Mehmet Erhan
07-14-2008, 17:02
Bu hafta sizlere kendisini farklı açılardan tanıma fırsatı bulduğum Sinan Engin’i benim bakış açımdan tanıtmak istiyorum.
İlk olarak benim gözümdeki futbolcu Sinan Engin’i anlatarak başlamak, yaşı bizden daha genç olduğu için onu izleme şansı bulamamış arkadaşları bilgilendirmek açısından en doğru giriş olacaktır.
Sinan Engin klasik 4-4-2 düzeninin sol açık mevkiinde oynayan ancak kontratak setlerinde “uçurtma” forvet olarak kaleye hızlı şekilde inebilme özelliğine sahip bir oyuncuydu. Sol kanattan sol iç ayağıyla ön direk ve arka direk organizasyonlarına “muz” tabir edilen sert ve isabetli ortaları başarı ile gerçekleştirirdi. Tabiri caiz ise “ayı” gibi kuvvetli “tazı” gibi hızlıydı. Bir maçta sol kanatta geçtiği rakip sağ bek çareyi Sinan’ın beline atlamakta bulmuş
Sinan ise topla beraber adamı 10 metre belinde sürükledikten sonra adam pes edip düşmüş Sinan ise yoluna devam etmişti. Formda olduğu zamanlarda uzaktan şutları ve frikik vuruşları ile gol yapardı. Haylaz bir yapısı vardı , bunun yüzünden o devrin otoriter hocaları Stankoviç ve Gordon Milne ile yıldızı tam olarak hiç barışmazdı. Ancak gerek Başkan Seba gerekse taraftar ondan daha iyisini bulamayacağını bilir ve her zaman hocalara karşı Sinan Engin’e sahip çıkardı.
Beşiktaş kariyerinin kendi jenerasyonundaki diğer oyunculara göre biraz daha erken bitmesi Sinan Engin’in işin yönetim bölümüne odaklanmaya daha erken başlamasına neden oldu. Oyunculuktan yöneticiliğe geçiş sürecinde –her meslekte olduğu gibi- yaşadığı sıkıntılar ve tecrübeler Sinan Engin’i doğru yönde olgunlaştırdı ve zamanın haylaz oyuncusunu Beşiktaş Futbol Takımı’nın menajerliğine kadar götürdü.
Doğduğu ve büyüdüğü karışık ortamdan azmi ve sporcu kimliğine sarılarak sıyrılan Engin, hayatında sigara ve hatta toplum önünde alkol dahi kullanmamış bir kişi olmasına rağmen sürekli büyüdüğü ortamlardaki olumsuzluklarla anıldı.
İlk menajerliği döneminde yaptığı –ve maharet gerektiren- İlhan Mansız ve Tümer Metin transferleri, 100. yıl şampiyonluğundaki katkısı gibi olumlu performansları yanında, dördüncülükle biten bir sezon ve 101. yıl kaosu, yönetim içerisindeki çatlamanın tecrübeleri yol boyunca dağarcığına eklediği tecrübeleri oldu.
Şimdi görüntü olarak Sinan Engin tek başına sorumlu olarak işin tekrar başında ve yapılan tüm transferlere kefil olmuş durumda. Hatta bu takımın başarısızlığı durumunda bir daha kulübün önünden geçmeyeceğini bile söz verdiği yazılıyor, çiziliyor.
Birincisi, hayatının 30 yılı bu kulübün içinde geçmiş ve 105 yıllık tarihi olan bir kulüpte bir menajer 1-2 sezonluk performansı ile neden kulübün önünden geçmeyecek durumu gelsin ki? Sinan Engin herkesin tanıdığı sevdiği gerçek Beşiktaşlı, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan ve bu nedenlerle de bu işi yapması için seçilmiş, görevlendirilmiş bir kişi. Bu işi yapmasa dahi yine bu camia içerisinde ve yine Beşiktaş’la ilgili bir mücadele yapacak. Dolayısı ile biz onu kapı önünden geçmezken değil her zaman bu kapının içinde görmek isteriz.
İkincisi; Zapo, Sivok ve Seric. Hepsi kariyerli ve iyi oyuncular. Ama dış transfer her zaman riskler taşır. Farklı lig, farklı sahalar, sosyal ilişki sorunları, eşi , kız arkadaşı , anası dadası neticede bir sebepten ötürü oyuncu yeni geldiği ülkede hemen uyum sağlayamaz, performansı düşük olur. Bazen ikinci sezon toparlar bazen hiç toparlayamaz. Bu husus bu işin içinde olan herkesin malumudur. Hal böyle iken Sinan Engin’in şahsen bu transferlere kefil olmasına hiç gerek yoktur. Bu oyuncular Beşiktaş’ın geniş kadrosunu güçlendirir ama neticede iyi olan oynar.
Üçüncüsü; kampta olmayacak bir iş oluyor ve takımın iki kaptanı birbirine giriyor. Sinan Engin duruma müdahale ediyor ve iki oyuncuyu kamptan gönderiyor. Yok efendim öyle olsaymış böyle yapsaymış bir sürü yazı, yorum. Yönetim kurulu toplantısına kadar en ufak ortamı rahatlatıcı babacan bir mesaj yönetimden gelmiyor. Sinan Engin yine tek başına..
Şampiyonluk bir takım oyunudur; 100. yıl şampiyonluğunda Yıldırım Demirören futbol Şubesi sorumlusuydu. Bilgili gibi vizyoner bir Başkan, Güreli ve Altınsay gibi tecrübeli yöneticiler, Prof. Mete Düren gibi pırıl pırıl imajı olan bir sözcü vardı. Lucescu gibi yılların tezgahından geçmiş bir kurt ve Erdil Arpacı gibi işin mutfak kısmını toparlayan destek üniteleri vardı.
Şu an uzaktan baktığımda ise Sinan Engin’i çok yalnız görüyorum ve bütün bu yükü sorumlulukları ile beraber sahipleniyor. Bu yükü olduğu gibi taşımak Sinan Engin’e büyük haksızlık yapmak olur. Bu bir takım işidir ve özellikle iletişim, medya, yönetimle uyum, özgüven , finans konularında yönetimin içinde birlik ve beraberliği ispat edecek şekilde Sinan Engin’ e acil destek olmak gerekmektedir.
Rüzgar Sağnak
İlk olarak benim gözümdeki futbolcu Sinan Engin’i anlatarak başlamak, yaşı bizden daha genç olduğu için onu izleme şansı bulamamış arkadaşları bilgilendirmek açısından en doğru giriş olacaktır.
Sinan Engin klasik 4-4-2 düzeninin sol açık mevkiinde oynayan ancak kontratak setlerinde “uçurtma” forvet olarak kaleye hızlı şekilde inebilme özelliğine sahip bir oyuncuydu. Sol kanattan sol iç ayağıyla ön direk ve arka direk organizasyonlarına “muz” tabir edilen sert ve isabetli ortaları başarı ile gerçekleştirirdi. Tabiri caiz ise “ayı” gibi kuvvetli “tazı” gibi hızlıydı. Bir maçta sol kanatta geçtiği rakip sağ bek çareyi Sinan’ın beline atlamakta bulmuş
Sinan ise topla beraber adamı 10 metre belinde sürükledikten sonra adam pes edip düşmüş Sinan ise yoluna devam etmişti. Formda olduğu zamanlarda uzaktan şutları ve frikik vuruşları ile gol yapardı. Haylaz bir yapısı vardı , bunun yüzünden o devrin otoriter hocaları Stankoviç ve Gordon Milne ile yıldızı tam olarak hiç barışmazdı. Ancak gerek Başkan Seba gerekse taraftar ondan daha iyisini bulamayacağını bilir ve her zaman hocalara karşı Sinan Engin’e sahip çıkardı.
Beşiktaş kariyerinin kendi jenerasyonundaki diğer oyunculara göre biraz daha erken bitmesi Sinan Engin’in işin yönetim bölümüne odaklanmaya daha erken başlamasına neden oldu. Oyunculuktan yöneticiliğe geçiş sürecinde –her meslekte olduğu gibi- yaşadığı sıkıntılar ve tecrübeler Sinan Engin’i doğru yönde olgunlaştırdı ve zamanın haylaz oyuncusunu Beşiktaş Futbol Takımı’nın menajerliğine kadar götürdü.
Doğduğu ve büyüdüğü karışık ortamdan azmi ve sporcu kimliğine sarılarak sıyrılan Engin, hayatında sigara ve hatta toplum önünde alkol dahi kullanmamış bir kişi olmasına rağmen sürekli büyüdüğü ortamlardaki olumsuzluklarla anıldı.
İlk menajerliği döneminde yaptığı –ve maharet gerektiren- İlhan Mansız ve Tümer Metin transferleri, 100. yıl şampiyonluğundaki katkısı gibi olumlu performansları yanında, dördüncülükle biten bir sezon ve 101. yıl kaosu, yönetim içerisindeki çatlamanın tecrübeleri yol boyunca dağarcığına eklediği tecrübeleri oldu.
Şimdi görüntü olarak Sinan Engin tek başına sorumlu olarak işin tekrar başında ve yapılan tüm transferlere kefil olmuş durumda. Hatta bu takımın başarısızlığı durumunda bir daha kulübün önünden geçmeyeceğini bile söz verdiği yazılıyor, çiziliyor.
Birincisi, hayatının 30 yılı bu kulübün içinde geçmiş ve 105 yıllık tarihi olan bir kulüpte bir menajer 1-2 sezonluk performansı ile neden kulübün önünden geçmeyecek durumu gelsin ki? Sinan Engin herkesin tanıdığı sevdiği gerçek Beşiktaşlı, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan ve bu nedenlerle de bu işi yapması için seçilmiş, görevlendirilmiş bir kişi. Bu işi yapmasa dahi yine bu camia içerisinde ve yine Beşiktaş’la ilgili bir mücadele yapacak. Dolayısı ile biz onu kapı önünden geçmezken değil her zaman bu kapının içinde görmek isteriz.
İkincisi; Zapo, Sivok ve Seric. Hepsi kariyerli ve iyi oyuncular. Ama dış transfer her zaman riskler taşır. Farklı lig, farklı sahalar, sosyal ilişki sorunları, eşi , kız arkadaşı , anası dadası neticede bir sebepten ötürü oyuncu yeni geldiği ülkede hemen uyum sağlayamaz, performansı düşük olur. Bazen ikinci sezon toparlar bazen hiç toparlayamaz. Bu husus bu işin içinde olan herkesin malumudur. Hal böyle iken Sinan Engin’in şahsen bu transferlere kefil olmasına hiç gerek yoktur. Bu oyuncular Beşiktaş’ın geniş kadrosunu güçlendirir ama neticede iyi olan oynar.
Üçüncüsü; kampta olmayacak bir iş oluyor ve takımın iki kaptanı birbirine giriyor. Sinan Engin duruma müdahale ediyor ve iki oyuncuyu kamptan gönderiyor. Yok efendim öyle olsaymış böyle yapsaymış bir sürü yazı, yorum. Yönetim kurulu toplantısına kadar en ufak ortamı rahatlatıcı babacan bir mesaj yönetimden gelmiyor. Sinan Engin yine tek başına..
Şampiyonluk bir takım oyunudur; 100. yıl şampiyonluğunda Yıldırım Demirören futbol Şubesi sorumlusuydu. Bilgili gibi vizyoner bir Başkan, Güreli ve Altınsay gibi tecrübeli yöneticiler, Prof. Mete Düren gibi pırıl pırıl imajı olan bir sözcü vardı. Lucescu gibi yılların tezgahından geçmiş bir kurt ve Erdil Arpacı gibi işin mutfak kısmını toparlayan destek üniteleri vardı.
Şu an uzaktan baktığımda ise Sinan Engin’i çok yalnız görüyorum ve bütün bu yükü sorumlulukları ile beraber sahipleniyor. Bu yükü olduğu gibi taşımak Sinan Engin’e büyük haksızlık yapmak olur. Bu bir takım işidir ve özellikle iletişim, medya, yönetimle uyum, özgüven , finans konularında yönetimin içinde birlik ve beraberliği ispat edecek şekilde Sinan Engin’ e acil destek olmak gerekmektedir.
Rüzgar Sağnak