PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tevekkül futbolu /12.12.07


Hasret Ergül
12-12-2007, 07:55
Ertuğrul Sağlam, kulübeden tevekkül içinde olanı-biteni seyrediyor sadece... Hiçbir müdahalesi yok, öfkesi yok, tepkisi yok.


Bir ikilemle karşı karşıyayız.. Acaba teşekkür mü etmeli Beşiktaş'a?
Yoksa oynadığı kötü futbol nedeniyle teessüf mü etmeli?
Ben karar veremedim... Herkes vicdanının senini dinleyip kendi kararını versin.

Şampiyonlar Ligi'nde farklı Beşiktaş'lar izledik. Liverpool ve Marsilya'yı İnönü'de devirirken kararlı, azimli, hırslı ve etkiliydi. Porto ile evinde oynadığı maçta da uzatmanın talihsiz takımı oldu.

Öteki Beşiktaş hüzün verici... Sıkıcı... Biraz da mahcubiyet yaratan Beşiktaş... Marsilya'daki abuk-subuk gariplikler ve hatalarla son 15 dakikada maçı veren, hücumu hiç düşünmeyen, sarsak bir Beşiktaş... Liverpool karşısında şaşkın, dağınık ve çökmüş bir Beşiktaş... Dün herşeye rağmen o son maçı gruptan çıkabilecek bir kağıt üstü şansla oynayabildiği için heyecanlıydık, bu heyecan için onlara teşekkür borçluyduk. İyi ama, onların da bize hiç borcu yok muydu?

Yazılı ve yazısız bir sürü söz, sözleşme vaad ve niyet bütünüyle oluşturulan, zaman zaman Başkan'ın gözyaşları, Sinan Engin'in üstü kapalı adam gönderme tehditli Beşiktaş futbolundan bize vaad edilenlerin hiçbirini göremedik. Porto karşısında da borçlarını ödemeden, hiçbir etkinlik, istek ve niyet göstermeden, çabucak dağılıp çözülüveren, yılgın, yorgun ve isteksiz bir takım vardı. 44. dakikaya kadar topu iyi-kötü kovalayan, zaman zaman rakip yarı alana geçen bu takım yine sözüm ona şut girişimleriyle bizleri aldatamadı ama kendini pekala aldattı.


Yakışmayan gol

Gecenin kurtarıcı-kahraman rolüne niyetlenen, kuzeninin ölümü ile kararan, dünyasını eldivenleriyle aydınlatmaya çalışan Rüştü de tükendi sonunda... Önce kontrolsüz biçimde çeldiği topu kucaklayıp sahiplenmeden "ofsayt" diye hakeme baktı. Yanındaki üç savunmacı arkadaşı şaşkındı. Ve Lucho ağları havalandırıverdi. Sevgili Rüştü başın sağolsun... Acın olmasa belki de bir Şampiyonlar Ligi'ne yakışmayacak golü asla yemezdin.

Burak'tan ne umduğunu, ne bulduğunu sormayalım Ertuğrul Sağlam'a... Ama biz bu şaşkın, top kaybetme şampiyonu, blokları arasında iletişimi hala öğrenememiş, futbolun bireysel bir oyun olduğunu zanneden bu kadroya nasıl hiçbir şey yaptıramadığını da sormayalım hocamıza...

Ertuğrul Sağlam, kulübeden tevekkül içinde olanı-biteni seyrediyor sadece... Hiçbir müdahalesi yok, öfkesi yok, tepkisi yok. İşte öylesine bir tevekkül futbolu, Beşiktaş'ın işini kadere bırakarak oynanıp duruyor.

Ama hepimiz sıkılıyoruz...



Bir pulsuz dilekçe

Bursaspor Beşiktaş kulüpleri arasında üç yıldan beri süregelen yapay gerilimi biliyorsunuz...

Bursaspor taraftarları, 2003-2004 sezonunda 8 puan önde lider olarak ikinci yarıya başlayan ve peşpeşe gelen her türlü yanlışla şampiyonluğu ezeli rakibi Fenerbahçe'ye kaptıran Beşiktaş'ın, sezonun son iki haftasında Akçaabat Sebatspor ve Rizespor'a yenilmesi yüzünden kendi takımlarının küme düşmesine neden olduğuna inanarak öfkeliler...

Hemen her yıl harareti düşse de, közlenmekte olan bu ateş yeniden karıştırılıp alevlendirilmek isteniyor...

Bu yapay ve haksız öfkeye yeni derinlikler katacak değilim.
Özellikle bu yıl hem Bursaspor, hem de Beşiktaş yöneticileri, geçen yıl yaptıkları "centilmenlik anlaşması"nı tekrar gündeme getirmekten kaçındılar. Karşılıklı olarak seyirci götürmeme düşüncesini terk ettiler. Hayatın normalleşmesi için niyet gösterdiler.


Kategorize eden kararlar

Ama "devlet" bunu anlamadı. Anlamak istemedi.
Geçen hafta içinde toplanan Bursa İl Güvenlik Kurulu, Beşiktaş seyircisinin Atatürk Stadı'ndaki maça alınmamasına karar verdi.

Tıpkı Osmanlı'nın Maarif Nazırı Emrullah Efendi gibi...
Emrullah Efendi, "Şu mektepler olmasa, maarifi ne güzel idare ederdim!" diyerek tarihe geçmişti, biliyorsunuz.

Bursa'da da "devlet" , "Beşiktaş seyircisi olmazsa maç gül gibi oynanır" demek istedi. Dediğini yaptı. Dahası, benzeri ancak ikinci dünya savaşı sırasında görülebilecek biçimde, insanları kategorize ederek Bursa doğumlular dışında hiç kimseye maç bileti verilmemesine de karar verdi!


Geri adım atıldı

Yirmibirinci yüzyılda, insan hakları, vatandaşlık hukuku, seyahat özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükler Vali Bey ve yardımcıları ile emniyet müdürlüğü ve ilgili uzmanların aldığı yerinde (!) bir kararla askıya alındı...

Spor medyasının oluruna bırakıp seyrettiği, hemen hemen kimsenin kılını kıpırdatmadığı, kimilerinin de otoriteye teslim olarak gayet doğru ve normal bulduğu ( !!???) karar, aslında devletin geri adım atmasından başka bir şey değildi.

Dağbaşında teröre karşı ülkenin filiz gibi delikanlılarıyla mücadele edip her hafta şehit veren devlet, Bursa gibi bir sanayi kentinde kendi vatandaşına güvenemiyor, bir grup seyirciyi potansiyel suçlu olarak görüp yasaklar koyuyor, bunun da adı "güvenlik tedbiri" oluyordu.

Bekledim ki Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün değerli başkan ve yöneticileri, Bursa'da derhal Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurup yürütmeyi durdurma kararı alsınlar... Beşiktaş taraftarlarının maça giriş haklarını korusunlar...

Hayır, bir asbaşkanı da hukukçu olmasına rağmen Beşiktaşlı yöneticiler böyle bir hak arayışını hiç akıllarına getirmediler.

Onun yerine cezalı başkan ve arkadaşları, yüzlerce jandarma ve polisin gözetiminde açık tribünde maç seyrederek popülist bir gösteri yaptılar. Delgado golü attığında duygulanıp sevinç gözyaşları döken başkanın, asıl bu hukuksuzluğa ağlamasını beklerdim... Gözyaşlarıyla değil tabii...

Mahkemeye vereceği bir pulsuz dilekçe ile!


Lejyondaki golcüler

Fatih Tekke, Tuncay Şanlı, Nihat Kahveci, Ersen Martin, Hasan Kabze...

Farkında mısınız, bilmiyorum...
Bir zamanlar Hollanda'nın Kulivert'tan Mackaay'a, Nistelroy'a kadar Avrupa liglerine gönderdiği santrforlar gibi, Türkiye de "golcü ve hücum oyuncusu" ihraç eden bir ülke konumuna giriyor yavaş yavaş...

Dünya liglerini işgal eden binlerce Brezilyalı oyuncunun arasında bizimkilerin kendilerine yer bulması hiç de fena değil...

Fatih Tekke, yurtdışında oynadığı takımla şampiyonluk onuru yaşayan ilk futbolcumuz oldu. Dün Lig TV'de yaptığımız sohbet sırasında "Yetenek filan iyi de, bizim profesyonellik anlayışımız çok eksikmiş. Bunu Rusya'da öğrendim" dedi...

Uzun süredir sesi soluğu çıkmaz görünen Hasan Kabze'nin de Rubin Kazan'ın son iki maçında attığı gollerle 4 puan kazandırıp takımını küme düşmekten kurtardığını anlattı Fatih.

Tuncay Şanlı'nın Arsenal'e attığı galibiyeti garantileyen golü hâlâ konuşuluyor İngiltere'de.

Nihat Kahveci, gol atsa da atmasa da kendini La Liga'ya kabul ettirmiş bir değer artık!

Bu tablo Milli Takım'a da mutlaka olumlu bir katkı yaratacaktır.
Buradan bakınca, Avrupalıların Türkiye'den neden defans oyuncusu almadığını da düşünsek mi acaba ?


Kırık hayallerin takımı: G.Saray

1996 -2000 sürecinde Türk futbolu adına özlediğimiz çok şeyi onlar gerçekleştirdi.

Çağdaş futbol, isabetli yabancı transferi, gözle görülür, elle tutulur başarılar...

Milli Takım'a kadar uzanan, orada da etkisini gösteren bir vizyon zenginliği.

Terim'in Galatasaray'ı idi o!
Sonra yollar ayrıldı, devir değişti. Zengin vizyon, borçlarla fakirleşen bir büyük kulüp dramasına dönüştü.

Dikkat ediyorum, o günlerden sonra Galatasaray'ı hangi hoca çalıştırmışsa, kendini beğendirememiş... Tartışılmış, harcanmış, yenisine bakılmış.

Lucescu, Fatih Terim, Hagi, Gerets ve nihayet Feldkamp...
Transfer deseniz, çöpe atılan milyon dolarların öykü kitabı gibi...

Ali Lukunku'dan Lincoln ve Linderoth'a kadar..
Bir zamanlar hayal bile edilemeyen başarıların takımı, şimdi hayalkırıklıklarının dizisini oynuyor.

Son derbide mesela...
6 yabancıdan sadece ikisi (Song ve Nonda) sahadaydı... Linderoth ve Lincoln sakat, Carrusca tribünde, Bouzid de yedek kulübesinde oturuyordu.

...Ve ikisi Türkleşmiş 7 yabancıyla oynayan Fenerbahçe'ye kaybettiler.
Doğal olarak, yani!...


Atilla Gökçe

Nihal Aslan
12-12-2007, 09:26
uuuuuuu uzun yazı ama herkese deyınmıs adam hepsınde haklı ertugrul saglamda ben aksam gercekten bende oldugu kadar heyecan gormedım sakın sessız oyle yaslanmıs kulubenın dıregıne beklıor bı sans olsada golu atabılsek dıe .... acıkcası üzüldüm ama çok üzülmedım kaybettıgımıze buraya kadar gelebılmek bıle bızım ıcın sanstı