Hasret Ergül
01-12-2008, 09:48
Futbol camiası günlerdir Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile ilgili neler olacağı üzerine gelişen olaylara endekslendi. Mahkeme kapıları aşındırılıyor, fısıltı gazetesi yeni yaptırımlarla ilgili oldukça yüksek reytingle geniş kitlelere ulaşıyor. Herkesin, kendine göre hazırladığı senaryoyu uygulama gayreti içine girdiğini gözlemliyorum.
Dünyada futbolu organize eden FIFA'nın Başkanı Sepp Blatter, Türkiye'ye şahsi imzasıyla iki uyarı mektubu gönderdi. Son mesajdaki ifadeleri anlamak için şifre çözücülüğe ihtiyaç yok. İşe biraz vakıf olanlar ne demek istendiğini çok net şekilde algılıyor.
208 ülkenin futbol işlerini yürüten federasyonlar içinde sadece TFF kanuna bağlanmış durumda. Bazı kesimler, bu durumun FIFA'yı ilgilendirmediğini söylüyor. Hatta iç işlerimize müdahale anlamı çıkaranlar bile var. Oysa bu kuruluşlara girişte verilen taahhütlerin kapsamı hakkında biraz bilgileri olsa, herhalde bu anlayıştan vazgeçerler. Yakın geçmişte benzer olayları yaşayan ülkelere göz atıldığında FIFA'nın yaptırımları insanlara az çok fikir verebilir. Sepp Blatter'in son yazısında yer alan, "Türkiye'de futbolun önemini ve Türk futbolunun bugünkü pozisyonunu göz önünde tutarak bu yol haritasının Türk futbolunun bağımsızlığını onaracağını ve TFF'nin FIFA statüleriyle tamamıyla uyumlu hale getireceğini düşünüyorum. Bu yol haritasında tam desteğinizi bekliyorum." sözleri çok şeyler ifade ediyor.
FIFA Başkanı kısaca diyor ki: "Ya benim statülerime uyarsın ya da kendi yolunu kendin çizersin." Bu kurumun kesin ve vazgeçmez tutumunu herkes net şekilde bilmektedir. Yazıda değinilen hususlar içerisindeki en önemli uyarı, EURO 2008'le ilgili olanıdır. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın Avrupa kupalarındaki maçlarının da akıbeti aynı paraleldedir. Bugün, yarın, "Nush ile uslanmadınız, tekdir ile uslanmadınız, hakkınız artık kötektir." anlamında yeni bir "son mektup" ilgililere ulaşırsa bu kimseye sürpriz olmamalı.
Beşiktaş Kulübü, TFF toplantısında temsil yetkisini 5 yönetim kurulu dışındaki isimlere verdi. Başkan çalışma arkadaşlarına, "Sizlere güvenmiyorum, kulübü temsilde yeterli bulmuyorum." dedi. Bunun başkaca bir anlamı yok. Şu anda koltuk işgal eden, kendilerine 'yönetici' diyen kesimin ellerini başlarının arasına alıp düşünmeleri gerekir. Kulübü temsil edemediklerine göre yönetim anlamında da kendilerine verilen emaneti koruyamadıkları bilincine varmalı ve düşünmeden görevlerini bırakmaları en şık olanıdır. İşte bu, aklıselim sahibi kişilerin takınacağı tavırdır. Eğer kulüpten bir ikbal beklentisi içerisinde değilseniz, bu işin gereği budur. Hangi isimler tavır alıp tepki verecek merakla bekliyorum. İçlerinde, kovsan gitmeyecek olanları bildiğimden onların pişkinliklerini doğal karşılıyorum.
En çok tuhafıma giden ise Fikret Orman ismi. Bu kardeşimizin sözleri daha üstümüzde geziniyor. Yıldırım Demirören yönetimini en ağır şekilde eleştirip işi son mali kongrede, "ibra etmemeye" kadar götüreceğini söyleyip sonra da aldığı vaatlerle vazgeçmesi üzerine yapılan yorumlar hiç de hoş değildi. Şimdi Beşiktaş delegesi olmuş. Hayırlı uğurlu olsun. Merakım, bu defa aldığı sözlerin ne olduğu... İbra konusunda kendisini kaybetmiştik, şimdi ise üzerine kalın bir çizgi çekiyorum. Kendisi belki uygun bir iş (!) olarak görüyor; ama ben bu anlayışı kendisine yakıştıramıyorum.
Belki de ben yanlış düşünüyorum. Yaşam felsefem, atalarımızın tarifi ile "Kırk gün tavuk gibi yaşayacağıma, bir gün horoz gibi yaşayım ama kelleyi de vereyim" üzerine kurulu olduğu için değerlendirmelerimi de bu anlayış üzerine kuruyorum...
Atıf KEÇECİ
Dünyada futbolu organize eden FIFA'nın Başkanı Sepp Blatter, Türkiye'ye şahsi imzasıyla iki uyarı mektubu gönderdi. Son mesajdaki ifadeleri anlamak için şifre çözücülüğe ihtiyaç yok. İşe biraz vakıf olanlar ne demek istendiğini çok net şekilde algılıyor.
208 ülkenin futbol işlerini yürüten federasyonlar içinde sadece TFF kanuna bağlanmış durumda. Bazı kesimler, bu durumun FIFA'yı ilgilendirmediğini söylüyor. Hatta iç işlerimize müdahale anlamı çıkaranlar bile var. Oysa bu kuruluşlara girişte verilen taahhütlerin kapsamı hakkında biraz bilgileri olsa, herhalde bu anlayıştan vazgeçerler. Yakın geçmişte benzer olayları yaşayan ülkelere göz atıldığında FIFA'nın yaptırımları insanlara az çok fikir verebilir. Sepp Blatter'in son yazısında yer alan, "Türkiye'de futbolun önemini ve Türk futbolunun bugünkü pozisyonunu göz önünde tutarak bu yol haritasının Türk futbolunun bağımsızlığını onaracağını ve TFF'nin FIFA statüleriyle tamamıyla uyumlu hale getireceğini düşünüyorum. Bu yol haritasında tam desteğinizi bekliyorum." sözleri çok şeyler ifade ediyor.
FIFA Başkanı kısaca diyor ki: "Ya benim statülerime uyarsın ya da kendi yolunu kendin çizersin." Bu kurumun kesin ve vazgeçmez tutumunu herkes net şekilde bilmektedir. Yazıda değinilen hususlar içerisindeki en önemli uyarı, EURO 2008'le ilgili olanıdır. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın Avrupa kupalarındaki maçlarının da akıbeti aynı paraleldedir. Bugün, yarın, "Nush ile uslanmadınız, tekdir ile uslanmadınız, hakkınız artık kötektir." anlamında yeni bir "son mektup" ilgililere ulaşırsa bu kimseye sürpriz olmamalı.
Beşiktaş Kulübü, TFF toplantısında temsil yetkisini 5 yönetim kurulu dışındaki isimlere verdi. Başkan çalışma arkadaşlarına, "Sizlere güvenmiyorum, kulübü temsilde yeterli bulmuyorum." dedi. Bunun başkaca bir anlamı yok. Şu anda koltuk işgal eden, kendilerine 'yönetici' diyen kesimin ellerini başlarının arasına alıp düşünmeleri gerekir. Kulübü temsil edemediklerine göre yönetim anlamında da kendilerine verilen emaneti koruyamadıkları bilincine varmalı ve düşünmeden görevlerini bırakmaları en şık olanıdır. İşte bu, aklıselim sahibi kişilerin takınacağı tavırdır. Eğer kulüpten bir ikbal beklentisi içerisinde değilseniz, bu işin gereği budur. Hangi isimler tavır alıp tepki verecek merakla bekliyorum. İçlerinde, kovsan gitmeyecek olanları bildiğimden onların pişkinliklerini doğal karşılıyorum.
En çok tuhafıma giden ise Fikret Orman ismi. Bu kardeşimizin sözleri daha üstümüzde geziniyor. Yıldırım Demirören yönetimini en ağır şekilde eleştirip işi son mali kongrede, "ibra etmemeye" kadar götüreceğini söyleyip sonra da aldığı vaatlerle vazgeçmesi üzerine yapılan yorumlar hiç de hoş değildi. Şimdi Beşiktaş delegesi olmuş. Hayırlı uğurlu olsun. Merakım, bu defa aldığı sözlerin ne olduğu... İbra konusunda kendisini kaybetmiştik, şimdi ise üzerine kalın bir çizgi çekiyorum. Kendisi belki uygun bir iş (!) olarak görüyor; ama ben bu anlayışı kendisine yakıştıramıyorum.
Belki de ben yanlış düşünüyorum. Yaşam felsefem, atalarımızın tarifi ile "Kırk gün tavuk gibi yaşayacağıma, bir gün horoz gibi yaşayım ama kelleyi de vereyim" üzerine kurulu olduğu için değerlendirmelerimi de bu anlayış üzerine kuruyorum...
Atıf KEÇECİ