PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Siyah - Beyazlıların son şampiyonluğunda büyük katkısı olan Ahmet Kurt'la söyleşi


Güvenç Küçük
02-18-2008, 15:42
Beşiktaş Dergisi, yazarımız ve Siyah - Beyazlıların son şampiyonluğunda büyük katkısı olan Ahmet Kurt'la keyifli bir söyleşi yaptı.

SÖYLEŞİ: Senem Gülkar (Beşiktaş Dergisi)

Hem Türkiye’de hem de Avrupa’da sezona fırtına gibi giren Erkek Basketbol Takımımız, taraftarlarımıza ve onları izleyen her basketbolsevere keyifli dakikalar yaşatıyor. ULEB Kupası’nda yer aldığı grubundan çıkmayı garantileyen ekibimiz, Türkiye’de de şampiyonluğun en büyük adaylarından biri. Basketbolcularımız, gözlere hitap eden zevkli basketbolunun yanında heyecanı da doruklara çıkartırken hepimizin aklına 1974-75 sezonunda şampiyon olan efsane Beşiktaş kadrosunu getirdi. Biz de bu kadronun en önemli elemanlarından Ahmet Kurt ile Beşiktaş Erkek Basketbol Takımı’nın dününü, bugününü ve yarınını konuştuk...

-Öncelikle basketbol kariyerinizden söz edebilir misiniz?

Basketbola Kadıköyspor’un minik takımında Faruk Akagün’le çalışarak başladım. Daha sonra Genç ve Yıldız takımlarda birer sene oynayarak A Takım’a çıktım ve 1967 senesinde o formayla bir şampiyonluk yaşadım. Bizim yaş grubumuzun anımsayacağı gibi Aydan Siyavuş’un çalıştırdığı efsanevi 6 kişilik kadroda yer alıyordum. Orada güzel günler geçirdikten sonra hepimiz bir takıma dağıldık. Ben 1974-75 sezonunda Beşiktaş’a geldim ve o yıl şampiyon olduk. Şanslı bir yılda Beşiktaş’a transfer olmuşum. Basketbolu bıraktığım 1984 senesine kadar da askerlik ve yarım sezonluk bir ayrılık haricinde 10 yıl süreyle Beşiktaş formasını giydim.

-Aktif basketbolu bıraktıktan sonra yine bu işin içinde oldunuz. Ancak antrenörlük yerine medyada yer almayı tercih ettiniz. Bu süreci anlatabilir misiniz?

Antrenörlük ve idareciliği, insanın iş yaşamından çok süreler aldığı için tercih etmedim. Çünkü aynı zamanda avukatlık mesleğimi sürdürüyordum. Ama bir şekilde basketbolun içinde olmayı da istiyordum. Bu nedenle 1986 senesinde bir grup arkadaşımla beraber Basket Dergisi’ni çıkarmaya karar verdik. O zamanın tek basketbol medyasıydı diyebilirim. Şimdiki tüm basketbol yazarlarının okulu sayılabilecek bu dergiyi 10 yıl boyunca büyük bir zevkle çıkardık. Ancak misyonunu tamamlamıştı ve arkadaşlarla el sıkışarak dergiyi kapattık. Daha sonra bütün yayıncılığın kaydığı internet ortamında Can Budak ve Levent Yücelman ile birlikte turkbasket.com’u yayınlamaya başladık. Şu anda dünya sıralamasında Türkiye’nin en değerli basketbol sitesi olarak görülüyor. Yayıncılık hayatımın en önemli kısmına gelince, uzun yıllardan beri her Cuma günü Cumhuriyet Gazetesi’nde zevkle basketbol yorum yazılarımı yazıyorum. Son olarak da turkbasket.com’un haberciliğinin yanında, boşlukta olan basketbolun magazin yönünü doldurmak yine bize düştü. Böylece 21 yıl aradan sonra, bu kez sanal ortamda 1 Ocak 2008 itibariyle basketdergisi.com’u yayın hayatına geçirdik. Şu anda çok genç ve hayacanlı bir ekiple iyi işler çıkarmak için çabalıyoruz.

-Basketbolda böylesi başarılı bir neslin üyesi olmanızın yanında iş yaşamınızda da başarılısınız. Bunu neye borçlusunuz?

Basketbol benim hayatımın çok önemli bir bölümü. Oynarken de böyleydi şimdi de böyle... Ama ben hiçbir zaman okulumu ve daha sonraki iş yaşantımı ihmal etmedim. Şimdikilerin profesyonel olduğunu kabul ediyorum ama yine de her sporcunun bir üniversite bitirmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer ki gençlerimiz zaman açısından bir fedekarlık yapacaklarsa, bunu spor ya da eğitimden vazgeçerek değil, bilgisayar oyunlarından veya akşamları her kanalda yayınlanan dizileri izlemekten feragat ederek yapmalılar.

-Beşiktaş gibi büyük camiası olan bir kulüpte oynamak yaşamınıza neler kazandırdı?

“Beşiktaşlı Ahmet” olmak hem hala taşıdığım bir titr hem de iş hayatına atıldıktan sonra bana bütün kapıları açan bir anahtardır. Açıkça söylemem gerekiyor ki; iş hayatına başladığım yıllarda 22 yaşındaki bir gencin kapılarından giremeyeceği her yere Beşiktaş kartvizitiyle girdim. Bunun yanında Beşiktaş, hala bitmeyen çok önemli dostluklar kazandırdı yaşamıma.

-Beşiktaş formasını giydiğiniz dönemlerdeki arkadaşlık ve takım ruhu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Takımımızda müthiş bir arkadaşlık vardı. İnsanlar hep Galatasaraylılar’ın arkadaşlığından bahseder ama bugün bile eski basketbolcular bir araya geldiğinde en çok Beşiktaşlılar’ın dostluklarının sürdüğünü görüyoruz. Hatta aynı takımda oynadığımız zamandan daha sağlam bir birlikteliğimiz var. Çünkü aynı formayı paylaşırken bir anlamda rakip de oluyorsunuz (gülüyor).






-1974-75 sezonunda şimdiye kadarki ilk ve tek Şampiyonluk Kupası’nı Beşiktaşımız’a kazandıran ekibin önemli bir parçasıydınız. Bu başarı hikayesini sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz?

Çok enteresandır ki; o zamanlar başımızda adını verebileceğimiz bir antrenörümüz bile yoktu. Tom Davis takımın hem antrenörü hem de oyuncusuydu. Ateş Çubukçu “ağabey” pozisyonundaydı ama kendisi diş hekimi olduğu için işinin başındaydı ve sadece akşamları gelip maçını oynuyordu. Belki de yokluğun verdiği sevgiyle, Beşiktaş’ın geleneklerinde de yer edinen savunma anlayışını çok iyi yansıttık. Saha içinde kavga eden ama saha dışında birbirine kenetlenmiş bir takımdık. Zaten bu şampiyonluk için olmazsa olmazlardan biridir. Bunun dışında aynı bugünkü gibi takımın kimyası tutmuştu. Büyükler-küçükler, uzunlar-kısalar... Çünkü bir takım aynı tarzda oyunculardan oluşursa başarı gelmez. Bir takımı oluşturmak için gerekli uyum sağlanmıştı. Zaten sonraki iki sezonda da şampiyonluğu kıl payı kaçırdık. Darısı bu sezonun başına...

-Şampiyonluk Kupası’nı kaldırdığınız andaki hislerinizi hatırlıyor musunuz?

Açıkçası hatırlamıyorum ve bugün ona bir hikaye uydurmak doğru değil. Belki bir Eczacıbaşı galibiyetinin sonundaki duygular, şampiyonluk günündekinden daha yoğundu. Çünkü şampiyon olduğumuz, kupayı aldığımız gün değil, Eczacıbaşı’nı ikinci kez yendiğimiz günde belli olmuştu.

-Peki Erkek Basketbol Takımımız’ın bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ergin Ataman bu sezon başında takımı mükemmel bir kimya ile kurdu. Her pozisyonda doğru adamlar var. Yedeklerin bile oynayacakları süreler kalitelerine oranla belli. Çünkü onlar da takımın önemli parçaları. İki tane çok iyi oyun kurucuyu takımda bulundurduğunuzda başınıza bela açar. Ancak bir çok iyi oyun kurucu bir de onun yedeği olacak oyuncu işinizi daha iyi görür. Ergin Ataman da bu deneyimlerini Beşiktaş için kullanıyor ve ne kadar faydalı olduğunu hep beraber görüyoruz.

-Takımımız’ın Beko Basketbol Ligi’ndeki şampiyonluk şansı nedir sizce?

Kesinlikle şampiyon olma ihtimali çok yüksek. Ancak basketbol öyle bir spor ki; şu anda hiçbir takımın Play-Off’lara ne şekilde gireceği belli değil. Sürekli bir kimya olayından bahsediyoruz ya, o parçalardan birinin sakatlanması bu kimyayı bozabilir. Eskilerin bir tabiri vardır; turnusol kağıdı gibi... Bileşenlerden birini bir damla fazla veya eksik koyarsanız renk değişir. Bu nedenle şimdiden kesin konuşmak yanlış olur. Ancak tabii ki şampiyonluğun en büyük adaylarından biri Beşiktaş’tır...

-Beşiktaş’ın basketbol tarihinde ilk ve tek şampiyonluğuna imza atmış biri olarak, sezon sonunda kupayı kaldırmamız halinde neler hissedeceksiniz?

Öncelikle bir kulüp takımının basketbolda şampiyon olması Türk basketbolu adına büyük kazançtır. Ayrıca Beşiktaş Camiası adına da gerçekten önemli bir başarı olur. Ancak... Senin de benimle burada röportaj yapmana neden olan ve 1974-75 sezonunda başlayan balayımızın bittiğini düşünürüm. Çünkü son şampiyonluk her zaman için ilk şampiyonluktan iyidir (gülüyor).

-Takımımız ULEB Kupası’nda da müthiş bir grafik sergiliyor. Sizce Beşiktaş bir Avrupa Kupası’nı kaldırma şerefini yaşatabilir mi?

Kesinlikle ULEB Kupası’ndaki şampiyonluk şansını Türkiye Ligi’nden daha fazla görüyorum. Çünkü Türkiye bilinmeyenlerin ligi. Ancak Avrupa’da bütün hesaplar belli ve doğruca şampiyonluk için mücadele ediliyor. Umuyorum bu sevinci bize yaşatırlar.

-Sizin oynadığınız dönemlerle şimdiki Takımımız arasında bir karşılaştırma yapabilir misiniz?

Açıkçası şampiyonluğa oynama benzerliğinden başka bir şey göremiyorum (gülüyor). Şimdi oynanan basketbol o dönemin çok ötesinde. Fark şuradan da anlaşılabilir ki, şampiyon olduğumuz sezondan sonra Avrupa arenasına çıktık ve tokadı yiyip döndük. Bizim havamız Edirne’ye kadardı (gülüyor). Kimse kızmasın ama Beşiktaş şu anda Avrupa’da şampiyonluğa giderken bir kıyaslama yapmak bile yanlış olur.

-O efsane kadroda oyun kurucu pozisyonunda oynuyordunuz. Bugünkü Takımımız’ın oyun kurucularını nasıl yorumluyorsunuz?

Oyun kurucusu iyi olmayan bir takım, iyi takım değildir. Beşiktaş’ın da şu an yakaladığı başarılara ve iyi oyununa bakarsak oyun kurucu ekibi başarılı demektir. -Spor Sergi ruhunu yaşayan ve yaşatan biri olarak sürekli anlatılan bu dönemi siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Açıkçası ben bunun abartıldığını düşünüyorum. Evet, o günkü koşullarda, lokasyonda ve basketbolda Spor Sergi doğru bir yerdi. Sabahtan itibaren o soğuk ve tahtadan sıralara oturulduğu, lastik benzeri kaşarlı tosttan başka bir şey yiyemeyeceğiniz bir yerdi. Bütün tanıdıklar bir araya gelirdi, maçlar arka arkaya oynanırdı. Ama günde sadece üç maç vardı (gülüyor). Zaten İstanbul’da başka basketbol mabedi yoktu. Bugünle kıyaslarsak, artık her hafta 20 maç yapılıyor. Bu maçların hepsini izlemeye kalksanız profesyonel basketbol izleyicisi olmanız gerekir ki buna kimsenin vakti yetmez. Bu nedenle sürekli olarak Spor Sergi Sarayı’nı anmak yerine, örneğin Beşiktaş adına konuşursak, BJK Cola Turka Arena’da bu ruhu tekrar canlandırmayı düşünmeliyiz. Diğer kulüpler de kendi salonlarında bunu yaşatmalılar. Yoksa Abdi İpekçi Spor Salonu’nda bunu beklemek nane ruhunu elle tutmaya benzer.

-Buradan yola çıkarak BJK Cola Turka Arena ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Gerçekten mükemmel bir yer. Bence hiçbir eksiği yok. Lokasyonu, seyirci sayısı, temizliği, otoparkı ve sayabileceğimiz birçok özelliği ile kusursuz. Ancak mutlaka yapılması gereken şeyler var. Özellikle sezon başında bütün biletler kombine olarak satılmalı. Tabii ki taraftarlar, “Biletimi aldım ve kulübüme katkımı yaptım. Bu bana yeter” mantığını aşıp salondaki yerlerini her maçta almalılar. Ayrıca VIP bölümünde maçtan sonra toplanılacak bir yer yapılabilir. Örneğin antrenörün, sponsorların ve birkaç sporcunun maç sonrasında sohbet edebileceği bir ortam oluşturulabilir. İşte ancak bu şekilde seyirciyi salona çekersiniz. Çünkü televizyon büyük bir rakip. Salonda cazip imkanlar sunmazsanız, basketbolsever hem evinde ayaklarını uzatarak bütün maçları izler hem trafik çilesini çekmez hem de parası cebinde kalır.

-Basketbol hayatınızda asla unutamayacağınız bir anınız var mı?

Tabii ki en önemlisi şampiyonluk... Ama bunun dışında Beşiktaş’a transfer olmadan bir sene önce Kadıköyspor formasıyla Beşiktaş’ı yenmiştik. O zamanlar Beşiktaş bizim için ilahların takımıydı. 19 yaş ortalamasına sahip bir takımdık ve ciddiye alınacak durumda değildik. Spor Sergi Sarayı’nda son saniye basketiyle Beşiktaş’ı mağlup ettik ve Siyah-Beyazlılar’ın kaptanı Fehmi Sadıkoğlu yenildikleri halde beni kucağına alıp bütün sahayı dolaştırdı. Tabii nereden bilecek bir sene sonra Beşiktaş’a transfer olup başına bela olacağımı (gülüyor).

-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Hem bir sitem hem de bir istek olarak şunu belirtmek istiyorum; basketbol seyircisi Avrupa’da olduğu gibi maçı yaşamalı. Tabii ki desteğini sürekli artıran, hakem yanlış karar verdiğinde tepkisini gösteren bir seyirciniz olması önemlidir ama her kararda uğuldamamak lazım. Çünkü böyle durumlarda, eğer oyuncu gerçekten bir faul yaptıysa, seyircilerin sadece kendi kendine eğlendiğini düşünür. Seyirci kenardaki antrenör gibi olmalıdır ki o zaman “6. adam” olmayı başarabilsin. Bu kolay bir süreç değil mutaka... Bunun için öncelikle basketbolu bilmek gerekiyor. Bu da daha önce belirttiğim gibi sezon başında kombine biletlerin bitmesinden geçer.

Erkan Korkmaz
02-18-2008, 16:24
Turkbasket.com gerçekten iyi bir site bu aralar bende takip ediyorum takip ediyorum. Güncel ve tarafsız haberler ile basketbolun herseviyesinden haberlere ulaşabiliyoruz bu vesileyle Sayın Ahmet KURT' ada teşekkür etmiş olalım...

Merak edip bakmak isteyenler için...

http://www.turkbasket.com