Hasret Ergül
11-15-2007, 11:59
Sezona iyi başlayan, ligin devamında adından söz ettirecek bir takım olma konusunda aşama yapabileceğini gösteren Beşiktaş’ta bugünkü karmaşık ortamın oluşmasında asıl etken sportif midir yoksa yönetimsel mi? Biz, bir olayı araştırırken analitik düşünmeyi, olayı etkileyen birçok faktörü birarada düşünüp, değerlendirmeyi pek sevmeyiz. Çünkü araştırma emek en basit anlamıyla uğraş ister. Kolay yoldan sonuca ulaşmak isteriz. Onun içindir ki, son günlerde sadece yönetime yükleniliyor. Doğrudur, bu yönetim de, önceki de Süleyman Seba geleneğini yürütecek nitelikte değil. Zaten gerek Serdar Bilgili gerekse, Yıldırım Demirören Süleyman Seba’ya özgü yönetim biçimini kökünden değiştirmek için göreve geldiler. Serdar Bilgili göreve geldi, ilk uygulama olarak da tribünlere 30 bin forma dağıttı. Bu; tribüne oynayan, gerekirse tribünlerin sözünü dinleyen bir yönetim anlayışının somutlaşmasıydı. Devlet memuru Süleyman Seba; kendi yöntemleriyle tribünleri takımın arkasında duran, ama takımı yönetmeye kalkmayan bir yapıya taşımışken Bilgili, o günlerde “çağdışı” olarak nitelendirilen “Seba yöntemleri”ni tasfiye etmek için başkan oldu.
Seba’nın devamı olarak değerlendirilen Hasan Arat’a güven duyulmadı. Oysa Arat; Seba’dan sonra, ondan alacağı bayrağı daha ileriye taşıyabilecek, sporculuğunun verdiği avantaj, gençliğinin atılganlığı ile daha iyi hizmetler verebilecekti. Hasan Arat, Seba gibi Beşiktaş’ın üst düzey sporcularından biriydi ve ek olarak zamanında Beşiktaş’tan aldığı 2,5 milyon lirayı onlarca milyar liralık bir ciroya yükseltebilen, daha 37 yaşında işadamları birliğinin başkanı seçilen iyi de bir iş adamıydı. O günlerde Beşiktaş kongre üyeleri de tribünler gibi “Seba yöntemi”ne çağdışı, Seba’nın etrafındakilere de “dinazor” diyorlardı. Tribüne oynamamak, kendi değerlerini korumak, 200 bin Pound’a yabancı futbolcu transfer etmek ve onlarla şampiyonluklar kazanmak çağdışılıkla eşdeğer tutuluyordu. Seba’dan sonraki yönetimlerin oturduğu plaza o çağdışı görülen anlayışla dikilmişti. Seba’dan sonra tribüne oynayan başkan geldi, sonra ise tribünden protokol tribünündeki başkanlık koltuğuna oturan bir başkan. Beşiktaş kongre üyelerinin tribünlerle ortaklaşa hazırladıkları son yıllardaki koşullardan neden rahatsız olunuyor? Yanıtı vereyim: Beşiktaş seyircisi kendini aldatılmış hissediyor. Yönetimsel aldatmacalar Beşiktaş seyircisini kafeslemiştir. Bu, çok acı veren bir durumdur.
Metin Tükenmez mtukenmez@fanatik.com.tr
Seba’nın devamı olarak değerlendirilen Hasan Arat’a güven duyulmadı. Oysa Arat; Seba’dan sonra, ondan alacağı bayrağı daha ileriye taşıyabilecek, sporculuğunun verdiği avantaj, gençliğinin atılganlığı ile daha iyi hizmetler verebilecekti. Hasan Arat, Seba gibi Beşiktaş’ın üst düzey sporcularından biriydi ve ek olarak zamanında Beşiktaş’tan aldığı 2,5 milyon lirayı onlarca milyar liralık bir ciroya yükseltebilen, daha 37 yaşında işadamları birliğinin başkanı seçilen iyi de bir iş adamıydı. O günlerde Beşiktaş kongre üyeleri de tribünler gibi “Seba yöntemi”ne çağdışı, Seba’nın etrafındakilere de “dinazor” diyorlardı. Tribüne oynamamak, kendi değerlerini korumak, 200 bin Pound’a yabancı futbolcu transfer etmek ve onlarla şampiyonluklar kazanmak çağdışılıkla eşdeğer tutuluyordu. Seba’dan sonraki yönetimlerin oturduğu plaza o çağdışı görülen anlayışla dikilmişti. Seba’dan sonra tribüne oynayan başkan geldi, sonra ise tribünden protokol tribünündeki başkanlık koltuğuna oturan bir başkan. Beşiktaş kongre üyelerinin tribünlerle ortaklaşa hazırladıkları son yıllardaki koşullardan neden rahatsız olunuyor? Yanıtı vereyim: Beşiktaş seyircisi kendini aldatılmış hissediyor. Yönetimsel aldatmacalar Beşiktaş seyircisini kafeslemiştir. Bu, çok acı veren bir durumdur.
Metin Tükenmez mtukenmez@fanatik.com.tr