| Köşe Yazarları Beşiktaşımız hakkındaki yazılan köşe yazıları.. |
11-16-2007, 08:05
|
#1
|
|
Yönetici
Üyelik tarihi: 05-09-2007
Bulunduğu yer: Isviçre
Mesajlar: 7,434
|
Nilay Yılmaz
Yok böyle renkli menajer !!!
Uzun söze gerek yok. Oynamaya değilse de yazmaya yerim dar. Yorumcu-menacer ve bunların muhteşem karışımı ve karıştırıcısı Sinan Engin, ruhundaki hezeyanları kulübe, takıma ve taraftara aşılamayı başardı. Oysa ki o, başarı denen şeyi sadece şampiyonluğa sabitlemişti. Görmeli ki şampiyon olmadan da birçok şey başarılabiliyor. O bunu hakkıyla yaptı; ama bu sırada 104 yılda ilmek ilmek örülen değerler ve itibar yerle bir oldu. Olsun! Sevgili menacerimiz için başarıya giden yolda her şey mübah. Merakım şudur; başarıya gidilen yolda böylesi başarısızlıklar da mübah mıdır?
Sivas maçının bitimiyle, uzatılan mikrofonlara, gözlerini devirip mahsun bakışlarla demeç verdiğinde, insan ruhunun felsefeye mesele çıkartan bencillik meselesine ek konular çıkardı Sayın Engin. Tabii ki farkında bile olmadan.
Menacer Sinan Engin diyor ki; "şampiyonluk yolunda çok büyük yara aldık." Ardından başlıyor taraftarı eleştirmeye. Eğer takıma destek olsalarmış bu maç kazanılırmış...
Sinan Engin ciddi mi, yoksa hepimizle kafa mı buluyor bir an emin olamadım. Eğer ciddi olsaydı, sadece bir hafta önce "sahaya PAF takımla çıkacağız" demecini verir miydi sevgili Başkan'ıyla birlikte? Ve tabii yanındaki ligden çekilme tehdidi promosyonuyla birlikte. Bu şampiyonluk denen illet, bir haftada mı değer kazandı? Yönetme becerisi, değerler, etik diye tabir edilen her şeyi bir haftada yerle bir ettikten sonra şampiyonluk yolunda alınmış yaradan ne zarar gelir ki?
Şampiyonluk nedir?
Bu basit soruya, "Bizim sevgimizin yanında hiçbir şey!" cevabını verir Beşiktaş taraftar kültürü. Fakat gene de insan ruhu sevmek kadar, sevilmek de ister. Şampiyonluğu da hasretle bekler insanlar ve pek tabi haklarıdır da. Ancak her şey değildir. Şükür ki o tribünler bu ruha sadakatlerini yitirmiyor...
Sivas maçının ardından takımın değil kendisinin protesto edildiği gerçeğini, ucuz demeçlerle geçiştirmeye çalışan ve bu tip manevralarla herkesi kandırabileceğini sanan Sinan Engin, önümüze yine yeni ve yeniden 100. yıl şampiyonluğunu sürüyor. Ve bu artık kabak tadı veriyor. Başarıda, kendisi ve sevgili başkanı dışında herkesi yok sayan zihniyete, içimden "Kupanı da al git!" demek geliyor ama...
Madem bu kadar mahir bir menacerdir kendileri, öyleyse görevde oldukları 99. ve 101. yılların açıklaması nedir? Bir cevap hep vardır ve bulunur değil mi? Luce gibi bir kurban mesela!
Kerameti kendiyle özdeşleştiren Sinan Engin, son 13 yılda bir kez şampiyon olunduğunu ve bunda da kendisinin payı olduğunu söylüyor. Oysa, telefon kayıtları diyor ki; "Şampiyonlukta hiç mi payımız yok Sinan!" Büyük ağabey soruyorsa başkaları da sorabilir sanırım. Peki ya Beşiktaş taraftarı? Taraftarın hiç payı yok mu?
Sitemkar Engin
Tribünlere sitem edip futbolcusuna timsah gözyaşı döken Engin, Liverpool maçının ardından suçu futbolculara atarken malzemenin kötülüğünden dem vurmamış mıydı? Ve ocak ayında başlayacak olan revizyondan söz etmemiş miydi? Şimdi o futbolculardan keramet beklerken suçu tribüne atmak da neyin nesi?
İşte tüm bunlar Sinan Engin'in değişken yüzünün göstergesidir. Yorumcu Sinan Engin keskin kılıçlarla eleştirirken, menacer Sinan Engin kendinden başka herkesi harcayabilecek kadar gözü kara olduğunu gösteriyor. Şimdi ben de gönül rahatlığıyla yazabilirim: "Beşiktaş'ı köy takımına çevirdiniz. Hem de idari anlamda. Böyle durumlarda sarıldığınız en iyi silah olan demogoji de sadece sizi olduğunuzdan daha kötü durumlara düşürüyor..."
Kameralara gözlerini süzerken giderse birileri gibi tazminat almayacağını da belirtiyor. Hala tehditkar, hala ucuz yoldan delikanlı kültürü... Kim o birileri? Neden diz kapağına çalışır gibi bir yerlere mesaj verme anlayışı? Neden üçüncü sınıf taktikler? Ayrıca tazminat neden kötü? Bilmeyen de Sinan Engin'i kulüpte gönüllülük temelinde çalışıyor zanneder. Bu ne absürd komedidir? Ve ben hala niye bu olaylara yeni tanık oluyormuş gibi sinirleniyorum?
Aslında daha yazacak çok şey var; ama dedim ya yerim dar. Son söz yerine şunu söylemek istiyorum sadece: Yorumcu Sinan Engin, Jean Tigana için, dünyada bu renk bir hoca olmadığını buyurmuştu. Peki böyle renkten renge giren bir menacer dünyanın neresinde görevinde kalabilir ki?
__________________
Sadece Beşiktaşk!
|
|
|
|
11-20-2007, 10:07
|
#2
|
|
Yönetici
Üyelik tarihi: 05-09-2007
Bulunduğu yer: Isviçre
Mesajlar: 7,434
|
20.11.2007 :
Holigan yazarlık!
"İyi ki sakatlandıcı" yazarlarımızdan biri var ki, Milli Takım'la ilgili yazılarında bile amigoluğu aşıp holigan yazarlığın güzide örneklerini veriyor. Yazılarla diyorum çünkü maçın ertesi günü, 18 Kasım'da, bu "yazarımızın" iki ayrı gazetede yazısı yayınlandı. Aslında büyük başarı... Maç izlerken yazı yazmanın zorluğunu bilirim, beceremem de zaten. Ama bazıları iki yazı birden çıkarıyor. Bravo demek lazım aslında... Maçı hangi arada izliyor şaştım kaldım. Bir de eski futbolcu yorumculara yazamaz derler!
Bu "yazarımız" Selçuk Yula, Pas Fotomaç'ta "Eskiye dönmeyin" başlıklı yazısının başında şöyle demiş: "Yalnız gene kadroda büyük bir yanlış vardı. O da sağ kanattaydı. Gökhan Gönül dururken İbrahim Kaş ile başlamak büyük hataydı. Bir tarafta Avrupa'da sekiz gol yiyen takımın futbolcusu, diğer yanda Avrupa'da namağlup olan bir takımın oyuncusu. Bir Avrupa maçı oynadığımıza göre tercih kimden yana kullanılmalıydı?"
Bu yazdığı yetmemiş Yula'ya ki -belki de yazacak şey bulamadı- Takvim'deki "Artık finallerdeyiz" adlı eserini de şöyle bağlamış: "Takımımızı canı gönülden kutluyoruz ama şu soruları da sormadan geçemiyoruz. Ülkemizin en formda sağbeki Gökhan ayrıca Avrupa'da namağlup Fenerbahçe'de mükemmel maçlar çıkartıyor. İbrahim Kaş nerden çıktı? Avrupa'da sekiz gol yiyen takımın savunma oyuncusuyla, sapasağlam bir takımın futbolcuları arasındaki tercih bu şekilde yapılmamalıydı."
Evet! Gökhan Gönül dururken, yani esası varken, hem de çok iyi oynarken, yalancı sağ bekle oyuna başlamak bence de yanlış. Ama birileri hatırlatmalı Yula'ya! Muhtemelen 6 Kasım 2007'den beri günde en az 10 defa tekrarladığı "Avrupa'da sekiz gol yiyen takım"da İbrahim Kaş yoktu!
Olsa ne olacak?
Yula'yla anladığı dilden konuşmak en iyisi aslında... Mesela;
Sigma Olomouc'a 7-1 yenilen Fenerbahçe kadrosundaki oyuncular ne kaybetti futbolculuğundan? O maçtan sonra Engin ve Oğuz için "Sigma Olomouc diye bir takımdan 7 gol yedi bunlar, Milli Takım'da ne işleri var" mı dendi? İş tribünde orkestrasyon kurmaksa, bunu Yula'dan daha iyi yapabilecek olanlar susuyorsa bilinsin ki edep denen şeyden ileri gelmektedir.
Ya da kendisi Fenerbahçe kadrosundayken, Fenerbahçe 1983'te Bohemians Prag'a 4 - 0, 1985'te Göteborg'a yine 4 - 0 yenildikten sonra Milli Takım'da oynamamış mıydı? Onun için de birileri "ne işi var Milli Takım'da" demiş miydi? Milli düzeyde ülkenin yüzünün yerden kalkmadığı dönemlerin futbolcularından biri, bugün yazı yazmanın rahatlığını keşfetmişse bizim de hafızalarımız vardır. Yetmediği yerde internet denen şey vardır. Önüne kendisinin kariyer tablosunu sunmak pek de zor değil...
8-0'ı üç kez milli düzeyde yaşamış bir ülkenin spor "yazarı" bunu yaparsa, böyle yazarsa onun adı amigoluktur. Tamam amigoluk kötü bir şey değildir; ancak yazarlığı amigoluğa çevirmek rezalet bir şeydir. İşte o zaman buna kısaca holiganlık demek lazımdır.
__________________
Sadece Beşiktaşk!
|
|
|
|
11-21-2007, 08:56
|
#3
|
|
Kartal Pençesi
Üyelik tarihi: 28-08-2007
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 4,005
|
Nilay'ın yüreği var
Norveç maçının o ilk değişiklik dakikasından beri onları düşünüyorum...
İbrahim Kaş'ı ve Gökhan Gönül'ü...
Biliyorsunuz, birincisi sakatlanınca, ikincisi girdi oyuna...
Ve anlı şanlı yorumcularımız, ulusal ahkam kesicilerimiz bu tercih ve zorunlu değişiklik üzerine kılıç kalem keskin dille anormal insafsız yorumlar getirdiler.
Filiz gibi geleceği olan iki delikanlı üzerinden demediklerini bırakmadılar. Yok Terim'in yanlış tercihi... Yok zamanında gelen sakatlık (!!!) ya da yukarıdan Tanrı'nın müdahalesi(???)...
Gökhan Gönül'ü överken İbrahim Kaş'ı neredeyse suçlu ilan ettiler.
Hiç acımadan...
Maç gününden beri ibretle izledim bu yorum harikalarını (!)
Bildiğim kadarıyla o arena korosundan bir kişi, sadece 1 kişi ayrılıp İbrahim Kaş'a yapılan ayıbı kınadı.
Milliyet Taktik'te Nilay Yılmaz, yüreğinin sesiyle isyan etti.
İyi ki varsın, çok yaşa Nilay!
Atilla GÖKÇE
|
|
|
|
12-21-2007, 07:56
|
#4
|
|
Yönetici
Üyelik tarihi: 05-09-2007
Bulunduğu yer: Isviçre
Mesajlar: 7,434
|
21.12.2007
Ey galibiyet sen nelere kadirsin!
Haftalardır herkes tarafından eleştirilen Beşiktaş, Ankaragücü maçını 3-1 kazanınca futbol programlarımızın hepsinde övgüye mazhar oldu.
Liderin puanı 35, Beşiktaş'ın puanı 31'miş. Fenerbahçe de, Galatasaray da ikinci yarı İnönü'ye geliyormuş. Beşiktaş şampiyonluk iddiasını sürdürüyormuş... O yüzden de Beşiktaş başarılıymış... Mış da mış...
Oynanan oyun kötü ve bunu birçok yazar da ifade ediyor. Ama bizim spor değil, skor yazarları, Beşiktaş son maçta 3 puanı cebine indirince takımı başarılı ilan etti... "3 puanlı sistemde" -ne demekse- bir maça göre başarılı ya da başarısız ilan edilmek... Böyledir bizim buraların spor yazarları...
Puan durumuna göre başarıyı da tartışmak gerekir kanımca. Zevk vermeyen bir futbolla maçlarını paldır küldür kazanmak, yarıştığı rakiplerin puan kayıplarından medet ummak başarının kıstası olmasa gerek... Zannederim ki başarı, belirlenen çıtaya yakın hamleler yapabilme kabiliyetiyle orantılıdır. Maalesef ligin ilk yarısı boyunca bu Beşiktaş'ta görülen son şeydi...
Puan cetveline göre arada sadece dört puan var. Beşiktaş şampiyonluğa da oynar, şampiyon da olur... Ancak bu hafta Galatasaray'ın da, Fenerbahçe'nin de ne top oynayacağını kestirebiliyoruz az çok. Ya Beşiktaş'ınkini? Beşiktaş'ın ne oynayacağını, nasıl oynayacağını bilen var mı? Bir sonraki maçında her sonucu alabilecek kadar belirsizliklere yelken açmış bir takımın şampiyonluk iddiası kendi içinde başarıdır ama üç gün önce, oyuncuların, tarihe geçecek bir maçın (Porto) önemini kavramadan sahada sergiledikleri oyun ligde alınmış bir galibiyetle yok sayılmamalıdır.
__________________
Sadece Beşiktaşk!
|
|
|
|
12-21-2007, 07:57
|
#5
|
|
Yönetici
Üyelik tarihi: 05-09-2007
Bulunduğu yer: Isviçre
Mesajlar: 7,434
|
sirf skor yazarlari degil, skor taraftarlarida aynisini yapiyor maalesef
__________________
Sadece Beşiktaşk!
|
|
|
|
12-28-2007, 15:14
|
#6
|
|
Kartal Pençesi
Üyelik tarihi: 28-08-2007
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 4,005
|
Bir İbrahim azaldı...
Türkiye futbolunun temel sorunudur; çok yetenekli ama disiplinsiz oyuncu yığınağı. Ve yine futbolumuzun bu konuya çözüm arayışlarının bir yolu da futbolcuları kazanmaya çalışmaktır. Temeli kazanmaya odaklanmış bir oyunun oyuncularını kazanma faaliyeti, kendi içinde oldukça ironiktir. Fakat bu futbolumuzun gerçeğidir...
İbrahim Akın da futbolumuzun son üç yılını işte bu sorunla oyaladıktan sonra Beşiktaş'tan ayrılıyor. Büyük ihtimalle İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a gidecek. Söylenecek tek şey bu transferin üç tarafa da hayırlı olması.
İbrahim Akın, Beşiktaş'ta görece kısa ama performansına göre oldukça uzun bir dönem geçirdi. Şimdi ona gösterilen özverinin yarısını bile sahaya yansıtmadan başka bir kulübün yolunu tutuyor.
"Büyük futbolcu olacak" deniyordu onun için. O, bu yeteneklerin tamamına sahip olabilir. Ama büyük futbolcu olmanın yolu sadece bu yeteneklerden geçmiyor ki... Bu ruhu taşımanın da çok büyük bir önemi var. Liderlik ruhunu taşıdığına dair bir ışığı bize göstermedi değil. Geldiği ilk sezonda, İzmit'te oynanan Gaziantep maçında hezimete karşı tek başına direnmiş, yenilgiyi kabullenmemişti. 4-0'lık yenilgiden 4-3'e gelen maçta arkadaşlarını dirilten işte bu gencecik oyuncuydu.
Sonra ne oldu? Sonra o da olan bitenin akışına kapıldı. Ruhu geçmiş, futboldan beklentisi kalmamış oyuncuların yanında, kendi başlamamış kariyerini de bitirmeye doğru yelken açtı...
İbrahim'in Beşiktaş günlerinden kimler gelip kimler geçmedi ki?.. Del Bosque, Rıza Çalımbay, Jean Tigana, Ailton... Ailton giderken onu anlatıyordu. Sahada kendisini nasıl çıldırttığını... Tigana onu kadro dışı bırakıyordu. Bir tek Del Bosque ona inanıyordu. Bunda da her ikisinin de Beşiktaş'a yeni gelmesi gözardı edilemez. Nitekim Akın da en çok onu sevdiğini açıktan beyan ediyor. Bu da futbolumuzun başka bir sorununa parmak basıyor. Futbolumuzun baba figürüne ihtiyacına...
Kuşkusuz, futbolumuzun bu sıkıntısını çözümleyecek psikanalistler vardır. Bu basit spor yazarına Freudyen çözümlemeler yapmak ağır gelecektir. Ancak bu sorunu, bu sıkıntıyı görmek için de büyük kütüphanelerin kalın ciltli kitaplarını hatmetmek gerekmiyor. Hücrelerine kadar profesyonel olmayı dayatan ve bunu içselleştirmiş bir alanda yeri geldi mi duyguların bu denli öne çıkması da garipsenecek bir şeydir.
Beklenen İbrahim Akın...
İbrahim Akın'ın yeni takımındaki yeni macerasına dair fikir yürütmek gerektiğinde olabilecek en iyi şey nedir ki? Onun tekrar kazanılması ve eski beklenen İbrahim Akın olması. Eski değil beklenen. Yani hep istenen ama hiç elde edilemeyen performanstan söz ediyoruz. Sonra? Sonra olabilecek en iyi şey Akın'ın büyük bir kulübe transferidir. İyi ama Akın bunu zaten yapmıştı. Futbolunun başında büyük bir takımdaydı. Ve o bu fırsatı kendi eliyle itti.
İbrahim Akın'ı konuşurken Beşiktaş'ın yaşadığı çalkantıları görmezden gelecek değilim. Ancak tüm bunlara rağmen takımdan gönderilen onca futbolcu olmasına rağmen ona tanınan şansları da görebiliyorum.
Biliyorum ki çürük elmalar poşetteki sağlamları da çürütür. Ancak, krizler, sıkıntılar önderleri yaratır. Her kriz, her sıkıntı onunla baş edecek veya ondan sıyrılabilecek önderlerini de yaratır. Oyunun, sahanın, kulübün veya hayatın önderlerini...
Buna "tarihin determinist yönü" der işi bilenler ve eğer o olmasaydı bugün hâlâ ateşi ve yazıyı bulamadan geçer giderdi ömürlerimiz.. İbrahim Akın'dan beklenen ise yazıyı icat etmesi değildi. Sadece güzel yazabilmesiydi.
Parlayan her şey...
Onun futboluna damgasını vuran yeteneği değil vurdum duymazlığı olacaktır. Geçen sezon Bursaspor maçında çift sarı karttan oyundan atılması ve beş gün sonra Brugge maçında aynı biçimde ihracı İbrahim Akın'ı anlatmak için kısa bir özettir aslında.
Bizim onu eleştirmemizden öte onun kendini inkar etmesidir önemli olan. Çünkü yetenek her futbolcuda vardır. Olmasa ligin en üst düzeyinde şans bulamaz. Bu şansı bulduktan sonra önemli olan ise işine duyduğu sevgi ve ona verdiği emektir. İbrahim Akın bu emekten kaçınmıştır. Geldiği yeri baki görmüştür. Yanlış olan budur. Ona baktığımda aklıma gelen şey bir Alman atasözüdür. Ve o söz der ki: "Parlayan her şey altın değildir."
İbrahim Akın büyük ihtimalle İstanbul'da kalacak. Ona çok inanan Abdullah Avcı'yla yoluna devam edecek. Canı gönülden dilerim ki; benim de içinde bulunduğum çoğunluk yanılır ve Abdullah Avcı haklı çıkar. Ama hangimiz haklı çıkarsak çıkalım kesin olan bir şey var ki; bu sürecin sonunda haklı çıkmayacak tek kişi İbrahim Akın'dır.
Ona futbolunun kalan bu uzun bölümünde içten bir şekilde başarı dilerim. Ve bu yazının sadece ona değil, Türkiye'de futbolcu olmayı yeterli gören her yeteneğe yazıldığını belirtmek isterim...
|
|
|
|
01-08-2008, 07:58
|
#7
|
|
Yönetici
Üyelik tarihi: 05-09-2007
Bulunduğu yer: Isviçre
Mesajlar: 7,434
|
08.01.2008 :
Susmak onaylamaktır!
Koray Avcı'yı sadece bir ön libero gibi düşünüp takasa sürdülerse bu futbolu yöneten Beşiktaş ulemalarının aymazlığıdır. Sezon sonu bitecek sözleşmesiyse eğer sebep, bu onların hesap kitaptan zerrece anlamamasıdır. Daha önce yazmıştım, yine yazıyorum: Şirketlerini nasıl yönettikleri bizi ilgilendirmiyor. Kulüpler onların babalarının şirketleri değildir. Yani demem o ki, kulüpleri yönetirken tarihini, değerlerini ve geleceğe bırakacaklarını düşünmek zorundadır güzide yöneticiler...
Koray Avcı takasta kullanılacak futbolcu değildir. Bu yetenekleriyle ilgili değildir. Bu kişiliğiyle de ilgili değildir. Bu sadece ve sadece Beşiktaş futbol takımının kaptanlarından biri olmasıyla ilgilidir.
Beşiktaş kulübü kaptanını takas edemez. Bu ayıpla ifade edilemeyecek kadar önemli bir şeydir. Bu gerçekten tükenişin yolunu adımlamaktır. Buna sessiz kalmayı da ayıbın ortaklığı olarak görüyorum. O yüzden de yazarak 105 yıllık bir kulübe özürlerimi iletiyorum...
Tümer Metin, Fenerbahçe'ye transfer olduğunda basında çıkan haberlere göre Murat Aksu, "Beşiktaş kaptanı Fenerbahçe'yle görüşmez" diyerek Tümer'i tesislerden göndermişti. Doğru mudur, yanlış mıdır bilemem; ama "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" diyorum.
Yalanmış hepsi yalan
Beşiktaş kaptanı Fenerbahçe'yle transfer görüşmesi yapamıyor; ama takasta kullanılabiliyor öyle mi? Fikri, düşünceleri hiç önem teşkil etmiyor ve pazara sürülen mal gibi takasa sürülüyor...
Kimse bana "biri Fenerbahçe, diğeri Manisa" masalını anlatmasın!..
Tümer Metin hakkında yaratılan her şey sanal bir öfke kuşağıdır. Taraftarı kendi hesaplarına alet etmektir. Beşiktaş kulübü yönetimi göstermiştir ki, Beşiktaş kaptanı olmak hiçbir değer içermemektedir. Bunu futbolcu yapınca en ağır hakaretlere maruz kalacak; ama kulüp yapınca boynumuzu eğip geçeceğiz öyle mi? Başka? Bundan sonra Beşiktaş cephesinden Tümer'e yapılacak en küçük eleştiriye dahi samimiyetsiz gözüyle bakacağım.
Tümer bu ikiyüzlü futbol dünyasında doğru olanı yapmıştır. Nasıl olsa birileri onu "satacak"tı. O erken davranmıştır. Bunun için de kimseyi suçlayamayız değil mi?
Ayrı bir yazı konusu ama girizgahı son cümleler olsun: Ertuğrul Sağlam bu transferin biçimine onay vererek en büyük hayal kırıklığını yaratmıştır. Peki hocam sekiz yıl önceki gözyaşları ne içindi?..
son cümlenle tasi yerine oturtmussun tesekkürler
__________________
Sadece Beşiktaşk!
|
|
|
|
01-08-2008, 08:33
|
#8
|
|
Kartal Pençesi
Üyelik tarihi: 30-09-2007
Mesajlar: 378
|
İşi yapan transfer sabıkalı Beşiktaş yönetimi olunca herşey normal geliyor...
|
|
|
|
01-08-2008, 09:09
|
#9
|
|
Kartal Pençesi
Üyelik tarihi: 07-09-2007
Mesajlar: 2,180
|
helal olsun valla neredeyse düşüncelerime tercüman olmuş biraz ağır olmuş belki ama sonuna kadar haklı
|
|
|
|
01-08-2008, 10:18
|
#10
|
|
Kartal Pençesi
Üyelik tarihi: 07-09-2007
Bulunduğu yer: Tarsus
Mesajlar: 5,432
|
Ertuğrul Sağlam bu transferin biçimine onay vererek en büyük hayal kırıklığını yaratmıştır. Peki hocam sekiz yıl önceki gözyaşları ne içindi?..
işte bu sorunun cevabını çok merak ediyorum...sen ne diyorsun ertuğrul hoca bu konuda?...
__________________
ŞEREF'in BEŞİKTAŞ'ı.
███████████████████████
BEŞİKTAŞ 1903
███████████████████████
Tek aşk BeşiktAŞK.!
|
|
|
|
|
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Yetkileriniz
|
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
HTML-Kodu Kapalı
|
|
|
Şuan Saat: 22:24.
|
|