra ne yaptı? Hemen yanıtlayayım "Yattı, uyudu" Sözüm ona skoru korumaya çalıştı. Skoru korumaya çalışırken de topun kendisinde kalmasını hiç düşünmedi. Top kimin ayağına geldiyse gelişi güzel uzun vuruşlar yaptı. Her giden top çok kısa süre sonra tekrar geri döndü. Kayserispor'un ofansif etkinliğinin çok zayıf oluşu, Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürdü.
Mustafa Denizli, saha kenarından tehlikeyi görüp oyuncularını uyarmalıydı. Bu şekilde oynayarak işi riske soktuklarını futbolcularına anlatmalıydı. Bilmiyorum belki de Kayserispor'un pasif oyunu Mustafa Denizli'yi yanılttı. 81. dakikada gelen Kayserispor golünde Beşiktaş nihayet tehlikenin farkına varmıştı.
ESKİ TELLO'DAN BAZI PASAJLAR
Ferrari, Sivok, Toraman üçlüsü uzunca süre Kayserispor'a göz açtırmadı ancak Makukula'yı tutmak da öyle kolay iş değildi. Bu üçlü, defansif anlamda görevlerini yaptılar. Ancak işin topu oyuna sokma kısmında sınıfta kaldılar. Özellikle de İbrahim Toraman çok pas hatası yaptı. İbrahim Kaş, hantallaşmış. Üç maçlık ceza fizik gücünden pek çok şeyi alıp götürmüş. Umarım bundan sonra benzer aptallıklar yapıp ceza almaz. İbrahim Üzülmez kendi bölgesinde hiç zorlanmadı ancak her zaman övgüyle söz ettiğimiz o sol kanat bindirmelerini de yapmadı. Fink ve Ernst, düz adamlar. Ne etliye ne sütlüye karışıyorlar. "Sadece ve sadece gözlerimizi kaparız, görevimizi yaparız" diyorlar. 2-3 pas da şöyle ileriye dönük atsanız günaha mı girersiniz... Kaleyi 3-4 kez şutlarınızla yoklasanız fena mı olur... Yok, bu ikilinin karşı kaleyle ilgisi yok. Ernst çıktı, Necip girdi. Beşiktaş daha iyi pas yapmaya çalıştı. Tello, çok güzel bir vuruşla bu sezonki ikinci golünü attı. Bu arada Beşiktaş'ın diğer golünde de pay sahibiydi. Öyle ağam şaham değildi fakat eski Tello'dan bazı pasajlar sundu. Umarım artık bu çizgisini daha da yukarılara taşır. Ekrem çok koşuyor, çok çalışıyor ancak bal yapmayan arı. Be kardeşim iki de güzel pas at. Takımının hücum zenginliğine ortak ol. Evet ikinci gol onun ama yine soruyorum daha başka ne yaptı?
Kayserispor'un eksikleri bellerini bükmüştü. O kadroyla daha fazlasını yapabilecek çapta değillerdi. İster istemez skora boyun eğdiler fazla direnç gösteremediler. Yedikleri erken goller de morallerini bozdu. Beşiktaş, çok önemli bir maçını kayıpsız atlattı, dereyi güç bela da olsa geçmesini bildi. Ancak şunu çok iyi bilmeli. Bu futbolla her zaman 3 puan alınmaz.
Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 10:18
Mustafa Denizli'den taş
Mustafa Denizli, Kayserispor maçından sonra " Defans ağırlıklı oyuncularla oynamak, defans yapacağız anlamına gelmez" dedi. Sevgili hocamız bazı yorumculara taş atmış. Ben de o taştan nasibimi aldım. Ancak itirazımı da elbette belirteceğim. Sivok, Ferrari, Fink, Ernst, Ekrem ve 3 İbrahim... Etti mi size 8 oyuncu. Bunların ofansif etkinliği az hatta çok az değil mi? Peki, Kayseri'de çıkan on birde hangi oyuncuların gol atma olasılığı fazlaydı? Bobo ve Tello'nun dışında başka birini söyleyebilir miyiz? Bu arada hemen belirtelim, Tello sezon başından bu yana çok formsuzdu ve de sadece tek golü vardı.
İşte böyle bir tabloda herkesin ortak merakı, "Beşiktaş nasıl gol atar?" şeklindeydi. Tello ve Ekrem bu sezon ikinci gollerini attılar. Kayserispor da tek golde kalınca 3 puan Kartal'ın oldu.
Şimdi işin perde arkasını inceleyelim: Nobre, çocuğunun hastalığı nedeniyle İstanbul'da, Batuhan A2'de ve Holosko, Yusuf, Tabata, Nihat kulübede. Kusura bakmayın skor ne olursa olsun bana hiç kimse bu oyuncuların aynı anda kulübede oturmasının mantığını anlatamaz.
Futbolda iki hedef var. Biri kendi kalen, diğeri de rakibin kalesi... Ve sen rakibin kalesini düşürmek için elinde olan silahları cephe gerisinde saklıyorsun.
Denizli'nin sözlerine katılmıyorum. Defans ağırlıklı oyuncular takımda büyük çoğunluğu teşkil ediyorsa, ofansif zenginlik sağlanamaz. Hele hele bir de gol yiyip geri düşersen, kapanan rakip karşısında çok zor pozisyon bulursun. Erken gol ve Kayserispor'un önemli oyuncularından yoksun olması Beşiktaş'ın işini kolaylaştırdı.
Tamam, çok önemli bir virajı Kara Kartal kazasız belasız atlattı. Tebrik ederiz. Ancak unutulmasın ki bu kadro yapısıyla her zaman papaz pilav yemez.
Bursa yere Sağlam basıyor
Bursaspor gümbür gümbür geliyor. Önüne geleni deviriyor. Ertuğrul Sağlam'a bin kere milyon kere helal olsun. Takımı, hem iyi futbol oynuyor hem de gerekli skoru kolaylıkla elde edebiliyor. Top rakipteyken kalelerini çok adamla savunuyorlar. Topu kazandıkları anda da çok adamla saldırıyorlar. Oyun disiplini üst düzeyde. Anormal de yürekliler.
Sağlam geçenlerde, "Fikstür avantajımız var. Ancak futbolun sağı solu belli olmaz. Fenerbahçe için de aynı sözler söyleniyordu. Gördünüz her şey nasıl tersine döndü" dedi. Hocamız adımlarını sağlam atıyor. Çürük tahtaya basmıyor. Doğru olanı yapıyor.
KAÇ asker general?
Galatasaray'a Jo geldi işin şekli şemali değişti. Topu tutuyor, arkadaşlarına duvar oluyor, dripling yapıyor, diklemesine gidiyor, gözü sürekli karşı kalede. Nasıl olsa Cimbom'un Avrupa serüveni de bitti. Jo artık sakatlanmadığı, ceza almadığı sürece hep sahnede. Ayrıca Baros ve Kewell düzelmeye başladılar.
Dos Santos ufak çaplı bir resitalle, "Beni gördünüz mü?" dedi. Elano, Beşiktaş maçındaki görüntüsüyle Brezilya Milli Takımı'na neden çağırıldığını bir nebze de olsa açıkladı. Tüm bunların ötesinde, Arda gibi bir virtüöz, Keita gibi bir cambaz. Atletico maçlarında Baros veya Jo'dan biri oynayabilseydi Galatasaray bugün bir üst turdaydı.
Sarı-kırmızılıların Kasımpaşa maçında keyif vermesinin bir başka nedeni de defansının az da olsa toparlanması ve de topu eskiye oranla daha iyi kullanmasıydı. Sabri'nin ofansif yönü Uğur'dan iyi. Caner'in ayakları Hakan Balta'dan yumuşak. Bu nedenle de iki kanat su gibi akıp gitti. Bu bölgelerden isabetli ortalar yapıldı. Defansın göbeğindeki Neill'in, kısa sürede uyum sağlaması da Galatasaray'ı rahatlattı.
Şimdi en önemli konu, maçın kaderini etkileyecek oyuncuları, Rijkaard'ın nasıl kullanacağı. Koşan, boğuşan Mehmet Topal, Mustafa Sarp, Barış, Ayhan gibi askerlerle, iş bitiren ayakları hoca acaba nasıl bütünleştirecek? Nasıl bir on bir oluşturacak? Hangi yabancıları yanında oturtacak? Orta alan ve ileri uçta bir asker, 5 generalle mi, yoksa 2 asker 4 generalle mi kullanacak? Bazen alternatif çokluğu da başa beladır. İşte şu andaki Cimbom'da olduğu gibi.
Yılmaz hoca abarttı
Yılmaz Vural ofansif futbol oynatmak isteyen bir teknik direktör. Bu, benim de hoşuma gidiyor. Ancak hocamız zaman zaman işi fazla abartıyor. Galatasaray'ı bu denli hafife almak ne denli doğru? Karşı kale elbette hedefin olacak ancak kendi kaleni nasıl böylesine unutabilirsin? Galatasaray'ın yetenekli ayaklarına nasıl böylesine boş verirsin? Galatasaray senin kalene elini kolunu sallayarak geldi. Çoğu kez defansında 5'e 2 yakalandın. Sevgili hocam, bu kadar da uzun boylu değil.
Anlat anlat heyecanlı oluyor!
F.Bahçe Başkan Vekili Nihat Özdemir, İstanbul Bld. maçının hakemi Fırat Aydınus için, "Fener düşmanı" dedi. Aynı senaryo aynı film. Ezberledik artık. Puan kaybeden bağırıyor. Bunun iki nedeni var. Birincisi, gündem saptırarak başarısızlığı sözüm ona örtbas etmek. İkincisi ise daha sonraki maçlarında hakemleri etkilemek.
Aydınus'un o maçta iki büyük hatası vardı. 58. dakikada Serhat'a taban basan Baroni'ye ve 68. dakikada mutlak gol pozisyonundaki Güiza'yı deviren Ekrem'e kırmızı kartını göstermemesi. Fenerbahçe'nin sayılmayan golü kesin ofsayt, karar doğru. Büyükşehir Belediye'nin 2. golü ofsayt değil, karar yine doğru... Alex'e gösterilen kırmızı da kesin doğru.
Feryat eden haklı olsa haydi yine diyeceğiz ki, "Adamın canı yandı, ne yapsın." Senin takımın futbol olarak ortaya bir şey koyamasın ve sen kalk okları başka yönlere çevir. Peki böyle bir ortamda o takımın teknik patronu ve futbolcuları şöyle düşünmez mi: "Oh ne güzel! Suçlu biz değilmişiz, hakemmiş!"
Daum'un maç sonrası söyledikleri de çok ilginç: "Tempo yapamadık. Baskı kuramadık. Rakibi hataya zorlayamadık. Golleri kaptırdığımız toplar sonucu yedik."Beyimiz, basın ordusunu karşısında gördüğü anda başlıyor ağlamaya. Koçum, Fenerbahçe'nin komutanı sen değil misin? Yanlışları senin düzeltmen gerekmiyor mu? Kimi, kime şikayet ediyorsun? 7 maçtır galibiyetin yok. Bir de kalkmış masal anlatıyorsun. Anlat anlat heyecanlı oluyor!
Bülent Girgin
08-15-2010, 12:13
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
Guti'den sevgilerle
Guti 34 yaşındaymış. Banane... Adam, tek başına 3 puana damga vuruyor, maç kazandırıyor. Hazırlık dönemi geçirmedi. Tatilden 10 gün önce geldi, ayağının tozuyla Beşiktaş'a 3 puanı hediye etti. Bobo'ya attığı top müthiş. Büyük maestro tek hareketle işi bitirdi. Öbür cambazın da aklı fikri hep goldeydi. Elbette Quaresma'dan söz ediyorum. Biraz bencil olmasaydı takımının gol sayısını o da artırırdı. Zaman zaman pas yerine şutu tercih etti. Öyle veya böyle çok net olarak görüldü ki bu ikili Beşiktaş'a çok maç kazandıracak. Bunu daha Beşiktaş'a geldikleri ilk günden itibaren hep söylüyorum.
Futbol, sevimli değildi. Sevimli olması beklenemezdi. Gece yarısı bile termometre 30'un üzerindeydi. Öyle kolay değildir sıcakta koşmak, mücadele etmek. Bu nedenle Beşiktaş'ın oyununu şimdilik hoşgörü ile karşılayabiliriz. Ancak ilerleyen günlerde bu kadro daha iyi oynamalı, daha keyif vermeli, daha organize görüntü sergilemeli. Bu arada gayet net bir biçimde görülüyor ki Bobo'ya bir arkadaş şart. Ve bir de defansın sağı sinyal veriyor. Erhan'ın özellikle ataklara katılımı yetersiz. Solda büyük bir problem yok. Üzülmez hep aynı çizgide devam ediyor. İsmail de alternatifi. Ferrari, ilk geldiği günlere göre çok hantal bir görüntü veriyor. Bir türlü kendisini toparlayamadı. Arkasına atılan toplarda ağır kalıyor. Ayrıca atak organizasyonlarına hiç karışmıyor. Oyunun güzelleşmemesinde savunmadan olumlu pasların çıkmaması önemli etkendi.
NECİP'TE ISRAR ŞART
Ernst, hep bildiğiniz gibi. Aynı çamaşır makinesı, durmadan çalışıyor, her yere yetişiyor, her deliği kapatıyor. Ah gözü biraz daha karşı kalede olsa! Necip tırmanışına devam ediyor. Bu çocukta ısrar etmek şart. Oynadıkça daha da iyi olacağı kesin. Oyun disiplininden hiç uzaklaşmıyor, gösteriye kaçmıyor. Hücum girişimlerinde de var, kendi kalesini korumada da. Nihat çizgide oynadığı zaman yeterince yararlı olamıyor. Oyundan kopuyor, soğuyor. Kaleyi karşıdan gören bir mevkide oynaması şart. Yani santrfor arkası. Bu durumda da orta ikiliden birinin eksilmesi gerekiyor. Schuster de bunu şimdilik göze alamıyor.
Bucaspor 10 kişi kaldıktan sonra Beşiktaş neden bocaladı hiç anlayamadım. Özgüven yetersizliği mi acaba? Bucaspor ligimize yeni yükselmiş, yepyeni oyunculardan kurulu bir ekip. Sen şampiyonluğa oynuyorsun. Tribünlerde de taraftarın büyük çoğunlukta. Bu ürkeklik hiç hoş olmadı. Evet lige deplasmanda 3 puanla başlamak çok önemli fakat bunu koruma telaşı Kartal'a pahalıya mal olabilirdi.
Kaynak : http://yenisafak.com.tr/
Bülent Girgin
11-01-2010, 12:07
http://yenisafak.com.tr/resim/site/sanli_sarialioglu1_b.jpgSanlı Sarıalioğlu
01 Kasım 2010 Pazartesi
Schuster'in gözüne perde mi indi!
Sen büyük takımın oyuncususun. Kendi sahanda, muhteşem bir taraftar önünde oynuyorsun. Oyunun hemen başında öne geçiyorsun. Daha sonra ikinci golü de buluyorsun. Böyle bir ortamda her futbolcunun performansını ikiye üçe katlaması gerekir.
Ersan'a bakıyorum çocuk formayı sırtına geçirmiş ve çıkarmamak için sanki ant içmiş. Öyle bir boğuşuyor ki... Genç Necip de öyle, her yerde var, her işi yapıyor. Bakmayın takımına yedirdiği gole. Her futbolcunun başına bu tür kazalar gelir.
İbrahim Üzülmez sol çizgide şimendifer gibi. Karşısındakine kim olursa olsun diz çöktürtüyor. Gençlik aşısı yaptırmış gibi. Dur durak bilmiyor. Ernst, hep bildiğiniz gibi. Rotası belli. Her gediğe yama olmaya çalışıyor. Her arkadaşının yardımına koşuyor.
Toroman, Mehmet Yıldız ile boğuşurken zaman zaman zorlanıyor. Ne yapsın Yıldız boğa gibi. Kolay mı onunla başa çıkmak. Hilbert'in belli bir çizgisi var. "Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım" diyor. Kapasitesi sınırlı ancak hücumda da var, savunmada da. Bobo, attığı golün rahatlığı içinde. Rüştü bu kez kalesinde güven veren bir görünümde. Bir pozisyonda da çok başarılıydı. Guti her zamanki gibi komutan havasında. Bu işi de çok iyi başarıyor. İlk golde Üzülmez'e bir pas attı, lokum... Üzülmez ortaladı, Bobo ayak koydu işi bitirdi.
ŞANS KARTAL'I KUCAKLADI
Etti mi size tam 9 oyuncu... Buraya kadar her şey tamam. Şimdi gelelim diğer iki oyuncuya. Tabata ve Holosko takımı sabote etmek isteseler işte ancak bu kadar kötü oynarlar. İki pas yok, iki şut yok. Koşmasına koşuyorlar ama boşuna. Durmadan kör dalışlar yapıyorlar. Durmadan çıkmaz sokaklara giriyorlar. Ayaklarına gelen her topu rakiplerine veriyorlar. Ve Holosko 72, Tabata tam 90 dakika sahada kaldı. Olacak iş değil! Schuster'in gözüne perde mi indi. Ben olsam bu iki oyuncuyu kesinlikle ilk yarının sonunda soyunma odasında bırakırdım.
9 kişiyle işte böyle doğum sancıları çekildi. İki farklı öne geçen Beşiktaş neredeyse tek puanla maçı kapatıyordu. Son dakikada şans Kartal'ı kucakladı. Ancak çok iyi bilinmeli ki bu şekilde eksik oynayarak her zaman 3 puanlara ulaşılmaz.
Sivasspor gücü yettiğince boğuştu. O iki yıl öncesinin korkulu rüyası Sivasspor ne yazık ki çok kan kaybetmiş. Rıza'nın işi kolay değil. Ancak Atom Karınca zoru başarmayı sever. Sivasspor'u eski gücüne yaklaştıracağına gönülden inanıyorum.
Orta hakem Tolga Özkalfa, kesinlikle bu işi bırakmalı. Futboldan hiç anlamıyor. Bunun da ötesinde acımasız. Mehmet Yıldız ve Keita'nın yaptığı insafsızca darbelere hakemin kırmızı kartını göstermemesi resmen skandal. Bu arada Guti'ye gösterdiği sarı kart ise komedi. Bu hakemlerle bu lig nasıl bitecek bilemiyorum.
Kaynak : http://yenisafak.com.tr/
Barış Kahraman
12-06-2010, 11:34
Bu Beşiktaş Alkışlanır
Bobo yok, Quaresma yok, Nobre yok, Nihat yok, Tekke hiç yok... Saydıklarım Kartal'ın en baba golcüleri... Ve de rakip geçen senenin şampiyonu Bursaspor. Böyle bir ortamda heybeye atılan koskoca 3 puan... Başkasını bilemem ama ben, bu Beşiktaş'ı ayağa kalkar alkışlarım. Hiç kimse karşıma çıkıp "Bursaspor ikinci yarıyı 10 kişi oynadı" demeye kalkışmasın. Bursaspor ilk 45 dakikada 11 kişiydi de ne oldu, pozisyonu mu vardı. Gole sadece bir kez maçın son dakikalarında yaklaştı. O pozisyon kaleci Cenk'in büyük ikramı sonucuydu.
Schuster takımının eksiklerini bilerek stratejisini belirlemişti. Derinliği olan kademeli, sağlam bir defans... Orta alanda Guti'nin komutasında kontrollü oyun ve diklemesine deparlar atan Holosko ile gole yaklaşma.
HARİKA GUTİ
Guti'ye özel bir paragraf açmazsak futbola ihanet etmiş oluruz. Gerçekten müthiş biri... Tek başına oyunu yönlendiriyor. Öldürücü paslar atıyor. Maça ne zaman tempo katacağını, ne zaman harareti düşüreceğini çok iyi biliyor. İnanılmaz istekli, inanılmaz hırslı, ve sorumluluk bilinci içinde. Burada gördüğümüz bir çok yabancı sahte yıldızın aksine Türkiye ve Beşiktaş'ı küçümsemiyor, önemsiyor. Futbol zekası üst düzeyde. Ah bir de Beşiktaşlı futbolcular kendilerini Guti'ye daha iyi gösterebilseler.
Schuster'in ikinci yarının başında yaptığı Necip-Tabata değişikliğinin nedeni, 10 kişi kalan Bursaspor'un üzerine bir fazla forvetle gitmek istemesindendi. Aurelio ve Ernst gibi oynadığı süre içerisinde Necip de çok başarılıydı. Bursaspor'un ofansif zenginliğe ulaşamamasında Beşiktaş'ın bu orta üçlüsü önemli faktördü. Toraman ve Ersan defansın göbeğinde hiç ama hiç zorlanmadılar. İki bek Hilbert ve Üzülmez de Ozan ve Volkan'a geçit vermeyince yeşil beyazlılar tamamen kilitlenip kıpırdayamaz duruma geldi.
HOLOSKO KADER ADAMI
Beşiktaş ilk yarıda 1, ikinci yarıda 2 pozisyona girdi. Bunlardan birini golle sonuçlandırdı. Öne geçtikten sonra riske hiç girmedi. Bol pas yaparak dakikaları yedi bitirdi. Amacına fazla zorlanmadan ulaştı.
Ali Kuçik'e tek olumsuz laf etmem. Gencecik çocuk sezonun en zor maçında haliyle titreyerek oynadı. Holosko durmadan depar atıyor, gönülden oynuyor, çok istiyor. Sağ çaprazda benzer iki pozisyona girdi. Daha zorunu golle sonuçlandırdı. Holosko işte böyle biri. Kolayı yapamıyor, zoru başarıyor. Bir bakıyorsunuz topla birlikte iğne deliğinden geçiyor. Bir bakıyorsunuz, çevresinde hiç kimse yokken topa basıp düşüyor. Ancak hemen belirtelim, Holosko Beşiktaş'ın son 3 maçında kader adamı oldu. Galatasaray karşısında penaltı yaptırdı. Bulgaristan'da ikinci golü attı ve dün son sözü söyledi.
Beşiktaş en önemli oyuncularından yoksun olmasına karşın Galatasaray ve Bursa galibiyetleriyle tekrar lige tutundu. Devrenin son iki maçını da galibiyetle kaparsa şampiyonluğun en önemli adayı olarak tekrar yarışa katılır.
vBulletin v3.7.2, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.