PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Turgay DEMİR


Hasret Ergül
10-30-2007, 10:06
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg




Beşiktaş'ın yakın tarihinin en çarpıcı olaylarından biri Cem Papila'nın beş kırmızı kart gösterdiği Samsun maçıdır hiç kuşkusuz. Günlerdir bu konuya yoğunlaşmıştım. Şimdi diyeceksiniz ki nereden çıktı bu Samsun maçı?.. Derbi öncesi ne alaka?.. Şöyle çıktı; Cem Papila ile geçtiğimiz hafta bir araya geldiğimizde, oturup maçı tekrar izleme kararı aldık. Dakika dakika izleyip üzerinde konuşacaktık. Dün bunu yaptık. Peki neler konuşuldu, kim, hangi konuda, kimi ikna etti?.. Nasıl bir sonuca vardık? "Papila o maçta kötü niyetliydi" diye defalarca yazan ben, şimdi ne düşünüyorum? Tüm bu soruların cevabını cuma günü Fotomaç'ta bulacaksınız. Hemen belirtmeliyim ki, samimi, açık yürekli, herkesin objektif olmaya çalıştığı bir tartışmaydı bu... Her neyse, Beşiktaş-Samsun maçındaki sır perdesinin aralanmasını şimdilik bir yana bırakıp son duruma bir bakalım. Büyük Şehir Belediye maçı gösterdi ki, motivasyon problemi yaşanan maçlarda Kartal'ın oyunu kontrol etme şansı kalmıyor. Liverpool karşısındaki mücadele ve yardımlaşma Belediye maçında yoktu. Özellikle forvet arkasında oynayan Tello, Serdar Özkan ve Delgado ile gol ayakları Bobo, Burak, Nobre inanılmaz derecede etkisiz kaldılar. Beşiktaş yine savunmasına bağlı olarak ayakta kalmaya başladı, bu çok tehlikeli...Yukarıda anlatmaya çalıştığımız görüntü derbiye nasıl yansıyabilir, gelin isterseniz biraz da ona bakalım...

Derbiyi kim kazancak?
Beşiktaş'taki problemin benzeri F.Bahçe'de de var. Sarı-Lacivertli oyuncular da rakibe göre oynuyor. Maç seçiyorlar bir başka deyişle. Motive olamadıkları zaman performansları çok düşüyor. Tıpkı Beşiktaş gibi yani. Allah'tan oynanacak maç bir derbi, dolayısıyla iki takım da böyle bir sorun yaşamaz. Çünkü derbilerin motivasyonu içinde gizlidir. Takımların motivasyon derdi yaşamayacaklarını düşündüğümüz anda, ortaya iyi bir 90 dakika çıkmasını beklememiz doğal oluyor. Beşiktaş muhtemelen savunma ve ortalanda çok daha iyi mücadele ederken Fenerbahçe de topla buluştuğu anda ve hücum bölgesinde daha etkili olacaktır. Peki doksan dakika sonunda ne olacak? Az pozisyon bulan mı kazanacak, çok pozisyona giren mi? Rakiple daha az didişmek zorunda kalan savunma mı hata yapacak, daha pozisyon karşılayan mı? Bu soruların kesin cevaplarını sadece ilk ve son düdük arasında futbolcular verebilir, gerisi hikayedir...

Turgay Demir - FOTOMAÇ

Utku Öz
10-30-2007, 10:48
püff bu hakemden nefret ediyorum karsımızda 11 değil 13 rakip olucak demekki...

Hasret Ergül
11-02-2007, 08:40
http://www.fotomac.com.tr/2007/11/02/im/4A0EA57ED829E44B85285FEBa.jpgUSTA yazar Turgay DEMİR sordu, maçın olay hakemi Cem PAPİLA cevapladı. Futbol gündemine bomba gibi düşecek, günlerce konuşulacak bu müthiş haberin tüm ayrıntıları...


***

Papila'ya inandım

Eğer kötü niyetli olsa, daha ilk yarıda iki Beşiktaşlı, iki de Samsunlu kırmızı görürdü. Papila, iyi niyetine beni kesinlikle ikna etti... İnönü'deki cesareti özellikle Fenerbahçe maçlarında gösteremediğini söyledim, bana ilginç bir cevap verdi. Samimiydi....

Beşiktaş'ın hükmen yenildiği Samsun maçı sonrasında "Cem Papila katletti, kötü niyetliydi" türünden ağır eleştirileri kaç kez yazdığımı bilen bilir. Bu eleştirilerimi yaparken, gösterilen kırmızı kartların haklı mı, haksız mı olduğunu tartışmaktan çok Cem Papila'nın sahaya art niyetli çıktığını ileri sürdüm. İşin ilginç yanı ben yazdıkça sağdan soldan tüyolar yağmaya başladı. Dönemin federasyon asbaşkanı ve Hukuk Fakültesi'nden sınıf arkadaşı Şekip Mosturoğlu'nun desteğiyle Süper lig hakemi olduğundan tutun da, yine aynı destekle maça tayin edildiğine kadar... Bu ve benzeri duyumların da etkisiyle Beşiktaş'ın şampiyonluğunun elinden alınması için yazılan senaryoda Cem Papila'nın da rol üstlendiğine dair bir çok yorum yaptım. Her fırsatta eleştirdim. Bunca yazıdan sonra geçtiğimiz hafta bir tesadüf sonucu karşılaştığımızda ilk sözlerim şu oldu: "Sayın Papila, sizin Beşiktaş-Samsun maçını art niyetli yönettiğinize ve milyonlarca Beşiktaşlı'nın mutluluğunun çalınmasına katkı yaptığınıza inanıyorum. Bu önyargım değişmediği müddetçe ise ben sizinle konuşurken daha rahatsız olurum." Belki şaşırdı ama samimiyeti de fark etti. "Olabilir, saygı duyarım" dedi. Papila'ya, önyargımı ortadan kaldırabilecek bir tek şey olduğunu söyledim. O şeyin ne olduğunu şimdi burada açıklamayacağım. İnsani, vicdani bir şey olduğunu, inançlı insanlar için geçerli olabileceğini bilin yeter.

YÜREK SINAVIMDAN GEÇTİ
Beni ikna etmek gibi bir zorunluluğu yoktu, bunu hiç önemsemeyebilirdi. Buna rağmen kabul etti! Neyi mi?.. Onu söylemeyeceğimi biraz önce belirtmiştim... Kendinden emindi, benim yürek sınavımdan geçmeyi başardı... Çok... Çok... Ama çoook şaşırdım... Hayalim bu değildi!.. Bir gün karşılaştığımızda ben yine bunları söyleyecektim ama o kaçacaktı!.. Kabul etmeyecekti!.. Hep buna hazırlamıştım kendimi... Tam tersine değil. Tam tersi oldu... O maçı önyargılarla yönettiğine adım gibi emin olduğum biri, beni ciddi şekilde şaşırtıyordu... Kesinlikle böyle bir şeye hazır değildim. Bunu anlatmak hiç kolay değil... Ciddi bir şok yaşadım... Hayalim şuydu, ben vicdani doğrulama için uğraşırken Papila, "Sayın Demir, ben o maçta gördüğümü çaldım. Siz ister inanın, ister inanmayın" diyecekti... Tek kelimeyle şaşkın ördek gibi oldum. Yaklaşık 4 senedir inandığım bir davayı kaybetmiş gibi hissettim kendimi. Şaşkınlığım geçecek gibi değildi ama bakış açım 180 derece değişti, her dürüst insanın inanacağı bir durum vardı karşımda ve inanmıştım, önyargım ortadan kalkmıştı. Maçın pozisyonlarından çok daha önemli olan "hakemin niyeti" meselesi benim vicdanımda çözümlenmişti... Bu kadar kolay mı diyenleriniz olabilir, inanın hiç kolay değil sevgili dostlar ama bu bir hayat felsefesi. Hepimizin, her şart altında inanacağımız bazı şeyler yok mudur? Papila benim için bu kadar önemli olan bir konuda inançla yürüdü yolunu... Kendinden emin ve samimiydi. Yürek, yüreğin sesini duyar. Duydum... Hikaye bu işte, samimiyeti farketmek... Fark ettim... Peki o maçı yeniden yaşamak ister miydik? İkimizin de bu soruya verdiği cevap 'evet' olunca o noktada müdür devreye girip "Oturun, izleyin, konuştuklarınızı da yazın!" dedi.

YÜZÜM KIZARMADI DESEM!
Papila kendine ve kararlarına çok güveniyordu, beni ikna edeceğinden de emindi. Yani oturup pozisyonları konuştuğumuzda, büyük bölümünde Papila'nın haklı çıkması doğal sonuç olacaktı. Buna rağmen beni bir kez daha şaşırtmayı başardı. Belki benim gibi başkalarının da önyargılarını ortadan kaldıracak şeylerin yazılmasını istemedi. "Sizin önyargılarınızın ortadan kalkması yeterlidir" diyordu. Yüzüm kızarmadı desem yalan olur. Bin bir güçlükle, "Hiç değilse ben izlenimlerimi insanlarla paylaşmalıyım, bunca eleştiriden sonra..." dedim. Güçbela ikna oldu, daha doğrusu kararı bana bıraktı. Benim verdiğim kararı da şu anda okuyorsunuz zaten. Şimdi gelelim pozisyonlara ama önce şunu belirtmeliyim. Maçı yıllar sonra tekrar izlediğimde ilk saniyeden itibaren Beşiktaşlı oyuncuların çok gergin olduklarını fark ettim. Daha sonra yaşanan gelişmelerden biliyoruz ki, aylardır paralarını almıyorlardı. Bazı yabancılar sözleşme uzatırken Zago ve Guinti'ye imza attırılmamıştı. Beşiktaş'ın şampiyonluğunun elinden alınacağına dair iddialar, Aziz Yıldırım'ın "Kesin şampiyon olacağız" şeklindeki açıklaması, Rize maçının tarihte eşi benzeri görülmemiş şekilde tekrarı ve yeni transfer Nobre'nin skandal bir kararla oynatılması da tüm bu gerginliklerini üzerine gerginlik katmıştı. Maç böyle bir atmosferde oynanıyordu. Buna karşılık yine çok net şekilde fark ettim ki Papila kale atışı yaparken de, kırmızı kart kararlarını verirken de son derece sakin ve soğukkanlı. Sürekli futbolcuları sakinleştirmeye çalışıyordu. Şimdi gelelim kırmızı kartlara. Önce Zago'nun pozisyonu... Papila, Zago'nun rakibine sert bir faul yaptığı o pozisyonda yardımcısının uyarısıyla ikinci sarıdan kırmızı gösteriyor. İzleyince gördük ki, Zago'nun bir sarı kartlık faulü de es geçilmiş. Belki ilginç gelecek ama kesinlikle kendisini attırmak için her yolu denemiş... Bu kart dört dörtlük. Zaten bu pozisyonda benim de hiç bir itirazım yoktu. Geçtik ikinci pozisyona. Üzülmez'in, kendisine dirsek atan Cesar'ın sırtına vurup kırmızı kart gördüğü pozisyonu izliyoruz. Görüntülerle bunun içinden çıkamadık, çünkü yakın planı yoktu. Hocaya göre her dirsek kart gerektirmiyordu bana göre kesinlikle orada iki kırmızı kart çıkmalıydı. Cesar mutlaka atılmalıydı. Yakın plan görüntü olsa Papila'yı ikna ederdim çünkü o da önyargısız izledi. Detay olmayınca anlaşamadık. Hemen belirteyim burada Cesar'ın atılması çok önemli. Çünkü bu pozisyonda kırmızıdan kurtulan Cesar, üç dakika sonra Ahmet Yıldırım'ın atıldığı pozisyonda da olayın baş kahramanı. Üstelik Cesar atılmış olsa, durum 10-9 olacak ve gerginlik de azalacak. Her neyse. Bu iki pozisyona gelene kadar Beşiktaş lehine bir faul pozisyonunu yanlış yorumladığını (golden önceki değil), bir pozisyonda da Samsunlu oyuncunun sarı kartlık hareket yaptığını açık yüreklilikle kabul etti. Ahmet Yıldırım'ın pozisyonunda ise ikna olan bendim. Ahmet Yıldırım, hakem, Beşiktaş lehine faul düdüğü çalmışken, topun neredeyse tam ters istikametine tekme sallıyor. Topla ilgisi olmadığı kesin. Kimbilir belki de Cesar'dan İbrahim Üzülmez'in intikamını (!) almak niyetindeydi. Sonuç olarak hareketi kırmızı kartlıktı. Bu konuda hocaya hak verdim. Tekme yiyen Cesar da sarı gördü, bu da doğruydu ama kırmızıyı daha önce görse, en azından Üzülmez'e dirsek attığında sarı görse, burada o da atılacaktı.

SİNAN ENGİN NE DEDİ?
Asıl önemlisi şu. Maçın ilk saniyelerinden itibaren Beşiktaşlı oyuncuların ne kadar gergin oldukları, ilerleyen dakikalarda da tribünlerin ne büyük bir gerilim yaşadığı yıllar sonra çok daha net belli oluyor. Tribünler her karara "Şampiyon olmamız engellenemez" şeklinde tepki göstererek, çok önceden gerildiklerini de ortaya koyuyorlar. Bir hakem için çok ama çok zor maçtı. Zaten maçın devre arasında hakemlerin yanına giden o zamanki ve şimdiki menajer Sinan Engin'in, "Hocam üç kartın da doğru ama bizim çocuklar biraz gergin, lütfen biraz yardımcı olalım" demesi, o andaki durumun özeti. Bu sözleri hatırlattığımızda "Gösterdiğim üç kırmızı karttan dolayı çok mutlu değildim, hepsinde haklı olduğumu da bana iletmişlerdi ama Engin'in sözleriyle yeniden doğmuş gibi oldum" diyen Cem Papila, maçı kötü niyetle yönetmiş olsa, her şeyin çok daha farklı gelişebileceğinin altını ısrarla çiziyordu. Yukarıda okuduğunuz satırları kimileri itiraf olarak değerlendirebilir. Kimilerine göre vicdani bir hesaplaşma olabilir bu. Bilen bilir, inandığını yazan biridir Turgay Demir. O gün bütün kalbiyle Cem Papila'nın hata değil "yanlış" yaptığına inanıyordu, yaptığı eleştirilerde de bunun altını çizdi.

BÖYLE MAÇ YÖNETMEDİM
Bir futbol adamı olarak, o sezon hakem, federasyon ve yönetim hataları (Futbolculara para ödememek gibi) sonucu Beşiktaş'ın şampiyonluğunun elinden alındığına inandım. Hala da bu görüşüm değişmiş değil. Ancak Cem Papila'nın bu senaryoda olduğuna artık inanmıyorum. Benim için haksızlık yapanları eleştirmek ne kadar önemliyse, ben bir haksızlık yaptığımda onu ortadan kaldırmak da o kadar önemlidir. Bu arada hemen belirteyim, uzun süren sohbetlerimiz sırasında, Fenerbahçe-Trabzon ve Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçlarındaki hatalarını hatırlatıp, "Hiç Fenerbahçe aleyhine hata yaptınız mı?" diye sordum. Kendi hatırladıklarını anlattı. Ben de çok uzatmadım o konuyu. Sonuç olarak şuna inandım, Papila, Beşiktaş- Samsun maçında kötü niyetli değildi. Belki en büyük hatası, aynı sert hakemliği daha sonra sergileyememek oldu. Özellikle de Fenerbahçe maçlarında. Kendisine bunu da söyledim. O da bana, "Bir daha böyle bir maç yönetmedim ki" dedi. Bilemem. Bildiğim şu ki, hayat boyu eleştireceğim bir insandı Cem Papila, artık öyle değil. Dürüstlüğüne inandım ve bir kez daha inan dığımı yazıyorum. İnandığını yazmak suç ise ben bu suçu ömür boyu işlemeye hazırım. Bugün olduğu gibi. Not. Bu maçı tekrar izleme şansını yayıncı kuruluş Lig TV sayesinde elde ettik. Başta sevgili dostum Sedat Kaya olmak üzere, maç kasetini hazırlayan tüm Lig TV ekibine teşekkür etmek boynumuzun borcudur. Ellerine sağlık

Volkan Kaya
11-02-2007, 11:27
ben bu edit affetmıcem ne olursa olsunn

Bülent Girgin
11-02-2007, 11:34
bizim futbolculardada kabahat olsada ben inanmiyorum bu adama!!! sussun artik !!!

Utku Öz
11-02-2007, 11:43
yaptığını unutamam bizi şampiyonlktan etti yaa bide konusuyo halaa herhalde hayatının macı olucak saf adam :(

Hasret Ergül
11-10-2007, 08:34
Kendinize tutunun Beşiktaşlı yürekler

Beşiktaşlı duruşunu anlatan yazılarımda sıklıkla kullandığım bir cümle vardır. Düşerken yalnız kendine tutunur Beşiktaş, küllerinden doğar, derim. Bugünler, o günler işte. Her Beşiktaşlı Liverpool hezimeti sonrasında yalnızlığın farkına vardı. Acı gerçekle yüzleşti... Şimdi bir şeyin daha farkına varmaları şart... Tüm hatalarına rağmen, başkan, yönetim, menajer ya da teknik adamın istifasını isteyecek gün değil bugün. O hesaplar daha sakin ortamlarda görülmelidir. Kaos ortamlarında alınan kararlar fayda değil zarar getirir. Camia sakin olmalı... Gün birlik günüdür. Düşman sevindirmekten öte bir işe yaramayacak olan iç kavgalar bir yana bırakılmalı. Kenetlenmek yaşamsal önemdedir, bunu farketmek gerek. Beşiktaş tarihinde, altın sayfalar ekleyen futbolcular olduğu gibi, kara sayfa ekleyenler de vardır. Tıpkı Galatasaray ya da Fenerbahçe tarihlerinde de olduğu gibi. Yazık ki, her giyen kıymetini bilemiyor bu şerefli formaların. Şu anda şanlı Beşiktaş formasını giyen bazıları da bu sınıfa giriyor. Liverpool'da yenilmeyi dahi başaramadılar ama gün onlardan bile hesap sorma günü de değildir. Her şeye rağmen kenetlenmeli Beşiktaşlılar. Kaos bitecek ve güzel günler tekrar geri gelecektir. Sabırlı ve sağduyulu davranmak şartı. Federasyon kavgasına da şimdilik kaydıyla nokta koymalı yönetim. PAF takımıyla çıkma kararından vazgeçmek doğru bir adım. Sezon başından beri yapılan hakem hatalarını hatırlatmaksa niyet, sezon sonuna kadar siyah forma, şort ve çorapla çıkmak yeterli olur derim ben. Anlayana sivri sinek saz misali yapılır bu protesto. Anlamayana PAF takımı bile az değil mi zaten.


Turgay DEMİR

Bülent Girgin
11-10-2007, 12:53
Tüm hatalarına rağmen, başkan, yönetim, menajer ya da teknik adamın istifasını isteyecek gün değil bugün. O hesaplar daha sakin ortamlarda görülmelidir. Kaos ortamlarında alınan kararlar fayda değil zarar getirir. Camia sakin olmalı... Gün birlik günüdür.

turgay demir biraz saçmalamis!!!! su andaki kaos ortamina zaten hep susularak, baskana destek olunarak gelinmedimi????eger besiktas taraftari bugünde susarsa sonumuz hayirli olsun derim ben !!!!!!!artik bu yönetimin ( baskan,menacer bozuntusu ve stajyer antrenörümüz)anlamasi ,görmesi lazim yaptigi yanlislari!!!

Ezel Özsipici
11-10-2007, 12:54
" Düşman sevindirmekten öte bir işe yaramayacak olan iç kavgalar bir yana bırakılmalı"
bencede ne kadar hataları varsada su anda beşiktaşa yakısmıycak yönetim olsada...gün birlik günü:(

Volkan Kaya
11-10-2007, 15:47
bence de gun destek gunu arkadaslar

Mehmet Erhan
11-10-2007, 15:48
bence de destek, ama hocaya ve futbolculara...yönetime, başkana ve mafyaya değil...kesinlikle...

H.Hüseyin Uluçay
11-10-2007, 17:06
hala ters düşünüyoruz bence hepsi s*** gitsinnnnnnnn!!!

Kemal Arıcıoğlu
11-11-2007, 00:46
[QUOTE=Bülent;26756]Tüm hatalarına rağmen, başkan, yönetim, menajer ya da teknik adamın istifasını isteyecek gün değil bugün. O hesaplar daha sakin ortamlarda görülmelidir. Kaos ortamlarında alınan kararlar fayda değil zarar getirir. Camia sakin olmalı... Gün birlik günüdür.

turgay demir biraz saçmalamis!!!! su andaki kaos ortamina zaten hep susularak, baskana destek olunarak gelinmedimi????eger besiktas taraftari bugünde susarsa sonumuz hayirli olsun derim ben !!!!!!!artik bu yönetimin ( baskan,menacer bozuntusu ve stajyer antrenörümüz)anlamasi ,görmesi lazim yaptigi yanlislari!!![/QUOTE tıpkı dediklerinin tekrarını yaptık bugün bülent abi

Arda Hatipoğlu
11-11-2007, 01:24
şu yonetıme demırorene s.engıne ne guzel oldu bugun içim rahatladı walla..ama keske sadece macın belırlı bolumlerınde tepkı gosterıp gerı kalanında takımın yanında olsaydık ama olmadı olsun yınede cok ii bu yonetıme

Hasret Ergül
12-11-2007, 09:05
Beşiktaş'ın, Porto karşısında 90 dakikayı gol yemeden tamamlaması zor. Bu nedenle Ertuğrul Sağlam, oyun planını bunu düşünerek yapmalı ve oyuncuları da ona göre hazırlamalıdır. Gol yemek dünyanın sonu değil ama golden sonra panik yaşanırsa o ümitlerin sonu olabilir. İşte önemli olan da futbolcuları buna hazırlamak. Gol yeseler bile altından kalkabileceklerini onlara anlatmak. İnönü'deki Porto maçı iyi bir örnek aslında. Beşiktaş bir türlü gol atamamış ama sabırla oynayan Porto yakaladığı tek pozisyonla üç puana ulaşmıştı. Beşiktaş sabırlı ve cesur oynamalı.


Gerçekten iyi olan kazanır

Bu maçta en büyük sorumluluk Serdar, Delgado ve Tello üçlüsüne düşecek. Bu oyuncular ayaklarına top beklemeyip kendileri top çalmak için gayret ettikleri zaman Beşiktaş, orta sahada oyunu tutuyor ve istediği gibi yönlendiriyor. Belli bir süre bu üçlünün oyunu tutacaklarına inanıyorum, iş onlar yorulunca çözüm üretmek. Bu görev de yine Sağlam'a düşüyor. Beşiktaşlı oyuncular psikolojik açıdan rahat olmalılar. Çükü daha düne kadar bu grupta hiçbir iddiaları yoktu. Liverpool ve Marsilya'yı yenerek iddialı duruma geldiler. Grupta yenemedikleri tek takım Porto. Bunu da galibiyet zincirine ekledikleri anda çok büyük bir zafere imza atmış olacaklar.

İyi profesyoneller bu fırsatı kaçırmaz. Sevdiğim bir söz vardır, 'vasat dikkat çeker, iyi kazanır' derler. Beşiktaş bundan önceki maçlarında dikkat çekti, gerçekten iyi olup olmadıklarına bu gece göreceğiz. İyi bir motivasyon, herkesin sorumluluk taşın altına elini koyması zafer getirebilir. Zor olduğu kesin ama imkânsız değil.



Turgay Demir

Bülent Girgin
12-11-2007, 09:48
ya bu spor yazarlari benim yorumlarimimi okuyorlar ? :D: :D: Zor olduğu kesin ama imkânsız değil.

Utku Öz
12-11-2007, 11:10
ya bu spor yazarlari benim yorumlarimimi okuyorlar ? :D: :D: Zor olduğu kesin ama imkânsız değil.



ha ha ha olabilir ama ne de olsa traş basın :D:

Şule Artarlar
12-11-2007, 15:54
haydi beşiktaşım yaa zoruda başardınmı tamamdır iş yaa

Ayşegül Alparslan
12-11-2007, 17:27
bu saatten sonra artık kim ne dese boş artık herşey sahaya çıkacak kartalların ellerinde onlar gerçekten isterlerse bu maç bizim ama onlar yeterince istemezlerse işte o zaman işimiz çok zor hatta belkide imkansız bizim için alın ne olur bu maçı .

Hasret Ergül
12-12-2007, 08:00
İnanmamışlar! 12.12.07


Okyanusları geçip derelerde boğulmak Beşiktaş'ın kaderi galiba. Şu grupta herkes ümidi kesmişken, küllerinden doğup yeniden yola devam etme şansı bulan Kartal, yine pisi pisine, yine kendi hatalarıyla şansını tarihe gömdü. Böyle maçlar en başta motivasyon işi. Bir an bile oyundan kopmayacaksınız. Koptuğunuz anda iş bitiyor. Dün gece olan da bu.

Rüştü müthiş kurtarışlar yaptı, en zor pozisyonlarda gole izin vermedi, okyanusları geçti deyim yerindeyse, ardından da ilk yarının son dakikasında derede boğuldu. Saçma sapan gelen bir top, her şekilde alması gerekirken görevini yapmayı bırakıp ofsayt itirazına başlayınca hem kendisi motivasyonunu kaybetti, hem de topa müdahale edebilecek olan Tandoğan'la Toraman'ı da oyundan düşürdü. İlk 45 dakikada çok iyi oynamasa da soyunma odasına beraberlikte gitmeyi hak etmişti Beşiktaş. Olmadı. Bunun birçok sebebi var. Siyah-beyazlı oyuncular orta sahada Porto'nun presi karşısında çok top kaybı yaptılar. Ayağa oynayarak bu presi kıramadılar. Bir şekilde orta alandan çıkıp rakip kaleye yaklaştıkları anlarda Burak ve Bobo'nun etkisizliği nedeniyle pozisyon üretmekte zorlandılar.


Tarihi fırsatı kaçırdılar

Burak ve Bobo öyle kötüydüler ki, gol girişiminde bulunmak şöyle dursun ayaklarında top tutmayı dahi başaramadılar. İleri giden toplar duvardan dönercesine yeni bir Porto atağı olarak Beşiktaş kalesine geldi. Rüştü krıtik pozisyonlar kurtardığı anda arkadaşlarına da moral vermiş oluyordu. Gol geciktikçe Porto tribünlerinin sabrı taşıyor, oyuncuların da ayakları dolaşmaya başlıyordu.

İşte tam o anda bizim çocuklar yetişti Porto'nun imdadına! Öyle bir gol attırdılar ki, rakip de şaşırdı. İkinci yarıya fırtına gibi başlamak, erken bir gol bulmak, hem umutları tazeleyecek, hem de rakibi şaşkına çevirecekti. Bunun bilinciyle çıktı Kartal sahaya. Üst üste 2 pozisyon da buldu. Özellikle Serdar Özkan'ın yakaladığı pozisyon çok netti. Burak'ın yerine giren İbrahim Akın sol kanattan yüklenirken önüne doğru düzgün bir top atılamadı. Ya çok hızlıydı paslar, ya da çok yavaş. Sonra... Sonra yine büyük bir hata ile ikinci golü kalesinde gördü Kara Kartal. Bu defa asisti Ali Tandoğan yaptı. Tarihi bir fırsattı bu, fırsatı kaçırdılar.

Hasret Ergül
12-14-2007, 08:12
Temel sorunlar / 14.12.07

Futbolun en önemli avantajlarından biri kornerler ve serbest vuruşlar. Bu vuruşları Beşiktaş kadar etkisiz ve kötü kullanan bir takım bulmak zor. İşin ilginç yanı duran topları karşılama konusunda da çok yetersiz Beşiktaş takımı. İnanılmaz baraj ve yerleşme hataları yapıyorlar. Bir başka sorun ise pozisyon takipsizliği. Kaleye şut atan da, arkadaşına pas veren de arkasından bakmıyor. Top dönecek mi, tekrar kendisinin önüne mi gelecek bunu düşünen, hesap eden yok. Beşiktaşlı futbolcuların ortak bir oyun anlayışının olmaması başka bir handikap. Kafaları birbirinden çok farklı çalışıyor. Oysa takım olmanın şartlarından biri de arkadaşını iyi tanımak, özelliklerini bilmek, ona göre davranmaktır. Misal, santrforunuz hava topuna çıktığı anda, partneri ya da orta alandan çabuk bir oyuncu arka bahçeye koşacak. Hele hele Bobo gibi topu ayağında tutamayan bir santrforunuz varsa bir değil iki kişi koşmalı. Çünkü Bobo havadan gelen topu kontrollü şekilde yere indirip, ardından adam geçip, pozisyon bulacak biri değil. Yazık ki bu gerçeği anlayan Beşiktaşlı futbolcu yok denecek kadar az. İlginçtir Beşiktaşlı oyuncular futbolun temel prensiplerini bilmezden geliyorlar. Örneğin amatör kümelerde bile futbolculara rakip oyuncu çizgiye sıkıştığı anda faul yapmaması gerektiği öğretilir, Beşiktaşlı oyuncuların taç çizgisi yanında gereksiz yere yaptıkları faullerin haddi hesabı yok. Bu sorunların hiçbirinin yetenekle pek ilgisi yok. Ortak bir bakış açısı yakalayamamak, arkadaşını tanımamak ve ortak bir futbol dili konuşmamaktır asıl problem. Birçok kişi transferle sorunların çözüleceğine inanıyor, ben inanmıyorum. Altını çizdiğim sıkıntıların yeni transferle çözülmesi mümkün değil. Bu çok çalışmak, çok tekrar yapıp duygusal zekayı harekete geçirmek ve motive olmakla ilgili bir durum. Bir de motivasyon derdi var Kartal'ın. Yönetimsel hatalarla kafaları karışan futbolcular bir türlü takım haline gelemiyorlar. Sonuç olarak Beşiktaşlı oyuncuların herşeyden önce iyi arkadaş olmaya, birbirlerini tanımaya ve birlikte oynamaya ihtiyaçları var. Büyük prestij kaybeden Ertuğrul Sağlam da, ya hiç kimseyi dinlemeden, sil baştan yapacak ya da kaderine razı olacak. Karar kendisinin. Dik durmalı, bildiğini yapmalı ve kendini kanıtlamalı. Başka şansı yok.

Bülent Girgin
12-14-2007, 09:04
Kafaları birbirinden çok farklı çalışıyor

kafalari hiç çalismiyorda diyebiliriz :( :(

H.Hüseyin Uluçay
12-15-2007, 13:04
Kafaları birbirinden çok farklı çalışıyor

kafalari hiç çalismiyorda diyebiliriz :( :(

çok çalışıyorki hiç biri birbirine yetişemiyor =)

Hasret Ergül
12-17-2007, 10:11
EVE DÖNÜŞ 17.12.07

İlk dakikadan itibaren etkili bindirmeler yapan Beşiktaş, Ankaragücü'nü kapanmak zorunda bıraktı. Gole giden Nobre'yi yaka paça indiren Elyasa hak ettiği kırmızı kartı görmüş olsa Ankaragücü daha maçın başında pes edebilirdi.

Sahanın en iyilerinden İbrahim Üzülmez'in kendini aşıp çizgi üstünde cambazlık yaparak taşıdığı top, Serdar Özkan'ın vuruşuyla ikinci gol olarak ağlara gidince Beşiktaş iyice rahatladı. Bu rahatlık rehavet getirince Ankaragücü golü geldi. Golden sonra Beşiktaş kısa süre bocaladı. Delgado'nun golü, biraz gecikse belki panik de patlayabilirdi. Arjantinli doğum gününde böyle bir panik yaşamak istemediğini gösterircesine vurdu ve maçı kotardı. Sonuç olarak Beşiktaş ligin güçlü takımlarından birini yenerken, özel durum (!) nedeniyle taraftarına büyük bir sevinç yaşatarak lig yarışında iddialı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Nihal Aslan
12-17-2007, 10:19
özel durum(!)nedenıyle ne demek ya? anlamadım

Mehmet Erhan
12-17-2007, 10:32
özel durum(!)nedenıyle ne demek ya? anlamadım

galiba kuçularla aramızdaki husumet için söylemiş o lafı...yada belkide bu sezonki 2 farklı ilk galibiyetimiz olduğu içinde olabilir... :D

Hasret Ergül
12-18-2007, 08:06
Şeytan Üçgeni 18.12.07

Delgado başta sevgili İlker Ateş olmak üzere, kendisini eleştirenleri yanıltmaya, bizim gibi düşünenleri haklı çıkarmaya başladı çok şükür. Son haftalarda çok krıtik goller atmakla kalmadı, klas hareketleriyle de gözlerimizin pasını da sildi.

Benim, "Beşiktaş'ın kadrosu yeterli" tezimin temel dayanakları arasında Delgado da yer alıyor elbette. Bu nedenle tek başımıza da olsa bu kadronun transfere, hele hele devre arasında yapılacak yarım yamalak transfere ihtiyacı olmadığı gerçeğini haykırmaya devam edeceğiz. Gören gözler her şeyin farkında. Beşiktaş'ın kaderi 3 yetenekli oyuncunun ayaklarında. Delgado, Tello ve S. Özkan, taze gelin gibi süzülüp oldukları yerde bekler, sadece topla buluştuklarında bir şeyler yapmaya çalışırlarsa Beşiktaş bocalıyor, zorlanıyor, çuvallıyor. Bu üçlü, sürekli yer değiştirip, ikili mücadelelerde rakibi ısırmaya başladıkları anlarda ise işin şekli değişiyor. Üçü de yetenekli, yani gol atmaları ya da gol pozisyonu üretmek için aranan vasıflara fazlasıyla sahipler. Sorun o yetenekleri kullanacak enerjilerinin olup olmaması. Ankaragücü maçında her biri kazanma iştahına sahipti ve bu iştah kazanmaya yetti. Bu üçlü iştahlı olunca Beşiktaş orta sahası düşmüyor, Cisse nefes alıyor ve savunma yorulmuyor.

Serdar, Delgado ve Tello, Beşiktaş okyanusunun şeytan üçgenidir. Manzarayı ortaya en iyi koyan fotoğraf karesidir. Siz bu kareyi, Tandoğan ve Üzülmez'in kanat bindirmeleri, Cisse'nin ilk toplara basması, Toraman ve İbrahim Kaş uyumuyla desteklediğinizde resim daha da güzelleşiyor.


Sorun santrfor değil

Farkındaysanız henüz Bobo ve Nobre'den bahsetmedim. Bunu yapma sebebim, ısrarla golcü arayanlar için. Onlara mesajım şu; arkadaşlar, bu takımın temel direkleri adam gibi oynayınca, golleri atacak oyuncu bulunuyor (Bkz A.Gücü maçı). Yani sorun santrfor değil. Beşiktaş'ın muhtaç olduğu kudret, kadrosunda mevcuttur. Yeter ki, sistemi ayakta tutan oyunculardan üst düzeyde yararlanılsın. Dahası onlarda bir düşüş yaşandığında Ricardinho'lu, İbrahim Akın'lı, Burak'lı B planı devreye sokulsun. Elbette tüm bunları yaparken futbolcuların motivasyonunu bozacak her türlü uygulamadan kaçınılması da şarttır. Özellikle yönetim buna çok dikkat etmelidir.

Ayşegül Alparslan
12-18-2007, 08:54
Elbette tüm bunları yaparken futbolcuların motivasyonunu bozacak her türlü uygulamadan kaçınılması da şarttır. Özellikle yönetim buna çok dikkat etmelidir.
bizim yönetimmi dikkat edecek :)))

Mehmet Erhan
12-18-2007, 10:37
sorun santrafor değil demiş...santrafor değilde ne peki...tello,serdar özkan,delgado gibi hücuma dönük orta saha adamların var...bu adamların besleyebileceği bi forvet yok...bobo dışında(ki oda yalnız kalıyor bazen)...bence sorun kesinlikle forvet...bunu görmemek körlüktür...

Hasret Ergül
12-26-2007, 09:33
Mübarek Kurban Bayramı geldi geçti, herkes bir şekilde dini vecibesini yerine getirmenin huzurunu yaşadı. Şimdi sırada futbolun kurban bayramı var! Yine hakemler eğitim adı altında toplanacak. Yine bazı futbolcular hedef tahtasına konulacak ve hemen ligin ikinci yarısında infaz başlayacak. Böyle operasyonlarla, Türkiye'ye gelen en iyi savunmacılardan Zago kurban edildi. Pascal'ı hiç saymıyorum. Peki sırada kim ya da kimler var derseniz hemen söylüyorum; Ali Tandoğan ve Nobre... Önce Nobre'den başlayalım, çünkü bu örnek çok daha çarpıcı. Nobre, Fenerbahçe'de nasıl oynuyorsa, Beşiktaş'ta da öyle oynuyor. Gelin görün ki, Fenerbahçeli Nobre hakem seminerlerinde "Dikkat edin sizi yakabilir" şeklinde lanse edilmezken, Beşiktaşlı Nobre hakemlerin gözlerine sokulmaya başlandı.

Nobre'ye yapılan zulüm

Bu nedenle en bariz faullerde bile düşen oyuncu Nobre ise hakem dönüp bakmıyor bile. Beşiktaş maçlarını dikkatle izleyin, sadece adı Nobre olduğu için bu oyuncuya yapılan zulmü net şekilde göreceksiniz. Ali Tandoğan konusunda da hakemlerin dikkatinin çekildiği geldi kulağıma. Sanırım bu önyargıyla, Manisa maçında Kamil Abitoğlu pozisyonu bile süzmeden direkt sarı kart hamlesi yaptı. Yardımcısı uyarınca ise penaltıyı çaldı. Pozisyonun penaltı olup olmaması çok önemli değil burada. Yaklaşık aynı mesafeden gören iki hakemin, aynı pozisyonda verdiği birbirine 180 derece zıt karardır önemli olan. Bu zıtlığın sebebinin önyargı olduğu açıktır.

Korkarım ligin ikinci yarısında da bu manzarayı seyredeceğiz. Çünkü bu konuda herhangi bir çaba harcayan kimse yok. Oysa hakemlere düşen görev, Erman hocanın da her fırsatta söylediği gibi, fair-playdan sabıkalı futbolcuları daha dikkatli izlemektir. O futbolculara önyargılı davranmak işin kolayına kaçmak ve kaş yaparken göz çıkarmaktır.

Mehmet Erhan
12-26-2007, 10:02
zaten bu takım hakem hatalarından kaybederken hep önyargıdan dolayı kaybediyor...örnek nobrenin ankaraspora attığımız golde topun eline çarpmadığı halde çarpmış gibi gösterilmesi...:( ama aynı nobre rizeye fener formasıyla bariz bi şekilde eliyle gol atarken bunu kimse görememişti nedense...tek zorları bizimle...böyle zihniyete ve bakış açısına yazıklar olsun... :@

Hasret Ergül
01-04-2008, 08:27
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

Allah Beşiktaş'ı korusun / 04.01.08

Tarihi bir dönemeç olan o kongre öncesi, Fikret Orman'ın mı yoksa Yıldırım Demirören'in mi kazanacağını kestirmek neredeyse imkânsız gibiydi. Muhtemelen her şey, kongrede yapılacak konuşmalarda belli olacaktı ve o konuşmaları kimse bilmiyordu. Kongre öncesi nabız yoklarken Fikret Orman'a bunu sordum, yani kongrede yapacağı konuşmayı. Ana hatlarıyla bana açıklayınca benim kafamda kongre bitmişti, bunu kendisine de söyledim; "Kusura bakma sevgili dostum sen kaybedersin!" Neden diye sordu? "Sen Süleyman Seba'sın, karşında Ali Şen var, kongre üyeleri uzun vadeli hesaplara girmeden, kestirmeden şampiyonluk vaadi istiyor. Demirören'in yaptığı bu, seninki tam tersi. Bana göre kazanma şansın hiç yok" diye açıklamaya çalıştım. O tarihi kongreyi uzun vadeli planlar yapan, alt yapıya önem veren, kendi yağıyla kavrulacak bir Beşiktaş hedefleyen Orman kazansaydı ne olurdu bilemem ama şovu ön planda tutan, Ali Şen taktiği uygulayan, Aziz Yıldırım'la yarışan Demirören kazanınca neler olduğunu hep birlikte görüyoruz. 50'ye yakın transfer, 4 hoca, üç menajer... Kodunsa bul istikrarı!.. Çelişkilerle dolu 4 yıl...Tarih böyle bir şey yazdı mı bilmiyorum. Bir kulüp düşünün, aynı gün, hem 150 bin dolarlık haciz geliyor kapısına, hem de 5 milyon euro'luk transfer yapıyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Deniyor ki, Ertuğrul hoca ısrarla istemiş. Olabilir. Her istediği oyuncu alındı mı ki, Holosko için bu kadar riske girildi. Bugün Beşiktaş'ın başkanı Orman ya da onun da temsil ettiği ekolün asıl sahibi Süleyman Seba olsaydı, Holosko'yu isteyen Ertuğrul Sağlam'a şöyle derdi: "Evladım, Del Bosque davası malum, futbolcu alacakları ayrı terane, öte yandan senin aldığın yabancıların da durumu malum. Sen bu transferleri yaparken Holosko'yu tanımıyor muydun? Bu adam madem o kadar kıymetliydi de, senin aklın neredeydi?" Demirören bunu diyemedi. O nedenle Beşiktaş güvenli ellerde değildir. Allah Beşiktaş'ı korusun.

Adnan Direnç
01-04-2008, 08:33
Allh Beşiktaşımızı Başkandan Ve Stlk Adamlarından Korusun...

Hasret Ergül
01-05-2008, 08:09
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

İkinci yarı öncesi üç büyüklere bakış / 05.01.08

Ligin ikinci yarısının başlamasına ramak kala, üç büyüklere göz atınca Galatasaray'ı, iki ezeli rakibinin biraz daha gerisinde görüyorum. Şampiyonluğa giden yolda, yönetim, teknik kadro ve futbolcuların senkron tutturmaları, taraftarın da bu sac ayağına güven duymaları şart. Galatasaray'da ise bu noktada sorun var. Ana problem Kalli'nin durumu. Alman hocanın bir varmış, bir yokmuş misali sezon boyu tartışılacağını sağır sultan dahi biliyor ama yönetim bu önemli sorunu yok sayıyor. Oysa, yok saydıkları bu problem ligin ikinci yarısında her şekilde karşılarına çıkacak. Bir bakacaksınız en önemli maç öncesi Kalli, Almanya'ya gitmiş. Yine tartışmalar başlayacak, papatya falları açılacak. Dönecek... Dönmeyecek.... Döner ama takımın başına geçemez... Hem döner, hem takımın başına geçer... Bu kaotik ortam futbolcunun motivasyonunu bozacağı gibi taraftarın oyuncusuna, teknik adamına olan güvenini zedeleyecek ve en önemlisi zaten her fırsatta tepki gösterdiği yönetimiyle tekrar karşı karşıya gelmesini sağlayacaktır. Üstelik tek dert bu değil. Bırakın Alman hocanın gideceği tartışmalarını bir yana, istikrarlı (!) şekilde kalması bile başka bir sorun aslında. Malumunuz Kalli yaşlı. Üstelik kafası 90'lı yıllarda kalmış. Hâlâ asıp, kesmeyi disiplin sanıyor. Kendi kaderini de kramponlarının ucunda taşıyan futbolcuların neredeyse tümünü karşısına almış durumda. Hasan Şaş, Arda, Lincoln, Hakan Şükür başta takımın temel direklerini temellerinden sarstı. Üstelik bir de Linderoth'un yokluğu var ki, başka bir, büyük handikap. Bu şartlarda Galatasaray, lig ve Avrupa'da hedeflerine varabilirse, şapka çıkarmak gerekir ama bence varamaz. Beşiktaş'ın derdi yok gibi görünse de, her an her şeyin mümkün olması büyük problem. Holosko takım içinde kabul görecek mi bu çok önemli. Yönetimin, futbolcu ödemelerini aksatması ihtimali başka bir tehlikeyi şimdiden işaret ediyor. Ertuğrul Sağlam'ın göndermek isteyip de gönderemediği futbolcular var. Bu da kazanı sürekli kaynatacaktır. Tüm bunların üstesinden gelmenin kestirme yolu, Sağlam-Engin ikilisinin tek yürek olmaları, yönetimin de kendi üzerine düşeni eksiksiz yapmasıdır. Normal şartlarda Beşiktaş'ın başarılı olma ihtimali kuvvetlidir ama şampiyonluk zincirinin birçok zayıf halkası olduğu da kesindir. Gelelim F.Bahçe'ye. İnsan olarak hepimizin sevgi ve saygısını kazanan Zico'nun teknik adam olarak en beğendiğim tarafı eleştirilerden ders alması, hatada ısrar etmemesi. F.Bahçe bugün iyi bir takım havasına büründüyse bunda Zico'nun iyi bir teknik adam olmasından çok, hatalarından dönmesinin payı büyük. Kanarya'nın özgüveni ve yönetimsel başarılar, yarıştığı tüm kulvarlarda iddialı olmasını kolaylaştırıyor. Yine de, hem Zico, hem de oyuncuları için kırılma noktaları yok değil. Bu kadro üç kulvardaki yarışı sırtlayabilir mi orası tartışılır. Orta alanda sıkıntı yaşanması ihtimali de var. Buna rağmen, Kanarya, iki ezeli rakibinden de daha iyi durumda. Uzun lafın kısası, kadro yapılarıyla sınırlı kalmayıp, tüm faktörleri değerlendirince F.Bahçe burun farkıyla önde, Beşiktaş ensesinde, Galatasaray ise bir adım geride. 'Bu yarışı kim kazanır' derseniz, 'onu kimse bilemez' der ve şu klasik noktayı koyarım: En az hata yapan.

Hasret Ergül
01-06-2008, 12:02
Nobre ve Aydın / 06.01.08

Beşiktaş'ın, Diyarbakır DİSKİ karşısında ne yapacağından çok, bu maçta oynaması halinde Holosko'nun nasıl bir performans sergileyeceği merak ediliyordu. Dolayısıyla bizim de o noktadan başlamamız doğru olur. Hemen belirtelim; Holosko ilk maçında uyum sorunu yaşamayacağını kanıtladı. Sanki ligin ilk yarısında da Beşiktaş'ta oynamış ve kaldığı yerden devam ediyormuş gibiydi. Boş alan bulunca etkili olacağını bir kez daha gösterdi. Koşu yolu bulunca tren gibi gittti. Nobre'nin golündeki ortası, pozisyon hazırlayıcısı olarak da faydalı olacağını gösteriyor. Yine de Holosko, Beşiktaş'a en büyük katkıyı derbilerde ve deplasmanlarda yapacak gibi görünüyor. Gelelim maça... Diyarbakır temsilcisi DİSKİ, elinden geldiği kadar iyi mücadele etti. Zaman zaman Beşiktaş'a zor anlar da yaşattıklarını da söylemek gerek.

Aydın'a şans verilmeli
Buna karşılık; Nobre, Aydın, Cisse, Tello, sonradan giren Higuain ve Holosko'nun etkili oyunları Beşiktaş'a yetti. Özellikle Nobre ve Aydın müthiş oynadı. Aydın, sol kanatta yapılabilecek her şeyi yaparken Sergenvari golü beceri ve özgüven doluydu. Bu genç adama bundan sonra da şans vermek şart. Nobre inanılmaz hırslı ve bir o kadar şanssızdı. Eski iyi günlerini hatırlattı. Bir gol attı, iki şutu direği sıyırdı, bir vuruşu direkten döndü. Şanslı bir gününde olsa rekor kırabilirdi. Nobre bu haliyle forvette hiç kimsenin yerinin garanti olmadığını kanıtlamak ister gibiydi. Bana göre kanıtladı da. Higuain de forvet arkasında hiç sırıtmadı. Artık Ertuğrul Sağlam'ın o bölgede de yeni bir alternatifi var. Sonuç olarak; Beşiktaş kupadaki ilk üç puanını alırken bazı oyuncuların performanslarının ilk yarıya göre çok arttığını gözlemledik.

Hasret Ergül
01-11-2008, 08:25
Holosko gerçekleri

Beşiktaş'ta günün konusu Holosko. İyi oynadığı her maçın ardından, bu transferi eleştirenlere (Bu satırların yazarı dahil) "Gördünüz mü, beğenmediğiniz adam neler yapıyor" türünden mesajlar yağıyor. Aslında alıştık bunlara. Çünkü bir noktayı hep kaçırıyoruz ve bunun bedelini ödüyoruz. Kaçırdığımız nokta şu: 'Biz ne yazarsak yazalım taraftar anlamak istediği gibi anlayıp öyle fatura kesiyor.' Her şeyden önce şunun altını çizmeliyim ki, pahalı bir transfer olduğu, iç saha maçlarında, kapanan rakiplere karşı etkili olamayacağı, karşılığında Koray'ın verilmemesi gerektiği şeklindeki düşüncelerimin arkasındayım. Atacağı hiçbir gol bunları değiştirmez.
Sezon başında çok daha uygun şartlarda alınabilecekken, ara transferde, yangından mal kaçırır gibi, pazarlık şansını da ortadan kaldıran bir teslimiyetle alınmasının yanlışlığını da sürekli vurgulamak bizim boynumuzun borcu. Beşiktaş'ı tek başına şampiyon yapsa, bu gerçek de değişmez. Şimdi gelelim işin öbür tarafına. Transferindeki yanlışları vurguladım diye, iyi oynadığı maçlarda bile Holosko'yu eleştirecek değilim. Bu her şeyden önce benim vicdanıma sığmaz. Holosko, deplasmanlarda ve derbilerde Beşiktaş'a çok faydalı olabilecek yeteneklere sahip. Disiplinli, hırslı ve aldığı paranın hakkını vermek için de çok çalışıyor. İki maçta ortaya koyduğu performans böyle. Bundan sonra da aynı çizgisini korursa, Beşiktaş'a en azından bu transferden daha fazla zarar etmemiş olur. Ayrıca iç sahada, Beşiktaş skor üstünlüğünü sağladığı anda da rakibi açılacağı için Holosko son Ankara maçındaki gibi yine etkili olabilir. Uzun sözün kısası, ben ya da diğer karşı çıkanların hiçbiri Holosko'nun kötü futbolcu olduğunu söylemiyoruz. Bu transfer eleştirilebilir şartlarda yapıldı. Bunları söylemek, Holosko'ya kötü kalitesiz futbolcu demek değildir. Zaten o da kaletisini ortaya koyuyarak alkışı hak ediyor.

Hasret Ergül
01-13-2008, 12:21
Altın galibiyet / 13.01.08

Beşiktaş için çok önemli bir maçtı ve çok önemli bir galibiyet oldu. Ligin ilk yarısında Anadolu'da 7 deplasmanda 6 galibiyet alan, Ankaraspor karşısında ise nizami golü "Nobre elle oynadı" gerekçesiyle iptal edildiği için 2 puan kaybeden Beşiktaş, aynı Nobre ile zorlu Konya deplasmanında altın değerinde 3 puan aldı. Bu galibiyet gerçekten çok önemli. Ligin ikinci yarısına iyi başlamak, deplasmanda kazanarak moral bulmak ve seriyi 6 maça taşımak gelecek haftalar için de Beşiktaş adına motivasyon kaynağı olacaktır. Sahasında mağlubiyeti olmayan Konyaspor, haddini bilerek oynadı. Savunmasında çok adam bulundurdu, Bobo ve Holosko'ya da boş alan bırakmadı. Delgado, etrafındaki üçgenin dışına çıkamazken, Tello da ilk 45 dakikada kayıplara karışınca dengeli bir oyun izledik. Beşiktaş'ta golcüler pozisyon üretmekte zorlanırken, en net pozisyonları sağ kanat oyuncusu Ali Tandoğan'ın yakalaması ilk yarıdaki görüntüyü özetliyordu.

Yerinde değişiklikler
Soyunma odasına 1-0 geride Beşiktaş, 2. yarının başından itibaren önde basmaya başladı. Erken gol bulması gerekiyordu, bunun için de oyunu riske etti. Delgado ikili mücadeleleri kazanmaya başlayıp, Tello kıpırdayınca rakip kale abluka altına alındı ve beklenen gol de tam zamanında Toraman'dan geldi. Konyaspor golden sonra "tekrar öne geçebilir miyim?" düşüncesiyle 1-2 denemede bulundu. Ancak yakaladığı pozisyonları değerlendiremeyince şans ibresi Beşiktaş'a döndü. Son bölümde Konyaspor ceza sahası önünden ayrılmayan bir Beşiktaş izledik. Bu dakikalarda Ünal Karaman iki forvetini çıkarıp, bir orta saha oyuncusu alarak skoru korumayı düşündü. Sağlam ise galibiyete ulaşmak için cesur bir kararla üçlü forvete döndü. Serdar Özkan ve Nobre yerinde değişikliklerdi. Serdar'ın girmesiyle sağ kanattan gelişen ataklar daha bilinçli hale geldi. Nobre'nin oyuna dahil olması ise ceza sahası içinde Beşiktaş'ın etkinliğini artırdı. Zaten Nobre'nin en büyük özelliği kaleye yakın bölgede önüne düşen topları çerçeveye göndermek. Murat Hacıoğlu'nun Sedat'a verdiği pasın benzerini önüne bırakan Bobo'nun asistini zımba gibi köşeye yollayan Nobre, hem gol orucunu bozdu hem de şampiyonluk yolunda takımının önünü açtı.

Hasret Ergül
01-15-2008, 08:59
Bu nasıl forma?
Beşiktaş'ın siyah formaları. Bu takımın bir de BEYAZ rengi yok mu? Var... Peki o beyaz neden formalarda yok! Daha doğrusu var da, neden yok denecek kadar az var? Bu kadar kötü bir dizayn olabilir mi? Milenyum çağında, Beşiktaş'a forma yapanların amaçları nedir? Kaliteye gelince dört büyüklerin hiç birine kaliteli forma yapılamıyor bu tamam, bu nedenle vazgeçtik kaliteden, görünüme bakıyoruz o da yok. Dünyanın en iyi kullanılabilecek renkleri, siyah ve beyaz yan yana gelmiş ama ortaya konulan ürünlere bakıyorsunuz tek kelimeyle sıradan. Juventus'a bakın. İnce çubuklu formanın, yerine göre sarı ya da kırmızı ilavelerle ne kadar çarpıcı hale geldiğini hatırlayın.

Taraftar çubuklu istiyor
Peki Beşiktaş'ı giydirenler ne yapmaya çalışıyor? Siyah bu kadar kötü mü kullanılır, Beşiktaş'ın beyazı ve yerine göre kullandığı kırmızısı ne güne duruyor? Muhteşem Beşiktaş arması neden değişik şekillerde, misal daha büyük olarak kullanılmaz. Neden, neden, neden? Konya'da 100 yıllık çınarın sahaya çıktığı formaya bakınca içim karardı. Simsiyah forma, gerisini sorma. Hadi hiçbir şeyi çözemediniz, takıldınız siyahın cazibesine; insan hiç değilse, şortu ya da çorabı beyaz yapmaz mı? İç karartmak mı istiyor bazıları bilmiyorum. Taraftar ille de çubuklu forma diyor, duyan yok. Akıl alacak gibi değil... Hem taraftara forma satmaya çalışacaksın, hem de taraftarın istediği formayı giymeyeceksin. Komik... "Kardeşim, hepsi var Kartal Yuvaları'nda gidip alabilirsin" diyen dalkavuklar için özel not: Taraftar takımın giydiği formayı alır, almak ister, kendisi için yapılanı değil. Bilmem anlatabildim mi?

Hasret Ergül
02-08-2008, 10:14
Beşiktaş'ın yarışı başlıyor

BEŞİKTAŞ ligin ilk yarısındaki Beşiktaş'ı geçebilecek mi? Bu soruya, yarından itibaren cevap aramaya başlayabiliriz. Kartal, ikinci yarının ilk üç haftasında, ilk yarıdaki performansını tekrarladı. Tıpkı ezeli rakipleri gibi. Aklar, karalar ise bu haftadan itibaren belli olacak. Kim, ilk yarıda kaybettiğinden daha az kaybederse öncelikle kendini geçmiş olacak, sonra duruma göre rakiplerini de geçme şansı yükselecek. Beşiktaş, Kayseri önünde bunu test edecek. İlk yarıdaki beraberlikten daha iyi bir sonuç elde ederse, kendini geçmiş olacak, ondan sonra sıra rakiplerinin peşine düşmeye gelecek! Bana göre gerçek yarış yarından itibaren başlıyor. Üstelik bundan sonraki hataların telafisi de yok.

Bülent Girgin
02-12-2008, 08:35
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg


Zorluk derecesi yüksek maçlar, yüksek motivasyon ister. Beşiktaş bu problemini bir türlü çözemedi, çözemiyor. Kayserispor zorlu bir rakip, havası, sahası da cabası. Isırarak oynuyor Kayseri, dişe diş, göze göz. Dört büyüklere karşı yenilmeyen tek takım olması en başta bundan. Böyle bir takımı yenebilmeniz için her şeyden once, kora kor mücadele yapan bir orta sahanız olması gerekir. Beşiktaş orta sahasında oynayanlar bu özelliklere sahip değil. Ricardinho, Delgado, Serdar Özkan topu iyi kullanan fakat ikili mücadelelerde ayakta kalamayan oyuncular. Kayseri'deki çöküşün ilk sebebi bu. Biraz Tello maçın karakterine uygundu o da en kötü oyununu oynadı, çünkü yanında Cisse yoktu. Ligin ilk yarısında da üç maç kazandıktan sonar Kayseri'ye takılmış ve kendi sahasında bir puana razı olmuştu Beşiktaş. Şimdi onu da alamadı. Yine de telafisi var bu kayıpların. Bu nedenle kaybedilen 3 puandan çok Beşiktaşlı oyuncuların içinde bulundukları durum önemlidir.

Uyanık olmalılar
Kadro yapısı savaşçı bir orta saha kurmaya elverişli olmadığına gore bu konudaki eleştirilerin de çok anlamı yok bu saatten sonar. Öbür taraftan zorluk derecesi yüksek maçlardaki gerginliğin altından kalkılamaması bir diğer önemli problem. Ligin ilk yarısındaki Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarında da aynı manzara vardı. Rakibin profesyonelce yaptığı faullere, zaman çalma taktiklerine sinirlenerek karşılık verdi Beşiktaşlı oyuncular. Tıpkı Kayseri'deki gibi. Bu amatörlükten kurtulmaları şart. En gergin anlarda bile kontrolü kaybetmemek çok önemli. Bundan önceki bir çok maçta Beşiktaş skorda geriye düşse bile oyun disiplininden kopmayınca hem pozisyon üretti, hem gol attı, hem de kazandı. Söz gümüşse sükut altıntır misali, çenelerini değil ayaklarını konuşturmalı siyah-beyazlı futbolcular. Hakem hatalarına, rakiplerin profesyonel hilelerine karşı uyanık olmalılar. 90 dakika bittikten sonra, hakemden ya da rakipten yakınmak istemiyorlarsa düdük çalmadan gerekeni yapmalı ve kazanmayı bilmelidirler. Şampiyonluğun tek formülü de budur.

Turgay Demir, Fotomaç

Adnan Direnç
02-12-2008, 08:36
Fotomaç taki tek doğru adamlardan biri :)

Mehmet Erhan
02-12-2008, 11:22
Böyle bir takımı yenebilmeniz için her şeyden once, kora kor mücadele yapan bir orta sahanız olması gerekir. Beşiktaş orta sahasında oynayanlar bu özelliklere sahip değil. Ricardinho, Delgado, Serdar Özkan topu iyi kullanan fakat ikili mücadelelerde ayakta kalamayan oyuncular. Kayseri'deki çöküşün ilk sebebi bu. Biraz Tello maçın karakterine uygundu o da en kötü oyununu oynadı, çünkü yanında Cisse yoktu.

işte bu yüzden cissenin olmadığı maçlarda çok zorlanacağız ve belkide şampiyonluktan olacağız...hadi diyelim ki koray olsaydı bile sakat olduğu için oynayamayacaktı kayseride...peki ya cissenin alternatifi olmadığı halde neden iyi bi ön libero alamadınız diye hesap sormazlarmı adama ilerde... :( :( :( :(

Hasret Ergül
02-17-2008, 10:48
Gerilim filmi / 17.01.08

Kar, tipi, tek kelimeyle buz gibi bir hava... Basın tribünündeki koltuklar karla dolmuş, masalar buz tutmuş... Ben maçı izlerken dondum, titredim, futbolcular oynarken ne haldeydi siz düşünün. Bu nedenle her şeyden önce iki takım oyuncularını da zor şartlardaki mücadelelerinden dolayı kutluyorum. Beşiktaş sahaya "Kabataş ERKEK Lisesi'nin 100. yılını kutlarız" pankartıyla çıkınca, nedense asbaşkan Levent Erdoğan'ın, "Bizimkiler KIZ takımı gibi oynuyor" açıklaması geldi aklıma!.. Neyse pankartı yerinde bırakıp gelelim maça. Ligin ilk yarısında Ankara'da, hakemin uydurma elle oynama kararına kurban giden Nobre'nin dün gece gol atması anlamlıydı. Kayseri mağlubiyetinden sonra bir kaza daha yaşamak istemeyen Ertuğrul Sağlam, defansın sağına Toraman'ı yerleştirirken, Gökhan Zan'ın yanında yeni transfer Gordon'u kullandı. Böylece Hırvat oyuncuyu 90 dakika izleme şansı bulduk. Hemen belirteyim, hava toplarında oldukça iyi , en azından ben beğendim. Topu kullanma konusunda birçok stoper gibi onun da sorunları var ama markaj ve kademe anlayışında sorun yok. Beşiktaş'a faydalı olacak gibi görünüyor.

Maç bitti zannettiler
Beşiktaş maçın büyük bölümünde oyunu kontrol eden taraftı. Serdar Özkan yoktu, yokluğu da hissedilmedi. Solda oynayan Aydın zaman zaman iyi işler yaptı, sağ kanatta da Ali Tandoğan özellikle ilk yarıda etkiliydi. Cisse ise tek kelimeyle harika oynadı. Ayakta durmanın bile zor olduğu maçta Nobre'nin Emre başta tüm Ankara savunmasıyla boğuşması takdire değerdi. Holosko da sürekli yer değiştirerek ona destek oldu. Slovak oyuncunun golüyle 2-0'ı bulan Beşiktaş, maçı kazandım havasına girip Ertuğrul hoca da rakibe önde basan Nobre'yi çıkarınca maç bir anda tersine döndü.. Oyunun büyük bölümünde pozisyon bulamayan De Nigris son dakikalarda attığı iki kafa golüyle bu bölümü gerilim filmine çevirdi. Toraman'ın golü gelmese Sağlam'ın başı çok ağırırdı. Maçın hakemi Yunus Yıldırım iki elle oynamada da yanlış yorum yaptı. Rakibe giden topu elle keserseniz bunun cezası sarı karttır. Tello bu nedenle geçen hafta iki sarıyla oyundan atıldı. Aynı şeyi dün Ankaralı futbolcular iki kez yaptı, Yıldırım kart çıkarmadı. Hakemler hiç değilse şu basit konularda hata yapmasalar nasıl olur acaba?

Bülent Girgin
02-22-2008, 07:38
Beşiktaş duygusal oyunculardan kurulu bir takım. Sadece yerliler değil yabancılar da öyle. Bu nedenle çok çabuk havaya girebildikleri gibi aynı çabuklukta demoralize de olabiliyorlar. İlginçtir, yönetim ya da teknik kadrodan yapılan açıklamalar (Kendileriyle ilgili olmasa bile) oyuncuların kafalarını karıştırmaya yetiyor. Bu nedenle ligin sonunun görünmeye başladığı şu haftalarda herkes çok dikkatli olmalı.

AĞIR FATURA
Ne dediğimi daha iyi anlamak isteyenler yakın geçmişi hatırlasın. PAF takımıyla sahaya çıkma muhabbetleri, Fenerbahçe ile İsmet Arzuman konusunda girilen polemikler en kritik maçlar öncesinde Beşiktaşlı futbolcuların kafalarını karıştırmıştı.
O karışıklığın bedeli de ağır olmuştu, malum. Beşiktaşlı oyuncular iyi motive olmalı. Maddi, manevi sorun yaşamamalı. Bu nedenle önceki hafta yapılan yüklü ödeme önemlidir. Parasal anlamda hassas davranan başkan Demirören ve yönetim polemiklere de engel olmalı. Başta Levent Erdoğan olmak üzere tüm yöneticiler belli bir disiplin içinde davranırlarsa Kartal'ın her anlamda hedefe varması kolaylaşır. Öte yandan pireye kızıp yorgan yakmak niyetinde olanların mali genel kurulda yönetimi ibra etmemeleri bana göre tüm dengeleri alt üst edebilir. Motivasyonu ortadan kaldırır ve kaotik bir ortam doğurur. Bu köşeyi okuyan bilir, Turgay Demir bağlantısız yazar, hesabı kitabı olmaz. Başkan Demirören'i sıkça ve çok sert eleştirdiğim okurlarımın malumudur. Yaptığı birçok şeyi onaylamadığım da net şekilde ortadadır. Bu bakışla bazı kongre üyelerinin öfkelerini, yönetime ve başkana olan kızgınlıklarını da anlayabiliyorum ama benim söylediğim tüm bunların dışında. Bir karar vermeli camia. Beşiktaş ya kendi hesaplaşmasını yapma yolunda yürümeli ya da şampiyonluk yolunda. İkisi birlikte olmaz. Benim söylediğim bu. Eğer bir yere varılacağına inanılıyorsa, yönetim ibra edilmesin, herkes eteğindeki taşları döksün, şampiyonluğu kaçırma pahasına camia iç kavgasını versin, deyim yerindeyse bin parçaya bölünsün, gemiler yakılsın. Dibe vurmadan yukarı çıkılmaz misali bakılıyorsa olaylara öyle yapılsın. Yok iki imzayla, açılacak birkaç davayla ortalığı karıştırıp bırakacaklarsa hiç kimse yapmasın bunu. Başkana vurup Beşiktaş'ı devirmek iş değil. Mesajım çok açık, net, hesapsız, kitapsız ve Beşiktaş menfaatleri tabanına oturuyor. Anlamak isteyen çok kolay anlar. Anlamak istemeyenle de benim işim olmaz. Kim ne yapacaksa, iyi düşünsün diyorum. Beşiktaş'ın başarısından daha büyük menfaatleri, hedefleri olan varsa, o menfaatinin gereğini yapsın, Beşiktaş'ı kenara atsın. Yok eğer "Beşiktaş sen bizim her şeyimizsin" diyen yüreklerse bunlar, kenetlenmeyi de öğrensinler... Gün bugündür.

BAŞKAN HAKLI
Demirören birçok hata yaptı bu tamam fakat bir konuda çok haklı, o da şu: Onu beğenmeyen çok ama karşına çıkan da yok. Kim Beşiktaş için daha iyi şeyler yapacağını söylüyorsa ortaya çıksın. Aksi halde sussun. Beşiktaş, insanların egolarını tatmin edecekleri bir oyuncak değildir. Bu yönetim için de böyledir, muhalifler için de, genel kurul üyeleri için de böyledir. Sözkonusu Beşiktaş olunca gerisinin teferruat olduğu unutulmamalıdır. Bugünkü Denizli maçı dahil Beşiktaş'ın yol haritası keskin virajlarla doludur. Bu zorlu yarışta yukarıda anlatmaya çalıştığımız camia disiplini çok ama çok önemlidir. Denizli'den sonra Galatasaray derbisi vardır ve bu büyük ihtimalle kader maçı olacaktır. Dolayısıyla bu ortamda kenetlenmek bir kat daha büyük önem taşıyacaktır. Bana göre şampiyonluk şansı bu kenetlenme ile doğru orantılıdır. Deyim yerindeyse; "Ne kadar tek yumruk, o kadar şampiyonluktur" işin özeti.

Mehmet Erhan
02-22-2008, 13:43
turgay hoca yine doğru söylemiş...bu takım inanmadan tek yumruk,tek vücut olmadan şampiyon olamaz...öncelikle ertuğrul hoca dışardaki konuşulanlara kulağını tıkayacak...etki altında kalmayacak...yönetim gereksiz açıklamalardan ve federasyon,mhk,basın, hakemler vs... gibi şeylerden kendini soyutlayacak...futbolcular da görevlerini layıkıyla yapıp o 100. yıl ruhunu geri getirecek hamlelerde bulunacak...özellikle de kaptanlar...işte o zaman birçok şeyi aşmış oluruz ve şampiyonluk da kendiliğinden gelir... :) fazla mı hayal kurdum nedir... :D

Erkan Korkmaz
02-22-2008, 21:25
Şu saatten sonra o kadar fazla muhalefet etmemek gerekiyor Ertuğrul Hoca yeterli yada değil şu saate yapılacak bişey zaten yok yapmamız gereken tek yumruk olup sonuna kadar inanmak ve bir an olsun umutsuzluğa kapılmamak... Ben inanıyorum şu derbileri geçelim Allah'ın izniyle şampiyonuz...

Bülent Girgin
02-28-2008, 07:38
Beşiktaş güpegündüz uyudu. Afyon yutmuş gibi dolaşan futbolcular, top kaybetme yarışına girmiş gibiydiler. Savunmada yan pas yapmaktan öte gidemeyen, orta alanda top tutamayan Beşiktaş'ın rakibi küçümsediğini söylemek de mümkün değil. Çünkü bu rakibe, kupa da iki kez yenilirken ligde de bir puan kaptırmışlardı. Her halde tüm bunları unuttular, neyse Rize hatırlatmış oldu! İdeal onbiriyle sahadayken bile futbol olarak ortaya bir şey koyamayan siyahbeyazlı takım iki zorunlu değişiklik yapınca tüm hesaplarını bir daha gözden geçirdi. Cisse sakatlandı, Baki girdi, savunmanın sağında maça başlayan Toraman ön liberoya geçti. Gordon gözlerinin karardığını söyleyip oyundan çıkınca Rico girdi ve Toraman bu kez stopere göç etti. Maç uzatmalara gitse belki de kalede izleyecektik İbo'yu!

Yozgatlı emekli olmuş
Hep söylüyorum, "Beşiktaşlı oyuncuların en iyi yaptığı şey hata" diye. Yine öyleydi. Her hatayı yaptılar. Tanınmayacak kadar kötüydüler. Kötü demişken, bu kelime Mehmet Yozgatlı'yı tanımlamaya yetmez. Erken emekli olmuş gibiydi. Kaleci Hakan ona keza. Haftalardır oynamayan bir insan, kaleciliği unutur mu, Hakan unutmuş. Ribeiro son çizgiye inmiş Hakan kaleyi boşaltıp onun işini kolaylaştırıyor. Olacak iş değil ama oluyor. Her neyse, Rizespor akıllı oynadı, Beşiktaş'ın baskılı oynadığı anlarda da oyunu soğutmayı bildiler. Hakem Özkahya da soğutma çalışmalarına katıldı! İki kez sedye girmiş, 4 oyuncu değişmiş, kaleci zaman çalmaktan sarı kart almış, iki kez tartışma nedeniyle oyun durmuş. Bu maçı sadece dört dakika uzatmak ancak Özkahya'nın yapacağı bir şeydi. O da yakışanı yaptı!

Bülent Girgin
03-03-2008, 08:56
Beşiktaş dört stoper ve Tello'yu da sayarsak yedi savunmacıyla çıktı sahaya, hücum gücü sadece üç futbolcunun Delgado, Tello ve Holosko'nun üzerindeydi. Yanımdaki İlker Ateş'e "Ertuğrul hoca beraberlik takımı kurmuş. Bu kadro ancak beraberlik alır" dedim. O da bana "Bu maç 2-1'lik Liverpool maçına benzeyebilir" diye karşılık verdi. Açıkçası pek ihtimal vermedim. Kadroya bakıyorum, Holosko'ya pas atabilecek iki kişi var; biri Delgado, diğeri Tello. 'Galatasaray onlara tedbir alırsa Beşiktaş'ın ortası ile forveti arasındaki hatlar kopar' diye düşündüm. Maçtan önce yazdığım satırları tamamladığım anda başlama düdüğü çaldı. İlk dakikalarda beklentime uygun bir görüntü vardı sahada. Beşiktaş iyi savunma yapıyor, top kazanıyor ama o topları forvet hattına doğru düzgün gönderemiyordu. Tek kelimeyle sahada rakibi bozan fakat kendi oyun kuramayan bir takım vardı. Beşiktaş'ın gol atma ihtimali duran toplara ve karambollere kalıyordu. Buna karşılık Galatasaray savunmasını kalabalık tutarken aynı şekilde çok adamla ortada basıyor ve daha iyi top kullanıyordu. Arda sürekli yer değiştirerek markajdan kurtulurken sağ kanattan Barış etkili bindirmeler yaptı. Mehmet Topal örümcek adam gibi ortadaki tüm topları kaparken, Beşiktaş'ın savunması ile forveti arasındaki mesafe 40-50 metreye kadar çıkıyordu. Koca 45 dakika Baki'nin hatalı pasıyla Hakan Şükür'ün karşı karşıya kaldığı pozisyon dışında kalecileri korkutacak bir şey olmadan tamamlandı.

Özgüveni geri geldi
İkinci yarının ilk dakikalarında Galatasaray yüklenmeye başlayınca Beşiktaş sadece savunma yaparak zafer kazanamayacağının farkına vardı. 10 dakikalık bir korner enflasyonu yaşandı. Bu dakikalarda Galatasaray savunması yerden kalkmaya bile fırsat bulamazken, Beşiktaş'ın golü adeta 'geliyorum' diyordu. Delgado'nun kullandığı son kornerde Galatasaray'ın belalısı Nobre bir kez daha sahneye çıkıp topu filelere buluşturdu. Öne geçen Kartal daha bir özgüvenle oynarken, Galatasaray savunma güvenliğini bile riske edip yüklenmeye çalıştı. Bu tam da Beşiktaş'ın istediği manzaraydı. Kartal savunmacılarıyla topu kapıyor, bir şekilde Holosko'ya ulaştırıyor ve Slovak oyuncu da Galatasaray savunmasını peşine takıp hırpaladıkça hırpalıyordu. Aynı şekilde Nobre, sarı-kırmızılı defansı silkelerken, Beşiktaş farkı artırabileceği net pozisyonları da buldu. Son vuruşlardaki panik, tabelanın bir daha değişmesine izin vermedi. Zaten Galatasaray'ın ikinci yarı yaptığı tek şey de farklı yenilgiden kurtulabilmek oldu. Böylece Beşiktaş 137 maç sonra ligin zirvesine kurulurken şampiyonluk için iddiasını 'Sağlam' şekilde ortaya koyuyordu.

Bülent Girgin
03-04-2008, 07:45
Beşiktaş şampiyonluk yolunda artık daha sağlam adımlarla yürümeye başladı. Düne kadar kör-topal zirveden kopmamaya çalışan siyah-beyazlı takım iki haftalık performansı ve rakiplerinin bu dönemdeki kayıpları nedeniyle yaklaşık dört yıl sonra zirveye çıktı. Büyük maçları kazanmak büyük sonuçlar doğurabiliyor. Şekilde görüldüğü gibi. Ligin ilk yarısında Fenerbahçe, Sivas ve Galatasaray'a yenilen, puan cetvelinde de bu üçlünün ardında kalan Kartal, sıralamada üstündeki rakiplerden sadece birini yenerek hepsinin üstüne çıktı. "Kazandın mı, böyle maçı kazanacaksın" dersek abartmış olmayız herhalde. Lider olmak zor, lider kalmak daha zor. Beşiktaşlı futbolcuların bunu gerçek anlamda idrak etmeleri çok önemli. Peki ettiklerini söyleyebilir miyiz? Bazıları hariç, hayır! Nobre, Holosko, Toraman, Gökhan Zan ve Delgado bana göre şampiyonluk bilinciyle oynayanlardan. Tek kelimeyle yüreklerini seriyorlar sahaya. Özellikle de Nobre ve Holosko. Ertuğrul Sağlam, kesinlikle Bobo'yu oynatma uğruna bu ikiliyi bozmamalı. Aldığı parayı bu satırların yazarı dahil herkesin eleştirdiği Holosko, çok kısa sürede hem performansı, hem de forma aşkıyla oynaması nedeniyle taraftarın sevgilisi oldu. Artık, yine bu satırların yazarı dahil birçok kişi "Aldığı para helal olsun" deme zorunluluğu hissediyor. Holosko, Beşiktaş'a farklı bir hava verdi, hücum zenginliği kattı, Nobre'nin bile havasını değiştirdi. Bu oyuncuların üstün performansı Beşiktaş'ın yarışı sürdürmesini sağlayabilir ama kazanmasına yetmez. Özlenen şampiyonluğun gelebilmesi için Cisse dönene kadar, Tello, Üzülmez, Tandoğan da kendilerini aşmayı denemelidirler. Galatasaray maçında çok iyi oynayan İbrahim Kaş da bu çıkışı korumayı başarmalıdır. O taktirde zor görünen kolay olur ve özlenen şampiyonluk gelebilir.

Mehmet Erhan
03-04-2008, 10:03
turgay hocaya katılıyorum...lider olmak zor ama orda kalmak daha da zor...umarım bu yükü kaldırabiliriz ve sezon sonu özlenen şampiyonluğa el ele ulaşarak sevinç yumağı oluşturabiliriz...bunun için tüm futbolcular ekstra bi şeyler yapmaya başlamalılar...

Şule Artarlar
03-04-2008, 10:44
Yüregimizi ortaya koyup özlenen gün gelsinde zirvede kalabilmeyi görsünler...

Bülent Girgin
03-07-2008, 08:01
Bu ligi ya Beşiktaş şampiyon olarak bitirir ya da Fenerbahçe. Beşiktaş'ın avantajı tek kulvarda mücadele ediyor olması. Bu nedenle çok özel durumlar dışında motivasyon problemi yaşamıyorlar. Fenerbahçe için aynı durum söz konusu değil. Avrupa'da oynadıkları birçok önemli maç öncesi puan kaybettiler. Şimdi çok daha büyük bir hedefe kilitlenmiş durumdalar ve ligyarışında yeni kazalar yapmaları olasıdır. Şampiyonlar Ligi yarı finaline ulaşma ihtimali olması elbette bizleri olduğu gibi Fenerbahçeli futbolcuları da heyecanlandıracaktır. O heyecanın yanında ister istemez lig yarışı biraz yavan kalacaktır. Böyle durumlarda futbolcuların motive olmaları zordur. Görünen o ki, Fenerbahçe'nin çok büyük bir hedefe daha koşuyor olması Beşiktaş adına bir avantaj olabilir. Her neyse tüm bunlar yarışı etkileyecek faktörler olsa da, asıl önemli olan "Ben şampiyon olacağım" diyen takımın kendi göbeğini kesmeyi bilmesidir. Peki sakatlıklar, cezalı oyuncular derken bir türlü ideal onbirini sahaya süremeyen Beşiktaş bunu yapabilir mi? Bana göre dört-beş futbolcunun son haftalardaki performansları devam ederse yapar. Holosko, Nobre, Delgado, Tello ve Toraman kilit oyuncular. Diğer arkadaşlarını da ateşlemeyi bilen bu yıldızların performansları bana göre şampiyonluk kasasının siyah-beyaz şifreleridir. Özellikle de Holosko ve Nobre bu konumdadır. Kısa sürede uyum sağladılar. Skor ne olursa olsun, son düdük çalana kadar, durmak, dinlenmek bilmeden savaşıyorlar. Holosko çapraz koşularla boş alanlar yaratırken, Nobre kabus gibi çöküyor rakip stoperlerin üzerine. Delgado ve Tello bu ikiliyi iyi besledikleri anda Kartal'ın uçması çok daha kolaylaşıyor. Bu nedenle Sağlam'ın tercihleri de krıtik yarışın belirleyici unsuru olacaktır kuşkusuz. Bobo iyileşti diye Ertuğrul hoca ileri ikiliyi bozarsa bence hata eder. Umarım bu riske girmez. Hadi deplasmanlarda yaptı diyelim ama iç sahada Nobre'yi kesmeyi aklından bile geçirmemeli. Her neyse bu Sağlam'ın bileceği iş. Bizimkisi testi kırılmadan yol göstermek. Not: Galatasaraylı okurlarım bana kırılmasın bu yazının amacı onları kırmak değildir. Her zaman olduğu gibi yine, sadece inandığımı yazıyorum hepsi bu. Galatasaray'ın şampiyon olacağına inansam onu da yazardım. Bana göre bu yarış iki takım arasında geçer. Kimbilir belki de Galatasaray beni yanıltır, bilen bilir o zaman da bütün kalbimle alkışlarım.

Bülent Girgin
03-17-2008, 20:07
Şampiyonluk yolundaki tüm rakipleri kazanmışken, Beşiktaş'ın Trabzonspor karşısında alacağı galibiyet liderliğin devamı anlamına geleceği gibi, baskı altında da kazanacağını kanıtlayacaktı. Bu hedefle çıkan Kartal, ilk dakikalarda gol için yüklendi. Holosko'nun "İşte ben buyum" dercesine götürdüğü topu Nobre ağlara gönderince zor kolay olacak gibi göründü. Ne var ki, golden sonra daha iyi oynaması beklenen Beşiktaş inanılmaz şekilde geri çekildi. Orta sahada top tutamayan, bu alanı rakibine bırakan Kartal, kalesini savunmaktan başka şey yapmadı. Delgado'nun müthiş frikik golü de oyun anlamında manzaranın değişmesini sağlamadı. Siyah-beyazlı takımın bu anlamsız oyunu bir anlamda gol için rakibe davetiye çıkarmaktı. Ancak Gökdeniz'siz Trabzon'da davete icabet edecek kimse bulmak zordu.

Tek kelimeyle eyyamdı
Avni Aker'deki maçta Rüştü'yü komik bir kırmızı kartla atan Bülent Yıldırım, hangi mantıkla bu maça verilmişse, bu kez de Toraman'ı atarak komediye devam etti. Ardından Barış'a kırmızı göstermesi ise Beşiktaş tribünlerinin haykırdığı gibi tek kelimeyle eyyamdı. Dünkü maç, Beşiktaş'ı ilk kez izleyenleri şaşırtmış olabilir. Kötü futbol nasıl böyle galibiyet getirdi diye düşünebilirler. Aslında şaşılacak bir şey yok, Beşiktaş kötü oynarken kazanmaya alıştı! Elbette ortada başarı varsa bunda herkesin payı vardır ama ben bazı futbolcuları ayırmak istiyorum. Öncelikle Barış, Umut ve Yattara'nın net pozisyonlarında gole izin vermeyen Rüştü ve Beşiktaş forması altındaki en iyi maçını oynayan Baki en çok alkışı hak edenlerdi. Nobre, özellikle ikinci yarıda müthiş mücadele eden Serdar Özkan da kürsüye çıktılar. İnanın bana, gol atanlardan çok tutanların katkısı vardı bu üç puanda. Herneyse öyle ya da böyle Beşiktaş zorlu bir virajı daha kazasız döndü. Ligin boyu kısaldı, geri sayım sürüyor.

Bülent Girgin
03-18-2008, 13:24
Benim bilmem kaç bin vuruşluk yazılar yazıp anlatmaya çalıştığımı Beşiktaş taraftarı iki kelimeyle özetledi: Eyyamcı Yıldırım! Evet günlerdir hakkaniyetli yarış isteyenlere çağrıda bulundum. "Sizin lehinize yapılan haksızlıklara dahi karşı çıkın" dedim. Sesimi kim duydu, kim duymadı bilemem ama Beşiktaş taraftarı, Trabzon maçındaki yürekli tepkisiyle bir kez daha farkını ortaya koydu. Helal olsun. Beşiktaş on kişi kalmış... Trabzon bastırıyor... Gol geldi gelecek... Tam o sırada hakem Bülent Yıldırım, komik bir kırmızı kartla genç Barış'ı oyundan attı. Normalde tribünlerin bunu alkışlaması ve kendi takımları lehine olan bu karardan dolayı göbek atması gerekirdi ama öyle olmadı. Beşiktaş taraftarı, "Beşiktaş lehine" olan bu haksızlığa büyük tepki gösterdi. "Eyyamcı Yıldırım" diye İnönü'yü inletti. İşte budur sevgili dostlar. Benim günlerdir anlatmaya çalıştığım işte tam budur. Sözün bittiği yerdir burası.

Değerleri korumak
Bundan sonra adaletli yarış isteyenler Beşiktaş taraftarının Trabzon maçında yaptığını yapmalıdır. Bunu yapacak yüreği olmayanlar ise kendi vicdanlarıyla baş başa kalmalıdır. Bravo... Bazılarının bir türlü anlayamadığı Beşiktaşlı duruşu budur işte... Kimseye haksızlık yapılmasın, ideal olan bu ama gerçek olması da mümkün değil. Dünya durdukça haksızlıklar da olacaktır. Önemli olan bu haksızlıklara hep birlikte karşı çıkmak, ortak değerleri korumaktır. Beşiktaş taraftarının yaptığını yapmaktır. Ortada bir kupa var ve onu sadece bir takım alacak. Peki bu kupayı almak için ahlaki değerleri heba etmeye değer mi? Bence, ağzına geleni söyleyen, hakemi etkileyip bir sonraki maçında avantaj yakalamak isteyenler bu konu üzerinde biraz düşünmelidir. Eğer futbol ailesinin tüm fertleri adaletli davranır ve kendi lehine yapılan haksızlıklara bile tepki gösterirse inanın bana sorunlarımızın çoğu çözülmüş olur. Söylediğim gibi ortada kıran kırana bir yarış var ve kimin kazanacağı belli değil. Beşiktaş ligin kalan haftalarında ne kadar iyi oynayacak ve şampiyonluğu ne kadar hak edecek bunu şimdiden kimse söyleyemez ama taraftarı şampiyon oldu, yılın fair-play ödülünü hak etti, bunu da kimse inkar edemez. Eyyamcılara karşı dimdik duranları avuçlarım patlarcasına alkışlıyorum.

Nihal Aslan
03-18-2008, 15:57
hakkat ole ya bende macı ızlerken aynı seyı soledım bızden bırını attı kalktı hıcbısey yokken sırf esıtlemek adına barısı oyundan attı yazık bu adamlar yıllarca bole seyler yapmak ıcınmı egtılıorlar

bakınız atatürk ne demıs " BEN SPORCUNUN ZEKİ,ÇEVİK ve AHLAKLISINI SEVERİM"

Bülent Girgin
07-08-2008, 07:48
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

Gündemimiz Beşiktaş'ta yaşanan kavga. Bu konuda yazdığım iki yazıyla net bir tavır ortaya koymuştum. Şimdi olaya başka pencereden bakalım. Bir kavga oluyor. Şu ya da bu şekilde iki gazetede yer alıyor ama doğru düzgün detay yok. Yani kol kırılır yen içinde kalır edebiyatı yapmak için ortam son derece uygun. Sinan Engin başta Beşiktaş teknik kadrosu ve de yönetimi nedense bu tavrı sergilemek yerine tüm detayıyla olayı kamuoyuna duyurup, iki futbolcuyu, iki ayrı uçakla İstanbul'a gönderiyor.

İlk bakışta, "İşte böyle olmalı, Beşiktaşlı duruşu bunu gerektirir" dedirten bir tavır gibi görünüyor di mi?.. Peki gerçekten öyle mi? Sözkonusu olan iki futbolcu Beşiktaş A.Ş'nin iki oyuncusu. Yani onların kulübe verdiği ya da vereceği her zarar ya da fayda kendileri dışında birçok kişiyi de ilgilendiriyor. Böyle durumlarda "Yarim keskin bıçak" tavırları mı doğrudur, yoksa değerleri koruyacak bir profesyonellik mi gerekir? Açıkçası burası tartışmaya çok açık. Misal, bu olay ertesi gün "İki arkadaşımız tatsız bir olay yaşamışlar ama fazla büyütmeye gerek yok" şeklinde geçiştirilse ve Toraman ile Üzülmez, İstanbul'a dönmek yerine, ayrı ayrı sahalarda çalışmak zorunda bırakılsa daha iyi olmaz mıydı? Sinan Engin dostum dahil kimseyi suçlamak için değil bu satırlar, sadece bir anlık öfkeye kapılan iki futbolcuya karşı sergilenen tavır da bir anlık öfkeyle belirlenmiş gibi geliyor bana. Beşiktaş'ın normal şartlarda kimseye satmayı aklından bile geçirmeyeceği Toraman ya da birinci kaptanı Üzülmez şimdi erozyona uğramış, bir anlamda değer yitirmiş durumda bekliyorlar. İki futbolcunun yaptığı kadar yanlış olan bir başka yanlış daha var bu işte. En azından etraflıca düşününce bana öyle geliyor. Siz ne dersiniz?

Bülent Girgin
07-08-2008, 08:46
Sözkonusu olan iki futbolcu Beşiktaş A.Ş'nin iki oyuncusu. Yani onların kulübe verdiği ya da vereceği her zarar ya da fayda kendileri dışında birçok kişiyi de ilgilendiriyor. Böyle durumlarda "Yarim keskin bıçak" tavırları mı doğrudur, yoksa değerleri koruyacak bir profesyonellik mi gerekir?

iste gelde bunlari menajer-mafya bozuntusu herife anlat ! sanki babasinin çiftligi besiktas !

Bülent Girgin
07-11-2008, 08:03
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

Yaklaşık iki yıl kadar önceydi. Reha Muhtar, Kazım Kanat, Sabah Spor Müdürü Serdar Ali Çelikler ve ben başkan Demirören'le Ümraniye'de sohbet ediyoruz. Konumuz Fulya olsa da bir ara söz önce Gökhan Zan'a, sonra da Toraman'a geliyor. Başkan Yıldırım Demirören şöyle diyor: Toraman Beşiktaş'ın gelecek 10 yıldaki kaptanıdır! Evet Beşiktaş'ın başkanı böyle diyor. Peki şimdi ne oldu? Toraman kovuldu! İşte ben, yönetim sanatı diye buna derim. 10 yıllık planı 10 saniyede değiştirmek nasıl bir duygu acaba? Helal olsun... Söz konusu kavgada elbette belli oranda her iki İbrahim'in de kusuru var ama arkadaşını tahrik eden, konuşmayı tartışmaya, tartışmayı kavgaya çevirmek için büyük gayret sarfeden Üzülmez. Bana gelen sağlam istihbarat bu yönde. Hâl böyleyken, Sinan Engin ve yönetimin, haklıyla-haksızı birlikte infaz etmesi anlaşılır gibi değil. Tek kelimeyle haksızlık bu. Başkanın olayı sadece başkalarından öğrenmesi, Üzülmez'i dinlerken Toraman'ı aramaya gerek görmemesi gerçekten çok üzücü. Yazık. Beşiktaş bir değerini daha yitirmek üzere. Ertuğrul Sağlam'ın bu olaya seyirci kalması da çok anlamlı. Herhalde bir bildiği vardır!. Bilemiyorum. Zaman her şeyin tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkaracaktır kuşkusuz. Kimin yaptığı doğru, kimin yaptığı yanlış, çok yakında belli olur. Şunun şurasında lige ne kaldı ki?

Bülent Girgin
07-11-2008, 08:06
Ertuğrul Sağlam'ın bu olaya seyirci kalması da çok anlamlı. Herhalde bir bildiği vardır!.

bildiginden degil onun susmasi ! eger besiktasin antrenörü kariyerli olan biri olsaydi ben görürdüm s.e denilen herifi agzini açabiliyormuydu! ama ertugrul efendi herseye razi, önemli olan bir 6 ay daha besiktasin antrenörü olarak kalabilmek onun için !

Ayşegül Alparslan
07-11-2008, 08:11
ne yapsın adama şimdi sesini çıkarmaya kalksa herşey çok daha kötü olacak ben hiçte sırf antröner olarak devam edebilmek için sustuğunu düşünmüyorum

Bülent Girgin
07-11-2008, 17:53
ne yapsın adama şimdi sesini çıkarmaya kalksa herşey çok daha kötü olacak ben hiçte sırf antröner olarak devam edebilmek için sustuğunu düşünmüyorum

birak antrenörlügü malzemeci olarak bile seve seve kalir o :D yeterki besiktasta kalsin :D

Bülent Girgin
07-15-2008, 08:18
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

Yeni sezon öncesi Beşiktaş taraftarının kafası çok karışık. Bilinmezlerin fazla oluşu lig başlamadan moralleri bozdu. Maçlar nerede oynanacak?.. Yeni transferler verimli olabilicek mi? Toraman ve Üzülmez affedilecek mi?.. Bobo kalıyor mu, gidiyor mu?.. Bunca soru arasında ben yalnızca birine cevap verebilirim o da şu; önümüzdeki sezonda Beşiktaş, eski stadında olacak! Bunun sebebi ise yeni stat inşaatı için bir türlü verilmeyen izinler. Eloğlu koca gökdeleni dikip keyfine bakıyor, 100 yıllık Beşiktaş'ın önüne yüzlerce mevzuat çıkıyor. Her neyse, bu ayrı bir konu biz gelelim diğer bilinmezlere. Sinan Engin diyor ki "Zapotocny ve Sivok, Zago ve Ronaldo'dan daha iyi!" Eğer yanılmıyorsa ki futbolu iyi bilen biri olarak yanılması zor, o taktirde kariyerleri zaten yeterli olan Çek futbolcular için taraftar umutlanabilir. Bu konuda benim ne düşündüğümü soran okurlarıma ise bir tek cevabım var. Bir futbolcunun mazisine bakıp yorum yapmam. Yeni forması altında izler ve ancak ondan sonra takıma katkı yapıp yapamayacağına dair fikir belirtirim. Beşiktaş, Avusturya kampının ikinci bölümünde üç önemli maç oynayacak. Bunlardan biri de Alman devi Schalke ile olacak. O maçları izleyene kadar beklemek benim için bir zorunluluk.

Bobo gidiyor mu?
Öte yandan Toraman ve Üzülmez konusu da Beşiktaşlıları üzen, morallerini bozan bir başka sorun. Bir şekilde çözülmesi, kangren olmadan sonlandırılması gereken bir durum bu. Hangisine, kim talip olacak bilmiyorum. Belki de hiç talibi çıkmayacak! O taktirde sezon boyu PAF takımıyla çalışıp, sözleşmelerinde yazan rakamları almakla mı yetinecekler bu da belli değil. Kesin olan şu ki bu belirsizlik takımın genelini de bir şekilde etkileyecektir. Bir diğer polemik konusu ise Bobo'ya gelen teklif ya da teklifler. Bobo'nun kalması halinde başka bir Beşiktaş manzarası çıkar karşımıza, gitmesi halinde daha başka bir manzara ile karşılaşırız. Dolayısıyla orada da bir belirsizlik var. Böyle bir ortamda kombine satmak (yönetim bu sezon bunu çok önemsemiyor), taraftarı havaya sokmak kolay değil. Hele hele kendini fesh eden ya da 'öyle anlaşılan', bir başka iddiaya göre de yeni bir oluşuma giden Çarşı'nın durumunu da işin içine katınca, sahadaki Beşiktaş şöyle dursun, tribünde ne tür manzaraların olacağını kestirmek bile kolay değil. Dilerim tüm bu belirsizlik ve umutsuzluk içinde iyi bir Beşiktaş ortaya çıkar. Çünkü 100. yıldaki şampiyonluktan bu yana yüzü gülmeyen taraftarın artık sabrı kalmadı. Sevinmeyi, bayraklarla sokaklarda tur atmayı çok özlediler. Bu özleme bir son vermenin zamanı geldi de geçiyor bile.

Bülent Girgin
07-15-2008, 08:20
Sinan Engin diyor ki "Zapotocny ve Sivok, Zago ve Ronaldo'dan daha iyi!"

e heralda yani :D kendi aldigi adamlara kötü diyecek hali yok degilmi? :D zaman gösterecek ne olduklarini !

Ayşegül Alparslan
07-15-2008, 08:34
sanada ne dese yaranamıyor şu adam yaa bi bekle bi gör sonra eleştir belkide gerçekten çok iyidirler nerden biliyorsun canım aaa

Bülent Girgin
07-15-2008, 08:39
sanada ne dese yaranamıyor şu adam yaa bi bekle bi gör sonra eleştir belkide gerçekten çok iyidirler nerden biliyorsun canım aaa

adam? hangi adam? ben adam göremiyorum ortalarda :D

Ayşegül Alparslan
07-15-2008, 08:41
yok yok biz basına boşuna kızıyoruz bizi yerden yere vuruyorlar diye sinan engini sevmeyebilirsin ama yaptığı herşeyi bu kadar eleştirmeye gerek yok bence

Bülent Girgin
07-15-2008, 08:43
yukarda yazdiklarim yalanmi? simdi s.e "benim aldigim adamlar kötü" diyebilirmi?

Ayşegül Alparslan
07-15-2008, 08:45
demesin zaten öyle şeymi olur ama yani sırf benim aldıklarım kötü değil dedi diye bunun eleştirilecek bir yanını göremiyorum adama bu futbolcularla ilgili fikrini söylemesini istemişlerdir oda öyle bir cümle kurmuştur ne deseydi valla aldık ama bilemiyorum ki mi ? deseydi

Bülent Girgin
07-15-2008, 08:47
zagoyla ronaldodan daha iyiler demesin o zaman :D biraksin bizler görüp karar verelim, degilmi? adam sirf kendini ön plana çikarmak için herseyi deniyor.

Ayşegül Alparslan
07-15-2008, 08:52
ona bakarsan sende sırf eleştiri yapmak için herşeyi deniyorsun :D

Bülent Girgin
07-15-2008, 08:53
ona bakarsan sende sırf eleştiri yapmak için herşeyi deniyorsun :D

töbe töbe :D allahim sabir ver bana :D

Mehmet Erhan
07-15-2008, 09:00
ayşegül haklı...sırf eleştiri yapmak için her yolu deniyorsun... :D bence de bir izleyelim sonra eleştiririz...ama zapotocnynin izlediğim kadarıyla çok iyi bir defans oyuncusu olduğu belli...fizik gücü de sağlam...bence sivokla iyi bir ikili oluşturabilirse birkaç yıl defans sorunumuz olmaz...

Bülent Girgin
07-15-2008, 09:09
benim anlamadigim ne için forumdayiz? sirf " padisagim çok yasa" demek içinmi? yoksa elestiri yapmak yasakmi?

Mehmet Erhan
07-15-2008, 09:10
eleştiri yapmanın yasak olduğu söylenmedi...sadece önce bir izleyelim sonra karar veririz dedim...lafı saptırmayalım...hem hiçbir zaman padişahım çok yaşa dediğini de görmedim...ne olursa olsun sürekli birilerini eleştiriyorsun zaten...

Bülent Girgin
07-15-2008, 09:15
Sinan Engin diyor ki "Zapotocny ve Sivok, Zago ve Ronaldo'dan daha iyi!"

e heralda yani :D kendi aldigi adamlara kötü diyecek hali yok degilmi? :D zaman gösterecek ne olduklarini !

eleştiri yapmanın yasak olduğu söylenmedi...sadece önce bir izleyelim sonra karar veririz dedim...lafı saptırmayalım...

bende izlemeyelim demedim, biraksin biz izleyip karar verelim dedim.lafi sen saptirdin yada benim ilk yazdiklarimi okumadin, ben gelenlere kötü demedim.

Mehmet Erhan
07-15-2008, 09:19
lafı ben saptırmıyorum, sadece gördüklerimi söylüyorum...ayrıca buraya yazılan her yazıyı da okuyorum merak etme...bence de zamana bırakalım artık...transferler için konuşmayı bırakıp sezonun başlamasını bekleyelim...o zaman ne olduklarını göreceğiz zaten...

Adnan Direnç
07-15-2008, 10:39
ona bakarsan sende sırf eleştiri yapmak için herşeyi deniyorsun :D

:deli: :deli: :deli: :deli:

Bülent Girgin
07-18-2008, 08:44
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

Başkan Demirören diyor ki, "Ben odaya girdiğimde karar verilmişti!" Bu vesileyle öğrenmiş oluyoruz... Başkanın oyu önemli değilmiş! Bu gerçekten komik ama dahası var... Beşiktaş 4 yıldır ne arıyor? Stoper! Peki geçen sezon bu takım en çok hangi mevkide sıkıntı yaşadı? Stoper! Başkan, Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin'in, geçen ara transferde 2 trilyona transfer edip sezon sonu serbest bıraktıkları Gordon ne oynuyordu? Stoper! Peki peki peki. Beşiktaş'ın kapı önüne koyduğu Toraman ne oynuyor? Stoper! Komik ötesi... Sen gel 4 yıldır stoper ara, sonra gel Toraman'ı sat. Bitmedi... Savunmaya üçü yabancı, biri yerli dört oyuncu almış Beşiktaş, bir de Gökhan Zan kenarda bekliyor. Buna rağmen Sinan Engin ne diyor: "Defansa takviye şart!" Şaka gibi değil mi? Durun bir de son dakika bombası var. Ümit Bozkurt'u alıyormuş Beşiktaş. İşte buna gülünmez, ağlanır. Diyorum ya oscarlık hareketler bunlar. Mesela Sinan Engin İbo'ların kavgasını, K-1 tadında 70 milyona naklettiği için "En spiker oscarı" almalı. Toraman'la Üzülmez arasında yıldır var olan problemden haberdar olan (kendisi böyle söylüyor) ve buna rağmen kılını kıpırdatmayan Ertuğrul Sağlam'a da "En seyirci oscarı" yakışır. Başkan Yıldırım Demirören "En demokrat (!) başkan oscarı" almalı mutlaka. Beşiktaş'ı yönetenler, her gün bir şekilde tarihe geçmeyi başarıyorlar, sadece farkında değiller.

Bülent Girgin
07-18-2008, 08:47
Toraman'la Üzülmez arasında yıldır var olan problemden haberdar olan (kendisi böyle söylüyor) ve buna rağmen kılını kıpırdatmayan Ertuğrul Sağlam'a da "En seyirci oscarı" yakışır. Başkan Yıldırım Demirören "En demokrat (!) başkan oscarı" almalı mutlaka. Beşiktaş'ı yönetenler, her gün bir şekilde tarihe geçmeyi başarıyorlar, sadece farkında değiller.

valla dogru söze ne denilirki ?! bizimkiler kendi kendilerine tiyatronun alasini yaptiklarindan her türlü ödüle layik oluyorlar! en büyük yalancilik ödülünüde ben veriyorum bunlara ! insanda birazcikta olsa saygi,sevgi,gurur olmali, ama nerdeeeeeeeeeeee !!! yok iste !

Mehmet Erhan
07-18-2008, 09:58
Beşiktaş 4 yıldır ne arıyor? Stoper! Peki geçen sezon bu takım en çok hangi mevkide sıkıntı yaşadı? Stoper! Başkan, Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin'in, geçen ara transferde 2 trilyona transfer edip sezon sonu serbest bıraktıkları Gordon ne oynuyordu? Stoper! Peki peki peki. Beşiktaş'ın kapı önüne koyduğu Toraman ne oynuyor? Stoper! Komik ötesi... Sen gel 4 yıldır stoper ara, sonra gel Toraman'ı sat. Bitmedi... Savunmaya üçü yabancı, biri yerli dört oyuncu almış Beşiktaş, bir de Gökhan Zan kenarda bekliyor. Buna rağmen Sinan Engin ne diyor: "Defansa takviye şart!" Şaka gibi değil mi? Durun bir de son dakika bombası var. Ümit Bozkurt'u alıyormuş Beşiktaş. İşte buna gülünmez, ağlanır.


kamera şakaları sizin yaptığınızın yanında halt etmiş...hakikaten hepiniz şaka gibisiniz...ALAYINIZ DEFOLUN !!!

Bülent Girgin
07-21-2008, 07:55
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

Beşiktaş'ın bütün sezon başını ağrıtacak bir problemi var. Bu satırların yazarı, o problemi farkında olduğu için günlerdir aynı konuyu farklı açılardan gündeme getirip, Toraman ve Üzülmez'in affedilmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Farkındayım, umursayan yok. Sinan Engin ve Ertuğrul Sağlam, kulaklarının üzerine yatmışlar. Başkan Yıldırım Demirören de kafasını kuma gömmüş. Adım gibi biliyorum ki çok değil bir kaç ay sonra, "Biz aslında en büyük hatayı sezon başında yaptık" diye kafalarını duvara vuracaklar biz de bu yazıları önlerine koyacağız ama tren kaçmış olacak. Beşiktaş'ın bir sezonu daha boşa geçecek. Her gün başka bir boyutunu ortaya koymaya çalışmıştım ya bugün de hakkaniyet açısından bu olayı gözler önüne sermek istiyorum. Eğer Toraman ve Üzülmez ile eş değer hata yapanların hepsi kulüpten kovulacak olsaydı abartmıyorum başkan Demirören'in bir kaç kere istifa etmesi gerekirdi. Sinan Engin aynı şekilde şimdi çoktan gitmeliydi. Ertuğrul Sağlam'ın sözleşmesi en az 3-4 kez feshedilmeliydi. Kusura bakmasınlar, Beşiktaş'ı yönetenler iğneyi de çuvaldızı da iki garibana batırdılar. Ve Beşiktaş'ın başına öyle dert açtılar ki... Bir çözümü var o da iki futbolcuyu birden affetmek. Onun dışındaki bütün seçenekler kaoasa gider. Biri affedilirse bundan sonra karışacağı ilk olayda infaz da edilir. İkisi giderse savunmanın yapacağı her hatada tribünler, yönetime bu isimlerle yüklenir.

Egoların tatminidir
Dolayısıyla şimdi göremeyen, görmezden gelen Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin sezon boyunca bu konuda tepki görmeye şimdiden hazır olsunlar. Çok basit bir olayda kahramanlık gösterisine kalkıştılar. Beşiktaş'ı amatör takım hüviyetine soktular. Disiplin mafyası altında kesinlikle egolarını tatmin ettiler. Bunun büyük bir faturası olacağından hiç şüphem yok. İnternete girip, taraftar sitelerine mutlaka baksınlar. Hâlâ akılları başlarına gelmiyorsa ateş gibi bir sezona hazır olsunlar. Çünkü onlar için çok sıcak geçecek. En azından binlerce Beşiktaşlı, internette böyle söylüyor.

Bülent Girgin
07-21-2008, 07:58
Eğer Toraman ve Üzülmez ile eş değer hata yapanların hepsi kulüpten kovulacak olsaydı abartmıyorum başkan Demirören'in bir kaç kere istifa etmesi gerekirdi. Sinan Engin aynı şekilde şimdi çoktan gitmeliydi. Ertuğrul Sağlam'ın sözleşmesi en az 3-4 kez feshedilmeliydi. Kusura bakmasınlar, Beşiktaş'ı yönetenler iğneyi de çuvaldızı da iki garibana batırdılar.

yani ama :D olurmu simdi sayin demir, o adamlarin dokunulmazliklari var :D ayrica onlar kendi hatalarini kapatmak için baskalrini suçlu göstermeye alistiklarindan bu yapilanlar normal seylerdir, gündem degistirip kendi hatalarini akillari sira unutturucaklar !

Elif Kaya
07-21-2008, 08:05
Dolayısıyla şimdi göremeyen, görmezden gelen Ertuğrul Sağlam ve Sinan Engin sezon boyunca bu konuda tepki görmeye şimdiden hazır olsunlar.

onlar ne tepkiler gördüler ama hala ısrarla beşiktaşta kalma ve beşiktaşı batırma işlerine devam ediyorlar. Demir attım beşiktaşa batırmadan gidemem ki içimde hayallerim 2. olmanın peşindeyim bu şarkı tam bunlar için

Bülent Girgin
07-22-2008, 08:02
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

Beşiktaş'ın en değerli oyuncularının başında Delgado ve Holosko geliyor. Bu bakışla yönetimin son dönemlerde yaptığı en olumlu icraat Arjantinli futbolcunun sözleşmesini uzatmak oldu. Bildiğim kadarıyla yeni imzaların atılması an meselesi. Delgado'ya kaptanlık verilmesi de yeni sözleşme yapılmasını kolaylaştırdı sanıyorum. Öyle de olsa bir itirazım yok. Delgado çok iyi bir futbolcu ve Beşiktaş'a uzun yıllar hizmet edebilir. Holosko için de benzer bir girişimde bulunmak çok önemli. Hafızam beni yanıltmıyorsa iki yıllık daha sözleşmesi var. Böyle bir futbolcu dünyanın dört bir yanından teklifler yağarken, son sezonunda yeni imza atar mı bilemiyorum. Dolayısıyla Slovak oyuncunun durumunu da yumurta kapıya dayanmadan çözüme kavuşturmak ve sözleşmesini bu sezon uzatmak büyük önem arzediyor. Eğer geleceğin Beşiktaş'ı yetenekli oyunculardan oluşacaksa bu adımlar zamanında atılmalı. Aydın, Batuhan, Serdar Özkan, Hakan Arıkan, hatta Tello için de geçerli bu söylediklerim. Metin, Ali, Feyyaz döneminde elde edilen büyük zaferlerin temelinde kadro istikrarı yatıyordu. Biraz hafızasını zorlayanlar, o dönemde Beşiktaş'ın en yüksek rakamları vererek kadrosundaki oyuncuları korumak için büyük fedakârlık yaptığını hatırlayacaktır. Şimdi öncelikli mesele uzun vadeli planlama yapmaktır. Büyük hedeflere koşacak bir Beşiktaş isteniyorsa öncelikle doğru isimlerle, uzun süreli anlaşmalar yapmak şarttır.

Bülent Girgin
07-22-2008, 08:04
Metin, Ali, Feyyaz döneminde elde edilen büyük zaferlerin temelinde kadro istikrarı yatıyordu.

benim her zaman söyledigim sey bu ! elindeki iyi futbolculari tutup o takima takviye yapacaksin, ama bizim yönetim 1 tane iyi futbolcuyu satip onun yerine 2 tane kötü futbolcu aliyor ! ve basari bekliyor !

Ata Arslanoğlu
07-22-2008, 13:13
Sayın Turgay Demir'in yazılarını beğeni ile takip ediyorum..Burada sonuna kadar haklı..Holosko'nun sözleşmesini de uzatmamız lazım..Delgado ve Gökhan Zan'ın sözleşmesini uzatarak iyi iş başardı yönetim ama Holosko'yu elden kaçırmamamız lazım, eğer şampiyonluk istiyorsak...

Bülent Girgin
08-02-2008, 09:14
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg

Milyonlarca Beşiktaşlı yeni transferleri ve yeni takımı merak ediyor. Bizlerin yazdıklarıyla kendi yorumlarını karıştırıp ortaya bir manzara koymaya çalışıyorlar. Birçoğu da kararsız. Hangi futbolcu iyi, hangisi vasat, hangisi kötü anlamak istiyorlar. İşte bu nedenle iki hazırlık maçı ve birçok antrenman izledikten sonra çok açık bir şekilde fikirlerimi onlarla paylaşıyorum. Sevgili Beşiktaşlılar, şunu net şekilde anlamalısınız ki alınan yabancıların hiçbiri yıldız oyuncu değil. Maalesef gerçek bu. Peki faydalı olmazlar mı? Elbette olabilirler, çünkü Sivok da Seric de Altın Kafa da takım oyununa yatkınlar ama kimse onlardan kurtarıcı olmalarını beklemesin. İsterseniz gelin somut örneklerle konuyu biraz daha açalım. Eğer siz Baki Mercimek'in hatalarını baz alarak yenileri değerlendiriyorsanız Sivok size ilaç gibi gelebilir. Ancak kıstasınız 100. yıl şampiyonluğuna imza atanlardan Ronaldo ise hayal kırıklığına uğrarsınız. Aynı şey Seric için de geçerli. Bir Roberto Carlos bekliyorsanız, sonunuz hüsran. İbrahim Üzülmez'le kıyaslarsanız o başka. Seric çok çabuk değil ama topu iyi kullanıyor. Akıllı bir oyuncu. Hepsi bu. 'Altın Kafa' Zapotocny ise daha farklı. Ancak o da kesinlikle bir Zago değil. Havadan çok iyi. Kademeleri de hiç fena değil. Bana göre bir sakatlık sorunu yaşamazsa onbire en kolay girecek yeni yabancı Zapotocny olur. Evet manzara böyle ama bu sizi umutsuzluğa sürüklemesin. Beşiktaş geçen sezona göre daha iyi bir takım oluyor. Çünkü daha iyi kenetlendiler. Aydın çok iyi, Holosko, Nobre, Bobo, Serdar Özkan, Cisse, hepsi kendi çizgilerini aşma gayretindeler. Beşiktaş'ın temeli de bu oyuncularla atılacağı için çok sorun yaşanmaz. Yeni yabancıların takım oyununa yatkın olması da bu anlamda bir avantaj. Yani Beşiktaş Avrupa'nın yıldız oyuncularını kadrosuna katmış değil fakat elindeki kadroda boşlukları doldurabilecek imkanlara da sahip. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, siyah-beyazlı takım çok büyük aksilikler olmadığı taktirde ligde de, Avrupa'da da geçen sezondan daha iddialı olacaktır. Ben böyle düşünüyorum.

Bülent Girgin
08-02-2008, 09:15
Sevgili Beşiktaşlılar, şunu net şekilde anlamalısınız ki alınan yabancıların hiçbiri yıldız oyuncu değil.

sinan engin duymasin bunlari :D ne demek yildiz degil? :D yildiz olmayabilirler ama hepsi "NOKTA" transferler !

Nuray Kurt
08-02-2008, 13:15
zaten yıldız peşinde koşanlar ya da aldıkları oyuncuları bize yıldız diye yutturmaya çalışanlar sadece yöneticiler.beşiktaşlıların hiç bir zaman yıldız beklentisi olmamıştır.pascal ya da ilhan bize geldiklerinde yıldızmıydı?formanın hakkını vererek oynasınlar bize yeter.

Bülent Girgin
08-03-2008, 12:19
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg


Yeni sezon öncesi Beşiktaş'ın 11'i aşağı yukarı belli. Bununla birlikte ideal kadronun zayıf halkaları da gün gibi ortada. Dersimizi daha kolay anlatmak için isimlerle birlikte sistemi konuşalım ki manzara ortaya net çıksın. Ertuğrul Sağlam'ın kafasındaki orta saha belli. Aydın, Cisse, Uğur ve Holosko. Savunmanın büyük bölümü netleşmiş durumda. Tello, Zapotocny, sağda da Serdar Kurtuluş... Forvet arkasında Delgado'nun da oynaması kesin. Geriye ne kalıyor; forvet ve savunmanın göbeğindeki diğer isim. İşte onları tercih etmek sadece sisteme ya da Sağlam'ın isteğine bağlı değil. Çünkü 6+2 kuralı var. Sağlam'ın imkanı olsa, savunmanın göbeğine Sivok'u, forvete de Bobo'yu koyar. Fakat böyle bir şansı yok. O nedenle, Ertuğrul hoca Holosko'yu orta alanın sağında kullandığı anda hem bu oyuncudan tam yararlanamayacak, hem de 6+2'den dolayı eli ayağı bağlanacak. Eğer Holosko sağda oynarsa, ya savunmada yerli bir stoper kullanacak, ya da forvette mecburen Nobre'yi oynatacak. Başka şansı yok. Bu da özellikle derbilerde ve deplasmanlarda uygulanabilir bir sistem değil.

Şifreleri çözmek lazım
Dolayısıyla benim tavsiyem, Holosko'yu mutlaka forvette kullanması şeklindedir. Sağ kanatta kim oynayacak derseniz; Serdar Özkan da oynar, Ekrem Dağ da oynar. Böyle yaptığı takdirde savunmada Sivok-Zapotocny ikilisini kullanma şansı olduğu gibi, orda bir yerli stoper kullanıp, forvette çift yabancıya dönme imkanı da olacaktır. Bunlar bize hazırlık maçların sonrasında Ertuğrul Sağlam'ın sunduğu kadroların şifreleri. Zaten Sağlam da en çok yukarıda anlattığım tedirginliği yaşıyor. Öte yandan Tello'yu savunmada kullanmak gibi çok doğru bir düşüncesi var hocanın. Buna ben de katılıyorum. Şilili futbolcunun deplasmanlarda 40 metreye atacağı uzun toplarla Holosko ve Bobo, birçok rakibi avlayabilir. Bence hoca bu tercihten hiçbir zaman vazgeçmemeli. Sonuç olarak, Beşiktaş çok sıradan yabancıları olmasına rağmen, ortalama değeri yüksek, takım olmaya çok yatkın bir homojen yapıya sahip. Beni en çok da bu umutlandırıyor.

Bülent Girgin
08-04-2008, 07:57
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg



Maç öncesi Sinan Engin'le uzun bir sohbetimiz oldu. Engin, benim eleştirdiğim Sivok'u savunurken, ısrarla bir şeyin altını çizerek Sivok'un bu sezon kafayla çok gol atacağını söyledi. Maçın hemen başında da Çek futbolcu onu haklı çıkaran güzel bir gol attı. Bu bir tesadüf müydü yoksa Sivok sezon boyunca Engin'i haklı mı çıkaracak onu lig başlayınca göreceğiz. Ama şunu hemen söyleyelim ki Çek oyuncu önceki maçlara oranla dün daha derli topluydu ve fazla kademe hatası yapmadı. Beşiktaş'ın nasıl bir takım olacağını merak edenlere genel olarak ilk notum şu olur: Başta Delgado, Aydın ve Serdar Kurtuluş olmak üzere bazı oyuncuların gücü yükseldikçe Kartal yüksek uçacaktır. Dün Kocaeli karşısında ilk 25 dakikada kendi sahasında alan daraltan, son derece iyi yardımlaşan ve organize atak geliştiren bir Beşiktaş izledik. Delgado ve Serdar Özkan hücumda organizasyonu üstlenirken öndeki Bobo da Kocaeli'nin ağır savunmasını hırpaladı. Beşiktaş kendi sahasında alan daraltırken, Tello'nun, Uğur ve Serdar Kurtuluş'tan seken toplara ilk basan olması dikkat çekiciydi.

Kocaelispor hazır değil
Serdar Kurtuluş bunca zaman sağ kanatta oynadıktan sonra dün eski yeri ön liberoda sahne aldı. Biraz tedirgindi. Uzun süren sakatlığının da bunda etkisi olduğu kesin. Kurtuluş o bölgede istenen seviyeye gelirse Beşiktaş, Bobo-Holosko- Delgado üçlüsünü birlikte oynatma şansı bulur ki o zaman hücum gücü katlanır. Şimdilik takımsal anlamda en önemli sorun, yukarıda saydığımız bazı oyuncuların (yoğun antrenman temposu nedeniyle) çabuk yorulmaları. Bu isimler arasında ilk sıralarda yer alan Aydın dün bekleneni vermedi. Bu genç adamın istikrarsız bir grafik çizmemeye dikkat etmesi gerekir. Aksi halde gençtir, bekleyebilir diyerek kulübe yolunu gösterirler. Kocaelispor henüz lige hazır değil. Serdar Kulbilge, Fenerbahçe'deki havasından uzak bir görüntü verdi. Yabancıları takım oyununa yatkın. Özellikle savunmanın solunda oynayan Tusan çok çabuk bir oyuncu... Engin hoca bu oyuncuyu orta alanda kullanmayı denerse bence mahcup olmaz!

Bülent Girgin
08-12-2008, 10:04
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpg


Beşiktaş'ta menajer Sinan Engin ve teknik direktör Ertuğrul Sağlam'ın affettiği İbrahim Toraman ile adaşı Üzülmez'i bugün de yönetimin affetmesi kesin gibi. 40 günlük kaotik ortam sona erecek. Üstelik tek kazanım bu değil. Afla birlikte Ertuğrul hocanın eli güçlendi, seçenekleri çoğaldı. Sağlam'ın yeni sezonda çift ön libero kullanacağı malum. Mevcut şartlarda bunlardan birinin Cisse olması da neredeyse bir zorunluluk. Hal böyle olunca Beşiktaş'ın, (6 artı 2 nedeniyle) Bobo ve Holosko'yu aynı anda kullanması için birçok taşın yerinden oynaması gerekiyordu. Şimdi bu sorun tamamen ortadan kalkmış durumda. Çünkü Toraman gelince, Serdar Kurtuluş'un sağ kanatta sıkışmasına gerek kalmadı. Biliyorum, Toraman ya da Üzülmez af sonrası hemen takıma dahil olamayacaklar. Antrenmanlarını sürdürmüş olsalar da takımın gerisinde oldukları kesin. Ancak formadan uzak kalmak onları çok kamçıladı, bunu iyi biliyorum. Kaybettikleri çok değerli bir şeyi yeniden buldular. Bu onlar için ayrı bir motivasyon.

Kartal'ın tecrübesi yeter
İki İbo'ya da "Hoş geldiniz" derken, bundan sonra çok daha sorumlu davranacaklarına inanıyorum. O güzellikleri yeniden kazanmak için formalarına sırılsıklam ıslatmak zorundalar. Bunu yapacaklarından şüphem yok. Ayrıca bu barış ortamı UEFA maçı öncesi de büyük moral oldu. Kartal, Avrupa macerasına şimdi tam olarak kenetlenmiş şekilde çıkacak. Bosna takımını çok iyi tanımıyorum ama iyi tanıyanlarla konuştum. Elbette Ertuğrul hocanın bu konudaki düşüncelerini de öğrendim. Görünen o ki, ortada adından daha büyük işler yapmaya kararlı bir takım var. Beşiktaş dikkatli olmalı. Adını duyurmak için sahada her şeyini vermeye hazır bir rakiple oynayacaklar. Bu maç öncesi en büyük handikap savunma olacaktır. Sivok ve Zap sakatlıktan yeni çıktılar. Neredeyse tüm hazırlık maçlarında bu ikili birlikte oynadığı için, şu durumda daha uyumlu başka bir ikili bulmak da kolay değil. Beşiktaş'ın tecrübesi, rakibinden çok daha fazla. Kartal savunmada biraz dikkatli olursa, (deplasmanda gol atması sürpriz olmaz) tur kapısını ilk maçta ardına kadar aralayabilir. Ülkemizi Avrupa'da temsil eden tüm takımlara başarılar dilerken, alınacak her puanın gelecek yıllardaki sıralama adına altın değerinde olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Bülent Girgin
08-25-2008, 08:09
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Beşiktaş lig öncesi resmi ve özel yaklaşık 10 maç oynadı. Bu maçların neredeyse tamamında savunmanın göbeğinde Zan ve Sivok'u, sağında ise Serdar Kurtuluş'u oynatan Ertuğrul Sağlam dün yine şapkadan tavşan çıkardı. Çok beğendiğini söylediği savunmayı bozdu. Göbeğe Gökhan Zan'ı koydu; ilk gol onun hatasıyla geldi. Sağ tarafa Tandoğan'ı yerleştirdi; ikinci golde de onun payı büyüktü! Yeniden eskiye dönülünce, eski hatalar da geri geldi. İki duran top, iki hata, rakibe iki gol hediye etti. Bilmiyorum Antalyasporlu futbolcular antrenman maçlarında bu kadar rahat oynayabiliyorlar mı? Beşiktaş'ın çift ön liberosu seyirci, kanatlardaki oyuncuları ise seyirci ötesi. Hele bir Aydın izledik ki, anlatılır gibi değil. Sakın kimse bana, sıcaktı, nemdi masalı anlatmasın, bir oyuncu bu kadar formdan düşmüşse sebebi başka yerlerde aramak gerek. O da benim işim değil.

Yanlıştan dönünce...
İlginçtir, herkesin arkasına sığınacağı sıcak hava ve bozuk saha mazeretlerinden en çok yakınması gereken Delgado, Beşiktaş'ın en iyisidir. Zaten benim, bu masalı dinlemem deyişimin sebebi de bu. Delgado böyle bir ortamda koşuyor, top çalıyor, üç kişiyi ipe dizip Holosko'ya "Al da at" diyorsa, diğerlerinin hiç bir mazereti olmaz, olamaz. Sağlam'ın en büyük yanlışlarından biri de Holosko'nun sağ çizgiye hapsedilmesi. Ne var ki Ertuğrul hoca bu konuda ısrarın ötesinde inat ediyor. Unutuyor. Memuru süslü avrat, çifçiyi kuru inat yıkar. Hocam, Holosko'yu çizgiye hapsetmek futbol cinayetidir. Beşiktaş özellikle ilk yarıda tek kelimeyle tanınmaz bir haldeydi. İşin garip tarafı Antalya'da öyle ahım şahım bir futbol oynamadı. Ortada basmadılar, kapanmadılar. Beşiktaş'a çok rahat oynayabileceği bir ortam sundular ama koca 45 dakikada siyah-beyazlılar bu ortamdan faydalanamadılar. İkinci yarı, çift ön liberodan vazgeçip oyunu riske eden Ertuğrul hoca bir bakıma son kozunu oynadı. Bu doğru tercih pozisyonlar ve goller getirdi, umarım gerekli ders alınmıştır. Bu arada üst üste gelen gollerle hem şeref tribünü, hem de alt tribün karıştı. Beşiktaş başkanı saldırıya uğradı, polisler çaresiz kaldı. Maçtan önce futbol teröristlerinin yaptıkları da cabası. Özetle ligimiz başladı!!!

Bülent Girgin
08-25-2008, 08:11
İkinci yarı, çift ön liberodan vazgeçip oyunu riske eden Ertuğrul hoca bir bakıma son kozunu oynadı. Bu doğru tercih pozisyonlar ve goller getirdi, umarım gerekli ders alınmıştır.

hala ders almaya devam ediyor ama bir türlü ögrenemiyor, kafasi almiyor demekki !

Mehmet Erhan
08-25-2008, 09:50
Sağlam'ın en büyük yanlışlarından biri de Holosko'nun sağ çizgiye hapsedilmesi. Ne var ki Ertuğrul hoca bu konuda ısrarın ötesinde inat ediyor. Unutuyor. Memuru süslü avrat, çifçiyi kuru inat yıkar. Hocam, Holosko'yu çizgiye hapsetmek futbol cinayetidir.

özet budur... :) holosko sağ çizgide oynatılmaya devam ederse bir kişi değil, çok kişi kaybedecek...inat yapmanın anlamı yok artık...bir an önce holoskoyu gerçek yerine kaydırmalı ertuğrul sağlam...

Yağmur Tezcan
08-25-2008, 13:11
bu bireysel hatalr devam edip olmadık goller yemeye devam ettikce muhtemelen çift on liberodan vazgeçilmeyecek hoş çift on liberolu oynarken yedik golleri ama

Bülent Girgin
08-29-2008, 08:00
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpgTurgay Demir

Antalya maçı sonrası basın toplantısında sevgili dostum Ertuğrul Sağlam'a, "Hazırlık maçlarının aksine, savunmanın göbeğinde Gökhan'a, sağında Ali Tandoğan'a görev verdiniz. Buna neden gerek duydunuz?" diye sormuştum. Sağlam da, yaptığı değişikliği klasik sözlerle savunmuştu. Dün gece gördük ki, savunduğu tezin yanlışlığını fark etmiş. Göbekte Zapo, sağ kanatta ise Serdar Kurtuluş'un oynaması bundan. Çok yakında defansın sağında Toraman oynar, Serdar Kurtuluş da ön liberoya geçer. Deyim yerindeyse su yolunu bilir ve de bulur. Zaten bulmaya da başladı. Bu arada Sağlam'ın çift ön libero, tek forvette ısrar etmesi, sanırım her şeye rağmen turu riskli görmesindendi ki bana göre bu gereksiz bir endişeydi. Bununla birlikte şunu da belirtelim ki, dün gece çift ön libero oynayan Uğur ve Cisse'nin, Antalya maçına göre önemli bir görevsel farklılıkları vardı. Antalya'da ikisi de "Önce savunma" derken, dün gece Uğur'a verilen öncelikli görev hücumdu. O da daha uygun bu görevi başarıyla yaparak bir gol attı.

Biraz da rakibe bağlı
İlk maçı kazanmanın rahatlığıyla kendini yormayan Kartal, rakibinin cılız çabalarına rahatlıkla karşı koyarken sadece bir pozisyon verdi. Rakibin zayıflığı ister istemez siyah-beyazlı oyuncuların maça tam motive olmalarına izin vermedi. Bu nedenle daha sıkı bir maçta pas verecekleri pozisyonlarda bencillik yapıp (Serdar Özkan gibi) şut denediler. Serdar kardeşime öyle pozisyonlarda ne yapılması gerektiğini ikinci yarının hemen başında yine Bobo gösterdi. Sambacı, kendisine vermediği pası genç arkadaşına verip rahat bir gol attırdı. Buna pas değil ders verdi demek daha doğru olur ya neyse. Her neyse, golün ardından hem tribünler, hem Beşiktaş canlandı. Sanki maç yeniden başladı, fark geldi. Taşların yerine oturduğu bir Beşiktaş, UEFA'da bir süre yol alır. Ama son durağı tahmin edemem. Bu biraz da, hangi rakiple, hangi aşamada karşılaşacağına bağlı.

Bülent Girgin
08-29-2008, 08:03
pas verecekleri pozisyonlarda bencillik yapıp (Serdar Özkan gibi) şut denediler. Serdar kardeşime öyle pozisyonlarda ne yapılması gerektiğini ikinci yarının hemen başında yine Bobo gösterdi. Sambacı, kendisine vermediği pası genç arkadaşına verip rahat bir gol attırdı. Buna pas değil ders verdi demek daha doğru olur

serdar hala ne zaman pas verilecegini veya sut çekilecegini ögrenemedi maalesef !

Bülent Girgin
09-02-2008, 07:35
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Beşiktaş, tek santrfor, çift ön libero ile bir yere gidemez. Ne kadar çok ön libero, o kadar çok top kaybı. Beşiktaş'ın vazgeçilmez sistemi bu. Savunma topu çıkarıyor, Cisse alıyor, en yakınındakine, en etkisiz pası verip keyfine bakıyor. Uğur ona keza. Günümüz futbolunun en önemli mevkisinde bu kadar etkisiz iki oyuncu olursa rakip kaleye gitmeniz tesadüflere kalır. İlk 45 dakikada Beşiktaş'ın ağır çekim oynamasının en önemli nedeni iki ön liberosunun yaptığı top kayıplarıydı. Bobo'nun rakip savunma arasında kaybolması ve Holosko'nun sağ çizgiye hapsoluşu hep yukarıda anlattığımız sistem yüzünden. Bir başka problem ise Serdar Kurtuluş'un sağ kanattaki etkisizliği. Holosko küskün, Kurtuluş etkisiz, elde kaldı bir tek sol kanat. Zaten ilk yarıda ne yapıldıysa soldan yapıldı. O da yetmedi tabii. Allah'tan bunca zamandan sonra savunmanın göbeğinde oynayan Toraman mükemmel bir maç çıkardı da Beşiktaş kalesinde ciddi bir tehlike yaşamadı. İkinci yarıda isimlerde ve sistemde bir değişiklik olmasa da Holosko'ya bir serbestlik sağlanmıştı. Sağ çizgide çakılı kalmadı, yerine göre içeri girdi, yerine göre soldan bindirdi. Kendine geldi özetle, durdurulması da zorlaştı.

Dereli kötü hakem
Bu ortamda gelen Delgado'nun golü Konyaspor'un katı savunma taktiğinin yumuşamasına neden oldu. İlk yarıda Veysel'i ileri de bırakırken süratli Erdal'la ona destek vermek dışında bir hücum organizasyonu olmayan yeşil-beyazlılar golden sonra cümbür cemaat hücuma çıktılar ve arkalarında derin bir boşluk bıraktılar. Böylece Delgado'nun nefis paslarla beslediği, Serdar Özkan, Holosko ve Bobo'ya da gün doğmuş oldu. Ardından penaltı ve sonra da Holosko'nun golü geldi. Bu golde gösterdi ki, Ertuğrul hoca, Holosko konusunda bir daha hata yapmamalı. Bu çocuk özgür olmalı. İster sola, ister sağa, isterse eve gitmeli! Ne kadar özgür, o kadar etkili. Macera aramanın alemi yok. Di mi hocam! Dereli'ye özel not: Sevgili kardeşim çok kötü hakemsin. Avantaj bilmiyorsun ve trafik polisi gibi her pozisyona düdük çalıyorsun. Dost acı söyler.

Mehmet Erhan
09-02-2008, 09:34
hangi yazarı okursam okuyum holosko sağ çizgide olmuyor diyor...bunu en fazla söyleyenlerden biri de turgay demir...ayrıca sadece spor yazarları değil, taraftarlar da söylüyor bunun böyle olamayacağını... şu ertuğrul ne biliyor acaba bir açıklasa, biz de anlasak...inat ettikçe ediyor filip holoskoyu sağ kanatta oynatma konusunda...umarım bu inadı ona pahalıya patlamaz...

Adnan Direnç
09-02-2008, 10:10
holosko ne zaman forvet oynar biliyormusnuz: ya bobo satılacak ya da bobo sakat ve cezalı olduğu durumlarda.

Nuray Kurt
09-02-2008, 15:19
zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan adam holosko ya özgürlüüüüüüük!

Bahadır Kasım
09-04-2008, 00:38
tamam özgür olsun ama sağ kanatta da bu adam o kadarda kötü değilki...bu adamı özgür bıraktık diyelim sağ kanada kimi koyacaz?sağa başka adam koyduk diyelim ozaman göbekten kimi feda edecez? aslında pek kolay bir denklem değil. en azından bana göre...

Bülent Girgin
09-15-2008, 07:28
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Önemli olan yememek, bir gol atabilirsek kazanırız! Sanırım her iki teknik adamın da maça çıkarken oyuncularına söyledikleri son cümle böyle bir şeydi. Yani. Korktular. Ertuğrul Sağlam, Bobo'yu öksüz gibi tek başına bırakmış. Dört savunmacı, iki ön libero yetmemiş, Serdar, Aydın ve Delgado'dan da geriye gelmelerini istemiş. Ortada oyunu tutmaktan başka bir hesap yapmamış. Buna karşılık Trabzon çift forvetle daha cesur bir dizilişe sahip olsa da, ikinci yarının bir bölümü hariç, kanatlardan bindiren, ortadan servis yapan olmayınca, çift santrfor oynamak da anlamsızlaştı. Körlerle sağırlar birbirini ağırlar havasında bir maç. Üstelik sahadakiler şu anda ligin en formda iki takımı. Öylesine formdalar ki (!) 51. dakikaya kadar doğru düzgün pozisyon olmadı.

Bu taktikle kazanamaz
Aydın gibi hücuma dönük bir kanat oyuncusunu çıkarıp, savunması daha iyi Ekrem'i oyuna alması Sağlam'ın hedefini net şekilde ortaya koydu. Her iki takımın risk almaması defans oyuncularının ekmeklerine yağ sürdü. Trabzon'da Song, Beşiktaş'ta Zapo antrenman rahatlığında uzaklaştırdılar pozisyonları. Biliyorum Ertuğrul hoca oyundan memnundur. Çünkü sahaya çıkardığı takımın başka türlü oynaması mümkün değildi. Bobo'yu ileride yalnız bırakıyorsanız pozisyon bulamadan maçı tamamlamayı da göze alacaksınız. Bobo sırtı dönük oynayamadığı için geriden gelen Serdar, Delgado, Aydın gibi oyuncularla ikiye bir yapma şansı da yok. Önüne top düşersa vuracak, bütün hesap bu. Düşmedi, vuramadı. Ligin en iyi hücumcularına sahip takımın taktiği bu olmamalı. Bobo çıkıp Nobre girince sadece öksüzün ismi değişti hepsi bu. Ben böyle oynayıp berabere kalan bir Beşiktaş yerine, cesur oynayıp kaybeden bir Beşiktaş'ı tercih ederim. Cesur oynayarak belki bir-iki maç kaybeder Beşiktaş ama böyle oynarsa hiçbir derbiyi kazanamaz.

Bülent Girgin
09-28-2008, 12:42
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Beşiktaş'ta Tello mutsuz, bana göre şu andaki en önemli problemlerden biri bu. Geçen sezonun parlayan yıldızına ne oldu? Savunmanın solu, ortanın solu derken kendini mi kaybetti, yoksa başka sorunları mı var bilmem. Bildiğim şu ki Tello kendine gelmeden Kartal çift kanatla uçamaz. Tek kanatla uçar derken de sağ kanat zaten yarım. Serdar Kurtuluş ileri çıktı mı arkası boşalıyor, yerinde çakılı oynadı mı önünde oynayanı da etkisizleştiriyor. Beşiktaş dün çift forvet, tek ön libero oynadı. Maçın hemen başında golü bulunca tıpkı Gaziantep karşılaşmasının ilk 20 dakikasından sonra olduğu gibi yine tempoyu düşürdü Kartal. Rakibine rahat oynama alanları bıraktı. Sadece ilk yarıda kalesinde üç net pozisyon gördü. Hepsinde Sivok ve Zapo dahil savunma dengesiz yakalandı. Topun ağlarla buluşmaması beceriyle şansın aynı anda Büyükşehir'de olmamasındandı.

Ertuğrul hoca da suçlu
İkinci yarıda Tello'nun yerine Uğur girince orta sahada oyunu tutmayı başaran Kartal tek golün arkasına saklanmak ister gibiydi. Nobre'nin çok faul yapması ve aynı derecede faule maruz kalması hücumdaki hesapları bozarken, Holosko da istediği topları alamadı. Ümitlerini Tjikuzu'nun kontrataklarına ve duran toplara bağlan Belediye geçen yılki gücünden çok uzak göründü. Buna rağmen evdeki hesabı çarşıya uydurup bir duran topla beraberlik golünü buldular. Ardından Nobre'nin Beşiktaş'ı tekrar öne geçirmesine ise ona kafayı takmış olan hakem Bülent Yıldırım izin vermedi. Kaleci Mehmet Ali o pozisyonda topa tam olarak hakim değildi ve Nobre'nin gol vuruşu temizdi. Vuruşu yaptıktan sonra kalecinin kafasına dizi çarptı, yani diziyle kaleciye faul yapıp gol atmadı. Bu golü atan başka biri olsa Bülent Yıldırım'ın orta noktaya koşacağından adım gibi eminim. Nobre'ye kafayı taktı ve nizami golü yedi, tatmin olmadı ikinci nizami golü de saymayarak geçen sezon bu statta Kartal avlayan Hakan Sivriservi'nin yolundan gitti! Tıpkı Sivriservi gibi düdüğünü asmasında Türk futbolu adına büyük fayda vardır. Sonuç olarak bu skorda hakem kadar, kadroyla gereksiz yere oynayan Sağlam'ın da önemli payı var. İstikrar her şeyden önemlidir. Dilerim Sağlam bu gerçeği görür. Not: Dünyanın her yerinde bir takımın 3, diğerinin 1 gol attığı maçlar 3-1 biter. Dün geceki 1-1 bitti, bu çelişkiyi hakeme borçluyuz.

Mehmet Erhan
09-28-2008, 15:33
hakan sivriservi hiç değilse futbolcumuzu attı oyundan...biz istesek o maçta galip gelebilirdik...ama dünkü maçta biz attık hakem vermedi, biz attık hakem vermedi ve 2 puandan olduk...bence dünkü hakem daha çok suçlu...

Bülent Girgin
09-30-2008, 07:53
http://www.fotomac.com.tr/i/y/1243.jpgTurgay Demir


Bugün Bayram. Hepimize kutlu ve mutlu olsun, huzur getirsin. Şimdi gelelim Ertuğrul Sağlam hocama yazdığım mektuba. Sevgili kardeşim... Bu satırlar iyi niyetle ve bir dostu yanlıştan döndürmek için yazılmıştır. Bilesin ki hiçbir art niyet yoktur. Bak hocam... Korkmamalısın... Elinde, bu ligteki her takımı kolay yenebilecek, gerekirse hakemi de yenebilecek iyi bir kadro var. Bu takım gol yiyecek diye korkuyorsun. Tedbir üzerine tedbir alıyorsun. Hücumcu dolu takımı savunma oynatıyorsun. Yetmiyor bir de her hafta kadroyla oynuyorsun. Yapma hocam... Böyle bir yere varamazsın... Vazgeç... Bu satırların yazarı dahil kimsenin beğenmediği Skıbbe'ye bak. Baros, Kewell ve Lincoln'u birlikte oynatıyor. Yediğinden fazlasını atacağına inanıyor. Özellikle İnönü'de, Anadolu takımlarına karşı senin Beşiktaş'ın da bu mantatiteyle oynamalı hocam. Aksi halde daha çok kayıp yaşayacaksın ve koca sezon heba olacak. Benden söylemesi.

Tigana'yı unutma
Geçen sezon geride kaldı. Orada yapılan savunma hataları, yenilen goller çok ciddi bir travma yaratmış senin kafanda. Bundan kurtulmalısın... Her takım gol yiyebilir ve bu dünyanın sonu değildir. Bobo, Holosko, Nobre, Delgado, Serdar Özkan beşlisi sahada olduğu müddetçe Beşiktaş her skorun altından kalkabilir. Bizimkisi testi kırılmadan yol göstermek Ertuğrul hocam. Teknik patron sensin, yetki sende, elbette ip senin boynunda. Ben diyorum ki; korkunun ecele faydası yok, cesur ol, görev adamlarına değil, çok yönlü oyunculara güven... Bunu yaptığında yani çok yönlü, kaliteli oyuncular ağırlıklı bir takım sahaya sürdüğünde belki bir kez yanılırsın, çok koşan bir rakibe karşı zorluk yaşarsın, hepsi bu. Böyle devam ettiğin taktirde ise her maçta yanlışa düşme ihtimalin var. ...Ve lütfen istikrarı gözardı etme. Tigana her hafta yeni bir onbir icat ediyordu. Sonrası malum. Kadroda istikrarı yakalamadan şampiyon olamazsın. Bunu sakın unutma. Dediğim gibi sevgili hocam, benimkisi tavsiye, karar senin hocam... Karar senin.

Nuray Kurt
09-30-2008, 08:05
çok doğru söylemiş ama ben ertuğrul hocayı tigana kadar bile başarılı bulmuyorum.hem tigananın arkasında bu kadar destekçisi yoktu.şuana kadar herkes ertuğrulun arkasında ama elde kazanılmış bir başarı yok.bizim gördüğümüzü hoca nasıl görmüyor hayret.biz hep kazansın istemiyoruz ya da takım hiç gol yemesin sadece oynasın istiyoruz.öyle hamleler yapıyor ki ertuğrul sağlam takımı kilitliyor.rakip takımın yapamadığını bizim hoca gayet güzel yapıyor." son mektubun var şu an elimde okuyup ağlıyorum her kelimede"

Ezel Özsipici
09-30-2008, 11:36
bu sezonda okudugum en dogru yazı ilk defa birileri cıkıp gercekleri söylemiş umarım e.sağLam bunları görüyodur bizim gördüğümüzü o nasıl görmez o ayrı ! sırf istikrarı bozmak için her hafta kadro mu değişir bir kurulu düzen yokki futboLcuların feleği sastı herkes gercek yerini unnuttu sayesinde.."Bu takıMda Herkesi yenebiLicek hatta HAKEM'ide yenicek kadron ve gücün var"işte son söz BU!!

Ayşegül Alparslan
09-30-2008, 16:21
bazen olurya hani bişeylere çok özeniriz çok üstüne düşeriz aslında basit bişeydir bizden istenen ama biz en güzeli olsun isteriz de bırakın istediğimiz gibi olmasını olmamıştır bile bence sağlamın durumuda aynı aslında çok ama çok iyi niyetli ama işte kolay yoldan sonuca gitmektense o çoğu zaman ne olduğu bile belli olmayan zor yolu tercih ediyor öyle bile olsa ben inanıyorum başaracak ve o zaman hem kendisi hemde beşiktaş kazanacak

Bahadır Kasım
09-30-2008, 17:30
sürekli değişen teknik kadrodan o kadar yıldıkki mevcudu eleştirmekten korkuyoruz.

Ezel Özsipici
09-30-2008, 20:14
bazen olurya hani bişeylere çok özeniriz çok üstüne düşeriz aslında basit bişeydir bizden istenen ama biz en güzeli olsun isteriz de bırakın istediğimiz gibi olmasını olmamıştır bile bence sağlamın durumuda aynı aslında çok ama çok iyi niyetli ama işte kolay yoldan sonuca gitmektense o çoğu zaman ne olduğu bile belli olmayan zor yolu tercih ediyor öyle bile olsa ben inanıyorum başaracak ve o zaman hem kendisi hemde beşiktaş kazanacak

eger kafasının dikine gitmese etrafındakileri dinlese böyle olmıycak etrafındakiler y.d ve s.e diil tabiki.. cift forveti denedin cok güzel oynadın üstüne git işte bosuna macera arayıpta niye sürekli karo değiştiriyosun yok ama illa kendi bildiğini yapıcak hani iyi bir şey olsa tamam diyicem ama ..:D

Ezel Özsipici
10-03-2008, 19:27
http://img229.imageshack.us/img229/7792/1243hj2.jpgTURGAY DEMİR
Bu maç için her şey söylenebilir ama Beşiktaş turu hak etti denilemez. Daha çok isteyen, daha iyi hazırlanan ve elindeki kozlarını daha iyi kullanan, yani hak eden kazandı. İlk dakikalarda rakibin halini hatırını sormaktan öte gitmeyen iki atağımızın ardından maç Metal Fırtınası'na döndü! Metalist Kharkiv savunmada Papa'dan başlayan organize ataklarını orta sahada Trısovic'in çabukluğuyla olgunlaştırırken, ileride gol kralı Devic ve ele avuca sığmaz Coelho, Beşiktaş savunmasını sarsıyordu. Coelho'nun 35 metreden mükemmel vuruşunda Hakan Arıkan çizgide olmak gerekirken bir adım önde olmanın ne büyük hata olduğunu acı bir şekilde öğrendi. Birincinin şokunu atlatmak için oyunu rolantiye alması gerekirken kontrolsüz saldıran Beşiktaş, çabuk ve doğru paslaşmalar yapan rakip karşısında savunmada az adamla yakalanınca ikinci golü yemek kaçınılmaz oldu. Konya ovasında gezermişçesine rahat dolaşan Coelho bir gol atıp bir de asist yapınca Zapo ona yapışması gerektiğini anladı. Öbür taraftan büyük bir strateji hatası vardı Beşiktaş cephesinde. Savaşması gereken bir deplasmanda en çok Nobre'ye ihtiyacı vardı Kartal'ın. Rakip savunmaya ve ön liberolara baskı yapması, orda sahada aksayan Tello, Cisse ve Serdar Kurtuluş'un da işini kolaylaştırabilirdi. Ama Nobre ilk dakikada sahada olmalıydı, 66. dakikada değil! Bu maçı kafasında oynamamıştı Ertuğrul Sağlam. Oynamışsa da yanlış oynamıştı.

Sağlam'ın işi zor
İkinci yarıda Serdar Özkan'ı alıp Toraman'ı çıkarması Serdar Kurtuluş'u da savunmanın sağına dönmeye mecbur ediyordu.. Gole ihtiyacı vardı, risk almıştı. Rakip geri çekildiği için bu doğru bir değişiklikti ama orta sahadaki savaşan Kartal ihtiyacına cevap verecek bir hamle değildi. Gol yeme korkusuyla tedirgin oynayan Metalist, orta sahadaki boşluğu görünce yine yüklenmeye başladı. Pozisyonlar buldu. Metal Fırtınası romanını yeniden yazmaya çalışan Kharkiv önünde şanstan başka sığınacak limanı olmayan Beşiktaş, o şansı yanında bulduğu için bir golle turu geçme limitinde kalabildi. Taa ki Coelho tekrar sahne alana kadar. Yine dengesiz yakalanan bir savunma, yine çabuk ve doğru paslaşma yapan rakip ve üçüncü gol. Yani umutların bittiği an geldi çattı. Sonrası gelen zaten bir şeyi değiştirmedi. Geçmiş olsun. Not: Elindeki kadroyu doğru kullanmayan Ertuğrul Sağlam için çok sıkıntılı bir dönem dün gece itibariyle başlamış oldu. Bundan sonra işi zor.

Gökhan.Şen
10-03-2008, 19:59
valla dicek birşey yok bulamıyorum zaten yenilmişik :(

Ezel Özsipici
10-04-2008, 16:36
http://img385.imageshack.us/img385/9634/1243kl1.jpgTURGAY DEMİR
Beşiktaş, Metalist Kharkiv karşısında sadece bir tur kaybetmedi. Saracoğlu'nda final oynama fantezisinin sona ermesi kayıplardan sadece biri. Siyah-beyazlı takım her şeyden önce takım olma yolunda hızla ilerlerken, en küçük bir engelde nasıl darmadağın olabileceği gerçeğiyle yüzleşti. Bu kazanılmaya başlanılan özgüveni çok ciddi bir erozyona uğratacaktır. Sezon başından bu yana hepimizin çok beğendiği Zapo'nun hataları, kafalarda yeniden soru işaretleri doğmasına sebep olurken, bu hezimetle (Bu çok net bir hezimettir) moral motivasyon anlamında da büyük bir boşluğa düşüleceği aşikardır.
Bilmiyorum ligde alınacak bir galibiyet tüm bunları geri getirebilir mi? İşin doğrusu bu havayla kolay görünen Hacettepe maçında bile Kartal'ın problem yaşaması ihtimali artık çok yüksektir. Peki tüm bunlar neden ya da nasıl oldu? Adım adım iyi bir takım olma yolunda ilerleyen Kartal'ın temel sorunu ne? Bana göre en büyük dert, Ertuğrul Sağlam'ın istikrarsız onbirleri. Her hafta yeni bir kadro ve dahası bazı oyuncuların sürekli yerlerinin değişmesi istikrarın önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Misal, Serdar Kurtuluş iki maç üst üste ne sağbek oynayabildi, ne de ön libero. Tello ve Toraman aynı şekilde. Holosko ona keza. Sağlam bu takıma yeni gelmiş olsa bu arayışlar normal karşılanabilir ama kazın ayağı öyle değil. Bunlar geçen sezon yapılması gerekenlerdi. Şimdi Sağlam'dan beklenen, futbolcuların birbirlerinin pozisyonlarını ezberleyebileceği, makine düzeninde çalışan bir takım yaratması. Bunun ilk şartı da hangi oyuncu, en çok hangi mevkii de başarılıysa, onu orada kullanmak ve belli bir süre oynatmaktır. Yaz boz tahtasından istikrar çıkmaz. Henüz sadece Avrupa treni kaçmış durumda, aynı hatalarda ısrar edilirse lig otobüsünün de arkasından bakmak kaçınılmaz olur. Acil eylem planının birinci maddesi, iskeleti oluşturup, değişimi detaylarda yapmak olmalıdır.

Bülent Girgin
10-11-2008, 12:21
http://img385.imageshack.us/img385/9634/1243kl1.jpgTURGAY DEMİR

Önce yiğidi öldürüp hakkını verelim. Başkan Demirören, teknik adam göndermekte ve yenisini bulmakta inanılmaz usta. Del Bosque, Rıza Çalımbay, Tigana derken en son Ertuğrul hoca gidince Denizli göreve başladı. Bu da bir beceridir. Öte yandan, teknik adamların gönderilmesini eleştirirken, "Gelenlerin hiç mi suçu yok?" diye kendi sormalıyız diyorum. Misal Ertuğrul Sağlam teklif aldığında, "Orada çok başarılı olan Tigana var onu göndermeyin" diyerek bu teklifi reddedip diyemez miydi? Bence bunu düşünmeliyiz. Ama nerdeeee? Biz böyleyiz. İki kelime duygusal konuşma duyalım tüm bildiklerimizi unuturuz. Ertuğrul Sağlam konusunda yapılan da bu. Hem de bir çok gerçek unutularak. Hoca adam gibi gitti, delikanlıca gitti, yakışanı yaptı, bu tamam. Benim taktığım bu gidişin, her şeyi birbirine karıştırması. Kimine göre bir mağlubiyetle hoca göndermek tarihi bir hata, ötekine göre Fener'e sekiz, Galatasaray'a üç puan fark atan, teknik adamın gönderilmesi ihanet. Oysa bunların hepsi "tek satırlık gerçekler" ikinci satırı okuduğunuz zaman hükmü kalmayan tezler. Nasıl mı? Şöyle; bu iş skorla olsaydı, Ertuğrul Sağlam, 4-1'lik değil 8- 0'lık hezimet sonrası gönderildi. Yani skor tezi çürük. Gelelim Sağlam'ı puan tablosuyla savunanlara (Hepsi benden çok Sağlamcı oldular onları ayrıca kutluyorum). Arkadaşlar, Tigana takımı ikinci yaptı, iki Türkiye Kupası kazandı bir de Süper Kupa koydu müzeye. Eğer sadece başarıya bakılsaydı Tigana gitmez, Ertuğrul Sağlam da gelmezdi. Bilmem anlatabildim mi? Peki tek yenilgiyle gitmedi, başarı da kıstas değildi, öyleyse Ertuğrul Sağlam neden gitti. Şimdi gelelim oraya: Ertuğrul hoca, imza atarken "Cesur oynayan agresif bir takım kuracağız. Transfer hovardalığı da bitecek" demişti. Peki bu dedikleri oldu mu? Hayır!

Sözünü tutamadı!
Higuain, Diatta, Gordon derken transfer hovardalığı bitmedi. Agresif takımı da kimse göremedi. Buna karşılık en zayıf rakiplere dahi çift ön libero ile oynayan bir Beşiktaş izlemeye başladık. Yani cesaretten de eser yoktu. Geçen sezon Fenerbahçe'ye İnönü'de, Lincoln'suz, Hakan Şükür'süz Galatasaray'a Sami Yen'de çıkarılan kadrolar tam bir skandaldı. Buna rağmen hocanın ilk yılıydı diyerek başta bu satırların yazarı olmak üzere herkes büyük destekledi.

Hakkını veremedi!
Peki ya yeni sezonda neler yaptı Sağlam? İşte olayın can damarı burası. Hocanın gitmesini gerektiren asıl sebepler yeni sezonda gizliydi. Evvela Holosko gibi etkili bir silahı çizgiye hapsederek tarihi bir hata yaptı. Her maçta "Holosko, Nobre, Bobo" üçlüsünden birini kulübede. Hücumculara savunma yaptırmaya çalıştı. Delgado'nun bir türlü beklenen patlamayı yapamamasının sebebi de onun önünde alternatif yaratılmamasıydı. Sağlam tek forvetle oynayınca,bir çok maçta Arjantinli'nin önünde tek alternatif kaldı. Kötünün kötüsü görünmesinin sebebi buydu.

Kharkiv'de seyretti
İşin bir de oyuna müdahale boyutu var. Her şeyi bir yana bırakın, her teknik adam Metalist Kharkiv'i bir kez izledikten sonra deplasman maçında bir tek tedbir alır ve Coelhho'ya adım attırmazdı. Sağlam bunu dahi yapamadı. Özetle, elindeki kadroyu iyi kullanmayan, maçı doğru okumayan ve en zayıf rakiplere karşı dört savunmacının önüne iki de libero koyan bir teknik adam, korkularının kurbanı olduğu için bu görevi bırakmak zorunda kaldı, bir maçı kaybettiği için ya da puan sıralamasında başarısız göründüğü için değil. Sakın kimse, bu satırları yönetimi savunmak anlamında anlamasın (İsteyen anlayabilir çiğ yemedik ki karnımız ağırsın). Benim derdim, Sağlam konusunda yaşanan bir doğrunun arkasına sığınıp diğer tüm yanlışları yok sayan ve gerçekleri saptıranlara meydanın boş olmadığını göstermektir. Hepsi bu. Bir de Ali Gültiken olayı var. Ali Gültiken görevden alınıp Sinan Engin getirildiğinde seyretti Ertuğrul hoca? Peki bu mudur vefa, bu mudur ekip anlayışı?

Delgado efsane olur
Ve şimdi Mustafa Denizli geldi göreve. Herkes soruyor ne olur? Ben de cevap veriyorum; Delgado efsane olur? Denizli gerçek bir Delgado hayranı, Arjantinli'yi öyle bir gaza getirecek ki uçup gidecek. Başka ne olur derseniz, şunu derim; Beşiktaş iyi takım, taşlar yerli yerine oturtulur ve motivasyon sorunu ortadan kalkarsa çok başarılı olması işten bile değil. "Televizyonda Sağlam'ı eleştirip, sonra onun yerine geçmek etik midir?" diye soranlar bir de Denizli'nin, eski yazılarını hatırlatıyorlar. Ben de diyorum ki dün dündür, bugün de bugün. Ayrıca şimdi de Sağlam yorumcu olsun, Denizli'yi eleştirsin. Elini tutan mı var? Nasıl olsa böyle dönüyor bu devran. Tıpkı Demirören'in, "Ben varken Denizli ve Samet hoca bu kapıdan içeri giremezler" demesi gibi bir şey bu. Bildiğin, dilin kemiği yok hikayesi. O nedenle Denizli başarılı olsa da olmasa da, hazır ol Samet hoca. Sıra sende.

Son söz: Başkan ve yönetim yüzde yüz hatalı, Ertuğrul hocayı haklı duruma getiren de aslında bu noktadır.

Bülent Girgin
10-19-2008, 12:08
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Beşiktaş, Denizli yönetiminde ne yapacak? Milyonlarca taraftarın kafasında soru bu. Böyle sorulara, "Denizli hayatta başarılı olamaz!" ya da "Denizli Beşiktaş'ı şampiyon yapar!" türünden popülist yanıtlar vermek tarzım olmadığı için, ben dilim döndüğünce düşüncelerimi aktarayım, o son hükmü herkes kendi versin. Bunu yaparken de önce teknik adamın kim olduğunu hatırlatarak işe başlayalım. Bana göre Mustafa Denizli, Türk futbolunun en tepesindeki üç önemli teknik adamdan biridir. (Yine bana göre diğer ikisi de Fatih Terim ve Şenol Güneş'tir). Kulüp takımlarında performanslarına da baksanız, Milli Takım'daki kariyerlerini de baz alsanız ortaya çıkan tablo bundan farklı olmaz. Öyleyse bunun bilincinde olarak hiç bir şart altında Denizli'nin kariyerini tartışmayacağımızı, tartışanlara da katılmayacağımızı vurgulayarak başlayalım yeni Beşiktaş'ın nasıl olacağına dair düşüncelerimizi anlatmaya. Sonra... Sonra şuradan devam etmek pek yanlış olmaz sanırım; Denizli'nin çizdiği yol haritasından.

Tek hedef kazanmak
Basın toplantısında özenle seçtiği cümleler bu konuda yeterince ip ucu veriyor bize. "Beşiktaş gol yemekten ve yenilmekten korkmayacak" diyor Mustafa hoca. Yönettiği takımın, yediğinden fazlasını atmayı hedefleyeceğini vurguluyor özetle. Hedefine varır varmaz bilemem ama bu stratejisini doğru buluyor ve alkışlıyorum. Büyük takımın teknik patronu böyle düşünmelidir. Rakamları yan yana nasıl koyarsanız koyun (muhtemelen 3-4-3 olacaktır), Beşiktaş'ın korkularının esiri olmadan her maçı kazanmak için oynayacağını bu açıklamadan çıkarabiliriz. Peki böyle bir taktik Beşiktaş'ın yapısına uygun mudur? Bana göre fazlasıyla uygundur. Elinizde Aydın, Serdar Özkan, Tello, Delgado, Holosko, Nobre, Bobo gibi hücumcular varsa, yapmanız gereken yiyeceğiniz gollere tedbir almak değil, atacaklarınızın planlarını doğru yapmaktır. Denizli bana göre işe doğru bir teşhisle başlamıştır. Denizli yönetiminde, keyif veren, özgüvenle oynayan, her oyuncusuyla kazanmayı hedefleyen bir Beşiktaş izlemeye hazır olalım. Ne zaman derseniz, bugünden itibaren derim...

Bülent Girgin
10-20-2008, 07:59
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Prangalar kırılınca!

Fırtına gibi bir başlangıç. Gündüz maçıymış. Kaygan zeminmiş, vız geldi, tırıs gitti. Müthiş bir tempo koydu Kartal ve üst üste goller buldu. Bundan önceki haftalarda bir gol atana kadar canı çıkan takım nasıl bu hale gelmişti? Denizli'nin elinde sihirli değnek mi vardı? Bu işin değnekle falan ilgisi yok! Hangi oyuncunun, nerede ve nasıl kullanılacağıyla çok ilgisi var. Ertuğrul Sağlam hücumculara savunma yaptırıyordu, Denizli savunmacılara hücum oynatıyor. Fark burada. Ayaklarındaki prangalardan kurtulmuş gibiydi siyah-beyazlı oyuncular. Beşiktaş durmuyor. Bütün sihir burada. Serdar Kurtuluş ve İbrahim Üzülmez kaç kez ileri çıktılar ben sayamadım. Özellikle de Üzülmez. Öyle bir efor sarfetti ki ben izlerken yoruldum. Toraman da inanılmaz savaştı. Cisse bambaşka bir kimliğe bürünmüş, Tello, Romario havasındaydı. İlk 12 dakikada üç gol gelmesi bundan. Eğer Holosko da ayak uydurabilseydi arkadaşlarına, farkın büyümesi işten bile değildi. Sistem karmaşık gibi görünse de aslında çok basit. Sürekli topun arkasında olmak Denizli'nin Beşiktaş'ın da ana felsefesi. Top rakipteyken 5-5-1'e dönüyor Kartal ve Tello tek kalıyor ileride. Top siyah-beyazlı ayaklara geldiğinde ise Sivok ve Cisse ileri çıkıyor, bu defa 3-4-3'e, yerine göre 2-4-4'e dönüyor sistem.

Maç ilk çeyrekte bitti
İlerideki üçlü Tello, Nobre ve Holosko iki pozisyon üst üste aynı yerde durmuyor ve sürekli kanat değiştirerek rakip savunmayı şaşkına çeviriyorlar. İlk 45 dakikayı müthiş bir tempoyla oynayan Beşiktaş'ın ikinci yarıyı aynı şekilde tamamlaması mümkün değildi. Sadece Beşiktaş değil hiçbir takım yapamazdı bunu. İkinci yarının başlarında Kartal'ın oyunu rolantiye alması, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan Gençlerbirliği'nin iştahını kabarttı. İki organize atak sonrası gelen penaltıda çalan düdük doğru ama sarı kart eksikti. Yediği golden sonra dengeyi kurmakta hiç zorlanmayan Beşiktaş'ta en etkisiz isim Holosko ile en çok yorulanlardan Tello ve Cisse'nin yerlerine Ali Tandoğan, Bobo ve Uğur'un girmesi son derece doğru olan kararlardı. Denizli'nin Beşiktaş'ı ilk maçta çok iyi sinyaller verdi. Peki hiç kusuru yok muydu? Vardı! Takım yorulunca Gençlerbirliği'ne 3 net pozisyon verdi ama o kadar kusur kadı kızında da olur!

Sonuç: Mesut Bakkal eski Beşiktaş'a göre yapmıştı hesabını. Yeni Kartal'ı çözene kadar 3 gol yedi ve maç aslında 13. dakikada bitti.

Arda Hatipoğlu
10-20-2008, 13:18
Top rakipteyken 5-5-1'e dönüyor Kartal ve Tello tek kalıyor ileride. Top siyah-beyazlı ayaklara geldiğinde ise Sivok ve Cisse ileri çıkıyor, bu defa 3-4-3'e, yerine göre 2-4-4'e dönüyor sistem.

5 5 1 olmaz ya 5 4 1 olur ya 4 5 1

Bülent Girgin
10-31-2008, 08:13
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Bir takım 60 dakika boyunca rakip ceza alanı önünde dolaşıp hiç gol pozisyonu bulamaz mı? Bazen bulamaz? Dün geceki Beşiktaş gibi. Antalyaspor sahasından çıkmamaya yemin etmiş. Beşiktaş, tüm savunma oyuncuları dahil rakip alana yerleşmiş. Normal şartlarda maçın ilk yarıda kopması gerekir ama öyle olmuyor. Bırakın maçın kopmasını Beşiktaş tek pozisyon bulamıyor. Yalçın'ın Zapo'nun kafasındaki topa röveşata yaptığı ve hakemin es geçtiği faul dışında Kartal'ın tek icraatı yoktu. Delgado'nun yokluğunda onun görevini üstlenen Serdar Özkan'ın dağınıklığı, sağ kanattan bindirmesi gereken Ali Tandoğan ile Serdar Kurtuluş'un beceriksizliği siyah-beyazlı takımın Antalya kalesine çok gitmesine rağmen her seferinden boş dönmesinin temel sebebiydi. Bir de Holosko ve özellikle de Bobo'nun kontrolsüz oyunlarını mazeretler arasına eklemek gerekir. İkisinden birinin yerinde Nobre olsa daha ilk yarıda işi bitirebilirdi. Mustafa hoca bunu göremeyecek bir teknik adam değil ama sabretti. Ne Holosko'yu çıkardı ne de Bobo'yu.

Bir gole bağlıydı
Bunun yerine atakları daha organize hale getirmeleri için Tello ve Cisse'yi sahaya sürerken, ilk yarının en kötüleri Uğur ve Ali Tandoğan'ı çıkardı. 'Bu değişiklikler işe yaradı mı' derseniz gerçekten yaradığını söylemeliyiz. Tello'nun usta ayakları Beşiktaş'ın rakip kaleye daha bilinçli gitmesini sağlarken Cisse de iyi bir performans sergiledi. Maçın ilk dakikasından itibaren her şeyin atılacak bir gole bağlı olduğu aşikardı. Beşiktaş bir gol atarsa Antalyaspor "Kaybedecek bir şeyim kalmadı" diyerek beraberlik için yüklenecek ve Beşiktaş da çok daha rahat gol pozisyonları bulabilecekti. Aynen öyle oldu. Cisse'nin golüyle düğüm çözüldü ve arkasından goller geldi. Cisse iyi futbolunu bir gol ve bir de asistle süslerken, oyuna sonradan giren diğer isim olan Tello da golünü atarak geceye damgasını vurdu. Mustafa hocanın dün gece Ekrem Dağı'ı savunmanın solunda denemesi de cesurcaydı. Ekrem bana göre gecenin en iyileri arasına adını yazdırdı. Sonuç olarak 60 dakikada yapamadığı 5 dakikada yapan Beşiktaş kupaya iyi başladı.

Bülent Girgin
11-03-2008, 10:19
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR


Beşiktaş, Kayseri'de liderliğin yanı sıra yenilmezlik unvanını da bırakırken bazı gerçekleriyle de yüzleşti. Bu gerçeklerin başında Serdar Kurtuluş'un yetersizliği geliyor. Garip bir acemilik var bu çocukta. Maçın en önemli pozisyonunda Rüştü kalede yokken top önüne düşüyor, anında topu uzaklaştırması gerekirken önce gelen var mı diye bakıyor nedense. Baktığı anda da "o gelen" golü atıyor. Üstelik sadece bu pozisyonda değil maç boyunca kötüydü. Tıpkı Holosko, Nobre ve diğerleri gibi. Beşiktaş'ın şu maçta Zapo, Sivok, Toraman ve Cisse dışında beğenilecek bir tarafı yoktu zaten. Kayseri'ye bakın yine aynı şey. Orada da bir pozisyon dışında forvetler uyudu, savunmacılar çalıştı. Hâl böyle olunca da ortaya kısır bir skor çıktı. İlk yarıda Kayserispor'un ikinci yarının büyük bölümünde ise (özellikle 50-75 arasında) Beşiktaş'ın etkili olduğu mücadele çok daha tempolu olabilirdi. Ne yazık ki buna hakem izin vermedi. Şu maçı bir İngiliz yönetse muhtemelen 5-6 gol, birçok da pozisyon olurdu. İki takım da tempo yapmak istedi ve bunu denedi ama Selçuk Dereli, "maçın kontrolünü kaybederim" korkusuyla izin vermedi. Her taç atışını, her serbest vuruşu merasime çevirdi. Tek hedefi vardı, temposuz ama kendi kontrolünde maç oynatmak. Başardı!

Eyyam yapıyorsun
Bir hakem aynı maçta, beş dakika içinde yaşanan birbirinin kopyası iki pozisyonda bu kadar çelişkili iki karar verebilir mi? Dereli verdi. Aydın ceza sahası içinde Tello'ya arkadan kontrolsüz giriyor. Tello yerde, Selçuk Dereli'nin kararı devam... Çok değil beş dakika sonra bu kez Saidou, tıpkı Aydın gibi, Tello'ya arkadan kontrolsüz giriyor. Karar faul ve Saido'ya sarı kart... Buyurun buradan yiyelim. İki pozisyon tek kelimeyle birbirinin kopyası. Tek fark Saidou'nun hareketi ceza sahası dışında yapması. İşte bütün mesele de burada zaten. Ceza sahası içinde tavşan yürekli olan Dereli, ceza sahası dışında aslan kesiliyor. Kusura bakma Selçuk hoca Süper Lig'e hiç yakışmıyorsun. Çünkü eyyam yapıyorsun. Yanlış anlaşılmasın. Beşiktaş'ın yenilgisini hakem hatasına bağlıyor değilim. Dereli iki takıma da zarar verdi. Denizli ilk kez kendi oyununu oynatmak yerine rakibe tedbir almayı düşündü ve hata yaptı... Benim adaş da faturayı kesti.

Bülent Girgin
11-06-2008, 09:38
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Beşiktaş'ın saha içindeki derdine "gerçekçi teşhis" konulamadığı için çözüm arayışları da hep sonuçsuz kalıyor. Örnek Ertuğrul Sağlam görev yaptığı her iki sezonda da sistemini belirlerken orta sahada sorun yaşadı. Çünkü "boşa koysan dolmaz, doluya koysan almaz" tadındaki Delgado o bölgede oynuyordu. Ertuğrul hoca, bu sezon başında, forvetteki bir oyuncudan vazgeçerek kendine göre bir çözüm üretti... Tek forvet, çift ön libero oynadı... Hesaba göre Delgado'nun yapmadığı savunmayı iki libero yaparken, forvetteki eksikliği de Arjantinli giderecekti. Olmadı... Yürümedi... Yürüyemezdi de... Mustafa Denizli aynı derde derman ararken Sağlam'ın tam tersini yaptı. Forvetten taviz vermedi ama savunmadan bir oyuncuyu ileri çıkardı. Üçlü defansa döndü. Bu da tüm sıkıntıyı çözen bir hamle değildi aslında. Zayıf rakipler karşısında işleyen sistemin ısıran takımlara karşı problem çıkaracağını Sivas ve Kayseri sınavları acı bir şekilde kanıtlamış oldu. Bundan sonra başka acı faturaların gelmesi de mümkün. Başımızı kuma gömmeden gerçekleri göreceksek eğer durum şu; Delgado her iki teknik adamın da elini, kolunu bağlamıştı. Kimse yedek bırakamıyor ama oynatınca da verim alamıyordu. "Göndermeliyiz" diyecek bir babayiğit de yoktu.

Kaptanlık da işe yaramadı
"Alex misali" kaptanlık verilerek sorumluluk alması beklendi ama yeni apoletler de beklenen etkiyi yapmadı. Son derece yetenekli bir futbolcu olan Delgado maalesef "maçı, ligi, turu ya da kupayı" kurtarmayı kafasına takabilen, bu anlamda durumdan vazife çıkaran bir yıldız değildi. Öyle olsaydı tüm sistem onun üzerine kurulur ve çözüm bulunurdu. (Tıpkı Zico'nun Fenerbahçe'de yaptığı gibi) Ancak Delgado'nun bu manada (Tek başına maç kurtarmak) bir Alex olmadığı gibi aynı sorumluluk duygusuna da pek sahip olmadığı açıktı. Dolayısıyla bana göre Denizli'nin tüm sistemi onun üzerine kurma şansı yok (Sağlam'ın da yoktu) ve olamaz. Sanırım Mustafa hoca da bunun farkında. Bu nedenle tüm sistemini Delgado'nun üzerine bina etmek yerine, Arjantinlinin eksiklerini kapatacak takviyeleri çevresine yerleştirerek, bildik sistemleri modifiye ediyor. Açık yarayı aspirinle kapatmaya çalışmaktan başka bir şey değil bu. İyi de nereye kadar? Bu nedenle Sağlam'ın dile getirmediğini, Delgado'yu çok beğenen Denizli'nin de asla söyleyemeyeceğini "Kral çıplak" diyerek ben buradan söylüyorum; Beşiktaş özlediği şampiyonluğa kavuşmak istiyorsa, ara transferde Arjantinliyi mutlaka elden çıkarmalıdır. Gören gözler için, Kartal'ın gerçeği şu dört kelimeye sığmaktadır: Delgado'yu satmak, şampiyon olmaktır!

Bülent Girgin
11-06-2008, 09:40
ne kadarda haklisin,delgado olmasaydi son 3 sezon hep sampiyon olurduk ! ben olsam devre arasini beklemem, kocaeli maçindan sonra hemen gönderirim ! ciddi olarakmi yazmis bu yaziyi acaba yoksa şakadanmi?

Berkay Özgültekin
11-06-2008, 09:49
Katilmiyorum ben bu yoruma bence delgadonun önüne forvet gibi forvet koymak şampiyon olmaktir.delgado yu gönderip yerine serdar özkan oynayacaksa hic satilmasin gidip riquelme yi aliyorlarsa o zaman satilabilir.mustafa denizli nin konusmasinda vardi ondan her maci kurtarmasini beklememek lazim usta oyuncular bazen düşüş gösterebilir ben delgado nun yanindayim bu konuda.

Doğan Köksal
11-06-2008, 09:51
Delgado Bekleneni veremiyor ..Nerde o Basel De Attığı Goller.Frikikler..Uzaktan şutlar..şimdi kaleyi karşısına alıyor şut atamıyor pas veriyor kaleden korkar hale geldi delgado..

Bülent Girgin
11-06-2008, 10:10
Turgay Demir :11-10-2008

Delgado efsane olur
Ve şimdi Mustafa Denizli geldi göreve. Herkes soruyor ne olur? Ben de cevap veriyorum; Delgado efsane olur! Denizli gerçek bir Delgado hayranı, Arjantinli'yi öyle bir gaza getirecek ki uçup gidecek.

Turgay Demir :06-11-2008

Beşiktaş özlediği şampiyonluğa kavuşmak istiyorsa, ara transferde Arjantinliyi mutlaka elden çıkarmalıdır. Gören gözler için, Kartal'ın gerçeği şu dört kelimeye sığmaktadır: Delgado'yu satmak, şampiyon olmaktır!

3 haftada ne degisti acaba ? :S: hangi yazina inanalim simdi? veya yazdiklarinda samimi olmadiginimi düsünelim artik ?

Berkay Özgültekin
11-06-2008, 10:17
Kesinlikle samimi değil sayin demir.arjantinliyi satip sanki yerine messi yi alicaz bana göre bize yeterli 24 yaşinda oldugunuda kimse unutmasin cok acimasiz eleştiriler oluyo satilsin yollansin demek bu kadar kolay olmamali kaptan yaptiğimiz adama bunu demek beşiktaş'liligi ile övünen gazetelerde yazi yazma hakki kazananlarada hiç yakişmiyo.

Doğan Köksal
11-08-2008, 10:00
TURGAT DEMİR: SİVOK VE NOBRE (FOTOMAÇ)

Futbolda bilinen hiçbir sistem uymuyor Beşiktaş'a. Biri dar, öteki bol geliyor. Oyuncu yapısına bakınca bunun böyle olması da normal. Kafasını önüne eğip giden Üzülmez, yanındaki topa müdahale etmeyen Cisse, Kibar Feyzo Delgado'yu hangi sistem uyumlu hale getirebilir ki. Hangi tutkal yapıştırır böyle üç benzemezi bilen varsa beri gelsin...

...Helal olsun. Keşke 11 tane Nobre'si olsa Beşiktaş'ın. Allah'tan Cisse sakatlanıp çıktı ve Sivok onun yerine geçti de orta saha toparlandı. Zaten maçın kader anıydı bu sakatlık ve sonrasındaki görev değişimiydi. Sivok o bölgede nasıl oynanacağını gösterdi cümle aleme. Umarım Cisse izlemiştir. Orta sahadaki boşluk doldurulunca Beşiktaş rakip kaleye daha kolay gitmeye başladı ve ardından da Delgado ile Nobre'nin muhteşem golleri geldi. Evet kendi kendini zora sokan Beşiktaş bugünü kurtarmayı başardı. Yarın ne olur derseniz, Allah bilir derim.

Doğan Köksal
11-12-2008, 07:30
Kader anı!

Ligdeki mücadelesinde izleyenleri uyutan iki takım dün kupada nefesleri kesti. Mustafa Denizli orta sahada bütün yükü Ekrem ve Uğur'un üzerine bindirince bu bölgede bir dirençle karşılaşmayan Trabzonspor ilk 20 dakikayı neredeyse Beşiktaş ceza sahası önünde oynadı. Bunca baskıya rağmen golü bulamamasını futbol diliyle açıklamak zor. Buna karşılık savunmasından çıkardığı topları orta alanda tutamayınca sürekli ateş altında kalan Beşiktaş'ın bulduğu bir pozisyonda gole ulaşması ilginçti. Maçın ikinci yarısı tek kelimeyle keyif verdi. Her iki takımın da golü düşünerek oynamaların sayısını artırırken heyecanı da ikiye katladı.

Beşiktaş'a armağan
Trabzonspor'un beraberlik golünde Beşiktaş savunması üst üste hatalar yaparken maçın en iyilerinden Egemen'in bu şekilde meyve vermesi alın terinin ödüllendirilmesiydi. Mücadele kıran kırana sürüp giderken Yanal'ın Yattara'yı oyundan çıkarması Beşiktaş'a verilen güzel bir armağandı. Denizli, "Artık bize kolay kolay gol atamazlar" diyerek orta alanı boşaltma pahasına Uğur'u çıkarıp Holosko'yu sahaya sürdü. Cesur davrandı, risk aldı. Bunun karşılığını da maçı kazanarak gördü. Ersun Yanal takımın en etkili silahını oyundan çıkardığı anda gol şansını da tesadüfe bıraktığının farkında mıydı bilemiyorum ama bana göre yaptığı büyük bir hataydı ve bedeli çok ağır oldu. Beşiktaş neredeyse gruptan çıkmayı garantilerken, Trabzon'un şansı yok denecek kadar azaldı.

Doğan Köksal
01-10-2009, 08:43
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg
Yusuf olayı

Beşiktaş yine gündemi sarstı. Mustafa Denizli'nin çok kısa bir süre önce söylediği "Transfere ihtiyacımız yok, boş yere yazıyorsunuz arkadaşlar!" sözleri henüz kulaklarda çınlarken, Kartal, Trabzonspor'un anlaşmak üzere olduğu Bursasporlu Yusuf Şimsek'i renklerine bağladı! Bu transferin gerçekleşmesi çok ani olmakla birlikte pek öyle kolay olmadı. Onlarca telefon görüşmesi, teknik adamların onay vermesi, takasta kullanılacak futbolcuların belirlenmesi ve elbette kulüplerin anlaşması derken heyecan dolu saatler yaşandı. Bu ilginç transfer hikayesinin tüm tüm ayrıntılarını ve saniye saniye yaşananları sizler için araştırdık. İşte Yusuf olayının perde arkası: Aslında her şey Delgado'dan gelen haberle başladı. Sakatlığı nedeniyle ligin devre arası çalışmalarına katılma şansı olmayan Arjantinli futbolcunun durumu Mustafa hocayı derin derin düşündürüyordu. Gelen son haberlere göre sakatlığı bir ay daha uzayacaktı. Bunu öğrenen Denizli hemen alternatif arayışına girdi.

Tello olmayınca
Gaziantep BŞB ile oynanan kupa maçında o bölgede Tello'yu deneyen ama istediği verimi alamayan Denizli, ertesi gün bu konudaki tedirginliğini başkan Demirören'le paylaşıp "Bana Delgado'nun yerine bir alternatif lazım!" dedi. Kontenjan nedeniyle yabancı oyuncu alınamayacağı için tek yerli alternatif olarak görülen Yusuf konusunda düğmeye basıldı. Bursaspor'la bağlarını koparmasına rağmen Trabzonspor'un fiyatını düşürmek için işkence yaparcasına kenarda beklettiği Yusuf Şimşek için önce başkan Demirören devreye girdi. Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı ve Yusuf Şimşek prensipte "Evet" cevabı verince transferi bitirmek için Beşiktaş'ta tüm yetki asbaşkan Kenan Öner'e verildi.

Denizli verdi!
Bursaspor, teknik direktör Sağlam'ın raporu doğrultusunda, Tuna ve Aydın'ın yanı sıra 1 milyon euro da para isteyince Kenan Öner özellikle Aydın konusunda Mustafa Denizli'nin görüşünü sordu. Denizli, Tuna'dan zaten faydalanamadığını, Aydın'ın da sakatlık sorunu olduğunu ve muhtemelen bir ameliyatının sözkonusu olacağını belirterek ikisinin de gitmesine onay verdi. Geriye kalan tek şey para konusunda anlaşmaktı. Bursaspor'un istediği bir milyon euro'ya karşılık Beşiktaş 600 bin TL de ısrar etti. Görüşmeler burada kitlenmişti ama tüm sorunlar dün çözüldü ve yılan hikayesine dönen Yusuf-Trabzon aşkı, Kartal Hikayesi ile son bulmuş oldu.

Skandalı örtmek!
Şimdi gelelim bu konudaki yorumumuza: Mustafa Denizli kendine göre haklı sebepler ileri sürmüş ve Yusuf'un transfer edilmesini istemiş olabilir. Buna bir diyeceğim yok ama adım gibi emin olduğum bir şey var ki yönetimin birkaç saat içinde bu transfere balıklama dalmasının en önemli sebebi Zapo skandalını unutturmaktır! Neresinden baksanız yanlış bir transfer bu. İki genç fidanı ver, 40 yıllık çınarı al. Her neyse ama şu bilisin. Yusuf olayı kimseyi kurtarmaz. Er ya da geç, Zapo'nun neden 2.3 milyon euro'ya değil de iki katına transfer edildiğini hesabı sorulacaktır. Beşiktaş'ın delikli kuruşunu heba eden varsa mutlaka ortaya çıkacaktır... Bu da böyle biline.

Ayşegül Alparslan
01-10-2009, 12:57
ne zaman bitecek bu kabus ne zaman biri gelip uyandıracak bizi

Doğan Köksal
01-13-2009, 07:21
Rüzgara karşı!

http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpg

Son bir aydır yaptığım araştırma insanların kafasında, Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ın şampiyonluklarına engel oluyor gibi bir hava oluşturmuş olacak ki birçok Fenerbahçeli okurum bu konuda site etti... 'Beşiktaş'a en büyük zararı Galatasaray vermiştir ve siz bunları yazmıyorsuz' diye de eklediler. Sanırım yine elmalarla armutlar karıştı. Ben sadece 2003-04 sezonundan bahsediyorum. O dönem Fenerbahçe lehine, Beşiktaş aleyhine tecelli etmiştir hakem hataları. Ancak futbolumuzun son 20 yılına bakacak olursak Beşiktaş'a saha dışında en büyük zararı Galatasaray vermiştir! Benim hatırladığım üç şampiyonluk kupası yolunu şaşırıp Akaretler'den, Hasnun Galip'e gitmiştir! Üstelik bazı olaylar artık iddia olmaktan çıkmış durumda. Malatya'ya giden TOFAŞ'lar gibi... Vahap Beyaz'ın İstanbulspor maçında Ahmet Çakar'ın Galatasaray derbisinde verdiği penaltılar başka bir kupanın yolunu şaşırmıştır vs.. Dolayısıyla birilerinin, her alanda varmış gibi göstermeye çalıştıkları Beşiktaş-Galatasaray kardeşliği muhabetti palavradır... Uydurmadır. Şimdi bazıları Yıldırım Demirören'in "Biz kupayı alalım Galatasaray şampiyon olsun" ayıbını hatırlatacaktır. Evet başkan bu konuda tarihi bir saçmalık yapmıştır ama bu komediyi savunan başka bir Beşiktaşlı bulamazsınız.

Tek gücüm kalemim
Açıkçası Beşiktaş camiasının büyük bölümü bu konularda sportmence davranıp kendi yönetimlerine de isyan etmekten gocunmadılar. Ancak benzer yanlışlarda ya da hakem hatalarında ezeli dostların aynı şeyi yaptığını söylemek mümkün değil. Aslında boş yere lafı uzatıyorum. Manzara gayet açık. Biraz arşiv karıştıran, Galatasaray ve Fenerbahçe lehine yapılmış yüzlerce hakem hatası bulur. Beşiktaş'a çamur atmak isteyen ise ıkınır, sıkınır ve 100 yıllık tarih içinde malzeme yapabileceği bir iki maç ya bulur, ya bulamaz. Manzara bu kadar nettir. Bu ülkede yıllardır ezeli rakipleri rüzgarı arkalarına alarak oynarken, Beşiktaş hep rüzgara karşı koşmak zorunda kalmıştır. Trabzonspor için de bu durum geçerlidir. Anadolu takımlarını ise hiç saymıyorum bile. Onlar fırtınaya karşı koşmak durumundalar. İşte benim tezim bu, karşı çıkabilecek done getirenin de alnını karışlarım. Dolayısıyla yapılan haksızlıkları yazmamdan da kimse rahatsız olmamalı. Kamu vicdanını rahatsız eden her ne varsa, ben bunu yazarım. Ne entel maskesi takarım yüzüme ne falanca yönetici ya da başkana göbek bağım vardır. Tek gücüm kalemimimdir, Allah'a şükür o da yetiyor.

Ezel Özsipici
02-02-2009, 17:56
http://img230.imageshack.us/img230/6901/1243mj6.jpg (http://imageshack.us)
http://img230.imageshack.us/img230/1243mj6.jpg/1/w208.png (http://g.imageshack.us/img230/1243mj6.jpg/1/)Gereksiz korku!

Bazen Mustafa hocayı anlamakta zorlanıyorum. Antalyaspor gül gibi bir takım. Orta sahasında pres yapan tek kişi yok. Böyle bir rakibe karşı, bu kadar tedbirli davranmak, Holosko ve Bobo'yu kulübeye çekmek anlaşılır bir şey değil. Dörtlü defansı kurmuşsun, önlerinde de Sivok var eee daha ne olacak? Yeteri kadar tedbir almışsın zaten. Yetmezmiş gibi bir de tek santfor oynamak neyin nesi? Bilemiyorum ama bana göre bu beşli savunmanın önünde Tello, Yusuf, Holosko üçlüsü, onların önünde de Nobre-Bobo ikilisi olmalıydı. Her neyse, Allah'tan gol tam zamamında geldi. Tribünler tam Bobo lehine tezahürata başlamışlardı ki Tello'nun müthiş golü susturucu etkisi yaptı. Yoksa o terane devam eder ve durduk yere gerginlik yaşanırdı. Beşiktaş'ın hücumda etkisiz kalması pozisyon kısırlığı yarattı. Çünkü önünde Nobre dışında bir alternatif olmaması Yusuf'un yaratıcı özelliklerini kullanmasını da engelledi. İşin ilginç yanı Antalya da tek forvet oynayan Beşiktaş'ı altı, zaman zaman da yedi kişiyle durdurmaya kalktı.

Kâbus gibi dakikalar
Onların bu ürkekliği, siyah-beyazlı 11'deki falsoların daha fazla ortaya çıkmasına izin vermedi. Zaten Mustafa hoca da hatasını anlayıp ikinci yarıya başlarken Serdar Özkan- Holosko değişikliğini yaptı. Doğal olarak daha çok pozisyon bulmaya başladı Beşiktaş. Eğer Bobo daha erken oyuna alınmış olsa bu pozisyonların golle sonuçlanması çok daha kolay olabilir ve son dakikalarda da yürekler ağızlara gelmezdi. Çünkü Beşiktaş ikinci yarıda yüklenirken Antalyaspor da iyi kontrataklar yaptı. Özellikle Ali Zitouni sağ kanattan iyi bindirdi, Djiheoua da kendini unutturduğu anlarda Beşiktaş kalesinde tehlikeler yarattı. Rüştü ve savunma oyuncuları da garip hatalar yapıp, maçın son bölümünü taraftar için kâbusa çevirdiler. Sonuç olarak Beşiktaş zor da olsa üç puanı alarak zirveye bir adım daha yaklaştı.

Bülent Girgin
02-28-2009, 22:36
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Koş yoksa donarsın! Gecenin parolası buydu. Buz gibi hava, futbolcuları kendi standartlarının üzerinde koşmaya zorladı. "Kimse yerinde duramadı" desek abartmış olmayız. İkili mücadeleler kora kor olurken hücum bölgesinde çoğalmak isteyen takım arkasında açık verdi. İstanbul BŞB orta alanda Beşiktaş'ın topu iyi kullanmasına izin vermezken, İskender, Erman gibi 'pırpır' oyuncularıyla savunmanın arkasına sarkmaya çalıştı. Tatlı sert oynadılar. Robert Kus, Tijikuzu, Adriano, Cesario ve Barbosa, ikili mücadelelerde son derece etkiliydi. Buna karşılık Beşiktaş, ortada Ernst ve gerilere kadar gelen Nobre'nin direnciyle ayakta kalırken, kanat bindirmeleriyle sonuca gitmeyi hedefledi. Rakibi az adamla yakaladıklarında gol pozisyonu da buldular. Tello'nun krıtik anlarda pas tercihini yanlış kullanması ve Delgado ile Bobo'nun yavan futbolları Beşiktaş'ın ilk yarıda etkili olmasına izin vermedi.

Seyretmekle yetindi
İkinci yarıya Kartal çok daha iştahlı başladı. Konuk ekip ise her fırsatta zaman çalarak Beşiktaş'ın hızını kesmeyi hedefledi. Yere yatan kalkmadı. Her aut atışında çimleri tek tek düzelten (!) ve dolayısıyla bu konuda en sabıkalı oyuncu olan kaleci Hasagiç'in yine çimleri düzeltme bahanesiyle zaman çalarken sakatlanması kaderin cilvesi gibiydi. İlginçtir Özkahya bu zaman hırsızlığını sadece seyretmekle yetindi. Baskılı futbola rağmen beklenen gol gelmeyince Denizli, Delgado'nun yerine Holosko'yu sahaya sürdü. Bu değişiklikle neredeyse tüm hücum silahlarını sahaya sürmüş olan Kartal, gol için daha fazla yüklendi. Beşiktaş gol için her yolu deniyor, 'kartallar' gibi saldırıyor ve amacına ulaşamayınca daha da hırslanıyordu. Nobre'nin müthiş kafasıyla ağları bulan top ofsayt bayrağına takılınca moraller bozuldu ama baskı aynen sürdü. Sonunda Toraman sağ kanattan müthiş bir deparla bindirdi ve Tello'nun golü geldi. Ardından müthiş bir heyecan fırtınası yaşandı. Önce İstanbul BŞB beraberliği sağladı ardından Gökhan Zan tekrar Kartal'ı öne geçirdi. Müthiş bir geceydi. İyi futbol içimizi ısıttı.

Bülent Girgin
03-08-2009, 13:26
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Bir zamanlar üçlü savunmayı yeterli gören Mustafa hoca şimdilerde beşli savunma oynatıyor! Rakip iki atak yapınca gol yeme korkusuyla Sivok'u iki stoperin arasına çekiyor. Ondan sonra da tek kelimeyle "çarşı" karışıyor. Zapo ve Toraman başta tüm futbolcular ne yapacaklarını şaşırıyor. Beşli savunma, ortada bir tek oyuncu ve ileride dört forvet. Yani 5-1-4 diye bir acayip durum. Gerideki beşli ve ilerideki dörtlü arasında 40 metre mesafe. Bildiğin Konya ovası... Savunmacılar kale önünde nöbette, Tello, Bobo, Nobre ileride top bekliyor, Delgado kayıp ve bütün yük binmiş Ernst'in sırtına. Bir teknik adam bu manzarayı nasıl göremez ya da müdahale etmez, anlamak mümkün değil. Takım iki farkı bulmuş ve bu rahat skora rağmen orta sahada top tutamıyor. Bunun çözümü Sivok'u da ortadan alıp savunmaya koymak mı yoksa orta alanı güçlendirmek midir? (Kimse bana Sivok geri geldiğinde, Zapo öne çıktı falan demesin. Zapo'nun kendi etrafında dönmesi 365 gün sürüyor...)

Kaleci Recep'e sorun!
Peki Mustafa hoca savunmayı beşledi de Hacettepe pozisyon bulmadı mı? Aksine daha çok buldu. Neredeyse bütün ikinci topları kazanıp üst üste bindirme yaptılar. İlk yarıda dört pozisyon bulmaları bundan. İkinci yarıda da durum farklı değildi. Maçın büyük bölümü Beşiktaş savunması ile Hacettepe takımı arasında geçti. Diyeceksiniz ki her şey bu kadar kötüyken nasıl kazandı bu takım. Bunu bana değil Hacettepe kalecisi Recep'e sorun. Bana gore Mustafa hoca dün başarısız bir intihar denemesinde bulundu. Bakalım aynı denemeyi önümüzdeki hafta da yapacak mı? Ha bir de maçtan hemen önce Beşiktaş tribünlerindeki Antipati grubundan Selçuk kardeşim aradı ve pazartesi beklediği yavrusunun erken doğduğu haberini "Jinyör maça yetişti abi!" diyerek verdi. Yağız bebeğe, huzurlu ve sağlıklı bir ömür diliyorum. Kimbilir belki de bu goller onun içindi!

Volkan Kaya
03-08-2009, 15:44
açıkçası son maçlardaki sistemi bende hiç anlamadım.sol açık yok takımda tello sağ kanatta takılıo ekrem arkasında takılıo toraman,zapo,sivok la 3 stoper takılıyoruz sol bekte de üzülmez var ama sol açık yok takımda ben hiç bişey anlamadım bu sistemden yani kimin nerde oynadığı belli değil takımda

Bülent Girgin
03-15-2009, 09:49
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Beşiktaş kazanıyor ama kazanırken de ecel terleri döküyor. Bunun sebebi Mustafa hocanın şapkadan tavşan çıkarmayı sevmesi. Orta alanda iki kanadı boş bıraktı ve Bobo'dan sol açık yaptı dün gece. 1.90'lık Bobo top getirip ortalayacak 1.60'lık Tello gol atacak. Taktik bu. Sormak lazım, eğer kanatta oynayacak bir forvete ihtiyaç varsa Holosko ne güne duruyor? Gördük işte oyuna girdiği anda maçın kaderi değişti. Koca orta saha Cisse ve Ernst'e emanet. Tello sağ uçta dolaşıyor, Delgado nerede? Savunmadaki dörtlü ve önlerindeki ikili debelenip dursun. Bir de Nobre tabii. Tello, Delgado ve Bobo ise armut piş, ağzıma düş misali ileride bekliyorlar. Böyle bir sistemle Hacettepe karşısında ecel terleri dökmüştü Beşiktaş ama demek ki ders alınmamış. Dolayısıyla geçen haftaki sıkıntılar ilk yarıda yine yaşandı. Doğru düzgün tek pozisyon bulamadan devreyi tamamladı siyahbeyazlılar. İkinci yarıya da aynı tas aynı hamam başlayınca bir kez daha şaşırttı bizi Mustafa hoca. Bobo dururken Nobre'yi oyundan çıkarması (eğer bir sakatlık sözkonusu değilse) ise anlaşılır gibi değildi.

Delgado etkisiz
Bunca yanlış arasında Yusuf ve Holosko'yu oyuna alması belki de yaptığı tek doğruydu. Holosko, ilk buluştuğu topla sağdan bindirdi ve nefis bir asist yaptı, Ernst'in vuruşuyla da gol geldi. Özetlersek, Beşiktaş kazanma iştahıyla oynuyor ve maça asılıyor ama bunu bir düzen içinde yapamıyor. Tablo çok açık, maçın son yarım saatinde Tello yerine geçti, Holosko sağ kanadı aldı, Bobo ortada oynadı, etkisiz eleman Delgado'nun yerine de ne yaptığını bilen Yusuf sahne aldı, manzara değişti. Unutmadan belirtelim, Sivok, Ekrem, Holosko ve Toraman bana göre sahanın en iyileriydi.

Kıyasettin Tasar
03-16-2009, 23:23
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Beşiktaş kazanıyor ama kazanırken de ecel terleri döküyor. Bunun sebebi Mustafa hocanın şapkadan tavşan çıkarmayı sevmesi. Orta alanda iki kanadı boş bıraktı ve Bobo'dan sol açık yaptı dün gece. 1.90'lık Bobo top getirip ortalayacak 1.60'lık Tello gol atacak. Taktik bu. Sormak lazım, eğer kanatta oynayacak bir forvete ihtiyaç varsa Holosko ne güne duruyor? Gördük işte oyuna girdiği anda maçın kaderi değişti. Koca orta saha Cisse ve Ernst'e emanet. Tello sağ uçta dolaşıyor, Delgado nerede? Savunmadaki dörtlü ve önlerindeki ikili debelenip dursun. Bir de Nobre tabii. Tello, Delgado ve Bobo ise armut piş, ağzıma düş misali ileride bekliyorlar. Böyle bir sistemle Hacettepe karşısında ecel terleri dökmüştü Beşiktaş ama demek ki ders alınmamış. Dolayısıyla geçen haftaki sıkıntılar ilk yarıda yine yaşandı. Doğru düzgün tek pozisyon bulamadan devreyi tamamladı siyahbeyazlılar. İkinci yarıya da aynı tas aynı hamam başlayınca bir kez daha şaşırttı bizi Mustafa hoca. Bobo dururken Nobre'yi oyundan çıkarması (eğer bir sakatlık sözkonusu değilse) ise anlaşılır gibi değildi.

Delgado etkisiz
Bunca yanlış arasında Yusuf ve Holosko'yu oyuna alması belki de yaptığı tek doğruydu. Holosko, ilk buluştuğu topla sağdan bindirdi ve nefis bir asist yaptı, Ernst'in vuruşuyla da gol geldi. Özetlersek, Beşiktaş kazanma iştahıyla oynuyor ve maça asılıyor ama bunu bir düzen içinde yapamıyor. Tablo çok açık, maçın son yarım saatinde Tello yerine geçti, Holosko sağ kanadı aldı, Bobo ortada oynadı, etkisiz eleman Delgado'nun yerine de ne yaptığını bilen Yusuf sahne aldı, manzara değişti. Unutmadan belirtelim, Sivok, Ekrem, Holosko ve Toraman bana göre sahanın en iyileriydi.

bobo dururken nobreyi oyundan çıkartması hataydı diyor

yahu,bu bobo dediğimz futbolcu o maçta 4 net pozisyona girdi ve az farkla kaçırdı,hele bir pozisyon varki 1-0 dı maç cezasahası dışında müthiş egale etti adamları sıyrıldı ve ordan yapacağı en iyi şutu yaptı,çünkü daha fazlası içn zamanı yoktu ve kaleci kurtardı

yani illa her hafta gol atmak zorundamı,hacettepe maçında daha etkisizdi oyunda ama bir gol bir asist yaptı ve kimse eleştirmedi,niye holoskoyu almadı diye sormadı,bütün yorumcuları takip ettim,şimdi adam etkili oldu,gole adını yazdıramadı diye...böyle olunca tav oluyorum arkadaş...devamlı takip ettiğim yazarlardan biri ama beni kaybetmek üzere.

Kıyasettin Tasar
03-16-2009, 23:24
ayrıca,nobreyi alması iyi oldu..nobre bey de görsün onsuz bu takım yarım saatte 3 tanede atar,ve fazla fiyatta uçmasın.

Bülent Girgin
04-27-2009, 07:44
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Denizli'yi anlamak mümkün değil. Yine koca bir 45 dakikayı çöpe attı. İnanılır gibi değil ama garip kadro kurmakta üstüne yok hocanın. Eskişehir'i rakip kaleye götürecek en hızlı oyuncu Youla. Mustafa Denizli bunu bile bile en hızlı savunmacısını yani İbrahim Üzülmez'i yedekte tutuyor. O kadarla kalmıyor. Bobo kulübede oturuyor, Holosko tek santrfor, sezon başından beri dökülen Serdar Özkan sahada. Bu artık şapkadan tavşan çıkarma meselesini de aştı ve bu konuda söylenecek söz yok artık. Beş asından yoksun Eskişehirspor can havliyle bir şeyler yapmaya çalıştı ama bir türlü organize olamadılar. Orta alanda öylesine büyük boşluklar bıraktılar ki, Serdar Özkan biraz kıpırdamış olsa Beşiktaş daha ilk yarıda maçı kotarabilirdi. Öyle olmadı, Serdar eli belinde dolaşıp, Holosko dörtlü savunma arasında kaybolunca atılan üç şut dışında koca bir devre pozisyonsuz geçti.

Hatalarını telafi etti
İkinci yarıda yine aklı başına geldi Mustafa hocanın. Serdar'ın yerine Bobo'yu oyuna aldı, savunmanın soluna da Üzülmez'i çekti. Yani bir kez daha, maçın başında yapması gerekenleri ikinci yarı başında yaptı. Ne diyeyim, helâl olsun. Bu değişiklikler Beşiktaş'ın hücum bölgesinde çoğalmasını sağlarken Üzülmez'le sol kanat da çalışmaya başladı. Rakip kaleye daha derli toplu giden Beşiktaş'ın golü bulması da gecikmedi. Bir devreyi kulübede geçirmek zorunda kalan Bobo yakaladığı ilk net pozisyonda golünü de attı. Sonra mı? Sonra Denizli bir hatasını daha telafi edip Yusuf'u sahaya sürdü ve bizler de müthiş bir şov izledik. Sol kanatta, bir metre kare içinde Doğa'yı üç kez üst üste çalımladı, ondan sonra en etkili olduğu yerde, yani son çizgide Serdar'ı düğümledi ve Holosko'ya golü attırdı. Bu iş böyle yapılır dedi ve maçı bitirdi. Bu Yusuf artık benim gözümde Koca Yusuf'tur. Helal olsun sana Koca Yusuf. Gencim diye geçinenler, senden utansın.

Bülent Girgin
05-10-2009, 13:40
http://www.fotomac.com.tr/i2/y/1243.jpgTurgay DEMİR

Büyük avantaj

Tüm annelerin anneler gününü kutlayarak başlayalım. Bu arada dün de Avrupa Birliği günüydü. İkisi de kutlu olsun. Gelelim maça. Ankaraspor iyi pas yapan bir takım. Böyle bir takımı bozmak için ya çok koşan bir 11 kuracaksınız ya da siz daha iyi pas yapacaksınız. Denizli ikincisini tercih etti ve Yusuf ile Delgado'yu birlikte kullandı. Topu iyi dolaştıran Beşiktaş, Holosko ve Bobo ile kontratak golü aradı. Rakip kalede baskı kuramayan siyah-beyazlılar, Delgado'nun nefis pasını değerlendiren Holosko ile golü bulunca rahatladı. İkinci, üçüncü golü atabilecekleri pozisyonları da yakaladılar. Eğer onları değerlendirebilseler ilk yarıda maçı kotarabilirlerdi.

Yine liderlik stresi
Sivok savunmada çok iyi oynadı, Cisse ortada gayretliydi ama kritik yerlerde yanlış müdahaleler yapınca bir çok atağın etkisiz kalmasına neden oldu. İkinci yarıya sarı kartlı Sivok'un yerine savunmaya Gökhan Zan'ı çeken Denizli, böylece uzun boylu Ediz'in kornerler ve duran toplarda tehlike yaratmasına da engel olmak istedi. Ne var en uzun oyuncusu sahadayken Beşiktaş, Ediz'den kafa golü yedi. Sanırım devre arasında Sivas'ın mağlup durumda olduğunu öğrenince yine liderlik stresi yaşadılar. Golden sonra Denizli, Delgado'yu çıkarıp Tello'yu alarak doğru bir hamle yaptı. Oyuna girdiği anda üst üste dört korner kullanan Tello son kornerde Ekrem'e süper pas verince gol geldi. Ondan sonra da ölüp ölüp dirildi tribündeki Beşiktaşlılar. Taa ki Bobo'nun golü gelene kadar. Evet haftalardır ayağına gelen fırsatları kaçıran Beşiktaş ilk kez şampiyonluk yolunda çok önemli bir adım attı. Bu adımda Rüştü'nün payını da vermek lazım. Şimdi iş sadece 270 dakika kala gelen bu liderliği lig sonuna kadar korumakta. Neyin, ne olacağını Allah bilir ama Beşiktaş bu büyük avantajı harcamaz.

Ezel Özsipici
07-29-2009, 11:36
http://img216.imageshack.us/img216/8853/1243esn.jpg (http://img216.imageshack.us/i/1243esn.jpg/)
Gel artık 10.5 numara!

Beşiktaş, Süper Kupa ile Barış Kupası arasında kaldı. Denizli, Barış Kupası'nda yarı final ve final görmenin Beşiktaş'ın imajını olumlu yönde etkileyeceğini düşünüyor. Dolayısıyla bugün Porto karşısında hedef kesinlikle galibiyet olacak. Kartal bunu başarırsa, Süper Kupa finalinin ertelenmesini isteyecek, o da olmazsa F.Bahçe karşısına muhtemelen PAF takımı takviyesiyle çıkacak. Önceki gece Porto-Lyon maçını izleyen futbolcular, zoru başarmanın peşindeler. Fink ve Ernst gibi oyunculara bu gece çok iş düşecek. Çünkü Porto'nun Hulk gibi bir baş belası var. Denizli, bu oyuncuyu kilitleyerek sonuca ulaşmaya çalışacak. Sonuç olarak Beşiktaş hem antrenman temposu, hem de güçlü rakipleriyle oynadığı kupa maçlarıyla lige sıkı hazırlanıyor. Tek sorun Delgado'nun naz yapması. Mustafa Denizli hiç belli etmese de bu olay canını çok sıkıyor ve yeni 10.5 numarasının bir an önce kadroya dahil olmasını istiyor. Bu da gerçekleştiği takdirde ligin ilk maçından itibaren hedefe emin adımlarla yürüyen bir Kartal izleyebiliriz. Tersi olsa bile bu kadronun şu haliyle lig için yeterli olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.

Bülent Girgin
08-18-2009, 11:25
http://img216.imageshack.us/img216/8853/1243esn.jpg

İkinci köprü şart

Futbol sofrası ekmeğinden, tuzundan, biberinden yani seyirciden yoksundu dün gece... O sessizlikte kapalıdaki bir pankart dikkatimi çekti, şöyle diyordu: Yokluğun cehennemin öbür adıdır! Tribünde yapılan her yanlışın para ya da saha kapatma cezası olarak kulüplere döndüğü malum... Cehennemi yaşamak istemeyen küfür etmesin kardeşim. Bu kadar basit. Gelelim maça.. Beşiktaş'ın savunması Asya, forveti Avrupa... Aradaki Boğaz Köprüsü ise Ernst ve Fink... Hal böyle olunca çoğu zaman köprü yetersiz kalıyor, trafiği kaldırmıyor.. Dün Fink sayesinde bir şerit daha kapanınca kıtalar arasındaki bağlantı tamamen koptu.. Oraya ikinci bir köprü şart.. Hatlar kopmuşken bir de Antalya kapanınca Beşiktaş pozisyon üretmekte zorlandı.. Allah'tan Üzülmez soldan, Erhan da (etkili orta yapmasa bile) sağdan bindirip rakip defansın dengesini bozdular.. Fink ilk kez kötüydü, Nobre de öyle.. Yerlerine giren Uğur ve Holosko puzzellı tamamlayan parçalar gibiydiler.. Bu ikilinin enerjisi Tello'nun çabalarının meyve vermesini de kolaylaştırdı..

Penaltı vermek yasak mı?
Şilili iyi oynadığı maçta bir de harika gol attı... Hemen belirtelim bu galibiyet sahadaki gerçeklerin üstünü örtmemeli.. Beşiktaş ortadaki boşluğa bir çare bulmadığı müddetçe her rakip karşısında zorlanır... Oyunu tutamaz, baskı kuramaz.. Adı Galatasaray ya da Fenerbahçe değil ki bu zorlandığı dakikalarda bir penaltı yada ofsayttan atılan bir gol imdadına yetişsin. Öyleyse aman Denizli bir çare diyerek noktayı koyalım.. Pardon birkaç cümle de hakemin patronu MHKiçin.. Sevgili Oğuz Sarvan, Sayın Yüksel Okçuoğlu siz bu hakemlere Beşiktaş lehine penaltı çalmayı yasakladınız mı Allah aşkına? Süper Kupa'da Yunus Yıldırım, Belediye maçında Tolga Özkalfa derken dün İlker Meral ikisini de gölgede bıraktı.. İbrahim Üzülmez'e kafa atan Yalçın'ın hareketini cezasız bıraktı.. Sizler Beşiktaş aleyhine yapılan hatalara kayıtsız kalıyorsunuz ki hakemler aynı şekilde düdük üflemeyi sürdürüyor...

Uğur Şimşek
08-19-2009, 00:13
"Adı Galatasaray ya da Fenerbahçe değil ki bu zorlandığı dakikalarda bir penaltı yada ofsayttan atılan bir gol imdadına yetişsin." :D: çok güzel yazmış =)

Ertürk Yıldırım
09-07-2009, 10:09
Üzgün ve ümitliyim

Kafam karışık, yorgun ve üzgünüm. Önceki gece sahura hazırlanırken sevgili Cenk Atılgan kardeşimin İlker ağabeyin durumu ağırlaştı şeklindeki mesajını aldım. O dakikadan itibaren başımdaki ağrı geçmek bilmedi. O nedenle önce tüm futbolseverlerin kalbine seslenmek istiyorum. İlker ağabeyin durumu bu kez ağır. Yürekten edilecek dualara çok ihtiyacı var. Lütfen onun için hep birlikte dua edelim. Kusuruma bakmayın. Bir can dost, ölüm-kalım çizgisinde gidip gelirken, dua çağrısından maç yorumuna geçmeyi kolaylaştırcak cümleler bilmiyorum. Anlayışınıza sığınarak daldan dala atlayıp Milli Takım'ın oynayacağı hayati maçla ilgili düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Önce şunu belirtmeliyim ki, Estonya maçını, çarşamba için ölçü kabul etmiyorum. Cumartesi kafamız karma karışıktı ve maç başlarken 7 puan gerideydik (!) Şimdi kafamız net ve rakibimiz karşımızda. Gözümüz de, kulağımız da aynı yerde olacak. Bu çok önemli.

Arda'ya çok güveniyorum
Bosna'ya bir puan yetiyor. Onlar için avantaj olabilir mi? Olabilir ama rehavet yaratma riski de var. Bu nedenle kazanmaya oynamalarını bekliyorum. Rakibin kadrosunda Edin Dzeko gibi Bundesliga'da 26 gol atmış bir forvetin olması bizi korkutmalı mı? Olmasaydı, daha iyi olurdu! Korkmalı mıyız? Asla! Rakibin her silahına çözüm üretebilecek bir kadromuz var. Terim'in tecrübesi bu maçın şifrelerini çözmeye yeter de artar bile. İyi de ne diyorsun söyle, bu maç ne olur? Skoru bilemem, falcı değilim. Kimse de bilemez. İyi oynayıp, çok pozisyon üreteceğiz, buna çok inanıyorum. Ötesi biraz da şans. Biz vururuz direkten döner, onlar vurur dönmez, kim bilebilir ki. Şans ya da şanssızlık da önemlidir futbolda, bunu unutmayalım. Özetle; Milli Takım'a çok güveniyorum. Bu güveni de bana en başta Arda veriyor. Böyle bir yıldızımız varken, yarı yolda kalırsak yazık olur. Çok yazık olur.

Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:20
http://img42.imageshack.us/img42/3160/1243.jpg

Cassio Tello!

Delgado sakatlandıktan sonra Tello'ya bir haller oldu. "Alem buysa kral benim" diyor ve çok sağlam istihbaratlarıma göre takım arkadaşları bu durumdan inanılmaz rahatsız. Bu görüntü karşısında, Tello Beşiktaş'ın Lincoln'ü oldu demek pek yanlış olmaz sanırım Denizli onu çok seviyor, biliyorum. 'Türkiye'ye gelen en iyi yabancılardan biri' diyor. Olabilir ama aynı Denizli, yol yorgunluğu bahanesiyle de olsa Galatasaray derbisinde Tello'yu 18'e almadıysa, ondaki olumsuz gelişmelerin farkına varmaya başladığını düşünebiliriz. Dolayısıyla Mustafa hoca bir alternatif arayışına girdi. Serdar Özkan'ı öne çıkarmaya çalıştı. Serdar kardeşimin yetenekleri ile sahada yaptıkları örtüşmeyince de hoca çaresiz kaldı... Oysa Mustafa hoca, Beşiktaş tarihini şöyle gözünün önüne bir getirebilse Kartal'ın tarihsel oyun karakterinde bir oyuncuya bel bağlamak olmadığını net şekilde görebilir. Beşiktaş hiçbir zaman, Fenerbahçe ya da Galatasaray gibi teknik oyunculardan kurulu bir takım olmadı. 50 yıllık lig serüveninde tek başına takımı sürükleyen, teknik olarak ön plana çıkan Yusuf Tunaoğlu, Sergen, Şifo ve belki birkaç isim daha sayabilirsiniz ama hepsi bir elin parmaklarını geçmez.

Karakter önemlidir
Beşiktaş'ın karakteri mücadele etmektir. Taraftar da bunun farkındadır ve bu nedenle süper yetenekleri değil Pascal Nouma gibi asi yüreklileri yazar unutulmazlar listesinin ilk sırasına... O nedenle burnu Kaf Dağı'ndaki bir Tello'ya da, çıtkırıldım Delgado'ya da, kaleye gitmeyi büyük iş yapmak zanneden Serdar Özkan'a da ihtiyacı yok aslında Beşiktaş'ın. Hocanın bunu görmesi gerek... Daha sonra da yapması gereken ilk şey, birçok futbolcunun kafasını karıştıran sistemini sadeleştirip takımdaki görev tanımlarını yeniden belirlemektir. Sonraki hedef de kadroda istikrarı sağlamak olmalı. Tabii tüm bunları yapmak için öncelikle kesin olarak kalmaya ve mücadele etmeye karar vermesi gerekir. "Du bakalım n'olcek" mantığıyla Beşiktaş'ta teknik direktörlük yapılmaz. "Hele bir Moskova'dan dönelim de manzaraya bakarak karar veririz" demek de Beşiktaş'ın hedeflerine uymaz... Denizli kalmalı, inadına savaşmalı. Kararını verdikten sonra da kendisine kılavuz eden kargalarla 'Kartal'ları ayırt etmelidir. Bu iyi bir başlangıç noktası olabilir!

Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:21
Nicelik mi nitelik mi?

FIFA ve UEFA hakem hataları karşısında arayış içinde... Amaçları futbolun tadını kaçırmadan, mümkün olduğu kadar hataları azaltmak... Olur mu, olmaz mı, teknolojik ilaveler delikanlı futbolu bozar mı, bu tartışma bizde de sürüyor... Altı hakem yetmez diyen mi istersiniz, altı hakem fazla diyen mi? Hepsi mevcut... Oysa bu işin hakem sayısıyla çok ilgisi yok... Hakemliği amaç değil şöhrete (medyaya) giden yolda araç olarak gören, altı değil altmış altı hakemi sahaya sürsen ne yazar?.. Gerçek sorun hatalar değil, hataların hata olduğuna dair duyulan güvensizliktir... Nicelikle uğraşmayı bırakıp nitelik konusuna el atılmalı... Aksi halde hakem sayısı artar ama sorunlar asla azalmaz.

Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:23
http://img185.imageshack.us/img185/3827/37ba35dde359fe4da979df2.jpg
Penaltıyı bilerek vermedi (!)

İlker Meral, Ali Güneş'in "kaleciliğini" görmedi ya birileri Galatasaray'a nasıl yalakalık yapacaklarını şaşırdılar... Penaltıyı kasten vermedi diyorlar resmen... Oysa çok iyi biliyorlar ki bir hakem her ne yapacaksa karambol pozisyonlarda yapar, Metin Şentürk'ün bile göreceği bu tür pozisyonlarda değil.. Ama eyyamcılık, polemik yaratmak ilk hedeftir bizde... Hele hele Galatasaray ya da Fenerbahçe'nin canı yanmışsa orantısız güç kullanıp sabahlara kadar yaygara koparmak acayip prim yapar... O nedenle güçlüden yana olma fırsatını hiç kaçırmaz bizim yağdanlıklar... Oysa Denizlispor- Sivasspor maçında Fahri Tatan da yaptı aynı kaleciliği ve hakem de görmedi... Kimse de tınlamadı...

Çünkü yapılan hatanın büyüklüğü değil kimin aleyhine yapıldığı önemlidir goygoycuların gözünde... Tezlerini haklı çıkaracak tek pozisyon bulsunlar oradan vurup geçerler... Diyeceksiniz ki sen de hep hakem hataları yazıyorsun?. Yazıyorum!.. Ama böyle değil... Ben bir sezonda 18 maça aynı yardımcı hakemi atayanları deşifre ederim... On sezonda göstermedikleri kartı tek maçta gösterenlerin peşine düşerim... Saracoğlu'nda, Ali Sami Yen'de veremedikleri penaltıları, sayamadıkları golleri, kaldıramadıkları bayrakları, çıkaramadıkları kartları İnönü'de, Avni Aker'de ve tüm Anadolu'da çıkaranlarla savaşırım... Goygoy yapmam, adalet peşinde koşarım... Benim derdim her türlü hatalarını başıma taç yapacağım delikanlı hakemler değil, onları baskı altına almaya çalışanlar ve o baskıya direnemeyen korkak düdüklerdir.

Ertürk Yıldırım
09-25-2009, 20:24
Bu bomba imha edilmeli!

Yönetim, Denizli, futbolcular derken Beşiktaş çifte kupa moraliyle güle oynaya başlayacağı sezona kahır mektubuyla girdi... Yetmezmiş gibi Denizli'ye bir kez daha "İçimizdeki İrlandalılar" özdeyişini (!) hatırlatan yönetici açıklamaları da tuz biber ekti... Eldeki kadro sıradan bir takım değil, çifte kupalı şampiyon... Üstelik takviye edilmiş... Normal şartlarda olması gereken daha iyi bir başlangıç ama bin kez yazdığımız sebeplerden dolayı tam tersi yaşanıyor... Öyleyse ne yapmalı... En başta ciddi bir öz eleştiriye ihtiyaç var... Başkan Demirören ve Denizli'nin yapması gereken bu... Kayıhan'ın o meşhur şarkısını hatırlayıp "Ben nerde yanlış yaptım?" diye kendilerine sormalılar... Bulacakları cevapların ardından da harekete geçmelidirler... Peşinen söyleyeyim, başkan kendi kendine dürüst cevap verir ve bunları bir yere yazarsa kitap olur!.. Denizli'nin yanlışları daha az... Bu sezon en büyük hatası olayı yaşamaması... Takımın başında sahaya çıkıyor ama ruhu orada değil... Balık baştan kokar misali bu manzara takımı direkt etkiledi... Eğer başkan ve teknik adam, can simidi gibi imdatlarına yetişen şu aradaki boşluğu doğru değerlendirip, doğru adımlar atmazlarsa kötü gidişin devam etmesi de kaçınılmazdır... Diyeceksiniz ki kılavuzluk yap, çözüm öner... Yeni bir şey yok... Bilinenin tekrarı... En başta takım içindeki 'para bombası' patlamadan geri çekilmeli... Nobre, Bobo, Holosko, Nihat, Tabata ve Tello arasındaki uçurum azaltılmalı... Sonrası Denizli'nin işi... Sistemi sadeleştirip, kadroda istikrarı sağlar ve maçları yaşamaya başlarsa gerisi çorap söküğü gibi gelir.

Ertürk Yıldırım
09-29-2009, 20:02
Beşiktaş iyi takım!

Beşiktaş'ın birçok sorunu var ve hepsi üzerine saatlerce konuşmak ya da sayfalar dolusu yazmak mümkün... Bununla birlikte sadece kadroda istikrarın sağlanması bile (diğer problemler aynen kalsa dahi) Beşiktaş'ı içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarabilir... Ligde haftayı 'bay' geçiren Kartal hem dinlendi, hem de baskıdan uzak kaldı... Bu bir avantaj... Dolayısıyla yarınki CSKA Moskova maçı yeni bir sayfa açmak için önemli bir fırsat olabilir... Mustafa Denizli, kendisini istifa etme noktasına getiren süreci sonlandırmak istiyorsa Moskova'da akılcı adımlar atmalıdır... En başta da geçen sezondan bu yana yaşadığı tecrübeleri ciddiye alması şart... Peki nedir o tecrübeler?.. Belki temcit pilavı misali olacak ama gerçekler aynı olunca bizim önerilerimizin farklılaşması mümkün değil... Yusuf, Serdar Özkan, İbrahim Kaş, Nihat ve Tabata konusunda ciddi yanlışlar yapıyor hoca... Yusuf'u hiçbir şart altında rakip diriyken kullanmaması gerektiğini artık kesin olarak kabul etmeli... Son yarım saatte ve oyunu karşı sahaya yıkabileceği rakiplere karşı sahaya sürmeli bu oyuncuyu.

Bu gerçekler görülmeli
İbrahim Kaş dar zamanda savunmanın göbeği için bir alternatif olabilir ama sağ kanat için asla değil... Terim Milli Takım'da denedi, orda da olmamıştı, Beşiktaş'ta da olmuyor... Bu bölgede Toraman ve Ekrem dışında arayışa girmek suya yazı yazmaktan farksız... Matematik (!) böyle diyor, ben değil. Serdar konusunda da gerçeklere sırtını dönmemeli Mustafa hoca. Son üç sezonda Serdar Özkan'a verilen şans hiç kimseye verilmedi ve bu genç adam da bulduğu fırsatları iyi kullanamadı... Hâlâ bu çocuktan medet ummak onu kaybetmek anlamına gelir... Dikkat! Nihat formsuz... Yeteneğini, tecrübesini kimse inkar etmiyor ama eski Nihat olmadığı da kesin... Öyleyse diğer alternatifler öncelikle değerlendirilmeli, Nihat ikinci bir emre kadar beklemeli. Tabata kesinlikle Alex değil ama boş adam da değil... Forvet arkası oynadığı taktirde faydalı olabilir, orta sahada oyunu yönetmesi ise neredeyse imkansız... Bunun için oyun zekası da, fizik gücü de yetersiz kalır... Uzun sözün kısası test edilip onaylanmış bu gerçekleri görmezden gelmek tehlikeli maceralara atılmak anlamına gelir... Denizli, her futbolcusundan maksimum verim almak istiyorsa, doğru oyuncuyu, doğru zamanda, doğru yerde kullanmalı ve kadroda istikrarı sağlamalıdır. O takdirde Beşiktaş'ın gerçek gücü de, performansı da ortaya çıkacaktır.

Ertürk Yıldırım
10-01-2009, 12:56
Büyük başarı!

Maçın henüz başında topla buluşan Dzagoev kaleye baktığında top ayağının dibindeydi... Mecburen, aşırtma bir vuruş yapacaktı, bütün stat işe uyandı, bir tek Rüştü uyudu. Şampiyonlar Ligi'nde bir şeyler yapmak istiyorsanız kaleciniz böyle bir gol yemeyecek. Beşiktaş'ın bir derdi kolay gol yemekti, ikincisi ise atamamak. Golden üç dakika sonra Holosko kaleciyle karşı karşıya. Topun dibine girse golü atması işten bile değil... Atamadı... Şampiyonlar Ligi'nde böyle pozisyon bulunca atacaksınız. İlk 15 dakikada bir tek CSKA'lı oyuncu pres yaptığında bile Beşiktaş savunması tam dokuz kez Rüştü'ye pas vermek zorunda kaldı. Bu manzara geriden oyun kurma konusundaki problemin en önemli göstergesiydi. Geriden oyun kuramazsanız bir yanınız hep eksik kalır. Beşiktaş'ın bir başka derdi de buydu. Denizli, 4-2-3-1'le orta alanda rakibi bozmayı ve karşı kaleye de çok adamla gitmeyi hedefledi. Nobre'nin arkasında Holosko-Tello ve Nihat vardı. Bu 4'lü bir türlü organize olamadı. Sakatlanan Holosko'nun yerine giren Yusuf biraz olsun arızayı giderdi.

Ancak figüranlık yapar
İkinci yarının başlarında Beşiktaş nispeten daha etkiliydi. Ernst ve Ekrem'in öne çıkmaları CSKA'yı kalesinin önüne çekilmeye zorladı... Nihat'ın ıska geçtiği pozisyon bir bakıma kader anıydı. Beraberlik geldi, gelecek derken, Krasiç tek başına sağ kanattan bindirip, kendisini hayranlıkla izleyen (!) Beşiktaşlı oyuncuları ipe dizerek golünü attı, maçı bitirdi! Beşiktaş'ta oyuna böylesine ağırlık koyan bir tek oyuncu yoktu. Doğrusu Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi filminde başrol oynamayacağı malumdu, hiç değilse yardımcı oyuncu olabilir diye düşünüyorduk anladık ki acemice goller yiyen Rüştü'yle, ne yaptığı belli olmayan İbrahim Kaş'la, sahte okey Tello'yla ve Nihat'ın bu haliyle Beşiktaş bu ligde ancak figüran olur. Ayrıca kendi A2 takımını bile yenemeyenlerden CSKA'yı yenmelerini beklemek de fazla iyimserlik olur. Gol atmaları bile büyük başarıdır!

Ertürk Yıldırım
10-04-2009, 12:49
Fay hattı!

İsyan noktasında yürekler taşınca kantarın topuzu da kaçıyor haliyle... Beşiktaş taraftarı canı gibi sevdiği takımını yuhalıyor... Hem de ne yuhalamak... Özellikle de Rüştü'yü... Tepkilerini anlamak mümkün ama keşke Runje olayındaki gibi çok daha şık bir protesto şekli bulabilselerdi. Yılların Rüştü'süne büyük ayıp ettiler. O psikoloji altında Rüştü'nün hata yapmaması büyük bir şanstı. Sadece Rüştü değil, taraftar Ernst ve Ferrari dışındaki tüm futbolculara tepkiliydi. Oysa Beşiktaş ligin kalanını da bu futbolcularla oynayacak. "Yönetim istifa" dediniz anladık. Yönetim istifa eder yenisi gelir ama koca takım için aynı şeyi söylemek mümkün mü? Sözün özü, kantarın topuzu kaçtı, ayıp oldu. Üstelik tribünler de birbirine düştü. Bir tarafta takıma destek vermeye çalışanlar, diğer yanda bunu "yönetime destek" şeklinde algılayıp isyan edenler. Kapalı tribündeki kavganın bini bir para. Aynı anda çarpan, aynı türküleri söyleyen yürekler birbirini anlayamaz halde. Ne acı bir tablo değil mi! Böyle bir ortamda ne kadar futbol oynanabilir ki? Yusuf yılların tecrübesiyle her şeyin farkındaydı. Daha birinci dakikada insan üstü bir gayretle hiç yapmadığını yapıp 20 metre depar atarak topu kale içindeki Nobre'ye verdi. "Erken bir gol atalım, kurtulalım" gayretiydi bu... Nobre boş kaleye atamadı. Üzerindeki baskıdan ayakları titremişti besbelli.
Baş sorumlusu onlar
Dün gece "arızaların" büyük bölümü sahada yoktu... Tamamen duygusal (!) nedenlerle "pasif direniş" yapanlardan Holosko sakatlandı, Tello sakatlık bahanesiyle kadro dışı kaldı, Bobo da yedekti. Hemen belirtelim bu geçici bir çözüm. Yönetim ve Denizli'ye düşen ilk büyük görev bu "pasif direniş" konusunu tamamen ortadan kaldırmaktır. Ya istedikleri paraları vereceksin ya da biletlerini keseceksin... Başka bir seçenek yok. Bu büyük problem konusunda başlarını kuma gömüp çözüm aramayanlar bundan sonraki hal ve gidişin de baş sorumlusu olacaklardır. Benden söylemesi. Her neyse. Dün gece inanılmaz zor şartlarda faylardan bazıları kırıldı, stres azaldı. Futbolcular hedef tahtasından biraz olsun uzaklaştılar. Misal Rodrigo Tabata gol atarak kritik bir eşiği geçti. Yönetim ise hâlâ fay hattının üzerinde oturuyor.

Ertürk Yıldırım
10-06-2009, 16:56
Çocuklara borçlusunuz
Hani o güzel tribün türküsünde "kalbimin en orta yeri..." der ya, İnönü'nün Kapalı'sı tam da o yerdir... Beşiktaş'ın kalbinin en orta yeri... O yer kanıyor... Milyonlarca Beşiktaşlı da kan ağlıyor... Denizli maçında garip şeyler oldu tribünlerde... Tüm tribünler yönetimi istifaya davet ederken, görenlerin "özel görevle maça geldikleri her hallerinden belliydi" diyerek tanımladığı bazı gruplar buna engel olmak istemişler... Özellikle de Kapalı'da rezillik diz boyuymuş... Takım elbiseli 100-150 kişilik bir grup yönetim istifa diyenlere, kadın, çocuk, anne, baba, yaşlı, genç ayırmadan saldırmış... Yaşananlara insanın inanası gelmiyor... Bu çirkinliği, bu aymazlığı, bu kepazeliği Beşiktaş tarihine kim, nasıl anlatabilecek çok merak ediyorum. Bu rezalete sebep olan ve göz yumanları da tüm kalbimle lanetliyorum. Bilen bilir... Başkan Demirören'in yanlışlarını her fırsatta eleştirdim ama hiçbir zaman saygıda kusur etmedim. Çünkü o Beşiktaş'ın başkanıdır. Havaalanında başkana yapılanlar çok çirkindi. Denizli maçındaki bazı tepkiler de abartılı ve seviyesizdi. Utandım.

Sakın oyuna gelmeyin
Maç boyu eşinin yanında dim dik duran Revna hanım protestoları medeni bir şekilde alkışlayarak protesto etti. Bu onun hakkıydı. Onu hem anlıyor, hem de kutluyorum. Ancak bugün "Beşiktaş ailesinin reisinin eşi olarak" bir şey daha yapmalıdır. Eşine, yani Beşiktaş ailesinin reisine, "Seni istifaya davet edenleri, kadın, erkek, çoluk, çocuk demeden dövenler kimmiş? Bizim kadınlarımıza, bizim çocuklarımıza saldıran bu densizleri bulmak tüm Beşiktaşlı çocuklara olan boyun borcundur?" demelidir. Bunu mutlaka yapmalıdır. "Beşiktaş annesi" olarak, Beşiktaşlı çocukların gözyaşlarının peşine düşmelidir. Yapmazsa o alkışların hiçbir anlamı olmaz. En azından benim gözümde... O maçta dayak yiyen kadınları, çocukları Revna hanım anlayamaz ise hiç kimse anlamaz, anlayamaz. Evet Revna hanım. Top sizde... Taca veya "tribüne" atabilir ya da hepimizin çocuklarımızla birlikte izleyebileceğimiz tertemiz bir maç için yeni bir başlama vuruşu yapabilirsiniz... Karar sizin. SON SÖZ. Ey gerçek Beşiktaşlılar, size sesleniyorum: Bir oyun oynandığı besbelli. Her türlü şiddetten uzak durun ve bu oyunu bozun. Kapalı'nın altı da, üstü de Kartal'dır. Bunu bilin ve sakın ola birbirinize düşmeyin.

Ertürk Yıldırım
10-08-2009, 18:03
Güliver ve cüceler!

Şansa bakın Bosna Hersek, Estonya ile bizden iki saat önce oynuyor. Yani biz Belçika karşısına çıkarken her şey bitmiş olabilir. Keşke tam tersi olsaydı. Belki o zaman işin şekli değişebilirdi. Şöyle düşünün, biz Belçika'yı yenmiş ve bir puan eksikle Bosna'nın ensesine yapışmışız. Üzerlerinde inanılmaz baskı olurdu. Muhtemelen ilk golü bulana kadar zorlanırlar hatta yine muhtemelen ilk golü yiyen taraf olurlardı. Yanisi şu. Her şey onların elinde ve bu yetmezmiş gibi zaman avantajı da Bosnalı kardeşlerimizde. Bizden iki saat önce sahaya çıkıp 4 puan önde olmanın rahatlığıyla oynayacaklar. Kazandıkları takdirde ise tarih yazacaklar. Biz de Güney Afrika hayallerine nokta koyacağız doğal olarak. Düşünüyorum da Bosna Hersek'in bize böylesine fark atabileceği, futbol (belki spor demeliydim) dışında başka bir alan bulmak kolay değil. Yüz ölçümü 51 bin 129 kilometrekare, bizimki 783 bin 562. Dünyada kapladıkları yer okyanusta damla. Oysa yer kürenin yüzde 1.3'ü bizim. Bosna Hersek'in nüfusu 4 milyon 500 bin. Bizimki 70 milyon küsur. Dil birliği yok, din birliği yok. Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar temeli oluşturuyor. Misal Bosnalılar Müslüman ve Boşnak, Hersekliler Hıristiyan ve Hırvat.

Eğer mucize olursa...
Çok değil 15 yıl önce savaştan çıkmışlar. Hem de ne savaş. Biz 35 yıl önce yani 74'te başlamış ve bitirmişiz son savaşımızı. Gayri safi milli hasılası toplam 24.33 milyar dolar, bizimki 658 milyar dolar. Onlarda kişi başına düşen yıllık gelir 6 bin 159 dolar, bizde (yüksek nüfusa rağmen) 9 bin 333 dolar. Lafı fazla uzatmayalım. Güliver, 'cücelere' yenildi vesselam. Bunun sebebi şudur, budur demenin bu saatten sonra pek bir anlamı yok. Ancak eğer bir futbol mucizesi olur da yolumuza devam edersek şu grup maçlarını tüm futbolculara bir kez daha izletip ders almalarını sağlamalıyız. Yok denecek kadar az olan Dünya Kupası ümitlerimiz sona erdiğinde ise 2012 için kolları şimdiden sıvamalı ve bir daha bu durumlara düşmemeliyiz.

Ertürk Yıldırım
10-11-2009, 20:01
G.Saray'ın şapkası düştü sıra Fener'de
"Bu G.Saray abartıldığı kadar iyi değil, yakında şapka düşer, kel görünür.." Yukarıdaki satırlar 19 Eylül'de bu köşede yayımlandı. G.Saray ligde altıda altı yapmış, Avrupa'da Panathinaikos'u ezip (!) geçmiş ve bizim ahali tarafından neredeyse ittifakla "Barcelona" ilan edilmişti. İşte bu yaygara içinde eyyamcılara aldırmadan "görünen köyü" yazdım! G.Saray karşısında rakip yokmuş gibi saldırıyor ve golü atınca işi bitiriyordu. Ama erken goller bulamayınca sıkıntı yaşardı. Defansı kötü, kalecisi de bana hiç güven vermiyordu. Zaman bir kez daha bizi haklı çıkardı. Cimbom arka arkaya iki beraberlik bir de yenilgi aldı. İlk golü bulunca rakibini parçalayan Aslan atamayınca darmadağın oldu. Şapka düştü, kel göründü. Şimdi bakıyorum aynı terane F.Bahçe'de gidiyor. İnanılmaz bir şans ve hep lehlerine denk gelen hakem hatalarıyla rekor kırarak yürüyorlar. Bir tek son G.Birliği maçında iyi oynadılar... Sekizde sekiz olunca gerçekleri gören de yok, görmek isteyen de... Oysa manzara ortada... Lugano ve Blica ile bu savunma zor ayakta durur. "Normal hakemler" her maçta ikisini de "en az bir kere" oyundan atar. Güiza başta bir çok futbolcu geçen sezonki düzeyinde bile değil. Emre ve Alex'i çıkar ortada takım diye bir şey kalmaz. Emre savunmanın önündede çok etkili oynuyor, Alex de her zamanki gibi iş bitirici. İkisinden biri eksik olunca F.Bahçe büyük sıkıntı yaşıyor. Bugüne kadar o sıkıntılar "şans ve hakem faktörüyle" geçildi ama bu böyle gitmez. Kimse kendini kandırmasın, F.Bahçe sekizde sekiz yapacak kadar iyi bir takım değil... İki oyuncunun sırtına binmiş gidiyor. Yakında Saracoğlu'nda da şapka düşer, kel görünür. Benden söylemesi. Diyeceksiniz ki Beşiktaş bu yarışta var mı? Elbette var. Bu lig daha çok su kaldırır.

Ertürk Yıldırım
10-11-2009, 20:02
Sahipsiz fatura!

Bir maç başlamadan biter mi, bizimki bitti! Bosna kazandı, biz oynamadan kaybettik!. Şaka gibi ama gerçek. Bir kez yenip rövanşta ise berabere kaldığımız Bosna'ya normal şartlarda üç puan fark atmamız gerekirken çuvalla fark yedik. Grup kuraları çekildiğinde Terim dahil, aklı meşin topa eren herkes "Bosna Hersek grubun bombasıdır" diyordu. Kendi ellerimizle pimini çektik ve bomba patladı. Helal olsan Bosna'ya. Bizim deplasmanda berabere kaldığımız Estonya'yı iki maçta gole boğdular, Belçika'yı da ezip geçtiler. Analarının ak sütü gibi helaldir bu başarı, bundan sonra da yolları açık olsun. Maç öncesi Estonya'dan gelen haberle moralman çöken milliler kırık, dökük duygularla çıktı Belçika önüne. Advocaat'a "Hoş geldin" partisi vermek isteyen Belçika için bulunmaz bir fırsattı bu manzara. Mpenza'nın 8. dakikada gelen golüne "Ofsayt" diye itiraz eden oyuncularımız "Bu maçı taşıyacak halimiz yok" der gibiydiler..

Boşa kürek çekmek
'Servet şöyle, Tuncay böyle, Volkan öyle, Nihat falanca, Ayhan filanca' demenin bir anlamı yok bu saatten sonra. Bu atmosferde kimseden iyi futbol bekleyemezdik. Öylesine bir maç oynadık işte. Geriye dönüp Terim'in hatalarını saymak da boşa kürek çekmek olur. Gruptaki ilk maçtan itibaren hem oyuncu seçimlerinde, hem de taktiksel anlamda büyük hatalar yaptı Terim. Bununla birlikte başka bir boyutu daha var bu hezimetin. Avrupa üçüncülüğü ağır geldi bize... Tıpkı Dünya üçüncülüğünün ağır gelmesi gibi. 2002'den sonra Letonya'ya Portekiz bileti hediye etmiştik, 2008'den sonra da Bosna'ya Güney Afrika biletini altın tepside sunduk. Şimdi elimizde ağır bir fatura var! Bir babayiğit çıkıp "Bu fatura bana ait hadi bana eyvallah" der mi? Hiç sanmam!. Faturayı milletçe ödedik, hepsi bu.

Ertürk Yıldırım
10-13-2009, 13:45
Ortak akıl!

Beşiktaş camiası bugüne kadar yaşanan olumlu-olumsuz tüm gelişmeleri doğru değerlendirip, kongreye kadar olan süreci iyi yönetmek zorundadır. En başta da yönetim... Kişisel hırslarla potansiyel rakipleri korkutmak, tetikçi internet siteleriyle saldırmak, tribünleri birbirine düşürecek tavırlardan uzak durmak şart. Buna karşılık Beşiktaş'ı yönetmeye talip olanlar da, tutarlı ve kararlı olarak her türlü küçük hesaptan uzak durmalıdırlar. Her kim aday olacaksa bin kez ölçüp bir kez biçmelidir... Şov için ya da güçlü bir rakibi zayıflatmak için ortaya çıkacak olan "Bay bölenlere" değer vermemek de en başta kongre üyelerinin görevidir. Beşiktaş büyük bir camia... Öyleyse bu camiayı yönetecek olan yeni isimleri seçmek için yola çıkarken iktidarı da, muhalefeti de ilkeli davranmalı ve tarihe karşı sorumluluk taşıdıklarının bilincinde olmalıdır.

'İrlandalılar ile' olmaz!
Kısır çekişmeler, şahsi hesaplar, bel altından vurmalar Beşiktaş'a zarar vermek dışında bir amaca hizmet etmez... Ortak paydası Beşiktaş olanlar ortak akılla hareket etmeyi de öğrenmelidir. Güçlü bir yönetim, Beşiktaş'ın çağı kaçırmasını önleyebileceği gibi rakiplerini her alanda geçmesini de sağlayacaktır. Kimse borçları bahane etmesin. 30 sene önce Mehmet Üstünkaya çok daha ağır tabloyla karşı karşıya olmasına rağmen doğru politikalarla müthiş bir hamle yaptı. Beşiktaş bu hamleyle yılların şampiyonluk özlemine son verirken altı yıl gibi kısa bir dönemde ezeli rakipleriyle arasındaki tüm istatistikleri tersine çevirdi... Resmen tarih yazdı. İşte bu nedenle tüm kongre üyeleri gelişmeleri çok iyi takip etmeli ve genel kurula gidip Beşiktaş için oy kullanmalıdır. Oy verirken de Beşiktaş'ı aydınlık yarınlara taşımaya çalışanlarla kendi kuyruklarını kurtarmak isteyenleri mutlaka ayırt etmelidir... Tabii ben kongre üyeleri derken Beşiktaşlıları kast ediyorum!.. Çeşitli dönemlerde seçim hesaplarıyla Beşiktaş'ta üye olup oy kullanan Fenerbahçeli ve Galatasaraylıları değil. Bilmem anlatabildim mi?

Bülent Girgin
10-13-2009, 21:18
altı yıl gibi kısa bir dönemde ezeli rakipleriyle arasındaki tüm istatistikleri tersine çevirdi... Resmen tarih yazdı.

bunlar üstünkaya döneminde degil seba döneminde gerçeklesti !

Yılmaz Özgüller
10-13-2009, 22:26
mantık olarak doğru,artık duygusallığı bir kenara bırakıp beşiktaşımızın menfaatlerini en iyi değerlendirecek hakkını en iyi koruyacak insanların dönemi başlamalı,arkaya bakmadan hatır gönül için seçilen birileri şimdikinden farkı olmadan dahada içinden çıkılmaz durumlara getirir beşiktaşımızı,tamamen yeni bir oluşum olmalı kesinlikle

Ertürk Yıldırım
10-15-2009, 08:35
Hayırlı olsun

Milli Takım gruptan çıkmayı başaramadı ve söylenecek hiçbir söz bu gerçeği değiştirmeye, acıyı hafifletmeye yetmez. Büyük bir hüsran yaşadık ve bu nedenle Terim'in görevi bırakması doğru karardır. Çünkü Fatih hoca ve öğrencileri şu kolay grupta kesinlikle adlarına yakışır işler yapmadılar. Öte yandan sporun ana amaçlarından biri de dünya toplumları arasındaki ilişkileri geliştirmekse -ki öyledir- dün gece futbol bu anlamda amacına ulaştı. Ermenistan ile aynı grupta yer almamızın böyle bir sonuç doğuracağını kim tahmin ederdi ki? Önce Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün ilk maça gitmesi ve ardından yaşanan sıcak gelişmelerle, iki ülke arasındaki soğuk rüzgarlar birden melteme dönüşüverdi.. Güney Afrika'ya gidemesek de bir komşuyla sorunların çözümü yolunda "anlaşma konusunda anlaşmak" da az kazanım değildir.

İki kazanım birden
Bu nedenle prestij ve Terim'in vedası dışında pek bir önemi olmayan karşılaşmanın siyasi öneminin büyük olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Normal şartlarda işin siyasi tarafını politika yazan ustalara bırakmam gerekir ama onlar futbolu bize bırakmadığı için inadına ben de politik mesajlara dalıp çıkıyorum şekilde görüldüğü gibi. Yine de abartmayıp futbola dönmek gerekirse şunu söylemek şart: Kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmayınca rahat kazanıyoruz! Neden bilinmez ama bizim acı gerçeklerimizden biri de bu. Grupta iddiamız varken şu zayıf Ermenistan karşısında inanılmaz zorlanmıştık. Dün güle oynaya, üstelik maçın büyük bölümünü bir kişi eksik oynamamıza rağmen yendik. Çünkü üzerimizde baskı yoktu. Her neyse, sonucunda dostluk maçını da olsa kazandık. Futbolcular Terim'i galibiyetle uğurlamak için gayret sarf ettiler. Eğer şu gayreti bundan önceki maçlarda, bu soğukkanlılıkla sarf etmiş olsalardı muhtemelen şu anda baraj maçı heyecanı yaşıyor olacaktır. Olsun. Dünya Kupası final biletini kaybettiğimiz ortamda yeni bir komşu kazandık. Hayırlı olsun.

Ertürk Yıldırım
10-16-2009, 13:49
Gün bugündür!

Beşiktaş alternatifsiz değil!.. Murat Aksu'nun dün adaylığını resmen açıklaması bu anlamda çok önemli... Aksu, adaylığını Beşiktaş Divan Kurulu salonunda, yani Plaza'da açıkladı... Demirören yönetiminin bu konuda anlayış göstermesi yarışın centilmence geçeceğinin bir işareti olabilir... Bunu çok önemsiyor, alkışlıyor ve asıl meseleye geliyorum... Ne olacak bu Beşiktaş'ın hali?.. Son yıllarda en çok duyduğum soru bu... Yolda çeviren, stat yolunda denk gelen ya da elektronik postayla bana ulaşan Beşiktaşlılar hep aynı dertleri anlatıp çözümsüzlük korkusu yaşadıklarını dile getirdiler... Hiçbir şey yapamamaktan şikayet ettiler... Bu sözüm en başta onlaradır... İşte şimdi bir şeyler yapma zamanı gelmiştir... Çaresizlik yok, ümitsizlik yok, teslimiyet yok, Beşiktaş için harekete geçmek var... "Ben Beşiktaşlıyım" diyen herkese söyleyeceğim şudur: Ya genel kurula gelip oyunuzu kullanın ya da şikayet etmekten vazgeçin... Eğer yanlışları düzeltmek için bir şey yapmıyorsanız, halinizden memnunsunuz demektir... Öyleyse susun. Bu kadar açık, net ve kesin konuşuyorum... Beşiktaş'ın geleceğini merak eden ya gelip o gelecekte söz sahibi olsun ya da şikayet etmeyi kessin... Dün kulüpteydim, öğrendim ki birçok kongre üyesinin üyeliği düşme aşamasına gelmiş... Birçoğu henüz aidat yatırmadığı için genel kurulda oy kullanamayacak durumda... Bu inanılmaz bir tablo... Kimi küsmüş, kimi unutmuş, kimi umudu kesmiş... Peki arkadaşlar siz kime küstünüz?.. Beşiktaş'a mı?.. Üyeliğiniz düşerse Beşiktaş kimlere kalacak, hiç düşündünüz mü?.. 106 yıllık çınarın kaderini kimler belirleyecek, sizler mi, başkaları mı? Ne demektir aidat yatırmamak, böyle Beşiktaşlılık olur mu? Lütfen kendinize gelin... 31 Ekim'e kadar aidatlarınızı yatırın ve Beşiktaş'ın geleceği için kimi faydalı görüyorsanız onu destekleyin. Beşiktaş'ın kaderini yüz, iki yüz oyu arkasına alan kongre simsarlarına bırakmayın... Tarihi bir dönemeçtir bu... "Beşiktaşlıyım" diyen yerinden kıpırdasın ve Beşiktaş'a sahip çıksın... Gün bu gündür.

Ertürk Yıldırım
10-16-2009, 13:50
20 milyon taraftar mı?

Sokakta karşınıza ilk çıkacak taraftarı çevirin ve "Türkiye'de kaç milyon Fenerbahçeli, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu ya da Galatasaraylı var?" diye sorun. En mütevazısı "20 milyon" diyecektir. Peki nerede bu 20 milyon Fenerbahçeli, Trabzonsporlu, Beşiktaşlı veya Galatasaraylı?.. Uzayda mı?.. Kardeşim her neredeyseniz ortaya çıkın da kulübünüze üç kuruşluk faydanız olsun!.. Lafa gelince "Hesap açtırın para yatıralım!" demeyi biliyorsunuz? Ne hesabı hangi çağda yaşıyoruz?.. Kulübüne destek olmak isteyen gidip resmi ürünlerden alsın, telefon kartını kulübünün kartıyla değiştirsin, kombine kart alsın... Taraftar arasında yarış olacaksa biraz da bu alanda olsun... Biz de görelim kimin, kaç milyon taraftarı varmış? Hodri meydan, hadi bakalım hangi kulübün telefon kartı kaç yüz bin satacak?.. Ben size söyleyeyim, dört kulübün tüm cirosunu toplasanız bir milyonu bulmayacaktır. Nerde kaldı 20 milyon taraftar?.. Güldürmeyin adamı... Bu ülkede 20 milyon Fenerbahçeli ya da Beşiktaşlı değil, o kadar futbolsever olsa yeşil sahada sırtımız yere gelmez... Turkcell Süper Lig seyirci ortalaması 40 bin olur... Toplam gazete tirajı 15-20 milyonu bulur... Kulüplerin kasaları dolar, Türkiye'ye yağmur gibi yıldız yağar... İyisi mi masal anlatmayı bırakıp gerçeklere bakalım... Hangi kulüp, ne kadar ürün, bilet, telefon kartı satıyor, kimin için taraftarı ne kadar gazete alıyorsa o kulübün, o kadar taraftarı var demektir... Gerisi de hikayedir.

Ertürk Yıldırım
10-18-2009, 09:44
Üç kurban, üç puan!,

Beşiktaş, Kasımpaşa önünde futbol adına ortaya bir şey koymadı ve üç kurban verip üç puan alırken ecel terleri döktü... Açıkçası siyah-beyazlı takım berabere kaldığı ya da mağlup olduğu maçlarda bundan çok daha iyi oynamıştı... Ligin dibindeki Kasımpaşa maçın büyük bölümünde topa daha çok sahip oldu, önde bastı, Beşiktaş'a alan bırakmadı. Normal şartlarda tüm bunları Beşiktaş yapmalıydı... Yapamadılar... Bunun en önemli sebebi, öndeki dörtlü ile arkadaki yedi oyuncu arasındaki kopukluktu. Nihat, Yusuf, Tabata ve Bobo'nun takım oyununa katkıları sıfırın altındaydı. Yalnızca topla buluştuklarında bir şeyler yapmaya çalışan bu dörtlünün iki gol üretmesi sadece günü kurtardı. Denizli inadından vazgeçip sistemini sorgulamalıdır. Bu sistemde Beşiktaş'ın orta alanda topa sahip olması hiç kolay değil. Bir tek Ernst yetmiyor, yetmesi de mümkün değil. Dün uzun süre sonra forma giyen Toraman, Ernst'in yanında oynadı ve henüz tam hazır olmadığı ortaya çıktı.

İmdada Vural yetişti
Maçın başında Nihat'ın golüyle öne geçen Beşiktaş rahatlayıp oyunu istediği gibi kontrol edeceğine panikledi... Murat Erdoğan önderliğinde Kasımpaşa orta sahayı ele geçirdi. Orta alanda hiçbir dirençle karşılaşmadan Beşiktaş kalesi önüne gelmeyi başardılar. Ancak o noktadan sonra ne yapacaklarına bir türlü karar veremediler. Beşiktaş tam bunalmaya başlamıştı ki imdada Yılmaz Vural yetişti ve Murat Erdoğan'ı oyundan aldı. İkinci yarıda da görüntü farklı değildi. Önde basıp alan daraltan, çok adamla hücuma çıkan Kasımpaşa, Beşiktaş'ı resmen hırpaladı. Mustafa hoca, Tabata ve Yusuf'un yerine Uğur-Serdar ikilisini alıp ortada denge kurmayı hedefledi ama bu da çok fazla bir şeyi değiştirmedi. Her şey bir yana şu rahat maçta Sivok (Sarı kart cezalısı), Ernst ve Ferrari'yi kaybeden Beşiktaş ağır bir yara almış oldu. Savunma hattı resmen çöktü diyebiliriz... Şu gecenin üç puan dışında tek kazancı Nihat'ın gol atıp moral bulmasıdır.

Ertürk Yıldırım
10-22-2009, 14:54
Denizli ne istiyor?
Mustafa hoca sezon başında ayrılmak isteyince "Tamam" dedim, Milli Takım'ı kafasına taktı... O günleri hatırlayın... Milli Takım'ın gruptan çıkma ihtimali yok denecek kadar az, başarısızlık halinde Terim'in bırakacağı da aşikar... Yani yatay geçiş için zemin çok uygun olabilir... En azından denemeye değer... Bence böyle düşündü... 'Peki çifte kupa almış bir teknik adam bunu neden istesin ki' diyebilirsiniz... Birçok sebebi olabilir... Bir defa Beşiktaş hocayı yoruyor, Milli Takım ise çok daha rahat... Gruptan çıkamayacak hale gelene kadar da hiçbir baskı hissetmezsin... Beşiktaş'la kıyaslanmaz bile... Bence tüm bunları ölçtü biçti Mustafa hoca eğer Demirören inatla ısrar etmeseydi planının başarıya ulaşması da mümkündü... Olmadı... Yıldırım Demirören bırakmadı... Hoca kaldı kalmasına da gönülden değil gidemediği için... Bence bu sezon işine dört elle sarılamamasının gerçek sebebi bu... Maçlarda onu izleyin... Göreceksiniz ki "Bitse de gitsem" havasında hep... Boştaki Milli Takım koltuğu kafasını karıştırıyor besbelli. Bu zihinsel kargaşa altında matematiksel gerçeklere de silah çekiyor... Koca orta alanı bir tek Ernst'e bırakıp orta sahaya yüzlerini bile dönmeyen dört oyuncuyu da ileride kullanıyor... Savunma ile forvet arasındaki mesafe oluyor sana 50 metre... Sonra çık çıkabilirsen işin içinden...

Acı gerçek 'ortada'!
Dizilişin 4-2-3-1 veya 4-2-1-3 olması bir şeyi değiştirmiyor... Yanına uygun partner bulunamadığı için ortadaki "bir" yalnız kalıyor acı gerçek bu!... Bu takım, bu sistemle oy-na-ya-mıyor özetle. Bu tezi bir tek ben savunsam hocanın görmezden gelmesini anlarım ama birçok kişi aynı konuda kalem oynattı... Köy görünüyor besbelli, kılavuz da istemez hani! Peki cümle alem bunu görürken hocanın görmemesi mümkün mü? Değil... Garip olan şu ki görmesine rağmen yanlışta ısrar ediyor... Şu son maçı hatırlayın. Tabata, Yusuf, Nihat ve Bobo Taksim'de, Rüştü, Ekrem, Sivok, Ferrari, İsmail ve Toraman Kabataş'ta bekliyor. Garibim Ernst de finiküler sistem misali arada gidip geliyor... Manzara çok açık, net. Orta saha bomboş ve çaresi 4-4-2'ye dönmek. 'Peki Denizli sana göre hâlâ neden bu yanlışlarda ısrar ediyor' derseniz bir tek cevabım var: Bilmiyorum!

Ertürk Yıldırım
10-22-2009, 14:56
Korkuya rağmen

Nasıl olduysa Denizli ilk kez orta sahayı boş bırakmadı, üç koşan adamı orada kullandı. Rakibi bozmak adına doğru bir tercihti bu... Ernst, Fink ve Ekrem organize atak geliştirmek konusunda son derece beceriksiz olsalar da Wolfsburg'u rahatsız etmeyi başardılar. Dün geceki temel sorun öndeki "altı" oyuncunun topu "altı saniye" bile oyalayamadan rakibe sürekli armağan etmeleriydi. İlk yarıda İbrahim Kaş, Nihat ve Bobo Beşiktaş'ı adeta üç kişi eksik oynatırken Ferrari, Sivok, Üzülmez ve Rüştü ise onların yerine de oynarcasına gayretliydiler. Grafite, Dzeko, Schafer (sağ kanadımızı koridora çevirdi) bindiriyor, Misimovijç, Josue, Hasabe arkadan destek veriyor, Beşiktaş savunması da canla başla direniyordu. Ernst ve Fink'in (yarım yamalak) gayretleri defansa biraz olsun nefes aldırırken Tello, Nihat, Bobo, Ekrem ve İbrahim'in saçma sapan top kayıpları Beşiktaş'ın oyunun kontrolünü ele almasını önledi... Mustafa Denizli'nin daha ilk yarı bitmeden Nihat-Tabata, Bobo-Nobre değişikliği yapmasını ve ön bölgedeki kaygan zemini sağlamlaştırmasını bekledik fakat oralı bile değildi.

Boşluğu dolduramadı
İkinci yarıya da aynı tas, aynı hamam başladı Beşiktaş. Wolfsburg bastırıyor, siyah-beyazlı savunmacılar direniyor, ön taraftaki bedavacılar da seyrediyordu. Oysa Alman takımı saldırdıkça arkasında boşluk bıraktı yani tam da Nihat- Bobo ve onları besleyecek olan Tello'nun istediğini yaptı. Ne var ki onların bu boşluğu dolduracak halleri yoktu. Gariptir son 20 dakikada Wolfsburg bocalamaya başladı. Golü bulamayınca sinirlendiler. Grafite atılınca motivasyonları kayboldu. Denizli uyansa, iki etkisiz elemanı (Nihat-Bobo) çıkarıp ön bölgeyi takviye etse belki maçı kazanacaktı ama on kişilik Wolfsburg'dan korktu! Tabata'yı ancak son 10, Nobre'yi ise 88'de oyuna aldı. Günaydın hocam Üsküdar'da sabah oldu! Şimdi diyeceksiniz ki 'Bir puan kötü mü?' Bu futbolla bir puan kötü olur mu tam aksine mükemmel, muhteşem, harika.

Ayşegül Alparslan
10-22-2009, 17:23
holosko olmalıydı bu maçta gözlerim çok aradı onu çook

Ertürk Yıldırım
10-25-2009, 09:17
Fizik gücü

Ayağında top tutamayan forvetler ne işe yarar? Nihat, Bobo, Tello, Tabata... Al birini, vur ötekine... Savunma kan ter içinde topu bu dörtlüye aktarıyor ama ne çare... Meşin yuvarlak birkaç saniye sonra duvardan dönmüş gibi yine Beşiktaş defansının kucağına geliyor. Nihat'ın yürüyecek hali kalmamış... Ne goller kaçırdı? Şu kadarını söyleyeyim: Mehmet Yılmaz tek başına, Beşiktaş forvetlerinden daha çok iş yaptı. Sadece forvetler arızalı olsa neyse orta alanda da yoktu Beşiktaş... Bu bölge görünüşte Fink ve Uğur'a ama aslında Allah'a emanetti!.. Bir tek organize atak yok... Ne kendi savunmalarından çıkan topu alabiliyorlar ne de rakip defanstan sekenleri... Maçın büyük bölümünde kötüydü Beşiktaş.. Tamam Sivok, Ferrari, Ernst yok ama karşında da Barcelona yok... Youla'sız, Ümit Karan'sız, Ragıp'sız Eskişehir var. Yani eksikler de mazeret değil. İkinci yarıya başlarken Tabata-Erhan Güven değişikliği yapan Denizli, Ekrem'i sol öne çekip bu kanadı etkinleştirmeyi hedefledi... İşe yaramadı değil... Ekrem soldan etkili bindirmeler yaptı.

Maçın kahramanı Rüştü
Öndeki oyuncular tel tel dökülürken Denizli'nin Nobre'yi almak için son 20 dakikayı beklemesi garipti... Her halde Bobo'ya kıyamadı! Oysa Nobre oyuna girdiği anda işin şekli değişti. Beşiktaş rakip kale önünde kamp kurdu. İlginçtir gol bu baskı sırasında değil Erhan'ın attığı uzun topla geldi. Doğa'nın kısa düşen kafa pasını İvesa ıska geçti ve Ekrem hayatının en rahat golünü attı. Hemen belirtelim tıpkı Wolfsburg maçındaki gibi Beşiktaş'ın üstün fizik gücü oyunun son bölümünde devreye girerken Eskişehirspor oyundan düştü. Aslında şu cümleyle maçı özetleyebiliriz; Beşiktaş fizik gücüyle kazanırken maçın kahramanı Rüştü'ydü, başkası değil. Haa unutmadan, Es-Es taraftarına benden kocaman bir alkış. Maç boyu destekledikleri takımlarını yenilgiye rağmen alkışladılar. Bu bizim futbol sahalarında görmeye alışık olmadığımız güzelliklerden biriydi. Hepsini yürekten kutluyorum.

Ertürk Yıldırım
10-27-2009, 09:23
Dersimiz derbi!

Derbide her şeyi tesadüflere bırakan bir Rijkaard vardı... Bu nedenle kafası karışık oyuncular topluluğuydu Galatasaray... Bir de korkmuşlar ki sormayın gitsin... Tavşan yürekli Aslanlar izledik resmen. Buna karşılık Daum önceki haftalarda yaptığı tüm hataları bir yana bırakmış ve çok önem verdiği derbide hiçbir şeyi tesadüfe bırakmamıştı. Topuz, Vederson, Baroni, Emre gibi hem ileri, hem geri vitesi olan oyuncuları tercih etmesi, Keita'yı duruma göre 3 kişiyle kilitlemesi hep bundan... Sadece stratejisi ve onbiri değil oyuncu değişiklikleri de yerindeydi Alman'ın.. İnanın bana hakem o penaltıyı vermese, ilk gol ofsayt diye sayılmasa (ki ofsayt değil), Fenerbahçe yine kazanırdı. Çünkü Fenerbahçe kendi kaderini tayin etmek için her yolu denerken Galatasaray "Du bakalım n'olcek!" kaderciliğinde her şeyi tesadüflere bıraktı. Diyeceksiniz ki sana ne bunlardan sen bize Beşiktaş'ı anlat. Farkındayım önsöz biraz uzun oldu ama asıl konum Beşiktaş zaten... Çünkü Denizli de Riijkaard gibi...

Ruhlar aleminde...
Hangi göle maya çalsa tutacağını sanıyor. Oysa yapması gereken Daum gibi ince eleyip sık dokumak. En başta da şu orta saha konusunu çözmeli... Sistemi 4-4-2'ye çevirerek iyi bir başlangıç yapabilir. Şimdilerde Rıdvan Dilmen ve Sergen Yalçın da aynı şeyi söylemeye başlamış, bir yıldır beni dinlemedi belki onları dinler diye çok umutluyum! Her neyse, ben önyargısız davranan, doğru oyunculara kararlılıkla görev veren bir Denizli'nin bu yarışı yine kazanacağına inanıyorum... Orta sahayı bir tek Ernst'e bırakan, Yusuf'u onbirde başlatan, ruhlar aleminde gezen Tello'ya, bunca yeteneğine rağmen saha içinde hiçbir hedefi olmayan Serdar Özkan'a bel bağlayan, ayağında top tutamayan Bobo'dan pivot santrfor yaratmaya çalışan Denizli ise geçen sezonu mumla aratır... Karar kendisinin... İster macera aramaya devam etsin, ister gerçekçi olsun. Tercihleri kaderini de belirleyecektir.

Ertürk Yıldırım
10-29-2009, 12:04
Bu meslek sahipsiz değil!
Herkes spor gazeteciliği yapabilir!.. Çünkü bu meslek, bilgi, birikim ve tecrübe istemez!.. En azından birileri öyle zannediyor... En başta da Cengiz Semercioğlu... Sevgili dostu Ercan Saatçi'nin yaptığı Hürriyet spor sayfalarını överken haddini aşarak "Ercan ve ekibi, futbolun birkaç yorumcunun tekelinde olmadığını kanıtlıyorlar" diyor... Yorumcu dediği de biz gazeteciler... Çünkü bu ülkede spor sayfalarını fi tarihinden beri gazeteciler yapıyor, tepeden inme gelenler değil. Aynı düşüncesizlikle hareket etsek bizim de "Televizyon eleştirmenliği üç-beş magazinciye kalmamalı!" dememiz gerekir... Cengiz kardeşe göre futbol, herkesin yorum yapabileceği, hiçbir bilgi ve tecrübeye sahip olmadan, belki maçı bile izlemeden oyunculara yıldız verebileceği bir alan... Bilgi, birikim, tecrübe, emek, habercilik, akademik kariyer, palavra!.. Binlerce öğrenci gazetecilik okullarında boş yere okuyorlar vesselam!..

Okul out, sahne in!
Bu hesaba göre İletişim Fakülteleri'ndeki öğrencilerin kitabı, defteri bir kenara fırlatıp sahneye çıkmaları gerek... Ondan sonra da spor gazeteciliğine yatay geçiş yapacaklar... Yeni metod bu demek ki!.. Spor gazeteciliğine 40 yıl emek verenler bir kenarda dursun, liyakat çöpe atılsın, ne gam... Al bu kafayı yayın yönetmeni yap, sonra seyreyle cümbüşü... Misal, Beşiktaş'ın emektar malzemecisi Süreyya çok televizyon izlediği için Semercioğlu'nun yerine TV eleştirmenliği yapsın!.. Colin Kazım demokratik açılım konusunda baş yazı yazsın!.. İbrahim Üzülmez ekonominin nereye gittiğini yorumlarken; Hakan Balta, Birand'ın yerine ana haberi sunsun!.. Hasan Pulur'lara, Mehmet Barlas'lara, Hasan Cemal'lere, Emin Çölaşan'lara, Engin Ardıç'lara, Oktay Ekşi'lere, Bekir Coşkun'lara, Ahmet Altan'lara, Reha Muhtar'lara ne gerek var!.. Çağır iki türkücü, jön, üç manken al sana dev "gazeteci" kadrosu!

Bu kavgada ben varım
Kafa bu... Gazeteciliği herkes yapar!.. Yanlış anlaşılmasın, sanatçı dostların olayın şov tarafında olmalarının bir sakıncası yok... Ancak gazeteciliği topyekün sanatçılarla yapmak nerede görülmüş?.. Koca Hürriyet'in spor sayfasında gazeteci kalmadı... Her gün bir sanatçı manşette... Var mı böyle bir şey?.. Başkasını bilmem ama gazetecilik okulunda dört yıl dirsek çürüttükten sonra bu mesleğin (sayfa sekreterliği, muhabirlik, yöneticilik gibi) merdivenlerini adım adım çıkan ben isyanlardayım... Ardıma bakmadan da Nasreddin Hoca misali Timur'un karşısına çıkıyorum... Gerekirse tek başıma yürümeye de kararlıyım... Bana göre bizden sonra gelecek genç gazetecilere borçluyuz... Onlar için, bu kavgayı kimseden kormadan vermek zorundayız... Ben bu kavgada varım, ya siz?

Ertürk Yıldırım
10-30-2009, 10:32
"Çalışan popçular Bayramımız" kutlu olsun!

Hürriyet'in "magazin sayfalarının" yeni sorumlusu (bana göre o sayfalarda spor yok magazin var) Ercan Saatçi'ye destek vermek moda oldu. Kalemine sağlık sevgili Coşkun Türk kardeşim, daha önce yapılan Alex-Lefter buluşmasının perde arkasını ortaya çıkarmış, röportajın Ercan Saatçi'ye hediye edildiğini ataryemez'de yazmıştı.


Saatçi, yapmadığı bir röportaja imza atmıştı. Bu büyük destek kesmemiş arkadaşı, eski kayınpeder vasıtasıyla bir de Bünyamin Gezer'i istemiş. Yine Coşkun Türk, (Bu gidişle spor medyasının Çölaşan'ı olacak) yazdı. Ertuğrul Özkök, Mahmut Özgener'i arayıp "Bizim Ercan spor müdürü oldu, desteğe ihtiyacı var, Bünyamin'i vermelisin!" demiş... Ben bu yazının resmen yalanlandığını hiçbir yerde okumadım ama yine de Mahmut başkanı arayıp sordum. "Ertuğrul Özkök beni aramadı" dedi, "Başkası aradı mı?" diye üsteleyince şöyle dedi: "Bünyamin Hürriyet'e konuştu haberin olsun başkan dediler, ben de konuştuysa konuşsun dedim." Yani ilk izni veren Mahmut başkan değil... Kendi söylediği bu.

Peki ilk izni kim ya da kimler vermişti? Federasyon mahallesinden ilgili, ilgisiz birçok kişiyle konuştum... Ercan Saatçi'ye destek için Bünyamin Gezer'e röportaj iznini kimin verdiğini sordum... Sözbirliği etmişçesine, "Yukarıdan geldi!" dediler. Mahmut başkan vermediğine göre yukarıda başka kim var acaba! Uzatmayalım... Birileri ateşle oynuyorlar ama farkında değiller. Bizim mesleki kavgamızın içine balıklama daldılar. Dalmakla kalmayıp, tavırlarını spor gazetecilerinden yana değil, popçulardan yana koydular.

Şimdi bütün gerçek spor gazetecilerine düşen bir görev var... Biz gerçek gazetecileri es geçip, popçulara destek vererek bu kutsal mesleğe büyük saygısızlık yapanların yakalarına yapışmalıyız... Yanlış anlaşılmasın, kimseden çok fazla bir şey istemiyorum. 'ataryemez' kadar duyarlı olsunlar yeter. Öte yandan popçulara destek verme yarışı bundan sonra da sürerse şaşırmayalım. Demirören kongre kaygılarıyla, Adnan Polat da Fenerbahçe yenilgisini unutturmak için federasyonun yaptığı Bünyamin Gezer jesti misali jest yaparlarsa hiç şaşırmayın.

NOT: Normalde 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı, yani bizlerin... 15 gün önce popçular Bab-ı Ali geleneklerini yıkıp devrim yaptıklarına göre; atıyorum 15 Ekim de onların ve işbirlikçilerinin bayramı olsun... Gazetecilik ve popçuluk bayramınız kutlu olsun arkadaşlar!

YA OYUNU KULLAN YA AĞLAMA
Geri sayım sürüyor, 2 Kasım son gün... Beşiktaşlılar bu zamanı çok ama çok iyi değerlendirin. Aidatlarınızı yatırın ve kongrede oy kullanma hakkınızı elde edin. Sonra...

Sonrası size kalmış... İster Demirören'e verin oyunuzu, ister Aksu'ya.. İsterseniz başka birine. Oyunuzun kime gideceği sizin vicdanınıza kalmıştır ama oy vermeniz tarihi bir görevdir. Burada seçme şansınız yok. Mutlaka kongreye gidin ve oyunuzu kullanın. Yedi, sekiz, belki dokuz, mümkün de 12- 13 bin kişi gelsin genel kurula. Oy sayımı bile sabahlara kadar sürsün... Beşiktaş'a yakışan budur. Kulübünün geleceğini merak eden, o gelecekte söz sahibi olmak için bir şeyler yapar...

Bu nedenle herkes üzerindeki ölü toprağından sıyrılsın. Aidatını yatırsın ve çok önemli başka bir işi olmadığı taktirde de genel kurula gelip oyunu kullansın. Yok eğer kimse bu çağrıları umursamaz ve son genel kurulda olduğu gibi 2 bin 700 kişi gelip Beşiktaş'ın kaderini belirlerse ondan sonra kimse ağlamasın, sızlamasın... Ya herkes kulübüne sahip çıkacak ya da kulübü sahipsiz kaldı-kalacak diye şikayet etmeyecek.

VOTKACI SOYTARIYI BULUN!
Fenerbahçe sevdasını yüceltirken gerçekleri de görebilen sevgili dost Hasan Ali Atasoy'un da belirttiği gibi derbide, bazı holiganlar kendi kulübünü yakacağını dahi hesap etmeden sahaya pet şişe, bozuk para ve votka şişesi attılar! Şişeyi atan soytarının, görevini yapmaya çalışan Lig TV kameramanını öldürmemiş olması sadece bir tesadüf!

Şişe ensesine gelmiş, Allah korumuş. Arkadaşımız ucuz kurtulmuş vesselam. Sonra diğer bazı serseriler gelip şişeyi bir yerlerine saklamışlar. Nasıl becerdilerse kaybetmişler (!) koca şişeyi. Bana göre yardımcı hakemin başının yarılması dahil diğer hepsi hikayedir ama bu votkacının yaptığı olay çok ciddidir. Bir insan ölebilirdi... Bu nedenle Fenerbahçe kulübü o soytarıyı derhal bulup ilgililere teslim etmeli. Kulüpler her olayı önleyemez ama faili tespit etmek öncelikle onların sorumluluğundadır. Eğer Fenerbahçe bu sorumluluğunu unutur ve üç kuruşluk hesaplarla o votkacıyı gizlemeye kalkarsa çok ağır bir ceza almalıdır. Almalıdır ki bir daha votkacıları yakalayabilsin!!!

GÜNÜN SÖZÜ
Çocuğuna küçük şeylerden zevk almasını öğreten, ona büyük bir servet bırakmış olur.
(Atienne Gilson)

Ertürk Yıldırım
11-02-2009, 08:22
Tello A2'ye Gitmeli
Beşiktaş'ın bu sezon sözleşme yaptığı tüm oyuncular gol atmadan, kimse ikiyi göremeyecek herhalde. Dün de hesapta olmayan isimlerden biri, İsmail günü kurtardı... Başkan Demirören, İnönü'yü yeniden yaparken maçları Anadolu'da oynamayı düşündüklerini söylemişti... Bana kalırsa Doğu Anadolu'da bir şehir seçmeli... Ne kadar soğuk o kadar iyi... Hava buz gibi olunca futbolcular en azından üşümemek için koşuyor... Ankaragücü karşısında enerjik, hırslı ve koşan bir Beşiktaş izlememizde bunun da payı vardı sanırım. İlk 45'te sahayı enine boyuna iyi kullanan, çabuk hücuma çıkan, savunmasında da hata yapmayan bir Beşiktaş izledik... Hücum hattına top gönderenler ağır hareket etmeyince ligin en çok ofsayta düşen forvetleri bu defa bir kez olsun bayrağa yakalanmadılar... Demek ki ofsayta düşenden çok topu zamanında atmayanların kabahatiymiş bundan önceki tablo. Ernst ve Fink'in orta da basıp, hem rakip savunmadan çıkan topları hem de Beşiktaş defansının çıkardığı topları alması Kartal'ı ilk yarıda maçın patronu yaptı. Tello, Nihat ve Yusuf biraz kıpırdayabilseler daha ilk devre maç kopardı.

Aydın yürek hoplattı!
Nihat, bir türlü istenen düzeye gelemedi, Tello haftalardır dökülüyor... Bence bu kadroda olmayı değil ancak A2 takımı hak ediyor!. Yusuf, ayrı bir hikaye... Onun gerçek futbolunu oynayabilmesi için rakibin yorgun, kendisinin dingin olması gerekiyor... Denizli de inadına 11'e koyuyor Yusuf'u, rakibin en diri olduğu dakikalarda sahaya sürüyor. Hem de böyle, fizik gücü isteyen saha şartlarında. Ne diyelim belki bir bildiği vardır. Çok koştu, çabuk oynadı, iyi pozisyonlar buldu Beşiktaş. Ne var ki maçı koparacak ikinci golü bulamadı. Bu nedenle ikinci yarı zorlandı... Ankaragücü iyi takım... Onlar da maçın hiçbir bölümünde oyundan kopmadılar. Savunmada kaleci Serkan ve Ediz müthiş oynadılar. Ceyhun da öyle... Sonradan giren Aydın Karabulut Beşiktaşlıların yüreklerini ağızlarına getirdi. Onu izlerken, acaba başkan Demirören ya da Denizli kendi kendilerine "Verdiğimiz futbolcuya bak bir de aldığımız Erhan Güven'e bak!" diye düşünmüşler midir? Her neyse... Beşiktaş, kör topal da olsa kazanıyor, yarıştan kopmuyor... Şaka maka derken, üst üste beşinci galibiyeti aldılar. Umalım ki Wolfsburg karşılaşmasında da şansları böyle yaver gitsin.

Ertürk Yıldırım
11-07-2009, 09:36
Galatasaray lider Beşiktaş şampiyon!


G.Saray'ın bu ligde, F.Bahçe dışında yenemeyeceği takım yok! Çünkü müthiş hücum güçleri rakip teknik adamların korkularıyla birleşince futbol terazisinin ayarı Aslan'dan yana bozuluyor... Görünen o ki Aziz Yıldırım yanılacak ve ilk yarıyı G.Saray önde bitirecek. Çünkü önlerinde puan kaybedecekleri başka bir F.Bahçe maçı yok, Beşiktaş'ı da yendiklerine göre... Diğer yandan F.Bahçe için tam tersini söylemek mümkün. G.Saray dışında herhangi bir takımı garanti yeneceklerini kimse iddia edemez. Gaziantep ve Kayseri'de alınan sonuçlar ve oynanan futbol bunun kanıtı... O nedenle hiçbir F.Bahçeli, Aziz başkanın gazına gelip, ciddi iddialara girmesin. Benden söylemesi... Peki Beşiktaş bu periyotta nasıl bir performans gösterebilir, şimdi gelelim oraya... Bugün oynanacak Wolfsburg maçı özgüven kazanma anlamında da çok önemli. Kartal üç puan alabilirse, geçen sezonki havayı yakalar ve yarışa ortak olur. İlk yarıyı birkaç puan geride tamamlasa bile hızlı şoför misali arayı kapatır...

İlk dev adım Wolfsburg
Diyeceksiniz ki, "Bu takım 11 maçta sadece 8gol atmış, forvetleri uyuyor, nasıl olacak bu iş?" Bu manzaraya şöyle bakabiliriz: Beşiktaş şu anda Tello, Bobo, Holosko, Nobre, Nihat ve Tabata'dan yeterince faydalanmadan ilerliyor. Adı geçenler en fazla yüzde 20'lik performansla oynuyorlar. Ancak bu yakında düzelecektir. Birkaç haftaya kalmaz sözleşme yenileme günlerindeki kavga biter ve herkes kendini futbola verir. Çünkü Bobo başta, arızalı oyuncuların sözleşme yenileme dönemleri de ocak itibariyle başlıyor... Kim daha bol sıfırlı imza atmak istiyorsa o daha çok çalışacaktır bu kesin. İşte o dakikadan itibaren Beşiktaş tıpkı geçen sezon olduğu gibi gaza basacaktır... Bu nedenle bu akşam Wolfsburg'u yenip Avrupa'da umutlanmak, güven tazelemek çok önemlidir.. Bugün kazanmak, lig sonunda F.Bahçe ve G.Saray'ı geride bırakmak için atılacak ilk büyük adımdır.

Ertürk Yıldırım
11-07-2009, 09:37
Kartal asmaca!

Dilimizde tüy bitti ama derdimizi anlatamadık... Bu takımın orta sahası boş... O boşluğu iki ya da üç oyuncuyla doldurmak mümkün değil. Hele hele Ernst'in yokluğunda iki kere imkansız! Görüntü bu kadar net. Yapılması gereken tek bir şey var; dörtlü savunma, dörtlü orta saha ve çift santrfor oynamak. Yani Daum, derbide ne yaptıysa Denizli burada bunu yapacaktı. Orta sahayı dörtleyecek ve oyunu tutacaktı... Bunu yapsa hoca ayağını yorganına göre uzatmış olacaktı yapmadı. Yine şapkadan tavşan çıkarmayı denedi... Hâlâ İbrahim Kaş'tan, Serdar Özkan'dan medet umuyor.. Ayağında top tutamayan Bobo'dan pivot santrfor yapmaya çalışıyor. Sistem konusundaki inadının faturasını ödemeye doymadı bir türlü. Bu takım, en azından böylesine krıtik maçlarda orta sahayı boş bırakma lüksüne sahip değil. 4-4-2 zorunlu istikamet. Koy savunmanın sağına Ekrem'i, sol önde de İsmail'i kullan. Ama orta saha oyuncusu gibi kullan, forvet arkası değil. Rakip savunmaya baskı mı yapmak istiyorsun o zaman tercihin Bobo değil Nobre olacak... Dedim ya boşa konuşuyoruz, hoca elinde Barcelona kadrosu var sanıyor. Ona göre oynatıyor! Ne oynatıyor derseniz. Çifte telli...

Yayla gibi orta saha
Wolfsburg baktı yayla gibi orta alan boş, istediği gibi at koşturdu. Ellerini, kollarını sallayarak Beşiktaş kalesine geldiler... Misimoviç bu takımın yıldızı. O yıldız topu aldı, on metre sürdü, kaleye baktı ve bir Allah'ın kulu "Arkadaş sen nereye gidiyorsun!" diye sormadı. Sormaz mısın, böyle yersin golü işte. 'Memuru süslü avrat, çiftçiyi kuru inat yıkar' derler. Denizli inatçı çiftçi gibi. Şimdi sorsanız muhtemelen 'Ernst'in yokluğu hesaplarımızı bozdu' falan diyecek... Kusura bakma hocam, bu hesapları bozan senin sistemin, Ernst'in yokluğu değil... Bir takımın orta sahası kendi savunmasından gelen topları alamazsa gol yer, rakip savunmadan gelen topları alamazsa gol atamaz. Bu kadar basit. Senin sisteminde ise bunları yapmak imkansız. Çocukken oynadığımız bir oyun vardı, adam asmaca. Senin sistem de böyle bir şey; Kartal asmaca! Şu Wolfsburg'a yeniliyorsan Avrupa'da işin ne, otur evinde?

Ertürk Yıldırım
11-07-2009, 09:38
Mustafa Denizli tribüne çıksın!

İnönü'ye gitmeden önce Radyospor'da konuştum, gazetede eş-dostla muhabbet ettim, fikrimi soran herkese, "Normal futbolunu oynayan Beşiktaş bu Wolsburg'u çok rahat yener!" dedim... Ernst'in oynamayacağını öğrenince şok olsam da "Hoca orta sahayı kalabalık tutarak bu sorunu çözer" diye düşündüm... Taa ki kadroları görene kadar... Kadroları görünce, sevgili kardeşim Kartal Yiğit'e, "Hoca yine şapkadan tavşan çıkarmayı deniyor!" dedim... Galibiyeti bırakın takımın beraberliğe kurtaracağına dair inancım kalmadı.. Çılgınlıktı bu... Serdar, İbrahim Kaş gibi iki koyunu versen güdemeyecek oyunculara güvenip Beşiktaş'ın hayallerini yıkmak ancak Denizli'nin yapabileceği bir şeydi... Yaptı...

Gazası mübarek olsun! Diyeceksiniz ki o kadar eksik var hoca ne yapsın? Masal bu masal... Eksikler olmasa bu kafayla yine aynı şey yaşanırdı. Hocanın kafası yanlış... Hayalperest bir teknik adam Denizli. Acı ama gerçek bu. Elinde Messi, Henry, Kaka olur, bu sistemle oynarsın... Çünkü o oyuncular çalım atmayı, ayaklarında top dolaştırmayı bildikleri gibi ikiye bir nasıl yapılır, aralara nasıl kaçılır, ara pası nasıl atılır, hangi pozisyonda pas verilir, hangi pozisyonda şut atılır bu konudada uzmanlaşmışlar. Üstelik bildiklerini uygulayabilecek yetenekleri de var... Peki ya senin elindekiler? Hangisi bunların tamamında var... Hiç birinde... Rijkaard'ın dediği gibi, hepsinde her şeyden biraz var... Misal Yusuf, müthiş teknik ama enerjisi 30 dakika... Bobo güçlü fakat topu kontrol etmeyi bilmiyor. Serdar hedefsiz, bilgisiz... Ekrem özgüvensiz... İbrahim Kaş'ı kademeden, mücadeleden haberi yok... Nobre, savaşçı, etkili ama çabuk değil... Tello teknik, tembel ve duyarsız... Daha sayayım mı? Hepsi yarım senin oyuncularının, bazıları da çeyrek! Güçleri ancak annemizin ligine yeter, Şampiyonlar Ligi'ne değil. Öyleyse 4-2-3-1 gibi gerçekten üst düzey bir futbol bilgisi ve müthiş yetenekler isteyen bir sistemde bu yarım yamalak oyuncuları nasıl oynatırsın Mustafa hoca?.. Yapman gereken tek şey sistemini sadeleştirmek... Gordon Milne gibi "Futbol basit oyundur" demek ve bu takıma göre elbise biçmek... Yani bildiğin 4-4-2 oynatacaksın bu takımı... Bunu ben söylemiyorum, elindeki kadronun ve futbolun gerçekleri emrediyor. Sanırım saha içinden göremiyor Denizli bu manzarayı... Tavsiyem şu; Trabzon maçında bizim yanımıza, tribüne gelsin. Ya da eskiden yaptığı gibi Lig TV yayın odasından izlesin... O zaman oynattığı sistemin nasıl bir ucube olduğunu görecektir...

SON SÖZ: Sahada sefilleri oynayan Denizli'nin Beşiktaş'ıdır, gerçek Beşiktaş değil!

Ertürk Yıldırım
11-07-2009, 09:43
Beşiktaş ve biz!


TRT'nin efsane dizisi Bizimkiler'de Kapıcı Cafer rolündeki Ercan Yazgan'ın çıkarcı bir karakteri canlandırması, memleketteki kapıcıları ayağa kaldırmıştı... Adamlar işlerine sahip çıktılar. Bu her meslekte böyledir... Meslekler şöyle dursun mendil satan çocuklar bile bölgelerini korur... Öyle her isteyen, istediği zaman, istediği yerde, işportacılık bile yapamaz.. Ammaaaaaa gazetecilik yapar!.. Ercan Saatçi'nin eş durumundan Hürriyet Spor Müdürü olmasına destek veren herkes, bizim mesleğimize bu gözle bakıyor ve çok büyük saygısızlık ediyor... Kavgamız onlarla... Üstelik böyle düşünen bir tek ben değilim... Çok şükür "anarşist" yüreklerin haklı isyanı çığ gibi büyüyor... Atilla Gökçe, Ahmet Çakır, Naci Arkan, Hakkı Yalçın, Aybars Hünalp, Halil Özer, Cengiz Tokgöz, Tahir Kum, Cüneyt Karakaya, Coşkun Türk (Unuttuklarım beni affetsin) ve daha birçok meslektaşım "Spor Yazarları Ülkesi" sınırlarında gönüllü nöbetçiliğe başladılar... "Şarkıcı operasyonu" oldu bittiye getirilmesin diye elimizden geleni yapmaya kararlıyız... Kim, kime destek verecekse, bu durumdan haberdar olsun... Sonra; bu sizin mesleki kavganızmış, bilmiyordum, muhabbeti yapılmasın..

Kırılgan devler
Bu kavga bizim onurumuzdur.. Kazanmak ya da kaybetmek değil bu kavgayı vermek önemlidir... Adımız gibi biliyoruz ki, tarih önünde galip sayılacaktır bu yolda mağlup. Okuyan bilir; köşemi, şahsi meselelerimle hiçbir zaman işgal etmedim, etmem... Ancak mesleki kavgamız şahsi mesele değildir... Yarın belki de, şu anda bu satırları okuyan sizlerin çocukları bu sektörde çalışıp, aynı sorunlarla boğuşacaklar... Mücadelemiz onlar için. Her neyse, meslek kavgasına ara verip biraz da Avni Aker'de bugün oynanacak mücadeleye bakalım... İki takım da inanılmaz istikrarsız... Camialar çok kırılgan... Futbolcular moralsiz... Bir başarı, her şeyin üzerine sünger çekebilir, kötü bir sonuçta ise başkanlardan teknik adamlara, futbolculara kadar herkes zor durumda kalabilir... Özellikle de Beşiktaş çok kritik bir noktada. Wolfsburg'un üzerine bir de Trabzon yenilgisi eklenirse yandı gülüm keten helva... Bu nedenle ilk dakikalarda, neyi var, neyi yok ortaya koyacaktır... Erken bir gol bulup maça tutunmaya çalışacaktır... Bulursa ne ala... Bulamazsa işi zor.

Yılmaz Özgüller
11-07-2009, 09:45
evet son sözü güzel söylemiş gerisi zaten herkesin bildiği şeyler bu başkan ve bu hocayla ruhsuz futbolcularla bu kadar oluyor bu punlarıda renkler aldı bunlar değil

Ertürk Yıldırım
11-08-2009, 10:49
Akıl oyunu!

Denizli, Trabzon'da her iki yarıda, iki ayrı strateji uyguladı. Erken yenilecek bir gol ciddi bir panik yaşatabilir ve hoca bunu hiç istemezdi. Beşli savunma, dörtlü orta saha ile oynaması bundan... Denizli'nin ilk hedefi devrede soyunma odasına en kötü beraberlikle gitmekti... Kaleci Hakan'ın kurtarışları, üç stoperin direnişi ve Ernst'in katkılarıyla bunu başardı... Başarıda Broos'un yanlışlarının da payı vardı. Maç Beşiktaş kalesi önünde oynanıyor, hadi Yattara yok, peki Alanzinho'yu ne diye kulübede tutuyorsun Mr. Broos? Tek hatan bu olsa iyi. Beşiktaş'ın en sağlam yeri orta göbek. Orada Ferrari, Toraman ve Sivok var. Senin oyuncuların oradan delmeye çalışıyor. Kanatları kullanmak onların akıllarına gelmiyor ama sen de seyrediyorsun. Sen ne iş yaparsın Allah aşkına!

Pancu'ya selam yolladı
İlk yarıda istediğini elde eden Denizli ikinci yarıda merkez üssü Yusuf olan yeni stratejisini devreye soktu. Etkisiz oynayan ve önde top tutamayan Tabata'nın yerini alan Yusuf iyi işler yaptı. Ayağında top tutarak hem savunmayı dinlendirdi hem de ters toplarla oyunun yönünü değiştirip, kanatları çalıştırdı. Rakip yorgun, Yusuf dingin olunca manzara böyle değişiyor işte. Usta ayaklarıyla Yusuf, Trabzon savunmasını şaşkına çevirirken, kaleci Hakan ve Ferrari'yle birlikte gecenin en iyilerinden olan Ernst attığı harika golle Pancu'ya selam yolladı. Sonra Trabzon kamikazeler gibi saldırdı. Birçok da pozisyon buldular. Atsalar iş değişebilirdi. Beşiktaş da çok iyi kontrataklar yaptı ve ikinci golü de bulup kötü manzaranın üzerini üç puanla örtmüş oldu. NOT: Bundan sonra İlker ağabeyimiz yok. Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun.

Ertürk Yıldırım
11-10-2009, 11:24
Anlatmak kolay mı?

Trabzon uçağında Sanlı Kaptan "Bu sabaha karşı İlker'i kaybettik biliyorsun değil mi?" diye mırıldandı. Yani hep beklediğimiz mucize gerçekleşmedi. İlker Ateş'i, sevgili İlker abimizi kaybetmiştik! Sonra radyolar, televizyonlar paylaştılar büyük acıyı. Gördükleri, ulaştıkları yerde de bize uzattılar mikrofonu; İlker abiyi anlatır mısınız? Nasıl anlatayım ki? Bu mesleğe 40 yılını verdi. Muhabirlikse muhabirlik... Nice ismi büyük gazeteciler Çernobil'in adını anmaya korkarken, İlker Ateş, can dostu Kazım Kanat'la tuttu Çernobil yolunu... Polonya'yı sallayan Valessa'yla yaptığı röportaj da, gazetecilik dersi niteliğindeydi... Futbol nasıl asla sadece futbol değilse, spor yazarı da asla sadece spor yazarı değildi, gazeteciydi... Bunu kanıtlayan büyük ustalardan biriydi İlker Ateş... Çok gazete yönetti ama hiçbirine torpille tayin olmadı! Kalemi hep cebindeydi ama o kadarla da yetinmiyordu. Şu son 10-12 yıl hariç, fotoğraf makinesini de boynunda taşıdı hep. Oysa foto muhabiri değildi ama çok iyi bilirdi ki bir gün hiç ummadığı yerde gerçek bir haber karşısına çıkarsa hazırlıklı olmalıydı... Gerçek gazeteciler bunu düşünürdü. O son mohikanlardan biriydi özetle. Bugün, bu meslek hayasızca saldırıya uğrarken, İlker Ateş'lere çok ama çok daha fazla ihtiyacımız olduğu açık. Şimdi bize düşen, onlar adına da bu savaşı sürdürmek. Bıkmadan, yılmadan ve cesaretle. Şeref dolu bir ömrü tamamladı İlker abi. İnanıyorum ki sevgili dostları onu "Burada da buluştuk" diyerek gülücüklerle karşılamışlardır. En başta da sevgili eşi... Sonra Kazım abi, Vedat abi... Dün İzmit'in Değirmendere'sinde, selvi ağaçlarıyla süslenmiş ebedi istirahagâhına uğurladık onu. Sessiz, sakin, cennet gibi bir ortam orası. Pardon, sessizliği bozan tek şey, yaklaşık 200 metre aşağıdaki stattan gelen "goooooll" sesleri.. Öylesine güzel bir yerde yatıyor İlker abi. Hafta boyu sessiz, hafta sonu ise onun çok alışık olduğu gibi, futbol sesiyle çınlıyor Değirmendere mezarlığı. Nur içinde yat İlker abi...

Ertürk Yıldırım
11-10-2009, 11:25
Yemekteyiz!

Tarzan sıkışmış, zorda... Hem de ne zorda. Yanında ne kadar çok adam bulunursa o kadar mutlu ve o kadar güçlü olacak... Meşhur yemek bundan... Al İbrahim'i yanına, o arasın Serdar'ı, Serdar yaksın Orman'ı! Ekibin yarısı tamam... Her şeyden habersiz ama orada... Yetmeyebilir! Sıkılabilirsin... Sıkıldın mı? Ara Mahmut Özgener'i!. Geyiğin dibine vurun. Güldürmeyin adamı! Bu yemek gizli falan değil. Aksine; ortaya çıksın, herkes duysun yemeği bu. O nedenle şarkıcı arkadaş çok mutlu. "Bakın herkes yanımda" diyor bu resimle. Mahmut Özgener, Şansal Büyüka, Fikret Orman, Serdar Güzelaydın, İbrahim Seten... Masaya bakar mısın? Kimi ürkütmez ki!? Misal, papaz olduğu Haldun Üstünel tesadüfen oradan geçerken ekibi görse, ödü patlar! "Eyvah" diyecek, biz kiminle dans ediyoruz. Amaç bu... Davete icabet edip oraya gidenler de, bilerek ya da bilmeyerek bu amaca hizmet ettiler. Anlaşılan o ki Mahmut başkan bu görüntüde yer almaya gönüllü.. Fikret Orman (kesin), Serdar Güzelaydın da (tartışmalı) habersiz kurbanlar. Bu mesleğin duayeni Şansal abi o masada ne arıyor derseniz, Ercan Saatçi'ye destek vermek için orada olması mümkün değil.

Yanlış zaman, yanlış masa
O bizim duayenemiz ama kusura bakmasın yanlış zaman, yanlış masa! En azından gazetecilik adına. Bu meslek kavgasında herkes safını belirleyecek. Topçularla birlikte olan Levent'e gelecek, popçularla birlikte olan Etiler'e... Levent'te TOPÇULAR, Etiler'de POPÇULAR... Karar verin. Topçu musunuz, popçu mu? Bu top-pop tercihi bizim iç kavgamız ama bir de memleket meselesi var.. Şu ihale hikayesi. Futbol Federasyon'u iletişim ihalesi Mahmut başkanın çok sevdiği Ercan Saatçi'nin şirketine verilmiş. Ya da tam verilecekten tepkiler nedeniyle son anda vazgeçilmiş... Fark etmez! Sonradan iptal ettiyseler bile vermiş kadar oldular bence! Özgener, Hasan Doğan'ın izinden ayrıldı demektir bu, başka bir şey değil... Kime yakınsın, onunla iletişim! Nası, iyi mi böyle! Arkadaşa ihale kıyağı mıdır bunun adı bilmem ama bildiğim bir şey var; Hasan abi yapmazdı böyle şeyleri... Bu hikaye Hasan abi öncesinin izlerini taşıyor daha çok.. En azından bana Hasan Doğan'ın savaştığı zihniyeti hatırlatıyor bu resim. Bir de şu dörtlüğü. Hasan Dağı arpalıktır eğer saban yürürse... Her derde bir değirmen, eğer suyu gelirse... Her kümesten bir tavuk, eğer köylü verirse... Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse...

Ertürk Yıldırım
11-23-2009, 18:22
‘Derbiyeli’ olmak!
Cümle alem milli maç heyecanı yaşarken biz seyrediyoruz… Allah’tan önümüzdeki hafta derbi var, yoksa futbol heyecanı tek kelimeyle yere çakılırdı… Derbi demişken, en başta kavgasız gürültüsüz bir organizasyon yapmayı başarmak için çaba harcamalıyız. Beşiktaş ve Fenerbahçe 300′den fazla maç oynamışlar. Yani önümüzdeki hafta bir ilk yaşanmayacak. Evvela bunun farkına varmalıyız. Tabii ki son da olmayacak bu karşılaşma… Dolayısıyla zafer ya da yenilgi dünyanın sonu olarak görülmemelidir. Bu vesile ile genellikle son yıllardaki maçların ardından “Derbiyesizler” diye tanımlanmayı hak edenler bu defa “Derbiyeliler” tanımını hak etmelidirler.
‘Derbiyeli’ olmak!

Cümle alem milli maç heyecanı yaşarken biz seyrediyoruz… Allah’tan önümüzdeki hafta derbi var, yoksa futbol heyecanı tek kelimeyle yere çakılırdı… Derbi demişken, en başta kavgasız gürültüsüz bir organizasyon yapmayı başarmak için çaba harcamalıyız. Beşiktaş ve Fenerbahçe 300′den fazla maç oynamışlar. Yani önümüzdeki hafta bir ilk yaşanmayacak. Evvela bunun farkına varmalıyız. Tabii ki son da olmayacak bu karşılaşma… Dolayısıyla zafer ya da yenilgi dünyanın sonu olarak görülmemelidir. Bu vesile ile genellikle son yıllardaki maçların ardından “Derbiyesizler” diye tanımlanmayı hak edenler bu defa “Derbiyeliler” tanımını hak etmelidirler.
O nedenle futbolun kuytu köşelerine saklanmadan, iki takımın şerefli formalarına layık olmak için ter akıtmak, sahaya çıkacak tüm futbolcuların ilk görevidir. Aynı şekilde teknik adamlar zafere giden her yolu mübah görmemelidir. Rakibi tahrik etmek, oyunu soğutmak gibi küçük takımların, küçük teknik adamlarına yakışacak tavırları Denizli ya da Daum’un sergilemesi biraz ayıp olur. Hele hele maç sonrası el sıkıştıktan sonra ertesi gün kulüp televizyonlarına çıkıp birbirlerine sallamaları iki kere büyük ayıp olacaktır. İşin bir de taraftar boyut var. Biliyorum tribünlerde bugüne kadar olanlardan daha farklı bir manzara olmayacak. Karşılıklı küfürleşmeler, tahrikler, mümkünse kavgalar v.s. Dolayısıyla ne söylesek boş ama şöyle bir hayal kurabiliriz.. Hayal bu ya, Beşiktaş taraftarı Fenerbahçelileri çiçeklerle karşılamış. Tribünler şenlik havasında. Maç bitmiş, iki takım taraftarı kazananı alkışlıyor. İçinizden “Ancak rüyamızda görürüz böyle bir manzarayı” dediğinizi biliyorum. Olsun, hayalini kurmak bile güzel…

Favorim Hüseyin Göçek

Önümüzdeki hafta derbiyi kim yönetecek? Neredeyse herkesin ortak fikri Fırat Aydınus, Cüneyt Çakır ya da Hüseyin Göçek’ten biri olacağı şeklinde… Benim adayım üç değil bir, o da Hüseyin Göçek… Fırat Aydınus geçen sezon derbide çok pasif kaldı ve son dakikada ortalık karıştı… Cüneyt Çakır da Galatasaray-Beşiktaş derbisinde büyük hatalar yaptı… Dolayısıyla Hüseyin Göçek ön plana çıkıyor. Tabii bu benim fikrim, bakalım MHK ne yapacak?
Beşiktaşlılık budur!

Tam 13 bin kişi “Beşiktaş’a ve oyunuza sahip çıkın” sesine kulak vermiş. 15 gün gibi kısa bir sürede, 6 bini bağımsız, büyük bölümü de gruplara bağlı olarak 13 bin kişi aidat yatırmış, oy kullanma hakkı elde etmiş. Kim kime oyu verir bilmem ama genel kurul üyelerinin bu konuda gösterdiği hassasiyet her türlü övgüye değer.
İşte Gökçek adaleti!

MKE Ankaragücü’nde, Hikmet Karaman’a yapılan yabancı hocaya yapılabilir miydi? İşte Melih Gökçek zihniyeti… Kural yok, anlaşma tanımak yok, acımak yok… Ondan sonra Ankaraspor düşünce haktan, hukuktan bahsediyor. Pardon sizin hak ve hukuktan anladığınız bu mudur Melih bey.
Kanarya unutuldu mu?

Fenerium’un ürünlerine bakıyorum bir tek Kanarya figürü yok… En azından internet sitesinde… Fenerbahçe tribünlerine bakıyorum yine Kanarya sözünü ağzına alan yok… Bir zaman Ka-nar-ya diye üçlü çekilirdi. Şimdi yok… Bir tek Fenercell kartının üzerinde Kanarya’ya benzer bir figür var… Peki neden? Yılların sembolü unutturulmak mı isteniyor… Hadi kulüp unuttu diyelim, taraftar neden Kanarya’yı bağrına basmıyor, Ka-nar-ya diye tribünleri inletmiyor…

FSTAT’ın kitabı

Türk futbolunun en büyük eksiği yazılı eserlerin yok denecek kadar az olması. Okumak gibi yazmak konusunda da sıkıntımız olduğu açık. Özellikle de internet sonrası eline kitap alanların sayısı iyice azaldı. Tam da böyle bir ortamda FSTAT ekibinin kitabının piyasaya çıkması çok anlamlı. Turkcell Süper Lig’de geçen sezon her ne yaşandıysa, tüm detaylarıyla bu kitapta var… Her futbolseverin başucunda bulunması gereken bu kitabın bundan sonraki yıllarda da yayımlanması büyük önem taşımaktadır.

Vatan Şairi Akif’ten

Ey, Haya namında bir hissin vücudundan bile, Pek haberdar olmayan, yüzsüz, hayasız! Bak hele! Arkasından takla attın deni (alçakça) bir şöhretin; Düştü takken, çıktı cascavalak o kel mahiyetin!
NOT: Bana bu dörtlük de nereden çıktı, kimin için yazıyorsun diye boş yere sormayın… Eşref’in dediği gibi böyle muhteşem dizeler, numarasız gözlük gibidir, bütün hayasızlara uyar…
Günün Sözü

Anıta layık olanların ona ihtiyaçları yoktur.
(William Hazlitt)

Ertürk Yıldırım
11-23-2009, 18:24
Adam gibi derbi!
Derbi haftasındayız, yolda gören “Ne olur maç?” diyor… Bu maçlara şeytanın bile aklının ermeyeceğini bilen biliyor da, yine de bir mucize cevap arıyor etrafında. Atıyor oltayı, ne çıkarsa bahtına… Oysa bizim bu ya da başka bir maç için yapabileceğimiz şey teknik adamların sistemleriyle, takımların oyuncu yapılarını teraziye koyup tartmaktan daha fazlası değil. Bu tartı sonrası ise bazılarının zannettiği gibi skor çıkmaz, futbol çıkar ortaya. Nasıl mı? Şöyle… İki takımı ve teknik adamları değerlendirdiğimiz zaman o maçın, üç aşağı, beş yukarı nasıl geçeceğine dair bir şeyler söyleyebiliriz. Misal, hangi takımın daha baskılı oynayacağı, topun kimin ayağında daha çok oyalanacağı, kimin daha çok pozisyon bulabileceği vs… Bir ölçüde bunları tahmin etmek zor değil ama iş skora gelince orda biraz durmak lazım. Skor biraz da şanstır, top üç santim içeri vurup ağlara da gidebilir, üç santim dışarı vurup auta da gidebilir. Spor yazarı dediğin o topu rakip kaleye kimin daha çok göndereceğini söyleyebilir belki ama çok gönderen mi ağlarla kucaklaşır, az gönderen mi o nereden bilsin? Dahası kim bilebilir ki? Dolayısıyla derbi hakkında yazacaklarım bu minvalde değerlendirilirse sevinirim…

Gereğini yapmak
Şimdi gelelim sadede… Daum’un, tıpkı Galatasaray maçında olduğu gibi koşan bir orta saha yapacağını sanıyorum. Önce beraberliği garantiye almak isteyecektir. Bir şekilde skor üstünlüğünü yakalarsa kalan zamanı eritmeyi hedefleyecektir. Bunu yapacak tecrübede oyuncuları olduğu da aşikar. Eğer son dakikada bir sürpriz yapmaz ise Mehmet Topuz’u da oynatacak, bu ciddi bir kumar olacaktır. Mehmet, seyircinin inadına coşup muhteşem de oynayabilir, ayakları da titreyebilir. Dolayısıyla bir anda maçın kader adamı durumuna gelebilir. Beşiktaş cephesinden bakınca Denizli’nin ne yapacağını kestirmek kolay değil. Trabzon’da ilk kez pragmatik bir teknik adam gibi davrandı, maçın gereğini yaptı. Yine aynı şekilde davranırsa, onun da koşan, mücadele eden, orta sahada basan bir takımla sahaya çıkması gerekir. Bunu yaptığı taktirde, fizik gücü Fenerbahçe’den daha iyi olan Beşiktaş özellikle ikinci yarıda çok daha fazla pozisyon bulacaktır. ‘O pozisyonların kaçını değerlendirir’ derseniz, ‘Nereden bileyim ben’ derim. Aslında uzatmaya gerek yok… Hikayeyi bilirsiniz… Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han “Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye çıkışır. Orada bulunan ve velayet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, bunu duyunca hafifçe gülümseyerek şöyle der: Peder ne der, kader ne der! Bizimki de o hesap, gördüğümüz manzaraya göre biz bir şeyler dedik, kader ne der, onu da hafta sonu öğreneceğiz. Dileyelim ki, rezillik çıkmayan (Bkz: F.Bahçe-Galatasaray erkek ve bayan sportifmüsabaları), adam gibi bir derbi olsun.

Ertürk Yıldırım
11-23-2009, 18:25
Hadi ordan, ne derbisi!
Bir başkadır bizim derbiler! Maç öncesi, sırası ve sonrasında taraftarların birbirlerine saldırması kesin… Küfür kıyamet garanti… Maçtan önce “Asarız, keseriz” diyen yöneticilerin, maçtan sonra da hiç utanmadan, “Yan yattı, çamura battı, yoksa biz şöyle ezerdik, böyle çiğnerdik” diye kıvırmaları kaçınılmaz… Adı ne olursa olsun hakemin, eyyamcı düdüklerle kendini kurtarmaya çalışması büyük ihtimal. Teknik adamların futbolun gerçeklerini görmezden gelip kendi egolarının peşine takılmaları, futbolcuların işlerini yapmaktan çok arkasına sığınacakları mazeretleri üretmeye çalışmaları v.s… Kalemşorların kıytırık bir mücadele methiye düzmeleri ya da bin kere hak edilmiş mağlubiyete mazeret uydurmaları ayrı terane… Ne ararsanız var bizim derbilerimizde, futbol hariç… Çölde su gibi hasret kalmışız iyi futbola, gerçek mücadeleye, centilmence yarışanlara, hakkaniyete… Teknik adam ve futbolcuların puana giden her yolu mübah saydıkları, hakemlerin, ertesi gün görecekleri tepkilere göre düdük çaldıkları, tribündekilerin kendi takımlarını desteklemekten çok rakibe saldırdıkları bir ortamda izlenen maçtan kim keyif alır ki? Bir düşünün bakalım. Son yıllarda, çevrenizdeki aklı başında bir dostunuzun, ballandıra ballandıra bir maçta yaşadığı heyecanı anlattığına hiç tanık oldunuz mu? Olamazsınız… Korku, şiddet, kendinden yana olan çamuru bile savunan zihniyetlerin çarpışmasıdır bizim derbilerimiz. Tek seyircisi de aslında federasyondur… Üç büyükler oynar (!), federasyon seyreder, biz de bunun adına derbi deriz. Hadi ordan, ne derbisi!.. Bu ülkede derbi hakkında tek merak edilen şey kimin kazanacağı, başka bir şey değil… O nedenle yarın da değişen bir şey olmayacak. Herkes kimin kazandığına bakacak. Yaşanan olayları vahametine göre kalemşorlar da pozisyon alacaklar hepsi o kadar. Hakkaniyetli yarış, adaletli sonuç mu? Hak getire!..
Rekabet mi, rezalet mi
Medyadaki goygoycuların, reklam peşindeki yöneticilerin sidik yarışlarını rekabet diye insanlara yutturursanız sonu böyle olur. Kadın kadınlıktan çıkar, taraftar taraftarlıktan… Rezalete bakar mısınız? Kimi 10 yaşındaki çocuğun sırtındaki formaya tahammül edemiyor, kimi de “Beni tahrik ettiler” masalıyla binlerce kişiye orta parmağını gösteriyor. Üstelik bunu yapan bir bayan… Rekabet heyecanıymış, takımının hakkını savunmakmış, mış da mış… Yok ya! Yöneticiler ayrı bir komik. Medyadaki yağdanlıkların durumu daha içler acısı. En tarafsızım diyen F.Bahçeli arkadaş bütün savunmasını G.Saray taraftarının azgınlığı üzerine kuruyor… Kendi cephesini temize çıkaracak aklı sıra… İyi de arkadaş o parmağı nerene saklayacaksın! G.Saraylısı da saldırıyor parmak kaldıran kadına! Görmüyor tribündeki gözü dönmüşleri… Sorsanız hepsi tarafsız. Yerim sizin tarafsızlığınızı ben. Kimse palavra atmasın, bu manzara rekabeti değil, rezaleti anlatıyor… Medyanın ne “kadar çok gerilim, o kadar büyük ezeli rekabet” anlayışının sokakta ve tribündeki yansımasıdır bu… Bütün kalemşorlar, tribünlere oynayan yöneticiler kına yakabilirler. Bu eser onların. Ne kadar övünseler azdır…
G.Saray’a bu yapılır mı?
Bu ülkede spor kelimesinin anlamını bilen bir tek Allah’ın kulu varsa G.Saray en az bir yıl potalardan ihraç edilir… Böyle bir delikanlılığı Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel’den beklemek hayalcilik olur malum… O daha çok olayı nasıl ört bas edeceğinin hesabını yapacaktır… Ancak birileri çıkıp bu rezaletin hesabını sormalı ve G.Saray tarihine bu lekeyi sürenleri de onlara seyirci kalanları da en ağır şekilde cezalandırmalıdır… Beş para etmez bir maçta, cezalı oyuncuyu oynatmak için hile yapmak görülmüş, duyulmuş bir şey midir? Bir teknik adam ya da yardımcıları böyle bir rezilliğin altına nasıl imza atabilirler? Yemin ederim söyleyecek söz bulamıyorum. Yazıklar olsun böyle insanları sporun içinde barındıranlara!.. Dün dostum avukat Metin Ünlü bir mail göndermiş… Dünya tarihine damga vuran büyük insanların, en önemli icraatlarını çok ileri yaşlarda gerçekleştirdiklerini anlatan bir maildi bu… Colomb, 50’sinden sonra keşfe çıkmış… Titian, “Lepanto Savaşı” tablosunu 98 yaşında yapmış… Mimar Sinan, Selimiye’yi bitirdiğinde 86 yaşındaymış… Goethe, en büyük eseri Faust’u 82 yaşında tamamlamış… Bazı hokkabazlar, 105 yıllık G.Saray forması altında sahtekârlık yaparak tarihe geçmişler. Ne diyelim helal olsun!
Denizli’ye güveniyorum!
Bir Fenerbahçe taraftarı olarak derbide en çok Denizli’ye güveniyorum… Çünkü sağ duyunun yap dediğini YAPMAMA HOBİSİ var hocada… Herkesin dediğinin tersini yaparak milleti madara etme peşinde! Fenerbahçeli okurum Mehmet Sumer’in söylediği bu… Okurun maili şunu kanıtlıyor aslında; gerçekleri görmek için alim olmaya gerek yok. Herkes, her şeyin farkında.
Çapkın İstanbul’u değiştiriyor!
Hüseyin Çapkın müdür, İstanbul’a ayak bastığı andan itibaren şehirde değişim başladı… Kafasını kuma gömmeyen, vatandaş rahat edene kadar uyumayan bir müdür portresi var karşımızda… Denizli maçında Beşiktaş tribünlerine dalıp taraftara saldıranları es geçmedi… Bundan sonra da tribün terörüne karşı kayıtsız kalmayacağı aşikâr… F.Bahçe ve G.Saray tribünlerindeki çıkar gruplarını da masaya yatırması an meselesidir… Bu ülkede bir şeyler düzelecekse cesur bürokratlarla olacaktır. Tepkilerden çekinmeden yanlışların üzerine giden Çapkın’ı kutluyorum. Tribündeki gerçek taraftarı korumak, çetelerle savaşmak adına atacağı her adımı da bütün kalbimle destekliyorum. Gazası mübarek olsun…
Günün sözü

En iyi öğüdü, ancak kendine verebilirsin. (Çiçero)

Ertürk Yıldırım
11-23-2009, 18:31
Teşekkürler 'Colin'


Evet dostlarım... 8JK'yı parçalamamız için geri sayım başladı!! hahahaha!!" Beşiktaş'a maçı kazandıran bu sözlerin sahibi (yalanlandığını görmedim) Kazım'dır... Bütün Beşiktaşlılar Kazım'a teşekkür etmeli... Bu maçtaki hırsı ve motivasyonu en başta ona borçlular. Kazım'ın gaza getirdiği Beşiktaş, Fenerbahçe'yi yenerken haddini bilerek oynadı... Denizli tıpkı Trabzon'da olduğu gibi, saplantılarından kurtuldu, orta alanı kalabalık tuttu, doğru onbiri, doğru sistemle oynattı. Aslında Daum'un sahaya çıkardığı onbirde de itiraz edebileceğimiz kimse yoktu. Alman hoca da orta alanda ileri-geri oynayabilen futbolcuları kullandı... Fenerbahçe'nin hesabı, sabırlı oynamak ve öndeki Kazım'ı ya da geriden gelecek Emre, Alex veya Santos'u savunmanın arkasına kaçırmaktı... Bu hesapları tutmadı.. Beşiktaş çok önde basmasa bile rakibini her bölgede rahatsız etmeyi bildi.

Daum teslim oldu
İkinci yarının ilk dakikasından itibaren Beşiktaş daha önde basmaya başladı. Emre'nin sakatlandığı dakikalarda orta alan oyundan düştü... O arada gol geldi... Ama ne gol... Fink tek kelimeyle Yaradan'a sığınıp vurdu, Volkan'ın yapacağı bir şey yoktu... Sonra... Bobo, zor pozisyonda, ters dönüp, sol ayağıyla müthiş gönderdi. Beklenmeyen müthiş bir şut, maçı aldı, götürdü. Sonra... Sonra Daumteslim oldu. Dahilik sınırını geçip delilik diyebileceğimiz riskler aldı! Baroni ve Topuz'u çıkarıp orta sahayı boşalttı. Bu manzara intihar demekti... Beşiktaş biraz sakin olabilse daha farklı bir skor elde edebilirdi... Daum, rakibine tarih yazma şansı verdi, Beşiktaşlı oyuncular bunu fark edemediler. Her neyse bu sonuç beş hafta önce ligi bitirenlere iyi bir ders oldu. Bu ligin altından daha çok sular akar diyen bizleri de haklı çıkardı. Bu arada son günlerde ortam inanılmaz gerilmişken bu derbinin olaysız başlayıp, öyle de bitmesi hepimiz adına mutluluk verici. Futbolcuların maç sonrası sarmaş dolaş olmaları da ayrı bir güzellikti. Hepsini kutluyorum.

Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:33
Alışmış, kudurmuş!

Alıştılar tabii… Sezona Süper Kupa’da lehlerine olan fahiş hakem hatalarıyla başladılar. Sonra ligde devamı geldi. Sivas’ta atılan ofsayt gol. Diyarbakır’da hakemi dövmesine rağmen yüzü de, kendi de “kızarmayan” Emre. Diyarbakır’ın atacağı ikinci golün komik bir ofsayt bayrağıyla önlenmesi. Saracoğlu’nda Manisaspor’un sayılmayan bariz golleri, verilmeyen net penaltıları. Bu konuda öyle çok sabıkaları var ki… Camdan evde oturuyorlar resmen. Kimseye taş atmamaları gerekir.. Buna rağmen insanları tahrik etmek, Fenerbahçe yönetimine yalakalık yapmak için, Beşiktaş’ın anasının ak sütü gibi helal olan zaferine gölge düşürmeye çalışıyorlar.. Fırat Aydınus, Gökhan’ın penaltısını vermemiş. Tutunabildikleri tek dal bu! Yahu verse ne olacak? Peki; Lugano’nun, Bobo’yu boğazından çekip indirmesine ne demeli?.

Kendilerini imha ederler
Siz bana şunu söyleyin, hakem F.Bahçe’nin yolunu isteyerek kesti mi? Misal, iki sezon önce İnönü’deki gibi bir Fırat Aydınus mu vardı sahada? Ya da Saracoğlu’nda, Lugano, Semih ve Deivid’i atmayan, Beşiktaş’ın golünü saymayan bir İsmet Arzuman olayı mı yaşandı… Alıştınız tabii, normal hakeme tahammülünüz yok besbelli. Her neyse sevgili okurlar, bunlara dert anlatmak mümkün değil. Ekranda programları iki dakika fazla izlensin, yazdıkları üç kere fazla okunsun, isimlerinden biraz daha bahsedilsin, isterse dünya yansın. Umarsızdır onlar, duyarsızdır… Adam gibi kazananı alkışlamayı da bilmezler, kaybedeni eleştirmeyi de.. Size tek tavsiyem, vicdanına güvenmediğiniz adamın sütunlarına, ekranlarına konuk olmayın. Misal benim adaletli olduğuma güvenmeyen de bu köşeyi okumasın. Bilen bilir, ben bir hakemin iyi niyetinden şüpheye düşersem, yanlış taç kararından dolayı bile yerden yere vururum.. Ammmaa… 90 dakikalık yönetiminde arıza görmezsem, o hakem kafayla gol atsa bile eleştirmem. Bunlar böyle değil.. Gözleri kör olmuş, vicdanları nasır tutmuş. Ne desen hava civa. Öyleyse bırakın kendi hallerine. Süreleri dolunca kendi kendilerini imha edeceklerdir.

Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:34
Destan yazdılar

Günümüz futbolunun en önemli gerçeği şu: Rakip savunmadan dönen topları alamazsan zor gol atarsın, kendi savunmandan gelen topları alamazsan kolay gol yersin… İki kere iki dört… Bu dönen topları alabilmek için de eğer elinde iki tane Gerrad yoksa orta alanda üç ya da dört oyuncu bulunduracaksın… Denizli nihayet bu gerçeği gördü. Trabzon ve Fenerbahçe’den sonra Manchester karşısında da doğruyu yapıp ortayı dörtledi. Dün gece Old Trafford’da Beşiktaş genel olarak bu doğruları yaptı. Aksayan üç kişi golü atan Tello, İsmail ve çok çalışmasına rağmen çok top kaybeden Bobo’ydu… Tello topsuz oyunda hiç yoktu, İsmail panik yaptı… Harika bir gol atan Tello bir daha sahada görünmedi… Bu Beşiktaş’ın çok rahat pozisyonlarda bile kontrataklara çabuk çıkmasını önlerken, rakip kale civarında oyalanmasına da izin vermedi… Buna karşılık beş alternatif oyuncusuyla sahaya çıkan Manchester, Obertan’ın kanat bindirmeleriyle sonuca gitmeyi denedi… Bizim Deli İbrahim ilk paniği atlattıktan sonra mükemmel oynadı ve resmen Obertan’ın karizmasını çizdi… Üstelik önündeki İsmail’den hiçbir destek görmeden yaptı bunu… Helal olsun kaptana.

Hepsi çok yürekliydi İkinci yarının başlarında Manchester, “Gidersem ikinciyi yer miyim” korkusuyla tedirgin oynayınca Beşiktaş daha iyi top kullanma şansı buldu… Bir ara kırk pas falan yaptılar… Sir Alex Ferguson, manzaranın vahametini fark edip Owen ve Evra’yı sahaya sürdü. Denizli ise Toraman ve Tello sakatlanana kadar değişiklikler için beklemeyi yeğledi. Belki de böylesi daha iyi oldu, erken değişiklik yapmış olsa Beşiktaş eksik kalabilirdi. Şampiyonlar Ligi’nde çok daha kolay maçlarda puan dağıtan Beşiktaş, tarihine bir büyük galibiyet yazdırmak ve grupta yok denecek kadar az olan şansını zorlamak adına inanılmaz bir mücadele verdi… Old Trafford destanını yazarken hepsi çok yürekliydiler. Bununla beraber maçın golünü Tello atmış olsa da, geceyi en çok aydınlatıp “şeytana” pabucunu ters giydirenler Rüştü ve İbrahim Üzülmez ve Ekrem’di. Avrupa’daki bunca hüsrandan sonra böyle bir destan şarttı.. Hepsini alınlarından öpüyorum.

Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:35
Değişen Beşiktaş

Mustafa Denizli ne zaman inadından vazgeçti Beşiktaş gaza bastı. Trabzon, F.Bahçe ve dünya devi Manchester United. Bu üç maçta da Beşiktaş, orta sahasını kalabalık tuttu. Üç galibiyet, atılan altı gol. Kalesinde gördüğü gol adedi sıfır. Sanırım bu manzara bazı şeyleri ortaya koymaya yetiyor. Bundan sonra Beşiktaş asla 4-2-3-1′e dönmemeli. Sayılara kafasını çok takan biri değilim ama bazı şeyleri anlatmak için de bu gerekli. İşin özü şu ki Beşiktaş’ın elinde, orta sahada oynayıp, hem savunma görevini yapıp, hem de hücuma destek verebilecek bir tek oyuncu bile yok. O nedenle defanstaki dörtlü ile ilerideki dörtlünün tüm yükünü Ernst ve Fink’e bindiren 4-2-3-1 Beşiktaş’a bir beden büyük geliyor. Almanlar’ın sağına Ekrem yerleşti, solda İsmail, Serdar Özkan, Tello’dan hangisi oynar bilinmez ama eğer kadroda istikrar sağlamak istiyorsa Denizli’nin atması gereken ilk adım zorunlu haller dışında şu yedi oyuncudan vazgeçmemektir; Toraman, Sivok, Ferrari, Üzülmez-Ekrem, Erns, Fink.. Bundan önceki maçlarda alınan sonuçlar belli, son üç zorlu maçta alınan sonuçlar da belli. Fazla söze gerek yok. Eğer Mustafa hoca Trabzon, Fenerbahçe ve Manchester maçlarında yenilgi korkusuyla orta alanı kalabalık tuttuysa ve Sivas maçından itibaren eskiye dönecekse yandı gülüm keten helva. Denemesi bedava. Macera isteyen, takımın çok çabuk uyum sağladığı 4-4-1-1′den vazgeçip, 4-2-3-1 ucubesine geri döner. Biz de hep önümüzdeki maçlarda birlikte seyreyleriz manzarayı. Her neyse. Bizimkisi ‘testi kırılmadan’ yol göstermek. En iyisini elbette Mustafa Denizli bilir. Davul onda, tokmak onda, nasıl isterse öyle çalsın.
Sivas’a dikkat!
Manchester zaferinin Beşiktaş takımına moral motivasyon ve özgüven açısından büyük katkı sağlayacağı kesin. Ancak, böyle zorlu maçların ardından futbolcularda bir gevşeme ya da yorgunluk baş göstermesi de büyük ihtimal. Galatasaray Avrupa’yı sallarken böyle zaferlerin ardından ligde hep darbe yedi. Aynı şekilde Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi’nde yarı finali zorlarken benzer sıkıntılar yaşadı. Dolayısıyla Sivas deplasmanında Beşiktaş bir kazaya uğramak istemiyorsa çok dikkatli olmalı. İşi en başından itibaren sıkı tutmalı. Benden uyarması.
Hakan Şükür ve çakma şöhret!

Bravo Hakan Şükür. TRT’de inanılmaz yerinde yorumlar yapıyor. Bazıları gibi ‘in’ olmadan ‘cin’ olmaya, cin olmadan adam çarpmaya kalkmıyor. Keskin ifadelerle, önüne gelene sallayıp, saygısızca ifadelerle ön plana çıkma gayreti de yok. Sansasyon peşinde koşmuyor, bildiğini, inandığını söylüyor. Geçen hafta da golcülerin tembelliği konusunu gündeme getirdi. “Bobo, Baros ve Güiza, hepsi çok tembeller, kendilerini aşma gayretleri yok” dedi. Sonra da “Hoca bizi gol çalıştırmıyor” diyerek, Denizli’yi, Reha Muhtar’a şikayet eden futbolcuyu haklı olarak yerden yere vurdu. “Ben hep kendi eksiklerimi gidermek için çaba harcadım. Sen alt yapıda bir genç misin ki hoca seni çalıştırsın?” diye sordu. Hakan, futbolcuyken farklıydı.. Yorumculuğu da farklı olacak. Uzun yola hüküm giymiş besbelli. Çakma şöhretle işi yok!
Beşiktaş kongre üyelerine çağrı!
Biliyorum bazılarınız son gün, sandık başına gidince kararınızı vereceksiniz. Bununla birlikte şimdiden kararını vermiş olan birçok kongre üyesi de var. Niyetim buradan genel kurul üzerinde baskı kurmak falan değil. Sadece bir kamuoyu yoklaması yapmak istiyorum. Diyeceksiniz ki o işin uzmanı şirketler var bırak onlar yapsın. Doğru ama o uzmanların Beşiktaş kongre üyelerini bulup ulaşmaları o kadar kolay olmaz. Oysa bu köşeyi okuyanlar arasında yüzlerce kongre üyesi var. Yani hedef kitleye buradan ulaşmak mümkün. Uzatmayalım. Kongre öncesi bir nabız yoklamasının her açıdan iyi olacağını düşünüyorum. Beşiktaş genel kurul üyeleri neler düşünüyor, hangi adayı desteklemek niyetindeler. Bu düşünceleri skorlara göre değişiyor mu? Yaklaşan kongreyle ilgili düşüncelerini benimle paylaşma nezaketini gösterecek tüm genel kurul üyeleri, 15 gün boyunca turgay.demir@fotomac.com.tr adresine mail gönderebilirler. Sonuçları kamuoyuyla paylaşacağım. Not: Sadece sicil numaralarını yazan üyeler değerlendirmeye alınacaktır.
Günün sözü
“Kurallar ihlal edilir edilmez, oyun evreni çöker, oyun diye bir şey ortada kalmaz.” Huizinga

Ertürk Yıldırım
11-30-2009, 12:35
Macera tutkusu

İşin kolayı, aklın yolu, Beşiktaş kadrosunun gerçeği Ekrem, Fink, Ernst, İsmail dörtlüsünü orta sahada kullanmak, önlerine de Tabata ya da Nihat’tan birini koyup ileride Bobo’yu bırakmak… Doğru bu ama doğruyu arayan kim? Takım çok önemli üç maçta altı gol atmış, kalesinde doğru düzgün pozisyon bile görmemiş… Niye bozuyorsun kadroyu? Hadi Toraman sakatlandı ve o bölgede zorunlu bir değişiklik yaptın, peki Ekrem’in yeri niye değişti? İsmail Köybaşı neden yedek? Denizli, beşaltı hafta üst üste aynı oyuncuları, aynı bölgede kullansa ve zorunlu haller dışında değişiklik yapmasa hem sistem oturacak, hem takım makine düzeninde oynamaya başlayacak ama nerde? Macera aramak böyle bir şey… Hep farkını ortaya koyma gayretinde Mustafa hoca… Halk arasında buna rahat batması derler… Dün Sivas’ta yine üç hafta önceki manzaralar vardı… Önde bekleyen Nihat, Tabata ve Ekrem, geride bekleyen altı oyuncu ve aralarında Konya Ovası gibi büyük bir boşluk…

Cümbür cemaat hücum
Hal böyle olunca Beşiktaş bir türlü oyunun kontrolünü ele alamadı… Bobo’nun sakatlanma pahasına attığı golle öne geçmesine rağmen orta alanda oyunu tutamayan Kartal kontratağa mecbur kaldı… Muhsin Ertuğral’ın, “Böyle oynayan bir Beşiktaş için bu kadar tedbir fazla” dercesine Kadir’i çıkarıp forveti İbrahim Şahin’le takviye etmesi Sivas’ın Beşiktaş kalesine daha sık gelmesini sağladı… Buna karşılık Denizli de en sonunda orta alandaki zaafı fark edip Tabata-Uğur değişikliyle çözüm aradı… Aslında bu hamle bile çok şeyi değiştirmedi ve Sivas baskı kurmayı başardı ama İbrahim Şahin sakatlanıp çıkınca denge bir kez daha Beşiktaş lehine bozuldu. Son dakikalarda cümbür cemaat hücuma çıkan Sivas arkada büyük boşluklar bıraktı. Ekrem, Fink, Ernst, Tello net fırsatları değerlendirseler her şeye rağmen skor çok farklı olabilirdi.

Ertürk Yıldırım
12-04-2009, 08:36
Demirören yalakaları
Taraftar her gol sonrası, sembolik bir tepki koyup on saniye "Yıldırım Demirören yeteeer!" diye bağırıyor ya, "Başkan ve tüm adamları"nın zoruna gitmiş... Taraftara saldırıp, başkana yağ çekiyorlar akılları sıra. Dolayısıyla bunlara haddini bildirmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Bakın bay yalakalar, şimdi beni iyi dinleyin... Beşiktaş taraftarının gözünde bir hiçsiniz... Yazdığınız okunmaz, söylediğiniz dinlenmez. Kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz, bu bir. İkincisi, eğer tribünde çıkar grupları varsa onları isyankarlar içinde aramayın, sizin gibi yağdanlıklar arasına bakın... Bulamadınız mı? Yorulmayın, bay başkana sorun. Temizliğe kalktığına göre, kimin kirlettiğini de iyi biliyordur... Söyleyin kendisine, anlatsın size... Belki size söylemeyebilir o zaman her sene yaptığı röportajlara bir yenisini daha ekleyip yine Sanem Altan'a anlatsın her şeyi... Hem kankası İbrahim Seten'i de mutlu etmiş olur. Siz de küçük beyninize şunu sokun... Bu taraftar iki mağlubiyetle isyan etmediği için, iki galibiyetle de susmaz... Bu isyan beş yıllık kötü yönetime baş kaldırıdır... Dolayısıyla galibiyet şöyle dursun takım bugün şampiyonluk kupası kaldırsa kupa töreninin ardından binlerce insan yine "Yıldırım Demirören yeter" diyecektir... O nedenle gerçeklerin farkına varın... Beşiktaş taraftarı ile Beşiktaş arasına kimse giremez. Başkan bile... Siz zaten hiç giremezsiniz. Taraftar bugün isyan eder, yarın takımını bağrına basar... Bu bir sevdadır ve içinde sevinçler, sevişmeler gibi acılar, hüzünler, isyanlar da vardır ve olacaktır. Ama taraftarın takımla barışması, yönetimle barışması değildir siz de bunu anlayın artık... Son söz: Yeri gelince Beşiktaşlıyım falan diyorsunuz ya; sizin gibi Beşiktaşlı olmaz olsun.

'Vatan hapı' tehditten korur mu?
Vatan Spor Müdürü İbrahim Seten kardeşim hakkında bir sürü iddia ortada kalmış durumda... Murat Ürünsak'a özel "sahte sayfa" gönderip şantaj yaptığına dair belgeleri Tuğrul Yenidoğan ortaya koydu... Tersini söyleyeni de duymadım. Haldun Üstünel, Seten'in kendisini yardımcısı Gökmen Özdemir vasıtasıyla tehdit ettiğini söylüyor... Hepsi bu kadar da değil... Aba altından sopa göstermek için Talay Erker'le mesaj gönderdiği Fatih Terim'in, Seten için "Karısıyla röportaj yapmamı istedi kabul etmedim. İstediği kadar tehdit etsin karısıyla röportaj yapacak başka birini bulsun" dediğini yılların ustası Talay Erker açıkladı... Kimse bunu da yalanlamadı. Balık hafızalı olmayanların çok iyi hatırlayacağı gibi birkaç yıl önce de Aziz Yıldırım, "Benden karısı için röportaj isteyenler" diyerek Seten'i kamuoyuna şikayet etmişti.. İddialar bir değil bin... Uzatmayalım... Bu şantaj iddiaları ortada dururken kimsenin kılının kıpırdamaması ilginç. Özellikle de Vatan üst yönetiminin bunca iddiaya kayıtsız kalması inanılır gibi değil... Vatan'ın Mecidiyeköy'deki binasına asılan devasa reklam panosunda bir tablet resmi var ve üstünde şöyle yazıyor: Vatan diğer gazetelerin yanıltıcı etkisinden korur. Peki ey Vatancılar, sizin bu "Vatan hapı" şantaj ve tehdit iddialarından da korur mu? Yoksa, bu tür iddialar sizin hapın yan etkisi midir?

Saatli bomba patladı!
Koca Hürriyet'in sporunu şarkıcıya emanet ederseniz böyle olur Sayın Ertuğrul Özkök! Şimdi mutlu musunuz? Geçenlerde Dünya Gazete Yayıncıları Birliği kongresine katılmıştınız hani, şimdi de gözlemlerinizi yazıyorsunuz. Sahi, onlarca gazete yöneticisi arasında sizden başka damadını spor müdürü yapan var mıydı? Gitmişken keşke onu da araştırsaydınız? Anlattığınıza göre tüm dünya gazetecileri Doğan Grubu'na verilen vergi cezasını konuşuyormuş.... Herhalde Ercan Saatçi'den haberleri yok henüz... Yoksa sizi ve damadınızı konuşurlardı emin olun. Her gün ayrı bir provokatif haber var Hürriyet Spor'da... Yok Beşiktaş tribünleri birbirine saldıracakmış. Vay efendim Beşiktaş şike yapmış... Hepsi "yersen" marka! Her gün bombaları ayrı ayrı patlıyor bizim şarkıcı arkadaşın... Sonuncusu ise tek kelimeyle zaman ayarlı bir bombaydı... Bülent Timurlenk isimli "mikser gazeteci" saati kurup, bombayı ortaya bırakmış... Bizim şarkıcı arkadaş ve büyük gazetecilerden (!) kurulu ekibi anında atlamışlar... Sonra... Sonrası rezillik diz boyu... Eeee, şarkıcının yapacağı spor gazeteciliği bu kadar olur.. "Saati" gelince bombası patlar. Şekilde görüldüğü gibi!

Rıdvan var mısın iddiaya!
Rıdvan Dilmen başladı, Mehmet Demirkol ve Uğur Meleke şimdi aynı şarkıyı söylüyor... Beşiktaş tüm maçlarda 4-3- 3 oynuyormuş... Uğur'u arada bir maçta görüyorum ama Rıdvan ve Mehmet'in Beşiktaş'ı bir kez bile çıplak gözle izlediklerinden şüphem var. Sanırım genellikle ekrandan, bazen de üçer dakikalık özetlerle durumu idare ediyorlar... Her neyse... Bakın arkadaşlar, Beşiktaş 4-3-3 oynamıyor. Bu takım Denizli yönetiminde çıktığı maçların yüzde 99'unda 4-2-3-1 oynadı... Tersini söyleyip komik duruma düşmeyin istedim! Ya da gelin iddiaya girelim. Hem sen iddiayı da seversin Rıdvan kardeş?

Eğitim şart!
Aziz başkan bayramlaşırken yapmış yapacağını... Haber peşindeki meslektaşlarımızın bayramlarını kutlayacağı yerde, "Patronlarınızı eğitemedim ama sizleri eğiteceğim!" demiş... Sonra bizim Haydar Tanışan, yılların tecrübesiyle "Önce bir bayramımızı kutlasaydınız!" diye taşı gediğine koyunca, başkan bu kez daha da ileri gitmiş; size her gün bayram! Aziz başkan haklı... Eğitim şart!.. Güiza'ya 70 trilyon vermemek... Emekli Carlos'u yıldız diye almamak... "Kokain içen Daum bu kulübün kapısından giremez" dedikten sonra iki kez göreve getirmemek... Her şeye açık bir yarışta, elinde senet varmış gibi üç yıl üst üste şampiyonluk sözü vermemek için eğitim şart...

Beşiktaş Kongre Üyeleri'ne çağrı!
Geçen haftadan bu yana, bazı kongre üyeleri mail adresime seçimle ilgili düşüncelerini gönderdiler. Onlara teşekkür ediyorum. Ancak açık yüreklilikle belirtmeliyim ki katılım benim beklediğim düzeyde değil... O nedenle tüm genel kurul üyelerine çağrımı yineliyorum... Kime oy vereceksiniz, sakıncası yoksa benimle paylaşır mısınız? Korkmayın adınız bende saklı kalacak.

Günün sözü


"Saf iyilik belli bir süre sonra kaybolur, aşk ise alışkanlık yaratır. Sonra ya iğrençleşir ya da sıradanlaşır. Nefret ise ölümsüzdür." (William Hazlitt)

Bahadır Karaçanta
12-05-2009, 16:11
Büyük Mustafa!

Çarşı grubunun maç öncesi iki takımı birlikte tribüne çağırması harikaydı. Ardından yeşil-kırmızılı tribünler "Beşiktaş", siyah-beyazlı tribünler de "Diyarbakır" diye İnönü Stadı'nı inletti. Sonunda, dosta, düşmana karşı hep birlikte haykırdılar: "Türkiye... Türkiye..." Stat ya da salon fark etmez, nasıl nefret, nefreti her yerde buluyorsa, sevgi de sevgiyi her yerde bulur. Dün İnönü Stadı'nda bulduğu gibi. Karşılaşma böylesine güzelliklerle başlayınca, Mustafa Denizli'nin rakibi küçümseyen onbiri bile keyfimi kaçırmadı... Hoca her halde maçı kolay gördüğünden olacak, Tello, Yusuf ve Nihat'ı birlikte kullandı... Oysa Diyarbakırspor dörtlü savunmanın önünde üç ön liberoyla oynuyordu. Bu taktirde ya topu çok koşturacaksınız ya da kendiniz çok koşacaksınız. Tello, Nihat ve Yusuf'tan koşmalarını bekleyemeyeceğimize göre tek ümit topu iyi dolaştırmalarıydı... Bunu yaptılar ama etkisiz bölgede, kaleden uzakta! Son çizgiye inip, savunmanın dengesini bozacak ortalar yerine, şandel toplarla kaleci çalıştırdılar. Nobre ve Ernst'in değerlendiremediği iki pozisyon hariç ilk yarıda 'tık' yoktu.

Stresten besleniyor
İkinci yarıda Diyarbakırspor, savunma disiplinini korumakla birlikte bu yarıda biraz daha önde basmaya başladı. Beşiktaş, üçüncü bölgedeki kargaşayı bir türlü çözemeyince yine pozisyon üretmekte zorlandı... Eee, bir teknik adam iyi giden takımdan rahatsız olur ve durduk yere sistemi ters-yüz ederse tüm bunların yaşanması da gayet normaldir! Çok değil üç gün önce "Mustafa Denizli orta sahadaki dörtlüyü bozarsa Beşiktaş'ın havası çabuk söner" diye yazmıştık. "Görünen köy kılavuz istemiyor" vesselam. Büyük teknik adam olmak böyle bir şey demek ki! Ekrem ve Bobo'yu keserek takımı boz, ikinci yarıda düzeltmeye çalış. Ne güzel iş değil mi! Bravo Mustafa hoca! Her hafta yeni bir takım kur... Kadroda istikrardan sana ne! Al şapkayı eline, çıkar tavşanını, bak keyfine. Sakın normal bir şey yapma... Sen sürprizlerden, stresten besleniyorsun bunu unutma.

Ertürk Yıldırım
12-12-2009, 14:35
Tek ümit doping
Denizli Avrupa’da yoluna devam edebileceğine inanmamış, futbolcuları da inandıramamış… Hikaye bu… Neredeyse tüm savunmacılarını adam markajıyla görevlendirmiş. Toraman, Sivok, Ferrari bir adım öne çıkmadılar. Bu yetmezmiş gibi orta alanın sağında yine bir savunmacıyı, İbrahim Kaş’ı kullanmış. Yahu Kaş, bildiğin kesici. Top taşıyamaz, orta yapamaz, ileri gidemez, gitse geri çabuk dönemez. Öyleyse böyle bir maçta, orta sahada ne işi var. Al Ekrem’i oraya, koy İsmail’i sol tarafa hiç değilse kanatları iyi kullan. Ama nerdeeee? Denizli dün gece yapmayı değil bozmayı hedefledi. Hasbelkader bir gol atarsam işi bitiririm diye düşündü… İşin ilginç yanı Tello maçın başlarında net pozisyonu harcamamış olsa belki de bu plan tutabilirdi… Çünkü skorda geriye düşünce CSKA’nın kontrolsüzce saldırması ve savunma güvenliğini ikinci plana bırakması büyük ihtimaldi.

Başaramadılar
Tello sayesinde bu plan suya düştü. Daha kötüsü ilk 20 dakikada panikleyen Ruslar, devrenin sonralarına doğru toparlandılar. Mamaev’in de öne çıkıp forveti üçlemesi Beşiktaş defansının dengesini bozdu. Gol geliyorum diyordu dediği gibi de geldi!. Krasiç’in mükemmel bir vuruşla attığı gol Beşiktaş’ın işini imkansız noktasına getirdi… Elin oğlu zoru kolay yaparken Beşiktaş’ın Tello’su ne yaptığını bilmez haldeydi. Topla buluştuğunda yüzünün kaleye dönük olduğu tek pozisyonda golü yapamadı. Diğerlerinde ise garip şekilde kaleyi hep arkasına aldı… Her neyse… Bu iş baştan garipti zaten. Kendi sahasında hiçbir şey yapamayan bir takım Avrupa’da yoluna nasıl devam edebilir ki? Deplasman puanları Şampiyonlar Ligi’nin ekstralarıdır. Ne var ki ekstraların bir anlamının olabilmesi için önce evdeki işinizi iyi yapmanız gerekir. Beşiktaş bunu yapamadı. Eminim ki Denizli gece, CSKA’nın doping nedeniyle Şampiyonlar Ligi’nden ihraç edildiğine dair rüyalar görmüştür. Diyelim ki bu rüya gerçek oldu, o zaman soru şu: Bundan sonraki maçlarda ne olacak? O rakiplerin de doping yapmalarını mı bekleyeceğiz?

Ertürk Yıldırım
12-12-2009, 14:40
Yıldırım, Alex’in açıklamasını okumalı
“Federasyon aklını başına alsın. Hakem hataları hep bizim aleyhimizde gerçekleşiyor… Bundan sonra susmayız.” Bunları söyleyen Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım… “Son üç haftada aldığımız üç mağlubiyet var. Bu mağlubiyetlerin hepsi de HAKLI mağlubiyetler oldu. BAHANEYİ orada ya da burada aramanın mantığı yok. Takımda problemler var.” Bunları söyleyen de Fenerbahçe’nin yıldızı Alex… Peki hangisi zoru seçmiş, eleştirileri göze alıp gerçekleri söylemiş… Başkan mı, Alex mi? Elbette Alex… O nedenle kutluyorum Alex’i… Boş yere yıldız olunmuyor demek ki! Aziz başkan da bu gerçekleri biliyor. Yine de başka türlü konuşuyor. Fenerbahçe’nin desteklenmemesi (!) halinde şampiyon olamayacağından korktuğu için camianın gücünü baskı unsuru olarak kullanarak bu desteği almayı hedefliyor. Sivas maçındaki gibi bize ofsayttan gol attırsınlar… Diyarbakır’daki gibi rakibimizin atacağı ikinci gole engel olsunlar… Manisa maçındaki gibi rakibin gollerini ve penaltılarını saymasınlar… Bursa’daki gibi hakemi tartaklayan oyuncularımızı görmezden gelsinler… Başkan herhalde böyle şeyler istiyor. Aslında fazla söze gerek yok… Alex açık açık, evirmeden, çevirmeden “Aldığımız mağlubiyetlerin hepsi haklı. Boş yere bahaneyi orada burada aramanın anlamı yok” diyor. Daha ne desin! Alex’in açıklaması, Aziz başkana cevap niteliği taşımaktadır ve gerçekleri en net şekilde anlatmaktadır. Ne diyelim… Ağzına, yüreğine sağlık Alex, gerçekleri dile getirdiğin için.

Boş lafı bırak, kariyere bak!
Beşiktaş’ta başkanlığa talip olan Murat Aksu, listesini ince eleyip sık dokuyor. Ali Baransel, Dr. Murat Akdoğan, Yahya Kemal Gencer ve şimdi de Emre Berkin… Bu isimlerin hiçbiri sıradan değil. Gerçekten çok güçlü bir liste hazırlıyor Aksu. Beşiktaş’a yakışanı yapıyor. Özellikle Emre Berkin’in Beşiktaş camiasında ön plana çıkmasına çok seviniyorum. Beşiktaş bilgi teknolojileri devriminden kendine düşen payı ancak böyle bir isimle alabilirdi. Microsoft’un Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) Bölgesi Başkan Yardımcısı ve Microsoft’un Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Başkanı. Tam 79 ülkenin sorumluluğunu üstlenmiş. Dikkat edin, Berkin’in milyon dolarları olduğunu söylemiyorum.
Babasından kalan mirastan da bahsetmiyorum… Çalışarak, çok çalışarak, kendini aşan, çizgi ötesine geçen bir önemli şahsiyetten bahsediyorum. Parayla alınması imkansız bir kariyer bu… Beşiktaş’a çok şey katacaktır Emre Berkin… Kulübün teknolojik anlamda çağı yakalamasını sağlayacaktır. Bu nedenle hoş geldin Emre Berkin diyorum… “Benim üç yüz oyum var, ben beş yüz oyu kontrol ediyorum” diye palavra atarak ortada dolaşanlara prim vermeyip doğru isimleri listesine aldığı için de Murat Aksu’yu yürekten kutluyorum. Umarım Aksu’nun ciddiyetini Demirören’in listesinde de bulabiliriz. Böyle olursa bu rekabette kazanan elbette Beşiktaş olacaktır.
Balonlar patlıyor!
Galatasaray yedide yedi yaptığı hafta “Bu takım bu kadar iyi değil, oynadığından fazlasını atıyor yakında şapka düşer kel görünür” demişim… Sonra malum… Üst üste puan kayıpları vs… Beşiktaş sekizde sekiz yapmış, milletin ağzı kulaklarında, Denizli etrafına selam bile vermeyip liderliğin saatini, zamanını açıklıyordu. Unutuyordu geçen sezon kendisine verdiğim dost tavsiyesini… Büyük konuşuyordu! O rüzgarların etkisi camiayı kasıp kavurmuşken bu sütunlarda “Denizli rahat durmaz, bu takımı yine bozar ve Beşiktaş’ın havası çabuk söner” yazdığımı okuyanlar hatırlayacaktır… Bunlar ukalalık değil. Falcılık hiç değil… İşini iyi yapmak, iyi takip etmek.
Beşiktaş nerede biz oradaysak, böyle bir fark ortaya çıkıyor. İşte Diyarbakır maçı, işte CSKA komedisi… Şimdi bir uyarı daha yapıyorum.. Denizli macera aramayı sürdürürse Manisa ve Bursa maçlarında da hüsran yaşatır. Benden söylemesi.

Bingöl’ün sesini duyan var mı?

“Turgay abi, ben Bingöl’de TESK Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Şener Macit. Okulum Bingöl’de yapılan liseler arası futbol müsabakalarında 10 okul içerisinde birinci olarak Bingöl’ü 23-28 Mart 2010 da Diyarbakır’da yapılacak olan bölge grup maçlarında temsil etme hakkını kazandı. Ne yazık ki bu durumda öğrencilerime giydirecek bir tek eşorfmanımız dahi yok. Bize bu konuda yardım elinizi uzatsanız okul olarak sizlere müteşekkir oluruz efendim…” Bu mesajın, yıllardır bu ülke pazarında para kazanan birbirinden ünlü spor markalarının dikkatini çekeceğine inanıyorum… Her kim, “Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür” diyerek el uzatırsa, o eli sıkmak ve buradan da tüm Türkiye’ye duyurmak boynumuzun borcudur.
Günün sözüİyi ağaç kolay yetişmez; rüzgar ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlar da o kadar sağlam olur. Willard Marriot

Ertürk Yıldırım
12-14-2009, 08:41
İntihar sistemi
Beşiktaş orta sahası Konya Ovası gibi. Bomboş. Ernst ve Fink nereye koşacaklarını şaşırıyorlar. Göbeği kapatacaklar, her iki savunmadan dönen topları alacaklar, yetmedi bir de her iki kanattaki açıkları kapatacaklar. Nihat, Tello, Bobo ve Ekrem önde bekliyorlar, savunmacılar da arkada. Bu iki grup arasındaki mesafe 40 metre. Hesaba göre bu devasa boşluğu Ernst ve Fink dolduracak. Hoca hayal dünyasında yaşıyor özetle. Manisaspor ligin orta sınıf ekiplerinden biri. Normal bir Beşiktaş’la baş etme şansları yok. Ancak orta alanda üstünlüğü ele geçirince maçı istedikleri gibi kontrol ettiler. En çok efor sarfetmeleri gereken bölgeyi ellerini, kollarını sallayarak geçtikleri için Beşiktaş kalesi önüne diri geldiler. Pozisyonlar buldular. Mesut Bakkal son 25 dakikada bir puana yatmasa kazanabilirlerdi de. Dikkat edin Beşiktaş savunmasındaki hatalara hiç değinmiyorum. Çünkü o hataların sebebi orta alanda rakibe herhangi bir direnç uygulanmamasıydı. Bunu isteyen de Mustafa Denizli. O zaman bireysel hatalarla uğraşmak, bataklığı görmemek olur. Bataklık sistem! Yani 4-2-3-1. Orta sahayı rakibe ikram eden bir sistem bu. İntihar sistemi yani.

Manzara gayet açık
Beşiktaş her şeye rağmen özellikle ilk yarıda rakip kaleye yeter sayıda gitti ama hiçbir gidişinde Manisa defansının dengesini bozacak ikinci bindirmeyi yapamadı. Sorun bu kadar açık ve net. Böyle bir handikapa rağmen Bobo zor pozisyonda, topu ayağında sektirip yere düşürmeden çok güzel bir plase yaparak golü attı. Orta sahaya hakim bir Beşiktaş en azından bu skoru koruyabilirdi. Oyunu tutamadıkları için koruyamadılar. Görmek isteyen için manzara gayet açık. Denizli, orta alanı boşaltmakta inat ediyor. Beşiktaş, iyi de oynasa, kötü de oynasa, orta sahaya hakim olamadığı için iki haftadır kazanamıyor. Bu gidişle arkası da gelir. Mustafa hoca puan kaybetmekle kalsa iyi ama o ısrarla Nihat’ı kaybetmek, Ekrem’i serseme çevirmek için de gayret sarfediyor. Hiçbir hatadan ders almıyor. Bildiğini okuyor. Okusun bakalım!

Ertürk Yıldırım
12-16-2009, 11:18
Denizli bitmiş
Bunca andaval meydanı boş bulup sallıyor, bin söylediğinden biri gerçek olunca da palavra atıyorsa bazı şeyleri gözlerine sokmanın zamanı gelmiş demektir. Şimdi gelelim göz operasyonuna... Beşiktaş; Trabzon, Fenerbahçe ve ManU'yu devirmiş... Yorumcu diye ortada dolaşanlar ha bire balon şişiriliyor... Bu köşede balon şişirilmedi... Tam aksine 1 Aralık'ta, yani ManU maçı sonrası "Denizli'yi övmem" başlığı altında şunları yazdım: "Denizli kadroda istikrarı sağlamaz, bu sistem tam oturana kadar sabır göstermez ve her hafta yeni arayışlara girerse, Beşiktaş'ın havası çok çabuk söner." Ardından tüm uyarılarımıza rağmen Denizli, Diyarbakır karşısında koşmak şöyle dursun yürümeye üşenen Yusuf, Tello ve Nihat'ı birlikte oynatmış... Kadroyu yine bozmuş. Maç öncesi, (bazıları gibi sonradan değil) Lig TV'de Ömer Güvenç'in yayınına katılıp "Denizli rakibi çok hafife almış. Beşiktaş bugün zor gol atar, puan kaybederse şaşırmam" demişiz... Sonrası malum... Diyarbakır maçı sonrası baktım herkes uyumaya devam ediyor. Yeni bir uyarı yaptım. Üç gün önce (11 Aralık'ta) "Balonlar patlıyor" başlığı altında aşağıdaki satırları karaladım: "... Şimdi bir uyarı daha yapıyorum. Denizli macera aramayı sürdürürse Manisa ve Bursa maçlarında da hüsran yaşatır. Benden söylemesi!"

Bursa, Beşiktaş'ı yenecek!
Ve şimdi yine maçtan önce son uyarımı yapıyorum. Denizli bu saçmalıklara devam ederse Bursa, Beşiktaş'ı İnönü'de yener ve gider. Saçmalıkların adını da koyalım ki hikaye anlatmadığımız anlaşılsın... Bu takımı 4-2-3-1 oynatmak intihardır, orta saha mutlaka dörtlü oynamalı bu bir... Tello, Nihat, Yusuf, Tabata, Delgado, Holosko'dan üçünü aynı kadro içinde sahaya sürmek deliliktir bu iki... Yusuf ancak ikinci yarının son 25 dakikasında oynar bu üç... Eğer Denizli yine bu gerçeklere silah çekerse Beşiktaş ligin ilk yarısını beşinci bitirir, sezon sonunda da muhtemelen aynı yerde olur. Bu saçma inadından vazgeçtiği taktirde ise bu takım elini, kolunu sallayarak şampiyon olur. Ve son söz: Denizli bana göre kafa olarak bitmiş. O nedenle, falanca oynasaydı şöyle olurdu, Beşiktaş'a transfer lazım türünden komik yorumlara kafanızı takmayın. Mustafa Denizli iki maç kazanınca, ne oldum delisine dönmüş... Beşiktaş'ın derdi bu, başka bir şey değil.

Ertürk Yıldırım
12-19-2009, 10:01
FENERasyon!

Federasyona "Fenerasyon" diyenler bir kez daha haklı çıktı. Aziz Yıldırım, önce rest çekti, ardından Kulüpler Birliği'ni topladı ve bir anda herkes "eller havaya" oldu. Ankaragücü maçıyla birlikte hakem cephesinden de olumlu yanıt gelmiş oldu. "Bundan sonra böyle" der gibiydi Ankaragücü'nün buz gibi golüne kalkan yanlış bayrak. Sadece hakemler ya da diğer kulüpler değil, Beşiktaş ve Galatasaray da teslim olanlar arasındadır bana göre. Tüm başkanlar artık Yıldırım'ın gölgesindedir. Temsil ettikleri kulüplerin Fenerbahçe ile oynayacağı maçlarda meydana gelebilecek hiçbir hakem hatasından sonra söz söyleme hakları kalmadı. "Aziz başkan haklıdır, ne yapsa yeridir!" dedikleri anda bittiler! Bundan sonra ne deseler boş. Türk futbolunun ipini Yıldırım'ın eline verdiler. Burası sözün bittiği yerdir. Federasyon da aynı durumda. Göstermelik bir cezayla işi kotarmaya çalıştılar ama olmadı. Federasyon taca çıktı resmen! Aziz Yıldırım, kıyameti koparmış, "Benim takımımı kollayın kardeşim" demiş, (ben söylediklerinden bunu anladım) federasyon 21 günlük cezayla işi geçiştirmiş. Filmin kısa özeti bu. Oysa geçen sezon Adnan Polat'a cevap verirken ne kadar da cesurdu Mahmut başkan. Açıklamalar, cezalar, el altından "Bizden para istediler" türü haber sızdırmalar v.s...

Ne istiyorlarsa verin
Şimdi... Tık yok. Diyeceksiniz ki 'kardeşim herkes korkuyor Yıldırım'dan.' Yüreği olana yapılacak iş basit. Gider, federasyonun anahtarını verirsen Aziz başkana. "Buyurun futbolu siz yönetin" dersin olur biter. Sonra Aziz Yıldırım yayın ihalesi mi yapar, her maç öncesi hakemleri toplar, Fenerbahçe'yi nasıl kurtaracaklarını mı anlatır, yoksa sokaklara dökülen Galatasaraylı ve Beşiktaşlılar'ı nasıl teskin edeceğini mi düşünür, o da onun bileceği iş. Her neyse. Bunlar olmayacağına göre iş bitmiştir. Normalde içsel kavgaları nedeniyle ilk üçe giremeyecek olan F.Bahçe, artık şampiyonluğun en güçlü adayıdır. İyisi mi üç şampiyonluk kupasını şimdiden versinler Aziz başkana. Türk futbolu da rahat etsin. Az kalsın unutuyordum G.Saray'a da bir şeyler vermeniz lazım! Yoksa yine kaos olur. İyisi mi, beşer yıldız takın göğüslerine! Kesmedi mi? İki arazi tapusu, üç Türkiye Kupası, beş de Süper Kupa gönderin müzelerine. Hâlâ kesmemiş olabilir. Vergi cezalarını affedin, statlarını yapın. Yapın işte bir şeyler kardeşim. Fenerbahçe ve Galatasaray alacağı her şeyi almadan, kaos bitmez ve Türk futbolu da bir adım öte gidemez!

Ertürk Yıldırım
12-19-2009, 10:02
Bravo Denizli

Ve şimdi yine maçtan önce son uyarımı yapıyorum. Denizli bu saçmalıklara devam ederse Bursa, Beşiktaş'ı İnönü'de yener ve gider. Saçmalıkların adını da koyalım ki hikaye anlatmadığımız anlaşılsın. Bu takımı 4-2-3-1 oynatmak intihardır, orta saha mutlaka dörtlü oynamalı. Yukarıdaki satırları pazartesi günü bu köşede okudunuz. Bir kez daha söylüyorum bu falcılık değil, kahinlik hiç değil. Sadece Beşiktaş kadrosunun gerçeklerini görmektir. Denizli ile farkımız bu ben gerçekçiyim, o hayalperest. Bakın şimdi Ertuğrul Sağlam sahanın ağırlığını görünce Ömer Erdoğan'ı (ki herhalde bir yıldır ilk kez oynamıyor) kesip onun yerine İbrahim Öztürk'ü sahaya sürüyor. Aynı şekilde Turgay'ı kesip yerine Bekir Ozan'la mücadele gücünü arttırıyor. Buna karşılık Denizli ne yapıyor, böyle bir sahada yürümesi bile mümkün olmayan Nihat'ı inadına sahaya sürüyor. Böyle maçların adamı Nobre nerede? Yedek! İşte ben hoca diye buna derim.

Sonuç gayet normal
Her neyse. Denizli'nin saçmalıklarına daha fazla yer ayırıp Bursaspor'a haksızlık etmeyelim. İlk yarıda ağır saha şartlarına rağmen hep topun arkasında oldular. Beşiktaş'ta bir tek Ernst koştu, Bursa'da koşmayan yoktu. İkinci yarının hemen başında Sercan tüm savunmayı ipe dizdikten sonra varyete yapmak yerine adam gibi şutunu atsa, maç 2-0 olacak ve iş daha o dakikada bitecek. Denizli'nin devre arasında nasıl olduysa gerçekleri görüp Nihat-Nobre değişikliğini yapması Beşiktaş'ın ikinci yarıda rakip kalede etkili olmasını sağladı. Bursa da skoru koruma telaşına düşünce her şey tersine döndü. Nobre'nin golü, tartışmalı penaltıyla öne geçiş derken, Beşiktaş farkı arttırabileceği pozisyonlar da buldu ama 3. golü bulamadı. Sonrası malum... Atamayana atarlar. Bu kadar yanlış yapan bir hocayla Beşiktaş'ın kaybetmesi hem normaldir hem de hayırlıdır. Çünkü Denizli kazandıkça yanlışlarını doğru sanıyor ve aynı kafayla devam ediyor. Bu yenilgi belki aklını başına getirir de hiç değilse ligin 2. yarısında Beşiktaşlılar'ı verem etmez.

Ertürk Yıldırım
12-23-2009, 11:13
Ne oldu Büyük Mustafa?

Hatırlarsan Moskova'da sana bu Nihat'ı sürekli oynatarak bitiriyorsun dedim, sen de hatanı kabul ettin... Dinlendirmeyi düşüneceğini söyledin... Sonra... Yine bildiğini okudun. Bitirdin Nihat'ı. Gazan mübarek ola... Yusuf'u nasıl kullanacağını iyi bilmelisin diye bin kez yazdım. Rakip yorgun, Yusuf dingin olmalı dedim; onu da anlatamadım. Sen gittin bilmem kaç maçta onbire koydun ve bozuk para gibi onu da harcadın. Serdar Özkan'dan ne köy olur, ne kasaba dedim; sen bunu sezonun yarısı bitene kadar göremedin. Huelva'da "Bu takım çok koşar ve bozar" dedim, hatırladın mı? Sen de bana "Teknik kapasitesi yüksek bir tek oyuncu alıp rakiplerimizle baş edemeyiz.
Bozan takım olacağız" cevabı vermiştin... Şimdi elini vicdanına koy, ey Mustafa Denizli... Nihat, Tello, Yusuf'u birlikte oynatıp bozan takım olunur mu? Ve sen kaç maçta bu yürüyen yetenekleri bir arada oynattın farkında mısın? Allah'tan korkuyorsan geride kalan maçları tekrar izle. Trabzon, Fenerbahçe ve ManU'ya karşı benim tezlerimi haklı çıkaran kadrolar yaptın, üç galibiyet aldın, altı gol attın, hiç yemedin. Peki hangi mantıkla döndün o yoldan? Allah aşkına rahat mı battı!? Diyarbakır, Manisa ve Bursaspor'dan hiçbirini yenemeyeceğini ben bu sütunlarda yazdım, maç önceleri Lig TV ekranlarından milyonlarca insana söyledim.. Benim gördüğümü sen göremiyorsan, Beşiktaş'ta senin işin ne Mustafa hoca.. Ya aldığın paranın hakkını ver ya da çek git, hakkını verecek olan gelsin. Ayıp denen bir şey var yahu. Bir insan elindeki kadronun farkına varır, o kadroyla ne yapılır, ne yapılmaz bilir. Sen Ekrem'i Kewell, Tello'yu Arda, Nihat'ı Keita, Bobo'yu da Baros sanıyorsun... Rüya görüyorsun... Uyan artık... Sabah oldu!
Yıldırım Demirören yeetmeeez!

Beşiktaş biraz daha borçlanmalı... Beşiktaşlı duruşu biraz daha eğilmeli bükülmeli... Paf takımıyla sahaya çıkılmalı! Galatasaray'a kupa bizim, lig sizin denilmeli... Taraftar "Yıldırım Demirören yeeter" diyor... Ama yetmez... Birilerinin gözleri hâlâ görmüyor, kulakları duymuyorsa yetmez... Öyleyse devam başkan! Beşiktaş bitene kadar devaaaaaam!
Hürriyet alma aldırma...
Galatasaray tribünleri Hürriyet alma, aldırtma, diye her maçta yeri göğü inletiyorlar... Kendilerine küfür eden, terörist iması yapan bir zihniyetin Hürriyet'in başına geçmesine tepkisiz kalmadılar. Helal olsun onlara... Bu tepki giderek büyüyecektir, yarın Beşiktaşlılar, hatta Fenerbahçeliler de bu kervana katılacaktır. Çünkü şarkıcı arkadaş her gün bir başka garip "gazetecilik" icraatına imza atıyor... İşin ilginç yanı kayınpeder Özkök başta olmak üzere Hürriyet ailesinin milyonlarca G.Saraylı'nın sesi olan tribünlerin tepkisini kulak arkası etmesi. Ya G.Saray taraftarını küçümsüyorlar ya da tribündekileri G.Saraylı olarak görmüyorlar. Milyonlarca G.Saraylı'yı, dolayısıyla potansiyel Hürriyet müşterisini görmezden gelmelerini başka türlü açıklamak zor...

Cilalı İbo'nun yandaşları...

Yıldırım Demirören, Mahmut Özgener, Levent Kızıl, Mustafa Denizli, Serdar Güzelaydın, Fikret Orman... Bu sözlerim en başta size... Şıh gibi, şeyh gibi taptığınız, peşinden ayrılmadığınız ve yıllar önce birileri tarafından cilalanıp piyasaya sürülen İbo'nun Basketbol Federasyonu'ndaki maceralarını okuyor musunuz? Açın 'ataryemez'i, okuyun Coşkun Türk'ün yazdıklarını... Hem de kanıtlarıyla birlikte. "Çok iyi gazeteci kardeşim" diye birbirinizi gaza getirip kendi kendinizi kandırdığınız arkadaşın ne kadar maharetli olduğu her gün başka bir hikayeyle ortaya çıkıyor. Yerim öyle gazeteciyi ben. Masasından kalkmadığınız vatandaşın vize konularıyla ne ilgisi varmış yediğiniz yemeklerin birinde onu da sorun olmaz mı? Hangi vize mi? Kırklareli, Saray, Vize var ya... O işte! Anladınız siz onu...
İzlemeden yazanları okumayın!
Hadi deplasmana gitmek masraflı ve birçok gazete tasarruf amacıyla yazarını, çizerini maçlara göndermiyor. Dolayısıyla deplasmanlarda kimseyi görmediğimizde şaşırmıyoruz. Ancak bazıları işi iyice abartmış durumda. İstanbul'daki maçlara gelmiyorlar. İnönü'deki maçlarda basın tribününde gördüğüm meslektaşları sayıyorum, en fazla on kişi. Ertesi gün sporyazarlari.com'a bakıyorum maçı yorumlayan 70 kişi! İnanıyorum birçoğu maçı izlemeden, yarım yamalak bilgilerle yazıyor. Ne diyeyim... Hadi kendinize saygınız yok, sizi yorumcu zannedip okuyan insanlara da mı saygınız yok.. Ormanınız yansın emi!
Günün sözü

Bu dünyada insanlar bir kere aldatılınca, gerçekten bile şüphe duyarlar. Hitopadesa

Ertürk Yıldırım
12-23-2009, 11:14
Hizaya geeeel!


Asker ocağında böyle bir komutverildiği anda herkes kendini toparlar ve hizaya gelirdi. Aziz Yıldırım'ın yaptığı budur. Federasyonu, MHK'yı ve hakemleri hizaya getirdi. Dikkat edin... Yıldırım'ın açıklamalarının ardından oynanan ilk maçta Ankaragücü'nün golü güme gitti... Trabzon'da Hüseyin Fidan, Fenerbahçe'nin beşinci savunmacısı gibi görev yaptı!. Balık hafızalı olmayanlar hatırlayacaktır, Roberto Carlos bu arkadaşın suratına bir pet şişe su boşaltmıştı da, bu kardeşin gıkı çıkmamıştı... Fenerbahçe maçlarında basireti bağlanıyor besbelli. Öyleyse "Biz tarafsızız" diyen MHK'nın, Hüseyin Fidan'ı sıkı takip etmesinde fayda var. Bu arada, her tribünden, birçok okur Bursaspor maçı sonrası yaptığım yorumdan dolayı teşekkür ederken, fanatizmin esiri olan bazı Fenerbahçeliler ise "Neden hakemi eleştirmedin?" noktasından saldırma gayretine girdiler. Alışmışlar kalemşorların yağ çekmesine, hakkaniyetli yorumlar ters geliyor bu dostlara... Sivas, Diyarbakır, Manisa, Bursa, G.Saray, A.Gücü ve Trabzon maçlarında F.Bahçe lehine yapılan hakem hataları gündeme gelince canları sıkılıyor. Yazılmasın istiyorlar. Kusura bakmayacaklar. Biz hakkaniyetli yarış isteyenlerdeniz.

Şapkadan çıkan tavşan
Bilen bilir ama bilmeyen için bir kez daha hatırlatalım. Kasıtlı bir operasyon kokusu almadığım zaman hakem peşine takılmam. O kokuyu alınca ise bin yıllık tarihi bile araştırır, iz sürerim. Ve elbette... Bir başkan meydan okuduktan sonra hakem hataları o takım lehine olmaya başlıyorsa, o noktada art niyet ararım. Yağdanlıklar gibi susmam. Hak ararken de, takım ayırmam. Gün gelir F.Bahçe bir haksızlığa uğrarsa onu da aslanlar gibi savunurum... Her neyse... Bu muhabbet uzar. Çünkü herkes kendine yontuyor. Öbür taraftan bugünden itibaren Ziraat Türkiye Kupası sahne alıyor. Denizli için yeni bir fırsat demektir bu. Bakalım hocanın şapkadan tavşan çıkarmak dışında başka ne tür numaraları varmış, bugünden itibaren anlayacağız.

Ertürk Yıldırım
12-23-2009, 11:15
Ucuz kurtuldu

Kupa, lig fark etmiyor... Orta sahası boş olan Beşiktaş kendine gelemiyor. Baskı kuramıyor, oyunu tutamıyor. Denizli'den başka herkes bu gerçeğin farkında. Dün yine bildiğini okudu. Fink ve Ernst'e bıraktı koca orta sahayı. Üstelik savunmanın göbeğinde Ferrari yokken yaptı bunu. Ferrari olmayınca Sivok da kendini kaybetti. Toraman sağdan içe çekildi ama ikisi çok iyi anlaşamadılar. Tabii arkalarında acemi bir kaleci olması da Toraman'la Sivok'un panik halinde oynamasında etkili oldu. Toraman birkaç kez genç Korcan'a "Konuş, bizi uyar!" şeklinde telkinde bulundu ama Korcan çok heyecanlıydı ve bunu yapacak hali yoktu. Yediği gollerde hatası vardı genç kalecinin, olması da normal. Sen Manisa gibi sıradan bir takıma bu kadar pozisyon verirsen kalecin de hata yapar. Biliyorum özellikle ikinci gol konusunda çok eleştirilecektir bu genç adam ama ben onu eleştirmeyeceğim.

Oyun sistemi arızalı
Futbolunun son demlerini oynayan İbrahim Üzülmez, yanındaki Yusuf yerine topu baskı altındaki gencecik kaleciye veriyorsa, ben kalecinin yaptığı hataları görmem. O golün sahibi Üzülmez'dir, Volkan değil. Kaldı ki Beşiktaş'ın derdi bireysel hatalar değil, arızalı oyun sistemidir. Futbolun gerçeklerine kafa tutan Denizli her seferinde duvara tosluyor ama ders almaya niyeti yok. Beşiktaş savunmada ite kaka da olsa top çeviriyor, birinci bölgede de aynı şekilde ama orta sahada iki pas yapamıyor. Çünkü Fink ve Ernst'in top kullanma becerileri yüksek değil. Yanlarına top almaya gelen de olmayınca orta direk bel veriyor. Garip olan Mustafa hocanın böyle bir problemi önemsememesi ve inatla 4-2-3-1 oynatması. Manisalı oyuncuların beceriksizliklerine dua etsin Denizli. Normal şartlarda Beşiktaş çok daha farklı bir yenilgi alırdı.

Ertürk Yıldırım
12-29-2009, 12:43
Denizli'ye milli söz verildi mi?

Trabzon galibiyeti, Fenerbahçe zaferi, ManU destanı derken, ayakları yerden kesilen Beşiktaş, Mustafa Denizli sayesinde bir kez daha acı gerçekle yüzleşti. Futbol böyle bir şey işte. Cilveli... Bazılarının foyalarını meydana çıkarmak için birebirdir bu cilveler. Örneğin Denizli... 17 maçlık ilk yarı boyunca futbolun gerçekleriyle kafa buldu, sonra da duvara tosladı. Her maçta kadroyla oynadığı yetmezmiş gibi oyuncuların görev tanımlarını da değiştirdi. Macera aradı. Eee arayan bulur... Bak! Falanca hafta lideriz dedikten sonra tepetaklak gitti. Büyük konuştu, büyük düştü! Oysa ne çok uyarmıştım hocayı "Asla büyük konuşma" diye. Uçarsan öyle, çakılırsın böyle.
Gerçi bu çakılmak da kafaları karıştırmıyor değil. Ali Şen, Reha Muhtar ve daha birçok kişi Denizli'nin Milli Takım için düşünüldüğünü dillendirmeye başladı.. Ben daha ileri gideyim, bana göre sezon başında Denizli'ye söz verilmişti. Çifte kupalı şampiyonluğun tadını kaçırma pahasına bırakmak istemesi bundan. Muhtemelen hemşehrisi Mahmut Özgener, "Hocam, gruptan çıkmamız zor, çıkamayınca Fatih hoca zaten kendi durmaz. Sen bırak Beşiktaş'ı, gel birlikte çalışalım" demiştir... Durduk yere mi Beşiktaş'ı bırakmak istedi sanıyorsunuz? Güldürmeyin adamı. Yorulmuş... Hikaye! Sıkılmış... Masal! İran'da sıkılmayan, Beşiktaş'ta mı sıkılacak? Geçin bunları, geçin bir kalem. Milli Takım gruptan çıkamadı ve Terim gitti. Beklenen oldu. Sezon başında Yıldırım Demirören'in ısrarlarına direnebilseydi, hoca şimdi Milli Takım'ın başındaydı.. Diyeceksiniz ki Milli Takım'da ne var? Ne yok ki? Üç ayda bir maç... Çuvalla maaş... Havan bin beş yüz. İki yıl boyunca yan gel yat. Taa ki grup maçlarında ümitler bitene kadar ne baskı var, ne de stres. Bildiğin dikensiz gül bahçesi! Ak Merkez aşağı, İstinye Park yukarı, gez babam gez. Ne antrenman var, ne toplantı. Salla başı, al maaşı.... İki medya zibidisiyle de yemek yedin mi, senden iyisi Şam'da kayısı... Sahi Mustafa hocam, sen nasıl kaçırdın bu Milli Takım'ı? Bu iş tam senlikti vallahi...

Ali Aydın kimin evini soruyor!

Her fırsatta MHK'ya yüklenen Ali Aydın'a bakar mısınız?.. Birçok eski hakem gibi o da gazetede bulduğu köşeyi hakem camiasındaki çekişmelerde saf tutmak için kullanıyor. Aklı sıra MHK'yı yıpratacak. Yahu arkadaş kural hatası yaparak 2003-2004 sezonunda ligin kaderini etkiledin. Sonra gittin o sezon kıtır kıtır doğranan Beşiktaş lehine, Galatasaray derbisinde öyle iki komik penaltı verdin ki (Ben böyle bir skandal yaşanacağını o maçtan iki gün önce Fotomaç'ta yazdım ve Beşiktaş'ı kollayarak rezil edecekler dedim) koca camiayı haklı davasında haksız düşürdün... Şimdi kimin evini soruyorsun sen? Bu MHK gidecek de sen mi geleceksin? Yetmedi mi bu ülke futboluna yaptığın hizmetler! Daha ne yapacaksın?
Geçmiş ola Sadri başkan

Sadri başkan yerden göğe kadar haklı ama alacağı yok!.. Çünkü Kulüpler Birliği'nde Aziz Yıldırım'a, "Başkan senin bu açıklamalarından sonra hakemler bizi doğrarsa ne olacak?" diyemedi. Tıpkı diğer başkanlar gibi. O zaman şimdi şikayet etmesinin bir anlamı yok. Aziz Yıldırım bir rest çekti, bütün başkanlar kendi kulüplerinin haklarını korumayı da bir kenara bırakıp teslim oldular. Bundan sonrasına da katlanacaklar öyleyse. Geçmiş ola...
Teşekkürler Lotto

Geçen hafta bu köşeden "Bingöl'ün sesini duyan var mı?" diye seslenmiştik. Bingöl TESK Lisesi öğrencileri, okullarını Diyarbakır'daki şampiyonada temsil etme hakkı kazanmışlar ama beden öğretmenleri Şener Macit vasıtasıyla bize ulaşarak giyecek eşofmanları olmadığı için yardım istemişlerdi. Yardım çağrısını, Fatih Doğan kardeşimin çabasıyla Lotto duydu. Bingöllü çocukların artık eşofmanları var. Hem de pırıl pırıl. Okullarını gururla temsil edebilirler. O çocukların sesine kulak veren Lotto Genel Müdürü Veysel Örünç ve Genel Müdür Yardımcısı Suna Kayhan'a en içten duygularla teşekkürlerimi ilettim. Buradan bir kez daha tekrarlamak da (Onların böyle bir talebi olmadı) boynumun borcu. O çocuklara "Yalnız değilsiniz, siz bizim çocuklarımızsınız" demek önemliydi, Lotto dedi!.. Yüreğinize sağlık...
Cilalı İbo!

"Sayın Demir, 'Cilalı İbo' rahmetli babam Feridun Karakaya'nın canlandırdığı bir karakterin adı olup Türkiye'nin ilk markaları arasında gösterilmektedir. Bugüne kadar Feridun Karakaya isminin yazınızdaki gibi olumsuz olarak kullanıldığını ilk defa gördüm ve inanın ailece çok üzüldük. Saygılarımla. Ferit Karakaya..." Bu maili aldığım anda ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Büyük bir teşbih hatası yaparken, bir büyük ustanın aziz hatırasına da saygısızlık etmiştim. Sadece isim benzerliğinden yola çıkmış ve iki karakter arasındaki farkı hiç göz önüne almamıştım. Karakaya ailesinden bin kez özür diliyorum. Dilerim beni affederler.
Günün sözü

Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar. Yavuz Sultan Selim

Ertürk Yıldırım
12-29-2009, 12:45
'Ziraat Türkiye Kupası' olmaz!
Anekdotu bilirsiniz... Rus Çarı, Keçecizade Fuad Paşa'ya takılır: - Paşa şu Girit'i bize satsanız! - Hay hay, satalım ekselans! - Kaça satarsınız? - Aldığımız fiyata! (Girit yaklaşık yirmi yıllık bir mücadeleyle ve binlerce şehitle alınmıştır. Dolayısıyla Çar, kendisine çok ağır ve anlamlı bir cevap verildiğinin farkına varır.) Şakası bile yapılmaz böyle şeylerin. Yaparsan cevabını alırsın. Çar'ın aldığı gibi... Memleket meselesi ciddi iştir, şakaya gelmez yani. Diyeceksiniz ki nereden çıktı bu hikaye? Kupa'dan!.. Ne diyoruz Ziraat Türkiye Kupası!. Neden? Çünkü sponsor para vermiş... Kardeşim; para vermiş de memleketi mi satın almış! Yapmayın arkadaş. Bu yanlış. Bir ülkenin adının önüne sponsor alınmaz... Ziraat Kupası dersin tamam. Seneye sponsor değişir Süt Kupası dersin. Ya da belki yine Fortis Kupası olur... Ama Fortis Türkiye Kupası olmaz!

Kıymetini bilene
Olmamalı... Bu memleketin ismi bu kadar ucuz mu? Kaldı ki yarın, çok sakıncalı durumlar da çıkabilir karşımıza. Adam "Barbar" diye şirket kurar senin kupana sponsor olur. Oldu mu sana Barbar Türkiye Kupası! Ya da... Varsayalım "Esir" adında bir şirket sponsor oldu. Ne diyeceğiz, Esir Türkiye Kupası mı? Olmaz demeyin, öyle bir olur ki... Yasal olarak herkes bu sponsorluk için yarışabilir mi, yarışır. O zaman istediği ismi de kupanın önüne koyar.. Sonra bin tane akıllı çıkarmaya çalışır kuyudaki taşı. İyisimi, bu yanlışa bir 'dur' demeli. Federasyona tavsiyem bu işten derhal vazgeçilmesidir. Türkiye'nin önüne sponsor ismi gelmez, gelemez. Ziraat Kupası'dır bu kupanın adı... Ziraat Türkiye Kupası değil... Ne zaman sponsor bulamazsın o zaman adına "Türkiye Kupası" dersin. Türkiye dedin mi, zaten başka bir özellik ya da ağırlık katmaya gerek kalmaz. Adı yeter... Tabii kıymetini bilene!

Ertürk Yıldırım
01-03-2010, 11:58
Anadolu, kaderini Yıldırım'a teslim etti

Aziz Yıldırım üç yıl üst üste şampiyonluk sözü verdiği günden bu yana "F.Bahçe yeni sezonda çok agresif davranacak ve lig yangın yerine dönecek" diyerek önemli bir konuya dikkat çekmeye çalışıyorum. Aziz başkan, yeni sezonda sadece kuru gürültü koparıp federasyon, MHK ve diğer kurullar üzerinde baskı kurmakla yetinmeyecek. Şampiyonluk yolunda en çok çekindiği takım olan G.Saray'ın en kritik oyuncusunun kafasını karıştırmak gibi ince bir siyaseti de ısrarla uyguluyor. Yoksa o da biliyor Arda'nın hiçbir zaman F.Bahçe forması giymeyeğini! Bununla birlikte Arda konusunu gündemde tutup G.Saray'ın kimyasını bozabileceğinin de farkında. 28 Haziran 2009'da "Arda tuzağı" başlığıyla yazdıklarım bunlar. Üstelik sadece ben değil, Şansal Büyüka, Reha Muhtar, Erman Toroğlu, Ercan Güven, Cemal Ersen gibi dostlar da aynı tehlikeye dikkat çektiler... Ve zaman maalesef bizleri bir kez daha haklı çıkardı... İşte o günler geldi... Aziz başkan, federasyon ve MHK'ya incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler için yükleniyor. Bütün derdi güç gösterisi yapıp bunu şampiyonluk yolunda kullanabilmek. Federasyonu veya en azından MHK'yı bir şekilde götürürse, yerine kim gelirse Yıldırım kazanmış olacak. Ondan sonra esecek rüzgarlar kesinlikle F.Bahçe lehine olacaktır. En azından hakemler, "Federasyonu deviren bana ne yapmaz" korkusuyla düdük çalacaklardır. Yıldırım'ın hedefi de tam olarak bu. Rüzgarı kendi kulübünden yana estirmek. Ben bu noktada Anadolu kulüplerini yöneten başkanlara şaşırıyorum. Yahu, F.Bahçe başkanı masaya yumruğunu vurduğu anda o masa Anadolu'nun üzerine devrilir, başka yere değil. Beşiktaş ve Galatasaray bir şekilde işin içinden sıyrılır, olan sizlere olur. Bunu nasıl göremezsiniz? Aziz Yıldırım'a nasıl destek verirsiniz? Kusura bakmayın sayın başkanlar, ya dünyadan haberiniz yok, ya da kendi kuyunuzu kazmaya meraklısınız. Öyleyse devam edin. Yarın canınız yanınca görürüm ben sizi... Başlarsınız "Anadolu'dan şampiyon çıkmasına izin verilmiyor" demeye... Ben de sorarım o gün, pardon kim vermiyor! Sizin destek verdikleriniz mi!? Not: Aziz başkanın "Sen 25 milyonluk adamsın" sözlerinden sonra Arda'yı gören oldu mu? O konuda da öngörülerimiz gerçekleşti yazık ki...
Milyon dolarlar nereye gitti?
Sanlı abi önceki gün "Vurun Demirören'e" başlıklı yazısında, başkana haksızlık yapıldığını ve hep olumsuz icraatlarının öne çıkarıldığını belirtmiş. Sonra da kendine göre yanlış ve doğruları sıralamış... O doğrular içinde kulübün yıllık gelirinin 100 milyon doları geçtiği var. Bunu yazan Sanlı abi, Demirören'e, "Madem yıllık gelir 100 milyon doları aştı, öyleyse 5.5 yılda 550 milyon dolar nereye gitti? Bu yetmezmiş gibi üzerine de 181 milyon dolar borç yapmışsın. 730 milyon doların hesabını vermeye hazır mısın?" diye sormaya gerek görmemiş... Ben görüyorum ve her Beşiktaşlı'yı da bu hesabı sormaya çağırıyorum. Sanlı kaptan unutmuş, siz unutmayın... "700 milyon dolarımız nereye gitti? Bu Beşiktaşlı çocukların parasıdır" diyerek genel kurulda başkandan her şeyi kalem kalem açıklamasını isteyin...

Eyyamcının kralısın Erman hoca
En kolayı bu değil mi? Sigara yasağını savunmak... Karşındakine de sigara denilen iğrenç şeyi savunmak kalacak... Eyyamın kralı bu işte Erman hoca... Neymiş her yerde sigara içiliyormuş. Sana ne? Sen de o gittiğin yerlere gitme o zaman? Bana içme diyorsun ya, sen de gitme! Peki o barlarda, pavyonlarda gece kulüplerinde ya da her nereye gidiyorsan içip içip sapıtanları, kadına, kıza sarkıntılık edenleri, çocuklarının rızkını alkole yatıranları da anlatsana Maraton'da? İki penaltı yorumu arasına bir de "İçki bütün kötülüklerin anasıdır" özdeyişi koysana. Olmaz mı? Neden? Sen de içiyorsun diye mi? Git işine hocam... Bu yasak önce insan haklarına aykırı. Eninde sonunda bu iş ruhsata bağlanır. Sigara içilen ve içilmeyen restaurantlar olur. İsteyen, istediğine gider. Bunu savunsana. Olmaaaz... Çünkü bunda polemik yok. İşine gelmez di mi? Seni eyyamcı seni...
'Şeytana uyanlar' dikkat!

Şimdi okuyacağınız satırlar Rıdvan Dilmen'in Milliyet'teki Beşiktaş analizinden alınma... Bakın ne diyor Rıdvan hoca: "...Orta sahada Ernst ve Fink dönüşümlü olarak öne oynuyorlar. Onların ÖNÜNDEKİ ÜÇLÜ ise çok değişti. Yusuf, Tello, Serkan, Nihat, Holosko, hatta bir ara Bobo..." İşte Şeytan Rıdvan'ın kendi kendini ele verdiği satırlar bunlar... Düne kadar Beşiktaş her maçında 4-3-3 oynuyor tezini savunan ve ağzının içine bakan birçok meslektaşımızı yanıltan Rıdvan hoca şimdi itiraf ediyor... Ne diyor? Ernst ve Fink'in önündeki üçlü... Bu cümle gerçek bir itiraftır... Evet Beşiktaş aynen böyle oynuyor. Dörtlü savunma, önlerinde Ernst ve Fink, onların önünde "üçlü" ve en önde de tek santrfor, yani 4-2-3-1... Ne diyelim, Şeytan şaşırmış, itiraf etmiş. Darısı "Şeytana uyanların!" başına.
Holosko ikinci yarı
CSKA maçında ayak tarak kemiği kırılan ve uzun süre takımdan ayrı kalan Holosko, koşulara başladı. Kulüp doktorları tarafından kontrolden geçen Slovak forvetin, devre arasında sıkı bir çalışma ile ikinci yarıdaki maçlara yetişeceği öğrenildi.
Mutlu Yıllar
Annem hep şöyle der: Sağ olana ömür gün gibi gelip geçer... Hakikaten öyle. Hayat su gibi akıp geçip gidiyor. Tabii sağlıklı, huzurlu ve mutlu olanlar için geçerli bir durum bu... Derdi, kederi olana, gün sayanlara tam tersi. Bir türlü geçmez zaman. O nedenle eğer ömrünüz su gibi akıp gidiyorsa, şikayet etmeyin. Bilin ki sağlıklı, huzurlu ve mutlusunuz. Şükredin... Nice mutlu yıllara.

Ertürk Yıldırım
01-06-2010, 11:41
Köprüden önce son çıkış!
Kongre için geri sayım sürüyor. Demirören iktidar gücünü elinde bulundurmanın rahatlığıyla beklerken, Murat Aksu her gün verdiği mesajlarla camiayı derin uykudan uyandırmaya çalışıyor. En son Fotomaç'ta Fatih Doğan ve Habertürk'te Meriç Müldür'le yaptığı söyleşide sert ifadeler vardı. "31 Ocak bir milattır, uçurumdan önceki son virajdır diyor" Aksu. Demirören'in bir üç yıl daha kalması halinde, kulübü kayyumun yönetmesi dahil her şeyin mümkün olduğunu söylüyor. Bu görüşlerin bir çoğuna katıldığımı, bu köşeyi okuyanlar bilir. Demirören, Beşiktaş'ı bitirdi. Koca kulübü kongre simsarları, çıkar grupları, ve medya maymunlarıyla yönetmeyi maharet saydı. Beşiktaş'ı 30 milyon borçla aldı, şimdi borç ne kadar bilinmiyor. Kendisine göre 180 milyon. Bu arada beş yılda elde edilen yaklaşık 500 milyon dolar gelir nereye gitti onu bilen yok. Fulya gelirlerinin ne kadarı kırdırıldı, muamma! Yıldırım Demirören tarihin en kötü başkanı olarak tarihe geçti vesselam. Babası Erdoğan bey yıllar önce çok zor durumdaki Beşiktaş'a 40 milyon verip tüm sıkıntıları sona erdirmişti. Beşiktaş o günlerde tek kelimeyle meteliğe kurşun atıyordu. Bugün oğul Demirören, Beşiktaş'ı, o günleri bile mumla aratacak bir hale getirdi.

Beşiktaşlı gereğini yapmalı
Bu tarihi bir hesaplaşma mıdır bilemem. Beşiktaş, Yıldırım Demirören'e ne yaptı da, başkan bu kulübün yarım milyar dolarını har vurup harman savurdu anlamak hiç kolay değil. Tartışılmayacak bir şey var ki, bu gidiş iyi değil. Demirören mi kalır, Aksu mu gelir; onun kararını elbette genel kurul üyeleri verecek ama Demirören'in bir üç yıl daha kalması demek, Beşiktaş'ın batma noktasına gelmesi demektir. En azından ben böyle düşünüyorum. Diyeceksiniz ki, Murat Aksu tecrübesiz, onun iyi yöneteceğini nereden biliyorsun? Böyle düşünenlere verilecek bir tek cevabım var, o da şu: Bundan kötü olamaz ki! Uzun sözün kısası bu kongre köprüden önceki son çıkıştır. O çıkışı kaçıran ondan sonra ne kadar ağlasa boş. İşte bu nedenle Beşiktaş genel kurulu üyeleri mutlaka gidip vicdanlarının sesini dinleyerek istedikleri aday lehine oylarını kullanmalıdır. Oyunu kullanmayanlar ise kaderlerine razı olsun ve hiçbir şeyden şikayet etmesinler. Beşiktaşlı olan ya şimdi gereğini yapar ya da sonucuna katlanır... NOT: Seçimi kim kazanırsa kazansın, Beşiktaş'ın kaderi bundan çok derin şekilde etkilenecektir... Kâh olumlu, kâh olumsuz.

Ertürk Yıldırım
01-13-2010, 14:20
Futbola ihanet!
Şimdi yazılacak olan cümleleri bu köşede daha önce de okudunuz… Birçok kez, “Beşiktaş orta sahası bomboş. Bu takım dörtlü orta sahayla oynamalı. 4-2-3-1 oynamak intihar etmektir” diye Beşiktaş gerçeklerini dile getirdim. İlk yarının son haftalarıyla ilgili net örnekler verdim. Dörtlü orta sahayla oynayıp Trabzon’u, F.Bahçe’yi, Manchester’ı yenen Beşiktaş, 4-2-3-1 oynadığı maçlarda ise D.Bakır, Bursa ve Manisa’ya puan kaybetti, bu karşılaşmaların analizini neden doğru yapmıyorsun diye hocaya sordum… Nihat’ı hazır olmadan 11′e koymanın bu çocuğu kaybetmekten başka bir işe yaramayacağını ısrarla vurguladım. Yok yok yok… İnadı inat hocanı. Takımın aldığı bunca darbeye rağmen maalesef hoca gerçekleri göremedi.. İşte Kasımpaşa maçı. Yine macera, yine macera. Rakip kale önünde bekleyen Nihat, Yusuf, Tello ve Bobo, Beşiktaş yarı sahasında bekleyen Ekrem, Toraman, Kaş ve Üzülmez. Garibim Ernst ve top kullanma becerisi olmayan Uğur koca orta sahayı sırtlayacaklar. Ölme eşeğim ölme… Orta saha bomboş.. Ne rakipten dönen topları alabiliyorsun, ne de kendi savunmandan gelenleri. Peki sen nasıl maçı kontrol edeceksin? Orta sahada yoksan, sahada yoksun…

Nerde kaldı hocalığın!
İki kere iki dört.. En zayıf rakipler dahi sana top göstermez, işte Kasımpaşa göstermedi.. Senin elinde hem öne, hem arkaya oynamayı bilen iki orta saha yıldızı olur 4-2-3-1 oynarsın ama Beşiktaş’ın böyle bir lüksü yok ki… Öyleyse nedir bu inat?. Ne zaman ders alacaksın sen Mustafa hoca?. Allah aşkına ne zaman göreceksin gerçekleri?. Bu Nihat’ı yuhalatmaya bıkmadın mı? Madem yine oynattın tepkilere rağmen de dursaydın ya arkasında. Neden çıkardın? Taraftar Nihat’ı ıslıkladı çıkardın. Necip, Necip dediler, sen de Necip’i aldın.. O zaman nerde kaldı senin hocalığın? O zaman bundan sonra ben de yazdıklarımı tribünlerden koro halinde okunmasını rica edeceğim. Belki o zaman gerçekleri görür ve macera aramaktan vazgeçersin.. Yazık ediyorsun Mustafa hoca, hem kendine, hem Beşiktaş’a. Ve Beşiktaş’ın rakiplerine de yazık ediyorsun! Seni yazmaktan onların hakkını veremiyoruz. Bak bugün de Paşa’nın hakkını veremedik. Yazık değil mi?

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:09
Bu ayıp sizin Sayın Demirören!
Kongre yaklaştıkça Yıldırım Demirören ne yapacağını şaşırdı… Şimdi de Beşiktaş’ın seçim yarışına Fenerbahçe asbaşkanını karıştırarak suyu bulandırmak istiyor. Terane şu, Del Bosque davasında Beşiktaş’ı, Fenerbahçeli Şekip Mosturoğlu yakmış! Buyrun buradan yiyelim!.. Diyelim ki öyle oldu. Mosturoğlu’nun hukuk bürosuna yetkiyi kim verdi? Murat Aksu mu? Diyelim ki Aksu vermiş olsun, peki bu sırada siz neredeydiniz sayın başkan? Uzayda mı? Neden engel olmadınız? Masal bunlar sayın başkan masal… Del Bosque sözleşmesi teslimiyet maddeleriyle doluydu ve bunu siz imzaladınız sayın başkan. O sözleşmeyi gören herkes Beşiktaş’ın CAS’ta ya da FIFA’da milyonda bir bile şansının olmadığını biliyordu. TFF ve Tahkim Kurulu başta bir çok kişi de sizi uyardı…

Kimseyi dinlemediniz
Beşiktaş’ın İtalyan avukatı Ettore Manzilli (Bu avukatı da size benim bildiğim kadarıyla Ortega davasından dolayı Aziz Yıldırım tavsiye etmişti) yazılı olarak iki sayfa bu davayı kazanamazsınız ‘uzlaşmanız gerekir’ diye rapor verdi. Maalesef siz hiç kimseyi dinlemediniz. FIFA ve CAS’taki uzlaşma şanslarını da elinizin tersiyle ittiniz. Levent Erdoğan da sağ olsun sizin gazınıza gelip ikide bir ‘bu davayı kazanacağız’ filan diyordu… Sonucu hep birlikte gördük. Beklenen oldu. Bile bile lades dediniz. O nedenle şimdi hedef saptırmanın alemi yok! Çünkü sözleşme ortada. Bakın orada neler yazmışsınız.

İşte yakan madde
Tazminat maddesi: 3. F1: Eğer kulüp, işbu sözleşmeyi süresinin bitiminden önce feshetmeye karar verirse fesih tarihinde ödenmemiş olan tüm ücret ve primleri antrenöre ödeyecektir. Hiçbir şart altında, işbu sözleşmenin önceden feshinden kaynaklanan meblağ, kulüp tarafından bu farazi feshin tarihine kadar ödenen meblağların net 4.000.000 euro’dan düşülmesinden sonra kalan rakamın altında olmayacaktır. Yani, sözleşme bitmeden Del Bosque’yi gönderdiğinizde, o ana kadar verdiğiniz para 1 milyon 500 bin euro ise bunu 4 milyon euro’dan çıkarınca kalan meblağ kadar, yani en az 2 milyon 500 bin euro tazminat ödeyeceğinizi zaten baştan kabul etmişsiniz. Başka bir maddede ise (Sözleşme çok uzun hepsini burada yayımlayamam) tüm vergileri üstlenirken İspanyol vergi kanunlarını kabul etmişsiniz. Eee daha ne olacak.. Bu rakam vergiler binince zaten 5-6 milyon euro’yu buluyor…

CAS’a gidileceği açık
Sözleşmenin en sonuna da şu satırları yazdırmışsınız: Tarafların her ikisi de vuku bulabilecek uyuşmazlıkları CAS dışında herhangi bir makama götürmekten açıkça feragat eder. El insaf… Yahu bu davayı kazanma şansınızın olmadığını, FIFA ya da CAS’a gittiğinizde çok ağır bir fatura çıkacağını anlamanız için hukukçu olmanız şart mı? Hadi herkes sizi kandırdı diyelim, bu satırları okuduğunuzda hiç şansınız olmadığını nasıl anlamazsınız? Allah aşkına boş verin bunları sayın başkan. Del Bosque faturası sadece size aittir, başka kimseye değil. Başka şeyler söyleyin belki bir dinleyen bulursunuz ama sakın kimseye Del Bosque masalı anlatmayın. İnanın bana çocuklar bile inanmaz buna.

Cevabınız var mı?
Ve şimdi size son bir sorum var sayın Demirören. O da şu: İnönü’nün kira uyarlama davasını hangi grup takip etmişti ve kim kazanmıştı? Kasten kaybetme diye bir şey olsa o dava da kaybedilmez miydi? Bu soruya vereceğiniz cevabın sizin “Del Bosque davasını bana kasten kaybettirdiler” tezinizi çürüteceğini siz benden iyi biliyorsunuz. Yine de bir cevabınız varsa ve bana bildirirseniz burada yayınlayacağımdan kuşkunuz olmasın.

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:11
Derhal istifa!
Kadrosu oturmuş, özgüvenle mücadele eden, göze hoş gelen futbol oynamasa bile kazanmayı bilen bir takım olabilirdi Beşiktaş. Bunun için yapılması gereken tek şey, kadroda istikrarı sağlayıp, oyuncuları doğru görev tanımlarıyla ve doğru sistemle sahaya sürmek. Denizli bunların hiçbirini yapmadı. Nihat’ı sürekli oynatarak baskı altına aldı. Hedefsiz Serdar Özkan’a, sıradan İbrahim Kaş’a bel bağladı. Dalga geçer gibi Yusuf’u 11′e koydu. Uğur İnceman’dan, Ekrem Dağ’dan kurtarıcı yapmaya çalıştı. Tabata’yı hiç görmedi. İki hafta üst üste aynı takımı kesinlikle sahaya sürmedi. İnanılmaz bir ihanetti bu! Futbola ihanet etti Mustafa hoca. Futbol da faturayı kesti sonunda. Ligde ağır yaralar alan Kartal, kupaya da veda etti. Düne kadar sadece yanlış sistemle oynamasından kaynaklanan sorunları vardı Beşiktaş’ın. Artık çok büyük bir özgüven problemi olduğunu da söyleyebiliriz. Son yedi resmi maçta beş yenilgi, iki beraberlik alan bu takım artık boş lafla toparlanmaz. Denizli darmadağın etti Beşiktaş’ı. Tek kelimeyle parçaladı… Şimdi Mustafa hocaya düşen bir an bile beklemeden istifa etmektedir. Yeni hoca aramaya da gerek yok. Alt yapıdan Gökhan Keskin gelsin olsun bitsin. Hiç değilse, Rıdvan, İsmail, Batuhan, Necip gibi gençleri kazanır Kartal. Bu gidişle kaybetmekten başka bir kazancı olmayacak! Not: Rakibine yumruk atan İbrahim Kaş mutlaka ceza almalı. PFDK yapmazsa, yönetim bu ‘terbiyesize’ haddini bildirmelidir.

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:12
26. haftayı göremez!
Denizli kadroda istikrarı sağlamaz, bu sistem tam oturana kadar sabır göstermez ve her hafta yeni arayışlara girerse Beşiktaş’ın havası çok çabuk söner.” Bu satırlar, Beşiktaş’ın üst üste kazandığı Trabzon, Fenerbahçe ve ManU maçları sonrasında (2 Aralık’ta) bu köşede yayımlandı. Testi kırılmadan önce yol gösterdik… Denizli’ye güven olmaz yarın yine takımla oynar, Beşiktaş’ın havası bu gidişle çabuk söner. Hoca macera aramayı, şapkadan tavşan çıkarmayı seviyor… Ve ardından gümbür gümbür gelen felaketi haber verdik. Hafta hafta, maç maç… Denizli Diyarbakır’ı çok küçümsemiş, sıkıntı yaşayabilir!.. Bursa Beşiktaş’ı yener. Bu takım Manisa’da kazanamaz. Bu kafayla Beşiktaş kendi A2 takımını bile yenemez. Bu kadroyla 4-2-3-1 oynamak inhitar etmektir. Hoca sayesinde megalomanoldum vesselam. Diyeceksiniz ki, tüm bu uyarıların ne işe yaradı. Hiç!. Çünkü at izi, it izine karışmış bir kere. Gerçekleri yazsanız ne olur, maçı bile izlemeden kalem sallayan onlarca insan var. Sizin söylediklerinizle, onlarınkinin ortalaması algılanıyor sonuçta. Taa ki skorlar sizi doğrulayana kadar. Ben “Bu takım 4-4-2, en kabadayı 4-4-1-1 oynar” diye bas bas bağırırken keşke birileri daha aynı gerçekleri görebilseydi. O zaman Denizli bu kadar macera arayamazdı.

Uçurumun kenarında
Çok şükür şimdi Rıdvan Dilmen başta, herkes aynı hizaya gelmiş durumda. Dilerim düne kadar Şeytan’a uyanlar da artık uyanırlar! Her neyse. Yazdım, çizdim palavrasını bir tarafa bırakırsak her şeyin düzelmesi için hâlâ zaman var. Ancaaaaaaaaak, artık Denizli’nin bir tek maç bile hata yapmaması gerekiyor. Dörtlü orta sahaya dönmeli. Zorunlu haller dışında kesinlikle takımla oynamamalı. Nihat ve Serdar Özkan’ı bir süre unutmalı. Yusuf’u son yarım saatler dışında aklından bile geçirmemeli. Bu takımı 4-4-1-1 oynatacaksa Delgado, Tabata ve Tello’dan sadece birini kullanmalı. 4-4-2 oynadığı maçlarda Bobo ve Holosko’yu deplasmanlarda, Nobre’yi iç sahada kullanmak akla ve mantığa en uygun olanıdır. Sezon başından bu yana puanların yanı sıra en önemlisi özgüven kaybedildi. Buna rağmen Denizli şu doğruları yaparsa işlerin düzelmesi mümkün. Yeniden macera aramak ise tek kelimeyle Beşiktaş’ı bitirir. Hep kendisi kehanette bulunacak değil ya, işte ben de kahinlik (!) yapıyorum; bu kafayla giderse hoca 26. haftayı göremez, Beşiktaş da ilk beşe giremez… Denizli bugün itibariyle istifa etmiyorsa artık bizim sezon başından beri yazdığımız gerçeklere göre hareket etmelidir. Hocanın yolu çıkmaz yoldur ve bizim eleştirilerimiz uçurumun kenarındaki son sağlam daldır. İster tutunur, ister atlar. Kendi bileceği iş!

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:12
Toroğlu üzerinden damat savunması!
Kaç okurum var bilmem ama bir tane olduğundan eminim, Ertuğrul Özkök, sevgili eski damadıyla ilgili yazdıklarımı satır satır okumuş. Üstelik yalnız benimkileri değil, tüm yazılanları yakinen takip etmiş. Yalnız üzülerek söylüyorum ki işine geldiği gibi anlamış. Nasıl ki Türkiye’nin son on yıldaki gelişimini kavrayamadığı için Hürriyet’teki koltuğunu kaybedip auta çıktıysa, bizim davamızı da yanlış değerlendirip ofsayta düşmüş.

ÇAMURU ALTIN YAPAR!
Mesleki kaygılarla yaptığımız onurlu kavgayı, eski damadını kıskanmak olarak yutturmaya çalışmış. Kendisini iyi tanıyanlar, “Ertuğrul Özkök isterse herkesi çamurun altın olduğuna inandırabilir” derler. Besbelli, günler, haftalar boyu eski damadını savunmak için fırsat kollamış. Sonunda Erman hocanın başına gelenlerin kendisine o fırsatı yarattığına inanıp başlamış kalem oynatmaya.

DAMAT RENKLİ BİZ GRİ!
Sözüm ona Erman Toroğlu’nu savunuyor. Yersen! Erman hoca minarenin kılıfı. Asıl amaç eski damada destek vermek. “Yıllardır komplekslerinin altında iki büklüm çete savaşı vermiş vasatlar ittifakı, düzenli ordu haline gelip taarruza kalktı. Farklı olan, renkli olan, başarılı olan ne varsa, kim varsa ezilip geçilecek.” Vay vay vay.. Hürriyet sporun başına paraşütle inilmez diyenler çeteciymiş, vasatmış, renksizmiş. Damat ise rengarenk. Gökkuşağı mübarek…

DAMAT ÇOK BAŞARILIYMIŞ!
Devam ediyor Özkökve yazının başındaki ısınma hareketlerinden sonra eski damadının adını telaffuz ederken araya da Aziz Yıldırım ve Erman Toroğlu’nu katıyor. Daha doğrusu damadını Aziz Yıldırım, Erman Toroğlu konumuna oturtmaya çalışıyor. Gerçi biz şarkıcı arkadaşın “yeni dönemin Şansal Büyüka’sı (!)” olmasını bekliyoruz ya neyse.. Bakın ne diyor Özkök: “Fenerbahçe’ye kızanlar Aziz Yıldırım’a, Hürriyet’e kızanlar Ercan Saatçi’ye, renge, eğlenceye kızanlar Erman Toroğlu’na. Zaman, başarılı insanları alaşağı etme, o da yetmez yok etme zamanı. Vasatların, grilerin “Uzun Bıçaklar Gecesi” başladı.”

YİNE DESTEK VERMİŞTİ
Sayın Özkök utanmasa damadını eleştirenlerin şahsi bir hesabın peşinde olduklarını falan söyleyecek. Aklı sıra o havayı yaratacak ve eski damada da “başarısı kıskanılan adam elbisesi” giydirecek. El insaf. El vicdan. Aslında şaşırmamak gerek. Ertuğrul Özkök, Hürriyet’in kendisine verdiği köşeyi, bir çok kez eski damadına gerçek işinde, yani şarkıcılıkta destek vermek için de kullanmıştı. Misal, damadın başında olduğu DMC’den Mirkelam’ın albümü mü çıktı. Bir de bakmışsınız Özkök o gün, “Dün arabada giderken Mirkelam’ı dinledim harikaydı falan” diye örtülü reklama başlamış. Bir yandan “Bu köşeler bizim mi?” diye soracak kadar toplumcu gazeteci maskesi takan Özkök diğer taraftan memleketin bunca meselesi varken, köşesini damadına ayıracak kadar şahsi oynamakta da sakınca görmez.

VAY BENİM ÜLKEME
Bırakın her şeyi bir yana şu son yazısı bize Hürriyet’in 20 yılda nasıl bir zihniyet tarafından yönetildiğini çok net şekilde anlatıyor. Damadını savunma adına tüm gazetecilik ilklerini çiğneyen ve tepeden tırnağa haksızlık kokan bir olayı kutsal dava haline getirmeye çalışan bir zihniyetin 20 yıl boyunca bu ülkedeki hangi önemli olayları, hangi ölçüde saptırabileceğini varın siz tahmin edin. Vay benim ülkeme… Kimlere kalmış, kimlere…

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:13
Demirören duruşu
Beşiktaş yönetiminin İnönü'yü temizlememesi tek kelimeyle skandal... Korkaklık... Haksızlık... Federasyonun yerinde olsam bu uyanıklığı cezalandırırdım. Bir gün önce Fenerbahçe bataklık gibi zeminde oynamış. Bir gün sonra Galatasaray kar, buz demeden oynamış... Beşiktaş oynamıyor!.. Neden? Saha karla kaplıymış!.. Temizlesene kardeşim. Bak Galatasaray 60 kişilik ekiple gece, gündüz çalışarak sahasını tertemiz yaptı ve oynadı.. Beşiktaş'ın bunu yapacak gücü yok mu? Var elbet... Var olmasına var da, kongre de var!.. Korku dağları bekliyor. Son 7 maçta beş yenilgi, iki beraberlik alınmış. Yenilgilerden biri de, Belediye'den... Bir yenilgi daha her şeyi altüst eder ve Demirören'i kongrede çok zor durumlarda bırakabilirdi. Maç ertelendi, stres bitti... Beşiktaşlı duruşu değil ama Demirören duruşu bu olsa gerek. Kongre öncesi karlı zemini fırsat olarak görüp değerlendirdiler. Denizli'nin de işine geldi bu. Beşiktaş, hocanın çarpık sistemiyle halı gibi sahalarda kazanamıyor, buz üstünde mi kazanacak? Dolayısıyla maçın ertelenmesi Demirören'in de, Denizli'nin de arayıp da bulamadığı fırsattı...

'Belediye'den yardım al
Peki federasyon nasıl göz yumdu böyle bir şeye derseniz işte onu anlamak mümkün değil. İstanbul'da kar, buz, kıyamet mi olacak, bunu günler öncesinden bilmiyor muydunuz? Biliyordunuz!.. O zaman ertelersiniz tüm maçları. Kulüplerin insafına bırakmazsınız ligin kaderini. Ya da talimat verirsiniz, herkes kapısının önünü, pardon sahasını temizlesin diye. Kim işini yapmaz ise basarsın cezayı. Bak o zaman nasıl iki dakikada temizleniyor tüm statlar. Komedi filmi gibi bir olay bu arkadaşlar. Beşiktaş, İstanbul'un Belediyesi ile oynuyor ve sahası karla kaplı olduğu için maç erteleniyor. İnsan hiçbir şey bilmiyorsa, "belediyeden" yardım alır ve o sahayı yine temizler. Tabii oynamak istiyorsa...

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:15
Beş kelime!

İki iddiasız takım karşı karşıya... Acı ama gerçek bu. Bir düşünün TFF 2. Ligi Klasman Grubu temsilcisi Konya Şekerspor'un, kupanın iki iddiasız takımı olmaları dışında bir ortak yanları var mı? Yönetimlerini, maddi imkanlarını, teknik adamların ve futbolcuların kazançlarını, kadro kalitelerini, tribün güçlerini, aklınıza ne gelirse kıyaslayın. Göreceksiniz ki biri okyanus, diğeri pınar... Aralarındaki bunca farka rağmen ikisi de kupanın iddiasız takımı olmuş? Bu ayıp Demirören yönetimine de Denizli'ye de yeter. Dün bir kez daha gördük, Beşiktaş orta sahası bomboş... Rakip 2. Lig'den ama Beşiktaş top yapamıyor. Bu bölgede üstünlük hep Konyalı'da. Pas yapan, oyunu kanatlara yayan, şut atan, bindirme yapan hep onlar. Rakip zayıfmış, güçlüymüş fark etmiyor. Denizli'nin "Çeşme taktiği" sayesinde orta sahada Kartal'ın sözü geçmiyor. Sahada kim olursa olsun sistem 4-2-3-1 olursa orası hep eksik. Şuraya bakın... Baskı yok, stres yok, kaybedecek bir şey yok. Karşında da 2. Lig temsilcisi var. Üstelik maça adeta 1-0 galip başlamışsın, ilk 21 dakikada da üç gol bulmuşsun. Oynasana, top yapsana. Yapamaz...

Orta saha bomboş
Çünkü orta saha boş. Görmek isteyenler için manazara o kadar net. Beşiktaş, bu sistemle, geriye düştüğü zaman rakibini yakalayamıyor, öne geçtiğinde oyunu tutamıyor. Çünkü geriye düşünce rakibi yakalamanın da öne geçince kaçıp gitmenin de yolu orta sahadan geçiyor... Orta sahadaki boşluk Konya Şeker'i bile heveslendirdi, 3-0'dan, 3-2'yi buldular. Ders almanın tam zamanıdır ama adım gibi biliyorum ki Denizli ders almayacak. Yine bildiğini okuyacak. Beşiktaş yarıştan kopunca da başlayacak masal anlatmaya: Delgado olsaydı, Nihat atsaydı, Tabata çaksaydı, Holosko baksaydı, Nobre yan yatmasa, Tello kalkmasa, Bobo oynasa, sakatlıklar olmasa, kar yağmasa!.. Oysa her şey şu beş kelimeye sığacak kadar basit; orta saha yok, Beşiktaş yok... Not: Şu maçın tek iyi tarafı, Rıdvan başta gençleri bir kez daha izlemiş olmak. Bundan sonra o çocuklar maalasef formayı ancak rüyalarında görürler.

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:22
Yıldırım ve Polat da Demirören'i destekliyor!
Murat Aksu yaşam tecrübesi ve başarı anlamında, kendisini bile sollayacak isimleri listesine almayı başarmış. Bu en başta öz güven işaretidir. İyi yönetici, kendisinden iyileri de yönetir. Emre Berkin, Murat Akdoğan, Adnan Dalgakıran, başta olmak üzere hepsi hayatın en dik yokuşlarını dümdüz edip, zirveye çıkanlardan. Kariyerleri de cüzdanları da miras değil alın teri özetle.

ÇOK GÜÇLÜ BiR LiSTE
Beşiktaş'a bir şeyler verebilme heyecanıyla dolu çok başarılı isimlerden oluşan çok güçlü bir liste bu. Saygın meslektaşım Gülengül Altınsay ve kendi alanında (sinema) önemli işler yapan (Eşiyle birlikte Amerikalı, Eşkıya gibi filmlere yapımcı olarak imza atan) Mine Kürkçüoğlu Vargı hanımefendinin de listede olması ayrı bir güzellik. Aksu ve güçlü listesi seçimi kazandıkları taktirde ne yapacaklar bunu şimdiden kimse bilemez. Çünkü kazanırlarsa bu ilk deneyimleri olacak. Buna karşılık Demirören'in yeniden seçilmesi halinde ne yapacağı (!) üç, aşağı beş yukarı belli.

BEŞİKTAŞ'I KÖY TAKIMI YAPTI
Beş buçuk yıldır ne yaptıysa, yine onları yapacaktır!. Peki neler yaptı Demirören? Misal, transferlerde kimleri alıp yıldız diye Beşiktaş forması giydirmişti hatırladınız mı? Çağdaş Atan, Fatih Sonkaya, Ali Güneş, Berkant Göktan, Juanfran, Tayfun Korkut, Ali Tandoğan, Adem Dursun, Kürşat, Güven Kocabal, Jun, Gökhan Güleç, Baki Mercimek, Fahri Tatan, Mehmet Yozgatlı, Diatta, Higuain, Seriç, Zapo, Erkan Zengin, Erhan Güven. Bu isimlerin hepsine binlerce, milyonlarca euro verildi. Aralarında bazıları var ki, köy takımında bile oynayamazlardı ama yazık ki onlar bile Beşiktaş forması giydiler.

DAHA NiCE YILDIZLAR ALIR
Öyleyse Demirören tekrar kazanırsa üç yıl içinde Beşiktaş'a böyle onlarca futbolcu daha alacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Çünkü bu işi bilmiyor, bilenlere de bırakmıyor nedense. Şu manzaraya bakın Allah aşkına. Beş buçuk yıldaki transferdeki (alım-satım) icraatlarının toplamı 100'ü geçmiş başkanın. Carew, Fatih Sonkaya ve Youla'yı toplam 5 milyon euro kâr ederek satmış. Diğer tüm alım, satımlarda zarar ettirmiş Beşiktaş'ı!. Demirören'in transferdeki başarı oranı yüzde üç özetle! Yürekten inanıyorum ki Fenerbahçe ve Galatasaraylılar'ın en sevdiği Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'dir.

FENER VE CiMBOM KAZANIR
Dolayısıyla Aziz Yıldırım ve Adnan Polat, pazar günü Yıldırım Demirören'in bir üç yıl daha koltukta oturması için dua edeceklerdir. 60 küsur futbolcu daha alsın. 500 milyon dolar daha harcasın. Hastanelere kupa götürsün. Kulüplerinin üçer milyona sattığı Sivok ve Zapo'yu beşe alsın. Borcu bir milyar dolar yapsın. Tabata'taya üç misli fazla para verip Gaziantep'i kurtarsın. Adnan Polat'a "Kupa bizim, lig sizin olsun" desin. Velhasıl kelam, Beşiktaş'ı yerle bir etsin diye, tüm Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar'ın gönülleri Demirören'ledir. Bu nedenle Demirören'in kazanması, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın da kazanması anlamına gelecektir bana göre. Önümüzdeki üç yılda arayı biraz daha açacakları için mutluluktan uçacaklardır.

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:25
Tesadüf!
Geçenlerde Bülent Tulun anlatmıştı. Napolyon egemenliği altındaki adalardan birine gidişinde tek top bile atılmadan karşılanınca valiye bunun nedenini sorar. Vali, "Bunun 14 tane nedeni var" deyince Napolyon saymasını ister.. Vali başlar: Bir, barutumuz yok!" İmparator valinin sözünü kesip, "Tamam" der "Diğer nedenlere gerek yok"... Beşiktaş'ın durumu aynen böyle... Bugüne kadar alınan kötü sonuçlarla ilgili yüzlerce neden sayabiliriz. Ancak Napolyon'un barutu misali asıl neden orta sahadaki handikaptır. Nihat, Tabata ve Tello gibi sadece top ayaklarına geldiğinde yarım yamalak bir şeyler yapan ve orta sahaya hiç destek vermeyen üç çıtkırıldım birlikte oynuyor. Bundan büyük handikap olur mu? Bu konuda inat eden Denizli takımı resmen en az iki kişi eksik oynatıyor. Dün de Nihat ve Tabata sahada gezindiler. Yine bütün yük Ernst ve Fink'in üzerine bindi. Beşiktaş hücumda çoğalamadı ve her iki savunmadan da dönen toplar hep Antalyalı oyuncularda kaldı. Bu şartlarda kazansanız bile bu sadece tesadüftür ve tesadüflerle şampiyon olunmaz.

Çeşme sistemi olmaz
Beşiktaş bu "Çeşme" sistemiyle oynamaz, hadi oynadı diyelim, o zaman öndeki üçlünün ikisi koşan adamlardan seçilmeli. Misal, Tello'nun soluna İsmail'i, sağına Ekrem'i koyarsınız yine 4- 2-3-1 oynarsınız ama en azından orta alanınız bu kadar boş kalmaz. Sistemin yanlış bari oyuncu seçimlerin doğru olsun be hocam. Penaltı golünden sonra (böyle penaltı olmaz, yardımcısı Özgüç Türkalp kardeşimi yanılttı) Denizli yine bizim dediğimize geldi. Yürüyen Nihat ve Tabata'yı çıkarıp, orta alanı Necip'le takviye etti. Sağ kanada da Holosko'yu alınca Beşiktaş hücumda etkili olmaya başladı. Doğruları yapmak bu kadar kolayken, hoca ne yapıp ediyor bir şekilde macera arıyor. Not: Kiminin bıyığı paladır, kiminin yüreği. Bir de sadece soyadı "Pala" olanlar varmış, dün bunu da öğrenmiş olduk!!!

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:27
Yetmez!
Bir insan ve araba seli akıp gidiyor Beşiktaş Cola Turka Arena yolunda.. Araçlar kıpırdayamaz halde, yayalar bile zor yürüyor.. Salonun önü tam anlamıyla ana-baba günü.. Kimi elindeki broşürü uzatıp "Divan'a adayım, bana oy verir misiniz!" diye soruyor, kimi tanıdık birini görünce, desteklediği aday lehine onu etkilemeye çalışıyor.. Salona girişte Murat Aksu ve ekibi karşılıyor tüm üyeleri.. Birkaç metre ötede de Yıldırım Demirören ve ekibi "Hoşgeldiniz" diyor üyelere.. Kalabalık, tıkış tıkış salonlar ve uzayan kuyruklar bezdiriyor insanları.. Neden çok daha büyük bir salonda yapılmadı bu kongre diye düşünmeden edemiyoruz. Buna rağmen güvenlik önemleri yerinde ve ufak, tefek aksamalar olsa da sistem işliyor. Biraz zahmetli de olsa insanlar oylarını kullanabildiler..

Ertunç beyden gönderme
Yedi bin küsür kişi seçti Beşiktaş'ın yeni başkanını.. Bu da kesinlikle küçümsenmeyecek bir rakamdır.. Kapıda karşılaştığımız Ertunç Soğancıoğlu, "Turgay bey gelecek seçimde beni destekleyecek!" diye latife yaptı.. Ben de, "Bu seçimde bile sizi destekleyebilirdim.. Yeter ki Demirören'in karşısına çıksaydınız" diyerek karşılık verdim. Kıran kırana bir yarış oldu.. İki adayın ekipleri de harıl harıl çalıştılar.. Kararsız oyları yakın markaja aldılar.. Aksu için oy isteyenler, "Kulüp batma noktasında, artık bu gidişe bir son vermek gerekir" tezini savunurak kongre üyelerini etkilemeye çalıştılar.. Demirörenciler ise "Başkan hatalarından ders aldı artık daha iyi yönetecektir" diyorlardı.. Beşiktaş'ın acemi elleri teslim edilmesinin çok büyük tehlike olacağının altını çiziyorlardı..

Beşiktaş'a hayırlı olsun
Bazı kongre üyeleri de bize dert yanıp, "Bel altından vuruyorlar. Aksu'nun siyasetin adamı olduğun söyleyerek insanları etkiliyorlar" şeklinde veryansın ediyorlardı.. Evet bir büyük kongre daha geride kaldı.. Tribünlerin "Yıldırım Demirören yeter" demelerine karşın genel kurul üyeleri "Demirören devam" dediler.. Öncelikle hayırlı olsun.. Demirören kongrenin galibidir, kendisini kutluyorum. Genel kurul üyeleri ya geride kalan 5.5 yılda yapılanları onayladıkları ya da Murat Aksu'nun daha iyi şeyler yapacağına inanmadıkları için tercihlerini mevcut başkana yeni bir şans vermekten yana kullandılar. Bu kongrede oy hakkı olmayan ve "Yıldırım Demirören yeter" diyen tribünlerin de genel kurulun kararını saygıyla karşılaması gerekir.. Bundan sonra camia kenetlenmelidir.. Ancak politik gerçekçi tavırlardan uzaklaşıp kral çıplak demek gerekirse bu konuda çok fazla ümitli değilim.. Dilerim yanılırım..

Ders aldıysa ne ala!
Yıldırım Demirören gerçekten hatalarından ders aldıysa ve bundan sonraki icraatlarıyla milyonlarca Beşiktaşlı'nın gönüllerini feth edebilirse belki işler yoluna girebilir.. Genel kuruldan oy almak, seçilmek, başkanın elini güçlendirdi bu kesin.. Şimdi önemli olan o gücün doğru kullanılmasıdır.. Eğer Beşiktaş'ın borcu yine katlanacak ve bugüne kadar yaşananlar önümüzdeki dönemde de tekrarlanacaksa yandı gülüm keten helva. O taktirde Beşiktaş'ın huzuru bulması çok kolay olmaz. Demirören'e düşen, bugünden itibaren camiayı toparlamak için harekete geçmektir. Anlık kararlardan uzak, yönetimine aldığı arkadaşlarının fikirlerine saygı duyarak icraat yaparsa bazı şeyleri düzeltebilir. Aksi halde işi zor...

Ertürk Yıldırım
02-03-2010, 16:32
İçten Demirören dıştan Laporta!
Demirören niye kazandı ben biliyorum! "Dışarıdan bakınca kendimi başarılı buluyorum" dediği için. Başkan içeriden bakınca daral geldi. Gırtlağa kadar borç, temlikler vs... Kan-ter içinde kendini dışarı attı.. Kendine "dışardan" bakınca Laporta'yı görür gibi oldu... Çok başarılı olduğuna inandı ve bunu karşısındaki kalabalığa söyledi. Ey millet, ben başarılıyım! Şak şak şak. Bravo. Helal olsun sana büyük başkaaaan... Ey millet, Murat değişim istiyo ama ben zaten değiştim! Harikasınız Sayın Başkan... Bana hakaret edenleri yanıma aldım, arkamdan konuşanlara paye verdim, daha ne yapayım? Büyüksün başkan... Ey millet ben ayrıca borç yiğidin kamçısıdır diyorum, nası söz ama!.. Bravo... Siz insan diilsiniz valla, ermişsiniz ermiş... Başka ne diyorsunuz büyük insan? Ey millet diyorum ki, hatalarımdan ders aldım!.. Bakın bakın tüylerim nası diken diken oldu!? Ağlamak istiyorum, ağlamak istiyorum! "Yapma Filipescu yapma" diye haykırmak istiyorum... Ey millet hiç utanmadan benden harcadığım 600 milyon doların hesabını soran densizleri görüyonuz di mi? Sanki babalarının parasını harcamışım gibi...

Yaranamadım size
Yuuuuuuu olsun senin kıymetini bilmeyenlere... 62 futbolcu almışım yine de yaranamadım kardeşim! Vay densizler, vay kadir-kıymet bilmezler... Ey millet, bu Murat var ya bu Murat avukat falan diil politikacı! Hemi de sülalesi politikacı! Neeee! Vay yere bakan, yürek yakan vay.. Koynumuzda yılan beslemişiz meğer! Sakın Beşiktaş'ı ona bırakmayın.. Bırakmayız evvelallah.!. Ey millet beş yıldır yaptığım gibi bundan sonra da size çok hizmetlerim olacak! Yıldırım Demirören Yetmeeeez... Ölümü gör bi on sene daha kal başkan! Ey millet, merak etmeyin 2012'de kıyamet kopmazsa 2052'ye kadar buradayım... Helaaaaaaal... Çok yaşa Başkan... Burada alkış efekti giriyor devreye: Şak şak da şak şak. Şaka şuka da şak şak.. Ey millet beni dinlediniz, alkışladınız, teşekkür ederim, şimdi size bir müjdem var; bu sene de şampiyon biziz!.. Pardon anlayamadık!. Cacık mı dediniz!? Müjde mi bu allasen? Beşiktaş mı şampiyon olacak mış!? Neresi müjde bunun? Niye yav!? Sevinmediniz mi!? Ben sandıydım ki... Öhö. Öhöööö... Eeee... Şey... Biz Fenerbahçeliyiz, Galatasaraylıyız da ondan biraz şey olduk, yani tedirgin... Tamam sizin kazanmanıza çok sevindik ama şampiyonluk olmadı tabii... Çok ayıp çok... Hiç yakıştıramadık doğrusu... Biz sizi bu kadar sevelim, siz gidin şampiyonluk diyin... Oldu mu ya...

Ertürk Yıldırım
02-07-2010, 17:01
Yanlıştan dönünce
Mustafa hoca ameliyat sonrası dinlenme döneminde. Bu vesileyle bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletelim. Başkan Demirören, seçim zaferini Piramitler'i gezerek kutluyor. Kendisine iyi tatiller diliyorum. Taraftar, kongreden önce ne ise yine o. Takıma destekledikleri tezahüratların arasına dizi film reklamı gibi, "Yıldırım Demirören yeteeer!" sıkıştırıyorlar. Küçük bir grup da buna tepki gösteriyor. Ahali ihtilafta özetle. Saha dışı böyle, peki ya saha içi nasıl derseniz, biraz daha gayretli bir Beşiktaş izlediğimizi söylemeliyim. Sistem aynı, oyuncuların görev tanımları da öyle. Tek fark hücumcular ile savunmacılar arasındaki mesafenin kısalması. Bunun en önemli sebebi savunmanın öne çıkması. İkinci neden ise gününde olan Tabata'nın Ernst ve Fink'e yakın ve de özveriyle oynaması. Nihat ve Tello da aynı gayreti gösterebilseler ortadaki sorun ortadan kalkacak. Ne var ki, Tello gamsız, topsuz oyunda hiç yok. Sahaya neden çıkmış belli değil. Nihat ise oynar gibi yapıyor! Sorumluluk almaya korkuyor, kaçak dövüşüyor. Buna rağmen ilk golde katkısı büyüktü.

Tabata'yı kazandı
Dolayısıyla skora bakmaksınız şunu bir kez daha vurgulamakta fayda görüyorum; Beşiktaş bu sistemle oynayacaksa, kadroda koşmayan üç adam (Tabata, Tello, Nihat) kesinlikle aynı anda bulunmamalıdır. Tello ve Nihat çıkınca takımın coşması boşuna değil. Üstelik girenlerden biri Yusuf olmasına rağmen takımın temposu iki katına çıktı. Çünkü Holosko sağ kandı hareketlendirdi, orta alana destek verdi. İşte bütün hikaye bu. Sistem değişmeyecekse, oyuncular doğru seçilmeli. Duyarsız Tello ve öz güvensiz Nihat beklemedi, kendine güvenenler oynamalı. Yusuf en etkili olduğu bölümde yani son yarım saatte sahaya sürülmeli, ilk 11'de değil. Öte yandan Beşiktaş dün üç puanı alırken Tabata'yı da kazandı diyebilirim. Müthiş bir gol atan Brezilyalı futbolcu bu moralle önümüzdeki haftalarda daha iyi bir performans gösterecektir. Bundan şüphem yok.

Serap Saka
02-07-2010, 18:08
bu patlama denizli yoktu diyemi oldu bilemicem ama dedigi gibi oyuncular dogru secilmeli. ve secildi o macta diyebilirim. daha önce hocamizin ne yapmak istedigini yada ne denemek istedigine anlam veremiyordum.. tabatayi kazandik demis bizde bundan sonra daha iyi bir performans göstermesini istiyoruz tabi ama süphem yok diyemicem.. coktandir besiktasi böyle görememistim ne olduysa 2. yarida oldu bence.. kötü oynadik demiyorum ama bir zamanlar 90 dakikayi son 15-20 dakikada oynadigimiz gibi götürdügümüz maclari özlemedim desem yalan olur. neyse ne 3 puanimiz hayirli olsun yinede nice bol gollu maclara :D :D :D

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:30
Olmazsa olmazlar

Ligin hemen başında ve ilk yarının son üç haftasında forvetle savunma arasındaki mesafe 50 metre civarında olunca Beşiktaş tek kelimeyle çökmüştü. Bobo'nun arkasında oynayan Nihat, Tabata ve Tello kendi eksenleri etrafında dönmek dışında bir şey yapmıyor ve orta sahadaki geniş boşluklarda rakip takımlar at koşturuyordu. Lig ve kupadaki Diyarbakır, Bursa ve Manisa hüsranlarının ardında yatan en büyük gerçek orta alandaki başıboşluktu! Son maçta bazı oyuncuların gayrete gelmesi ve Mustafa hocanın da savunmayı öne çıkarması sistemi biraz olsun çalıştırdı. Tabata ve Bobo'nun büyük gayreti, Nihat'ın da biraz kıpırdaması işin şeklini değiştirdi. Bu değişimler sonucu Rüştü ve Tello hariç dokuz Beşiktaşlı blok halinde hareket edince savunma ile forvet arasındaki mesafe 30-35 metre civarına düşüş ve Kartal üç bölgede de rahatladı. Farklı galibiyetin en önemli şifreleri bunlardı. Şimdi iş aynı şeyi geri kalan maçlarda yapabilmekte. Peki bu mümkün mü? Doğru oyuncular tercih edilirse elbette mümkün. Nihat, Tello, Tabata, Yusuf, Serdar Özkan ve Holosko, Beşiktaş'ın forvet arkasında üçlü olarak kullandığı oyuncular. Tello ve Serdar Özkan'dan bu kafa yapılarıyla bir şey olmaz. Nihat ancak maç koptuktan sonra oyuna dahil olursa rahat hareket edebilir. Geriye kalıyor; Tabata, Yusuf ve Holosko.. Yusuf'u, kendi dingin rakip yorgunken, yani son yarım saatte kullanmak akıllıca (Bkz; Gençlerbirliği maçı) olacaktır. Öyleyse mevcut isimler arasında bu bölgede en iyi performansı sergileyen Tabata'yı herkesten önce tahtaya yazmak Denizli'nin yapması gereken ilk şey olmalı. Yanında Holosko'yla birlikte İsmail Köybaşı'nı kullanmak da diğer alternatiflerden daha iyi sonuçlar doğurabilir. Bunca kolay maçı kaybettikten sonra Denizli biraz ders aldıysa, artık Beşiktaş'ın olmazsa olmazlarını dikkate alır ve macera aramaz. Umarım "macera aramaz" diyerek büyük laf etmemişimdir! Yoksa ettim mi!?

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:30
Anadolu'nun kaderi
Aziz başkan, federasyon ve MHK'ya incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler için yükleniyor. Bütün derdi güç gösterisi yapıp bunu şampiyonluk yolunda kullanabilmek. Ben bu noktada Anadolu kulüplerini yöneten başkanlara şaşırıyorum. Yahu, F.Bahçe başkanı masaya yumruğunu vurduğu anda o masa Anadolu'nun üzerine devrilir, başka yere değil. Beşiktaş ve G.Saray bir şekilde işin içinden sıyrılır, olan sizlere olur. Bunu nasıl göremezsiniz? Kusura bakmayın sayın başkanlar, ya dünyadan haberiniz yok, ya da kendi kuyunuzu kazmaya meraklısınız. Yukarıdaki satırlar 1 Ocak 2010 tarihinde bu köşede yayımlandı... Şimdi elinizi vicdanınıza koyun bu öngörüler aynen gerçekleşti mi, gerçekleşmedi mi? Hem de satır satır gerçekleşti di mi? Evet aynen öyle oldu ve maalesef bunda şaşılacak bir şey yok. Bu ülkede bazı şeyler hiç değişmiyor yazık ki. Aziz Yıldırım'a verilen destek sonrası hakemlerin kıblesi şaştı. Önce Trabzon-Fenerbahçe maçında düdükler sarı-lacivert renkler lehine öttü. Sonra kupada Bursa'yı cayır cayır yaktılar. Saracoğlu'nda buz gibi golleri verilmedi, rövanşta da net penaltıları es geçildi.

Şimdi başınızı vurun
Bitmedi. G.Saray-Kayseri maçında benzer şeyler olmadı mı? Kayseri'de düdükler aslan kesilmedi mi? Trabzon Başkanı Sadri Şener, Bursa Başkanı İbrahim Yazıcı ve Kayserispor Kulübü Onursal Başkanı sevgili Özhaseki "Hakem bizi yaktı" diye isyan ettiler. Ne demiştik? Rüzgâr Fener'den yana eser, G.Saray ve Beşiktaş bir şekilde sıyrılır, olan sizlere olur. F.Bahçe başkanı masaya yumruk vuruyorsa o masa Anadolu'nun üzerine devrilir. Şimdi söyleyin devrilmedi mi? Geçmiş olsun sayın başkanlar. Siz Aziz Yıldırım'a, "Hakemler sizin hakkınızı yiyor. Biz sonuna kadar yanınızdayız!" dediğiniz gün bittiniz. Bu yaşananlardan sonra sakın hakemleri suçlamayın! Sizlerin eğilip, büküldüğünüz yerde garibim hakem ne yapsın? F.Bahçe aleyhine hata yaptığı anda başkan Yıldırım'ın hışmına uğrayacağını ve sizlerin de Yıldırım'a destek vereceğini bilen bir hakem hangi psikolojiyle sahaya çıkar hiç düşündünüz mü? Siz hakem olsanız, bu şartlarda kimin aleyhine hata yapmaktan korkarsınız? F.Bahçe'nin mi (Ya da üç büyüklerin mi), rakiplerinin mi? Ve dahası maç sonrası yaşanacaklara dair korkular bilinçaltınıza yerleşirse hatasız maç yönetebilir misiniz? Bana bir şey söylemenize gerek yok sevgili başkanlar, bu soruların cevabını kendinize verin ve başınızı vuracak büyükçe bir taş bulun.

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:31
Sistemin çöküşü!
Şu maç ilk yarıda bir değil beş olurdu Beşiktaş'ı Allah korudu... Üstelik Denizli yanlış sistemde ısrar etse bile mevcutlar içinde bu sistemi en iyi oynayacak 11'i sahaya sürmüştü. Buna rağmen orta saha boş kaldı. Çünkü geçen hafta Gençlerbirliği önünde savunma ile forvet arasındaki mesafeyi 30 metre civarında tutmayı başaran Beşiktaş dün Kamil Ocak'ta çiçek gibi açıldı! Siyah-beyazlı oyuncular birbirlerinden uzak durmayı sahaya yayılmak sanıyorlar... İsmail solda bekledi, Holosko sağda... Orta sahaya hiç destek vermediler. Mükemmel oynayan Olcan, desteksiz kalan Ekrem'in yanından tren gibi geçip sağ kanadı koridora çevirdi. Önde hiç baskı görmeden Beşiktaş kalesine diri gelen Gaziantep kazanmak adına her şeyi yaptı. "Hazır naklen yayın var kendimizi gösterelim" dercesine oynadılar. Deumi, Zurita, Olcan, İvan, Julio hepsi inanılmaz gayretliydi. Deumi'nin savunmadan bilinçli olarak çıkardığı iki uzun top var ki, Julio ve Beto biraz becerikli olsalar, Deumi 60 metreden asist yapmış olacaktı.

Denizli kabul etmeli
Beşiktaş orta sahasındaki boşluk rakibe kendini gösterme şansı verirken Tabata'nın kaybolmasına, Bobo'nun ileride yalnız kalmasına neden oldu. Holosko bir-iki kez içeri kat edip destek verdiğinde Bobo da, kendisi de pozisyon buldular. Soldaki İsmail ise tek kelimeyle sahada yoktu. İkinci yarıda Yusuf'u o bölgeye monte eden Denizli ön bölgede tutunmayı hedefledi. Ancak Deumi'nin nefis golü Beşiktaş'ı çıkmaz sokaklara soktu. Denizli son çare olarak Nobre'yi sahaya sürdü ama bu hamle de bir şeyi değiştirmedi. Beşiktaşlı okurlar boş yere ilk golden önce Ekrem'e yapılan faulü kafalarına takmasınlar. İyi bir Beşiktaş o golün altından kalkardı. Dünkü Beşiktaş ise onu yemese başkasını yerdi. Son söz: Sevgili Mustafa hocam... Bu takım 4-2-3-1 oynadığı müddetçe kazanması tesadüf olur, kaybetmesi değil. Bu sistemde öndeki üçlünün oyunun iki tarafını da oynayabilen, çok vasıflı futbolcular olmaları gerekir. Senin elinde böyle yıldızlar yok. Artık bu gerçeği kabul etmelisin.

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:32
Kapıyı tıklatmak!
Savaşta da futbolda da bir kalenin kapısını tıklatıp geri dönerseniz o kaleyi asla alamazsınız... Etrafını saracaksınız, yollarını keseceksiniz, rakibiniz ataklarınızı savmak dışında bir şey yapamayacak. Zafer istiyorsanız yapmanız gereken bu. Beşiktaş'ın yapamadığı da bu... Rakip kaleye her maç birkaç kez gidiyor, bu konuda bir sorun yok. Sorun kapıyı tıklayıp geri gelmesi. İkinci bindirme yok, üçüncüsü hiç yok. Beşiktaş'ın puan yitridiği maçları tek tek incelerseniz göreceğiniz manzara budur. Açık ve net bir şey söyleyeyim; 4-2-3-1 oynamak için elinizde futbolun iki yönünü de oynayabilen orta saha oyuncuları olması gerek. Beşiktaş'ta yok. O zaman bu sistemde ısrar etmek niye? Bakın, Kewell-Keita-Baros-Arda dörtlüsüyle G.Saray bu sistemi çok iyi uyguladı. Kewell yok, Baros yok, Arda yerinde oynamıyor ve Cimbom çöktü... Beşiktaş'ın önde kullandığı Tabata, Nihat, Tello, Serdar, Holosko, İsmail ve Ekrem Dağ tek yönlü oyuncular. Öyleyse 4-2-3-1 en hafif tabiriyle lükstür. Bu kadro, ortadaki yükü paylaşmalı. Orta saha dörtlenmeli. Bu takdirde Beşiktaş savunmasından dönen toplar yine siyah-beyazlı ayaklarda kalır. Rakip defanstan dönenlerin bir çoğu da öyle. Dolayısıyla Beşiktaş daha zor gol yiyen ve daha kolay gol atan bir takım haline gelir. Eğer orta saha bu haliyle kalırsa savunmada Ferrari'nin oynaması da bir şeyi değiştirmez. Ferrari belki bir başka futbolcudan daha az hata yapar ama yine yapar. Çünkü ortada baskı görmeden üzerinize gelen rakipler, 2., 3. bindirmeyi yapar ve arka taraf ne kadar sağlam olursa olsun gol bulur. Siz bu gollerin bireysel savunma hatalarından kaynaklandığını düşünürseniz yanılırsınız. Beşiktaş'ın yediği gollerin büyük bölümünde gerçek problem orta sahadadır. Ortadaki sorunun çözülmemesi halinde galibiyetler tesadüfen, puan kayıpları ise "sizin davetinizle" gelmiş olacaktır. G.Saray derbisi bu anlamda son virajdır. Denizli derbide, Trabzon, F.Bahçe ve ManU maçlarında olduğu gibi dörtlü orta sahaya dönerse hem maçı kazanır hem de gelecekle ilgili umutlanabilir. "İnadım inat" der yanlış sistemde ısrar ederse, derbiyi kazansa bile sonraki maçta aynı sıkıntılar tekrar yaşanacaktır. Denizli kafasındaki hayallere göre değil, Beşiktaş'ın gerçeklerine göre hareket etmek zorundadır. Tabii başarı istiyorsa...

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:32
Denizli için!
Okur senin yazdığını değil, bildiğini okur. Sen ne anlatırsan anlat o kendi anladığına göre karar verir. Günlerdir bana, "Denizli'yi sert eleştirmeyi bıraktın, sistem diye tutturdun!" diyen okurlar bunun kanıtı. O dostlara bir çift sözüm var; ben ciddi sağlık sorunlarına rağmen görevde kalma fedakârlığı gösteren bir teknik adamı sert ifadelerle eleştirmem. Kaldı ki Denizli ile ilgili eleştirilerimin büyük bölümü zaten sisteminin yanlışlığı üzerineydi. Yani işin özünde değişen bir şey yok. Bu vesileyle hocaya bir kez daha geçmiş olsun derken, tıpkı Halil Özer dostum gibi ben de uyarıyorum; bırak hocam, senin sağlığın her şeyden önemli. Böyle bir girişin ardından derbiye balıklama dalmak zor ama Denizli'nin yoğun bir duygusallık yaşadığı günlerde Beşiktaş'ın 'her türlü sistemsel arızaya' rağmen iyi sonuçlar aldığını söyleyerek başlayabiliriz sanırım. Böyle durumlarda siyah-beyazlı oyuncuların çok daha iyi motive oldukları (Bkz. G.Birliği maçı) bir gerçek. Derbide de aynı şey olacaktır. Sistemsel hatalar devam etse dahi (umarım devam etmez) Beşiktaşlı oyuncular, hocanın fedakârlığına karşılık vermek için kendi sınırlarını zorlayacaklardır.

Döne döne olmaz bu iş
Öbür taraftan Galatasaray'ın forvetsiz oynadığı maçlarda zorlandığı aşikâr. Oynamadıkları bir maçla lider oldular, bu hafta o liderliği korumaları kolay değil. Kewell, Keita, Baros ve Arda'nın ön bölgede kurdukları sistem çöktü. Keita eski Keita değil, yerinde oynamayan Arda da sudan çıkmış balığa döndü. Rijkaard'ın, öndeki dört oyuncuyu dönüşümlü olarak santrfor oynatacağı haberleri yer aldı medyada. Doğruysa işleri zor. Böyle bir sisteme, birkaç antrenman çalışmasıyla adapte olmak zor. Galatasaray'ın Beşiktaş karşısında her şekilde sıkıntı yaşaması büyük ihtimaldir. İnönü'de kazanmaları için şanstan fazlasına ihtiyaçları olacaktır. Bu nedenle şunu rahatlıkla söyleyebilirim; orta sahayı dörtleyen bir Beşiktaş bu maçın iyi oynayan tarafı olur. Üstünlüğü ele alır, rakibinden çok daha fazla pozisyon bulur. O pozisyonların kaçı gol olur ya da olur mu, orasını kimse bilemez. Gol biraz da şans ister. Sonuç olarak özel durum nedeniyle çok iyi motive olacağına inandığım Beşiktaş'ın tek ihtiyacı, orta sahada çoğunluğu sağlamak. Denizli, kendisine zafer hediye etmek isteyen futbolculara yardımcı olmak adına bu konuyu iyi düşünmelidir. Trabzon, Fenerbahçe ve ManU maçları forvetle değil orta sahadaki üstünlükle kazanılmıştır. Bu unutulmamalıdır.

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:33
Nihat kumarı!
Orta sahayı dörtleyen bir Beşiktaş bu maçın iyi oynayan tarafı olur. Üstünlüğü ele alır, rakibinden çok daha fazla pozisyon bulur. O pozisyonların kaçı gol olur ya da olur mu, orasını kimse bilemez. Gol biraz da şans ister." Yukarıdaki satırlar cuma günü yazdığım derbi analizinden... Şu kazanır, kolaycılığına kaçmadan yaptığımız analiz sahadaki görüntüyle bire bir örtüştü. Savunmasıyla forvet hattı arasındaki mesafeyi 30-35 metre civarında tutan Beşiktaş (Gaziantep'te yapılamayan buydu), tıpkı Gençlerbirliği maçında olduğu gibi maçın patronuydu. Daha çok pozisyon buldular, rakip kale önünde çok daha uzun süre kaldılar. Elbette G.Saray'ın santrforsuz sisteminin de bunda payı vardı. Rijkaard, Jo'yu da yedek bırakmakla yetinmeyip bir de Servet'i yanında oturtup savunmada arıza çıkarmıştı. Hal böyle olunca Beşiktaş (özellikle soldan) her iki kanattan da bindirdi. Eğer bu bindirmeleri yapan Ekrem, Üzülmez ya da Toraman orta yaparken biraz dikkatli olabilseler Beşiktaş'ın daha ilk yarıda birkaç gol bulması işten bile değildi.

Son vuruşlar kötüydü
Beşiktaş daha iyi oynadı, daha çok pozisyon buldu. Nobre, Holosko son vuruşlarda şanssız ve biraz da beceriksizdiler. Bununla birlikte Nobre, Tello ve Holosko'nun duruma göre geriye gelmeleri Ernst'le Fink'in işini kolaylaştırdı. Özellikle Finkmükemmel oynadı. Denizli baskılı oynayacağını düşündü ve ceza sahasında karambollerin vazgeçilmez adamı olan Nobre'yi tercih etti. Böylece Galatasaray savunması üzerindeki baskıyı arttırken Beşiktaş'ın ön bölgede top tutmasını da kolaylaştırdı. Yani bu doğru bir tercihti. Yanlış olan tüm bunları görmezden gelip Nobre'yi çıkarıp yürüyecek hali olmayan Nihat'ı sahaya sürmesiydi. Sivok da asist yapınca Arda klasını konuşturup kötü oynayan takımına öne geçirdi. Beraberlik golünü Sivok'un atması da gecenin ödeşmesiydi. Beşiktaş, Denizli'ye rağmen kaybetmediği için sevinmelidir.

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:33
Motivasyon ve sistem
Beşiktaş şampiyon olabilir mi, hâlâ şansı var mı? Son günlerin moda sorusu bu... Olabilir tabii. Dahası ilk altıdaki her takım olabilir. Son düdük çalana kadar her şey mümkün. İşte Bursaspor, Beşiktaş'tan sonra Fenerbahçe'yi de devirdi. Hem de ne devirmek. Kalan haftalarda zirvedeki tüm takımların önüne çeşitli fırsatlar gelecektir. Fırsatları değerlendirme anlamında hazırlıklı olan takımların zirve yarışında avantaj yakalamaları da büyük ihtimaldir. Hazırlıklı olmak derken, eli böğründe beklemekten bahsetmiyorum. Kendi yanlışlarında ısrar edip sadece rakiplerinin hatalarına bel bağlayan teknik adamların mutlu sona ulaşacaklarını da sanmıyorum. Her kim ki önce kendi hatalarını asgariye indirirse önemli bir iş başarmış olacaktır. Yolu açılacaktır. Rahmetli Vedat Okyar'ın deyimiyle "ligin boyu kısaldı." Bundan sonra en az hatayla yürüyen sonuca ulaşır. Evet Galatasaray bir adım önde ama ne oynadığı futbol, ne de aldığı sonuçlar, "Bu takım alır götürür" havası yaratmıyor. Beşiktaş'ın sistemsel sorunları var ve ben artık bunları yazmaktan yorulduğum için tekrarlamıyorum. Denizli sistemini modifiye ederse işler düzelir, aksi halde şampiyonluk zor. Bursaspor ve Kayserispor'un ipi göğüslemeleri kolay olmaz ama imkansız da değil.. Anadolu'dan yeni bir efsane doğuyor olabilir. Özellikle Bursa'nın camia potansiyeli de şampiyonluğa uygun. Umarım tüm zincirleri kırıp bir başkaldırıya imza atabilirler. Kayseri aynı şeyi yıllardır zorluyor. Bu sezon için planları bu yönde olmasa bile şartlar gereği hedefler değişebilir. Benim yarışta en çok şaşırdığım iki takım Trabzonspor ve Fenerbahçe. Trabzon, hiçbir şampiyonluk baskısı yaşamadan, tıkır tıkır kazanıp zirveye yaklaşıyor, tam şampiyonluk lafları etmeye başlar hale geliyorlar; teker patlıyor. İnanılır gibi değil. Bu baskıyı taşımayı öğrenmeleri gerekir. Son Belediye maçını kazanmış olsalar bugün çok daha iddialı durumda olacaklardı. Fenerbahçe başka bir alem. Bana göre ikinci yarının en iyi oynayan takımı olmalarına rağmen inanılmaz puanlar kaybettiler. İlk yarıda problemli bir takım görünümüne rağmen böyle hatalar yapmamışlardı. Şimdi tek kelimeyle kenetlenmiş bir takım var ama liderliği getirecek maçta Bursaspor'a 10 dakika daha dayanamıyorlar. Uzun sözün kısası; her takımın kendine göre arızaları var, kim arızasını önce giderirse, hedefe o varır.

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:34
Kurtuluş reçetesi!
Yayın ihalesiyle ikiye katlanan gelirlerin yanlış kullanılmasını engellemek için kulüpleri mali disiplin altına almaya kararlı olan Futbol Federasyonu kolları sıvadı. Bu konuda neler yapılabileceğini araştırmak için kurulan komisyon hazırladığı raporunu önceki gün başkan Özgener'e sundu. Buna göre çok büyük bir değişim bekliyor kulüplerimizi. İyi niyetli olan herkesin kabul edebileceği bir değişim bu. Peki neler olacak, şimdi gelelim oraya. Öncelikle UEFA Kulüp ve Lisans Talimatı'nı aynen alacak olan TFF, bu talimatta küçük düzenlemeler yapacak ama özünü aynen koruyacak. Buna göre kulüplere dört önemli kıstas getirilecek. 1- Borçlanma tavanı. 2- Denk bütçe zorunluluğu. 3- Bağımsız denetim şartı. 4- Ücret tavanı. Her sezon öncesi ve gerekli görülen her durumda kulüplerin mali tabloları bağımsız denetleme kuruluşları tarafından ortaya konulacak. Bu mali tabloya göre kulüpler denk bütçe yapmak zorunda kalacaklar. Dolayısıyla her kulüp için ayrı ayrı borçlanma tavanı kendiliğinden oluşacak. Kulüplerin verebilecekleri en fazla maaş da aynı sistemle otomatik olarak belirlenecek ve bu sınırlar kesinlikle aşılamayacak.

Borçlar hesaba eklenecek
Çok önemli bir detay; kulübün bilançosu ortaya konurken vadesi gelmemiş borçlar da hesaba dahil edilecek. Yani kimse alacağını çok, borcunu az gösteremeyecek. Katakulle yapamayacak. Borç demişken o konuda çok net kriterler olacak. İlk sezon için "gerçek alım gücünün" iki katı oranında harcama yapan bir kulüp ertesi yıl en fazla 1.8 katı, daha sonraki yıl ise en fazla 1.5 katı harcamayla yetinmek zorunda kalacak. Bu kriterlere uymayan kulüpler çok ciddi cezalarla karşı karşıya kalacaklar. Bütçesini denklemek için yeni kaynak yaratamayan, yeni sermayedar bulamayan kulüpler transfer yapamayacak ve lisanlarına onay alamayacaklar. En önemlisi mali tablosu düzgün olmayan kulüplerin devredilmesi mümkün olacak. Özetle yayıncı kuruluştan gelecek parayı ikiye katlayan federasyon milyon dolarları yöneticilerin insaflarına bırakmaya hiç niyetli değil. Türk futbolunun mali rotasını ana hatlarıyla çizen bu raporu hazırlayan komisyon, genel kuruldan onay alınması halinde uygulamanın çok daha etkin olacağı şeklinde de görüş belirtti. Bu nedenle haziran ayındaki mali genel kurulda Futbol Federasyonu yeni düzenlemeleri genel kurul üyelerinin önüne getirecek.

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:34
Orta dolunca!Denizli nasıl olduysa uyandı, orta sahayı kalabalık tuttu ve Beşiktaş zorlu deplasmanda rahat kazandı. Kral çıplak diyeceksek, gerçek bu. Demek ki neymiş Mustafa hoca, orta sahayı kalabalık tutmak gerekirmiş. Manzara gayet açık ve net. Beşiktaş maçın her dakikasında kontrolü elinde tuttu. Ortadaki Ernst, Fink ve Toraman sağlam durunca arkadakilere pek fazla iş kalmadı. Sağ kanatta görev alan Tello, asist değil gol vuruşu yapacağı bir konumdaydı.. Daha maçın başında konumunun hakkını verdi. Ekrem ve Üzülmez sol kanattan defalarca bindirdiler.. İnanmayacaksınız ama Ekrem ilk kez topu da çok iyi kullandı.. Gol vuruşundaki sakinliği ve tekniği ise şaşırtıcıydı. Evet hoca bu kez doğru olanı yaptı. Tello ve Rüştü dışındaki tüm oyuncuları koşan, mücadele eden isimler arasından seçti. (Aynı şeyi Diyarbakır, Bursa, Manisa ve Gaziantep maçlarında yapmış olsa Beşiktaş şimdi ligi alıp götürmüştü..)

Bıkıp usanmadan yazdım
Her neyse, bir yerden başlaması da iyi diyeceğim ama diyemiyorum. Çünkü önümüzdeki hafta yine orta sahayı boşaltıp 4-2-3-1 ucubesine döneceğinden adım gibi eminim. Kayserispor çift forvet oynadı ve sahanın her yerinde eksik kaldı. İlk golde Fink dört kişinin arasından yürüyerek geçti tüm savunma seyretti. Tolunay Kafkas 21. dakikada Bayram'ı dışarı alıp Mehmet Eren'i geri çekti. Troisi ile hücum gücünü arttırmayı hedefleyen hocanın bu planı fazla bir şeyi değiştirmedi. İkinci yarıya başlarken Beşiktaş'ta Toraman biraz daha geri çekilirken, Ernst ve Fink rakibi daha önde karşıladılar.. Kayseri riske girip çok adamla saldırdı. Erken gol bulabilseler maça ortak olma şansları vardı ama Makukula'nın golü böyle bir maç için geç kalmıştı. "Nihat, Holosko, Tello, Tabata'dan en fazla ikisi sahada olmalı.. Orta sahada kalabalık olursa Beşiktaş'ın yenemeyeceği takım yok." Bu cümlelerle aylardır bıkmadan, usanmadan Beşiktaş'ın kırmızı çizgilerinin altını çizdim.. O çizgiler çiğnenmeyince Beşiktaş, Beşiktaş gibi oynadı. Dün geceki hikaye bundan ibarettir.
Not: Toraman savunmanın sağında, Necip önde oynarsa bu sistem çok daha iyi çalışır. Benden söylemesi

Ertürk Yıldırım
03-03-2010, 09:35
Kutsal inat!
Sezon başından bu yana Beşiktaş'ın puan kaybettiği tüm maçlara bakın hepsinde şu manzarayı göreceksiniz; orta saha boş! O maçlarda göreceğiniz bir başka gerçek ise Tello, Nihat, Tabata, Serdar Özkan, Yusuf ve Holosko'dan en az üçünün sahada olmalarıdır... Yusuf hangi maçta on birdeyse, Beşiktaş da Yusuf da sıkıntı yaşamıştır. Ne zaman son yarım saatte oyuna girdiyse maçı kotaran adam olmuştur. Serdar Özkan ve Nihat'a şans verilen her maç problemli olmuş ve Kartal sahada eksik kalmıştır. Sezon başından bu yana altını çizdiğimiz kırmızı çizgiler net şekilde bellidir vesselam. Tabii görmek isteyenler için. Uzatmayalım... Beşiktaş'ı bu hale getiren Denizli'nin "kutsal" inadıdır. Ne zaman başı sıkışsa Turgay Demir'in dediği gibi dörtlü ya da en azından üçlü orta sahaya dönmüş ve kritik virajlarda arabanın devrilmesini önlemiştir. Ne var ki ardından yine inadım inat demiş ve 4-2-3-1 ucubesine dönüp, takımın ayarını bozup, eksenini kaydırmıştır... Açık ve net söylüyorum; bu sezon şampiyonluk kaçarsa tek sorumlusu Mustafa hocanın kutsal inadıdır. Geçen sezon aynı yanlış sistemle oynasa bile hatlar arasındaki mesafeyi koruyabilen bir Beşiktaş vardı ve çifte kupa aldı.. Bakmayın siz, "F.Bahçe ve G.Saray kötüydü, Beşiktaş ondan şampiyon oldu" geyiklerine. F.Bahçe yine kötü, G.Saray da yerine göre sapır sapır döküldü... Peki Beşiktaş ligi niye alıp götüremedi? Bunlar masal. Gerçek şu; Mustafa Denizli inanılmaz sistemsel hatalar yaptığı için G.Saray bugün lider ve F.Bahçe yarışta. Aksi halde Beşiktaş sezon başından bu yana en fazla 7-8 puan kaybeder ve açık ara ligi götürürdü. Diyeceksiniz ki F.Bahçe de; Bursa, Diyarbakır, Manisa ve Belediye'ye puan kaybetmemiş olsa şimdi açık ara yapmıştı. Daum'un, Denizli kadar maddi hataları varsa aynı şey onlar için de geçerli olabilir ama sanmıyorum. Daum şartlara göre iyi kadrolar sürüyor sahaya. Güzia'ya mahkum olması ise onun suçu değil. Denizli'nin durumu çok farklı. İnatla Nihat'ı bitirdi, Serdar Özkan'dan medet umdu, Tello'ya teslim oldu. Bobo'yu sol açık oynattı, Yusuf'u harcadı, Tabata'yı görmezden geldi. Hep şapkadan tavşan çıkarmaya çalıştı, Beşiktaş'ın gerçeklerine, kırmızı çizgilerine saygı göstermedi. Her şeye rağmen tren kaçmış değil. Denizli kalan maçlarda orta sahayı kalabalık tutarsa, bu takım şampiyon olur.

Bülent Girgin
08-21-2010, 16:46
http://i.tmgrup.com.tr/ftm/y/58e78c69-4f33-4d3f-9b94-b4d92197addd.jpgTurgay DEMİR


Bobo ile olmaz!


Bu köşede bir çok kez yazıp, atv'deki maç yayınlarında da sık sık Bobo'nun yetersiz olduğunu söyleyince "sözlük ekşidi", bazı acemi kalemler de akıldan ve izandan yoksun şekilde saldırmaya kalktılar. Tam ben "ahmaklar için futbol kılavuzu" diye bir şeyler karalıyordum ki Schuster, kitabının "kapağını"hazırlayıp manşeti attı: Bobo yetmez!Sanırım Alman hocanın bu sözleri bazı futbol cahilleri için en iyi cevaptır!
Neyse şimdi 'futbol cahillerini' bir yana bırakıp gerçeklerin altını çizmeye devam edelim.
Günümüz futbolunda her şey orta sahada olup bitiyor! Her iki kale, orta sahadan çok uzak olsalar da aslında çok yakındırlar!
Savunmanızdan çıkardığınız her top bir yandan kendi kaleniz için potansiyel bir gol tehlikesiyken diğer yandan rakip kaleye gönderilmiş güdümlü bir füze de olabilir. Meşin topun hangi hangi kaleye gireceğinin kararı orta sahada veriliyor.

Sırtı dönük oynayamıyor
Misal defansınızdan gelen bir topu orta alandaki oyuncularınız hemen rakibe ikram ediyorsa siz savunmada dengesiz yakalanır ve büyük ihtimalle golü yersiniz. Buna karşılık orada Guti gibi topu iyi kullanan bir oyuncunuz varsa artık meşin yuvarlak rakip kale için bir güdümlü füzedir. En iyi orta sahacılardan olan Guti, Beşiktaş'ı en kestirmeden rakip kaleye taşıyor. Şimdi asıl sorun rakip kale önünde oyalanabilmekte! İşte bunu Bobo'yla yapamazsınız. Tek santrfor kullanıyorsanız bu mutlaka iyi top saklayan, fırıldak gibi bileklere sahip, iyi de bir futbol zekasına sahip biri olmalı.
Bobo'nun top kontrolü sıfır, top saklama becerisi eksi beş! Tek özelliği anlık hareketlerle attığı şutlar, özellikle de dönerek yaptığı vuruşlar.
Bu durum bazı ahmakları da yanıltıyor. Bobo böyle bir gol atınca, "İşte sırtı dönük oynuyor adam" falan diyorlar.
Ahmaklara göre, Bobo ile Avrupa şampiyonu olmak bile mümkün. Bir ben, bir de Schuster tersini düşünüyoruz. Sizce kim haklı!

Bülent Girgin
08-21-2010, 16:47
çok geri zekalisin turgay demir !

Bulent Yazici
08-21-2010, 16:56
sana katiliyorum bulent reis

Bülent Girgin
08-21-2010, 17:22
sana katiliyorum bulent reis


maalesef dogru dürüst Besiktasli spor yazari kalmadi :( kazim kanat, ilker ates ve vedat okyardan sonra yorumu okunacak kimse yok hemen hemen !

Bülent Girgin
09-20-2010, 07:37
http://i.tmgrup.com.tr/ftm/y/58e78c69-4f33-4d3f-9b94-b4d92197addd.jpgTurgay DEMİR

19.09.2010

Nihat sevdası geçen sezon Mustafa Denizli'nin başını yaktı bu gidişle Schuster'in de yakacak. Çocuk yürüyemiyor. Formsuz ama ısrarla oynatılıyor. Ve sen Nihat varken önde baskı kuramıyorsun, Nobre, Quaresma ve Guti de etkisiz eleman konumuna düşüyor. Olacak iş değil. Koy oraya Necip ya da Tabata'yı olsun bitsin.. Schuster'in Nihat tercihi bana göre maçın kırılma anıydı. Onun dışında Beşiktaş ayağa oynayarak başladı.
Topa daha çok sahip oldu. Fenerbahçe herkesin beklentisine uygun olarak Niang'la defansın arkasına sarkmaya çalıştı.. CSKA Sofya'dan tek farkı forma renkleriydi.
CSKA nasıl kapandıysa Fenerbahçe de öyle kapandı.
Niang'ın golünde boşa çıkan Hakan Arıkan'ın hatası affedilmezdi affedilmedi zaten.. Ekrem ve Hakan Arıkan'ın sakatlanmaları ise Beşiktaş'ın B ve C planlarını alt üst etti. Muhtemelen ikinci yarıda Bobo ve Necip'i oyuna almayı planlayan Schuster'e tüm yapacakları için bir tek değişiklik hakkı kaldı.. O da Nihat dururken Aurelio'yu çıkararak hepimizi bir kez daha şaşırttı.
Burası sözün bittiği yerdi. Ayakta duramayan Nihat sahada durdu, orta alanın en iyilerinden Aurelio çıktı. Helal olsun sana Sarı Mustafa!

Anadolu takımı gibiydi
İlk yarıda gole kadar ayakları titreyen Fenerbahçeli oyuncular skor üstünlüğünü yakalayınca coştular. Devreyi iki ya da üç farklı önde bitirmeleri işten bile değildi.
İkinci yarıda yine bildik manzaralar vardı.
Fenerbahçe deplasmana gelmiş bir Anadolu takımı gibi sekiz kişiyle kapandı ve kontrataklarla gol arardı.
Beşiktaş daha çok top kullandı, rakip yarı alandan ayrılmadı ama ön tarafta gerektiği kadar etkili olamadı. Quaresma yükleniyor, Nobre yükleniyor olmayınca olmuyordu. Bobo, Fenerbahçe defansının arkasına sarktığı anda Volkan'ın müdahalesiyle kendini yerde bulunca ve penaltıda topun başına da Guti geçince maçın kaderi belirlenmiş oldu.
Dolayısıyla iyi oynayanla, akıllı oynayanın puanları paylaştığı bir derbi izlemiş olduk. Cüneyt Çakır çok iyi maç yönetti. Tek hatası İbrahim Üzülmez'e yaptığı gibi kendisine sürekli itiraz eden Emre Belözoğlu'na da bir kart çıkarmamasıydı.

Aziz Argun
09-20-2010, 19:44
Turgay abi nihatın ilk 11 de başlaması hata değilmiyd? bütün maç boyunca 1 şut attı o da aut. bu adama yılda 3,5 milyon € fazla değilmi? Fink in takıma katkısı olamazmı da 18 de bile yok ? Ayrıca Rıdvan Şimşek artık düzelmedi mi? bunlar aklıma gelen sorular cevaplarsan sevinirim. Saygılarımla, Aziz Argun.

Barış Kahraman
12-06-2010, 11:33
İkinci Toplar

Günümüz futbolunda rakipten dönen topları aldığınız oranda gol şansınız yükselir, buna karşılık kendi savunmanızdan dönen topları rakibe kaptırmadığınız oranda da gol yeme şansınız azalır. Beşiktaş dün ikinci topların büyük bölümünü aldığı için daha çok pozisyon buldu, gol attı ve daha az pozisyon verdi. Holosko'nun attığı ve atamadığı iki pozisyon birbirinin kopyasıydı.
İkinci topu kapanBeşiktaşlı oyuncular rakip savunmanın dengesizliğini iyi değerlendirip Holosko'yu topla buluşturdular. İlk pozisyonda kaleye bakmadan vurduğu için işi şansa bırakan ve de golü kaçıran Slovak oyuncu, ikincide bakarak, ayak içiyle topu Ivankov'un bacaklarının arasından ağlara gönderdi.

Dün hem öndeki Ali-Holosko ikilisi çok hareketliydi, hem de arkalarındaki Ernst-Guti, Aurelio üçlüsü inanılmaz uyumlu ve etkiliydiler.
Özellikle Aurelio orta sahada yaptığı presle yetinmeyin en kritik anlarda defansın da imdadına yetişti. Savunmada dörtlüsü de neredeyse hatasız oynadılar.

Artık yarışın içinde

Toraman'ın iki kritik müdahalesi iki golü önledi diyebilirim. Üzülmez ve Hilbert (Harika bir asist yaptı) ise kanatları çok iyi kullandılar.
Bursaspor geniş alana yayılıp klasik futbolunu oynadı. İlk yarıda fena değildiler.Volkan Şen'in belki, "Hocam doğru karar" tarzındaki alkışı (Bilemiyorum belki de protesto alkışıydı) kendisine de, takımına da pahalıya patladı.
10 kişiyle bu Beşiktaş'a direnmeleri çok zordu ve direnemediler.
Düne kadar Avrupa ertesinde ligde kaybeden bir Beşiktaş vardı. Kartal bu gidişe önemli bir galibiyetle dur diyerek büyük moral buldu. Yarışın içinde olduğunu kanıtladı.. DİKKAT!: Schuster'in riskli sistemini son maçlarda modifiye etmesi Kartal'ın vites yükseltmesine yetti. Galibiyetlerin arkası da gelecek gibi görünüyor. NOT: Hakem Fırat Aydınus her düşene faul çalmayarak oyunun tempsonun artmasına katkı yaptı. Cesur ve kararlıydı. Kutluyorum.

Yılmaz Özgüller
12-06-2010, 14:32
her düşene faul çalmadımı!!! sem maçı kafan güzelmi izledin turgay demir,her pozisyona faul çaldı hele yan hakemleri vardı akıllara zarar,hakemler rezildi.

Ertan Akpınar
12-06-2010, 16:36
fotomaç yazarında ne beklenirki hiçte sevmem bu adamı tam dayaklık.